SİYASAL ŞİDDET, TERÖR VE TERÖRİZM KAVRAMLARI
Hasan Acar - Yunus Karaağaç
GİRİŞ
En basit organizmalar bile yaşamlarını sürdürebilmek için bulundukları çevreden gelebilecek her türlü şiddete ve tehdide karşı reaksiyon hâlindedir.
Birey de tıpkı bir organizma gibi güven içinde olabilmek için şiddete karşı ha- zırlıklı olmak durumundadır. Sosyal darwinizmin öngördüğü doğada güçlü ola- nın zayıfı ezmesi kanunu ve insan merkezli düşünüldüğünde Kabil’in abisi Ha- bil’i öldürmesi eylemi, şiddet olgusuna yaşamsal bir önem atfetmektedir. Çünkü şiddet, canlı ve cansız tüm varlıkları kapsayan, tarihin ilk dönemlerinden beri var olan ve gelecekte de var olacak olan, hayatın tam merkezinde yer alan bir fenomendir. Şiddet genel olarak fiziksel ve psikolojik olarak ele alınmakta ve güç-tehdit kullanımını öncelemektedir. Şiddet, bilinçli olarak bir kişiye ya da gruba üstünlük kurmak amacıyla; fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik olarak zarar veren fiillerin tümü olarak ifade edilmektedir.
Siyasal şiddet olgusu ise genellikle aşağıdan yukarıya (toplumsal) veya yu- karıdan aşağıya (devlet şiddeti) olmak üzere gerçekleşen ve politikanın işlerliliği noktasında şiddetin kullanıldığı bir durumdur. Siyasal rejime, askerî ve siyasi karar alıcılara veya devlet tarafından bir gruba yönelik uygulanan politik saldırılar siyasal şiddetin kapsamına girmektedir. Fakat spor şiddeti, rüzgâr şiddeti, devlet şiddeti, terör şiddeti, trafik şiddeti, aile içi şiddet, cinsel şiddet, öğretmen şiddeti, patron şiddeti, ekonomik şiddet gibi birçok alanda ve sektörde şiddet kavramının yer alması, şiddetin tanımlanmasını ve şiddetin türlerinin açıklanmasını zorlaştır- makta, anlam karışıklığının yaşanmasına sebep olabilmektedir.
Şiddetin terörün aracı ve ön şartı olması durumu ise söz konusu karışıklı- ğın bir diğer boyutunu meydana getirmektedir. Çünkü şiddet unsurundan hare-
ket eden siyasal şiddet olgusu her ne kadar benzer noktalara sahip olsa da terör ve terörizm ile karıştırılmakta, kavramlar birbirlerinin yerine kullanılabilmekte- dir. Ayrıca devlet şiddeti ile devletin meşru şiddet tekeli arasında da benzer yanlış algılamalar olabilmektedir. Devlet şiddeti, yönetici elit tarafından bir etnik, ideolojik veya dinî gruba yönelik gerçekleşen keyfi şiddet uygulamasıdır ve devlet terörü olarak kavramsallaştırılmaktadır. Devletin sahip olduğu meşru şiddet tekeli ise toplumsal düzenin ve güvenliğin sağlanması noktasında devle- tin yasalar kapsamında cezai yaptırımlara başvurmasıdır.
Sonuç olarak terörün ve terörizmin dahi net bir tanımının olmaması, siya- sal şiddetin kapsamını ve içeriğini belirsizleştirmekte, literatürde kavramsal açıklık noktasında eksikliğin olduğu gözlemlenmektedir. Bu çalışmada, siyasal şiddet kavramının analizi yapılarak, siyasal şiddetin türlerine ve içeriğine dikkat çekilecektir. Ayrıca insanlığın en temel tehditlerinin başında yer alan terör ey- lemleri ve terör stratejisi olarak tanımlanan terörizmin siyasal şiddet ile benzer ve farklı yönleri ortaya konulmaya çalışılacak, siyasal şiddet ve terör eylemleri örnek olarak gösterilecektir.
YÖNTEM
Bu çalışmada, öncelikle şiddet olgusunun üzerinde durulmuş, şiddetin bo- yutları ve dönüşümüne kaynaklık eden faktörler ele alınmıştır. Ardından şiddet türlerinden biri olan siyasal şiddet olgusu kavramsal olarak irdelenmiş ve siya- sal şiddetin türleri açıklanmıştır. Siyasal şiddet ile terör ve terörizm kavramları- nın benzer ve farklı yönleri ise çalışmanın bir sonraki bölümünü oluşturmuştur.
Dünyadaki siyasal şiddet ve terör örnekleri ise çalışmanın son bölümünü mey- dana getirmiştir.
Bu çalışmada aşağıdaki sorulara cevap aranmaya çalışılmıştır:
1-Şiddetin içeriği ve kapsamı nedir?
2-Siyasal şiddetin amacı, boyutları nelerdir?
3-Siyasal şiddet ile terör ve terörizm kavramları arasında hangi benzer ve farklı yönler mevcuttur?
ŞİDDET KAVRAMI, BOYUTLARI VE DÖNÜŞÜMÜ
Türkçeye Arapçadan geçen şiddet sözcüğü Türk Dil Kurumu tarafından:
Kaba güç, duygu veya davranışta aşırılık, zıt görüşte olanlara karşı kuvvet kul-
lanma olarak tanımlanmaktadır (TDK, 2020). İngilizce’de violence, Latincede ise violentus veya violare kelimeleri ile karşılanan şiddet, fiziksel kuvvet davra- nışlarını, birine zarar vermeyi veya öldürmeyi içermektedir (Oxford English Dictionary, 2020). Şiddet kısaca, yüzüstü bırakmak, hakaret etmek, yaralamak, ihlal etmek (Wade, 1971: 370) olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla dar anla- mıyla şiddet, huzur karşıtı bir olguyu öncelemektedir. Şiddet, ölçüleri aşan ve kuralları hiçe sayan kaba ve saldırgan bir gücü içermekte (Michaud, 1991: 7), bireyi yaralamayı, öldürme teşebbüsünü, her türlü canlıya veya nesneye zarar vermeye yönelen davranışları kapsamaktadır (Graham ve Gurr, 1969: XXX).
Şiddet; fiziksel veya sözsel güç kullanmak suretiyle baskı altına alma, zorlama ve zarar verme hareketi (Koçöz, 2011: 247) olarak da tanımlanmaktadır.
Şiddet kavramını; sertlik, katı ve aşırı davranış, kaba kuvvet kullanma ola- rak, şiddet olaylarını ise; bireyleri sindirmek veya korkutmak için yapılan girişim- ler şeklinde ifade edebilir (Ünsal, 1996: 29), dolayısıyla şiddeti, zor kullanarak amaca ulaşma dürtüsü minvalinde açıklayabiliriz. Bunun yanında şiddet; yara- lanmaya neden olmayı veya kişilere zarar vermeyi, fiziksel güç kullanımını, mül- kiyet gaspını, devlet baskısını veya cinayet girişimini de kapsamaktadır (Zim- mermann, 2011a: 2708). Dolayısıyla şiddet kimden ve nereden gelirse gelsin hiçbir zaman yasal veya legal sayılamaz (Arendt, 1970: 46). Sonuç olarak şiddet
‘‘kişisel özgürlüğü zor yoluyla kısıtlama’’ şeklinde değerlendirilmekte (Hobart, 1996: 52), genel olarak ele alındığında ise şiddet, siyasal amaç gütmeyen fakat yok etmeye kadar varan tüm zarar verici eylemleri içermektedir (Ergil, 1980: 3).
Şiddet tipolojileri çok çeşitlilik arz etmektedir. Bireye, nesneye veya dev- lete karşı geliştirilen şiddet, doğrudan ya da dolaylı yoldan gerçekleştirilen şid- det, fiziksel veya psikolojik şiddet, bireysel veya kolektif şiddet, organize veya kendiliğinden oluşan şiddet gibi boyutları bulunmaktadır (Galtung, 1969: 170).
Fakat şiddeti temel olarak bireysel ve kolektif şiddet olarak ikiye ayırabiliriz.
Bireysel şiddeti; cinayet, suikast, yaralama, zorla ırza geçme gibi eylemler oluş- turmaktadır. Kolektif şiddet ise kendi içinde üçe ayrılmaktadır:
• Bireylerin devlete karşı şiddeti (terör, grev, ihtilal),
• Devletin bireylere karşı şiddeti (devlet terörü),
• Savaş (Ünsal, 1996: 32).
Devletin dâhil olduğu şiddetin ve toplumsal şiddetin kaynaklarını ise şu faktörler oluşturmaktadır; dogmatizm, karşıt düşüncelere reaksiyoner tutum, demokrasinin yozlaştırılması, otoriteye karşı güven kaybı, toplumsal ve ekono- mik kırılganlıklar, dış ülkelerin desteği, eğitimsizlik, medya manipülasyonu
(Özerkmen, 2012: 12-16). Dolayısıyla doktriner bir düşünce ile devlet yönetimi, düşünce ve ifade özgürlüğünün olmaması, liyakat sisteminin dejenere edilme- siyle birlikte otoriteye duyulan güvenin kaybolması, ekonomik krizlerin uzun süreler boyunca devam etmesi ve özellikle genç işsizliğin yüksek oranlarda seyretmesi, bir toplumun ve devletin şiddet ile yakın ilişkide bulunmasını kolay- laştırmaktadır.
Şiddetin dönüşümünü hızlandıran parametreleri ise şu şekilde gösterebiliriz:
• Araç çeşitliliği,
• Araçlara ulaşılabilirlik,
• Araçların gücü ve etki duyarlılığı,
• Aktörlerin profesyonelleşmesi,
• Şiddetin yeni alanlara yayılması,
• Şiddetin maliyetinin ucuzlaşması (Michaud, 1991: 47-52).
Şiddet, insanın varoluşu ile birlikte hayat bulan ilkel bir dürtü olmasının yanında şiddetin kalibresini ve etkisini artırması modern devlet sistemlerinin yaygınlaşması ile hız kazanmıştır. Teknolojinin, iletişimin ve ulaşımın yaygın- laşması ise de şiddetin dönüşümünü hızlandıran unsurlar olmuştur. Özellikle teknolojinin yaygınlaşması ve maliyetinin ucuzlaşması ile birlikte şiddet araçla- rında çeşitlilik baş göstermiş ve söz konusu araçları temin edebilmek son derece kolaylaşmıştır. Boyut olarak küçük fakat etki bakımından yıkıcı olan yeni silah sistemleri ise şiddet araçlarının gücü ve duyarlılığını kritik bir seviyeye çıkar- mıştır. Bunun yanında paramiliter grupların, yarı profesyonel veya profesyonel tarzda hareket eden şiddet yapılanmalarının ve terör örgütlerinin gelişen şartlara adapte olabilmeleri ise şiddete başvuran aktörlerin bilinçsizce hareket eden katil grubundan farkını ortaya koymuştur. Soğuk Savaş döneminin bitişi ise etnik ve dinî motifli şiddetin uluslararasılaşmasına neden olarak şiddet döngüsünün sınır aşırı hareket etmesine sebebiyet vermiştir.
SİYASAL ŞİDDET VE SİYASAL ŞİDDETİN TÜRLERİ
Siyasal şiddet, politik bir rejime, rejimin unsurlarına ve aktörlerine, mev- cut iktidarın politikalarına karşı yöneltilen her türlü toplu saldırı olarak tanımla- nabilmektedir (Gurr, 1971: 3-4). Siyasal şiddet eylemcisinin temel hedefi duy- guları ve tutumları ele geçirmektir. Amaç, toplum ve siyasi yönetim tarafında korku ve endişe oluşturmaktır (Yanık, 2015).
Siyasal şiddet, dinî yönü de olmakla beraber genellikle ideolojik etnik te- mele dayanan bir şiddet türüdür. Siyasal baskı, adalet yoksunluğu, etnik bir gruba yönelik ayrımcı politikalar, ideolojik kutuplaşmalar, ekonomik eşitsizlik gibi parametreler siyasal şiddetin kaynaklarıdır (Hazır, 2001: 29-30). Siyasal şiddet; bir gruba, etnisiteye, cinsiyete, inanca, düşünceye veya bir tutuma karşı geliştirilen kitlesel ve sistematik bir biçimde uygulanan şiddet türüdür. İnsan haklarının ihlal edilmesi, temel hak ve özgürlüklerin suiistimal edilmesi, siste- matik işkenceler, tehditler, terör eylemleri ve soykırım denemeleri siyasal şidde- tin unsurları arasında yer almaktadır (Şen, 2018: 71).
Siyasal şiddet, amaçlanılan politik hedefler doğrultusunda siyasal şiddet eylemcileri tarafından devlet sistemini test etmek ve alınan politik kararları değiştirmek veya etkilemek için gerçekleştirilen şiddet eylemlerini kapsamakta- dır (Ün ve Timur, 2016a: 566). Söz konusu eylemlerin meşruiyet kazanması için siyasal şiddet eylemcileri belirli bir sembol üzerinden ve belirli bir sembole karşı hareket etmektedir. Bu doğrultuda siyasal şiddetin ürettiği kültürel ve ide- olojik etkiler, fiziksel zarardan çok daha önemli hâle gelmektedir (Della Porta, 2008: 226).
Siyasal şiddet hareketleri, vandalizm ile karıştırılmamalıdır. Vandalizmde amaç doğrudan zarar vermektir. Siyasal şiddette ise amaç şiddetin strateji olarak kabul edilmesidir (Ün ve Timur, 2016b: 526). Amaçlanan şiddet stratejisi ise siyasi ve askerî karar alıcılara karşı fiziksel veya psikolojik şiddeti kapsamaktadır.
Siyasal şiddet grubu gücünü kanıtlamak ve davalarını üst bir seviyeye çıkartmak için güvenlik bürokratlarını da hedef olarak seçmektedir (Şen, 2018: 75).
Politik hedefler doğrultusunda gerçekleşen siyasal şiddet ile siyaset meka- nizmasını işleyen devletin zor kullanma tekeli birbirine yakın kavramlar olsa da aralarında ahlaki ve normatif farklar bulunmaktadır (Tilly, 2001). Şiddet, yasaya aykırı olarak girişilen eylemlerdir. Kuvvet kullanımı ise sınırları yasa ile sınır- landırılan kanuni zorlama girişimidir (MacFarlane, 1974: 46). Siyasal iktidar, sahip olduğu meşru şiddet tekeli ile toplum düzenini sağlamak üzere ikna, en- gelleme, sınırlama, caydırma gibi yolları kullanabilir. Bu yöntemler sonuç ver- mediğinde ise hukuki dayanak noktasından hareket ederek meşru cezalandırma yolunu tercih edebilir. Bu durum devlet terörizmi ile karıştırılmamalıdır (Arendt, 1970: 54).
Siyasi şiddet dört temel düzeyde ele alınmaktadır:
• Bireysel düzeyde,
• Grup düzeyinde,