• Sonuç bulunamadı

Türkiye’de Demokrasi’nin Pekişmesi: Bir Siyasal Kültür Sorunu

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Türkiye’de Demokrasi’nin Pekişmesi: Bir Siyasal Kültür Sorunu"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Türkiye’de Demokrasi’nin Pekişmesi: Bir Siyasal Kültür Sorunu

Ersin Kalaycıoğlu Sabancı Üniversitesi Giriş

Soğuk Savaş’ın sona erdiği 1989 – 1991 yıllarında başta Latin Amerika ve Doğu Avrupa bölgeleri olmak üzere dünyanın bir çok yerinde bir biri ardı sıra ülkeler demokrasi ile yönetilmeye başladılar. Samuel P. Huntington 1990’ların başında yazdığı bir kitapta bu olgunun dünyanın tanık olmakta olduğu üçüncü demokrasi dalgası olduğunu ileri sürdü.

1

Aynı yıllarda Yale Üniversitesi sosyologlarından Juan J. Linz, Journal of Democracy dergisinde yazdığı iki makalede

2

özellikle Latin Amerika’da demokratikleşme başarılı olsun isteniyorsa, o zaman istikrar konusunda ciddi defoları olan Başkanlık rejimi esasına dayalı

uygulamalardan sakınmak gerektiğini ileri sürdü. Başkanlık rejimi yerine demokrasilerin sürmesini kolaylaştıran Parlamenter rejim esasına dayalı bir rejimin tercih edilmesi gerektiğini öne sürdü. Bu sava Scott Mainwairing

3

ve Fred Riggs

4

tarafından yapılan araştırmaların da benzer bulgularla destek verdiği görüldü.

Juan J. Linz’in savı Başkanlık rejiminde siyasal karar üretmek için iki başlılık içeren, eşit güçte ve birbirinden tamamen bağımsız yasama ve yürütmenin uzlaşmasını gerekli kılan bir mekanizmanın çalıştırılması zorunluluğuydu. Bu durumda, eğer yürütmenin başındaki halkoyuna dayalı bir süreçle seçilmiş başkanın makamı ile yasama organındaki sandalye çoğunluğu aynı partinin elinde bulunuyorsa, o zaman belirli bir uyum mümkün olabiliyor ve iki başlılık bir sürtüşme ve hatta çatışmaya neden olmadan siyasal kararlar üretilip

uygulamaya konabiliyordu. Ancak, eğer başkan ve yasama organı çoğunlukları farklı

partilerden olursa veya yasama organından üç veya daha fazla parti olursa, o zaman başkanın yasama meclisinde karar üretmesi için gereken desteği bulması zorlaşıyor, hatta olanaksız hale geliyordu. Bu durumda yasama ve yürütme ilişkileri bir sürtüşme ve hatta çatışma ortamına doğru sürükleniyor, sistem kilitleniyor ve hükümet felç oluyordu. Bu durumdan çıkmak için ya başkan yasama organını hiçe sayarak bir tek adam yönetimine doğru harekete geçiyor, ya da silahlı kuvvetleri de ikna ederek bir askeri darbe ile iktidara tam anlamıyla el koyarak diktatörlüğünü ilan ediyordu. Bunun mümkün olmadığı durumlarda da silahlı kuvvetler hem başkan hem de yasama organını devre dışında bırakarak yönetime kendileri el koyuyor ve ülke bir otoriter yönetime kayıyordu. Juan J. Linz ve Alfred Stepan’ın ortaklaşa yazdıkları kitapta Parlamenter rejimin iktidar için gerekli olan koalisyonu oluşturmakta başarılı olmak için pek çok teşvik edici unsura sahip olduğunu, ancak Başkanlık rejimi eşit kuvvetler arasında çatışma esasına dayandığı için bu tür koalisyonları üretmekteki başarısı sınırlı olmaktaydı.

5

1

Samuel P. Huntinton, The Third Wave: Democratization in the Late Twentieth Century (Oklohoma: Oklohoma University Pres, 1993).

2Juan J. Linz, "The Perils of Presidentialism" Journal Of Democracy. vol. 1, no. 1, (1990a): ss. 51-69. Juan J. Linz, "Virtues of Parliamentarism" Journal of Democracy. vol. 1, no. 4 (1990b): ss. 84-91.

3

Mainwaring, Scott (1993). "Presidentialism, Multipartism, and Democracy: The Difficult Combination,"

Comparative Political Studies, vol. 26, no.2: 198-228.

4

Riggs, Fred (1992). "Presidentialism: A Problematic Regime Type." Arend Lijphart (der.) Parliamentary versus Presidential Government (Oxford, New York: Oxford Univ. Press) içinde 216-22.

5

Juan J. Linz and Alfred Stepan, Problems of Democratic Tansition and Consolidation: Southern Europe, South

America, and Post –Communist Europe, ( Baltimore and London: Johns Hopkins University Press, 1996): s. 181

(2)

Bu sav yakın zamana kadar sistemli yapılmış gözleme dayalı görgül bir araştırma ile yanlışlanamadı. Ancak, 2007 yılında Jose Antonio Cheibub

6

tarafından yazılmış olan bir kitapta Linz ve onu izleyenlerin savındaki tüm öngörülerin doğru olmadığı, ancak bazı özel durumlarda gerçek olabileceklerine dair veriler sunuldu. Cheibub’ın çözümlemesinde tüm demokratik rejimler Başkanlık rejimleri ve onların karşısında yer alan Parlamenter ve Melez rejimler (yarı - başkanlık rejimleri dahil olacak biçimde) ikiye ayrılarak araştırılmışlardır.

Cheibub’ın sınıflamasına göre yasama organından güvenoyu almak durumunda olmayan Başkanlık rejimi, yasamanın güvenini kaybettiği zaman çöken Parlamenter ve Yarı-Başkanlık rejimlerinden farklıdır. Bu fark halkoyuyla yürütmenin lideri olan mevkie seçimle

gelinmesine göre Başkanlık ve Yarı – Başkanlık ve onların karşısında Parlamenter rejimler diye de yapılabilirdi. Yasamanın güvenoyuna dayalı olması mı, halkoyu ile başkan seçilmesi mi rejimler arasında daha önemli bir ayırım nedenidir? Bunu Cheibub tartışmadığı için bilemiyoruz. Ancak, en azından Fransız yarı-Başkanlık rejiminde yasamanın güvenoyu hiçbir zaman ayırıcı, kritik bir erk olamamıştır. Bilakis hükümet güvenoyunu adeta bir tehdit aracı olarak kullanmak suretiyle yasamanın kabul etmesini istediği taslakları bir güvenoyu sorunu olarak takdim ederek, adeta şantajla her zaman hükümet tasarılarını Fransız Parlamentosu’nda kabul ettirebilmiştir. Bu tür tasarılara sahip çıkmamanın erken seçime gitme anlamı taşıdığı bir uygulamada güven oylamasının hiç de yasamanın yürütmeye karşı kullandığı bir

denetleme aracı olması söz konusu olmamakta, tam tersine güvenoyu yürütmenin elinde yasamaya boyun eğdirmek için kullandığı bir şantaj aracı haline gelmektedir. Bu durumda Cheibub’ın sınıflandırmasının bir ölçüm geçerliliği (measurmenet validity) sorunu ürettiği de düşünülebilir. Cheibub rejimleri bir yanda Başkanlık öte yanda bir yanda Parlamenter ve Melez rejimler diye ayırdığında, Melez rejimlerin içindeki Yarı – Başkanlık rejimleri de olması dolayısıyla ayrım keskinliğini kaybetmekte ve böylece Başkanlık rejimleri ile diğerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark kalmayabilmektedir.

Tüm sorunlarına karşın Cheibub’ın çözümlemesi de 3 - 5 partili yasama organlarının bulunduğu ortamlarda Başkanlık rejimlerinin istikrarı korumakta fevkalade zorlandıklarını göstermektedir.

7

Bununla birlikte Cheibub’ın çözümlemesindeki en ilginç bulgu askeri darbeye maruz kalan Başkanlık, Parlamenter ve Melez rejimler arasında demokrasinin istikrarı veya yaşam ümidi açısından bir fark görülmemesidir.

8

Cheibub bir başka ilginç noktaya daha dikkat çekmekte ve askerlerin Parlamenter rejimden hoşlanmadıklarını ve eğer demokrasiye dönmek gerekirse genellikle Başkanlık rejimi türünde bir demokrasi tasarımını içeren bir anayasa yaptırmaya özen gösterdiklerini saptamaktadır.

9

Bu durumda bir kısır döngü ortaya çıkmaktadır. Askeri darbeye maruz kalan demokrasi hem istikrarsızlaşmakta, hem de askerlerin müdahalesiyle Başkanlık rejimine doğru bir dönüş yapmaktadır. Bu durum da Başkanlık rejimlerinin istikrarsız olmasına neden olmaktadır. Bu istikrarsızlık yeni bir darbe nedeni olmakta, o darbe sonrasında da demokrasiye dönüldüğünde yine Başkanlık rejimine dayanan bir uygulama söz konusu olmaktadır. Aslında demokrasileri defolu ve istikrarsız kılan askeri darbedir; rejim tipi ne olursa olsun birden fazla askeri darbeye maruz kalan demokrasiler istikrarsız olmak eğilimindedirler. Nitekim Doğu Avrupa demokrasileri askeri darbeye maruz kalmadıkları için, özellikle Avrupa Birliği’ne girdikten sonra gayet istikrarlı ve pekişme yolunda hızla ilerleyen birer örnek oluşturmuşlardır. Oysa Venezuella veya Pakistan gibi çok farklı coğrafyalardaki siyasal uygulamalarda askeri darbelerin gölgesindeki Başkanlık rejimleri bir türlü pekişmiş demokrasiler oluşturamamışlardır. Aynı mantıkla, bugün Türkiye’de de demokrasinin bir istikrar ve pekişme sorunu varsa, bu da bir

6

José Antonio Cheibub, Presidentialism, Parliamentarism and Democracy, (Cambridge, New York, Melbourne:

Cambridge University Press, 2007).

7

Aynı eser: s. 98.

8

Aynı eser: ss. 160 – 164.

9

Aynı eser: s. 145.

(3)

ölçüde askeri darbelerin etkisiyledir, onun için Türkiye’de Parlamenter rejim yerine Başkanlık rejimi kurulsa, aynı istikrar ve pekişme sorunu kesintisiz olarak yaşanmaya devam edecek gibi görünmektedir. Üstelik Türkiye’deki 3 - 5 partili bir ılımlı çoğulcu parti sistemi eğilimi de Büyük Millet Meclisi’nde 2000’lerin başındaki gelişmelere karşın sürmektedir. Bu durumda, Parlamenter rejimden bir sapma ile Başkanlık veya Melez bir rejimin kurulması, Türkiye’de demokrasinin istikrar ve pekişme sorununu çözebilmesi ham hayalden ibarettir.

Bu noktada demokrasinin istikrar, yerleşmiş, pekişmiş bir hal alması sorununun bir demokratik rejim tasarımından ibaret bir yapısal düzenlemeye indirgenemeyeceğini ileri sürebiliriz. Nitekim 1990’da Juan J. Linz’in bu konudaki makaleleri yeni yayınlanmaktayken, aynı Journal of Democracy Dergisi’nde yayınlanan bir başka sosyologun, Seymour Martin Lipset’in bir makalesi pek de hararetli tartışmalara konu olmamıştır.

10

Oysa Lipset bu

makalesinde aslında demokratik rejimlerinde bir siyasal kültür ortamında hayata geçtiklerine işaret ederek, burada kitle ve siyasal seçkinlerin değer, tutum, davranış örüntüleri ve

inançlarının büyük öneme sahip olabileceğini ileri sürmüştür. Lipset’in verdiği örnek Kanada’dandır. Kanada siyasal hayatına 1990’lartın başına kadar damgasını vuran

politikacılardan olan Başbakan Pierre Trudeau’nun bir açıklamasına atıfta bulunan Lipset, Kanada’daki hükümet etme zorluklarından birisinin aynı zamanda Katolik olan Fransızca konuşan azınlığın anladığı “gerçek” ile Protestan ve İngiliz asıllı çoğunluğun anladığı

“gerçek” ve ona ulaşma yollarının aynı olmadığıdır. Trudeau, Katolikler gerçeğe kafa sayarak ulaşılamayacağını, herhangi bir husustaki gerçeğin kutsal kitapta yazdığı ve ulemaya (clergy) malum olduğunu düşündüklerini, oysa Protestan’ların “gerçek” konusunda kafa sayarak (oya başvurarak) çoğunluğun dediği ile yetinilebileceğini düşündüklerini ifade etmiştir.

11

Böylece, eğer siz “gerçeğin” aşkıncı (transcendental) veya metafizik bir içerikte malum olduğunu

“biliyorsanız”, o zaman fanilerin vereceği oyların toplanmasıyla ulaşılacak bir çoğunluğun kararının bunu değiştirmesi olanaksızdır; demokrasi de size göre bir rejim değildir. Ancak, aşkıncı bir algı veya metafizik bir köken veya içeriğe sahip olduğunu düşündüğünüz gerçekler söz konusu değilse, o zaman fanilerin vereceği, doğal olarak yanılgı ve hata payı da içeren kararların sonucu olan oyların toplanması ile çoğunluk oluşturmak ve çoğunluğun kararına dayanarak bir gerçeği saptamak mümkün olabilecektir. Doğal olarak, her hususta aynı çoğunluğun ortaya çıkmayabileceğini, dolayısıyla değişen çoğunluklara dayanarak yönetim esasını ve ancak zaman zaman sizin de oyunuzun çoğunluğun içinde olabileceğini kabul eder ve bununla yetinmeyi becerebilirseniz, o zaman demokrasi sizin için uygun bir rejimdir.

Özetle ifade etmek gerekirse, demokrasi, belirgin bir siyasal kültür ortamında işleme kolaylığı bulur, farklı ortamlarda demokrasinin işlemesi, istikrarı ve pekişmesi için özel çaba ve

düzenlemelere gerek olacaktır.

Türkiye’de Siyasal Kültür ve Demokrasi

Hemen belirtmek gerekirse burada bir kültürel determinizm önerisinde

bulunulmamaktadır. Eğer siyasal kültür demokrasinin istikrar bulmasını ve pekişmesini zorlaştırıyorsa, o zaman böyle bir ortamda demokrasinin hiçbir şekilde pekişmeyeceğini de iddia edemeyiz. Ancak demokrasinin belli bir yapı ve rejim özellikleri göstererek

kendiliğinden (spontaneous) ortaya çıkabildiği ortamlarla büyük çabalar sonunda

kurulabildiği ortamları biribirinden ayırmak ve bu farkları göz önüne alarak demokrasinin istikrar bulma ve pekişme sorunlarına yaklaşmanın da anlamlı olduğu ileri sürülebilir.

Örneğin İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsviçre’de demokrasi kendiliğinden,

10

Seymour Martin Lipset, "The Centrality of Political Culture," Journal of Democracy, vol. 1, no. 4 (Fall 1990):

ss. 80-83.

11

Aynı eser: s. 83.

(4)

siyasal sistemin evrimi ile ortaya çıkmış, istikrar bulmuş ve pekişmiştir. Oysa Almanya, İtalya ve Japonya’da demokrasi İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok özel çabalar sonucunda, adeta yapay bir ortamda işgal kuvvetleri tarafından hayata geçirilmiş, zamanla istikrar bulmuş ve pekişmiştir.

Türkiye bu iki grup ülkeden daha çok ikincisine benzer bir konumdadır. Türkiye’de demokrasiye geçiş çeşitli akim kalan girişimlerden sonra 1945 yılında başlamış, 14 Mayıs 1950 seçimleriyle ivme kazanmış, ancak 1960’da bir askeri darbe ile darbe almıştır. 1961’de demokrasiye geri dönüş 1971’de bir askeri bildiriye dayalı yeni bir darbe ile kesilmiş, 1973’te yeniden başlayan demokratik hayat büyük iktisadi ve siyasal bunalımlar içinde yeni bir askeri darbe ile 1980’de tekrar akamete uğramıştır. Demokrasiye geri dönüş ancak 1983’te yarı gönüllü çabalarla başlamış, 1986’dan sonra ivme kazanmış, bu kez güçlenmesinde askeri hükümetin de uygulamalarıyla rolü olduğu artık kabul edilen Kürt milliyetçiliği ve Islamcılık Cereyanı’nın siyasal meydan okumalarının yükü altında ciddi kısıtlarla boğuşarak günümüze kadar gelmiştir. Bu genel hatlarıyla ifade ettiğimiz demokrasi uygulamasının gelişimi

demokrasinin Türkiye’nin doğal, kendiliğinden gelişen siyasal rejimi olduğu izlenimi vermemektedir. O zaman burada demokrasiyi zorlaştıran özelliklerin neler olabileceğini araştırmamız ve bunların varlığını yadsımadan onların demokrasiyi istikrarsızlığa mahkum etmesinin önüne nasıl geçebileceğimize bakmamızda yarar vardır.

Bu etkenler arasında rejim tipine ilişkin zorluklar bulunmadığını ve burada yapılacak temel değişikliklerin yarardan çok zarar getireceğini zaten ifade etmiş bulunuyoruz.

12

Demokratik bir rejimin ekonomik bunalım, doğal afet v.b. önceden öngörülmesi her zaman mümkün olmayan felaketler ve savaş yahut iç savaş gibi siyasal yıkımlardan etkilenmesi ve hatta bunların yükü altında işleyemez hale gelmesi ve çökmesi doğaldır. Bu gibi durumlarda demokrasi rejimi türleri arasında fazla bir fark olması gerektiğine işaret eden herhangi bir bilimsel bulgu da söz konusu değildir. Ancak, demokrasinin bir siyasal rejim olarak işlemesini kolaylaştıran veya zorlaştıran temel özellikler gerek seçkinlerin, gerek kitlenin siyasal sistemin temel kurum, yapı ve süreçlerine yönelimleri ile siyasal süreçler içinde birbirlerine karşı olan tavır, tutum, beklenti ve davranışlarıdır. Siyasal kültür olarak

tanımlayacağımız bu tutum ve davranış örgüsü demokrasinin çalışmasını kolaylaştıracak veya zorlaştıracak bir nitelik arz eder. Bu çalışmada siyasal kültürle ilgili olarak demokrasinin çalışmasını etkileyecek bazı temel olguların Türkiye’de nasıl bir içeriğe sahip olduğunu araştıracağız.

Çağdaş dünyadaki demokrasi uygulamaları temsil kurumlarının seçimler yoluyla oluşturulması ve çalışması aracılığıyla ortaya çıkan temsili demokrasi uygulamalarıdır.

Temsili demokrasinin işleyişi çağımızda insanların bir araya gelerek kurdukları örgütler (organizations) eliyle, örgütlü bir içerikte gerçekleşmektedir. İster siyasal partiler olsun, ister çıkar grupları olsun ancak bir arada bulunabilme, çalışabilme, yaşayabilme özelliği

gösterebilen topluluklar ve onların bireyleri sayesinde kurulabilir ve varlıklarını sürdürebilirler. Burada da kritik olan insanların belirli bir dayanışma, birbirlerine

güvenebilme ve destek olabilme duygusunu paylaşmalarıdır. Özellikle kişilerarası güven

12

Demokrasideki rejim tiplerinin işlemesine dair en son kapsamlı çalışmalar olan AdamPrzeworski, Michael

Alvarez, José Antonio Cheibub ve Fernando Limongi tarafından "What Makes Democracy Endure?" Journal of

Democracy, vol. 7, no. 1 (1996): ss. 39 – 53 ve José Antonio Cheibub, Presidentialism, Parliamentarism and

Democracy, (Cambridge, New York, Melbourne: Cambridge University Press, 2007) başvurulabilir. Ayrıca, bu

konudaki Türkçe yayın için Serap Yazıcı, Başkanlık ve Yarı- Başkanlık Rejimleri, (İstanbul: Bilgi Üniversitesi

Yayınları, 2001) ve Ersin Kalaycıoğlu “Siyasal Rejim Tasarimi ve Demokrasi” (Design of Political Regimes and

Democracy) Iktisat Dergisi, no. 338, (Nisan, 1999): 5-20 müracaat edebilirsiniz.

(5)

duygusunun gelişmediği ortamlarda dernekleşmenin de ortaya çıksa bile istikrarlı olamadığı görülmektedir.

13

Dolayısıyla, kişilerarası güven duygusu ve dernekleşme davranışı çağdaş bir demokratik yapının varlığı ve idamesi için kritik kültürel olgulardır.

Temsili demokrasilerin en temel kurumlarının başında seçim, seçime katılan adaylar arasındaki bir yarış ve bu yarışın kazanan ve kaybedenini belirleyen seçmenlerin davranışları ile hayat kazanır. Seçim sonucunda bir iktidar ve bir de onun karşısında yer alan bir veya birden fazla parti veya kişiden oluşan muhalefet söz konusudur. Zaten seçim yarışında da farklı fikir, ideoloji ve çıkarlar yarışacak, hatta zaman zaman çatışacaktır. Bu tür bir etkileşimin rekabet içinde mümkün olabilmesi için bireylerin kendilerinden farklı olanlara karşı hoşgörülü olabilmeleri ve aykırılıklara tahammül gösterebilmeleriyle mümkündür. Aksi halde rekabet kolayca “düşmanlar” ve onların karşısında yer alan “dostlar” arasındaki bir ilişkiye, yani savaşa dönüşecektir. Bu durumda temsili demokrasi farklı, değişik, hatta aykırı olana hoşgörünün mevcut ve yaygın olduğu ortamlarda ortaya çıkacak ve kendisini idame ettirebilecektir.

Temsili demokrasideki bireyin gerek seçmen olarak, gerek siyasal parti, dernek ve kuruluşlarda rol oynayan ve siyasal temsil kurumlarının çalışmasını etkileyen, izleyen ve denetleyen bir rolü olması söz konusudur. Bireyin siyasal gelişmeleri izlemesi, bilmesi ve her şeyden önemlisi verdiği tepkilerin ve yaptığı girişimlerin siyasal kararların alınması ve uygulamaya geçirilmesinde etkili olduğuna inanması gerekir. Eğer siyasal bakımdan etkili olacağına inanmazsa seçmenin siyasal sisteme ve gelişmelere kayıtsız veya yabancılaşmış olması beklenmelidir. Bu durumda seçmenin ilgi ve tepkisini yitiren bir temsili demokrasinin küçük ve iyi örgütlenmiş grupların etkisi altına girmesi ve demokrasinin halkın yönetimde söz aldığı bir rejim olmaktan çıkması söz konusudur. Temsili demokrasinin kurulması ve istikrar içinde çalışması için siyasal etkinlik (political efficacy) duygusunun seçmen çağındaki nüfusta yaygın olarak bulunması gereklidir.

Burada en önemli rol oynayacak olan da seçmen rolü oynayacak olan yurttaşların temsili siyaset kurumlarına duyacakları güvendir. Siyasal etkinlik duygusu ile pekişen bir siyasetin öznelerini oluşturan temsili kurumlara duyulan güven duygusu temsili demokrasinin istikrar ve pekişmişlik kazanmasında rol oynayacak koşullardandır.

Nihayet, temsili demokrasinin kurulması ve yerleşmesi için siyasal kararların alınması ve uygulanmasını etkilemek üzere düzenli ve sürekli olarak gayret gösteren bir seçmen kitlesine (halka) gereksinim vardır. Siyasal katılma olarak ifade ettiğimiz bu davranış örüntüsünün temsili demokrasinin doğal olarak sahip olduğu ve özendirdiği seçim, seçim kampanyası, siyasal sorunları tartışma ve onları çözmek için girişimde bulunma gibi

faaliyetleri içermesi söz konusudur. Ancak, çağdaş temsili demokrasilerde bu olağan katılma (conventional participation) dışında kalan ve olağandışı katılma (unconventional

participation) olarak adlandırdığımız protesto eylemlerinden oluşan bir katılma biçimini de görmekteyiz. Olağan dışı katılmayı oluşturan protesto eylemlerine katılma potansiyeline sahip olmak da temsili demokrasinin çalışmasında önemli rol oynadığı özellikle sanayi ötesi

toplumlardaki temsili demokrasi uygulamalarında görülmektedir.

14

Her iki tür siyasal katılmanın da, kişilerarası güven, dernekleşme, toplumsal hoşgörü, siyasal ilgi, bilgi ve

13

Francis Fukuyama, Trust: The Social Virtues and the Creation of Prosperity. (London, New York: Penguin Books, 1995): ss. 69 - 82’de başta Wang Computer olmak üzere çeşitli örnekler vermektedir.

14

Ronald Inglehart (1979). “Political Action: The Impact of Values, Cognitive Level, and Social Background” in

Samuel H. Barnes, Max Kaase (eds.) Political Action: Mass Participation in Five Western Democracies,

Beverly Hills: California, Sage Publications, 1979): ss. 343 – 380 bu konudaki ilk bulguları sergileyen

çalışmadır.

(6)

etkinlik duygularının yaygın olarak mevcut olduğu bir ortamda, aynı yaygınlıkla ve sıklıkla sürdürülüyor olması temsili demokrasinin istikrar bulduğunun bir işareti olarak sayılması söz konusudur.

Bu noktada Türkiye’den derlemiş bulunduğumuz ulusal seçmen kitlesini temsil eden bir örneklemde kişilerarası güven, toplumsal hoşgörü, siyasal ilgi, siyasal bilgi, siyasal etkinlik duygularıyla, dernekleşme davranışı, olağan ve olağandışı siyasal katılma eğilimlerini incelemek ve onların arasındaki ilişkilerin gücü ve niteliğini incelemeye yönelebiliriz.

Araştırmanın Veri Tabanı

Aşağıda sunulan bulgular aksi açıkça belirtilmedikçe 2007 yılının 23 Haziran ve 16 Temmuz günleri arasında Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu’nun Frekans Araştırma saha araştırması şirketi ile ortaklaşa yürüttükleri Seçim Araştırması Araştırması’na dayanmaktadır.

15

2007 Seçim Araştırması Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) belirlediği NUT – 1 bölgelerinde mukim kent ve kırdaki seçmen sayılarına oransal olarak 200 adet blok

belirlenmiş ve her blokta da 10 kadar seçmene ulaşılması hedeflenmiştir. Ulaşılamayacak olan seçmenlerin yerine konulması için, yine aynı bölgedeki kent ve kırdaki seçmenler arasından aynı sayıda yedek seçmen belirlenmiştir. Bu şekilde bölgelerdeki kentte mahalleler ve kırda köylerde saptanmış olan 10 seçmenlik bloklar için hane adreslerinin saptanması aşamasında TUİK’ten yardım alınmış ve TUİK tarafından belirlenen adresler ve ikame adreslere

gidilerek, her adreste yaşayan seçmen yaşındaki nüfustan rastsal yöntemle çekilen bir seçmenle görüşülmüştür. Seçmenlere ulaşılamayan adresler yerine daha önce rastsal olarak saptanan ikame adreslere gidilerek 2018 müstakbel seçmenle yüz yüze görüşülerek soru cetvelinin doldurulması sağlanmıştır. 2007 Seçim araştırmasında kullanılan örneklem yöntemi +/- % 2,3 örneklem hatası üretmiş bulunmaktadır. Verilerin sunumunda kullanılan tablo ve çizelgelerde kaynak olarak yukarıda zikredilen araştırma için “2007 Seçim Araştırması”

ifadesi kullanılacaktır.

Kişilerarası Güven

Dünya Değerler Araştırması’nın Türkiye’de uygulanmaya başladığı 1990 yılından itibaren yapılan saptamalar ülkede kişilerarası güvenin son derecede sığ olduğuna işaret etmektedir. 2007 Seçim Araştırması bulguları da daha önceki araştırmaların bulgularıyla tam bir uyum içerisindedir (bakınız Tablo 1, 2 ve 3). Aşağıdaki dört tabloda sunulan veriler sadece Türkiye’deki büyük çoğunlukların insanların genellikle güvenilmez olduğuna işaret etmekle kalmayıp, Brezilya hariç hiçbir ülkede bu derecede yaygın kişilerarası güvensizlik duygusu olmadığına da işaret etmektedir (bakınız Tablo 4). Türkiye’de 18 yaşını geçmiş nüfus

15

Bu çalışmada yoğun olarak 2002 yılına ait veriler de kullanılmıştır. 2002 yılına ait veriler Ali Çarkoğlu, Üstün Ergüder ve Ersin Kalaycıoğlu tarafından Ekim 2002’de yapılmış olan Siyasal Katılma ve Seçim Araştırması çalışmasının bulgularıdır. 2002 yılına ait bu çalışmanın bulguların toplanmasına dair izlenen süreç ve kullanılan örneklem yöntemi hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu, Turkish Democracy Today, (London: I. B. Tauris, 2007): Bölümler 1-3. Bu araştırmanın verilerinin kullanıldığı tablo ve çizelgelerde

“2002 Siyasal Katılma Araştırması” ibaresi kullanılmakla yetinilecektir. Ayrıca, Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu tarafından 2006 Nisan – Mayıs aylarında yapılan Türkiye’de Sosyo-politik Tercihler Araştırması verileri de bu çalışmamızda zaman zaman kullanılmaktadır. Bu araştırmanın verileri de saha araştırması sonucunda Türkiye’deki 18 yaş üzerindeki nüfusu temsil eden içeriktedir. Bu konuda daha fazla bilgi için bakınız Ersin Kalaycıoğlu, “Politics of Conservatism in Turkey” Turkish Studies, vol. 8, no.2, (June 2007): 241.

Bu araştırmanın verilerinden yararlanılan tablo ve çizelgelerde “2006 Türkiye’de Sosyo - Politik Tercihler

Araştırması” ibaresi kullanılmakla yetinilecektir.

(7)

arasındaki büyük çoğunluklar, hemen hemen % 90 civarına ulaşan büyüklükte bir kitle tanımadıkları insanlara güven duyulamayacağını, dikkatle yaklaşılması gerektiğini, ellerine fırsat geçtiğinde insanların başkalarından yararlanmaya çalışacağını ve genellikle insanların birbirine yardımcı olmayıp başlarının çaresine bakmakta olduğunu ifade etmektedirler

(bakınız Tablo 1, 2 ve 3). Üstelik Dünya Değerler Araştırmasının verilerine göre Türkiye’deki güven oranı en az kişilerarası güvene sahip olan Sovyetler sonrası Doğu Avrupa ülkelerinde bile Türkiye’nin iki veya daha fazla katı ölçülerdedir (Tablo 4).

Tablo 1: Güven Duygusu I (Interpersonal Trust)

Sizce, genelde insanlarin cogunluguna guvenilebilir mi? Yoksa, insanlara dikkatli mi yaklasmak gerekir.

Kategoriler

Gözlem

Sayısı Yüzde GeçerliYüzde Toplamlı Yüzde 0 Insanlara dikkatli yaklaşmak

gerekir 464 25,2 25,2 25,2

1 346 18,8 18,8 44,0

2 300 16,2 16,3 60,2

3 206 11,2 11,2 71,4

4 105 5,7 5,7 77,1

5 205 11,1 11,1 88,2

6 74 4,0 4,0 92,3

7 53 2,9 2,9 95,1

8 47 2,5 2,5 97,7

9 20 1,1 1,1 98,7

10 Çoğu insana güvenilebilir 23 1,3 1,3 100,0

Fikri Yok/Cevap Yok 3 ,1 100,0

Toplam 1846 100,0

Kaynak: 2007 Seçim Araştırması

Tablo 2: Güven Duygusu II (Interpersonal Trust)

Eğer ellerine fırsat geçse, genelde çoğu insan sizden yararlanmaya mı yoksa, size karşı dürüst olmaya mı çalışır?

Kategoriler Gözlem

Sayısı Yüzde GeçerliYüzde Toplamlı Yüzde 0 Fırsat geçse yararlanmaya

çalışırlar 419 22,7 22,8 22,8

1 321 17,4 17,4 40,2

2 275 14,9 14,9 55,1

3 194 10,5 10,5 65,6

4 133 7,2 7,2 72,8

5 254 13,8 13,8 86,6

6 83 4,5 4,5 91,1

7 64 3,5 3,5 94,6

8 46 2,5 2,5 97,0

9 14 ,7 ,7 97,8

Dürüst davranmaya çalışırlar 41 2,2 2,2 100,0

Fikri yok / Cevap yok 3 ,1 100,0

Toplam 1846 100,0

Kaynak: 2007 Seçim Araştırması

(8)

Tablo 3: Güven Duygusu III (Interpersonal Trust)

Sizce insanlar genellikle başkalarına yardımcı olma eğiliminde midir? Yoksa, kendi başlarının çaresine bakmaya mı çalışırlar?

Kategoriler Gözlem

Sayısı Yüzde Geçerli Yüzde Toplamlı Yüzde 0 Kendi başının

çaresine bakar 409 22,1 22,3 22,3

1 311 16,9 17,0 39,2

2 230 12,5 12,5 51,8

3 188 10,2 10,3 62,0

4 115 6,2 6,3 68,3

5 287 15,5 15,6 83,9

6 101 5,5 5,5 89,4

7 70 3,8 3,8 93,3

8 58 3,1 3,2 96,4

9 25 1,4 1,4 97,8

10 Başkalarına

yardımcı olur. 40 2,2 2,2 100,0

FY/CY 11 ,6 100,0

Toplam 1846 100,0

Kaynak: 2007 Seçim Araştırması

(9)

Tablo 4: Karşılaştırmalı Kişilerarası Güven Dağılımı (1990 -2006)

Ülke Kişilerarası Güven (%)

Avusturya 28.4

Belçika 30.9

Brezilya 6.4

Britanya (İngiltere) 42.4

Bulgaristan 28.7

Kanada 51.3

Şili 22.1

Çin 59.4

Danimarka 55.5

Estonya 27.6

Finlandiya 59.5

Fransa 21.4

Batı Almanya 31.1

Macaristan 23.8

Irlanda 46.8

Italya 33.8

Japonya 52.5

G. Kore 33.6

Letonya 19.0

Litvanya 30.8

Meksika 30.2

Hollanda 50.7

Nijerya 21.7

Norveç 60.7

Portekiz 21.0

Ispanya 32.1

İsveç 30.6

ABD 49.5

Türkiye (1990) 9.8

Türkiye (1997) 6.5

Türkiye (2006) 7.3

Türkiye (2007) 11.8

Kaynak: “Civil Society in Turkey: Continuity or Change?” in Brian Beeley (ed.) Turkish

Transformation: New Century – New Challenges. (Walkington, England: The Eothen Press, 2002): 59-78.

2006 ile ilgili oran Ali Çarkoğlu – Ersin Kalaycıoğlu Türkiye’de Sosyal Tercihler araştırmasındandır.

(10)

Dernekleşme

Türkiye’deki dernek sayısı 100,000’i aşkın sayıda olup, bunların içinden 55,000 tanesi kadarının faal olduğu tahmin edilmektedir.

16

Bu sayılar esas alındığında gönüllü kuruluş olarak faaliyette bulunan dernek başına düşen vatandaş sayısı 543 gibi bir sayıya

ulaşılmaktadır (bakınız Tablo 5). Türkiye’nin çizdiği dernekleşme görüntüsü İsveç, Fransa veya ABD kadar yaygın örgütlenmiş bir sivil toplum görüntüsü olmasa da, hiç de kişilerarası güven hususunda olduğu gibi, tüm pekişmiş demokrasilerden fersah fersah uzak bir içerikte değildir. Ancak, dernekleşmeye biraz daha yakından bakıldığında sivil toplum için yine vahim bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de herhangi bir gönüllü kuruluşa üye olduğunu belirten seçmen sayısı % 6 – 7 civarında kalmaktadır. Örneklem hata payını da eklersek ancak en fazla %10 mertebesine dayanan bir ölçekte dernekleşme olgusu ile karşılaşmaktayız (bakınız Tablo 6). Çok sayıda derneğe üye olan fevkalade az sayıda seçmen yaşındaki vatandaşların çizdiği manzara Türkiye’de sivil toplum etkinliklerinin hemen hemen mevcut olmadığı görüntüsüdür. Oysa dernek sayısı başına düşen vatandaş sıralamasında bize yakın olan devletlerde dernekleşme oranı ve dernek etkinliklerinin yaygınlığı Türkiye’den birkaç misli daha fazla gibi görünmektedir. Bu durumda Türkiye’de sivil toplumun hayata geçmesini sağlayan dernek kaynağının fevkalade cılız olduğu sonucuna ulaşmak hiç de zor

olmamaktadır.

Tablo 5: Karşılaştırmalı Dernekleşme Oranları

Ülke Dernek Başına Düşen Vatandaş Sayısı

Kanada 429

Fransa 84

İsveç 44

İngiltere 436

Amerika Birleşik Devletleri 172

Türkiye 543

---

Kaynak: “State and Civil Society in Turkey: Democracy, Development and Protest” in

Amyn B. Sajoo (ed.) Civil Society in the Muslim World: Contemporary Perspectives, (London, New York: I. B. Tauris, 2002): 247-272.

16

Daha fazla bilgi için bakınız: “Civil Society in Turkey: Continuity or Change?” in Brian Beeley (ed.) Turkish Transformation: New Century – New Challenges. (Walkington, England: The Eothen Press, 2002): 59-78.

“State and Civil Society in Turkey: Democracy, Development and Protest” in Amyn B. Sajoo (ed.) Civil Society

in the Muslim World: Contemporary Perspectives, (London, New York: I. B. Tauris, 2002): 247-272.

(11)

Tablo 6: Karşılaştırmalı Dernek Üyeliği

Dernek Tipi

Kültür/ Siyasal Sosyal/

Dini Spor Sanat Sendika Parti Çevre Mesleki Vakıf Toplam

% % % % % % % % %

Türkiye(97) 3.7 5.7 3.1 4.8 9.7 1.9 8.6 4.1 7.0

*

(2006) 7.4**

(2007) 6.5***

Dünya=

Ortalama = 15.5 16.8 11.3 19.8 9.1 4.7 8.8 6.2 Medyan = 11.2 15.7 9.3 14.0 7.4 2.9 6.2 5.8 S. Sapma = 14.5 10.3 7.6 18.1 6.8 4.7 5.9 3.7

Notlar: Tablo değerleri, aksi belirtilmedikçe 1997 Dünya değerler araştırmasında sorulan hangi dernek veya kuruluşlara üyesiniz sorusuna verilen yanıtlardan oluşmaktadır.

Dünya değerleri olarak gösterilen değerler Türkiye dışında Dünya Değerler araştırmasına katılan 43 ülkede benzer sorulara 1989 – 1990 yıllarında verilen yanıtların aritmetik ortalama, medya ve standard sapma değerleridir.

* 1990 Türkiye’de Değerler araştırmasında somut örnekleri de soruda belirtilen türden herhangi bir gönüllü kuruluş veya derneğe üye misiniz sorusuna verilen “evet” yanıtı oranını göstermektedir.

** 2006 Nisan’ında Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu tarafından yapılan saha araştırmada sorulan hernagi bir gönüllü kuruluş veya derneğe üye misiniz sorusuna verilen “evet” yanıtından ibaretir.

*** 2007 Genel Seçimleri öncesinde 23 Haziran – 16 Temmuz 2007’de Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu tarafından yapılan saha araştırmasında deneklerin somut örnekleri de soruda belirtilen türden herhangi bir gönüllü kuruluş veya derneğe üye misiniz sorusuna verilen “evet” yanıtı oranını göstermektedir.

Kaynak: Ersin Kalaycıoğlu “State and Civil Society in Turkey: Democracy, Development and Protest” in Amyn B. Sajoo (ed.) Civil Society in the Muslim World: Contemporary Perspectives, (London, New York:

I. B. Tauris, 2002): 247-272 ve Ali Çarkoğlu – Ersin Kalaycıoğlu Türkiye’de Sosyal Tercihler Araştırması Nisan 2006.

Toplumsal Hoşgörü

Siyasal hayatın demokratik bir yapıda sürmesi için elzem olarak görülen bir diğer değer de toplumsal hoşgörüdür. Türkiye’de insanların kendilerinden farklı olan, hatta aykırı olanlara ne derecede hoşgörülü olduğunu saptamak için komşu olarak aynı ortamı paylaşmak durumunda kalabilecekleri arasında çeşitli farklı kimseler sıralandığında yine Türkiye’nin pekişmiş güney Avrupa ve Latin Amerika demokrasilerine oranla toplumsal hoşgörüden uzak bir görüntü çizdiği saptanmaktadır (bakınız Tablo7). Farklı, öteki ve özellikle aykırı olarak addedilebilecek kimselere karşı olan hoşgörüsüzlük Türkiye’de diğer Akdeniz toplumları ve Latin Amerika toplumlarının birkaç misli gibi görünmektedir.

Tablo 7: Karşılaştırmalı Toplumsal ve Siyasal Höşgörü

(12)

Aşağıda Sayacağım Kişilerden Hangilerini Komşu Olarak İstemezdiniz?

Komşular Meksika Şili Brezilya Türkiye Portekiz İspanya Italya İngiltere % % % % % % % % Sabıkalılar 68.6 52.1 45.8 80.9 59.3 36.7 48.0 41.2

74.2*

64.5**

Başka Irktan 16.5 10.7 4.8 34.0 7.1 9.9 12.1 8.2 40.7

30.1

Aşırı Solcu. 25.9 46.5 12.3 70.3 30.2 24.8 29.2 33.0

Aşırı Sağcı. 27.2 45.9 8.1 71.1 26.5 28.1 33.4 27.0

Aşırı Sol /Sağ 55.1**

Alkolik 55.7 51.8 41.5 87.1 51.2 39.7 51.1 48.9

89.0

77.5

Kalabalık Aile 22.7 13.5 5.9 40.7 15.1 8.3 13.0 10.2 Sinir hastası 37.7 28.2 16.6 71.7 47.5 24.6 34.3 27.9

75.8 60.5 Müslüman/

Hristiyan***

18.7 11.6 0.0 54.7 19.2 11.8 14.3 16.4 58.5

49.3 Müslüman

Başka Mezhepten 15.3**

Yabancı 17.6 11.9 3.9 28.3 10.1 8.8 13.4 10.8 43.1

Göçmen

Yabancı İşçi 38.0**

AIDS’li 57.2 40.7 23.6 88.5 47.2 34.0 42.3 24.2 81.1

71.7 Uyuşturucu

Müptelası 58.5 54.9 69.2 92.0 63.2 56.2 59.0 64.1 92.3

85.7

Homoseksüel 30.2 57.5 60.2 91.7 52.4 29.1 36.8 33.2 89.7

83.2

Yahudi/Musevi 10.9 15.5 18.6 59.4 22.0 9.9 12.3 6.7 58.4**

--- Notlar

: Ülkeler çok partili demokrasiye geçiş yıllarına gore en geç en solda olmak üzere sıralanmıştır.

Tabloda altı çizili olarak gösterilen yüzdeler o satırdaki en düşük oranlara işaret etmektedir.

Tabloda koyu rankle gösterilen değerler o satırdaki en yüksek oranlara işaret etmektedir.

* 1997 World Values Survey sonuçları.

** 2006 Türkiye’de Sosyal Tercihler Araştırması sonuçları

*** Bu soru Türkiye’de Hristiyanlar olarak soruldu.

Kaynaklar

: World Values Survey (1990-1991), Turkish Values Survey 1996-97, Çarkoğlu – Kalaycıoğlu 2006 Türkiye’de Sosyo- Politik Tercihler Araştırması.

Siyasal Etkinlik

(13)

Siyasal kültür altyapısını oluşturan toplumsal sermaye (social capital) açısından fevkalade sığ da olsa, Türkiye’deki seçmen yaşındaki nüfusun siyasal sisteme etki etmek konusunda gösterdiği tutumlar Güney Avrupa ve Latin Amerika ülkelerinden çok farklı değildir. Ancak, ülkenin dar bir seçkin kadrosu tarafından yönetildiği ve sokaktaki vatandaşın bu konuda fazla bir etkisinin olmadığı konusunda Türkiye’de 1990’lardan itibaren artmakta olan bir inancın bulunduğunu düşündürecek bulgulara ulaşmış bulunuyoruz (bakınız Tablo 8).

Ancak, bu duygunun 1990’ların konjonktürü ile ilgili olduğu ve siyasal etkinlik duygusunun 2006’da tekrar 1990’ların başındaki düzeye doğru bir gelişme gösterdiğini saptamış

bulunuyoruz (bakınız Tablo 8 ve Çizelge 2). Bununla birlikte Türkiye’deki seçmen adil olmayan yasalar karşısında Güney Avrupa ve Latin Amerika’daki ülke halklarından farklı bir konumda olmadığını düşündüğünü de görmekteyiz (bakınız Tablo 8).

Tablo 8: Güney Avrupa, Latin Amerika ve Türkiye’de Siyasal Etkinlik Duygusu (1990, 1996, 2006)

Adil Olmayan bir Ülkemiz Bazı Özel Çıkarlar Yasa Karşısında Aciz Tarafından Yönetiliyor

Ülkeler % %

Meksika 32.6 75.2

Şili 39.7 39.4

Brezilya 45.5 -

Türkiye 48.3 48.1

- 71.5*

53.7**

Portekiz 56.0 -

İspanya 51.5 15.4

İtalya 45.6 -

İngiltere 45.1 -

---

Notlar

: Tabloda altı çizilmiş olan yüzdeler en düşük, koyu rankle gösterilenler en yüksek, italik’le ifade edilenler de 1997 ve 2006 çalışmalarında elde edilen bulguılardır.

(*) Türkiye Değerler Araştırması (1997).

(**)Ali Carkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu’nun 2006 yılında yürüttüğü Türkiye’de Sosyo-Politik Tercihler Araştırması.

Kaynaklar

Dünya Değerler Araştırması (1990-1991), Türkiye Değerler Araştırması 1990 ve 1997 ve Ali Carkoğlu ve Ersin Kalaycioglu’nun 2006 yılında yürüttüğü Türkiye’de Sosyo-politik Tercihler Araştırması.

2006 Türkiye’de Sosyo – Politik Tercihler Araştırması bulgularını faktör analizine tabi tuttuğumuzda siyasal etkinliğin üç temel boyuttan oluştuğunu ve bunların marjinallik

duygusu, seçkincilik algısı ve güçsüzlük duygusu olarak tanımlanabileceğini görmekteyiz

(14)

(bakınız Tablo 9). Bu duyguların dağılımının hem marjinallik (Çizelge 1) hem de seçkincilik (Çizelge 2) hususlarında adeta bir çan eğrisi gibi ve pek yaygın olmadığını, güçsüzlük

duygusunun ise sağa yatık bir dağılım göstermesi nedeniyle toplumda kendisini güçsüz olarak görenlerin görece olarak az olduğunu saptamış bulunuyoruz (Çizelge 3).

Tablo 9: Türkiye’de Siyasal Etkinlik Duygusu (Faktör Analizi, 2006)

Boyut

Bileşkenler Marjinallik Seçkincilik Güçsüzlük

Çoğu zaman hayatımı be değil de başka

güçler yönetiyor gibi hissediyorum. ,125 ,206 ,752

Ankara’daki hükümetin kararlarını

etkiyebilecek şeyler yapabiliyorum. -,242 ,050 -,799

Türkiye halka duyarlı olmayan az sayıda

seçkin tarafından yönetiliyor. -,007 ,727 ,346

Benim gibi sade vatandaşların

menfaatlerini gözetmesi mümkün olmuyor. ,123 ,749 -,019

Zengin olmadığım için toplum bana değer

vermiyor. ,821 ,182 ,092

Eğitimim yeterli olmadığı için toplum bana

değer vermiyor. ,879 ,065 ,136

Çalışıp çabalıyorum ama ne yaparsam yapayım daha iyi bir yerlere geleceğimi

sanmıyorum. ,549 ,518 ,040

Muhafazakar bir aileden geldiğim için

toplum değer vermiyor. ,762 -,033 ,321

Ankara’daki hükümete başvurmaya gerek yok, çünkü onlar sadece kendilerini

düşünüyorlar. ,079 ,781 -,004

Kaynak: 2006 Türkiye’de Sosyo-Politik Tercihler Araştırması.

Bu görüntü Türkiye’de siyasal etkinlik duygusunun görece olarak yaygın

bulunduğunu, siyasal kayıtsızlık veya siyasal yabancılaşmanın yaygın olmadığını düşünmek için yeterince kanıt bulunmaktadır. Zaten, katılma zorunluluğu da olsa gerek seçimlere, gerek referandumlara olan katılmanın Avrupa’nın yerleşik demokrasilerinin altında olmadığı gibi, çoğundan daha yüksek olması da bu durumun adeta bir davranışsal sonucu veya teyidi olarak kabul edilebilir. Türkiye’de 1945’de başlayan ve 1950’den itibaren demokratik hayatın temel unsuru haline gelen serbest seçim olgusunun siyasal etkinlik duygusunun gösterdiği bu içerikte bir rolü olduğu düşünülebilir. Siyasal kayıtsızlık veya yabancılığa itilmiş olmaktan uzak, siyasal otoriteleri etkilemekte başarılı olacağını düşünen bir çoğunluğun bulunması, Türkiye’de demokrasinin sürmesi temin etmese de zaafa uğratan bir husus olmaktan uzaktır.

Çizelge 1: Siyasal Etkinlik Duygusu: Marjinallik Duygusu (Türkiye, 2006)

(15)

Kaynak: 2006 Türkiye’de Sosyo-Politik Tercihler Araştırması.

-3,00000 -2,00000 -1,00000 0,00000 1,00000 2,00000 3,00000

Kendini Marjinal Hissedenler

0 20 40 60 80 100 120

G ö zl e m

(16)

Çizelge 2: Siyasal Etkinlik Duygusu: Seçkincilik (Türkiye, 2006)

Kaynak: 2006 Türkiye’de Sosyo-Politik Tercihler Araştırması.

-4,00000 -2,00000 0,00000 2,00000 4,00000

Seçkincilik

0 20 40 60 80 100 120 140

G ö zl e m

(17)

Çizelge 3: Siyasal Etkinlik Duygusu: Güçsüzlük (Türkiye, 2006)

Kaynak: 2006 Türkiye’de Sosyo-Politik Tercihler Araştırması.

-3,000 00

-2,000 00

-1,000 00 0,000

00 1,000

00 2,000

00 3,000

00 4,000

00

Güçsüzlük Duygusu

0 20 40 60 80 100 120

G ö zl em

(18)

Siyasete İlgi

Türkiye’de seçmenin siyasete büyük ilgi duyduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Son iki genel seçimden hemen önce yapılan araştırmalarda seçmenin üçte birinin siyasete ilgi duyduğu aynı miktarda seçmenin hiç ilgi duymadığı (Tablo 10), her on seçmenden yedisinin hükümetin faaliyetlerini haftada birden fazla günde izlemekte olduğunu (Tablo 11)

belirtmesine karşın %40 kadarının seçim kampanyasını izlemediğini ifade ettiğini (Tablo 12) saptamış bulunuyoruz. Ancak, bu oranların çok düşük olduğunu iddia etmek doğru

olmayacaktır. Pekişmiş demokrasilerde seçmenin siyaseti de seçimleri de daha fazla ilgi ile izlediğini gösteren kanıt yoktur. Üstelik seçmenin siyasete büyük ilgi gösterdiği dönemler demokrasinin bunalım dönemleri olup, siyasetle kalkıp siyasetle yatan seçmenlerin yaşadığı bir demokrasinin sorunsuz işleyeceğini de düşünmek anlamlı değildir. Doğal olarak

demokrasi ortamındaki bireylerin ilgi duyacakları çok çeşitli uğraşı alanları olacaktır.

Bunların çoğunun siyasetle ilgili olmaması da doğaldır. Çoğu insan için siyaset bir boş zaman değerlendirmesi olarak algılanmaktadır. Bu durumda da spor, edebiyat, sinema, tiyatro, v.b.

birçok alan siyasetle yarışacak ve ancak küçük bir azınlık yoğun olarak siyasete ilgi

duyacaktır. Onun için Tablo 10 – 12 arasında sergilenen bulguların ilgisizlikten çok, sağlıklı bir demokrasi ortamındaki siyasal ilginin kanıtı olarak yorumlanması daha makuldür.

Tablo 10: Siyasetle ne kadar ilgilenebiliyorsunuz (2002)

Yanıt Gözlem Yüzde

Hiç ilgilenmiyorum 772 38,1

Pek ilgilenmiyorum 615 30,3

İlgileniyorum 527 26,0

Çok ilgileniyorum 114 5,6

Toplam 2028 100,0

Kaynak: 2002 Siyasal Katılma Araştırması

Tablo 11: Hükümetin yaptıkları ve çalışmalarını ne kadar izleyebiliyorsunuz? (2002)

Yanıtlar Gözlem Yüzde

Her gün izlerim 994 49,0

Haftada birkaç gün

izlerim 591 29,1

Birkaç haftada bir izlerim 88 4,3

Ayda bir izlerim 54 2,7

Birkaç ayda bir izlerim 10 ,5

Yılda birkaç kez izlerim 11 ,5

Seçim zamanları izlerim 38 1,9

Hiç izlemem 239 11,8

Fikri yok/Cevap yok 3 ,1

Toplam 2028 100,0

Kaynak: 2002 Siyasal Katılma Araştırması

(19)

Tablo 12: Bugünlerde yürütülmekte olan seçim

kampanyası ile ne kadar ilgilenebiliyorsunuz (2002, 2007)

Kaynaklar: 2002 Siyasal Katılma Araştırması ve 2007 Seçim Araştırması

22 Temmuz 2007 genel seçimleri sürecinde siyasetle ilgili bilgi almak için kullanılan kaynakların TV, gazete ve aile içi yüz yüze görüşme olduğu görülmektedir. Seçim miting ve toplantıları çoğunluğun itibar etmediği bir etkinlik görüntüsündedir. Internet’in de aynı ölçüde seçmenlerin bilgi almak için kullanmayı pek adet haline getirmediği hatta düşünmediği bir medya türü olduğu görülmektedir (Tablo 13). Adayların ve partilerin yaptığı reklâm faaliyetlerinin de seçmenlerin pek ilgisini çekmediği anlaşılmaktadır (Tablo 13).

Tablo 13: Seçimlere İlgi ve İzleme (2007)

Kaynak: 2007 Seçim Araştırması

Temsili Demokrasi Kurumlarına Duyulan Güven

Toplumsal sermaye bakımından oldukça yetersiz, ancak siyasal etkinlik duygusu ve siyasete ilgisi bakımından siyasal hayata etki yapmaya eğilimli bir seçmen profili ile karşı karşıya olduğumuz bu ortamda temsili siyasetin kurum ve aktörlerine olan eğilimi saptamak için seçmenin bu öznelere duyduğu güven sorgulanmıştır. Elde ettiğimiz bulgular seçmenin temsili kurumlar ve onların içinde görev yapanlara karşı fazla bir güven duymadıklarına işaret etmektedir (bakınız Tablo 14). Hükümete ancak seçmenin yarısı güven duyduğunu ifade etmiş, devlet memurlarına yarıdan biraz daha az (%44,5), milletvekillerine ise ancak %28,6 oranında seçmen güven duyduğunu ifade etmektedir (Tablo 14). Bu arada Polis’e güven duyduğunu ifade eden seçmen %64,2, Dini Kuruluşlara güven duyan seçmen %65,4,

Mahkemelere güven duyan seçmen %63,2 Cumhurbaşkanı’na (Ahmet Necdet Sezer) güven duyan seçmen ise %60,2 oranındadır. Silahlı Kuvvetlere duyulan güven yine en üst düzeyde

%84,4 mertebesindedir (Tablo 14). Temsili demokrasinin çalışmasında etkin olan kurumlara duyulan güvenin güvenlik kuvvetlerine duyulan güvenin çok altında olması ilginçtir. Gazete ve özel TV’lere duyulan güven fevkalade düşükken, seçmenin siyasal konularda bilgilenmek için onlara en fazla ölçüde başvurması da ilginçtir. Bu ortamda, temsili demokrasinin

Yanıtlar

Gözlem (2002)

Yüzde (2002)

Gözlem (2007)

Yüzde (2007)

Hiç ilgilenmiyorum 818 40,3 706 35,0

Pek ilgilenmiyorum 497 24,5 559 27,7

İlgileniyorum 574 28,3 389 19,3

Çok ilgileniyorum 138 6,8 332 16,5

Fikri yok/Cevap yok 1 ,0 32 1,5

Toplam 2028 100,0 2018 100,0

Seçimi İzlediği Ortam Hiç

Arada

Sırada Sık Sık Cevap / Fikri

Yok

TV 25,4 43,2 31,1 0,3

Gazete 47,0 29,2 23,5 0,3

Aile içinde konuşma 38,6 36,1 25,0 0,3

Toplantı, Miting 86,5 8,8 4,3 0,4

Internet 86,5 7,7 5,3 0,5

Aday ve Parti Rekl â mları 65,5 23,8 9,8 0,9

(20)

işleyişinin ve sürdürülebilirliğinin kolay olacağını iddia etmek zordur. Bu sonuçlar temsili demokrasinin ciddi bir halka ilişkiler sorunu olduğu, bu hususa çok ciddi bir biçimde

eğilmedikçe, demokrasinin sorunsuz çalışmasını beklememek gerektiğini düşündürtmektedir.

Tablo 14: Temsili Demokrasi Kurumlarına Duyulan Güven (2007)

Kurumlar

Güven Duymayan

%

Ne Güven Duyan, ne de Duymayan

%

Güven Duyan

%

Dini Kuruluşlar 17,6 16,8 65,4

Mahkemeler 19,5 16,7 63,2

Devlet Memurları 28,8 25,8 44,7

Milletvekilleri 49,9 20,9 28,6

Hükümet 34,1 13,8 51,7

Polis 18,9 16,7 64,2

Silahlı Kuvvetler 7,3 8,1 84,4

Cumhurbaşkanı 27,7 11,8 60,2

Avrupa Birliği 51,8 19,0 28,0

Gazeteler 60,1 21,0 17,5

Özel TV’ler 58,7 21,3 19,0

Kaynak: 2007 Seçim Araştırması

Siyasal Katılma

Olağan siyasal katılmayı oluşturan etkinliklerden özellikle otoritelerle temas (Tablo 15) ve seçim kampanyası (Tablo 19) çalışmalarına katılma düşük olmakla birlikte, oy

kullanma (Tablo 17) ve kamu sorunlarının çözümü için görüşme – tartışma (Tablo 16, 18) çok yoğun olmamakla birlikte seçmenin itibar ettiği katılma türleri olarak ortaya çıkmaktadır.

Seçmenin en fazla temas ettiği belediye ve kaymakamlık gibi yerel idari birimlerdir.

Ne siyasal parti teşkilatları, ne de merkezi hükümet, hatta Milletvekilleri fazla bir seçmen temasına konu oluyormuş gibi görünmemektedir. Bununla birlikte bazı Milletvekillerine yoğun başvuru yapılırken, birçok büyük kentten gelen Milletvekillerine hiçbir seçmen

başvurusu da olmaması zaten bilinen bir gerçektir. Seçmenin sadece %2,3’ü Milletvekillerine bir dertlerini halletmek için başvurduklarını ifade etmektedirler (Tablo 15). Oran küçük olmakla birlikte bir milyon civarında seçmenin Milletvekilleri ile temas etmekte oldukları, bunun da 550 milletvekiline eşit dağılmadığını düşünecek olursak, bazı Milletvekillerinin yoğun bir seçmen baskısı altında kaldığını ifade edebiliriz. Yine de pekişmiş demokrasilerde mektup, faks, e-posta ile Milletvekilleri’ne ulaşmaya çalışan seçmen sayısının oran olarak daha yüksek olduğunu düşünmek makuldür. Diğer merkezi ve yerel siyasal karar alıcılara olan başvuru oranlarını da siyasal sistemi zora sokacak bir siyasal katılma yükü olarak görmek mümkün değildir. Olağan siyasal katılmanın temas boyutunun yoğun bir katılma olgusuna işaret etmediği burada ilk vurgulamamız gereken bulgudur.

Tablo 15: Siyasal Temas (2007)

(21)

Siyasal Temas (Makam)

Evet (%)

Hayır (%)

Cevap Yok

(%)

Milletvekilleri 2,3 97,5 0,2

Ankara’daki

Hükümet 1,2 98,7 0,1

Vali 2,3 97,5 0,1

Kaymakam 4,4 95,4 0,1

Belediye 6,7 93,1 0,1

Parti Teşkilatı 2,2 96,7 1,1

Kaynak: 2007 Seçim Araştırması

Buna karşılık her altı seçmenden birisi kendi yaşadığı birim çevresinde ortaya çıkan bir ortak sorunu çözmek amacıyla toplantılara katılıp görüşmekte, tartışmakta ve çözüm üretmeye çalışmakta olduğunu ifade etmektedir (Tablo 16). Bu durumda kamu otoriteleriyle temasın daha yüksek düzeyde olması beklenmelidir. Ancak, önemli sayıda seçmenin kamu otoriteleriyle temasta bulunmaktan imtina etmesi, belki de bu temasların bazı aracılar veya toplum liderleri aracılığıyla yapılmasındandır. Dolayısıyla temas daha çok bir topluluktan seçilen temsilciler, aracılar veya siyasal parti temsilcileri eliyle yapılmakta, ancak bir sorunun ortaya çıkması durumunda buna çözüm bulmak üzere etkinliğe katılanların sayısı artmaktadır.

Tablo 16: Son 3 yıl içerisinde yaşadığınız şehrin/köyün bir sorununu halletmek için komşu ve dostlarınızla bir araya gelip bir çare bulmak için görüşme fırsatı b ulabildiniz mi? (2002)

Yanıt Gözlem Yüzde

Hayır 1692 83,4

Evet 329 16,2

Yanıt Yok 7 ,3

Toplam 2028 100,0

Kaynak: 2002 Siyasal Katılma Araştırması

Hiç şüphesiz en yoğun katılma, bu konuda en az çaba ve riziko gerektiren oy verme konusunda olmaktadır. Seçmenin %85’i seçmen yaşına geldiğinden beri en az bir seçimde oy kullandığını ifade etmiştir (Tablo 17). Türkiye’de oy vermek suretiyle katılmak hem genel hem de yerel seçimlerde yüksektir. Dolayısıyla, buradaki bulgularımız toplu verilerden bildiğimiz oy verme davranışıyla çok büyük ölçüde örtüşmektedir.

Tablo 17: Oy verecek yaşa geldiğinizden beri yapılan tüm GENEL seçimlerde oy kullanabildiniz mi? Eğer sadece bazılarında oy kullanabildiyseniz,

kaç seçimde oy kullandığınızı söyler misiniz? (2002)

Yanıt Gözlem Yüzde

Hiçbir seçimde oy kullanmadım 318 15,7 Bir seçimde oy kullandım 150 7,4

İki seçimde oy kullandım 91 4,5

Üçten fazla seçimde oy kullandım 190 9,4 Her seçimde oy kullandım 1245 61,4

Fikri yok/Cevap yok 34 1,7

Toplam 2028 100,0

Kaynak: 2002 Siyasal Katılma Araştırması

(22)

Seçmenlerin bir diğer katılma etkinliği olan oy verme ve parti tercihi konusunda başkalarını etkileme ve ikna çabaları her üç seçmenden birisi için geçerli olduğu

görülmektedir (Tablo 18). Bu tür bir etkinliğin işyerlerinde pek hoş karşılanmadığı ve rastlanmadığı, ancak evde, mahallede, arkadaş, eş ve dostlar arasında ise gerçekleştiği görülmektedir (Tablo 18). Bu olgunun seçim kampanyası faaliyetleriyle de eklemlenmesi mümkün olduğundan, bir ölçüde seçim kampanyası faaliyeti olarak da anlaşılması

mümkündür.

Tablo 18: 3 Kasım 2002 genel seçimlerinin yaklaşmakta olduğu bu günlerde bir arkadaşınıza, dostunuza veya herhangi bir kimseye hangi parti veya adaya oy vermeleri gerektiği hakkında yol gösterdiğiniz oldu mu? (2002)

Yanıt Gözlem Yüzde

Hiç kimseye yol göstermedim 1414 69,7

Evet, mahalle/köydeki arkadaşlara yol gösterdim 279 13,8 Evet, işyerimdeki arkadaşlara yol gösterdim 49 2,4

Evet, birkaç eş dosta yol gösterdim 159 7,8

Evet, eşime çocuklara yol gösterdim 77 3,8

Fikri yok/Cevap yok 50 2,5

Toplam 2028 100,0

Kaynak: 2002 Siyasal Katılma Araştırması

Seçim kampanyalarında rol oynamak da sık yapılan bir etkinlik türü değildir. Hemen hemen hiçbir seçmen aday veya siyasal partilere para yardımında bulunmamaktadır (Tablo 19). Bununla birlikte seçmenlerin %7’si kadarı gönüllü faaliyetlerde bulunup el ilanı dağıtmak, reklâm afişi asmak gibi işler yaptıklarını belirtmektedirler (Tablo 19). Ancak en fazla katılmanın olduğu seçim kampanyası etkinliği miting ve toplantıları izlemekten ibaret olan daha az aktif katılımın olacağı türden etkinliklerdir (Tablo 19).

Tablo 19: Seçim Kampanyası Faaliyetlerinde Yer Alma (2002)

Faaliyet Türü Evet (%) Hayır (%) Yanıt Yok (%)

Aday için El İlanı, Reklam

v.b. Dağıtmak 7,4 92,5 0,1

Miting veya Seçim

Konuşmasına Gitmek 16,3 83,6 0,1

Parti veya Aday Seçilsin

diye Para Yardımı Yapmak 2,9 96,9 0,2

Kaynak: 2002 Siyasal Katılma Araştırması

Olağandışı siyasal katılma veya protesto potansiyeli olarak Türkiye’de toplu dilekçeye

imza koyma, boykota, yasal protesto yürüyüşü, resmi olmayan greve ve bina ve işyeri işgaline

katılma olguları çok yoğun olmamakla birlikte mevcuttur (bakınız Tablo 20 ve 21). Ancak bu

etkinliklere katılma endüstri-ötesi pekişmiş demokrasiler ölçüsünde değildir (Tablo 21). Yine

de bina ve işyeri işgalleri konusunda bile Türkiye’de ortaya çıkan manzara Avusturya, İsveç

veya Hindistan gibi pekişmiş demokrasilerden az değildir. Bu nedenle, özellikle protesto

potansiyeli olarak Türkiye’de demokrasinin gösterdiği performansın sorunlu olduğunu iddia

edebilmek mümkün değildir. Zaman aşırı olarak bakıldığında protesto potansiyelinde ufak

değişiklikler olup, büyük dalgalanmalar yoktur. 1990’lara oranla 2000’lerde ve özellikle 2007

seçimi öncesinde protesto potansiyelinde ufak bir azalmanın ortaya çıktığını da söylemek

(23)

mümkündür. Bunda seçmenin yarısına yakın bir kısmının hükümetten memnun olması ve ona oy vermeye hazırlanmış bulunmasının da etkisi olmalıdır (Tablo 21).

Tablo 20: Türkiye’de Protesto Potansiyeli (2002 – 2007)

Toplu

Dilekçe Boykot

Yasal Yürüyüş Resmi Olmayan Grev

Bina ve İşyeri İşgali

Protesto

Potansiyeli % % % % %

Hiç

Katılmadı (1)

68,8 64.5 73,7

81,4 76,0 83,7

77,3 74,9 79,0

90,5 87,8 91,9

93,3 91,2 94,1 Katılabilir (2) 20,9

19,2 18,6

12,1 13,4 11,2

16,6 15,3 14,4

4,8 6,8 5,0

2,7 4,0 3,3 Katıldı(3) 6,6

12,6 5,2

3,2 6,9 2,3

3,3 6,5 4,0

1,2 1,9 0,9

0,6 1,2 0,5 Bilmiyor

veya Cevap Yok

3,8 3,8 2,5

3,3 3,7 2,7

2,8 3,3 2,6

3,5 3,5 2,2

3,3 3,6 2,2

Toplam (%) 100,0 100,0 100,0 100,0 100,0

Toplam (n) 2002 2006 2007

19 84 1846 2018

1984 1846 2018

19 84

1846 2018

1984 1846 2018

1984 1846 2018

Notlar: Yukarıdaki tablonun her hücresinde görülen değerlerden en üstteki 2002 yılında yapılan Siyasal Katılma Araştırması’na aittir.

Ortadaki değer 2006 Türkiye’de Sosyo-Politik Tercihler Araştırması’na aittir. En alttaki değerler ise Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu tarafından yapılan 2007 Seçim Araştırması’na ait olan bulgulardır.

(24)

Tablo 21: Pekişmiş Demokrasiler ve Türkiye (1989 – 2007)

(Seçmen yaşındaki nüfusun her bir eylem türüne katılma oranları yüzde olarak gösterilmiştir) Protesto Potansiyeli Eylemleri

Resmi Bina ve Yasal Olmayan İşyeri Toplu Dilekçe Boykot Yürüyüş Grev İşgali

Ülkeler % % % % %

Avusturya 45,5 4,8 9,8 1,0 0,7 Belçika 44,5 8,3 21,2 5,7 3,6 Birleşik Krallık 74,5 13,2 13,6 9,6 2,4 Danimarka 50,3 10,2 27,0 16,7 2,0

Fransa 51,4 11,3 31,2 9,4 7,2

Batı Almanya 55,1 9,2 19,5 2,1 1,0 Izlanda 46,6 21,1 23,4 0,1 1,3 Hindistan 22,4 15,2 15,3 5,4 0,7

Italya 44,2 10,0 34,1 5,6 7,0

Hollanda 50,1 8,4 25,0 2,5 3,1 Portekiz 24,8 3,5 19,2 3,1 1,4 Ispanya 17,5 4,7 21,2 5,7 2,4

İsveç 69,9 15,8 21,8 2,9 0,2

ABD 70,1 17,4 15,1 4,4 1,8

Türkiye (1990) 12,8 5,2 5,3 1,4 1,2 Türkiye (1996) 13,5 6,3 6,1 2,0 0,5 Türkiye (2002) 6,8 3,3 3,4 1,3 0,6 Türkiye (2006) 12,6 6,9 6,5 1,9 1,2 Türkiye (2007) 5,2 2,3 4,0 0,9 0,5

---

Notlar: Tablodaki tüm değerler, aksi belirtilmediği sürece 1989 - 1991 yılları arasında yapılan Dünya Değerler Araştırmasına aittir. Türkiye’ye ait değerler aynı zamanda 1997 Türkiye Değerler Araştırması ile 2002 yılında Ali Çarkoğlu, Ustün Ergüder ve Ersin Kalaycıoğlu tarafından yapılan Seçim Araştırması, 2006 yılında Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu tarafından yapılan Türkiye’de Sosyo-Politik Tercihler Araştırması ve 2007 yılında Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu tarafından yapılan Seçim Araştırmasına ait bulgularda tablonun en altında gösterilmiştir.

Tabloda italik ile gösterilen değerler en küçük, koyu gösterilen değerler ise en büyük değerlerdir.

(25)

Sonuç

Türkiye’de siyasal kültür ve demokrasi ilişkisine baktığımızda ilk dikkati çeken toplumsal sermaye unsurlarında görülen zafiyettir. Kişilerarası güven ortaklıklar kurmak ve dolayısıyla dernekleşme ve kurulmuş olan gönüllü kuruluşların çalışmasını kolaylaştırmaktan uzaktır. Tabana yayılmış bir dernekleşme olgusunun olmadığını saptamak şaşırtıcı olmamalıdır.

Toplumsal hoşgörünün de oldukça kıt bir kaynak olarak görülmesi sivil toplumun gelişmesini de demokraside olması gereken aykırılıklara ve muhalefete hoşgörüyü de güçlendirici bir içerikten yoksundur. Bu ortamda ırkçılık, yabancı düşmanlığı, aykırı veya farklı olanı dışlama ve hatta horlama gibi olgulara sık rastlanması doğaldır. Bu tür ortamlar otoriter sağ siyasal kuruluşların gelişmesi için mümbit toplumsal koşullar üretirler. Demokrasinin istikrar kazanma ve pekişme uğraşı verilen ortamların da otoriter akımların etkisiyle zora girmesi rizikosu bu tür zihniyet ortamı veya iklimlerinde fazladır.

Türkiye’de altmış yılı aşkın süredir devam eden çok partili hayat seçmenin seçimlere katılmasını kurumsallaştırmışa benzemektedir. Seçmen tercihleriyle 1950’de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)’nin yerine Demokrat Parti (DP)’nin iktidara geldiği, 1965 seçimlerinde Adalet Partisi (AP)’nin, nisbi temsil uygulamalarına karşın, Meclis çoğunluğunu elde ettiği görülmüştür.

1983 seçimlerini de Cumhurbaşkanı General Kenan Evren’in açıklamalarına karşın Anavatan Partisi (ANAP)’nin kazandığı ve nihayet 2007’de Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamalarına karşın Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin seçimin galibi olduğu bilinmektedir. Nitekim siyasal etkinlik duygusunun seçmende gelişmiş bulunduğunu saptamış olmamızın bu

gelişmelerle bir ilgisi olmalıdır. Seçmenin gerek siyasete olan ilgisinin, gerek genel seçimden hemen önce seçimlere duyduğu ilgi ve katılma eğiliminin de demokrasinin işlemesini

kolaylaştıracak bir içerikte olduğu görülmektedir.

Olağan siyasal katılmanın oy verme dışında kalan uygulamalarında seçmenin katılımının yoğun olduğunu söylemek doğru değildir. Seçim kampanyalarına katılma, daha ziyade izlemek biçiminde de olsa görece olarak diğer etkinliklere göre yüksektir. Ortaklaşa sorunlara çözüm bulmak için görüşme – tartışmanın da sorun oluşturmayacak bir yoğunlukta ortaya çıktığı

görülmektedir. Ancak, kamu görevlileri ve siyasal otoritelerle temas konusunda fazla bir katılma etkinliğine rastlanmamaktadır. Ancak, burada temasın toplulukları temsilen aracılık yapan partili partisiz kimselerce yürütülme olanağı olduğu düşünülecek olursa, temas etkinliğini yapan az kimse olmakla birlikte bundan etkilenen geniş bir kitlenin bulunduğu düşünülebilir. Eğitim düzeyinin büyük bir seçmen çoğunluğu için ilköğretim aşamasında olması nedeniyle

Milletvekili’ne duygularını yazılı olarak, mektup, faks veya e-posta ile iletmesini beklememek gerekir. Temasların çoğu yüz yüze ve sözel olarak yapılmakta, yazılı temasların etkinlikten uzak olacağı ve hatta seçmenin aleyhine kamu görevlileri veya Milletvekilleri tarafından

kullanılacağından çekinilmesi de söz konusudur. Dolayısıyla, Ankara’ya yolculuk etmeyi gerektiren, Milletvekilleri ile veya merkezi hükümetle görüşme girişimleri ancak buna kaynak ayırabilecek, o güdüye sahip olan, ağzı laf yapan ve muhtemelen Hükümet üyeleri ve

Milletvekili’nin şahsen tanıyabileceği kimselerce yapılmaktadır.

Olağandışı siyasal katılma ise özellikle sorunlu yıllar olan 1990’larda belirgin bir yoğunluğa ulaşmış ve 2002’ye kadar bu yoğunlukta sürmüştür. 2007 genel seçimleri

öncesindeyse bir miktar azalmış olmasına karşın Türkiye’deki protesto potansiyeli pekişmiş demokrasilerden büyük ölçüde farklılık içermemektedir.

Burada belirtmek isteyeceğimiz son husus başta Milletvekilleri olmak üzere temsili

demokrasinin aktörleri ve kurumlarına olan güvenin oldukça düşük düzeyde kalmasıdır. Bu

Referanslar

Benzer Belgeler

Saatin kola değen kısmı vücut sıcaklığında, üst kısmı ise kullanılan özel malzemeler sayesinde ortam sıcaklığında tutuluyor.. Bu sıcaklık farkı da elektrik

• Siyasi partilerin her derecedeki teşkilatı ile grupları her bir cinsiyetin en az %30 oranında temsili ve katılımı esaslarına uygun olarak oluşturulur.

Türkiye Yeşilleri Uluslararası çalışma Grubu, dünyanın en önemli kültürel miraslarından biri olan Bergama Sunağı'nın ait oldu ğu Bergama'ya geri gönderilmesini istedi..

Tarımda kimyasal gübre kullanımı gibi neoliberal politikaların dayattığı yanlış uygulamalara işaret eden Üzüm-Sen başkanı Adnan çobanoğlu, "Dayatılan yöntemlerle

1991 yılından itibaren Bursa Barosu çevre-Hukuk Komisyonu'nun aktif bir üyesi olarak çalıştı; çevre ihlallerinin hukuki olarak takibi için Büyükşehir

Türkiye Yeşilleri'nden Ümit Şahin, destekledikleri bağımsız "yeşil" adaylar 22 Temmuz seçimlerinde Meclise giremese de seçim sürecinde binlerce insan ula

Panelde, tüketilen g ıdaların tarladan sofraya kadar gecirdigi süreçler, organik ürünlerle beslenmenin yararları, GDO'lar, pestisistler, hamileler üzerindeki etkiler,

Oyların hesaplanması basit çoğunluk sistemine göre yapılarak, seçilen adayların isimleri cetvellerle Bab-ı Ali‟ye gönderilecektir (TM m. Görüldüğü üzere iki