XIX. YÜZYILIN İLK YARISINDA ANTAKYA (1800-1850)

311  Download (0)

Tam metin

(1)

TARİH (YAKINÇAĞ TARİHİ) ANABİLİM DALI

XIX. YÜZYILIN İLK YARISINDA ANTAKYA (1800-1850)

DOKTORA TEZİ

Adem KARA

ANKARA- 2004

(2)

TARİH (YAKINÇAĞ TARİHİ) ANABİLİM DALI

XIX. YÜZYILIN İLK YARISINDA ANTAKYA (1800-1850)

DOKTORA TEZİ

Adem KARA

Tez Danışmanı

Prof. Dr. Yücel ÖZKAYA

ANKARA- 2004

(3)

TARİH (YAKINÇAĞ TARİHİ) ANABİLİM DALI

XIX. YÜZYILIN İLK YARISINDA ANTAKYA (1800-1850)

Doktora Tezi

Tez Danışmanı:

Prof. Dr. Yücel ÖZKAYA

TEZ JÜRİSİ ÜYELERİ

Adı – Soyadı İmza

Prof. Dr. Yücel ÖZKAYA …………

Prof. Dr. Musa ÇADIRCI …………

Prof. Dr. Mahmut ŞAKİROĞLU …………

Doç. Dr. Mehmet SEYİTDANLIOĞLU …………

Yrd. Doç. Dr. Hamiyet (Sezer) Fevzioğlu …………

Tez Sınav Tarihi: 27/05/ 2004

(4)

Sayfa No İÇİNDEKİLER………..I HARİTA – TABLO VE BELGELER LİSTESİ……… V KISALTMALAR ……….. VII ÖNSÖZ………. ………XI

KONU VE KAYNAKLAR……… 1

GİRİŞ ………..4

BİRİNCİ BÖLÜM ANTAKYA ŞEHRİNİN GENEL YAPISI 1-1 Şehrin Fiziki Konumu……….9

1-2 Antakya’nın İdari Statüsü………...11

1-3 Antakya’nın Mahalle ve Köyleri………..12

1-4 Cadde Ve Sokaklar ……….20

1-5 Evler ……….. 21

1-6 Şehrin Nüfusu ………..27

1-6-1 Nüfus Hareketleri ………. 36

1-6-2 Nüfusun Mahallelere Göre Dağılımı ………. 40

1-6-3 Gruplar Açısından Şehrin Nüfus Yapısı ………44

1-7 Zanaat ve Ticaret Yerleri ………...53

1-7-1 Bedesten ve Hanlar ……… 55

1-7-2 Çarşı ve Pazar yerleri……….. 57

(5)

1-8 Dini ve Sosyal Kurumlar………..58

1-8-1 Vakıflar ………...60

1-8-2 Cami ve Mescitler ……….70

1-8-3 Medreseler………..72

1-8-4 Hamamlar……….. 74

İKİNCİ BÖLÜM YÖNETİM VE YARGI 2- 1 Antakya’nın İdari Taksimatı ve Şehir Yönetimi………...76

2-1-1 Mütesellimin Atanması ve Görevleri ………..81

2-1-2 Kaymakam ……….84

2-1-3 Voyvoda ………..…… 86

2-1-4 Yeniçeri Serdarı, Kale Dizdarı,Kale Kethüdası, Kale Erleri ………..89

2-1-5 Şehir Kethüdası ………..92

2-1-6 İhtisab Nazırı ……… ……….…94

2-1-7 Defter Nazırı, Mukayyid ve Jurnal Katipleri ………..…95

2-1-8 A’yan ………...……….………97

2-1-9 Mahalle İmamları ………99

2-1-10 Muhtar….. ………103

2-1-11 Zaptiye Müdürü ……….….104

2-2 İmar ve Sağlık Hizmetleri ……….106

2-2-1 Mimarbaşı ………. 106

(6)

2-2-2 Hekimler ……….107

2-3 Ulaşım ve Haberleşme ……….108

2-4 Yargı ……….. 110

2-5 Kentte Eğitim Öğretim ………..………..116

2-6 Müftü ……….……… 118

2-7 Nakibü’l-eşraf Kaymakamı………121

2-8 İç Güvenlik……….. 122

2-8-1 İsyanlar……….123

2-8-1-1 Rüstemli Ali İsyanı………...123

2-8-1-2 Halep İsyanı ……….124

2-8-1-3 Tiryakioğlu İsyanı ………126

2-8-1-4 Antakya İsyanı ……….126

2-8-1-5 Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Antakya’ya Etkileri……..127

2-8-1-6 Küçük Ali Oğulları İsyanı ………130

2-8-1-7 Diğer Hadiseler ………132

2-8-2 Adlî Olaylar………...134

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM EKONOMİK DURUM 3-1 Şehir Ekonomisini Etkileyen Öğeler ………...137

3-1-1 Antakya’da ki Esnaf Grupları ………..………...139

3-1-2 Antakya’da Üretim ve Ticaret ……… 156

3-1-3 Para Meselesi………..………... 165

(7)

3-1-4 Fiyatlar ………..170

3-2 Kentte Ödenen Vergiler ………174

3-2-1 Öşür ………...176

3-2-2 Cizye ………. 184

3-2-3 İane-i Cihadiye ……….189

3-2-4 Avarız ve Nüzûl Vergisi ………..190

3-2-5 İmdad-ı Hazariye…………...………...193

3-2-6 İmdad-ı Seferiye ………...197

3-2-7 Resm-i Ağnam………..199

3-2-8 Mukataa Gelirleri………...200

3-2-9 Çeşitli Adlarla Tahsil Edilen Vergiler………..202

SONUÇ ………..………214

KAYNAKLAR ………..……….218

HARİTALAR………..………229

TABLOLAR………..……….231

BELGELER ………..……….259

ÖZET ………..………295

ABSTRACT ………..………296

(8)

Harita – Tablo ve Belgeler Listesi

Haritalar

EK.1 1709 Antakya Kazası EK. 2 1816 Antakya Kazası EK.3 1867-1908 Antakya Kazası

Tablolar

EK. 1 Antakya’daki Cemaat, Oymak ve Aşiretler

EK.2 XVIII. Yüzyılda Antakya’ya Bağlı Nahiye ve Köyler Ek.3 1743 Yılında Antakya’ya Bağlı Mahallelerdeki Esnaflar Ek.4 14 Mart 1776 Tarihinde Antakya’da Esnaf Durumu Ek.5 İhtisab Sayımı

Belgeler

EK-1 Halep Valisinin Nüfus Sayımın hakkında ne surette hareket ettiğine dair gönderdiği şukka’nın takdim kılındığı,

EK-2 Halep valisinin vazifesine başladığı, nüfus sayımı işini tamamlayacağı ve Anze Arapları'nın sıkı kontrol altında tutulacağı hususundaki yazılarının alındığı.

EK-3 Naip atanması Kadı İlamı EK-4 Naip atanması Vali buyruldusu

EK-5 Fetva Emini Şerif Yahya Efendi’nin Müderrislik ruûsname sureti EK-6 Memleket Tabiplerine gönderilen nizamname

EK-7 Mustafa Mahzar Paşa’nın Vali Tayini EK-8 Zaptiye Müdürü Tayini

(9)

EK- 9 Evkâf Müdürlüğünün Kurulması EK-10 Muhtar Tayini

EK-11 Ermeni Marhasa Tayini Ek.- 12a Vehhabi İsyanı Ek- 12b Vehhabi İsyanı

Ek- 13a Deh-Yek Vergisinin Uygulanması Ek-13b Deh- Yek Verginin Uygulanması

Ek- 14 ML.VRD- 1261 Antakya mukâtaâ vergisi

Ek- 15 ML. VRD -1621 Antakya kazasından alınan öşür resmi Ek- 16 ML.VRD. CMH, DN:138 Antakya Cizye defteri

(10)

KISALTMALAR

AAM : Atatürk Araştırma Merkezi a.g.e. : Adı Geçen Eser

a.g.m. : Adı Geçen Makale a.g.t. : Adı Geçen Tez

Ank. : Ankara

A}AMD :Bab-ı Asafi Defterleri Kataloğu’ndaki Amedi Kalemi Defterleri

A}MKT.MHM : Sadaret Mühimme Kalemi A.NŞT : Tahvil Nişan Kalemi A.Ş.S. : Antakya Şer’iyye Sicili

B. : Receb

BA. BŞM :Başbakanlık Arşivi, Bâb-ı Defteri Baş Muhasebe

BA. BŞM. BNE. :Başbakanlık Arşivi, Bâb-ı Defteri Baş Muhasebe Bina Emini

BA. BŞM. CBL :Başbakanlık Arşivi, Bâb-ı Defteri Baş Muhasebe Cebelü Bedeliyesi

BA. BŞM. NZE :Başbakanlık Arşivi, Bâb-ı Defteri Baş Muhasebe Nüzûl Emini

BEO. :Bab-ı Ali Evrak Odası

bkz. :Bakınız

BOA :Başbakanlık Osmanlı Arşivi

(11)

c. : Cilt

C. : Cemaziyelahir

Ca. : Cemaziyelevvel

D.CMH : Cizye Muhasebesi Kalemi Defterleri D.BKL : Büyük Kale Kalemi Belgeleri

D.BŞB : Bab-ı Defteri Defter Kataloğu- Başbakıkulu Kalemi Defterleri

D.CRD : Ceride Odası Defterleri DİA. : Diyanet İslam Ansiklopedisi D.KLD : Kalemiye Dairesi Defterleri

D.MKF :Mevkufat Kalemi ve Bağlı Birimlerine Ait Defterler

D.PSK : Piskoposluk Kalemi Defterleri D.T.C.F : Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi

EV : Evkâf

EV.HMH : Evkâf Haremeyn Muhasebesi

H. : Hicri

HAT. : Hatt-ı Hümayun

Hurufât : Vakıflar Arşivi, Hurufat Defteri HR.SYS : Hariciye Siyasi

HR.MKT. : Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi İ.Ü. : İstanbul Üniversitesi

İÜEFTD : İstanbul Üniversitesi Tarih Dergisi

(12)

İÜTED : İstanbul Üniversitesi Tarih Enstitüsü Dergisi

İ.A. : İslam Ansiklopedisi İst. : İstanbul

KEPECİ : Başbakanlık Arşivi Kamil Kepeci Kataloğu

L. : Şevval

M. : Muharrem

mad. : madde

ML.CRD : Maliye Nezareti Ceride Odası Defterleri ML.MKT : Maliye Nezareti Mektubi Kalemi Detterleri ML. VRD : Maliye Nezareti Varidat Muhasebesi

Defterleri

ML.VRD.CMH : Maliye Nezareti Cizye Defterleri

N. : Ramazan

ODTÜ : Ortadoğu Teknik Üniversitesi

OTAM : Osmanlı Tarih Araştırmaları ve Uygulama Merkezi

R. : Rebiülahir

Ra : Rabiülevvel

s : Sayfa

S. : Safer

sa : Sayı

SAÜ : Sakarya Üniversitesi

Ş. : Şaban

(13)

Ş.S. : Şer’iyye Sicili

TAD : Tarih Araştırmaları Dergisi

TDVİA : Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

TTK : Türk Tarih Kurumu

TDAV : Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Dergisi TVYY : Tarih Vakfı Yurt Yayınları

VA. : Vakıflar Arşivi

Vb. : Ve benzeri

Vr : Varak

YKY : Yapı Kredi Yayınları

Z. : Zilhicce

Za. : Zilkade

(14)

ÖNSÖZ

Benim bu çalışmaya yönelişimde üç etken öne çıkmaktadır. Birincisi;

öğretmenliğe ilk başladığım Antakya’ya ve tanıdığım güzel insanlara vefa borcumu bir nebzede olsa ödemek istememdi.

İkincisi ise, bu bölgenin anavatana katılma süreci olmuştur. Mustafa Kemal’in bölge için gösterdiği duyarlılık ve Hataylıların bu uğurda verdikleri mücadelenin büyüklüğünden kaynaklanmaktadır.

Şehir tarihlerinin ülke tarihlerinin izahı noktasındaki vazgeçilmez önemleri ise beni bu çalışmaya iten bir diğer etkendir. Antakya ile ilgili olarak bir takım çalışmalar yapılmakla birlikte, geniş kapsamlı çalışmalar yeterli değildir. Bu noktada emek sarf edenlerin sayısı da sınırlıdır. Antakya ile ilgili çalışmalarıma Yüksek Lisans aşamasında başlamış olmaktan dolayı altı yıllık bir belge ve bilgi birikimini bu çalışma ile etraflıca sunmaya çalıştım.

İncelemeye çalıştığım dönem Osmanlı İmparatorluğunun en buhranlı dönemidir. XIX. yüzyılın ilk yarısında Antakya’nın içinde bulunduğu sosyal ve iktisadi şartları ortaya koyarak devlete katkılarını sunmaya çalışmanın yanında, bölgenin kültürel çeşniliğine değinmeye çalıştık. Bu noktada hem dönemle ilgili şer’iyye sicillerini hem de Başbakanlık Osmanlı Arşivinde elde ettiğim belgelerle, doğrudan birinci el kaynaklara dayanarak çalışmamı ortaya koymaya çalıştım.

Bu sıkıntılı dönemi ifade etme aşamasında karşılaştığım sorunların aşılmasında, bilgi ve tecrübeleri hem de vermiş oldukları eserlerle bana ışık tutan ve kafamdaki çalışmayı çalışma fırsatı verdikleri için saygıdeğer hocam;

(15)

Prof. Dr. Yücel ÖZKAYA’ ya teşekkürü borç biliyorum. Çalışmamın en başından bugüne desteğini asla esirgemeyen Prof. Dr. Musa ÇADIRCI’ ya ayrıca teşekkür ederim. Bu çalışmada emeği geçen desteklerini esirgemeyen Eşim’e, Doç. Dr. Mehmet SEYİTDANLIOĞLU’na ve onların nezdinde herkese teşekkür ediyorum.

Adem KARA BOLU-2004

(16)

Bu araştırma adından da anlaşılacağı gibi XIX. yüzyılda bir Osmanlı şehri olan Antakya’yı fizikî, demografik, idarî, ekonomik ve sosyal yönleriyle inceleyip, bir bütün halinde ortaya koymaya çalışacaktır.

Şehir tarihi üzerinde yapılan çalışmalar; o şehrin tarihini, kültürünü ve sosyal hayatını yansıttığı gibi bir milletin kültürünün yöreden yöreye değişen özelliklerini göstermesi bakımından da önemlidir. Antakya, Osmanlı Devleti hakimiyetinde olduğu dönemde ve sonrasında sahip olduğu şartları ölçüsünde önemini korumuştur.

İskenderun Körfezi’ne paralel olarak oldukça canlı geçen ticari hayat, çok çeşitli etnik unsurların kaynaştığı bir mekan olarak değişik kültürel öğeleri içerisinde barındırmış ve her bakımdan zengin bir bölge olmuştur.

Bu güne kadar Antakya üzerinde değişik araştırmalar yapılmıştır. Şer’iyye Sicillerinin transkiribine yönelik yapılan çalışmalarda Antakya’nın I, III, VIII, XVIII, XX numaralı sicilleri çalışılmıştır. I numaralı sicil Halil MİRCİ, VIII numaralı sicil Özcan TATAR, XVIII numaralı sicil Mahmut BOLAT, XX numaralı sicil Mehmet YILDIRIM ve III numaralı 1743-1745 (1156-1157) yılları arasını kapsayan sicil tarafımdan çalışılmış olmakla beraber, bir bütünün parçalarını teşkil eden bu çalışmaları kucaklayacak bir çalışma yoktur. Bu çalışmalara ek olarak bu araştırmanın oluşması için Milli Kütüphane arşivinden tedarik edilen X, XXVI, XXVII, XXVIII, XXX numaralı sicillerden istifade edilmiştir.

İncelediğimiz döneme ait genel hükümler taşıyan bir çalışmanın eksikliğini giderebilmek amacıyla, Antakya’nın fizikî, demografik, idarî, ekonomik ve sosyal yönleriyle şehrin hayatını ifade etmemizi sağlayacak kaynaklara erişmeye çalıştık.

(17)

Milli Kütüphane’de bulunan Antakya Şer’iyye Sicillerinden, Başbakanlık Arşivinde bulunan çeşitli tasniflerden, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde bulunan vakfiyelerden, Vak’anüvistlerden, seyyahların seyahat-namelerinden, Antakya üzerine yapılmış araştırma ve incelemelerle, genel itibariyle konumuza ışık tutacak eserlerden istifade ettik.

Bu çalışmada özellikle arşiv belgelerini kullanmaya özen gösterdik. En çok Antakya Şer’iyye Sicillerinden ve Başbakanlık Arşivinde bulunan belgelerden istifade ettik. Çünkü, Şer’iyye Sicilleri taranmadan şehrin monografisini çıkarmak mümkün değildir. Şer’iyye Sicillerinde bulunan belge türlerini şu şekilde özetleyebiliriz:

1-Merkezden gönderilmiş her tür konuya haiz ferman, berat ve mektupların suretleri, 2-Ümera denilen mahallî yöneticilerin çeşitli konularda, sancak veya şehrin problemlerini çözmek için yayınladıkları buyruldular,

3-Kadıların ve Naiplerinin çeşitli konularda merkeze gönderdikleri ilâmlar, şehirlerinde yaşayan insanlar ve kurumlar arasında çıkan anlaşmazlıklara dair verdikleri hüccetler,

4-Şehrin mahalle listeleri, dinî ve sosyal kurumların imar, inşa, bakım ve onarımları, kullanılan malzeme ve fiyatları,

5-Şehrin nüfusu ve etnik yapısı, nüfusun zaman zaman maruz kaldığı salgın hastalık ve tabiî afetlere dair belgeler,

6-Evlenme- boşanma, kız kaçırma, mehir bağlama, alım- satım, mukavele ve kefalet senetleri, hırsızlık, kalpazanlık, yaralama ve öldürme ile ilgili kayıtlar,

7-Şehirdeki esnaf grupları, bunların meslekleri ile ürettiği mallar, çarşı ve pazarlarda satılan malların narh listeleri, usta ve ırgat yevmiyeleri,

(18)

8-Sancak ve şehir halkından toplanan vergiler ve miktarları, bu vergilerin toplanmasında kullanılan avârız-hânesi ile alâkalı bilgiler,

9-Para meseleleri ve eşya fiyatları, 10-Tereke kayıtları,

11-Mahkeme tarafından önemli görülüp sicile geçen sosyal konuları kapsayan belgeler.

Bütün bu belge ve bilgilerden istifade ederek sunmaya çalıştığımız araştırmayı, daha iyi anlaşılır kılabilmek için, harita, tablo ve grafiklerle desteklemek istedik. Ayrıca, bazı konuları daha iyi vurgulayabilmek ve kontrol imkanı sağlayabilmek için bazı önemli belgelerin transkribe metinlerini ve fotokopilerini ekte sunduk.

Çalışmamıza ışık tutması açısından incelediğimiz dönemin genel çatısını kurma noktasında Yücel Özkaya, Musa Çadırcı, Rifat Özdemir ve Mustafa Öztürk’ün yayınlanmış makalelerinden mümkün olduğunca istifade etmeye çalıştık.

Bu makalelerden elde ettiğimiz XIX. yüzyıl şartlarını göz önünde tutarak Antakya’yı irdelemeye çalıştık.

Orijinal arşiv belgeleri ışığında hazırlanmış olan bu araştırmanın Antakya’nın tarihine olduğu kadar, Osmanlı şehir yönetimi ve hayatı konusunda bilinen mevcut bilgilere katkı yapacağı kanısını taşımaktayız.

(19)

GİRİŞ

Bir bölgenin veya şehrin, fizikî, idarî ve sosyo-ekonomik durumu incelenirken, o bölge veya şehrin bağlı olduğu ülkenin içerisinde bulunduğu idarî ve sosyo-ekonomik şartlardan ayrı olarak ele alıp incelenmesi mümkün değildir. Geniş bir alana yayılan ve oldukça çeşitli kültürleri ihtiva eden Osmanlı Devleti’nin dayandığı esas temel, devletin merkezî otoritesi olmakla birlikte hemen her vilayet veya sancağın kendine has yönetim biçimlerinin olduğu, hatta her vilayet veya sancağın idarî ve iktisadî yapısının bazı farklılıklar gösterdiği bilinmektedir.

Antakya, tarihi çok eski dönemlere dayanan bir şehir olup insanların ilk yerleşim sahalarındandır. Hatay ilinin merkez ilçesi olan Antakya’nın ismi ve kuruluşu hakkında değişik rivayetler bulunmaktadır. Şemseddin Sami, Antakya’yı, Büyük İskender’in meliklerinden olan Selevkos’un, M.Ö. 301 tarihinde, babası Antiyohsan adına inşa ettiğini bildirmektedir.

Tarihi Antakya şehri, 35-52/37-04 kuzey enlemleri ve 35-40/36-35 doğu boylamları arasında, Asi nehrinin aşağı ucundaki ovanın kenarında, denizden 440 m.

yükseklikteki Habibü’n-neccar Dağı’nın eteklerinde, Fırat havzasından Akdeniz’e, Akdeniz ve Suriye’den Anadolu’ya giden yolların kavşak noktasında kurulmuş, Türk-İslam karekterli bir yerleşim merkezidir.

Şehir, kuvvetli bir ihtimalle M.Ö. 300 yıllarında I. Selevkos tarafından kurulmuş ve kısa sürede gelişerek hem Roma ve İskenderiye gibi kalabalık bir şehir, hem de önemli bir idare merkezi olmuştur. Bu durum Sasaniler’in, Roma İmparatorluğu’nu Asya’da zayıflatmak için bir taraftan askerî harekatlarda bulunurken, öbür taraftan “Nesturi” kilisesini batıdan ayırma teşebbüslerine (260-

(20)

499 senelerinde) kadar sürdü. Şehir bir taraftan İranlıların saldırıları bir taraftan da uğradığı zelzele felaketleri (M.S. ilk beş asırda ondan fazla zelzele olmuştur.) karşısında büyük oranda tahrip olmuştur. Sasani hükümdarı I. Hüsrev tarafından tahrip edilmiş olan şehir, Roma İmparatoru Justinyanos tarafından daha küçük olarak tekrar kurulmuştur. Fakat yeni kurulan şehir de jeopolotik önemi nedeniyle askerî akınlardan kendini kurtaramamıştır. Bu sefer güneyden gelen Müslüman-Arap ordularının taarruzuna maruz kalmış ve M.S. 638’de (H.17) Müslümanların eline geçmiştir. Bu hakimiyet 969 (H.350)’a kadar sürdü ve bu tarihte Bizanslıların eline geçti. Bizans hakimiyeti 1084’e kadar sürdü ve bu tarihte Müslümanlar tekrar bölgeye hakim oldular. Fakat bu hakimiyet 1 yıl sonra Konya Selçukluları eline geçti. I. Süleyman’ın vefatı üzerine, Selçuklu Sultanı Melihşah 1086’da şehri hakimiyeti altına alarak Yağıbasan’ı vali tayin etti. Bu Türk Hakimiyeti de 1098’e kadar sürmüş, bu tarihten sonra Haçlı egemenliği başlamıştır. Haçlı hakimiyeti 1268’e kadar sürmüştür. 1268 yılında Mısır Memluklülerinden Sultan Baybars, şehre hakim oldu. Memluk hakimiyeti Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferine kadar devam etti. Sultan Selim’in 1514 yılındaki Çaldıran Zaferi’nden sonra, 1515’te Osmanlı egemenliğine geçti. Bu tarihten sonra oluşturulan idarî düzenleme ile “Haleb Eyaleti” ne bağlı bir “Sancak” haline getirildi. Buraya tayin edilen “Sancak Beyleri”

de Sancak merkezi olarak tespit edilen Antakya’da oturmakta idi. Antakya’nın idarî düzenlemedeki yeri her zaman “Sancak” olarak kalmadı. Değişik tarihlerde yapılan idarî taksimatlarda yine “Haleb Eyaletine” bağlı “Kaza” haline getirilerek idare edilmeye çalışılmıştır. Bu durum, 1918’e kadar sürdü. Bundan sonra İngilizlerin, daha sonra da Fransızların işgaline uğradı. 1921’de imzalanan Ankara Anlaşması

(21)

gereğince idarî muhtariyeti sağlandı. 1937’de ise “Hatay Devleti” adı altında bağımsızlığını kazandı. 1939 ‘da ise Türkiye’ye katıldı.

Osmanlı Devleti, asırlar süren uzun hükümranlık dönemini, sağlam temeller üzerine kurup geliştirdiği müesseselerine borçludur. Ancak gerek dünya siyaset alanında meydana gelen değişiklikler ve gerekse ekonomik sahada ortaya çıkan gelişmelere paralel olarak, Osmanlı Devleti’nin daha XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren büyük bir gerileme içerisine düştüğü görülmektedir.

XVIII. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş dönemlerindeki askerî, siyasî ve iktisadî gücünden çok şey kaybettiği görülür.

Fetihler durmuş ve devleti, eski durumunu koruma endişesi sarmıştır. Osmanlı Devleti Avrupa’da meydana gelen gelişmelerden haberdar olamamış, bu gelişmeleri takip etmekten çok Anadolu’daki karışıklıklarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Bütün bu gelişmeler devletin iktisadî ve sosyal düzenini sarsmıştır. Osmanlı Devleti’nin geleneklere bağlı kimliği, özellikle ticarî alanda sömürge haline gelmesine sebebiyet vermiştir.

1826 yılına kadarki dönemden, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasına kadar, devlet yönetiminde ve müesseselerinde köklü değişiklikler görülmez. Bunda siyasî şartlar etkili olmuştur. Devlet bu dönemde, bir yandan iç karışıklıklarla diğer yandan da Avrupalı devletlerle mücadele etmek zorunda kalmıştır. Dönemin sonunda da Fransız İhtilâli’nin yaydığı akımlarla uğraşmıştır.

Devleti içerisinde bulunduğu bu kötü durumdan kurtarmak için birtakım ıslahatlar yapılmış ise de istenen sonuç alınamamıştır. III.Selim döneminden başlayarak, 1826 yılına kadar XVIII. yüzyılın genel özellikleri bu dönemde de etkin olmuştur.

(22)

Osmanlı idarî teşkilatında eyalet ve eyaletlere bağlı birimlerde görev yapan

“Vali, Voyvoda, Kethûda, Mütesellim, Yeniçeri Serdarı vb.” görevlilerle, adlî teşkilatta görevli “Kadı ve Naiplerin” bu dönemde de şehirde önemli etkinliklere sahip oldukları bilinmektedir. Vali ve özellikle kadıların birçoğu görev yerlerine gitmeyerek, buraları “Mütesellim” ve “Naipleri” vasıtası ile yönetmişlerdir. Bu dönemde şehirlerin en yüksek idarî ve malî amirleri olan “Valilerin” dürüst kimselerden seçilmelerine ve bunların halktan türlü adlarla fazla vergi almamalarına özen gösterilmiş ve özellikle II.Mahmut döneminde vezir rütbesi taşıyan valilerin tamamı olmasa da büyük bir kısmı atandıkları eyalet idaresini bizzat yürütmüşlerdir.

XVIII. yüzyılda olduğu gibi, XIX. yüzyılın ilk çeyreğinde de Sancak yöneticisi olan Mütesellimlerin büyük bir bölümünün ayân ve eşrâftan seçilmesi yönetimde bazı meselelerin ortaya çıkmasına sebep olmuş ve 1798-1804 yılları arasında devletin zayıflamasına paralel olarak, Anadolu ve Rumeli’de derebeyleşme eğilimleri yaygınlık kazanmıştır.

Dönemin iktisadî meseleleri ise XVIII. yüzyıldan devralındığından daha da ağırlaşarak devam etmiştir. Paranın değerindeki düşüş, fiyatların devamlı yükselmesi ve dış ticaret açığı bu dönemde de görülen iktisadî meseleleri teşkil etmiştir.

Yeniçeri ordusunun kaldırıldığı 1826 yılından 1850 yılına kadarki devre ise, özellikle idarî, askerî ve malî alanlarda büyük değişikliklerin yapıldığı dönemdir. Bu dönemde merkez teşkilâtının yanı sıra taşra teşkilâtında da önemli değişiklikler yapılmıştır.

1836 yılında Redif Askeri teşkilâtında “Müşirliklerin” ihdası ve yeni eyaletlerin teşkil edilmesi ile birlikte şehir yönetiminden birinci derecede sorumlu olan Valiler, “müşir” ünvanı kullanmışlar ve eyalet sınırları içerisindeki bütün

(23)

iltizâm mukataaların idaresini üzerlerine aldıkları gibi, şehirlerdeki güvenlik meselesinden de sorumlu olmuşlardır. Geçmiş dönemlerde şehirlerde önemli bir mevkiye sahip olan “Yeniçeri Serdarı” 1826’dan sonra ortadan kaldırılmıştır. Yine bu döneme kadar şehir yönetiminde sık sık adı geçen Mutasarrıf, Muhassıl, Mütesellim ve Voyvoda gibi görevlilerin de 1839-1842 tarihlerinden sonra tarihe karıştıkları görülmektedir. Ayrıca Defter Nazırlığı, Muhtarlık, Eyalet Meclisi, Zaptiye Teşkilâtı ve Kaza Müdürlüğü de eyaletleri, yani şehir idaresini ilgilendiren yeni müesseseler olarak yine bu dönemde kurulmuşlardır. Yenilikler kendisini yargı alanında da göstermiş ve 1838’de “Tarik-i İlmiye Kanunnâmesi” ile kadılık kurumunda da yeni bir düzenlemeye gidilmiştir.

(24)

BİRİNCİ BÖLÜM

ANTAKYA ŞEHRİ’NİN GENEL YAPISI

1-1 Şehrin Fizikî Konumu

Antakya Kalesi’nin inşa tarihi, şehrin kuruluşuna kadar gidiyor olmalıdır.

Büyük bir olasılıkla M.Ö. 300’lerde şehri kuran I. Selevkos, şehrin güvenliğini sağlamak amacıyla belirli ölçülerde müstahkem bölümler yaptırmış olmalıdır.

Romalıların kaleye yeni ilaveler yaparken, bazı yerleri de genişletmeleri bunu göstermektedir.

Şehrin kalın surları beş tepe üzerine oturtulmuştur. Kalenin yarısı aşağı düzde, batı yakasında Asi ırmağı’nın kenarına kadar olan alçak yerde yapılmış, yarısı ise yüksek tepelerdedir. Duvarlar doğu yönünde, sanki göğe doğru yükselen dağlardan ibarettir. Mil hesabıyla 12 mildir ki, çepeçevre 48 bin adım tutar. (İstanbul kalesi 47 bin adımdır). Duvarlarının yüzü 87 bina arşını tutar. Salına salına yürüyüşle 12 saatte dolaşılabilir. Uzunlukta İstanbul kalesinden ve Bağdat kalesinden sonra, Kahire, Şam, Halep kalelerinden önce gelir1. Halep ve Şam kapılarından yukarı çıkıncaya kadar kat kat yükselen burç ve duvarlar görünür.

Değişik tarihlerde yapılan çalışmalardan anlaşıldığına göre, kalenin tesbit edilebilen belli başlı kapıları şunlardır: 1- Doğuda Haleb Kapısı, 2- Batıda Akakıyr Kapısı, 3 Güneyde Saint Pierre Kapısı, 4- Yine güneyde St. George Kapısı, 5-

1 Evliya Çelebi, Antakya kalesinin duvarlarının ve kulelerinin yüksekliğini başka hiçbir yerde görmediğini kaydettikten sonra, doğu tarafında dağlar üzerinde duvarlarının boyunun seksen zira-i mülki (arşın), Asi ırmağı kıyısındaki duvarların genişliğinin 20 zira’ kadar olup, alçak ve yalınkat olduğunu belirtir.

(25)

Hacıkruş denilen yerde küçük demir kapı, 6- Asi nehri üzerindeki köprüye açılan Köprü Kapısı, 7- Bahçeler Kapısı, 8- Köperk Kapısı.

Bu özellikte inşa edilen kale 69, 458, 525, 527, 551, 557, 577 ve daha sonraki yıllarda art arda meydana gelen depremlerle hem şehir hem de kale duvarları büyük ölçüde tahrip olmuş ve onarım görmüştür. Bu tahribatlara Roma, Bizans, Sasani, Arap ve Türk orduları arasındaki mücadeler sırasında meydana gelenleri de eklemek gerekir. Yapılan savaşlar sırasında şehri zapt etmek amacıyla önce kalenin tahrip edildiği, daha sonra da yeniden tamir edildiği bilinmektedir. Özellikle Bizans, Haçlı orduları ve Sultan Baybars döneminde meydana gelen tahribat ile tamiratlar bunlara birer örnek sayılmalıdır.

Sicillerden yola çıkarak kalede görev yapan görevlilerden, kalenin fonksiyonu ile ilgili bilgiler elde edebilmekteyiz. Kalenin bu dönemdeki genişliği, hangi bölümlerinin kullanıldığı, nerelerinin tahrip olduğu, ihtiyaç duyuldukça nerelerinin tamir edildiği, hangi malzemelerin kullanıldığı, bunlar için ne kadar harcandığı, kaç usta ve işçi çalıştırıldığı gibi konuların aydınlatılmasına yarayacak bilgilere erişilememiştir. Şehrin korunmasına yönelik kalede; kurşunlu fişek (10 sandık 650 kıyye), kurşunsuz fişek (34 sandık 1840 kıyye), eski barut (2 sandık 90 kıyye), kopuz (185), barutlu salkım (67), barutsuz salkım (12), hartuçlu gülle (141), boş varil (12), boş sandık (52), çakmak taşı (1,5 sandık) ve sâde gülle(16) bulunmaktadır2. 21 Rebiülevvel 1266’da (04.02.1850) Debbağhanedeki mescidde bulunan mühimmat ise; 46 sandık ve 100 deste fişek, aynı şekilde 111 sandık ve 200 deste fişek, on sekiz okkalık havan güllesi, 110 adet sağlam, 150 adet sakat balyemez gülle ve hartuç, 30 adet sağlam, 38 adet sakat balyemez peşrevi ve hartuç, 120 adet balyemez sade gülle,

2 A.Ş.S., Defter No: XXVI, Belge No: 334, 27 Muharrem1266 (13 Aralık 1849).

(26)

1 sandık döğülmüş kurşun, 1 kutu sebûke kurşun, 2 sandık çakmak taşı, 14 tane on sekizlik havan güllesi peşrevi, 52 adet boş ve çürük sandık, 13 tane de boş ve çürük varil bulunmaktadır3.

1-2 Antakya’nın İdarî Statüsü

Osmanlı yönetimi, bir bölgeyi fethedince, o bölgenin insan ve ekonomik potansiyelini öğrenmek amacı ile “tahrir” sayımı yaptırırdı. Yapılan tahrirden sonra idarî taksimatı askeri üniteleri, ekonomik gelir kaynaklarını, örfi ve şer’î vergi çeşit ve miktarlarını ayrı ayrı tespit edip defterlerini tanzim ettirirdi.

Kazanılan toprağın coğrafî ve ekonomik özellikleri belirlendikten sonra

“Eyalet, Sancak, Nahiye, Köy ve Mezra” esasına göre idarî taksimat tamamlanırdı.

Tesbit edilen idarî ünitelerin sayıları her zaman aynı kalmayıp değişkenlik arz edebilirdi. Mesela: 1595’te İmparatorluk; 8’i Avrupa’da, 4’ü Afrika’da, 28’i de Asya’da olmak üzere 40 “Eyalet”e ayrlırken, 1609’da ise 23’ü “Has”, 9’u

“Salyaneli” olmak üzere 32 eyalete ayrılmıştı4.

İmparatorluk yöneticilerinin, kuruluştan beri takip ettikleri bu politika, 1514’ten sonra alınan topraklar içinde geçerli sayılmış ve uygulanmıştır. 1515’te Osmanlı egemenliğine giren Antakya, idarî açıdan “Merkez Antakya Kazası”, ona bağlı batıda “Süveydiye Nahiyesi” (Samandağ), güneyde Kel Dağ’dan adını alan

“Cebel-i Akra Nahiyesi” (merkez Antakya’nın güneyindeki bazı köyler, Altınözü ve Yayladağı köylerinden bazıları), kuzey doğuda yer alan “Kuseyr Nahiyesi”, güney doğuda yer alan “Altınözi Nahiyei” (Altınözü Kazası), en güneyde “Ordu Nahiyesi”

3 A.Ş.S., Defter No: XXVI, Belge No: 349-A.

4 Şerafettin Turan; “XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun İdari Taksimatı”, Atatürk Üni. 1961 Yıllığı, Erzurum, 1961, s.201-232.

(27)

(Yayladağı Kazası) denilen nahiyeler ve onlara bağlı köy ve mezraladan oluşan bir

“Sancak” durumuna getirilip Halep Eyaleti”ne bağlanmıştı. Bu idarî ünite her zaman “Sancak” olarak kalmadı. Zaman zaman yapılan idarî düzenlemelerde

“Kaza” statüsüne getirilerek idare edilmeye çalışıldı. Bu idarî ünitenin gelirleri de

“Mukataa” haline getirilmişti. XVIII. yüzyılın başlarından Tanzimat’a kadar olan dönemde, “Sancak”, “Halep Beylerbeyi” tarafından atanan “Voyvoda” veya

“Mütesellim”ler tarafından idare edildi. Atanan voyvoda veya mütesellim hem idareci hem de maliyeci olarak görev yapmakta idi. Bu idarî özelliğinden dolayı

“Antakya Sancağı”nı “Mukataa Sancak” olarak tanımlamak mümkündür.

İncelediğimiz dönemde “Voyvoda, Mütesellim, Yeniçeri Serdarı, Kethüda Yeri, Şehir Kethüdası, Muhtesib” vb. gibi ehl-i örf mensupları ile “ Kadı, Naip, Müftü, Müderrisler, Nakibü’l-eşraf kaimmakam” vb. gibi ehl-i ilim ve ehl-i şer mensupları tarafından yönetilen Antakya Sancağı’nın merkezi Antakya şehri idi.

Çevresindeki nahiye ve köylere merkezlik eden bu şehir, insanların oturduğu evlerden oluşan mahalle ve sokaklara, ticarî hayatın, üretim ve tüketimin canlı olarak yaşandığı çarşı ve pazarlara ayrılmış vaziyette idi.

1-3 Antakya’nın Mahalle ve Köyleri

Her etnik grup vatan tuttuğu toprak parçasından ayrıldıktan sonra, göç ettiği yeni çevreye kimliğini korumak için hakim olmaya çalışır. Bunun sonucu olarak yurt tutmaya karar verdiği yeni ortama, eski ana yurdunda kendini yansıtan adları vererek, damgasını vurmaya başlar. Bir anlamda eski yurt, yeni topraklar üzerine taşınır, yeni

(28)

topraklar üzerine eski vatan işlenir5. Türklerin şehircilik anlayışları, İslam dinine girmeleriyle bazı değişikliklere uğramıştır. Türk şehircilik anlayışı ve İslam şehircilik anlayışı kaynaşarak Türk- İslam şehirciliğini ortaya çıkarmıştır.

Halep Sancağı’ndaki yer adları bir harita üzerinde tetkik edildiği zaman Türkçe yer adlarının, kuzey ve batı kesimi ile, Halep şehrinin varoşlarında yoğunlaştığı görülecektir. Türkçe yer adları ile tımar dağılımı arasında paralellik görülmektedir6. Halep Sancağı’ndaki yer adlarını sınıflandırmaya tâbi tuttuğumuzda ilk kategoride çevre ve tabiat unsurları ile ilgili yer adları görülmektedir. İkinci önemli kategori şahıs, oymak, boy ve aşiret adlarına dayanan yer adlarıdır.

Osmanlı ülkesinde mahalleler fazla büyük olmamakla beraber, Halep’te görüldüğü gibi daha büyük mahalleler de olurdu. En sık karşılaşılan otuz-kırk ailenin yaşadığı mahallelerdi. Mahalleler, sakinlerinin vergilerinin saptanmasında da belirli bir rol oynuyorlardı. Çoğunlukla aynı mahallede aynı dinden, etnik kökenden ya da mezhepten olanlar yaşardı. Bununla birlikte bir mahalleye “yabancı” insanların gelip yerleştiği ve bunun sonucunda mahallenin başlangıçtaki niteliğinin zamanla değişikliğe uğradığı da az olurdu. Birbirine komşu ailelerin pek çoğu akraba idi.

Mahalle sakinleri mahallelerine giren çıkanı denetlemeye çalışırlardı; bu yüzden arabaların geçmesine olanak veren genişçe sokakların sayısı oldukça azdı. Pek çok da çıkmaz sokak bulunmaktaydı7.

Osmanlı kentlerinde yaşayanların hemen hepsinin ortak yaşam anlayışları vardı. Mahalleye girip çıkanı bilmek istemek, evlere yabancıların girmesini hoş

5 Dursun Yıldırım, “Coğrafya’dan Vatan’a Geçiş ve Vatan ile Göç Ediliş Problemi”, Türk Yer Adları Sempozyumu Bildirileri, Ank., 11-13 Eylül 1984, s.163.

6 Enver Çakar, XVI Yüzyılda Halep Sancağı (1516-1566), (Basılmamış Doktora Tezi), Elazığ, 1998, s.328-329; Enver Çakar, “Halep Sancağında Türkçe Yer Adları”, OTAM, Ank.,2000,sa:11, s.86.

7 Suraıya Faroqhi, Osmanlı Kültürü ve Gündelik Yaşam Orta Çağdan Yirminci Yüzyıla, (çev. Elif KILIÇ), İst., 2002, , İst., 1994, s.165-166.

(29)

karşılamamak bunlar arasındaydı. Eve gelen erkek konuklar, ev halkının arasına alınmaz; ayrı bir oda da ağırlanırdı. Herkesin geçtiği sokaklardan farklı olarak bunları daha çok o sokakta oturanlar kullanırdı. Halep bölgesine bakıldığında yalnız orada oturanların kullandığı yollar çok daha fazlaydı. Hemen hepsi düz ayak, tek katlı olan Halep evlerinin sokağa bakan duvarlarında pencere bulunmazdı. Buna karşın her evin bir iç avlusu olur, pencereler bu avluya açılırdı. Bir ev inşâ edilirken pencerelerin komşu evlerin içine bakmayacak şekilde düzenlenmesine dikkat edilirdi.

Bu kurala uymayanlar mahkemeye bile verilirdi. Ama buna rağmen evlerin pencereleri birbirine bakmasa da komşular birbirilerinin ailevî sorunlarından haberdar olurlardı8.

Şehirleri fizikî olarak meydana getiren birimlerin başında mahalleler gelir.

Zira, “ya dinî bir yapının etrafında toplama, ya da aynı din, mezhep ve ırktan olanların bir arada yaşama arzusu sonucunda teşekkül eden mahalleler” şehrin fizikî yapılarını belirleyen unsurlardır. Bunun yanı sıra mahalle, şehrin sadece fizikî olarak tanımlanabilecek bir ünitesi olmaktan çok daha fazla bir değer ifade eder.

Osmanlı şehirlerinde, sosyal dayanışma ve mâlî yardımlaşmanın temelleri de mahallelerde atılmıştır. Türklerin şehircilik anlayışlarını, İslam dinine girmelerinden sonraki devrede, ancak mahalleler vasıtası ile takip edebiliyoruz. Türkler, İslam şehir tipinin üç ana öğesi, “Cami, Pazar ve Hamam”ı, Orta Asya şehir tipinin üç öğesi, “İç Kale, Şehristan ve Rabad” ile birleştirmişler ve diğer unsurlar olan, mahalle, bedesten ve çarşılar, İslam sonrası Türk şehirlerinin en belirgin özelliklerini oluşturmuştur9.

8 A.g.e., s.177-178.

9 Rifat Özdemir, XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Ankara, Ank.,1998, s.75.

(30)

Osmanlı imparatorluğu da diğer imparatorluklar gibi dinî ve etnik yönden tam bir birlik göstermemektedir. Devletin dayandığı ana unsur, Türkler olmakla beraber, Osmanlı şehirlerinde diğer din ve milletlere mensup kişilerin yaşadıkları da bir gerçektir. Ancak, Anadolu’da bulunan şehirlerde, bu değişik millet veya gruplara daha az rastlanmaktadır10.

Antakya’nın XVI. yüzyıldaki mahalle sayısı 22-24 arasında değişiklik göstermektedir. Bunlardan Debbus, Haracı Bekir ve Hallâbünnemle mahalleleri, Osmanlı’nın bölgeyi fethinden sonra kurulmuştur. Antakya’nın XVI. yüzyıldaki mahalleleri Prof. Dr. Halil Sahillioğlu tarafından o döneme ait sayım defterleri incelenerek tespit edilmiş ve bunların bir listesi çıkarılmıştır. Listeye göre, tümü surların içinde kalan bu mahalleler şöyle sıralanmaktadır: Cülâhân, Tabi-i Cülâhân, İbn-i İmran (İmranoğlu) Tabi-i İbn-i Şenbek, Keşkek (oğlu)-Habib-ün Neccar, Mahsen Tabi-i Kastal, İbn-i Şenbek, Saha Tabi-i İbn-i Şenbek, Şirince Pınar Tabi-i Kastal, Paşa (oğlu) Tabi-i Kastal, Hallâbün Nemle (Basaliye), Mukbil Tabi-i Kastal (oğlu), Sofular (Şeyh Ali Sofuları-Sofiyan-ı Şeyh Ali Halveti), Şeyh Hazma (Bıçakçılar)-Mescid-i Şeyh Hazma Tabi-i Sofular, Dörtayak (Debbûs-İbn-i Debbûs), Meydan Tabi-i Basaliye, Süveyka-yı İbn-i Hümmara Tabi-i Dörtayak, Şeyh Kasım Camii (Sofiyan-ı Erdebilî), Cami-i Kebir Tabi-i İbn-i Şenbek, Kavanât (Kanavit), Kastal, Sarı Mahmut Tabi-i Kastal, Günlük (Güllük-İbn-i Seb’), Zeytinoğlu, Debbus, (İbn-i) Hacıbekir11.

XVIII. yüzyıl başlarında Antakya’nın mahallelerinde 900 mülk eve karşılık 1255 hane kiracı evi bulunuyordu. Bunlar vergiye dahil olan nüfusun oturduğu evlerdi. Bunlara vergiden muaf olanları da eklemek gerekir. XVIII. yüzyıla göre ev

10 İbrahim Yılmazçelik, XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır (1790-1840), Ank.,1985, s.26-27.

11 Halil Sahillioğlu, “Antakya”,T.D.V. İslam Ans.,İst.,1991,c.III, s.231.

(31)

fiyatları XIX. yüzyılda çok yükselmiştir. Örneğin, 1709-1736 döneminde bir ev 20- 200 kuruş arasında iken, 1888-1890 yıllarında 1500-10000 kuruş arasındadır.

Osmanlı döneminde Antakya’nın mahalle sayısının yıllara göre değiştiği görülmektedir. Örnek olarak 1709 yılında 23 mahalle mevcutken 1736’da bu sayı 37’ye yükselmiştir. Normal halde 27 yılda nüfusun 14 yeni mahalleyi dolduracak kadar artmayacağı dikkate alınırsa, bu artışın sadece nüfus artışından kaynaklanmadığı görülür. Mahalle fazlalığı büyük ihtimalle vergi toplama amacıyla düzenlenen Mahallât Defteri’nin düzenlenişindeki farklılıktan ve bazı mahallerin bölümlenmesiyle doğan “koltuk mahalle”lerin ana mahalleden ayrı sayılmasından kaynaklanmaktadır. 1823-182912 yılları arasında mahalle sayısı 29’dur. Bu mahallelerden 7’sinde Müslim ve Zımmi halk karışık yaşamaktadır.

Antakya’nın I. numaralı şer’iyye sicili incelendiğinde, 1709 yılında kasabanın irili ufaklı 23 mahallesi ve 1500 civarında vergi nüfusu vardır. Vergilerin kaydedildiği “Salyane Defteri”nde ve “Mahallat Defteri”inde mahalleler, avarız hane sayıları ve ödedikleri vergi miktarları ayrı ayrı belirtilmiştir.

1736 yılında bu mahalle sayısı 37’ye yükselmiştir. 1736 yılında Antakya’da 900 mülk, 1255 kira ev bulunmaktadır. (Bunlar vergiye tâbi evlerdir. İmam, müezzin, vaiz, papaz, haham… gibi, vergiden muaf olan 150-200 civarında kişi buna dahil değildir.) Bu kadar çok kiracının varlığı, o dönemde şehirde hareketli sayılabilecek bir nüfusun varlığına işarettir. Şehirde kiracılık yaygındır ve kira bedelleri diğer şehirlere göre yüksektir13.

XIX. yüzyıl, Antakya mahalleleri incelendiğinde en büyük mahalle olarak 185 avarız hanesi ile Dörtayak Mahallesi görülmektedir. Mahsen Tût, Meydan,

12 A.Ş.S., Defter No:XVIII, Belge No:131; Defter No:XX, Belge No:123-124.

13 Rifat Özdemir, “Osmanlı Döneminde Antakya'nın Fizikî ve Demografik Yapısı 1705-1860”, Belleten, Ankara, Nisan 1994, c.LVIII, s. 120.

(32)

Sofular diğer büyük mahallelerdir. Bunların avarız hane sayıları 80 ile 103 arasında değişmektedir. En küçük mahalleler ise 15 ve 17 hanelik Debbus ve Şirincedir14. XIX. yüzyılın ilk yarısının sonunda Antakya’da buluna 34 mahalle tespit etmekteyiz15. Bunlar: Kapıbölüğü, İmran, Dörtayak, Şeyhali, Tût, Sekakin, Şenbek, Kastal, Muhsin, Kantara, Ağa, Meydan, Dutdibi, Mahzen, Akbaba, Debbûs, Saha, Kocaabdi, Cami-i kebir, Mesâha, Uncılar, Meydan, Günlük, Sofular, Kanavat, Dakik, Şirince, Rikabiye, Hamare, Akbaba, Oruçbölüğü, Yeni mahalle, Güncat ve Tabi-i Sofular’dır.

Antakya’nın mahallerini aşağıdaki şekilde tablolaştırabiliriz. Tablo incelendiği vakit görüleceği üzere bazı mahallelerin olmadığı görülmektedir. Bunun nedenini ifade etmek istediğimizde iki seçenek üzerinde durmamız gerekmektedir.

Öncelikle sicil kayıtlarında mahalle isimlerine rastlanamamıştır. Bir başka gerçekte mahallelerin zaman içerisinde birleştirilmesi yada vergi toplama konusundaki uygulamalar nedeni ile koltuk mahalleler oluşturulmasıdır.

14 A.Ş.S., Defter No:XX, Belge No:123-124.

15 A. Ş.S., Defter No:XXVI. sicil içerisindeki muhtelif belgeler.

(33)

170916 173617 1800-180618 182719

Dut (Dutdibi) Dut (Dutdibi) Fethali Cenine Habibü’n-Neccar Habibü’n-Neccar Mukbil Mahsen

Sofular Sofular Kanavat Günlük

Günlük Günlük Şeyhali İnciler

Hallabü’n-Nemle Hallabü’n-Nemle Cenine Kanavat Tabi-i Sofular Tabi-i Sofular Tarsus Kocaabdi Menzil maa

Gaydur Menzil maa Gaydur Cami-i cedid Çınardibi

Kastal Kastal Şenbek Rikabiye

Şeyh Ali Şeyh Ali İmran Tabi-i sofular

Hammare Hammare Habibü’n-neccar Kastal

Meydan Meydan Hammare Hammâre

İmran İmran Sâhâ Mahremiyye

Şirince Şirince Hama Meydân

Sâhâ Sâhâ Cami-i kebir Dörtayak

Şenbek Şenbek Günlük Sekkâkin

Mukbil Mukbil Dörtayak Sofular

Debbus Debbus Tut (Dut) Debbûs

Sekakin Sekakin Muhsin İmrân

Camii Kebir Camii Kebir Affan Şeyh Ali

Sarı Mahmut Sarı Mahmut Kapıbölüğü Habibü’n-Neccâr

Kantara Kantara Uncular Tût

Dörtayak Dörtayak Meydan Kantara

Mahsen Mahsen Alakend Sarı Mahmûd

Uncular Sekkakin Sâhâ

Oruç Bölüğü Kastal Şenbek

Karaali Debbus Mukbil

Keçeci Oruçbölüğü Cami-i Kebir

Cinci Kantara

Rikkabiye Kocaabdi Kuyubölüğü Akbaba Güncan

Sarımiye Cüneyne

Alvaniye Benari

1800-1806 yıllarına ait X. numaralı şer’iyye sicili incelendiğinde Antakya merkeze bağlı Süveyde, Cebel-i Akra, Kuseyr ve Altınözü nahiyelerinin olduğu görülmektedir20.

16 Halil Mirci, Antakya’nın I Numaralı Şer’iyye Sicili (H.11220-1122 / M.1708-1711), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Sakarya, 2000, Belge No:213-214-215.

17 Özdemir, “a.g.m.”, s. 120.

18 A. Ş. S., Defter No: X, Belge No: defter içindeki muhtelif belgeler.

19 Mahmut Bolat, XVIII. Numaralı Antakya Şer`iye Sicili'nin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi (H. 1239-1242/M. 1823-1827), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Kayseri, 2000, s.293-296.

(34)

1800-1806 yılları arasında Antakya’ya bağlı Nahiye ve Köyler;

NAHİYE ADI NAHİYE ADI NAHİYE ADI NAHİYE ADI Kuseyr Altınözü Cebel-i Akra Süveyde

Mekaberos Ferzele Tahame Kubbeharnûb

Barbarun Danişmend Cidaliye Hüseyinlü

Seferiye Miras karye Cedîde

Karbeyaz Karsu Kandon Yarburun

Ziyaret Büyükburc Düveyr Karasiye

Sûriye Afsiye Çardakiye Kilisecik

Mezra-iTürkmân Alakend Sofılar Selderân

Harso Bedino Berkenye Telil-i Türkmen

Cente Ermence Şeyhköy Sablıca

Ma’dele Toprakhisar Hisarcık Menguliye

Kalanus Bahşin Karasabul Zeytûniye ma′a

mezâri`ihâ

Deyr Keseb Yoğunoluk

Keferabil Tenzeri Akilliye

Felencâr Kırkbircik Hacı Habiblü

Karsû Hansuma Kâbûsiye

Hayno Eğrice Nairlü

Meshane Kerhkûsî Ma’arun

Keşkenid Kışlak Meşrakiye

Ferferi Candar

Betiteyn Bekanos Farikiyye Fenek

1823- 1827 yıllarına ait XVIII. şer’iyye sicil defteri incelendiğinde Antakya’nın mahalle ve köyleri şu şekilde belirmektedir21. Antakya merkeze bağlı Süveyde, Cebel-i Akra, Kuseyr ve Altınözü nahiyelerinin olduğu görülmektedir.

Antakya merkez ve nahiyelerine bağlı köyler ise; Yeniceköy, Karye, Ermence, Kırkbircik, Basilika, Tenzeri, Kilisecik, Hansûma, Hisarcık, Kozluca, Eğrice, Güzelburc, Kışlak, Sünberi, Cidâliye, Iydi(Aydi), Şeyhköy, Sofiler, Türkmenler Kal'ası, Akilliye, Karaksı, Barbarun, Telil-i Hanbalas, Hayno, Turfanda, Yaylacık, Selderân, Sablıca, Orhaniye, Salkıye, Marsova, Karsu, Meshâne, Mengûliye, Karbeyaz, Dersadan, Hüseyni, Telil-i Türkman, Seferiye, Nair, Keferâbil, Felencar, Hetye, Zerzur, Kabaklu, Zeytuniye, Meşrâkiye, Bâşiriye, Bayire, Ayn, Ansu, Ma’arûn, Lübiye, Alaiye, Kalanûs, Cedide, Kabusiye, Hacı Habiblü, Mekâberos,

20 A. Ş.S., Defter No: X, Belge No:16-25-44-65-80-108-123-172-195-196.

21 Bolat, a.g.e.,s.293-296.

(35)

Düveyr, Yoğunoluk, Dursûniye, Celile, Baksanus, Keşnid, Ma’delle, Kara Köseli, Tamamiye, Mezra’â-i Türkmân, Cente, Berkenye, Suriye, Candar, Fârikiyye, Kanabir, Kesb, Afsiye, Fenek, Betatin, Bozüyük, Betrin, Mirâs, Telil-i Şarki, Kızancık Mezrası, Düveyr, Ferferi, Kaleyi Kuseyr, Cisr-i Hadid, Türkmenler, Kıbâb, Kayacık Mezrası, Ma’arcık, Pakize, Aynishan, Kanbelit, Ma’dellet Ban, Bâyire, Ma’dellet Meşayih, Kızılcaburc, Tamusiye, Danişmendlü, Zengiye, Alataş, Oğlakcı, Mahmutlu, Söğüd Ovacığı, Arpalu, Zedenbu, Cevreliye, Alâeddin ve Ordu’dur.

1-4 Cadde ve Sokaklar

Osmanlı döneminde, şehrin iki ana caddesi vardır. Bunlar, Roma dönemine göre çok bozulup daralmış, eğri büğrü hale gelmiş olan ve konutların bulunduğu eski Herod, ya da XIX. yüzyıl sonlarındaki adıyla Kışla-Dörtayak Caddesi, şimdiki Kurtuluş, ile Ulu Cami civarında başlayıp kuzey doğu yönünde devam eden ve şehrin iş merkezinin eksenini oluşturan Uzunçarşı Sokağı’dır. Sokak, bu caddeye paralel olan Köşker Çarşısı ve diğer çarşılar nedeniyle hareketli idi. Bir zamanlar Herod Caddesi’nden “Dörtayak” mevkiinde ayrılıp “Ada” ya giden ünlü geniş caddenin şekli ve özelliği zamanla yok olmuştur. Habib Neccar Camii’inden köprü yönüne giden cadde ise -bugünkü Kemalpaşa Caddesi- Osmanlı döneminde bazı kısımları çok dar ve düzensiz bir sokaktı22.

Bu kadar değişime uğramış bir şehirde doğal olarak dar ve düzensiz görünüşlü sokaklar karmaşık bir ağ oluşturur. Eskiden yer yer birkaç hanenin barındığı çıkmaz sokaklar ya da yoksul kesimlere özgü 20-25 kadar evin aynı avluya açıldığı “havlu” ya da “havuş”lar bulunurdu. Buralarda genellikle kuyu ve helâ

22 Mehmet Tekin, Hatay Tarihi- Osmanlı Dönemi-, Ank., 2000, s.131.

(36)

ortak olurdu. Bu havlular bazen bir mesleğin mensuplarınca işgal edilmiş olabiliyordu. Çıkmaz sokakların bir özelliği, korunma amacıyla sokak girişinin gece bir kapıyla kapatılabilmesiydi. Bazı sokaklarda “Kabaltı” adı verilen ve yolun üzerine bir evin köprü gibi örttüğü ya da sokağın bir evin altından geçtiği bölümler vardı. Eskiden sokaklar için bir tür ayrıcalık ve süs olarak kabul edilen kabartılar günümüzde de sokağa estetik görünüm kazandıran bir yapılaşma tarzı olarak değerlendirilmektedir.

Osmanlı dönemi Antakya’sında mahalle aralarında ve çarşılarda sokakların genişliği 1,5-5 m arasında değişir ve tüm sokaklar taşla kaplıdır. Sokakların ortasında yağmur sularının akması için 10-15 cm. derinlikte (yukarı mahallelerde daha derinleri de vardı) ve sokağına göre 50-100 cm. arasında değişen genişlikte, halkın

“Tarik” adını verdiği, kenarları kesme taşlarla belirlenmiş akıntı kanalı yer alır.

Sokaklarda tarikin iki yanındaki yol, yerine göre 50-100 cm. arasında değişen kaldırımlar halindedir. Antakya’nın kışın çok yağış alması ve Habibü’n-Neccar Dağı’ndan şehre doğru inen sokaklarının zaman zaman sellerle dolması nedeniyle şehir için taş döşeli yol uygun çözümdür. Bu yol yapım tarzının geçmişi Roma dönemine kadar uzanmaktadır. Dutdibi, Habibü’n-Neccar, Şirince, Sofular gibi mahallelerde birer meydan bulunuyor, bu meydanlar çocuklara oyun alanı hizmeti görüyordu.

1-5 Evler

Sicillerin incelenmesi neticesinde, Antakya bölgesinde evlerin bölgenin sahip olduğu özelliklere göre yapıldığı görülmektedir. Sicillerden elde ettiğimiz bilgiler ışığında bir Antakya evini somutlaştırmaya çalışacağız.

(37)

Her bölgede konut yapımını iklim, arazi durumu, gelenek-görenekler, yaşayış biçimi ve benzeri etmenler belirler. Antakya; kış aylarında bol yağışlı, uzun süren yaz aylarında güneşli, sıcak, nemli bir yerleşim merkezidir ve aile hayatının dışa kapalı olmasından dolayı Antakya evi, bu etmenlerin zaman faktörüyle de birleşerek biçimlendirdiği bir konut türüdür. Antakya evinde, avlunun sokak tarafındaki yüksek penceresiz bir duvar, evi dışarıya kapalı tutar. Cadde ve sokakların darlığına karşılık, evler ferahlık ve huzur veren birer mekân olarak düzenlenmiş, evlerin mimarisinde ailenin rahat ve huzuru ön planda tutulmuştur.

Yaşama süreci açısından bakıldığında, ev adeta bütün hayatı evde geçen kadın için yaratılmış bir mekandır ve kadın bu mekanda dış dünyanın bir modeli yaratılmıştır.

Dışa kapalı olan “ev”in tek açık mekanı olan avlu sadece gökyüzüne açıktır. Dört taraftan kuşatılmış ve sokaktan soyutlanmış olan ev halkı avluda sadece evrenle iletişim sağlamaktadır. Dışarıya kapalı; fakat komşularla içi içe süren bu yaşayışta iyi komşuluk ilişkileri ve dayanışma üst düzeydedir.

İki üç metrelik dar bir koridor olan aralığın bitiminde “orta kapı” adı verilen ve arkasındaki ağırlık bağlı düzenekle kendiliğinden kapanan ikinci bir kapı vardır (Bazı evlerde dış ve orta kapı arası 1 metre kadar, ondan sonraki geçiş kısmı 3-4 metredir ve kapısız, kemerli bir çıkışla sona erer). İç kapı avluya açılır. Bu avlulara

“havuş” veya “hayat” denir ve aile için evin içi, mekânları kadar önemlidir.

Zenginlerin konakları “harem dairesi” ve “selâmlık” diye iki kısımdan meydana gelmektedir (Bu tür evlerde kadınların hayatı harem kısmında geçerdi). Bazı büyük evlerde, iç kapının hemen yanında, misafirlerin atları için ahır bulunur. Bazı evlerde

(38)

dış kapı ile iç kapı arasındaki koridorun üzerinde, menzil ve hanlarda olduğu gibi bir

“kapı üstü oda”nın yer aldığı da görülebilir23.

Kent içi evlerin bahçeli olanları azdı; ama avlularında birkaç ağaç ya da bazen süs bitkileri bulunurdu. Zengin ailelerin çoğunun kent dışında bağları, bahçeleri vardı; eşkiya tehlikesinin fazla olmadığı zamanlarda, havalar ısınınca yazlık evlere taşınılırdı. Evlerin çoğunda, pencerelerin önünde duvar boyunca uzanan yerli sedirler vardı. Bir evin zenginliği yastıklarından belli olurdu. Zengin evlerinde kullanılan diba ve ipek kadife minderler ise daha gösterişliydi. Eve ayakkabı ile girilmez, odalarda yere, bazen de sedirlerin üstüne halı yayılırdı.

Evin odaları avlunun kuzey kenarında yer almakta, yönleri güneye ya da batıya bakmaktadır. Nadiren cephesi kuzeye veya doğuya bakan evlerde de rastlanır.

Evler çoğunlukla iki katlı olup, odalar yan yana sıralanmıştır ve en önemli ortak öğe;

evin cephe tarafında, ikinci katta yer alan ahşap direkli, ahşap yapılı, doğaya açık sofalardır. İki katlı evlerde üst kata, bir ucu evi komşu evden ayıran duvara saplanmış desteksiz bir taş merdivenle çıkılır. Her evin bir baş odası (selâmlık) vardır. Genellikle diğer odalardan büyükçe ve iyi tezyin edilmiş olup ailenin ekonomik ve sosyal durumunu da yansıtan bu oda, aile reisinin ikametine ve misafir kabulüne ayrılmıştır24.

Eski evlerde yemek, yatak, oturma ve misafir odaları ayrı değildir. Selâmlık dışında her oda bütün hizmetleri görmektedir. Odaların giriş kısmında eşik denilen bölüm, ayakkabıların bırakılmasına tahsis edilmiştir.

İki katlı olan evlerin zemin katı mutlaka kesme taştan, üst katın duvarları ve ara bölmeleri “bağdadi” yapılmış olup, evlerin pencereleri avluya bakar (çarşıdaki

23 Mehmet Tekin, a.g.e., s.133.

24 Mehmet Tekin, a.g.e., s.133-134.

(39)

iki katlı evlerde ancak üst kat pencereleri sokağa bakar) ve bunlar panjur, kepenk, parmaklık gibi koruyucu öğeler taşır. Bazı evlerde yola bakan odalarda taş konsollar üzerine yerleştirilmiş ahşap kirişler üzerine oturtulan ve hem odanın çevre ile ilişkilerini zenginleştiren, hem de odanın çevreye hâkimiyetini arttıran çıkmalar dikkati çeker.

Evlerin avluya bakan yüzünde kapılar ve pencereler genellikle kemerlidir.

Odaya açılan ucu küçük bir pencereyle kapalıdır. Yine bu tepe pencereleri arasında duvara, her biri ayrı özellikte motifler taşıyan ve cepheyi zenginleştiren, daire veya kare biçimli rozet şeklinde süslemeler işlenmiştir. Bazı evlerde zemin kat pencereleri hizasında fanus, lamba, mum, fener vb. için “fanus takası”, kuyu yakında ise su için

“sebil takası” adı verilen nişler vardır. Antakya’nın zenginlerine ait büyük evlerin ve konakların tavan ve dolap gibi bölümlerinde odanın görünüşünü zenginleştiren ve etkisini güçlendiren ahşap üzerine kalem işi, boyama, oyma ya da parçalardan birleştirme yoluyla yapılmış zarif, güzel süslemeler yer alır. Odaların tavanları yüksektir ve bu tavanlar, latalara sık aralıklarla çakılmış çıtaların üzerinin sıvanmasıyla elde edilmiştir. Bazı evlerin tavanlarında tarz değişikliğine gidilip tekne tavan tarzının uygulandığı, çeşitli tarzlarda göbekler yapıldığı ve bunların süslemesinde çeşitli mahallî motiflere yer verildiği, bazı evlerde pencerelerin kemerli bölümlerinde renkli camlar kullanıldığı görülür.

XIX. yüzyıla kadar Osmanlı kent evlerinde bugünkü anlamda mobilya diye nitelendirebileceğimiz çok az eşya vardı: Birkaç sandık ve kutu, üstünde kap kacak ya da sini koymak için tahtadan veya deriden bir yer sofrası altlığı, duvarda da üzerine lamba veya kitap konulan işlemeli raflar… Erken dönemlere göre daha çok halı, kilim, minder ve yastık bulunuyordu. Zira, XVIII. yüzyılın başlarından itibaren

(40)

Osmanlı dokumacılığında yeni bir atılım gerçekleşmiştir25. Antakya evlerinde bulunan malzemelere bakıldığında ise zenginlik hemen dikkati çekecektir26.

Antakya’da yapılmış olan binalar incelendiğinde evlerin çatısı ahşap malzemeden oluşur ve üzeri alaturka (oluklu) kiremit kaplıdır. Osmanlı döneminde avlulu tarzıyla Suriye bölgesine benzeyen evler, kiremitli yapı tarzı ve mahallî motifleri ile Suriye mimarisinden ayrılır ve bu haliyle Türk ev mimarisinin sıcaklığını yansıtır. Ayrıca bu hafif örtü sistemi depreme karşı alınmış iyi bir tedbirdir.

1710 Ocak ayı sonlarına tarihlendirilmiş bir satış hüccetine göre, Antakya’nın Uncular Mahallesi’nde oturan Ali Han bin Mehmet adlı kişi, Antakya mahkemesine başvurarak aynı mahallede hudutları belli olan ve üzeri kiremitle örtülü, tek katlı, birkaç odalı, yarım mutfağı, yarım sayegah, yarım avlulu, bir kenef, yarım su kuyusu, bir kök turunç ağacı, birkaç meyveli meyvesiz ağacı, bir üzüm asması olan evi, aynı mahallede oturan Kahveci Yusuf Çelebi bin Hacı Ahmet’e 20 kuruşa sattığını belirtmiştir27. Şubat başlarında Antakya’nın Sekakin Mahallesi’nde oturan Mısır Kahire Yeniçerilerinden olan El-hac Ahmed bin Muslu adlı çorbacı mahkemeye başvurarak, Dörtayak Mahallesi’ndeki üzeri kiremitle örtülü, sütunlu, tek katlı, iki odası, avlusu, kenefi, su kuyusu, 5 turunç ağacı, 2 nar ağacı, 2 üzüm asması olan evini, hala Mısır’da bulunan Kara Mustafa Beşe’ye 200 kuruşa satmıştır.

1800 yılı başlarında, Antakya’nın Dörtayak Mahallesi’ndeki bitişik menzilini Es- Seyyid Ali Ağaya 2.000 kuruşa satan El-hac Ebubekr Ağa’nın menzilinin içinde tahtani ve fevkani bir mesken, ayrıca iki tahtani mesken, kiler, kenef, su kuyusu ve

25 Faroqhi, a.g.e., s.301.

26 Bu konu ile ilgili geniş bilgi bkz. Mehmet Tekin,“Araç-Gereçleri ve Eşyaları ile Hatay Evi – XVIII.

ve XIX. Yüzyıl”, Güneyde Kültür, Antakya, 1994, c.VI, sa.61, s. 2-11.

27 A. Ş.S., Defter No: I, Belge No:3.

(41)

avlu, dış tarafta samanlık, ahır kuyu, kenef ve geçit bulunmaktadır28. 280 kuruşa Tut Mahallesi’ndeki menzilini İbrahim Beşe bin Hüseyin’e satan Hatice bint-i Ahmed’in menzili içerisinde bir tahtani mesken, nim taht (sofa), su kuyusu, kiler, mutfak, kenef bulunmaktadır29.

Tasarımını verdiğimiz evlerin fiyatları da mahallelere ve evlerin mimarî özelliklerine göre değişiklik arz etmekteydi. XVIII. yüzyılda 20, 30, 40, 60, 200 kuruşa alınıp satılabilen evler, XIX. yüzyılda %100’e varan oranlarda artışlarla el değiştirmiştir.

Antakya’nın 1, 2, 3, 4, 8, 10,14, 16, 18, 20, 22, 23, 26, 29 ve 30 (1709-1862) numaralı sicillerdeki tereke kayıtlarının incelenmesi neticesinde tespit ettiğimiz ev, giyim ve ziynet eşyaları şu şekildedir:

Ev Eşyaları: Abdest ibriği, abdest leğeni, acem halısı, akil, ağaç küp, Antakyakari çarşaf, avize lambalı büyük fanus, ayna, Bağdad bohçası, bakır leğen, bakır fener, balaz, baş havlusu, bakır mangal, beşik, bohça, ceviz sandık, ceviz sandalye, çadır, çanta, çamaşır kazanı, çiçeklik, çırçır, çift yasdık, çul, çul harar, çuval, dakikli sandık, demir bukağı, demir koparan, döşek, dürbün, el değirmeni, el havlusu, halı, hamam tası, hamam leğeni, hamam takımı, havlu, harar, harir peşkir, ibrik, hasır, ibrik, iplik, iplik battaniye, iplik çuval, iskele, kara güğüm, kazma, kerevid, keser, kil leğeni, kilimce, kilit, küfe, kül leğeni, lâkın, leğen, masa, maşa, mermer, meşin hurç, minder, muşta, münşefe, namazlağı, nerdüban, penbe perde, peşkir, sandalye, sandık, satıl sağir, seccade, süpürge, sepet, sürgülü leğen, şemsiye, taht, torba, varil, vezin, yelpaze, yatak, yorgan, zenbil, zili kilim,

28 A. Ş.S., Defter No: X, Belge No:48.

29 A.Ş.S., Defter No: X, Belge No:51.

(42)

Giyim Eşyaları: Aba, abani, abani don, ahmediye kuşağı, alaca cübbe, basma pantolon, bez gömlek, bez kaftan, cübbe, çakşır, çakı, çuka saka, çuka yüzlü kürk, dakik gömlek, dimi yelek, fanila, fes, Frenk gömleği, kaftan, kavuk, kazmir, palto, kettan, pantolon, kutnu, kuzu kürkü, kuşak, Musul sarık, maşlah, mendil, pabuç, püskül, sarık, setre, sim reşm, siyah poşu, şal, şal palto, yelek, yaşmak, yemeni.

Ziynet Eşyaları: Altın habbe, altın saat, bilezik, cep saati, İngiliz saati, hamail-i şerif, elmas yüzük, gümüş akik yüzük, küpe, mühür kesesi, zincir, yakut yüzük, yüzük, mercan tesbih.

Mutfak Malzemeleri: Açık çanak, bakır lâkın, bakır ocak, bakır sini, baklava tenceresi, bakır çömçe, bayta, bakır kap, bakır kaşık-çatal, pekmez tenekesi, bıçak, pekmez carası, beyaz kaşık, billur kase, billur şeşhane kase, büyük kepçe, cara, cezve, çanak, çay tepsisi, çorba tası, dabye, değirmen ve eli, halkane, havle kağıdı, iftariye çanağı, iki kulplu kazan, kadaif tepsisi, kahve dibeği, kadeh ve kase, kahve ibriği ve tepsisi, kevgir, kasnak, kulplu tas, maden kadeh, mükebbe, ocak demiri, peynir carası, sahan, sefer tası, semaver, sırlı, sofra ve altı, tepsi, tabak, tava, tuz kazganı, zemzemiye vs.

1-6 Şehrin Nüfusu

Şehir monografi çalışmalarında, şehirde yaşayan nüfusun ayrıntılı olarak tesbit edilmesinin pek çok sosyal ve ekonomik problemlerin çözülmesinde yardımcı olacağı mutlaktır. Bunu destekler mahiyette pek çok tarihçi yorumda bulunmuştur.

Örneğin; Ömer Lütfi Barkan, “….Tarih ilminin şimdiye kadar muhtelif devir ve medeniyetlerin özelliklerini açıklarken, nüfusun bu devir ve medeniyetlere olan

(43)

çeşitli tesirlerini hesaba katmamış olması, bir çok hadisenin ilmî bir izahtan mahrum kalmasına sebep olmuştur…30” diyerek görüşlerinin ifade etmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan itibaren, her otuz senede bir arazi tahriri amacıyla yapılan nüfus sayımlarına ait vesikalardan nüfusun cinsiyet durumunu, yaş gruplarını, artış nispetini, meşguliyetlerine göre meslek teşekküllerini kesin olarak tespit etmek çok zor görünmektedir31.

Osmanlı toplumunda hiç evlenmeden yaşamını tamamlayan kimse pek olmazdı. Evlenmeyi aileler hazırlardı; bazen genç erkeklerin, istemedikleri bir evlilikten başka bir yere taşınarak kurtuldukları olurdu. Genç kızlarla kadınlar bu konuda daha çaresizdi. Kadı sicillerinde kaçırılmayı kabul etmiş kadınlarla ilgili olaylara çok ender rastlanırdı. Sayısı yine çok az olmakla birlikte, biraz daha fazla karşılaşılan bir olay da bazı kadınların reşit değilken evlendirildiklerini ileri sürerek artık reşit oldukları için evliliklerinin geçersiz sayılmasını istemeleriydi. Şeriata göre Müslüman bir erkeğin gayrimüslim bir kadınla evlenebilmesine karşılık bunun tersi yasaktı. Böyle evliliklerden doğan çocuklar Müslüman olurlardı. Bu durumdan özellikle sınır bölgelerinde ya da gayrimüslim nüfusun yoğun olduğu yerlerde çok yararlanılırdı32.

XVI. yüzyıldan itibaren, yani Osmanlı Devleti’ne bağlanmasından sonra, Antakya’nın Halep vilayetiyle birlikte defalarca sayımı yapıldı. Bu tahrirlere göre, şehrin nüfusunda 1527’den 1589 yılına kadar büyük bir değişiklik olmamıştır.

1527’de şehir 1006 hane, 131 mücerred (bekar); 1537’de 1196 hane, 265 mücerred;1552’de 1087 hane, 395 mücerred; 1570’de 1074 hane, 387 mücerred;

30 Ömer Lütfi Barkan, “Tarihi Demoğrafi Araştırmaları ve Osmanlı Devleti”, Türkiyat Mecmuası, İst.,1951, c.X, s.2.

31 Özdemir, a.g.e., s.99.

32 Faroqhi, a.g.e., s.116.

(44)

1589’da ise 1064 hane, 511 mücerred nüfusa sahipti. Bu rakamlara göre evli (hane) nüfus nispetinde 1537 yılı hariç büyük bir artış olmadığı, mücerred nüfusta az bir artış meydana geldiği anlaşılmaktadır33.

İncelediğimiz döneme geldiğimizde şehrin nüfusunu tespit edebilme noktasında bize yardım eden en önemli veriler “resm-i tekâlif, resm-i avârız, resm-i salyâne, cizye evrakı v.b.” gibi vergilerin toplanmasında esas kabul edilen sayılardır.

Hanede kaç kişinin olduğu tartışmalı bir konudur. Ömer Lütfi Barkan hanede oturanların ortalama sayısını 5 kişi olarak kabul ederek, hane sayısını 5 ile çarpmak suretiyle toplam nüfusu bulmaktadır. Bazı yabancı araştırmacılar bu katsayı için “3, 3.5, 3.57, 4.5, 5.26 hatta 6 gibi katsayılar” kullanmışlardır. Tahrir defterlerinde demografik çalışmalarda kullanılabilecek standart bir sayı bulunmadığı için anlaşmazlık devam etmektedir34. Fakat çok sayıda araştırmacı, 5 katsayısını benimsemiş ve hesaplamalarında kullanmışlardır.

Bilindiği üzere avârız-hânelerinin tespitinde bölgenin durumu, halkın şehirli, köylü veya göçebe oluşu, mükellefin malî güç ve kudreti, emlak sahibi oluşu, arazi tasarrufu edişi gibi birçok kıstaslar esas kabul edilmektedir. Avârız-hânesi tek bir ailenin oturduğu bir ev anlamına gelmeyip, emlâkı bulunan, tasarruf eden kişilerden belirli bir ölçüye göre tanzim edilmiş, bekâr ve evli, belli bir erkekler grubunu ifade eden, sayısı her bölgeye göre farklılık arz eden, hakiki bir hane olmayıp “Grubu”

ifade etmektedir35.

Avârız-hâne sayılarından istifade ederek şehir nüfusunu tespit ederken, burada ifade edilen hane sözcüğünün manasını ifade etmek gerekmektedir. Avârız-

33 Sahillioğlu, “a.g.m.”,s.231.

34 Nejat Göyünç, “Hane Deyimi Hakkında”, İ.Ü. Tarih Dergisi, İsmail Hakkı Uzunçarşılı Armağanı, İst., Mart 1979, sa:32, s.333; Barkan, “a.g.m.”, s. 1-16

35 Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İktisadi ve İctimai Tarihi, İst.,1995, c.II, s.283-294 / Ömer Lütfi Barkan, “Avârız”, İA,1997,Eskişehir Anadolu Üni., I. Baskı, c.II, s.15

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :