Yard. Doç. Dr. Aybala SARIÇİÇEK İzmir Katip Çelebi Üniversitesi
2012
`
İnsanda ruhsal gelişim olgunlaşma (maturation) ve bireyleşme ve toplumsallaşma süreçlerinin birbirini etkilemesi ile olur.
`
Olgunlaşma: Organizma içinde doğuştan varolan gelişmemiş yetilerin öğrenme olmaksızın
kendiliklerinden gelişmesi
`
Bireyleşme‐toplumsallaşma: Öğrenme ile bireysel davranışların biçimlenmesi, toplumsal davranış
örüntülerinin oluşması
“…Çocuklara özenle bakım verilmeli, davranışların aşırılığa kaçmaması için özen gösterilmelidir. Saldırgan öfke patlamaları, korku ve bunaltı yatıştırılmalıdır. Bu önlemlerin en iyi biçimde sağlanması, çocuğun doğal istek ve eğilimlerini tanıma;
hoşlanmadığı durumları göz önünde tutmakla olur. Çocuğun doğal
yetenekleri desteklenmeli, tedirginlik kaynakları giderilmelidir. Böyle bir çocuk yetiştirme,hem beden,ruh için iyidir.Erken eğitimle alışkanlıklar ve tutumlar kişiliğe yerleşir…”
İbn-i Sina (Avicenna), 980-1037, Kanun’dan alıntı
`
Tepkisel (reaktif):
Çocuğun zihni “tabula rasa” (=bir şablon) olarak kabul edilir. Yeniden öğrenme ile davranışlar değiştirilebilir.
`
Yapısal (strüktürel)
Çocuk doğarken genetik olarak bir kapasiteyi beraberinde getirir.
Bowlby, Freud, Erikson ve Piaget’nin gelişim kuramlarını buna örnek verebiliriz.
Yapısal gelişim kuramının bir diğer önemli kavramı ise
dönemlerdir.
Cinsel:
` Cinsel (seksüel) ve eşeysel (genital) kavramları birbirinden ayrılmalıdır.
` Cinsel kavramı yalnızca eşeysel organların birleşme‐üremeye dönük duygu ve eylemlerini içermez.
` Organizmanın haz veren herhangi bir nesne ya da uyarana yönelişi anlamındadır.
` Sevilen, haz veren, doyum sağlayan her nesnenin cinsel niteliği vardır.
` Freud cinsel yaşamın çocukluğun ilk çağlarından itibaren başladığı görüşündedir.
(Cinsel sapıklıkların incelemelerine, genital organlar dışında bir çok beden
parçasının haz kaynağı olabilmesine ve çocukluk çağında da cinsel uyarılışların olabilmesine dayanır)
Libido kuramı:
`
Her dürtünün bir amacı, bir nesnesi, bir kaynağı var.
`
Amacı boşalma ve doyum.
`
Nesnesi boşalma ya da doyum sağlayacak herhangi bir şey.
`
Kaynağı erotojen zonlar‐cinsel haz bölgeleri: oral, anal, genital bölgeler.
`
Psikoseksüel gelişim kuramında her dönem dürtülerin
kaynaklandıkları bölgelere göre isim alır. Örneğin oral
dönem.Psikoseksüel gelişim dönemleri:
`
Freud her dönemi dürtülerin kaynağı, düzenlenişi, yönelişi, dışa vuruluşu, karşılaştıkları engeller ve çatışmalar bakımından tanımlamaya çalışmıştır.
`
Bu kurama göre belli bir dönemin özelliklerini yetişkin çağda da belirgin biçimde taşımak o döneme
saplanmayı (fiksasyonu) gösterir, o dönemle
adlandırılan kişilik yapısını belirler: oral kişilik, anal
kişilik gibi..
`
Erikson’un kuramı psikoseksüel kuramla toplumsal gelişim arasında köprü kurmuştur.
Özel kavram ve terimler:
`
Aşamalı oluşum ilkesi (epigenetic principle)
`
Organ işlev biçimi (organ mode)
`
Toplumsal işlev örüntüsü (social modality)
`
Ruhsal toplumsal dönemler (psycho‐social stages)
` Gelişen organizmanın bir taban planı vardır.
` Organizmanın parçaları bu plana göre belli bir zaman ve sıra ile gelişir.
` Sonuçta işlev gören bir bütün ortaya çıkar.
` Her dönem kendisinden sonraki döneme hazırlayan bir basamak.
` Her dönemin kendine özgü
• Gereksinimleri
• Tamamlanacak görevleri
• Çözülecek sorunları
• Duyarlı yönleri
• Özgül çatışma ve bunalımı (crisis) vardır.
`
Belli bir dönemin ağırlık noktası olan bölgeye ait
işlevler tüm organizmaya yayılarak egemen bir işlev biçimi oluşturur.
(örn: oral dönemde ağız bölgesinin temel işlevi içe alma)
`
Bu dönemde organizma bütün yüzeyi, bütün duyu organları ile bu işlevi kullanır.
(örn: yalnızca ağız yolu ile değil, görme, işitme, koklama, dokunma, solunum yolu ile de içe alma. Oral‐
respiratory‐sensory dönem)
`
Her dönemin kendine özgü organ işlev biçimi, çevre ile sürekli bir etkileşim içindedir.
`
Örneğin süt çocukluğu döneminde alıcı bir organizma ile verici bir çevre sürekli etkileşim içinde. Toplumsal bir alışveriş sözkonusu.
`
Bu dönemde kazanılan yetiler: başkalarından verileni alma‐alabilme, isteyerek alma‐alabilme, uğraşarak alma‐alabilme, giderek verme‐verebilme...
`
İçe alma bir organ işlev biçimi, alma verme ise bir
toplumsal işlev örüntüsüdür, bir benlik yetisidir.
Her dönem için organ işlev biçimleri ve toplumsal etkileşimlerle oluşan
işlev örüntüleri gelişir.
Benlik o döneme özgü bir bunalımdan (kriz) geçer
O döneme özgü bir benlik sorununu çözer Bir gelişmeyi tamamlar
Özel bir benlik ögesinin temel taşını kazanır.
`
Her dönem birbirine karşıt iki temel öge ile adlandırılır.
`
Örneğin ilk dönem temel güvene karşı temel güvensizlik.
`
Her iki öge de çekirdek halinde bulunur.
`
Önemli olan dengenin olumlu öge yönünde gelişmesi.
`
Her döneme özgü iki karşıt benlik ögesi ile tanımlanan
sekiz evre bulunur.
` Süt çocukluğu çağı, 0‐1 yaş.
` Biyolojik ve ruhsal gereksinimler arasında sınır yok.
` Haz ilkesi temel ilkedir (hemen şimdi ister‐erteleyemez).
` Çocuk dışarıdan verilecek bakıma tümden bağımlı ve çaresizdir.
` Haz ve acı veren uyaranlara bütün bedenle tepki verir.
` Erotojen bölge ağız ve dudaklar.
` Organ işlev biçimi: içe alma (yalnız ağızla değil tüm organizmayla)
` Toplumsal işlev örüntü: çevreyle etkileşim sonucunda almak ve vermek yetisi kazanılır.
` Almayı becerebilen rahat, sağlıklı bir organizma‐ rahat
verebilen anne ve toplum gerekli. Karşılıklı işleyen bir bütün.
` Bebeğin ilk toplumsal başarısı: büyük kaygı ya da öfkeye kapılmadan , annesinin gözünün önünden kaybolmasına, bir süre uzak kalmasına dayanabilmesi.
` Çocuk kendisine sürekli bakım veren kişiye bağlanır (attachment).
` Bakımverende de karşılıklı bir bağlanma oluşur (simbiyotik ilişki).
` Anne çocuk ilişkisinin niteliği çocuktaki güven duygusunun temelini oluşturur.
◦ Süreklilik
◦ Tutarlılık
◦ Aynılık
TEMEL GÜVEN
“Çevremdekiler bana bakıyor, veriyor. Ben
verilmeye,bakılmaya değer bir varlığım. “
`
Sorun kaynakları bakımverenle ya da bebekle ilişkili olabilir (bedensel hastalıklar, doğumla ilişkili
komplikasyonlar, anne yitimi, anne yoksunluğu vb.)Æ uzun sürerse temel güvensizlik hakim olur.
Oral dönemde saplanma ve oral bağımlı kişilik:
`
En belirgin davranış biçimi bağımlılık, edilginlik
`
Oral dönemde aşırı doyurulma ya da aşırı doyumsuzluk neden olabilir.
`
Oral dönem özelliklerine aşırı tutunur (oburluk, sigara‐
alkol‐madde bağımlılığı vb.)
`
Başkalarından almaya alışmış, aşırı isteyici, bağımlı kişi.
` 2‐3 yaş. (Terrible twos)
` Yürür, konuşur, kendisini çevresinden ayrı bir varlık olarak algılamaya başlar, bağımsızca isteme ve davranma yetilerinin yapıtaşları gelişir.
` Dışkılama ve işeme büzgeç kasları (sfinkter fonksiyonu)gelişir.
` Erotojen zone: Anal ve üretral bölgeler
` Yeni kazanılan yeti: idrarı/dışkıyı tutma bırakma
` Anal işlevle ilgili yetilerini çevreyle etkileşim aracı gibi kullanır.
Kızınca dışkısını tutma, yapmama ya da olmadık yerde bırakıverme gibi..
` Toplumun iyi, kötü, doğru, yanlış gibi yargıları ile karşılaşır.
` Duygu ve davranışlarda iki‐değerlilik (ambivalans) belirgindir.
` Bu dönemde çocuk inatçı, ters, pasaklı, dağınıktır. Severken tırmalar.
` Organ işlev biçimi: Tutma, bırakma
` Toplumsal işlev örüntüsü: İnsanları, eşyayı, parayı,
alışkanlıkları, sevgiyi vb tutmak, bunlara tutunmak ya da bunları bırakmak, bırakabilmek.
` Olumlu benlik özelliği: Özerklik duygusu
` Özerklik duygusu birbirine karşıt istek ve eğilimler arasında seçim yapabilme gücüdür.
` Olumsuz benlik özelliği: Utanç ve şüphe
` Katı tuvalet eğitimi,
` aşırı cezalandırıcı, müphem korkular aşılayıcı tutumlar,
` çocuğun özerklik eğilimlerini köstekleyen, bağımlılığı destekleyen aşırı koruyucu, denetleyici tutumlar,
` aşırı düzenlilik, titizlik eğitimi,
` çocuğa ayıp günah kavramlarının fazla aşılanması bu dönemde fiksasyona neden olabilir.
` Anal kişilik: aşırı titiz, tuvalet işlemleri ile aşırı uğraşma, cimri, inatçı, aşırı düzenli, kararsız. Obsesif kompulsif kişilik türü.
` 3‐7 yaş arasını kapsar.
` 2,5‐3 yaştan itibaren eşeylik ayrılıkları ile ilgili düşünceler.
` Erotojen zon: Eşeysel organlar
` Freud’a göre erkek eşeysel organı hem kız, hem erkek çocuk zihninde üstün kabul edilir: Fallusun üstünlüğü ilkesi
` Psikanalize göre bu dönemde en önemli iki sorun:
◦ İğdişlik korkusu
◦ Oedipus Karmaşası
` Araştırma ve öğrenme tutkusu temel niteliktir. Kendi
bedenine, cinsel ayrılıklara, çevrede olup biten her şeye karşı derin bir merak.
` Egosantrik durumdan sosyosantrik duruma ilerler (Piaget)
`
Cinsel ayrılıkların öğrenilmesi, cinsel benlik
duygusunun başlaması, cinsiyete uygun rollerin benimsenmesi
`
Cinsel yasakların ve değerlerin öğrenilmesi
`
Cinsel rollerin benimsendiği oyunlar
`
3‐4 yaştan itibaren giricilik, atılganlık, merak, büyüme
isteği, girişim duygusu
`
Organ işlev biçimi: Giricilik (intrusive mode), girişme
`
Toplumsal işlev örüntüsü: Becerme
`
Oedipus Karmaşası ve anne ya da baba ile özdeşim
`
Toplumun rollerine, işlevlerine, kurallarına göre davranma, sorumluluk duygusu.
`
Üstbenlik gelişimi
`
Yasak sevi (incest kuralı)
`
Olumlu benlik öğesi: Girişim duygusu
`
Olumsuz benlik öğesi: Suçluluk duygusu
` Erkek çocuk için penis, çocuğun bütün benliği, varlığı ile eşdeğer bir anlam kazanır.
` Kız çocukta olmadığını farketmesiyle birlikte bunun kendisinde de yok edilebileceği kaygısı doğar.
` Bazen yaramazlık yaptığında, gece işediğinde ya da penisi ile oynadığında ceza olarak penisin kesileceği söylenir. Sünnetle korkutulabilir.
` Bu korkuya iğdişlik korkusu (castration anxiety) adı verilir.
` Kız çocukta ise iğdişlik korkusunun karşılığı penise
imrenme’dir. Kız çocuk, penisinin olmadığını keşfetmesi ile derin bir eksiklik duygusu yaşar.. vs..
` Bir çok yazar bu görüşü eleştirmiş.
` Bu duygunun erkek çocuktaki biyolojik fazlalığın farkına varmayla değil erkek çocuğa toplumda verilen önem nedeniyle ortaya çıktığı öne sürülmüştür.
`
Kız çocukta ise iğdişlik korkusunun karşılığı penise imrenme’dir.
`
Buna göre kız çocuk, penisinin olmadığını keşfetmesi ile derin bir eksiklik duygusu yaşar. Kendisinde de
penis olması isteği belirir.
`
Bir çok yazar bu görüşü eleştirmiş.
`
Bu duygunun erkek çocuktaki biyolojik fazlalığın
farkına varmayla değil erkek çocuğa toplumda verilen
önem nedeniyle ortaya çıktığı öne sürülmüştür.
`
Fallik dönemin önemli bir aşaması Oedipus karmaşası ve bunun çözülmesi.
`
İlk sevgi nesnesi doğal olarak herkes için annedir.
`
Fallik dönemde anne erkek çocuk için cinsel bir anlam da kazanır. Karşı cinsten sevgi nesnesi.
`
Erkek çocuk anneye özel bir sevgiyle yönelir.
`
Bir yandan babayı rakip olarak görür, kıskanır. Bir yandan babayı sever, onun gibi olmak ister.
`
Bu durum oedipus karmaşası olarak bilinir.
`
Erkek çocuk bu durumda baba ile özdeşim yaparak
sorunu çözer.
`
Kız çocukta olay daha karışık.
`
Kurama göre penise imrenme kız çocuğu babaya yaklaştırır.
`
Anneye bağımlılık da sürmektedir.
`
Anneyle özdeşim yaparak sorunu çözer.
`
Kızlardaki Oedipus Karmaşası bazı bilim adamlarınca Electra karmaşası olarak da adlandırılmaktadır.
`
Süperego gelişimi, vicdan ve ahlak duygusu özdeşimin
güçlenmesi ile gelişmektedir.
`
İğdişlik kaygısının yoğun olduğu 3‐7 yaş uygun bir yaş dönemi değil.
`
Ya doğumdan hemen sonra, ya da olup biteni daha
gerçekçi şekilde anlayabileceği 7‐10 yaş arasında olması önerilir.
`
Aldatılarak, zorla tutularak, hazırlanmadan olmamalı.
`
Geleneksel ritüeller kaygıyı azaltmada etkili.
`
Cinsel organlarla ilgili korkutmalar kaygıyı artırabileceği
için yapılmamalı.
` Kız ya da erkeğin yetişkin yaşamda ana‐babadan kopamaması, bir eş seçemeyişi
` Ana‐babadan ayrılma girişimleri olunca aşırı suçluluk duyma
` Evlilik yaşamında eşi ile bir türlü rahat edememe, ana‐babaya karşı suçluluk duyguları nedeniyle aşırı düşkünlük
` Aşırı çekingenlik, çabuk suçlanma eğilimleri
` Cinsel ilişkiden korkma, kaçınma, cinsel güçsüzlük korkuları, cinsel güçsüzlük, cinsel soğukluk
` Hipokondriak eğilimler
` Karşı cinse alırı eleştirici, olumsuz tutumlar, aşırı imrenme
` Cinsel kimlikte güvensizlikler, cinsel kimlik sapmaları
` 6‐7 ile 12‐15 yaş arasını kapsar.
` Bilişsel yetileri giderek gerçeğe daha uygun değerlendirmeler yapacak düzeye gelir.
` Gerçeklik ilkesi egemen olmaya başlar. Duygusal tepkiler gerçeklere, toplumsal koşullara uygun. Daha denetimli.
` Bu dönemde cinsel uğraşların yerini ilgiler, değişik uğraşlar (okul, oyun, spor vb.) alır.
` Özdeşimler yoğunlaşır ve pekişir. Süperego gelişir.
` Çocuğun enerjisi sublimasyon (yüceleştirme) için kullanılır.
` Dürtüler cinsel ve saldırgan amaçlarını bırakır.
` Olumlu benlik özelliği: Çalışma ve yapıcılık
` Olumsuz benlik özelliği: Yetersizlik ve aşağılık duygusu
`
12‐15 yaş ile 20 yaş arasıdır.
`
Fiziksel ve hormonal değişim
`
Ana‐babaya bağımlılıktan kurtulma
`
Cinsel kimliğini kabullenme
`
Toplumsal yerini araştırma
`
İş ve meslek seçimi
`
Kendini kanıtlama
`
Artan cinsel ve saldırgan dürtülerle başetme
` Daha önceki gelişim basamaklarındaki çatışmaların alevlenmesi,
` Özdeşimlerin yeniden kurulması
` Kimlik bunalımı: Kimlik duygusunun kazanılması X kimlik kargaşası
` Kimlik duygusunun cinsel, toplumsal ve mesleksel ögeleri vardır.
` Grup kimliği önemli.
` Çocukluk ve yetişkinlik arasında bir geçiş. Çocuklukta
öğrenilen ahlaki değerlerin yetişkin yaşamın değerleri ile yeniden karşılaştırıldığı dönem.
` Kimlik kargaşası ruhsal çökkünlük, aşırı taşkınlık, antisosyal
davranışlar hatta şizofreniye benzer belirtilerle ortaya çıkabilir.
` Ergenlik sonrasıdır.
` Birey kendi kimliğini bir başkasının kimliği ile birleştirebilmeye hazırlar.
` Yakın ilişkiler kurma
` Yakınlaşma: bireyin somut birleşmelere, eşleşmelere kendini bırakabilmesi, özveride bulunabilmesi, ödünler verebilmesi
` Kendi kimliğini bir başkası ile birleştirirken kimliğini yitirme kaygısı yoktur.
` Cinsel uyum
` Yakın ilişkiler kurabilme X Yalnızlık duygusu
`
Orta yaşı kapsar
`
Benliğin en önemli işlevi: Üretkenlik (yeni bir kuşağı oluşturmak, ona rehberlik etmek, üretim yapabilme), yaratıcılık, üretilen, yaratılan şeylere sevgiyle
bağlanabilme
`
Bunun karşıtı: Duraganlık ve benliğin yoksullaşması
`
Orta yaş depresyonu
`
En önemli görev: Daha önce kazanılmış benlik özelliklerinin olgunlaşması ve bütünleşmesi
`
Benlik bütünlüğü: Benliğin kendi içinde bir düzen ve anlamının olması, yalnızca kendini değil tüm insan benliğini özseverliğin ötesinde sevmek, olumlu
olumsuz, acı tatlı yönleri ile bütün bir yaşamı olduğu gibi kabul etmek, yeniden yaşamak için pişmanlıklarla dolu bir özlemin olmayışı.
`
Karşıtı umut yitimi ve ölüm korkusu
Bağlanma (attachment) (Bowlby, 1958)
• Bu kavram çocuğun özel olarak annesine duyduğu bağı tanımlar.
• Doğuştan getirilen biyolojik belirleyiciler tarafından yönlendirilir.
• Bu ilişki biçimi sosyal ilişkilerin başlangıç noktasını oluşturur.
• Bu davranış emme, ağlama, gülümseme, izleme, çağırma, arama, bekleme gibi davranışlarla kendini gösterdiği, anne ile çocuk arasında dinamik, birbirini besleyici bir sistem tarafından denetlenmektedir.
• Annenin çocuğuna yönelik duygusal bağı "annelik duygusu" diyebileceğimiz "bonding", sözcükleriyle karşılanmaktadır.