T.C.
KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TARİH ANA BİLİM DALI
AHMET ŞANLI
HURÛFAT DEFTERLERİNE GÖRE AYINTÂB
KAZASI’NDAKİ VAKIFLARIN İŞLEYİŞİ VE YÖNETİMİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
TEZ YÖNETİCİSİ:
DOÇ. DR. HÜSEYİN ÇINAR
KIRIKKALE - 2010
i ÖZET
Yüksek Lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Osmanlı döneminde Ayıntâb Kazası’nda kurulan vakıfların zaman içerisinde uygulamada aldığı şekiller, karşılaşılan problemler ve vakfı kuran kişinin vakfiyesinde belirttiği şartlar üzerinde yaşanan tartışmalar ortaya konulmuştur. Bu çalışma bir bakıma, Hurûfat Defterleri’nden yola çıkılarak, Ayıntâb Kazası’ndaki vakıfların, XVII. yüzyılın sonlarından XIX. yüzyılın başlarına kadarki dönemdeki işleyişini, görevlilerin kimler olduğunu, ne tür tartışmaların yaşandığını ortaya koymaktadır. Böylece Osmanlı tarihi çalışmalarında, belki belge yetersizliğinden, diğer dönemlere göre daha az çalışma yapılan bir dönemin, aynı zamanda sosyal bir kurum olan vakıfların, bir Osmanlı kazasındaki genel durumu gözler önüne serilmiştir.
Bu çalışmayı, Osmanlı kurumlarının klasik dönemden, modernleşme dönemi uygulamalarına geçişin yaşandığı dönem çalışmalarına bir katkı olarak da görebiliriz.
Bu dönemde, önceki dönemlerde de olduğu gibi, Osmanlı toplumunda vakıflar, hayrî bir müessesese olmanın dışında, belgelere yansıdığı kadarıyla göreve talip olanlar için bir iş kapısı olarak da görülmüştür. Yaşanan tartışmalar ve görev istekleri bunu açıkca ortaya koymaktadır. Bu durum ile araştırmamızın ana kaynağı olan Hurûfat Defterleri’ndeki örneklerde de sıkça karşılaşmaktayız. Bu çalışma ile Ayıntâb’ta kurulan vakıfların genel işleyişi ve durumu ortaya konulmuş, şehrin tarihine az da olsa bir katkı sağlanmıştır.
ii ABSTRACT
In this study which is prepared as a master thesis,it is aimed to make known the problems of the foundations established over time, the changes in practice on charity and to make known also the debates on conditions that put forward by the founders of the foundation during the Ottoman period at the Ayıntâb province.Undoubtedly, the Ottoman provinces, the central and the state experienced in the overall political, military, social, economic and cultural fields can not be abstracted from the activities and discussions, can not be considered separately.
In a sense this study, which is based on book printing types,carries the idea of analyising the foundations in the Ayıntâb province in XVII. and the second half of the XVIII. Century Thus in the work of Ottoman history, the general state of the foundations as a social institution about which less study was made than the other stages of a period perhaps because of lack of documentation, will be illuminated. this study can be seen as a contribution to the period which covers from the classical period of Ottoman institutions to modernization of the transition period applications.
During this period,it can be said the foundation of Ottoman society was seen as a business occasion as in previous years we also frequently experience this state in examples of printing types which are our main source of research. . with this study the overall functioning and status of foundations established at ayıntab province at the end of XVII and early XIX. will be revealed and it will contribute to the history of the city.
iii
KİŞİSEL KABUL / AÇIKLAMA
Yüksek Lisans tezi olarak hazırladığım “Hurûfat Defterlerine Göre Ayıntâb Kazasındaki Vakıfların İşleyişi Ve Yönetimi” adlı çalışmamı, ilmi ahlak ve geleneklere aykırı düşecek bir yardıma başvurmaksızın yazdığımı ve faydalandığım eserlerin bibliyografyada gösterdiklerimden ibaret olduğunu, bunlara atıf yaparak yararlanmış olduğumu belirtir ve bunu şeref ve haysiyetimle doğrularım.
05/2010 AHMET ŞANLI
iv ÖNSÖZ
Osmanlı Devleti üç kıta da hüküm sürmüş, geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.
Geniş sınırlara ulaşması çok uluslu bir yapının oluşmasını sağlamıştır. Altı asır boyunca hükmettiği coğrafyayı, genel olarak bakıldığında, barış içinde yönetmiştir.
Devletin kısa sürede büyüyüp gelişmesinde ilk dönemlerden itibaren düzenli bir şekilde sürdürülen teşkilatlanma faaliyetlerinin büyük rolü vardır. Osmanlı Devleti’nde teşkilatlanma ya da müesseseleşme faaliyetleri sadece siyasi ve askeri alanlarda olmayıp, sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitim alanlarında da kendini göstermiştir.
Osmanlılar hemen hemen bütün şehirlerini birer kültür ve medeniyet merkezi haline dönüştürmüşlerdir. Bunda vakıf müessesesi önemli rol oynâmıştır. Hemen her Osmanlı şehrinde, kazasında vakıflarla karşılaşmak mümkündür. Kurulan vakıflar genelde zengin ve varlıklı kimseler tarafından hayata geçirilmiştir. Vakıf kuran bu kimseler kimi zaman bir padişah ya da hanedanın bir üyesi, kimi zaman bir devlet görevlisi, kimi zaman da halktan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Vakıflar sayesinde Osmanlı şehirlerinde, kasabalarında hatta köylerinde, halkın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çok sayıda cami, mescit, han, hamam, kervansaray, kastel, çeşme gibi sosyal tesisler ile mektep, medrese, tekke, zaviye gibi eğitim kurumlarıyla karşılaşmamız mümkündür.
Bu çalışmanın amacı Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan Hurûfat Defterleri’nden yola çıkarak Ayıntâb Kazası’nda XVII. yüzyılın sonlarından XIX.
yüzyılın başlarına kadar ki dönemde kurulan ya da daha önce kurulmuş olup da faali’yetini sürüren vakıfların işleyişini, yönetim şeklini ve faaliyet alanlarını ortaya koymaktır. Osmanlıyı anlamak Osmanlının sadece siyasi tarihini bilmek değil;
sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitim alanlarında inşa ettiği medeniyeti öğrenmek ve anlamaktan geçer.
Bu çalışmanın mekan olarak sınırlarını çizerken, Ayıntâb Kazası’nın merkezi ile buraya bağlı köy ve nahiyeler üzerinde durulmuştur. Bunda da Hurûfat Defterleri’ndeki Ayıntab Kazası kısmında kayıtlı olan belgelerin bize tanımış olduğu sınır etkili olmuştur. Araştırmanın ana malzemesi Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’ndeki Hurûfat Defterleri olduğundan, bu çalışmaya “Hurûfat Defterlerine Göre Ayıntâb Kazasındaki Vakıfların İşleyişi ve yönetimi” adı konulmuştur. Bu çalışma; içindekiler, önsöz, giriş, vakıf görevlileri Ayıntâb Kazası’ndaki vakıf
v
kurumları ve Hurûfat Defterleri’ndaki Ayıntâb Kazası ile ilgili kısmın transkripsiyonu, sonuç ve eklerden oluşmaktadır.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan Hurûfat Defterleri’ne ulaşma konusunda yardımlarını esirgemeyen kurum çalışanlarına ve çalışma boyunca bana danışmanlık yapan ve beni her daim teşvik edip yardımlarını esirgemeyen, danışmanım Doç. Dr. Hüseyin Çınar’a teşekkürü bir borç bilirim. Bu çalışmanın bu sahada yapılacak çalışmalara ışık tutması dileğiyle.
Ahmet ŞANLI KONYA- 2010
vi
İÇİNDEKİLER
ÖZET ... i
ABSTRACT...ii
KİŞİSEL KABUL/AÇIKLAMA ...iii
ÖNSÖZ ... iv
İÇİNDEKİLER ... vi
KISALTMALAR ... xvi
GİRİŞ ... 1
A. AYINTÂB’IN COĞRAFİ KONUMU VE TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞ... 2
a. Yer Şekilleri, İklim ve Bitki Örtüsü ... 3
b. Ayıntâb’dan Gaziantep’e: Tarihi Sürece Genel Bir Bakış... 4
B. VAKIF MÜESSESESİ VE OSMANLI TOPLUMUNDAKİ YERİ... 7
a. Osmanlı Devleti’inde Vakıf Müessesesi ... 9
b. Osmanlı Devleti’nde Vakfın Kuruluş ve İşleyişi ... 10
C- HURÛFAT DEFTERLERİ... 13
BİRİNCİ BÖLÜM ... 15
HURÛFAT DEFTERLERİNDE GEÇEN AYINTÂB KAZASI’NDAKİ VAKIF GÖREVLİLERİ ... 15
1. Kadı... 15
2. Nâib... 16
3. Mütevellî ... 17
4. Nâzır... 18
5. Kayyım... 19
6. İmâm ... 19
7. Hatip... 20
8. Müezzin... 21
9. Vâiz ... 21
10. Cüzhân ... 22
11. Aşırhân ... 22
12. Şeyh... 22
vii
13. Müderris ... 22
14. Muallim-i Sıbyân ... 24
15. Dersiâm ... 24
16. Halife... 25
17. Ferraş... 26
18. Çerağdâr ... 26
19. Bevvâb ... 27
İKİNCİ BÖLÜM... 28
HURÛFAT DEFTERLERİNDE GEÇEN AYINTÂB KAZASI’NDAKİ DİNİ VE SOSYAL KURUMLAR ... 28
A. CÂMİLER... 28
1. Ağa Câmii ... 28
2. Alâüddevle Câmii ... 30
3. Alaybey Câmii ... 31
4. Ali Ağa (Kesibaş) Câmii... 32
5. Ali Neccâr Câmii... 33
6. Ayşe Bacıoğlu Câmii ... 34
7. Bedrettin Câmii ... 35
8. Bey Câmii ... 35
9. Bostancı Câmii... 36
10. Boyacı (Oğlu) Câmii ... 37
11. Debbaği Efendi Câmii... 39
12. Ferhadiye Câmii ... 40
13. Hacı Nâsır Câmii... 42
14. Halil Câmii ... 43
15. Handaniye Câmii... 44
16 Hüseyin Paşa Câmii ... 45
17. Kabasakal Câmii ... 47
18. Kanalıcı Câmii ... 47
19. Karatarla Câmii ... 48
viii
20. Karagöz Câmii ... 48
21. Kozanlı Mahallesi Câmii... 49
22. Kozluca Câmii... 50
23. Ömer Şeyh Câmii... 50
24. Ömeriye Câmii... 51
25. Sengoğlu Ali Çelebi Câmii ... 52
26. Seydanoğlu Câmii ... 52
27. Seyrancık Câmii... 53
28. Şeyh Fethullah Câmii... 53
29. Şaban Ağa Câmii ... 54
30. Şirvânî Mehmed Efendi Câmii ... 54
31. Tahtalı Câmii... 55
32. Tatlıcak Câmii... 57
33. Tekke Câmii ... 57
34. Zaim Ahmed Ağa Câmii ... 58
B. MESCİDLER ... 58
1. Beyhanoğlu Mescidi ... 59
2. Esenbek Mescidi ... 59
3. Kızılca Mescidi ... 60
4. Ömeriye Mescidi... 60
5. Debbaği Efendi Mescidi... 61
6. Develi Mescidi ... 62
7. Eyüboğlu Mescidi ... 63
8. Hacı Uğurlu Mescidi... 63
9. Hüseyin Paşa (Sofular) Mescidi... 63
10. Kariş Mescidi ... 65
11. Kılıçoğlu Mescidi... 65
12. Kilisli Seyyid Hacı Mustafa Mescidi ... 66
13. Mağara Mescidi... 66
ix
14. Mahkeme Mescidi... 67
15. Maveri Mescidi ... 68
16. Sakaoğlu Mescidi... 68
17. Tekke Mescidi... 68
18. Şeyh Mescidi... 69
19. Yayacı Mescidi... 69
20. Yazıcık Mahallesi Mescidi... 70
C. MEDRESELER... 70
1. Ağa CâmiiMedresesi... 71
2. Ali Neccâr Medresesi... 71
3. Hacı Musa (Çamurcu) Medresesi... 72
4. Mihâli’ye Medresesi ... 73
5. Şeyh Muhyeddin Medresesi... 75
6. Tahtalı Medresesi... 76
D. HAMAMLAR ... 76
1. Pazar Hamamı ... 77
2. Debbağ Hamamı... 77
3. Mincan Hamamı... 78
4. Nâib Zade Hamamı ... 78
5. Ömer Ağa Hamamı ... 79
E. KASTELLER ... 79
1. Başçı Kasteli... 80
2. Bekir Bey Kasteli ... 80
3. Çukur Kastel ... 80
4. Fehim Bey Kasteli... 81
5. Develi Kasteli... 81
6. Gabar Kasteli... 81
7. Kanalıcı Kasteli... 81
8. Kara Yusuf Kasteli... 82
x
9. Kırkayak Kasteli... 82
10. Mihrimah Kasteli ... 83
11. Mincan Kasteli ... 83
12. Şeyh Kasteli ... 83
F. ÇEŞMELER... 84
1. Abacıoğlu Çeşmesi ... 85
2. Başçı Çeşmesi ... 85
3. Çatur Çeşmesi ... 85
4. Develi Çeşmesi ... 86
5. Esadoğlu Çeşmesi ... 86
6. Hacı Mustafa Çeşmesi ... 86
7. Kanalıcı Mahallesi Çeşmesi... 87
8. Kara Yusuf Çeşmesi... 87
9. Mincan Çeşmesi ... 88
10. Muslı Çeşmesi... 88
G. AYINTÂB MAHKEMESİNDEKİ GÖREVLİLERLE İLGİLİ KAYITLAR ... 88
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ... 91
AYINTÂB KAZASI HURÛFAT DEFTERLERİ’NİN TRANSKRİPSİYONU ... 91
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 1b) ... 91
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 2a)... 94
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 2b) ... 97
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 3a)... 101
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 3b) ... 104
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 4a)... 107
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 4b) ... 110
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 5a)... 113
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 5b) ... 116
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 6a)... 120
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 6b) ... 124
xi
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 7a)... 126
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 7b) ... 129
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 8a)... 131
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 8b) ... 134
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 9a)... 137
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 9b) ... 140
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 10a)... 144
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 10b) ... 147
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 11a)... 150
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 11b) ... 153
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 12a)... 156
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 12b) ... 159
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 13a)... 162
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 13b) ... 165
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 15a)... 168
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 15b) ... 171
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 16a)... 175
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 16b) ... 179
1085 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 47, 18a)... 181
1809 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 62, 1a)... 184
1089 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 62-1b) ... 186
1091 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 70,1b) ... 188
1091 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 70,2a)... 189
1091 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 70,2b) ... 191
1091 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 70,3a)... 193
1119 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 100, 2a)... 196
1119 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 100, 2b) ... 199
1119 Numaralı Hurûfat Defteri ( Varak 100, 3a)... 202
1120 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 24,1a)... 205
xii
1120 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 24, 2a)... 209
1120 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 24, 2b) ... 213
1120 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 24, 3a)... 215
1120 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 24,3b) ... 217
1120 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 24, 5a)... 219
1123 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 60, 1a)... 220
1123 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 60, 1b) ... 222
1123 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 60, 2a)... 224
1123 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 60, 2b) ... 227
1123 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 60, 3a)... 229
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 1b) ... 230
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 2a)... 234
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 2b) ... 237
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 5a)... 240
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 5b) ... 243
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 7a)... 246
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 7b) ... 248
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 8a)... 250
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 8b) ... 252
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 10a)... 254
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 10b) ... 256
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 11b) ... 260
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 13a)... 262
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 13b) ... 265
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 15a)... 267
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 15b) ... 269
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 17a)... 271
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 17b) ... 274
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 19a)... 276
xiii
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 19b) ... 278
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 21a)... 280
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 21b) ... 283
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 22a)... 285
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 22b) ... 287
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 25a)... 290
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 25b) ... 292
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 27a)... 295
1124 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 71, 27b) ... 297
1125 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak, 1a)... 298
1125 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak, 1b) ... 301
1128 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 55, 1b) ... 303
1128 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 55, 2a)... 305
1128 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 55, 2b) ... 308
1128 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 55, 4a)... 310
1128 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 55, 4b) ... 312
1128 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 55, 7a)... 314
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 1a)... 315
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 1b) ... 317
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 3a)... 320
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 3b) ... 322
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 4a)... 324
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 4b) ... 325
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 6a)... 328
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 6b) ... 330
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 8a)... 332
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 8b) ... 335
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 10a)... 336
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 10b) ... 338
xiv
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93, 13a)... 339
1129 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 93-13b) ... 341
1130 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 54, 1b) ... 344
1130 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 54, 2a)... 345
1130 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 54, 2b) ... 347
1130 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 54, 4a)... 350
1130 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 54, 4b) ... 353
1139 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 77, 1a)... 355
1139 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 77, 1b) ... 358
1139 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 77, 2a)... 360
1139 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 77, 2b) ... 362
1139 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 77, 3a)... 364
1139 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 77, 4a)... 365
1140 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 223, 1a)... 367
1140 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 223, 1b) ... 367
1140 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 223, 2a)... 368
1140 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 223, 2b) ... 370
1140 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 223, 4a)... 371
1140 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 223, 4b) ... 372
1140 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 223, 5a)... 373
1140 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 223, 5b) ... 375
1140 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 223, 6a)... 377
1140 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 223, 6b) ... 379
1159 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 78, 1b) ... 380
1159 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 78, 2a)... 382
1159 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 78, 2b) ... 385
1159 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 78, 5a)... 389
1159 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 78, 5b) ... 392
1159 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 78, 6a)... 394
xv
1159 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 78, 6b) ... 396
1159 Numaralı Hurûfat Defteri (Varak 78, 7a)... 399
SONUÇ ... 400
KAYNAKÇA... 403
I. Arşiv Kaynakları... 403
II. Tetkik Eserler ... 403
III. Makaleler... 405
IV. Sözlük Ve Lûgatlar ... 406
EKLER... 408
ÖZGEÇMİŞ ... 413
xvi
KISALTMALAR
Bk. : Bakınız
Çev. : Çeviren
DİA. : Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi
Edt. : Editör
H : Hicrî
Haz. : Hazırlayan
Hz. : Hazreti
İA. : İslâm Ansiklopedisi
Kıs. : Kısaltma
M : Milâdî
MEB : Millî Eğitim Bakanlığı
MÖ : Milâttan Önce
MS : Milâttan Sonra
OTDTS : Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü
s. : Sayfa
S : Sayı
TTK : Türk Tarih Kurumu
V.A.D. : Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi Defteri VGM. : Vakıflar Genel Müdürlüğü
vr. : Varak
Yay. : Yayınlayan
YKY.: Yapı Kredi Yayınları
1 GİRİŞ
Osmanlı Devleti’nin tarihi sadece siyasi olaylardan ve merkezdekilerin icraatlarından ibaret değildir. Hiç şüphesiz Osmanlı taşrası da, merkezde ve devletin genelinde yaşanan siyasi, askeri, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlardaki faaliyetlerden ve tartışmalardan soyutlanamaz, ayrı düşünülemez. Kimi olayların ve tartışmaların etkisi, merkezden taşraya doğru gidildikçe nispeten daha az hissedilir.
Ama bu merkez ve taşranın bir bütünün ayrı parçaları ve tarihi olduğunu ortaya koymaz. Bilakis taşra ve merkezin birbirini tamamlayan bir yapı sergilediği gözlemlenir. Bunu Osmanlı toplumsal – ekonomik tarihi çalışmalarından tutun da siyasi, askeri, sosyal, kültürel, eğitim ve hukuk gibi alanlar üzerine yapılan çalışmalar da önemli bir şekilde görülmektedir.1 Son zamanlarda, bilhassa sosyal ve ekonomik alanlarda yapılan araştırmalarla Osmanlı medeniyet tarihine önemli katkılar sağlamıştır.
Yüksek Lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Osmanlı döneminde Ayıntâb Kazası’nda kurulan vakıfların zaman içerisinde uygulamada aldığı şekiller ve karşılaşılan problemleri gözler önüne serme ve vakfı kuran kişinin (vâkıfın) vakfiyesinde belirttiği şartlar üzerinde yaşanan tartışmaları ortaya koyma amaçlanmıştır. Osmanlı döneminde ve az da olsa öncesinde (Memluklu ve Dulkadirli dönemlerinde) Ayıntâb Kazası’nda birçok vakıf kurulmuştur. Kurulan bu vakıfların, işleyişinin anlaşılabilmesi için müracaat edilebilecek en önemli kaynak, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan Hurûfat Defterleri’dir. Vakıfların görevlileri, mütevellî leri, vazife sahipleri (imâm, hatip, vâiz, Nâib nâzır kayyım gibi) ve bunların tayin ve azil işlemleri, maaş durumları gibi konular bu defterlerde ayrıntılı olarak yer almaktadır.
Bu çalışma ile bir bakıma, Hurûfat Defterleri’nden yola çıkılarak, Ayıntâb Kazası’ndaki vakıfların, XVII. yüzyılın sonlarından XIX. yüzyılın ilk yarısına kadarki dönem boyunca, kaynakların el verdiği ölçüde analizini yapma düşüncesi taşımaktadır. Böylece Osmanlı tarihi çalışmalarında, belki belge yetersizliğinden,
1 Osmanlı Devleti’nin kuruluşu genel seyri için bkz. Fuad Köprülü, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, TTK Yayınları, Ankara 1999; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I–IV/II, TTK Yayınları, Ankara 1998; Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klâsik Çağ (1300-1600), Çeviren: Ruşen Sezer, YKY, İstanbul 2003, Donald Quarter, Osmanlı İmparatorluğu 1700-1922, İletişim Yayınları, İstanbul 2002; Feridun Emecen - Mehmet Öz, “Osmanlılar”, DİA XXXIII. s. 487– 496, Osmanlı Devleti’nde sosyal ve ekonomik hayat için bkz. Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu (Toplum ve Ekonomi), Yayınlayan: Muhittin Salih Eren, Eren Yayınları, İstanbul 1996; aynı yazar, Osmanlıda Devlet Hukuk Adalet, Eren Yayınları, İstanbul 2000; Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğunda Devlet ve Ekonomi, Ötüken Yayınları, İstanbul 2000.
2
diğer dönemlere göre az çalışma yapılan bir dönemin, aynı zamanda sosyal bir kurum olan vakıfların, bir Osmanlı kazasındaki genel durumu gözler önüne serilmiş olacaktır. Bu çalışmayı, Osmanlı kurumlarının klasik dönemden, modernleşme dönemi uygulamalarına geçişin yaşandığı dönem çalışmalarına bir katkı olarak da görebiliriz.
Araştırma alanımız olan günümüzde Gaziantep, Osmanlı döneminde de Ayıntâb olarak adlandırılan şehir, gerek coğrafi konumu itibarıyla gerekse tarihi süreç içerisinde yaşanan olaylarla idari, sosyal, ekonomik ve kültürel açılardan oldukça hareketli bir şehir olarak dikkati çekmektedir. Son yıllarda Ayıntâb şehri ve sancağı üzerine yapılmış çok sayıda çalışma da bu tarihi canlılığa işaret etmektedir.2 Bu çalışma ile de Ayıntâb’ta kurulan vakıfların XVII. yüzyılın sonlarından XIX.
yüzyılın ilk yarısına kadarki genel işleyişi ve durumu ortaya konulacak, şehrin tarihine katkı sağlanmaya çalışılacaktır.
A. AYINTÂB’IN COĞRAFİ KONUMU VE TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞ
Osmanlı döneminde Ayıntâb olarak adlandırılan günümüz Gaziantep’i, Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, 38º 28" ve 38º 0" doğu boylamları ile 36º 38" ve 37º 32" kuzey enlemleri arasında yer alan bir şehirdir. Yüzölçümü günümüzde 6819 km² olup, ülke yüzölçümüne oranı yaklaşık %1 oranındadır. İlin güneyinde Türkiye’nin en uç illerinden biri olan Kilis ve Suriye Devleti, doğusunda Şanlıurfa, kuzeydoğusunda Adıyaman, kuzeyde Kahramanmaraş, batıda Osmaniye, güney batısında ise Hatay ili bulunmaktadır.3 İlin denizden yüksekliği yaklaşık 855 m. olup, nüfusu yaklaşık bir buçuk milyon civarındadır. Nüfusun % 73,9’u şehir merkezinde, % 26,1 kırsal kesimde yaşamaktadır. Gaziantep iline bağlı üçü merkez ilçe olmak üzere toplam dokuz ilçe bulunmaktadır. Bu ilçeler Şahinbey, Şehitkâmil, Oğuzeli, Nizip, İslâhiye, Araban, Nurdağı, Yavuzeli ve Karkamış’dır. 4
2 Ayıntâb üzerine yapılan çalışmalardan bazıları şunlardır: Hüseyin Özdeğer, Onaltıncı Asırda Ayıntâb Livâsı, I, İstanbul Üniversitesi İktisat Fak. Yay., İstanbul 1988; Hülya Canbakal, 17. Yüzyılda Ayntab:
Osmanlı Kentinde Toplum ve Siyaset, İletişim Yay. İstanbul 2009; Hüseyin Çınar, 18. Yüzyılın İlk Yarısında Ayıntâb Şehri’nin Sosyal ve Ekonomik Durumu, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 2000; Zeynel Özlü, “XVIII. Yüzyılın İkinci Yarısında Gaziantep, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Yay. Gaziantep 2004.
3 Gaziantep için geniş bilgi için bkz. Besim Darkot - Turhan Dağlıoğlu, “Ayıntâb”, İA, II. s. 64-67;
Nusret Çam- Hüseyin Özdeğer - Metin Tuncel, “Gaziantep”, DİA, XIII, s.466-475.
4 Burhan Bozgeyik, Her Yönüyle Gaziantep, Şehitkâmil Belediyesi Yayınları Gaziantep 1997, s.19.
3 a. Yer Şekilleri, İklim ve Bitki Örtüsü
Gaziantep, batı ve kuzeyinde bulunan Toros Dağları ile Arap Yarımadasının düz alanları arasında yer alır. Tektonik bakımdan intikal kuşağında bulunan Gaziantep’te, fazla kıvrımlarla çok geniş düzlüklere pek az rastlanır. Çok geniş alanlar kaplayan kalker marnlı, killi kalker marn ve bazaltlardan oluşan platolar 500- 1000 m. yüksekliğe sahiptirler.5 İlin kuzey ve batı yönlerinde bulunan volkan izleri ve lav artıkları, eski dönemlerde bölgede taşmış volkanların olduğuna işaret etmektedir.6 Gaziantep yaylasının batısı ve kuzeyi dağlıktır. Bunun haricinde dağlı alanlar pek fazla yer kaplamamaktadır. Gaziantep– Osmaniye - Adana sınırı boyunca uzanan Amanos (Nur) Dağları kuzey güney istikametinde uzanarak İskenderun K örfezi ile İslâhiye Ovası’nı birbirinden ayırır. İldeki ovalar Güneydoğu Anadolu ovalar dizisinin batısını teşkil eder. İslâhiye Sakçagözü, ve Fevzi Paşa ovaları en geniş ovalardır.7
Gaziantep platosunun her mevsim kurumayan akarsuları çok azdır. Arazinin yapısı ve iklim şartlarının sonucunda, yataklarında sadece şiddetli yağmurlarla birlikte su bulunduran, kuru su vadileri ağı son derece yaygındır. Yağışlı kış ve ilkbahar aylarında suyu bol olan vadilerin suyu yaz aylarında azalmaktadır. Arazinin jeolojik yapısı göl oluşumunu engellediği gibi, yağışın büyük kısmını yerin altına geçirmektedir.8
Gaziantep’te yıllık ortalama sıcaklık 14,5 ºC, en yüksek sıcaklık 42,8 ºC, en düşük sıcaklık -17,5 ºC olarak kaydedilmiştir. Ortalama yağışlı gün sayısı 84,5, ortalama yağış miktarı 556,2 mm.’dir. Bu verilerden de anlaşıldığı üzere ilde ılıman bir iklim tipi hâkimdir. İlde, Akdeniz ile kara iklimleri arasında geçit teşkil eden bir iklim tipi hâkimdir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve yağışlı geçer.9
Gaziantep topraklarının büyük bir bölümüne hâkim olan bitki örtüsü bozkırdır.
Batı kesimlerinde ise kısmen Akdeniz bitki örtüsüne rastlanmaktadır. Bölgede orman sahaları azdır. İl merkezinden batıya ve kuzey batıya gidildiğinde Akdeniz bölgesinde görülen ormanlar kendisini göstermeye başlar. Bu bölümlerde zeytinlikle ve Antep fıstığı ile örtülü alanlara ek olarak Sof Dağlarında, İslâhiye ilçesinde ve
5 Gaziantep İl Yıllığı 2002, Gaziantep Valiliği Yayınları, Gaziantep 2002, s. 43.
6 İklim için bkz. Türkiye’nin Sıhhi ve İçtimâî Coğrafyası Gâzi Ayıntab Vilâyeti, Haz. Sıhhıye ve Muavenet-i İctimâiye Müdürü, İstanbul 1926, s.11.
7 Gaziantep Kültür Envanteri, Gaziantep Valiliği Yayınları, Gaziantep 2005, s.6.
8 Gaziantep İl Yıllığı 2002, s.49.
9 Bozgeyik, a.g.e, s.21.
4
Pazarcık- Araban arasındaki dağlarda küçük ormanlık alanlar yer alır.10 İlin topraklarının yaklaşık % 60’ı tarıma elverişlidir. Bu topraklar zeytin, fıstık, meyve ve sebze bahçeleri ile bağlarla kaplıdır. Ayrıca geniş oranda hububat üretimi de yapılmaktadır.11
b. Ayıntâb’dan Gaziantep’e: Tarihi Sürece Genel Bir Bakış
Gaziantep Cumhuriyet öncesi yıllara kadar “Ayıntâb” adıyla anılmıştır.
Arapça “parlak pınar” anlamına gelen Ayıntâb, Ermeni kaynaklarda Anthapt olarak geçer. Gaziantepli tarihçi Bedrüddin el-Aynî’ye göre Antep’in eski adı “Kala-i Füsus”dur. Kala-i Füsus “yüzük kalesi” anlamına gelmektedir. Bedrüddin Ayni’ye dayandırılan bir rivayete göre bölgenin Ayni adında zalim bir hâkimi varmış, birçok zulüm ve haksızlıktan sonra bu kral tövbe etmiş; halk “Ayni tövbe etti” demiştir.
Bundan ötürü şehrin adı “Ayni Tövbe” Aynitâb olarak kalmıştır. Bir rivayete göre de Ayıntâb adını, suyunun güzelliğinden ve bolluğundan dolayı aldığı söylenmektedir.
“Ayın”; pınar, kaynak, suyun gözü anlamına gelmektedir. Dolayısı ile “tab”; güzel pınar, güzel kaynak manasını ifade etmektedir. Şehrin adındaki “tab” güç ve takat anlamına da gelmektedir.12 Bir diğer rivayete göre ise Ayıntâb, ziya ve parlaklık verici, güneş gibi parlayan şehir demektir.13
Gazianteplilerin Fransız kuvvetlerine karşı verilen mücadelede 6.317 şehit vermelerine karşın, yılmadan ve cesaretle eşsiz bir direniş göstermesinden dolayı, 6 Şubat 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından şehirlerine “gazilik”
unvanı verilmiş ve şehrin adı Gaziayıntâb olmuştur. 1928 yılında ise şehrin adı Gaziantep olarak değiştirilmiş ve günümüze kadar da Gaziantep olarak gelmiştir.14 Osmanlı kaynaklarında geçen adı ile “Ayıntâb” bugün kullanılan şekli ile
“Antep” (1921’de verilen “Gazilik” unvanı ile “Gaziantep), güneydoğu Anadolu bölgesinin en büyük il merkezlerinden olup, Fırat nehrine karışan Sacur çayının yukarı kollarından Ayınleben deresinin üzerinde bulunup Fırat nehrine 55, Suriye’nin Halep şehrine 100 km uzaklıktadır.15
Gaziantep, ilk uygarlıkların doğduğu Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunması güneyden ve Akdeniz’den doğuya ve batıya giden yolların kavşağında
10 Gaziantep İl Yıllığı 2002, s.52,53.
11 Bozgeyik, a.g.e, s. 22.
12 Gaziantep İl Yıllığı 2002,s.1,2.
13 Bozgeyik, a.g.e, s.34.
14 Gaziantep İl Yıllığı 2002,s.2.
15 Özdeğer, Ayıntâb Livâsı, I, s.1.
5
oluşu, uygarlık tarihine ve bugüne yön vermiştir. Bu nedenle Gaziantep tarih öncesi çağlardan beri insan topluluklarına yerleşme sahası ve uğrak yeri olmuştur. Tarihi İpek Yolu’nun kollarından birinin de buradan geçmiş olması şehrin önem ve canlılığını devamlı olarak korumasını sağlamıştır. Gaziantep’te izlerini bugün de görebildiğimiz tarihi devirleri; Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik dönemler, Tunç çağı, Hitit, Med, Asur, Pers, İskender, Roma, Bizans İslam ve Türk-İslam, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri olarak sıralanabilir.16
İlkçağ’a ait belli başlı kaynak ve araştırmalarda Ayıntab ya da Antep adına rastlanmamaktadır. Bununla birlikte şehrin 12 km. kuzeyinde Gaziantep-Maraş yolu üzerindeki Dülük’ün (Doliche) oldukça eski bir mevki olduğu bilinmektedir. Antik devirlerde iktisadî ve siyasi bütün faaliyetlerin yoğun bir şekilde sürdüğü Kuzey Suriye ile Mezopotamya’yı İç Anadolu’ya bağlayan yolların geçtiği yerler o devirlerde Dülük bölgesi olarak anılmaktaydı.17
M.Ö. 1800-1200 yıllarına kadar hüküm süren Hitit Devleti’nin sınırları Dülük ve çevresini de içine almaktaydı. Bölge daha sonra Suriye’nin kuzeyinde kurulan Hitit şehir devletlerinin, ardından Asurluların hâkimiyetine girdi.18 Bölge Hz. Ömer döneminde 642/643 tarihlerinde İyâz b. Ganm tarafından İslam topraklarına dahil edilmiştir. Türklerin bu yöreye gelişi ise ancak Selçuklular döneminde XI. Yüzyılda gerçekleşmiştir. Haçlı seferlerinden ilki esnasında 1098-1143 tarihleri arasında bir süre Urfa ve Maraş Haçlı Kontluklarına bağlı kalmış, 1149 tarihinde Musul Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi tarafından Haçlılardan geri alınmıştır. Musul Atabeyliğinden sonra Anadolu Selçukluları 1218 tarihinde ve ardından Moğollar 1258 yılında Antep şehrine ve yöresine hâkim olmuşlardır. Moğolların bölge hâkimiyeti iki yıl sürmüş,19 1260’da Ayn Calut Savaşı’nda Moğolları mağlup eden, Memluklular Ayıntâb’ı ele geçirmiştir.20
XV. yüzyıl da Ayıntâb’ın da içinde bulunduğu Güneydoğu Anadolu’nun bazı şehirlerinde Dulkadiroğluları ile Memluklar arasında bölge hâkimiyetinden kaynaklanan çatışmalar yaşanmıştır. Bu mücadelelerin yaşandığı dönemde Timur’un Anadolu’ya yönelik harekâtı başlamıştır. Timur, 1400 yılında şehri ele geçirerek
16 Gaziantep Kültür Envanteri, s.8.
17 Özdeğer, “Gaziantep”, s. 466.
18 Özdeğer, “Gaziantep”, s. 467.
19 Nejat Göyünç, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Yılında Gaziantep”, Cumhuriyetin 75. Yılına Armağan, Gaziantep, Editör: Yusuf Küçükdağ, Gaziantep Üniversitesi Vakfı Yayınları, Gaziantep 1999,s.1.
20 Özdeğer, “Gaziantep”, s. 467.
6
burasını yakıp yıkmıştır. Bedreddin el- Aynî’ye göre Anadoluda Timur tarafından yakılıp yıkılan şehirler arasında Ayıntâb da bulunmaktadır.21 1516 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi esnasında Memlukların Ayıntâb Nâibi Yunus Bey, Osmanlı hizmetine kendiliğinden girmiş, böylece şehir de Osmanlı hâkimiyeti geçmiştir.22 1360-1451 tarihleri arasında yaşayan büyük tarihçi ve Kahire’de Memluk Devleti zamanında muhtesiplik, Evkaf Nâzırlığı ve kadılık gibi önemli görevlere getirilen Bedreddin el-Aynî’ye göre XV. yüzyılda Ayıntâb, çok mamur bir şehirdir. 9 camii, 120 mescidi, 15 medresesi, 20 hamamı ve pek çok çarşısı vardır.
Büyük bir kültür ve ticaret şehridir. Bu nedenle de şehre küçük Buhara adı verilmiştir.23
Ayıntâb, Osmanlı idaresine girdikten sonra fiziki yönden ve nüfus bakımından gelişimini sürdürmüştür. 1536 yılında otuz üç, 1543’te yirmi dokuz, 1574’te ise otuz bir mahallesi vardır. XVII. yüzyılda bu sayı otuz iki olmuştur. Bu mahallerin adlarına bakıldığında esas yerleşmelerin kalenin etrafında olduğu anlaşılmaktadır. Ayıntâb bu haliyle XVI. yüzyılda Halep şehrinden sonra bölgenin nüfus bakımından en kalabalık şehri idi. Bu dönem de şehir iktisadî ve ticari bakımdan da ön plana çıkmıştır. Birçok ticarethane ve imalathane bulunmaktaydı. Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde şehri anlatırken hanlarından, hamamlarından, cami, çeşme, bağ ve bahçe gibi yapılardan bahsetmiş, mamur bir şehir olduğunu belirtmiştir. Seyahatnâme’de ayrıca şehrin güzelliklerine de değinilmiştir.24 XVIII. yüzyılda bu durumunu koruyan Ayıntâb, XIX. yüzyılda da bölgenin önemli ticaret merkezlerinden biri olmayı sürdürmüştür.25 Ayıntâb Osmanlı yönetiminde başlangıçta merkezi Şam olan Arap Beylerbeyliğine, sonra Dulkadır Beylerbeyliğine, XIX. yüzyılda da Halep vilayetine bağlanmıştır.26
Şehir 1839’da kısa bir süre, Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa kuvvetleri tarafından işgal edildi. I. Dünya Savaşı’ndan sonra ilk olarak, 17 Aralık 1918’de İngilizler şehre girmiş, İngiliz işgali yaklaşık bir yıl sürmüştür. İngilizler, bir yılın ardından Fransızlarla yaptıkları anlaşma gereği, 15 Kasım 1919 tarihinde şehri onlara terk etmişlerdir. Gerek Fransızların gerekse onlarla birlikte hareket eden Ermenilerin
21 Mehmet Alpargu, “XV.Yüzyılda Antep’in Tarihine Umumi Bir Bakış”, Cumhuriyetin 75. Yılına Armağan, Gaziantep, Editör: Yusuf Küçükdağ, Gaziantep Üniversitesi Vakfı Yayınları, Gaziantep 1999,s.84.
22 Özdeğer “Gaziantep”, s 467.
23 Bozgeyik, a.g.e, s.41.
24 Evliya Çelebi, Seyhatnâme, X. Kitap, Hazırlayanlar: Seyit Ali Karahan, Yücel Dağlı, Robert Dankoff, Yapı Kredi Yay. İstanbul 2007, s.100-104.
25 Özdeğer “Gaziantep”, s 468.
26 Göyünç, a.g.m, s. 3.
7
baskı ve zulümleri halkın direnişine sebep olmuştur. Şehir halkı 1 Nisan 1920’ den 7 Şubat 1921 tarihine kadar Fransız kuvvetlerine karşı büyük bir mücadele vermiştir.
Ancak daha sonra direniş kırılmış ve Ayıntâb halkı geri çekilmek zorunda kalmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi gücüyle işgale on ay dayanan ve düşmana geçit vermeyen şehre 6 Şubat 1921 tarihinde gazilik unvanı vermiştir. Gaziantep’teki Fransız işgali Ankara Antlaşması’ndan sonra 25 Aralık 1921’de sona ermiştir.27
B. VAKIF MÜESSESESİ VE OSMANLI TOPLUMUNDAKİ YERİ
Vakıf, bir mülkü kamunun menfaatine ebedi olarak tahsis etmek anlamına gelmektedir. Vakfeden kişiye vâkıf vakf edilen şeye de mevkûf denilir. Vakıf müessesinin başlangıcı konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Bu müessese sadece Müslüman toplumlara has değildir, birçok toplumda vakıf müessesesi ile karşılaşmak mümkündür. İslam Tarihinde ilk vakıf hizmeti Hz. Peygamber dönemine aittir. Hz. Peygamber, Medine’de kendisine ait yedi hurma bahçesini vakfedip, gelirini İslam’ın savunulmasını gerektirecek olaylara tahsis etmiştir.28
Vakıf, Türk tarihinin sosyal, ekonomik ve kültürel hayatında önemli rol oynâmış olan dinî, hukukî ve sosyal bir müessesedir. Bir kişi mülkiyetine sahip olduğu menkûl ve gayrı menkûl mallardan bir kısmını veya onların tamamını, Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle, halkın herhangi bir ihtiyacını karşılamak üzere tahsis ederse, malını vakfetmiş yani vakıf müessesesi meydana getirmiş olur. Vakıf müessesesini kişi ile halk arasındaki toplumsal dayanışma ruhunu artıran bir kuruluş olarak değerlendirmek mümkündür. Ayrıca vakıf Türk - İslam tarihinde kültürün en belirgin unsurlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.29
Vakıf, insanla beraber mevcut olan karşılıklı dayanışma ve başkasına iyilik yapma duygusunu, hukukî statüye kavuşturan ve ona süreklilik kavramı sağlayan milletlerin sahip bulunduğu manevi güç ve değerlerin tanımlanmasına yardımcı
27 Özdeğer “Gaziantep”, 467.
28 Vakıf Hakkında geniş bilgi için bkz. Bahaeddin Yediyıldız, “Vakıf”, İA, XIII, s. 153-172, Ahmet Akgündüz, Ahmet Akgündüz, İslam Hukukunda Ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi, Osav Yayınları, İstanbul 1996. Bu konu ile ilgili ayrıca M. Fuad Köpülü, İslam Ve Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları Ve Vakıf Müessesesi, Ötüken Yayınları, İstanbul 1983; Ö. Lütfi Barkan “Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler”, Vakıflar Dergisi, II, Ankara 1942; M. Fuad Köprülü, “Vakıf müessesesi ve Vakıf Vesikalarının Tarihi Ehemmiyeti”, Vakıflar Dergisi, I, Ankara 1938; Bahaeddin Yediyıldız, “Müessese-Toplum Münasebetleri Çerçevesinde 18. Asır Türk Toplumu ve Vakıf müessesesi”, Vakıflar Dergisi,.XV Ankara, 1938; M. Fuad Köprülü, “Vakıf Müessesesinin Hukuki Mahiyeti ve Tarihi Tekâmülü”, Vakıflar dergisi, II, Ankara 1942.
29Bahaeddin Yediyıldız, “Osmanlı Döneminde Türk Vakıfları Ya da Türk Hayrat Sistemi” Osmanlı V.
(Toplum), Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999,s.17.
8
demokratik bir sivil toplum kuruluşu olarak da görülebilir. Vakıflar başlangıçta kişilerin ve toplumun ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla ortaya çıkmıştır. Daha sonra toplum hayatında meydana gelen değişme ve gelişmelerle içinde bulunduğu toplumların sosyo-kültürel yapısı ekonomik imkânları ve kabiliyetleri oranında değişmiş ve gelişmiştir.30 Vakıflar oluşturuldukları toplum ihtiyaçlarına ve vâkıfın dünya görüşü ve kabiliyetlerine göre çok değişik amaçlarla kullanılabilecek bir konum içinde olmuşlardır.31
Vakıf eserlerinin başında cami, mescid, medrese, mektep, imâret, hastane, çeşme, han, hamam, kervansaray gibi önemli sosyal ihtiyaçları karşılayan müesseseler gelir. Vâkıf, denen vakıf sahibi eserini ayakta tutabilmek için akla gelen her türlü gelir kaynağını vakf edebilirdi. Vâkıf, vakıfnâme veya vakfiye denilen vakfın nasıl işletileceğine dair protokolü arzu ettiği gibi düzenleme hakkına sahiptir.
Bu bakımdan vakfın hükümleri, vâkıfın talepleri hiçbir şekilde değiştirilemez.32 Vakıfta hizmet eden görevliler maaşlarını vakfın gelirlerinden alırlardı. Vakfın yöneticisine mütevellî denir ve genellikle vâkıfın neslinden biri bu göreve atanırdı.
İslam toplumunun, dinin öngördüğü kurallar çerçevesinde yaşamını emniyetle sürdürebilmesi için gerekli koşulları ve kurumları devletin devamlı sağlaması mümkün değildir. İslam Devletleri bu görevi esas itibariyle vakıflar yoluyla yerine getirmişlerdir. İslam toplumu için gerekli sosyal hizmetleri devamlı bir görev bir hayır işi olarak hayır kurumlarına bırakmışlardır.33 Cami, Mescid, medrese, mektep inşası fakirlerin, yolcuların korunması için zaviye imaretlerin kurulması, halk için hastane, tıbbi hizmetler, hatta ilaç temini bunun gibi yüzlerce sosyal hizmet devamlı olarak bu yolla sağlanabilmiştir.
Bugün belediyelerin yaptıkları hizmetler İslam Devletleri’nde vakıflar tarafından gerçekleştirilmiştir. Bunların başında şehirlerin su ihtiyacının karşılanması gelir. Bu gaye için vakıf olarak, su bendleri, su kuyuları, çeşmeler ve yazın soğuk su dağıtmak amacıyla sebiller inşa edilmiştir. Diğer taraftan sokakların aydınlatılması,
30 Nazif Öztürk, “Osmanlı Döneminde Vakıflar” Osmanlı V. (Toplum), Editörler: Kemal Çiçek, Cem Oğuz,Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999,s.434.
31 Nazif Öztürk, Türk Yenileşme Tarihi Çerçevesinde Vakıf Müessesesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1995, s.27.
32 İlber Ortaylı, “Bizim Medeniyetimizde Vakıf Müessesesi Çok önemlidir” Vakıflar Dergisi Özel Sayısı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2006,s.27.
33 Halil İnalcık, “Vakıf Medeniyeti”, Vakıflar Dergisi Özel Sayısı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2006,s. 6.
9
temizlenmesi ve bazı şehirlerin muhtelif yerlerinde bahçeler açılması veya halkın dinlenmesi gayesi ile güzel köşeler tanzimini amaç edinen vakıflarda mevcuttur. 34
İslam Devletleri’nde vakıf bağımsız olmakla beraber her daim devletin denetimi altında tutulmuştur. Vakıfların denetimi kadılar tarafından yapılmıştır. Eğer bir vakıf, vâkıfın niyetine aykırı bir şekle döndürülmüşse veya Vâkıfın gayesine hizmet etmiyorsa devlet müdahale edebilir.35
a. Osmanlı Devleti’inde Vakıf Müessesesi
Vakıf Müessesesi, Osmanlı Devleti’nde de diğer İslam devletlerinde olduğu gibi büyük önemi olan, sosyal ve iktisadî hayat üzerinde derin etkiler bırakan dinî ve hukukî bir kurumdur. Osmanlı Devleti’nde vakıflar ülkenin ekonomik ve sosyal hayatında son derece önemli bir role sahip olmuştur. Devlet, eğitim, sağlık, sosyal yardım, şehircilik, belediye ve bayındırlık gibi kamu hizmetlerini vakıflara gördürmüştür. Askeri ve dinî hizmetlerle değişik özel amaçlara yönelik vakıflarla da karşılaşmak mümkündür.36
Toplumu, daha sağlıklı yetiştirmek, kültürel yönde onu geliştirmek ve fertleri arasında dengeli bir düzen oluşturmak için, öğrenci fakir ve kimsesizlere yardımda bulunmak gerektiğini bilen İslam ve Osmanlı dünyası, bu düşünceyle birçok hayır ve yardımlaşma kurumu oluşturmuştur.37 Osmanlı Devlet’ini simgeleyen ve tanıtan eserler; Osmanlı döneminden kalan han, hamam, camii, kervansaray, hastane, çeşme, köprü ve buna benzer yapılardır. Bu eserlerin tümü bireysel tasarruflarla kurulan vakıflar tarafından yapılmış ve yaşatılmıştı. Günümüzde olduğu gibi devlet tarafından yaptırılan ve yaşatılan müesseseler değillerdi. Devletin görevi, halk arasında adaleti ve güvenliği sağlamaktır. Toplumun gereksinim duyduğu bütün sosyal ve kültürel hizmetler varlıklı kişiler tarafından kurulan vakıflar tarafından yerine getirilmiştir. Bu hizmetlerin hiç biri devlet bütçesinden karşılanmamıştır.
Kurulan bu vakıflardan toplumun her kesiminden kadın olsun erkek olsun herkes faydalanmıştır.38 Mesela toplum için önemli bir hizmet olan eğitim ve öğretim faaliyetleri vakıflar tarafından sürdürülmüş ve desteklenmiştir.
34 Bahaeddin Yediyıldız, “Vakıf”, s.170,171.
35 İnalcık, “Vakıf Medeniyeti”, s.6.
36 Murat Şen, “Osmanlı Devleti’nde Sosyal Güvenlik Sistemi”, Türkler, X. Editörler: Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002,s.521.
37 Ziya Kazıcı, “Osmanlı Devleti’nde İmaret”, Osmanlı V. (Toplum), Editörler: Kemal Çiçek, Cem Oğuz, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s.44.
38 Hasan Yüksel, “Osmanlı Toplumunda Vakıflar ve Kadın (XVI-XVII. Yüzyıllar)”, Osmanlı V.
Editörler: Kemal Çiçek, Cem Oğuz,. (Toplum), Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s.49.
10
Tanzimat Dönemine kadar, başta Osmanlı Devleti olmak üzere, bütün Türk - İslam devletlerinde ilköğretim kurumları olan Sıbyan mektepleri orta ve yüksek öğretim müesseseleri olan medreseler, tamamen vakıf yoluyla kurulmuş ve hizmet vermişlerdir. Sağlık hizmetleri, sosyal güvenlik ve sosyal yardım hizmetlerinin yerine getirilmesinde de vakfın önemli bir yeri vardır. Belediyelere ait birçok hizmetler, esnaf teşkilatları ve ordu yardımlaşma kurumlarının ifa ettiği askeri hizmetlerde vakfın görevleri arasındadır. Kısacası kamu yararı bulunan her hizmetin ihmale uğramadan ve sürekli olarak ifası için vakıf müesseselerine başvurulmuştur.39 Vakıflar sadece erkekler tarafından kurulmamış, kadınlar tarafından da kurulan birçok vakıfla karşılaşmaktayız.40
Vakıf sistemi, Osmanlı Devleti’nin keşfedip ortaya çıkardığı bir kurum olmayıp, kendinden önceki toplulukların ve İslam Devletlerinde yer alan ve yaşanan tecrübelerle Osmanlı’ya intikal etmiştir. Osmanlı Devletinde olduğu kadar, hiçbir İslam Devletinde vakıf sisteminden yararlanarak ülke zenginliklerinin paylaşılması, adil devlet yönetiminin tesisi ve mamur şehirlerin kurulması konusunda başarı sağlanâmamıştır. 41
Osmanlı döneminde faaliyette olan vakıfların bir kısmı Selçuklular, Beylikler dönemlerinde kurulmuş ve devamlılıklarını sürdürmüşlerdir. Osmanlı Devleti, yönetimi altına giren bölgelerde kısa sürede hâkimiyetini kurduktan sonra toplum ve devlet el ele bir takım sosyal kuruluşları ve hizmetleri oluşturdukları görülür.42 Nazif Öztürk, Osmanlı Dönemi’nde kurulan vakıfların sayısının takriben 35.000’nin üzerinde olduğunu; Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde de son zamanlarda yapılan çalışmalarla bunun sayısının 42.000’in üzerine çıktığını belirtilmektedir.43
b. Osmanlı Devleti’nde Vakfın Kuruluş ve İşleyişi
Osmanlı Devleti’nin daha kuruluşundan itibaren başlayan ve devletin siyasi, askeri ve ekonomik gücünün artmasıyla orantılı olarak gelişen vakıflar iki bölümde ele alınabilir. Birincisi “aynıyla intifa olunan”, yani bizzat kendisinden yararlanılan
39 Ahmet Akgündüz, “Osmanlı Hukukunda Vakıflar, Hükümleri ve çeşitleri” Türkler, X. Editörler:
Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.447.
40 Yüksel, a.g.m. s.49.
41 Öztürk, “Osmanlı Dönemi Türk Vakıfları Veya Hayrat Sistemi”, s.433.
42 Apay Bizbirlik, “Osmanlı Toplumunda Vakıfların Sosyo-Ekonomik Boyutları Ve Buna Dair Örnekler” Osmanlı V. (Toplum), Editörler: Kemal Çiçek, Cem Oğuz, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s.56.
43 Nazif Öztürk, “Sosyal Siyaset Açısından Osmanlı Dönemi Vakıfları” Osmanlı V. (Toplum), Editörler: Kemal Çiçek, Cem Oğuz, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s.37.
11
vakıflardır. Bu vakıflara “müessesât-ı hayriye” adı verilmektedir. Bunlar camiler, mescidler, medreseler, mektebler, imaretler, kervansaraylar, zaviyeler, hastaneler, kütüphaneler, sebiller ve mezarlıklar girmektedir. İkincisi gurup ise, “aynıyla intifa olunmayan”, fakat birincilerin sürekli ve düzenli bir şekilde işlemesini temin eden bina, arazi, nakit para gibi gelir kaynaklarının teşkil ettiği vakıflardır ki, bunlara Osmanlılarda “asl-ı vakf” ismi verilmiştir. Birbirini tamamlayan bu iki tür vakfın özellikle Osmanlılarda büyük bir gelişme içine girdiği görülür.44
Osmanlı Devleti’nde vakıf üç aşamadan geçtikten sonra kuruluyordu. Önce kurulacak vakfın fikri tasarımı yapılıyor, sonra seçilen amaçlar doğrultusunda hizmet binaları inşa ettiriliyor ve hizmetin sürekliliğini sağlamak için gerekli olan gelir kaynakları belirleniyordu. Üçüncü aşamada hazırlanan vakfiye, murafaâlı bir duruşma ile mahkemenin onayına sunulur. Mahkemelerce kurulması uygun görülen vakıfların vakfiyeleri, mahkemede tutulan şer‘iye sicil defterlerine kaydediliyor ve orijinal nüsha vakfı kuran kişiye veriliyordu.45
Osmanlı Devleti’ndeki vakıfların nezaret yani denetim ve kontrolü de, diğer İslam devletlerinden farklı değildir. Görev yine yargı teşkilatına aittir. Ancak vakıfların çoğunluğunu sultan ve vezir vakıfları teşkil ettiğinden, bu vakıflara ait nezaret görevi genellikle yüksek bir devlet yetkilisine (Darüssaade Ağası) veya evkafa mahsus bir idari organa (Evkaf Nezareti’ne) verilmiştir. Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinden itibaren, Osmanlı hâkimiyeti altındaki bütün beldelerde bulunan vakıfların teftiş ve kontrolünü, vakıfların tayin ettiği nâzırlar, devletçe vakıfları kontrol için tayin olunan müfettişler ve kaza teşkilatı mensubu olan kadılar yürütmekteydi. Osmanlı Devleti’nde zamanla evkaf teşkilatı karma karışık bir hal alınca bütün vakıf teşkilatını bir araya getirme ihtiyacı ortaya çıkmış ve bu çerçevede Evkaf Nezareti kurulmuştur. Görüldüğü gibi kuruluşundan itibaren devletin idari, mali, askeri, siyasi ve kültürel kurumlarında olduğu gibi vakıflar da devletin denetim ve kontrolü altında tutulmuştur.46
Osmanlı dönemi Türk kültürünü, bir bakıma vakıf kültürü olarak tanımlayabiliriz. Osmanlı Devleti’nde zaman zaman vakıf gelirlerinin toplamı, devlet gelirlerinin üçte birine çıkmıştır. Ülke topraklarının üçte biri de vakıf haline
44 Yusuf Halaçoğlu, XIV-XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı Ve Sosyal Yapı, TTK Yayınları, Ankara 1996, s.155, 156.
45 Öztürk, “Sosyal Siyaset Açısından Osmanlı Dönemi Vakıfları” s.37.
46 Ahmet Akgündüz, İslam Hukukunda Ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesesi, s.359-362.
12
gelmiştir.47 Vakıflar, Osmanlı Devleti’nde servet birikimine imkân sağlayan bir kurumdur. Bir kısım vakıflar birer iktisadî kuruluş gibi hareket ederek mal varlıklarını genişletmişlerdir. Şehirlerde ve ticaret yolları üzerinde kurulan han, kervansaray, bedesten, değirmen, fırın gibi düzenli bir gelir kaynağına sahip vakıflar, iktisadî teşekkülleri sürekliliği en fazla olan kuruluşlardı. Aşıkpaşazâde’ye göre Osmanlı Devleti’nin kurucuları ve yöneticileri yoksulları doyuran sofra sahipleri ve aynı zamanda teb‘alarına nimetler yediren, çıplakları giydirmekle beraber, aynı zamanda hayrat kuran yöneticilerdir.48
Fetih yıllarında olduğu gibi devletin gerileme ve çöküş dönemlerinde de vakıf siteminden yararlanılarak Osmanlı sınırları dışında kalan bölgelerde yaşayan Müslüman ahalinin kendi inanç ve kültürlerini kaybetmeden hayatlarını sürdürebilmeleri için bazı tedbirler alınmıştır. Osmanlı Devleti’nde vakıf hizmetleri sadece büyük şehirlerde olmayıp devletin bütün bölgelerine yayılmış durumdaydı.49 XVIII ve XIX. Yüzyıllarda Osmanlı toplumunda vakfın ehemmiyetini görme adına bu dönemde Osmanlı Devleti’nde yaşamış Avrupalıların müşahedelerine bakmakta fayda vardır. Mouraja d’Ohsson ve M. Gatteschi, Osmanlı İmparatorluğundaki gayrimenkul servetin büyük bir kısmını vakıfların teşkil ettiğini söylerler. 50
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde diğer müesseselerde olduğu gibi vakıf müessesesinde de gözlenen dağınıklığa bakarak bazı sosyal bilimciler, vakıfların, sosyal, iktisadî ve ilmi yönlerden doğurduğu zararlardan bahsetmektedir. Bu bilim adamlarına göre, vakıflarla birlikte ortaya çıkan sosyal kurumlarda bedavadan yiyip, içip, yatan zümrenin ortaya çıktığı vurgusu yapılmıştır. Vakıf sistemine yapılan bir başka itiraz da temlik suretiyle tasarruf hakkı elde edilen miri arazilerin, malları müsadereden korumak ve aile fertlerine ilave bir takım haklar tanımak amacıyla vakfedilmesi olduğudur.51
Vakıf Müessesesi, dinî ve hukukî bütün meseleler gibi, geliştiği İslam toplumunun maddi ve manevi şartlarına uygun olarak ve toplumun genel hayatıyla ahengini koruyarak uzun bir gelişme süreci geçirmiştir.52
47 Yediyıldız, “Vakıf”,s.18.
48 Aşıkpaşazâde, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, Yayına Hazırlayan: Nihal Atsız, MEB. Yayınları, İstanbul 1992,s.231.
49 Öztürk, “Osmanlı Döneminde Vakıflar”, s.437.
50 M. Fuad Köprülü, İslam Ve Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları Ve Vakıf Müessesesi, Ötüken Yayınları, İstanbul 1983, s351.
51 Öztürk, “Osmanlı Döneminde Vakıflar”, s.439.
52 Akgündüz, “Osmanlı Hukukunda Vakıflar, Hükümleri ve Çeşitleri” s.458.
13
Sonuç olarak vakıf müessesesinin Osmanlı toplum hayatında; iskân, şehircilik, eğitim, kültür, sosyal hizmet ve ekonomik açılardan önemli yer taşır. Vakıf sisteminden yararlanılarak ülke zenginliklerinin paylaşılması, adil devlet yönetiminin tesis ve mamur şehirlerin kurulması konularında, kendinden önceki hiçbir İslam Devleti’nde Osmanlı döneminde olduğu kadar başarı sağlanâmamıştır. Bu dönemde vakıflar, serbest ekonomi kurallarına ve yerinden yönetim esaslarına göre faali’yet gösteren kurumlardır. Devletin yükselme ve duraklama hareketlerine paralel olarak hizmet alanları genişleyip daralan, toplum ve devlet hayatımızda belirgin bir potansiyele sahip bir sektör haline gelmiştir. Osmanlı yönetiminde ülke ekonomisinin %17’si vakıfların elinde bulunuyordu. Ve vakıfların istihdam payı
%8’lerin üzerindedir. Vakıf Sistemini kavramadan Osmanlı Devleti’nin ne iktisadî, ne sosyal, ne siyasi ne de kültür hayatını tam olarak anlamak mümkün değildir. 53
C- HURÛFAT DEFTERLERİ
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan “Hurûfat Defterleri”, Kazaskerlik makamınca tutulmuştur.54 Bu defterler, atik ve cedit olmak üzere iki seri halindedir. Atik kayıtlar: H.1086-1103 (M.1675-1691) tarihleri arasındadır. Ceditler ise H.1102- 1258 (M.1690-1840) yılları arasındaki kayıtları içerir. Vakıflarda vazife sahibi olan imâm, hatip, mütevellî , nâzır, ferraş, cüzhân, kayyım gibi görevlilerin tayin ve azilleri bu defterlere kaydedilmiştir. Bu defterlere, kazalar harf sırasına göre, alfabetik olarak kaydedildiklerinden, ismine Hurûfat Defterleri denilmiştir. Vakıf işlemleri de ilgili kazanın isminin altına yazılmıştır. Mesela Adana ve Antalya elif harfindedir. Defterlerde, hangi göreve kimin, neden atandığı veya neden görevden alındığı, ne kadar ücret aldığını gösteren berat özetleri birkaç satır ile kaydedilmiştir.
Vakıf görevlileri ile bu bilgilerin Hurûfat Defterleri’ne kaydedilmesindeki temel amaç, tayinlerde oluşacak ikiliği önlemek olarak gösterilmiştir. Bu uygulamaya, yukarıda da bahsedildiği üzere Tanzimat’la birlikte son verilmiştir.
Uygulamanın yürürlükte kaldığı yüz kırk sekiz yıllık zaman diliminde, iki yüz doksan altı deftere berat özetleri kaydedilmiştir. Tayinler birkaç satıra kaydedilmiştir.
Bu kayıtlar yapılırken şu metot izlenmiştir:
1- Kazanın adı ve mahallesi
2- Kazaya atanacak kişinin çalışacağı yer
53 Öztürk, “Sosyal Siyaset açısından Osmanlı Vakıfları s.443.
54 Tuncer Baykara, Osmanlı Taşra Teşkilâtında XVIII. Yüzyılda Görev ve Görevliler(Anadolu), Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 1990, s.1-13.
14
3- Atanacağı görev ve bunun boşalma nedeni 4- Atanan görevlinin ücreti
5- Atama şekli
6- Atamanın gerçekleştiği tarih 55
Osmanlı Devleti’nde beratlar, padişah değişikliğinde yenilenir, görevlinin kendi isteği ile görevden çekilmesi, görevini terk etmesi, merkez tarafından azledilmesi veya ölmesi durumunda yapılan yeni tayinler dolayısıyla verilirdi. Bu kayıtlardan cami, mescit, tekke, zaviye, mektep, medrese gibi birçok sosyal müessese ile buralarda görev yapan kişilerin görev sürelerini, aldıkları ücretleri tespit etmek mümkündür. Ayrıca vakfiye şartlarına uyulup uyulmadığı da bu belgelerden anlaşılmaktadır.56 Şehir, şehir mahkemesi ve esnaf teşkilatı konularında da oldukça zengin olan bu defterler, şehir tarihi araştırmacıları için önemli görülmektedir. 57
Bu çalışmada, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan Ayıntâb Kazası’na ait vakıf kayıtlarının yer aldığı on beş hurûfat defterinden yararlanılmıştır.
Bu defterler, 1085-1089-1139-1140-1142-1159-1091-1119-1120-1123-1124-1125- 1128-1129-1130 numara ile kayıtlıdır.
55 Halis Akıncı, Hurufat Defterlerine Göre Kır- İli Kazası, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya 2007, s.1.
56 İsmet Boydemir Temel, Hurufât Defterleri’nde Karaman Ereğlisi, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya 2008, s.5 – 13.
57 Baykara, a.g.e., s. 1.
15
BİRİNCİ BÖLÜM
HURÛFAT DEFTERLERİNDE GEÇEN AYINTÂB KAZASI’NDAKİ VAKIF GÖREVLİLERİ
1. Kadı
Kadı, İslam devletlerinde uyuşmazlıkları ve davaları karara bağlamak üzere devlet tarafından tayin edilen, kazaî, adlî ve beledî yetkileri olan görevlidir. Kaza kavramı çok eski tarihlere dayanır. İnsanoğlu var olduğu günden itibaren insanlar arasında çıkan anlaşmazlıkları çözmek amacıyla bu teşkilata ihtiyaç duymuştur. Bu kurum sadece Müslüman topluma has bir kurum olmayıp, Dünya coğrafyasında hemen her toplumda var olmuştur. İslam Devleti’nde kaza işlerini ilk icra eden Hz.
Muhammed’dir. Bu görevi dört halife de bizzat yerine getirmiştir. Zamanla İslam Devleti’nin sınırlarının genişlemesi ve iş yoğunluğunun artmasıyla, bu görevi icra etmek üzere kadılar tayin edilmeye başlanmıştır. Hz. Ömer, İslam Devleti’nde bu görev için memur tayin eden ilk halife olmuştur. 58
Kadı, zamanla önceleri halife ve sora valiler ve daha sonra da merkezde ki
“Kâdıyu’l- Kudat” tarafından tayin edilmekteydi. Bu yüksek rütbeli memura
“Hâkimu’l-Hükkam” da denirdi. Osmanlı Devleti’nde kadı şer î ve hukukî hükümleri tatbik eden, ayrıca devlet emirlerini yerine getiren bir fonksiyona sahipti.
Dolayısıyla hukukî olduğu kadar idarî bir memuriyet olarak da görülmektedir.
Osmanlı’da kadının görevlerini hukukî, idarî ve beledî olmak üzere üç başlık altında toplamak mümkündür.59
Osmanlı Devleti’nde kadılar padişah fermanı ile tayin edilirdi. İlmiye sınıfı mensuplarının tayin azil ve nakil işlemlerini Anadolu ve Rumeli kazaskerlikleri dairesi yapardı. Kadı bu dairelerde ruznâme denen deftere kayıt edilir ve mesleki terfi ve özlük işleri bu büroda yürütülürdü.60 Kadının halk ile yakınlaşmaması için tayin süreleri ve görevleri kısa tutulmuştur. Bundan amaç, hiyerarşide meydana gelmesi muhtemel olan tıkanıkları önlemekti.61 Kaza kadılarının görev süreleri yirmi
58 İslam ve Osmanlı uygulamalarında Kadı için bkz. İlber Ortaylı, Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devletinde Kadı, Turhan Kitabevi, Ankara 1994; Ebül’ula Mardin, “Kadı”, İA, VI, s. 42-46;
Fahrettin Atar, “Kadı”, DİA, XXIV, s. 66-69. Bu konu ile ilgili olarak ayrıca İlber Ortaylı, “Osmanlı Devletinde Kadı”, DİA, XXIV, s.69-73; M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri Ve Terimleri Sözlüğü, I. MEB Yayınları, İstanbul 1993, s.119’a da bakılabilir.
59 Yusuf Halaçoğlu, XIV-XVII. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, TTK Yayınları, Ankara 1996, s.124.
60 Ortaylı, Hukuk ve İdare Adamı, s.13.
61 Ortaylı, Hukuk ve İdare Adamı, s.16.
16
ay olup, bu süreyi doldurduktan sonra mâzul olarak yerine sırada olan başkası tayin edilirdi. Görev sırası dolan kadı İstanbul’a gelerek her Çarşamba günü kazasker dairesine mülâzemet edip bir sonraki tayin için sıra beklerdi.62 Kadı verdiği kararlarda bağımsız olmakla birlikte, verdiği kararlar denetlenemez değildi.
Kadıların suiistimali ve kanunsuzca verdiği hükümler ahalinin şikâyetine sebep olur veya devlet yönetiminin dikkatini çekerse, teftiş yoluna gidilirdi.63 Kadı, Osmanlı’da devletten maaş almaz geçimini mahkemeye gelen davalardan ve onayladığı belgelerden aldığı harçlarla sağlardı. Bundan başka ilk tayinde yirmi beş akçe yevmiyeleri vardı. Zamanla bu yevmiyeler artış gösterirdi. Sancak kadıları yüz elli, mevâli üç yüz, taht kadıları beş yüz akçe yevmiye alırlardı.64
Osmanlı Devleti’nde kadı’nın görevleri şu şekilde sıralanabilir.
1. Naîb, mütevellî, imâm, hatib gibi görevlilerin tayini.
2. Noterlik görevleri, vakfiye tanzim ve tescili, vâsi tayini, yetim mallarının idaresi. Nafaka tayini, alacak senedi ve kefalet senedi tanzimi.
3. Miras, evlilik akdi tanzimi.
4. Tapu sicil muhafızlığı.
5. İnfaz hâkimliği.
Mülki görevleri, vüzera haslarının kontrolü, narh tespiti, lonca teftişi, iaşe, kale dizdarları teftişi, mukataa işlerinin kontrol ve kaydı, ordunun iaşe ve ibâtesine yardım, bir takım dini grup ve zaviye ve tekkelerin ahvalini teftiş ve gözetme. Bütün bu işlemlere dair örneklere şer iye sicillerinde, mühime kayıtlarında çokça rastlanmaktadır.65
2. Nâib
Birini temsil etmek, vekâlet etmek anlamına gelen Nâib bir makamın sorumluluğunu asıl sahibi yerine geçici bir zaman için yüklenen şahıstır. Çeşitli İslam Devletleri’nde başlıca devlet ricalinin kendilerine yardımcı olmak veya bulunmadıkları yerlerde ve zamanlarda işlerini yürütmek üzere tayin ettikleri görevlilere Nâib adı verilmiştir. İslam Devletleri’nde nâibler adli teşkilatta da yer almışlardır.66 Osmanlı Devleti’nde yeni fethedilen yerlere idareyi temsilen sancak
62 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilatı, TTK. Yayınları, Ankara 1988, s.94.
63 Ortaylı, Hukuk ve İdare Adamı, s. 46.
64 Mithat Sertoğlu, Osmanlı Taih Lügatı, Enderun Kitabevi Yayınları, İstanbul 1986,s. 167.
65 Ortaylı, Hukuk ve İdare Adamı, s.28, 29.
66 Casim Avcı, “Nâib,”, DİA, XXXII. s.311 -312.