• Sonuç bulunamadı

TÜRKİYE DE YEREL YÖNETİMLERİN GELİŞİM SÜRECİ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "TÜRKİYE DE YEREL YÖNETİMLERİN GELİŞİM SÜRECİ"

Copied!
10
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1-Giriş

Bazı görev ve yetkilerin belirli coğrafi bölgelerde kullanımını ifade eden yerel yönetim, ülkenin tüm coğ- rafi alanında görev ve yetki sahibi olan merkezi yöne- timden farklı bir yönetim birimidir. Seçimlerle iş başına gelen, belirli coğrafi bölgede yerel nitelikli kamusal hiz- metleri yürüten ve merkezi yönetimin etki ve denetimi altında olan yerel yönetimler ülkemizde il özel idaresi, belediye ve köylerden oluşmaktadır. Yerel yönetimler denilince akla ilk belediyeler gelir, zira il özel idareleri ile köylerin devleti yani merkezi yönetimi temsil gibi bir fonksiyonu da olup il özel idarelerinde yönetici pozis- yonundaki valinin seçimle değil merkezi yönetim tara- fından atanarak göreve gelmesi il özel idarelerini yerel ile merkez arasında konumlandırmaktayken belediye- ler sadece yerel halkın müşterek ihtiyaçları için görev

ifa etmekte ve başkanları yerel halkın seçimi ile göreve başlamaktadırlar.

Adem-i merkeziyetçilik olarak da ifade edilen yerel yönetimler yasalar uyarınca oluşturulmuş yönetim or- ganlarının yasaların belirlediği tüzel, siyasal ve akçal bazı yetkilerle donatılmaları anlamına gelir1.

2-Yerel Yönetimlerin Varoluş Sebepleri

Yerel yönetimlerin var olması çeşitli sebeplere da- yanmaktadır. Bunlardan birincisi, demokrasi ve plu- ralizm yani çoğulculukla ilgilidir. Demokrasi kavramı Eski Yunanca Demokratia kavramından gelmekte olup, demos eski Yunancada deme (mahalle) sözcüğünden türetilmiş olup “mahallede yaşayan halk” anlamına gel-

1 KELEŞ, Ruşen, Yerinden Yönetim ve Siyaset, İstanbul, Cem Yayı- nevi, 2000, s.11

Yakup AYDIN

Sayıştay Başdenetçisi

TÜRKİYE’DE YEREL YÖNETİMLERİN

GELİŞİM SÜRECİ

(2)

ise İngilizcede government sözcüğü ile eş anlamlı olup

“yönetim” anlamına gelmektedir2. Bu haliyle demokrasi halkın kendi kendini yönetmesi anlamına gelmektedir.

Yerel yönetimler yerel halkın kendi kendisini yönetme isteğinin tezahürüdür. Merkezi yönetime her zaman ulaşamayan, isteklerini ve varlığını hissettiremeyen halk, yerel yönetimler sayesinde merkezle kendisi ara- sında köprü vazifesi de görecek ama daha çok müşte- rek sorunlara yoğunlaşacak bir idari birimi benimseme eğilimindedir.

İkinci olarak, yerel yönetimlerin yerel halkın siyasal eğitim ve bilinçlenmesine yaptığı katkı gösterilebilir.

Halk ülke genelindeki olan biten her şeye müdahale etme isteğini bilinçli ve örgütlü bir şekilde yerel yönetimler üzerinde merkeze duyurma eğilimindedir.

Yerel siyasetin merkezi yönetim üzerindeki etkisini görmek ve bilinçli bir yerelleşme ve örgütlü bir toplumun yerel üzerinden merkezi etkileme

gücünü görmek için Türk siyasal hayatı çok iyi bir örnektir. Yerel siyasette başarılı olanları, merkezi genel siyasette söz sahibi olduğu sıklıkla müşahede edilmektedir.

Üçüncü olarak yerel yönetimlerin halkın ihtiyaçlarına daha iyi ve daha hızlı cevap verebilecekleri noktasında oluşan konsensüstür.

Yerel yöneticilerin halka daha yakın oluşu ve yerel halkın yöneticinin seçimine etki etmiş ve daha sonra edecek olması yerel yönetimlerin halka daha yakın davranmaya itmektedir.

Yerel yönetimlerin varlığının merkezi yöneti- mi de rahatlattığını ve merkezi yönetime yöne- lebilecek kimi bazı tepkilerin yerel yönetimlerce yerin- de çözüme kavuşturulduğu bazen de tepkilere merkezi yönetimden ziyade yerel yönetin muhatap olduğu göz önüne alınırsa yerel yönetimlerin varlığı merkezi yöne- timler açısından da paratoner vazifesi görmektedir.

Merkezi yönetimler ile yerel yönetimler arasındaki ilişkinin ortaklık ilişkisinden, temsilcilik ilişkisine kadar geniş çerçevede bir arka planı olduğu savunulabilir.

Genel ekonomik ve siyasi eğilimlere göre şekillenen bu ilişki genel olarak bir ihtilafı da gözler önüne sermek-

2 ŞENEL, Alaeddin, Çağdaş Siyasal Akımlar, İmaj Yayıncılık, No:14, Ankara, 1995

yönetimden bağımsız olmak hatta onunla eşit olmak isterken mali kaynaklarının kendi kontrollerinde olması isteme eğilimindedirler. Öte yandan genel ülke siyaseti- ni yönlendirip yürütmek yetki ve sorumluluğunda olan merkezi yönetimde yerel yönetimlerin merkezi idarece belirlenen esaslara uymasını ve sapmaların en az oran- da olması için derin bir uğraş içinde olarak yerel güçleri yönlendirme eğilimindedirler.

Bu anlamda yerel yönetimlerle merkezi yönetimle- rin farklı siyasal düşüncelere sahip olması durumunda değişen öncelik durumu aradaki olması gereken uyu- mu bozucu etki yaparken bu defa devreye tarafların karşılıklı güçleri girmektedir. Her ne kadar merkezi yö- netimleri daha güçlü kılan devlet aygıtına hükmetme yani yasa yapma yetkisi varsa da yerel yönetimlerin ye- rel bazı güçleri olduğu aşikardır.

Merkezi yönetim-yerel yönetim ilişkileri her iki ta- rafın sahip oldukları tecrübi, mali, siyasi, örgütsel vs kaynaklarını ulaşmak istedikleri hedefe azami ölçüde hizmet edecek şekilde kullanmaları şeklinde beliren bir rekabet, pazarlık ve karmaşık bir oyun olarak da görüle- bilir. Yönetimler arası müeyyide ve cebirden ziyade kar- şılıklı rızaya dayalı bir denge, bir etkileşimin var olduğu da söylenebilir. Elbette yerel yönetimlere baskı yoluyla merkezi yönetimin isteklerinin uygulanmasını isteyen- ler olduğu gibi, merkezi yönetimin makul isteklerini bile baskı olarak algılayıp, direnen ve merkezi yönetime “so- run” çıkaran yerel yönetimlerde bulunmaktadır.

Merkezi Yönetim Yerel Yönetim

• Kanun Yapma

• Yerel yönetimlere mali kaynak sağlama

• Yerel yönetimlerin har- cama ve vergileme yet- kilerine müdahale ede- bilme

• Yerel yönetimler için standart belirleyebilme

• Denetim

• Ulusal seçmen desteği

• Kendi personeli vasıtasıy- la hizmetleri yürütüme

• Yerel bilgi ve tecrübe

• Yerel hizmetleri bizzat sağlama

• Hizmetleri yürütürken kendi önceliklerini be- lirleyebilme ve hizmet- ler arası kaynak aktarı- mı yapabilme

• Yerel seçmen desteği

(3)

3. Tarihsel Süreçte Yerel Yönetimler

Eski Yunan (cite) ve Roma (municipe) dönemlerinde organize bir şekilde yapılmaya başlanılan kurumsal yerel- leşme girişimleri bu günkü uygulamalara ışık tutmuştur.

Tarihsel süreç içerisinde idari yönetim uygulama- larına bakıldığında, insanların kendi kendilerini yönet- meleri (self determination) yerel yani mahalli idarelerin dolayısıyla demokrasinin gelişimine çok büyük katkı sağlamıştır. Bireylerin demokratik hayata katılarak or- tak sorunların çözümünde katkı sağlamaları ve yöneten yönetilen ilişkilerinde katılımcı bir modelin uygulanma- sı dolayısıyla merkezi yönetiminde elini rahatlatmış ve sorunların büyümeden yerinde çözülerek ülkede olma- sı gerekenden daha fazla sorun ortaya çıkmasının önü- ne geçilmiş olmaktadır.

Yerel yönetim geleneğinin tarihi, geçmişi ortaçağa kadar inen “komün” geleneğinin tarihidir. Belirli bir me- kan üzerinde yaşamını sürdüren bir topluluğun birlikte yaşamaktan kaynaklanan sorunlarını çözümlemek ve toplu gereksinimlerini karşılamak amacıyla oluşturul-

muş birlikteliklere ya da örgütlülüklere “komün” ismi verilmektedir. Komün, yerel bir topluluğa kamu hizmet- leri sağlayan yönetsel, siyasal ve toplumbilimsel birim- lerdir3.

Ortaçağ komünlerini yaratan, belirli toplu gereksi- nimleri karşılamak ve yerel kimlikli sorunları çözüme kavuşturmak gereğiydi. Bu açıdan değerlendirilince, komünlerin görevi, kentsel mekân üzerindeki yaşantı- nın örgütlenmesi ve kentsel topluluğun yönetilmesidir. Bu örgütlü topluluğun yönetilmesini sağlayan yönetsel birim ise “belediye” (municipality) olarak isimlendirilmiştir4.

4-Osmanlıdan Cumhuriyete Kadar Yerel Yönetimler

Sanayi devrimi sonrası köylerden şehirlere hızlanan göç şehircilik için yeni bir dönemin başlangıcı sayılabi- lir. Zira etkileri ülkemizde hala gözlemlenebilen köyden kente göç beraberinde getirdiği olumlu ve olumsuz pek çok etki ile son birkaç yüzyıla damgasını vurmaya de-

3 KELEŞ, Ruşen, a.g.e, s.20

4 ERTAN, Birol, Demokrasi ve Yerel Yönetimler, Review of Social, Economic& Business Studies, Vol 2, s.208

(4)

vam etmektedir. Türkiye gibi geç sanayileşen bir ülkede bugün bile bu göç ve göçün şehirleşmeye ve tabi ki be- lediyeciliğe etkisini İstanbul başta olmak üzere labora- tuar ortamında görmek mümkündür. Bu gün yaşanılan şehircilik sorunların geç sanayileşme ve Batıda yaşanı- lan gelişmeyi şehirleşme anlamında da takip edeme- menin bir sıkıntısı olarak da görmek mümkündür.

Osmanlı Devleti Tanzimat’a kadar büyük ölçüde, bu tarihten sonra ise kısmen İslam Hukuku esas alınarak yönetilmiştir. İmparatorluk safhasında gayrimüslimlere İslamın hoşgörüsüyle muamele edilmesi, gayrimüslim- lerin azınlıklara kendi kültürel ve dini kimliklerini koru- malarına imkan veren bu sistem merkezi yönetimin bü- tünlüğünün sağlanmasında önemli rol oynamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu taşrayı eyalet ve sancak sis- temine dayanan bir yönetim sistemi ile yönetmiştir. Her bir eyalet büyük bir vilayet olup, Köyler kazaları, kazalar sancakları, sancaklar da eyaletleri oluşturuyordu. Sınır- ların en geniş olduğu dönemde 36 adet eyalet mevcut olmuştur. Bağımsız birer devlet olup bugünlerde yöne- tim sistemlerinde “baharı” yaşamaya çalışan ülkeler Tu- nus, Cezayir, Mısır Osmanlı yönetiminde “yazı” yaşayan birer eyalet idiler.

Medine olmakla beraber modern anlamda şehirleşen ilk yer Abbasilere de başkentlik yapmış olan verimli tarım alanlarıyla da öne çıkan Bağdat olmuştur. Osmanlı döneminde planlanarak büyüdüğü gözlenen başta Bursa, Edirne ve son olarak İstanbul ölçüsüz, plansız ve çarpık kentleşme sonucu tarihi dokusunu kaybetmeyle yüz yüze gelerek günümüze ulaşabilmiştir.

Osmanlıda çok gelişmiş olan vakıf sistemi sayesin- de yerleşim alanlarında toplumun ortak ihtiyaçları ge- nellikle vakıfların sağladıkları hizmetleri karşılanıyordu.

Merkezi yönetimin harcama yapmadığı için taraf oldu- ğu bu sistem halkında ortak giderle için vergi verme- mesine sebep oluyordu. Tanzimatla birlikte belediye hizmetleri kadılardan alınarak muhtesiplere verildi.

Ancak kısa bir süre sonra vakıfların güç ve önemlerini yitirmesi ile ihtisap kurumu görevlilerinin de şehirlerin sorunlarını çözmede yetersiz kalışları ile birlikte ihtisap müessesesi yerini modern belediye organlarına bıraktı.

İstanbul’da 1855 yılında kurulan ilk Şehremaneti uygulamasında Şehremini bakanlar kurulunca önerilip Padişah tarafından atanırdı. Belediye meclisleri her sınıftan vatandaşlar arasından seçilirdi.

Gerek Selçuklu Devletinde gerekse Osmanlı impara- torluğu döneminde esnaf teşkilatları ve vakıfların bele- diye hizmetleri yapmaları merkezi idarenin bu yöndeki yükünü hafifletmiştir. Tanzimat dönemine kadar kadı- ların maiyetlerindeki görevlilerle birlikte hem mahalli hem yargısal hem de idari görev yaptıkları göz önüne alınırsa merkezi idarenin mahalli beledi hizmetlere çok müdahale ihtiyacı duymadığı kadıların sadece organize etme ve yönlendirme görevi yaparak ifa ettikleri söyle- nebilir5.

Sanayi devrimi sonrası Avrupa’dan geri kalmış olan Osmanlı İmparatorluğu eğitim, askeri yapı başta olmak üzere Batı sistemini ülkeye getirme çabalarından bele- diyecilikte nasibini almış, Avrupa’daki belediyecilik an- layışı yerleşmeye başlamıştır.

Ülkemizdeki pek çok batı tipi kurumsallaşmada olduğu gibi mahalli idare yapısının da yine Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla ilgi kurulabilir. Tanzimat dönemi devlet adamları batının gücünü ve Osmanlının geri

5 ERGİN Osman Nuri, Mecelle-i Umurı Belediye, İstanbul Büyükşe- hir Belediyesi Yayını, İstanbul, 1995, s 292

(5)

kalmışlığını kabullenmiş ve bunu tersine çevirmek en azından durdurmak için hızlı bir şekilde batıdaki kurumsal yapıları adapte etmeye başlamışlardır.

Kırım Savaşında Osmanlı Devleti, Rusya karşısında Avrupa ülkeleriyle müttefikti. Batılı devletlerin diplo- mat, gezgin ve gazetecileri savaş sırasında İstanbul’da bulunuyorlardı. Bu durum, büyük değişimlere neden olmuştur. İstanbul’da ikamet etmesi gereken İngiliz, Fransız ve İtalyan misafirlerin kalacakları yer ve diğer ihtiyaçları sorun olunca Fransız tipi şehircilik anlayışının ilk emaresi olan Şehremaneti uygulamasına 1854 yılın- da geçilmiş oldu6. Kurulan belediye idaresinin başında merkezi hükümet tarafından tayin edilen bir yüksek memur bulunuyordu. Belediye kararlarının istişare edil- diği şehremaneti meclisi şehrin ileri gelenlerinden ve esnaf temsilcilerinden oluşuyordu.

1855 yılında yeni kurulan İstanbul Şehremanetinin idaresi için 14 maddelik bir nizamname çıkarılmıştır. Bu nizamnamenin ikinci Dersaadet’te bulunanların zaruri

6 Tanzimat sonrası kurulan ilk belediyenin İstanbul’daki Beyoğlu ve Galata semtlerini kapsayan Altıncı Daireyi Belediye olması, örnek alınan Paris Belediyesindeki uygulamada en başarılı belediye hizmet- lerinin, Altıncı Belediye Dairesinde uygulanıyor olmasındandır.

ihtiyaçlarının teminini kolaylaştırmak, esnafın düzenini sağlamak şehir olmanın gerektirdiği intizam ve temizli- ği temin etmek bu idarenin görevleri arasında sayılmış- tır. Şehremaneti Nizamnamesi, İstanbul halkının temel ihtiyaç maddelerini sağlamak, narhı düzenlemek, yol ve kaldırımları yapmak, kentin temizlik işlerine bakmak, çarşı ve pazarları denetlemek ve önceden İhtisab Nezareti tarafından toplanan devlet vergi ve resimlerini hazine adına toplamak görevlerini şehremanetine veriyordu. Şehremaneti şehremini, şehir meclisi ve komisyondan oluşuyordu. Şehremini, İstanbul’da oturan her sınıf Osmanlı’dan temayüz etmiş esnaftan oluşan 12 kişilik şehir meclisine başkanlık yapıyordu7.

Şehir yönetimi dışında adalet ve kamu düzenini de sağlamakla görevli kadının yerine sadece şehrin belediye hizmetlerini görecek Şehreminilerin sayısı İstanbul’da bir zamanlar 14’e kadar çıkmıştır.

1871 tarihli İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnamesi Tanzimat’tan başlayan süreçte yeni bir atılım olmuştur.

Bu düzenlemelerle varlığını günümüzde bile sürdüren

7 http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/kurumsal/BelediyeTarihcesi/Pages/

EskiSehremaneti.aspx(07.10.2011)

(6)

il genel meclislerinin ilk şekli olan Vilayet Umumi Mec- lisleri kurularak aslında mahalli ihtiyaçları gidermek amaçlanırken merkezi idarenin de buradan daha güç- lenerek çıkacağı görülmüş ve bu yapı günümüze kadar sürdürülmüştür.

1864 tarihli İl İdaresi Kanunu illerin bugünkü gibi çift yönlü yönetimi biçiminin kuruluşunun başlangıcı- dır. Merkezi yönetimin taşra ve uzantısı olarak ve mer- kezce atanan vali tarafından yönetim ile ilin iç yönetimi ve yerel halkın bu yönetim de söz sahibi olduğu hukuki kişiliği olan il yönetimidir8.

Osmanlının son dönemi ile Cumhuriyetin ilk dönem- lerinde görülen Fransız etkisi idari yapıyı da etkilemiştir.

Danıştay ve Sayıştay gibi İl Özel İdareleri de Fransız asıl- larından ufak değişikliklerle önce imparatorluk sonrada Cumhuriyet yönetim sistemine entegre edilmiştir. Son dönemde Fransız sisteminden ziyade Anglo-Amerikan sisteminden devşirme yapılarla sorunlara çözüm aran- maya başlamıştır. Elbette aktarmalar aynen olmadığı gibi zaman içinde değişen yerel şartlarda göz önüne alınarak yapılan değişiklikler sistemi sui generis (kendi- ne özgü) bir hale getirmişti.

Klasik dönem Osmanlı beledi kurumlarının yerine Tanzimat Döneminde kurulan kurumlardan biri olan Belediye Daireleri için seçimlerin yapılması konu ile il- gili daha önceki düzenlemelerde yer almasına karşın seçimlerin yapılması ancak II. Meşrutiyet Dönemi’nde gerçekleşmiştir. Türkiye’de ilk belediye seçimleri 1908 yılında Beyazıt Belediye Dairesi için yapılmış ve o gün- den bugüne değişik şekillerde ve gittikçe de sistematik

8 GÖZÜBÜYÜK, Şeref, Yönetim Hukuku, Temmuz, 2008

Osmanlıda şehir yönetimi adli, mülki ve beledi fonk- siyonlar birbirinden ayrılmamıştı. Bu fonksiyonları aske- ri otoriteden de bağımsız yürüten kadı’nın subaşı, naib, imam, muhtesip, çöplük subaşısı ve mimarbaşı gibi yardımcıları bulunmaktaydı. Kadılık kurumu Osmanlı devlet yönetiminde taşra yönetiminin temelini oluştur- maktaydı10.

5-Cumhuriyet Döneminde Yerel Yönetimler

1921 Anayasası, 1876 Anayasası’ndan farklı olarak yerel yönetimlere tüzel kişiliği olan demokratik ve özerk bir hüviyet vermişti. Anayasa yerel meclislerin kendi başkanlarını seçmelerini öngörüyordu. Ayrıca yürütme görevi seçilmiş başkan ile meclis idare kuruluna veril- miştir. Ancak Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilanından sonra 1921 Anayasası değiştirilerek yapılan 1924 Ana- yasası ile yerel yönetimlerin alanı daraltılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti ilk yıllarında yoğun bir merkezi- yetçi yönetimi benimsemiştir. 1944 yılına kadar tek par- ti yönetimi uygulanmış ve bu durum yerel yönetimlere de yansımıştır. Hatta bu dönemde merkezi yönetim, ye- rel yönetim farklılığından bahsetmek bile zorlaşmıştır.

Yerel yönetimleri merkezi yönetimlerin uzantısı olarak görme eğilimi ağır basmıştır11.

1961 Anayasası ile demokratik hak ve hürriyetler genişletilmiştir. Belediye Başkanları tek kademeli ço- ğunluk sistemi ile seçilmeye başlanmıştır. Yerel yöne- tim meclislerinin başkan karşısındaki konumu güçlen- dirilmiştir. Belediye Başkanlarının İçişleri Bakanlarının onayı ile göreve başlama usulü terk edilmiştir. Seçimle iş başına gelen organların bu sıfatları kazanma ve kay- betmelerine yönelik denetim yetkisi bağımsız yargıya verilmiştir.

Cumhuriyet döneminin en uzun süre yürürlükte kalan kanunlarından birisi olan 1930 tarihli 1580 sayılı Belediye Kanunu Osmanlının son dönemlerinden gelen

9 ŞAN, Gündüz, http://www.yerelsiyaset.com/v4/sayfalar.

php?goster=ayrinti&id=1157.(07.10.2011)

10 Devletin kurucusu Osman Gazi’nin Selçuklu yönetimine karşı bağımsızlığını ilan ettiğinde ilk tayin ettiği memur kadı ile subaşı olmuştu. (Bilal Eryılmaz, Kamu Yönetimi, s.185)

11 Ankara’nın meşhur Valisi Nevzat Tandoğan 18 yıl süreyle hem Valilik hem de Belediye Başkanlığı yapmıştır.

Fahrettin Kerim Gökay da 8 yıl İstanbul’da hem Belediye Başkanlığı hem de Valilik yapmıştır.

(7)

tecrübe aktarıldığını ve beklentilerin uzun süre karşıla- nabildiğini göstermesi anlamında önemlidir.

Cumhuriyet kurulduktan sonra zamanın sağlık baş- ta olmak üzere ihtiyaçlarına cevap vermesi beklenen belediyelerde en önemli örnek yeni kurulan cumhu- riyetin başkenti Ankara’nın belediyeciliğidir. Nevzat Tandoğan’ın 17 yıl belediye başkanlığı ile valiliği aynı anda yapmış olduğu başkent yeni cumhuriyetin şehirci- lik anlayışını yansıtan bir konuma gelmiştir12.

1980 askeri darbesi ve sonrasında hazırlanan 1982 Anayasası güçlü bir merkezi yönetim kurmuştur. Yerel yönetim-merkezi yönetim ilişkisinde İçişleri Bakanlığına belirli durumlarda geçici olarak yerel yönetim organla- rını görevden alma yetkisi verilerek yerel yönetimlerin üzerinde baskı kurularak merkezi yönetimlere ağırlık verildiği görülmektedir. Askeri darbe ve yeni anayasa sonrası iktidara gelen yeni sivil hükümet felsefesini li- beralleşme, özel mülkiyet ve demokratikleşmeden yana ortaya koyunca merkeziyetçi eğilimlerin yavaş yavaş yerelleşmeye geçişe başladığı bir süreçte yaşanmaya başlamıştır.

Belediyelerin gelirlerinin önce merkezde toplanıp daha sonra yerel belediyelere dağıtılmaya çalışılmasın- da özellikle farklı siyasal düşünceye sahip merkezi idare ile yerel idarenin arasındaki sorunlar ve iletişimsizlikler ile yerel idare birimlerinin sayıca çok fazla olmasına mu- kabil hizmet üretebilecek gelirden yoksun olması bele- diyeciliğimizin istenilen düzeyde gelişememesinin en önemli sebeplerinden olarak sayılabilir.

12 1950 yılına kadar olan dönemde pek çok büyükşehirde Valiler aynı zamanda belediye başkanı idiler. Belediye başkanları 1950 son- rası dönemde Belediye Meclislerince seçilmeye başlandı. 1963 yılın- da yasalaşan 307 sayılı Kanun ile belediye Başkanlarının doğrudan, serbest ve nispi temsil esasına dayanan bir seçimle göreve gelmeleri kabul edilmiş oldu.

Türlerine Göre Mahalli İdarelerin Sayısı

Türü İl Özel

İdaresi Belediye Köy Toplam

Sayısı 81 2.950 34.395 37.426

Kaynak: Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü 2010 Faaliyet Raporu

2004 yılında yasalaşan 5272 sayılı Belediye Ka- nunu Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilince, 03.07.2005 tarihinde yasalaşan 5393 sayılı Belediye Ka- nunu gelişen ve beklentileri artan belediyeciliğimizin yeni çerçevesini belirlemiş ve belediyeciliğe yeni bir ivme kazandırmıştır.

Ülkemizin idari yapısının 1982 Anayasasının 123’üncü maddesinde ifade edildiği şekilde bir bütünlük ve uyum içinde yönetimi amaçladığı görülmektedir.

Anayasamızın 123’üncü maddesinde ülkemizin yö- netim sisteminde idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve idarenin kanunla düzenleneceği ifade edilmektedir. İdarenin kuruluş ve görevlerinin merkez- den yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanaca- ğı ayrıca vurgulanmıştır. İdarenin bütünlüğünden Türki- ye Cumhuriyeti devletinin üniter yapıyı benimsediğini, yerel yönetimlerin merkezi idarenin gözetim ve deneti- mi altında faaliyet göstermesinin uygun gördüğünü an- layabiliriz. Yerel yönetimlerin vesayet denetimiyle belli bir çizgide tutulmaya çalışıldığı bu yapının siyasal bir tercih olup herhangi bir zamanda daha esnek bir yapıya da geçmesi siyasi bir karar olacaktır.

1982 Anayasasının 127. maddesine göre;

“Mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene ka- nunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluş- turulan kamu tüzelkişileridir.

Mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla dü- zenlenir. Mahalli idarelerin kanun dışı düzenlemeler- le kurulması idare edilmesi mümkün değildir. Bu da Anayasa’nın mahalli idarelere verdiği önemi göster- mektedir.

(8)

• Mahalli idareler kamu tüzel kişiliğine sahiptirler.

• Mahalli müşterek ihtiyaçları karşılamak için kurulurlar.

• Yetki ve görevleri kanunla düzenlenir.

• Karar organları seçmenlerce belirlenir.

• Mahalli idareler, merkezi idareden bağımsızdır. An- cak idarenin bütünlüğü ilkesi gereği merkezi idarenin mahalli idare üzerinde vesayet yetkisi vardır.

• Bakanlar Kurulu Kararı ile aralarında birlik kurabilirler.

• Büyük yerleşim yerlerinde özel yönetim biçimleri (büyükşehir belediyesi gibi) kurulabilir.

İl özel idaresi, il sınırları ile çevrili bir coğrafi alanda yaşayan insanların orada yaşamalarından kaynaklanan ortak ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuştur.

Dolayısıyla il özel idareleri sadece şehir kasaba ve köyler gibi yerleşim birimleri değil, aynı zamanda bağ, bahçe, tarla, orman gibi arazilerle, akarsular ve yollarda faaliyet gösteren bir yer yerinden yönetim birimidir. Belediye, insanların topluca yaşadığı “belde”lerde faaliyet gösterirken, il özel idareleri coğrafi olarak belirlenmiş il sınırlarında yetki ve görev sahibidir13.

Belediyelerin mahalli müşterek ihtiyaçları karşılama- sı, ihtiyaçların yerinde çözüme kavuşturulması esasına göre hareket edilmesi anlayışına dayanan mahalli ida- reler özellikle siyasi bazı mülahazalarla en küçük belde, kasaba ve köylerin bile belediyeye çevrilmesi sonucu hizmet üretemez hale gelmiştir. Öyle belediyeler vardır ki personel maaşlarını zamanında ödediğinde kendisini başarılı bulmuşlardır.

13 Kemal GÖZLER, Gürsel KAPLAN, İdare Hukuku Dersleri, Ekin Yayınları, Bursa,2011, s.183

Yılı Belediye Sayısı

1923 öncesi 389

1923 421

1930 492

1940 549

1950 628

1960 995

1970 1.303

1980 1.717

1990 2.061

2000 3.215

2005 3.225

2008 3.225

2010 2.950

Kaynak: Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Faaliyet Raporu

İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye’de 16 Büyükşehir Belediyesi, 65 il belediyesi, 143’ü büyükşehir ilçe belediyesi olmak üzere 892 ilçe belediyesi, 1977’si belde belediyesi olmak üzere 2950 adet belediye bulunmaktadır. Aşağıdaki tablodan da görüleceği üzere 2950 belediyenin 2058’inin nüfusu 5.000’in altındayken 1023 ünün nüfusu ise 2000’in bile altındadır. Hizmet üretmekten ziyade varlık, yaşam mücadelesi veren bu belediyelerin sayısal olarak değil niteliksel ve hizmet kapasitesi olarak gerekse birleşme, kapatılma suretiyle daha büyük ve kapasiteli belediyelerin buralara hizmet götürmelerinin yolu açılmalıdır.

Nüfus Aralığı Büyükşehir İl Büyükşehir

İlçe İlçe Belde Toplam

0 - 1.999 59 964 1.023

2.000-4.999 212 823 1.035

5.000-9.999 6 174 143 323

10.000-24.999 2 9 175 43 229

25.000-49.999 5 19 62 3 89

50.000-99.999 22 18 53 1 94

100.000-249.999 26 31 14 71

250.000-499.999 1 10 44 55

500.000-999.999 6 16 22

1.000.000+ 9 9

Toplam 16 65 143 749 1.977 2.950

Türlerine ve Nüfus Aralıklarına Göre Belediyelerin Dağılımı (2010)

Kaynak: TÜİK ADNKS 2010 nüfus sayımı verilerine dayarılarak hazırlanmıştır.

(9)

Nüfusu 2000’in altında olan belediyelerin Köye dö- nüştürülerek daha etkin bir bürokratik yapı ve daha hızlı ve sağlıklı hizmet alması amaçlanan söz konusu beledi- yeler Mart 2008’de çıkan 5747 sayılı Kanunun Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın ve en son olarak da Yüksek Seçim Kurulunun aldıkları kararlar sonucu uygulana- maz hale gelmesi sonucu bu belediyelerden pek çğu ha- len varlıklarını devam ettirmektedirler. Ancak bu yol ge- rekli yasal düzenlemelerden sonra tekrar denenmelidir.

Belediyelerin kurulması, yetkileri, görevleri ve or- ganlarına ilişkin uygulanan genel kanun 5393 sayılı Be- lediye Kanunu’dur. Büyükşehir belediyeleri için Büyük- şehir belediyesi Kanununda hüküm olmadığı zaman uygulanacak olan Belediye Kanunu’nun yanı sıra 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu da ilgili belediyeler için özel kanun olarak uygulanmaya devam etmektedir.

Mahalli idareler denilince il özel idareleri ile beledi- yelerin birbirlerinden farklılıklarını gözden ırak tutma- mak gerekiyor. Yeni il özel idaresi kanunu ile mahalli seçmenlerin yönetiminde daha fazla söz sahibi olma- sına rağmen, başında merkezi hükümetin atadığı bir memur olan valinin bulunduğu il özel idarelerinin bele- diyeler kadar mahalli müşterek ihtiyaçlara eğilerek self

determinasyon anlamında demokratik oldukları söyle- nemez. Uygulamada da halkımızın en ufak sorununda öncelikle, kendisi oy verse de vermese de, belediyenin kapısını çaldığı ve sorununa öncelikle belediyeden çö- züm beklediği görülmektedir.

Mahalli idare birlikleri coğrafi ve ekonomik olarak bir mahalli idarenin gücünü ve yetkisini aşan müşterek sorunların birbirine yakın mahalli idarelerce ortaklaşa çözüme kavuşturulması amacıyla oluşturulmuş idari birimlerdir. 1580 sayılı Belediye Kanununda hüküm altı- na alınmışken yeni düzenlemelerle münhasıran özel bir kanun, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu ile dü- zenlendiğini ve kanun koyucunun mahalli idare birlikle- rine eskisine oranla daha fazla önem verdiğini ve onlar- dan daha fazla hizmet beklediğini ifade etmek gerekir.

Sonuç:

Türkiye’de Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkmaya başlayıp günümüze kadar çeşitli aşamalardan geçerek gelen mahalli idareler, hem yerel hizmetlerin görülmesi alanında hem de seçimlerin kurumsallaşma- sıyla birlikte, yerel halkın en fazla ilgi duyduğu kuruluş- lar haline gelmişlerdir. Yerel seçimler genel seçimleri aratmayan bir havada geçmektedir.

(10)

Özellikle Avrupa Birliği sürecindeki ülkemizde yerel yönetimler alanında yaşanan gelişmeler ve reform ni- teliğindeki düzenlemelerle belediyelerin görev, yetki, gelir kaynakları artmaya başlamış, yereldeki halkın ih- tiyaçlarını çözme noktasında bir hayli yol katedilmiştir.

34 Milyar TL’si Belediyeler olmak üzere Yerel Yönetimle- rimizin harcadığı toplam tutarın 52 milyar TL’yi bulduğu 2010 yılı sonu itibariyle yerel yönetimlerin makro eko- nomi üzerinde de hafife alınamayacak derecede önemli olduğu söylenebilir14.

Yerel yönetimlerin genel siyasette bir okul olduğu yolundaki görüşler, bize yerel yönetimlerin ve yerel

14 Ayrıntılı bilgiler için Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü 2010 yılı Faaliyet Raporuna bakabilirsiniz.

seçimlerin önemine dair önemli bilgiler vermektedir.

Ülkemizin önde gelen siyasetçilerinin belediye geçmiş- lerinin olması yerel siyasetin ülke siyasetinde ve yöneti- minde etkisinin tahmin edilenden fazla olduğunu gös- termektedir.

Yerel yönetimlerin sayıca fazla olmasından ziyade niteliklerinin ve hizmet kapasitelerinin artırılmasına yö- nelik yapılacak düzenlemelerin yerel demokrasinin güç- lenmesine yarar sağlayacağı gibi merkezi hükümetlerin yükünü de azaltacağına en azından azaltması gerekti- ğine inanmak gerekmektedir. Bu anlamda Sayıştay’ında yenilenen denetim sisteminde artık bu tarz sorunları daha bilimsel verilerle dile getirerek çözüm önerilerinin uygulayıcıların istifadesine sunması beklenmektedir.

KAYNAKÇA

• ORTAYLI İlber, Tanzimattan Sonra Mahalli İdareler, TODAİE yayını,Sevinç Matbaası, Ankara,1974

• ERGİN Osman Nuri, Mecelle-i Umurı Belediye, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayını, İstanbul, 1995

• ŞAN, Gündüz, Osmanlıdan Günümüze Belediye Seçimleri http://www.yerelsiyaset.com/v4/sayfalar.

php?goster=ayrinti&id=1157. (07.10.2011)

• BİLGİÇ, Veysel, Yerel Yönetimler, 21.Yüzyıl Yayınları,1998

• ŞENEL, Alâeddin, Çağdaş Siyasal Akımlar, İmaj Yayıncılık, No:14, Ankara, 1995

• ERTAN, Birol, Demokrasi ve Yerel Yönetimler, Review of Social, Economic& Business Studies,Vol 2

• İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü 2010 Yılı Faaliyet Raporu

• GÖZLER Kemal, KAPLAN Gürsel, İdare Hukuku Dersleri, Ekin Yayınları, Bursa, 2011

• KELEŞ, Ruşen, Yerinden Yönetim ve Siyaset, İstanbul, Cem Yayınevi, 2000

• GÖZÜBÜYÜK, Şeref, Yönetim Hukuku, Temmuz, 2008

Referanslar

Benzer Belgeler

Bir beyaz leylekte (Ciconia ciconia) Lucilia sericata (Diptera: Calliphoridae) kaynaklı travmatik myiasis olgusu.. Mehmet Yaman¹, Aykut Zerek¹* ,

 b) Çevre düzeni plânına uygun olmak kaydıyla, büyükşehir belediye sınırları içinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte nazım imar plânını yapmak, yaptırmak

“Belediye daha küçük kent merkeziyle ilgileniyor, belediyeler küçük bakıyor” “il genel meclis üyeliğinde olduğumuz gibi belediye meclis üyeliğinde

Özel idarelerin özerk bir yerel yönetim idaresi haline gelebilmeleri yasal yönden ilk defa “1876 Kanuni Esasi” ile mümkün olmuştur. Meşrutiyet Anayasası ile

naklar, Cumhurbaşkanının öte yandan partilerin son Bugün Gürsel’in parti 11- İnönü'yü Başbakanlığa tâyin defa bugün Meclis grupları- derleriyle yaptığı

Petit Palais des Champs-Elysées, vient de s’ enrichir d’une importante collection d’ œuvres de Ziem; il convient d’ajouter que, cette bonne fortune, il la

Aziz naaşı 20 Kasım Pazartesi i bugün) saat 12.30’da TRT İstanbul Radyosu nda yapılacak törenden sonra, ikindi namazını müteakip Levent Camii’nden alınarak,

A) won't have met B) shouldn't have met C) haven't been able to meet D) must not have met E) didn't use to meet. 40- Without the many electrical appliances we use in our homes,