• Sonuç bulunamadı

ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ. 4.HAFTA - Doç.Dr.Adem ÇALIŞKAN

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ. 4.HAFTA - Doç.Dr.Adem ÇALIŞKAN"

Copied!
10
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1 ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ

EĞİTİM FAKÜLTESİ

4.HAFTA - Doç.Dr.Adem ÇALIŞKAN

daa-Destanlar İle Sosyal Bilgiler Öğretimi

Türk edebiyatı, İlkçağ’da ve Orta Asya ülkelerinde zengin bir şifahî edebiyatla başlar. Bu şifâhî edebiyat, başlangıçta zengin bir ‘destan edebiyatı’dır.

Bozkır kültürünün ilk ürünleri olan destanlarımız, büyük milletimizin din, fazilet ve millî kahramanlık maceralarının manzum hikâyeleridir

1

.

Bu nedenle Türk destanlarını, oluşum tarihi ve kaynakları itibariyle kategorilere ayırmak mümkündür. Türk destanlarını oluşum tarihleri dikkate alınırsa, tabii destanlar ve yapay destanlar olarak ikiye ayrılır. Tabii destanlar önce, yapay destanlar daha sonraki tarihlerde ortaya çıkmıştır.

Kaynakları itibariyle Türk destanlarına bakılırsa, kaynaklarını eski Türk tarihinden alan destanlar ve İslâm ve İslamiyetten sonraki herhangibir olaydan alan destanlar olmak üzere yine ikiye ayrılır.

Sosyal Bilgiler ile Destanların İlişkisi:

Türkiye’de Destanları çocukların anlayacağı şekle ilk getiren kişi Ziya Gökalp’tir. Oğuz Kağan Destanı’ndan yararlanarak ‘Türk Tufanı’ adlı bir manzume yazmış bunu Çocuk Dünyası dergisinde yayınlamıştır. Ziya Gökalp’in Altın Işık ve Kızıl Elma adlı şiir kitaplarında yer alan ‘Alageyik’ ve

‘Ergenekon’ adlı şiirleri Türk destanlarından esinlenerek yazılmıştır. Ergenekon, Tepegöz, Boğa ile Boğaç şiirlerini sıralayarak, Aslan Basat hikâyesini meydana getirmiştir. Bu manzumede Tepegöz hikâyesinin kahramanı Basat, Oğuz yurdunu felaketten kurtarır. Oğuz ilinin kurulması ile Kurtuluş Savaşı, Basat ile Türklerin yetiştirdiği kahramanlar ve Atatürk arasında ilişki kurulur…

Destan özellikleri taşıyan ve çocuklara seslenen şiirleriyle tanınan şairler arasında Organ Seyfi Orhon, Hıfzı Tevfik Gönensoy önemli bir yere sahiptir…

Destanların en belirgin özelliği içlerinde bir çok gerçeküstü öğe barındırmasıdır. Bu da (…) çocukların hayal gücünün en fazla olduğu (…) romantik evreye denk gelmektedir. Bu nedenle destanların bu yönü Sosyal Bilgiler dersi alan ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerinin fazlasıyla ilgisini çekecektir. Tabii ki destanlar sınıf içinde incelenirken özellikle gerçek üstü ve gerçekçi öğelerin neler olabileceği üzerinde öğrencilerin eleştirel bir bakış getirmesi sağlanmalıdır. (…) Destanların çocukların yalnızca hayal gücünü geliştirmesine yönelik olmadığı yaşadıkları toplumun ortak duygu ve düşünceleri paylaşma ile kültür unsurlarını (değer, toplum yapısı, ekonomik faaliyetler, yaşam biçimi) öğrenmede de önemli bir payı olabileceği unutulmamalıdır…

Destanların çocuk edebiyatı ürünü haline getirilişi sırasında bazı semboller ve olağanüstülüklerin yorumlanması ve açıklanmasının ise kaçınılmaz olduğu unutulmamalıdır. Göç destanında kutsal taşın sembolik olarak taşıdığı değer, kutsal sayılış sebeplerinin açıklanmasını ve çocukların anlamasına yardımcı olması gerekmektedir. Mitolojik unsurların bir kısmının ise günümüzle ilişkilendirilerek çocukların bu motifleri nasıl kullanacakları konusunda yardımcı olunmalıdır

2

daaa-Çözümlemeli Destanlar İle Sosyal Bilgiler Öğretimi

Dünya milletlerinde olduğu gibi Türk milletinin de kendine özgü destanları vardır. Edebiyat ve dsaiplinlerarası ilişkiler destanlar ve Sosyal Bilgiler ilişkisini düşündürmüş, bir yöntem olarak bu kabul edilmiştir.

1 Halil Aktüccar, Yunus Emre, Hayatı, Sanatı ve Eserleri, Gökşin Yayınları, İstanbul, 1984, s. 7.

2 Halil Tokcan, “Destanlar İle Sosyal Bilgiler Öğretimi / Sosyal Bilgiler İle Destanların İlişkisi”, Sosyal Bilgilerde Sözlü ve Yazılı Edebiyat İncelemeleri [Ed. Halil Tokcan], 1.bs., Pegem Akademi Yayınları, Ankara, 2016, s. 41, 42.

(2)

2 Çözümlemeli destanlar sayesinde Sosyal Bilgiler öğretiminin imkânı üzerine zihin yoran araştırmacı ve eğitimciler mevcuttur…

Aşağıda bu anlayıştan hareketle Türk destanları ve bunlarda verilen mesajlar üzerinde durulmuş, değerlerin ve eski Türk düşüncesinin kaynaklarının aktarımı konusunda tarih bilinci kazandırılması için yorumlarda bulunulmuştur…

*Destanlarda Verilen Mesajlar: “Oğuz Kağan Destanı” ve “Ergenekon Destanı”

Oğuz Kağan Destanı:

Hunların büyük hakanı Mete’nin savaşçı, devlet kurucu ve yurtsever şahsiyeti, tarihten koparak efsanelere malolmuş, bundan da Oğuz Kağan destanı çıkmıştır. Gerçekten, Mete’nin tarihi ile Oğuz’un menkıbeleri arasında benzeyişler görülmektedir.

Oğuz Kağan, Mete de denilen bu büyük Hun Hakanı, babası Teoman’ı savaşta öldürüp M.Ö.209’da tahta geçti. Türk boylarını 35 yıllık bir yönetim sonu birleştirip sınırları Hazar Denizi’nden Büyük Okyanus’a, Tibet’ten Sibirya’ya kadar uzanan merkezi Baykal gölü dolayları bulunan, büyük bir Hun İmparatorluğu kurdu. Çinlileri birçok defa yenip vergiye bağladı…

Oğuz Kağan Destanı, Mete’nin kişiliğini ve kahramanlıklarını anlatan bir destandır.

Oğuz Kağan Destanı’nda Verilen Mesajlar:

a-Destanlarda şiir, musikî, resim gibi güzel san’atların sahasına giren hususlarda zengin bir repertuarın yer aldığı görülür.

b-Bilhassa destanın İslâmiyetten önceki şeklinde, Türk halkının millî kahramanlarına mukaddes insan gözüyle baktıkları görülür. (Örneğin, Oğuz’un annesi Ay Kağan’dır. Oğuz’u doğuracağı zaman gözlerine nur iner. Oğuz’un kendi yüzü de nurludur. Oğuz’un evleneceği kadınlar gün, su ve ağaçtan yaratılmışlardır.).

c-Türklerin kullandıkları silah, araç ve gereçlerinden, çeşitli madenleri işledikleri anlaşılır.

d-Türk boylarının adlarının rastgele değil, bir menkıbeye dayandığı (ve) şerefli manalar verildiği görülür.

e-Kadın, önemli olup bazen aile reisi, herzaman evin direği, kocasına bağlı, vefakâr annedir.

f-Türklerin hayvancılığa büyük önem verdikleri anlaşılır. Türkler savaşlarda alpler gibi vazife gördükleri için bilhassa at yetiştirmeye ağılık vermişlerdir. At, Türkün hayatında mühim bir yer tutmuş, savaş denince atlanmak akla gelmiştir.

g-İlk çadır hayatının Türklerde başladığı görülür. Destanların İslâmî şeklinde, Türklerin en eski atasının adının Türk olduğu ve Nuh Peygamber’in birinci torunu olduğu, babasının adının da Yafes olduğu belirtilir.

h-Destanların İslâmî şeklinde Türklerin önce Hakk’a taptıkları, zamanla putlara taptıkları, Kara Han adlı hükümdarın başa geçmesiyle hep birden kafir oldukları anlatılır.

ı-Yine Hak dini uğruna evladın babaya savaş açtığı görülür.

i-Oğuz’un Bozoklar ve Üçoklar diye ikiye bölünen çocukları arasında yurdu adaletli taksim edişi, küçüklerin büyüklere karşı itaatkâr ve saygılı oluşları anlatılır.

j-Destanlardaki devlet idare usûllerinin (İslâmî şemilde 24 boya ayırma) daha sonraki Türk devletleri (Selçuklular) için de ananevi bir idare şekli olarak kaldığı görülür.

Ergenekon Destanı:

‘Ergene’, “dağ beli, sarp, yüce’ ile ‘kon’, ‘konak, geçit’ anlamlarına gelen kelimelerin

birleşmesinden oluşur.

(3)

3 13. Asırda Moğol tarihçisi Reşîdüddin tarafından yazıya geçirilen Ergenekon Destanı, Göktürklerin etrafı demir madeni bulunan dağlarla çevrili kutlu toprakta dört yüzyıl yaşayıp çoğaldıklarını ve bir demir madenini eriterek oluşturdukları tünelden dışarı çıktıklarını anlatan bir destandır.

Ergenekon Destanı’nda Verilen Mesajlar:

a-Büyük kabilelerin varlığı tek şahısta toplanmıştır. Destandaki Kayan, bir kişi gibi görünürse de aslında Kayı Hanlı boyunutemsil eder. Tukuz ise, Dokuz Oğuzların adıdır.

b-Diğer destanlarda yer alan bozkurt, burada Börteçine ismiyle yaşar. Böylece Kurt motifinin canlılığını koruduğu görülür.

c-Ergenekon destanındaki anlatılanlarla Göktürklerin tarihi arasında yakın benzerlik mevcuttur.

d-Türklerin demir ve diğer madenleri işleyerek ihtiyaca cevap verecek aletleri yapabildikleri görülür.

e-Araplar ve Çinliler, Türkleri demirci bir millet olarak tanımaya başlamıştır.

(4)

4 KUVAYI MİLLİYYE DESTANI’NDAN

Nazım Hikmet RAN Sonra

Sonra, 31 Ağustos günü

ordularımız İzmir’e doğru yürürken serseri bir kurşunla vurulan

Deli Erzurumluydu Devrildi.

Kürek kemikleri altında toprağı duydu.

Baktı yukarı, baktı karşıya.

Gözleri hayretle yandılar:

önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları her seferkinden kocamandılar.

Ve bu postallar daha bir hayli zaman

üzerlerinden atlayıp geçen arkadaşlarının arkasından seyredip güneşli gökyüzünü

ihtiyar bir muhacir karısını düşündüler.

Sonra,

Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden ve Deli Erzurumlu ölürken kaderinden

yüzlerini toprağa döndüler Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı Kan içindeydi yüzü gözü

Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.

Kaçanı kovalamıyordu yalnız

ulaşmak da istiyordu bir yerlere ve sadece kahretmiyor

yaratıyordu da.

Ve kılıçların nalların ellerin

ve gözlerin pırıltısı

ardı ardına çakan aydınlık bir bütündü.

Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü ve şu türküyü duydu:

(“Dörtnala gelip uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli. ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benzeyen toprak

(5)

5 bu cehennem, bu cennet bizim

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın.

yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi kardeşçesine Bu hasret bizim…”) Sonra.

Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik ve Kayserili bir nefer

yanan şehrin kızıltısı içinde gelip

öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya, Güneyden Kuzye,

Doğudan Batıya Türk halkıyla beraber

seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz’i Ve biz de burada bitirdik destanımızı.

Biliyoruz ki layığınca olmadı bu kitap.

Türk halkı bağışlasın bizi, onlar ki toprakta karınca

suda balık havada kuş kadar

çokturlar, Korkak

cesur cahil

hakim

ve çocukturlar ve kahreden

yaratan ki onlardır,

kitabımızda yalnız onların maceraları vardır…

3

3 Nazım Hikmet, “Kuvayı Milliye Destanı”, Kuvayı Milliye / Destan [Haz. Cevdet Kudret], 3.bs., Bilgi Yayınevi, Ankara, 1986, ss. 119-123; A.mlf., “Sekizinci Kitap: 26 Ağustos Gecesinde Saatlar İki Otuzdan Beş Otuza Kadar ve İzmir Rıhtımından Akdeniz’e Bakan Nefer”, Kuvâyi Milliye: Şiirler 3: Kuvâyı Milliye / Saat 21-22 Şiirleri / Dört Hapsihaneden / Rubailer, 25.bs., Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2018, ss. 88-91.

(6)

6 NAZIM HİKMET RAN’IN “KUVAYI MİLLİYE DESTANI’NDAN

4

ADLI ŞİİRİNİN

ÇÖZÜMLEMESİ

Doç.Dr.Adem ÇALIŞKAN

KONU :26 Ağustos 1922 Büyük Taarruzunun hemen öncesi, başlayışı ve bitişine kadar yurdun dört tarafından gelen erlerin çarpışması ve şehit oluşları. (Milli Kuvvetler Destanı’ndan Bir Manzara)

ANAFİKİR : 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruzu, Anadolu’nun dört bir yanından gelen Deli Erzurumlu ve Ali Onbaşı gibi nice erlerin ve bu uğurda verilen şehitler sayesinde kazanılmıştır.

TEMA : Vatan sevgisi, şehitlik; Kardeşçe ve barış içinde yaşamaya özlem.

ŞEKİL : Vezinsiz kafiyeli serbest nazım (1.bölüm: abcdefdgadgdddbh).

TÜR : Yapma destan.

Nazım Hikmet Ran (1902-1963)

5

, Cumhuriyet devri Türk edebiyatında 1928 Kuşağı içinde

‘Toplumcu Gerçekçi’ sanat ve dünya görüşüne sahip olan şairler arasında değerlendirilen ve kendisinden sonraki genç şairler üzerinde büyük tesirler bırakan bir şairdir

6

.

Dedesi şair Mehmet Nâzım Paşa’nın da etkisiyle çok küçük yaşlarda

7

Galatasaray Sultânîsi’ne başladığı 1913 yılında daha 11 yaşlarındayken kaleme aldığı “Feryâd-ı Vatan”

8

adlı şiiri hariç tutulursa, Mekteb-i Fünûn-ı Bahriyye-i Şâhâne’de hocası Yahya Kemal’in tashihinden

4 Nazım Hikmet, “Kuvayı Milliye Destanı”, Kuvayı Milliye / Destan [Haz. Cevdet Kudret], 3.bs., Bilgi Yayınevi, Ankara, 1986, ss. 119-123; A.mlf., “Sekizinci Kitap: 26 Ağustos Gecesinde Saatlar İki Otuzdan Beş Otuza Kadar ve İzmir Rıhtımından Akdeniz’e Bakan Nefer”, Kuvâyi Milliye: Şiirler 3: Kuvâyı Milliye / Saat 21-22 Şiirleri / Dört Hapsihaneden / Rubailer, 25.bs., Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2018, ss. 88-91.

5 Şairin tam doğum tarihi 20 Kasım 1901 olduğu halde, ailesi 40 gün için bir yaş büyük yazılmaması için 1902 olarak kaydettirmiştir.

6 Nazım Hikmet, 25 Temmuz 1951’de bir Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarılmış, 6 Ocak 2009 günü vatandaşlığa dönebilmesi için sürecin tamamlanması üzerine yine bir Bakanlar Kurulu kararı ile vatandaşlığa alınmıştır [Bkz. Doğan Aksan, Nazım Hikmet Şiirinin Gücü, 1.bs., Bilgi Yayınevi, Ankara, 2009, s. 36].

7 “Dedesi şair Mehmet Nâzım Paşa’nın da etkisiyle çok küçük yaşlarda şiir yazmaya heves duyan Nazım Hikmet çocukluğunda hangi etkiler altında ilk şiirlerini yazdığını dostu Zekeriya Sertel’e şöyle anlatır:

“17 yaşında galiba ilk şiirim basıldı. Yani ‘Serviliklerde’, yani mezarlıklarda ağlayan, hayatında sevmiş ölüler üstüne idi. Yahya Kemal düzeltmişti bir çok yerini. Sonra kızlara tutuldum. Şiir yazdım. Sonra Antat devletleri İstanbul’u işgal etti. Onlara karşı ve Anadolu şavaşını tutan şiirler yazdım. Ama artık dilim temizce idi. Ve hece vezniyle de doğru dürüst kafiyelerle yazmasını da öğrenmiştim.” [Bkz. Nazım Hikmet, “Sunuş”, Henüz Vakit Varken Gülüm / Seçme Şiirler, [Haz. Raşit Çavaş], 31.bs., Yapı Kredi yayınları, İstanbul, 2017, s. 7].

8 Nazım Hikmet, “Feryâd-ı Vatan” adlı şiirini 20 Haziran 1329 /3 Temmuz 1913’te yazmıştır:

Etrafı sarmıştı bir duman

Uzaktan geldi bir ses ah aman aman Sen bu feryâd-ı vatanı dinle, işit Dinle de vicdanına öyle hükmet Vatanın parçalanmış bağrı Bekliyor senden ümit.

[Bkz. Nazım Hikmet, “Feryâd-ı Vatan”, İlk Şiirler, Cem Yayınevi, İstanbul, 1987, s. 156].

(7)

7 sonra “Mehmed Nâzım” imzası ile 1918 yılında Yeni Mecmua’da neşredilen “Serviliklerde: Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı?” adlı

9

ilk şiiri ile Tevfik Fikret ve Yahya Kemal başta olmak üzere, tesirinde kaldığı Yusuf Ziya, Orhan Seyfi ve Faruk Nafiz gibi hececi şairlerin etkin olduğu bir zamanda sanat dünyasına adımını atan Nazım Hikmet Ran (ö.1963)

10

, geleneksel şiirin etkisindeki

9 Mehmed Nâzım, “Serviliklerde: Hala Servilerde Ağlıyorlar mı?”, Yeni Mecmû’a, C. III, Nr. 63, 3 Teşrîn-i Evvel 1334/3 Ekim 1918, s. 219.

SERVİLİKLERDE: HALA SERVİLERDE AĞLIYORLAR MI?

Bir inilti duydum serviliklerde Dedim: Burada ağlayan var mı?

Yoksa tek başına bu kuytu yerde, Eski bir sevgiyi anan rüzgâr mı?

Gözlere inerken siyah örtüler, Umardım ki artık ölenler güler, Yoksa hayatında sevmiş ölüler, Hâlâ servilerde ağlıyorlar mı?

(Ayrıca bkz. Nazım Hikmet, “Serviliklerde: Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar Mı?”, 835 Satır, s. 29-30).

10 Nazım Hikmet Ran’ın Eserleri: a-Şiirleri: 1-835 Satır (1.bs., Ahmet Halit Kitabevi, İstanbul, 1929), 2- Jokond ile Si-Ya-U (1929), 3-Varan 3 (1.bs., Ahmet Halit Kitabevi, İstanbul, 1930), 4-1+1= Bir (1.bs., Nail V. ile, İlhami Matbaası, İstanbul, 1930, 32 s.), 5-Sesini Kaybeden Şehir (1.bs., Remzi Kitaphanesi, İstanbul, 1931, 79 s.), 6-Gece Gelen Telgraf (1.bs., Ahmet Halit Kitabevi, İstanbul, 1932), 7-Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1.bs., Suhulet Kütüphanesi, İstanbul, 1932, 116 s.), 8-Taranta Tabuya Mektuplar (1.bs., Yeni Kitapçı, İstanbul, 1935), 9-Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1.bs., Yeni Kitapçı, İstanbul, 1936), 10-Kurtuluş Savaşı Destanı (1.bs., Yön Dergisi Yayınları, İstanbul, 1965), 11- Saat 21-22 Şiirleri (Haz.: Memet Fuat, 1.bs., De Yayınevi, İstanbul, 1965), 12-Şu 1941 Yılında (1.bs., Evren Yayınları, İstanbul, 1965), 13-Dört Hapishaneden (Haz.: Memet Fuat, 1.bs., De Yayınevi, İstanbul, 1966), 14-Rubailer (Haz.: Memet Fuat, 1.bs., De Yayınevi, İstanbul, 1966), 14-Memleketimden İnsan Manzaraları (Haz.: Memet Fuat, 5 Cilt, 1.bs., De Yayınevi, İstanbul, 1966-1967), 15-Kuvâ-yi Milliye (Haz.: Cevdet Kudret, 1.bs., Bilgi Yayınevi, Ankara, 1968), 16-Yeni Şiirler (1.bs., Dost Yayınları, İstanbul, 1970), 17-Son Şiirleri (1.bs., Habora Yay., İstanbul, 1970), 18-Tüm Eserleri (Haz. Asım Bezirci, 8 Cilt, 1.bs., Cem Yayınevi, İstanbul, 1975-1980). b-Nesirleri: 1-Sanat, Edebiyat, Kültür Dil (Yazılar 1), Adam Yayınları, İstanbul, 1987. Hakkında bkz.: Ahmet Cevat, Nazım Hikmet, Hayatı, Seçme Şiir ve Yazıları, İstanbul, 1937; Orhan Seyfi Orhon, Nazım Hikmet, Hayatı ve Eseri, İstanbul, 1937; Afşar Timuçin, Nazım Hikmet’in Şiiri, 1978; Mehmet Kaplan, “Makinalaşmak”, Şiir Tahlilleri II, ss. 382-401;

Asım Bezirci, Nâzım Hikmet, 3.bs., Çınar Yayınları, İstanbul, 1993; M. İlhan Erdost, Üç Şair (Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Ahmet Arif), Onur Yay., Ankara, 1994, 96 s.; Mehmet Fuat, Nâzım Hikmet, Yaşamı, Ruhsal Yapısı, Davaları, Tartışmaları, Dünya Görüşü, Şiirinin Gelişmeleri, Adam Yayınları, İstanbul, 2000; Mehmet Fuat, Nâzım Hikmet Üstüne Yazılar, Adam Yayınları, İstanbul, 2001; Nâzım Hikmet Günleri (Sempozyum Bildirileri), Edebiyatçılar Derneği Yayınları, Ankara, 1994; Betül Özçelebi,

“Nâzım Hikmet”, Cumhuriyet Döneminde Edebî Eleştiri 1923-1938, ss. 138-147; Mustafa Kara,

“Tasavvufî Şiirin Gücü / Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Samih Rıfat, Hasan Ali Yücel Tekke Şâiri Midir?”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. 9, S. 9, Bursa 2000, ss. 107-130; Olcay Önertoy, “Nazım Hikmet ve Şiiri Üzerine Birkaç Söz”, Çağdaş Türk Dili, [Nazım Hikmet Özel Sayısı-I], S. 172, Haziran 2002, ss. 199-203; Kitap-lık, İki Aylık Edebiyat Dergisi [Nazım Hikmet Özel Sayısı], S.

52, Mart – Nisan 2002; Turgay Fişekçi, “Nazım Hikmet’in Şiir Evreleri”, Nazım Hikmet’e Armağan, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002, ss. ??; Ahmet Bedir, “Oryantalizmin Entelektüelimize Etkisi / 3.Nazım Hikmet”, Marife, Bilimsel Birikim (Oryantalizm / Muhammed Hamidullah’ın Aziz Hatırasına), Yıl: 2, S. 3, Kış 2002, s. 214; Fırat Caner, “Nazım Hikmet Şiirinin Kurulum Öğeleri”, Hürriyet Gösteri, S. 235, 2002, ss. 58-59; Ersin Özarslan, Nazım Hikmet, Hayatı ve Şiiri, Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2003, 953 s.; Doğan Aksan, “Kuvâyı Milliyye Destanı’ndan”, “Angina Pektoris”, Cumhuriyet Döneminden Bugüne Örneklerle Şiir Çözümlemeleri, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2003, ss. 73-79, 80-83; Hece, Aylık Edebiyat Dergisi [Türkçenin Sürgün Şairi: Nazım Hikmet Özel Sayısı], S. 121, Ocak 2007, 700 s.; Özge Öztekin, “Modern Türk Şiirinde Geleneği Yeniden Üreten Şair: Nazım Hikmet ve Metinlerarasılık”, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, C. 25, S. 1, Haziran 2008, ss. 129-150; Öykü

(8)

8 bu ilk şiirlerinde hece veznini kullanmış ve çoğunlukla da bireysel gençlik duygularını konu olarak seçmiştir. Öğrenim için gittiği Rusya’da

11

1922-1924 yılları arasında Viladimir Mayakovsky’nin şiirini tanıyıp etkilenen Nazım, manevî değerler dahil geleneksel sanat ve şiir anlayışlarını reddeden, sosyalist ve devrimci Rus şiiri olarak bilenen ve sadece serbest nazmı kullanan biçim ve muhteva yönünden farklı, Fütürizm akımından mülhem bir şiiri Türk şiirine getirir. “Nazım Hikmet’in şiirleri kadar yankı uyandıran bir özelliği ‘Putları Yıkıyoruz’ kampanyasıyla önce Abdülhak Hâmid sonra da Mehmet Emin’e hücûm etmesidir... Aşk duygularını işlediği lirik şiirlerine rağmen, onun asıl tesiri ve şöhreti, bunlardan değil, propaganda mahiyetindeki şiirlerinden ileri gelir.”

12

Gerek dünya görüşü ve gerekse Sovyet tipi sosyalist şiiri ile kendinden sonra gelen sosyalist şairler neslinin yetişmesinde büyük katkısı olmuştur. Tanpınar, “bu şairin 1926 ile 1940 arasındaki şiirde büyük bir tesiri olduğu iddia edilemez.”

13

dese de, Nazım’ın biri 1930’larda, diğeri de ölümünden sonra olmak üzere Türk şiirinde derin etkisi olduğunu ve savunduğu ideoloji nedeniyle çok yakın zamanlara kadar yasaklı bir şair olarak kaldığını belirtmek gerekir.

Ancak, ‘Otobiyografi’ ve 1930’da kaleme aldığı ’19 Yaşım’ adlı şiirlerinde özgeçmişi hakkında bilgiler veren Nazım Hikmet’in baba tarafından dedesi Mevlevî şair Mehmet Nazım Paşa başta olmak üzere, Tevfik Fikret, Yahya Kemal ve beş hacecilerden Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç ve Faruk Nafiz Çamlıbel tesirinde ilk kaleme aldığı şiirleri Türk şiirinin geleneksel konu ve temleri ile biçimsel özelliklerine uygundur. Bu durum İlk Şiirler’i incelendiği takdirde açık bir biçimde görülecektir.

Birinci Dünya Savaşı devam ederken, 1917 yılı Rusya’da gerçekleşen Bolşevik İhtilâli, pek çok şair ve yazarı olduğu gibi Necip Fazıl’dan iki sınıf üstte olmasına rağmen, Mekteb-i Fünûn-ı Bahriyye-i Şâhâne’de Yahya Kemal, Ahmet Hamdi ve Hamdullah Suphi gibi aynı hocalardan ders gören Nazım Hikmet’i de daha buradayken etkilemiştir. Bu durum onun hayatı ve sanatında esaslı bir kırılmayı başlatmıştır.

Nazım Hikmet Ran’ın sanat ve şiir anlayışını ortaya koyan şiirleri vardır. Örneğin, O, yeni sanat anlayışını “Orkestra” ve “San’at Telakkisi” … vb. şiirlerinde doğrudan dile getirmiştir.

Aşağıda Nazım Hikmet’in serbest tarzda kaleme aldığı ‘Kuvayı Milliye Destanı’ndan alıntılanmış 69 mısralık bir metin üzerinde durulup çözümlemesi yapılacaktır.

Terzioğlu, Nâzım Hikmet’in Sömürgecilik Karşıtı Şiirlerinde Romanlaşma, Çok Seslilik ve Mizah, Bilkent Üniversitesi, Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Edebiyatı Bölümü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008; Ömer Faruk Yekdeş, Nâzım Hikmet ve Cegerxwîn’de Aşk Şiirinin İdeolojisi, Bilkent Üniversitesi, Ekonomi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Edebiyatı Bölümü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008, X+141 s.; Medine Sivri, Paul Eluard ve Nâzım Hikmet’te Renklerin Dili: Şiirde Renkler Açısından Karşılaştırmalı Bir Yaklaşım, 1.bs., Kanguru Yayınları, İstanbul, 2008, 341 s.; Doğan Aksan, Nazım Hikmet Şiirinin Gücü, 1.bs., Bilgi Yayınevi, Ankara, 2009, 232 s.; Öykü Terzioğlu, Nazım Hikmet ve Sömürgecilik Karşıtlığının Poetikası, Phonix Yayınevi, Ankara, 2009, 208 s.; Ali İhsan Kolcu, Nazım Hikmet’in Poetikası, 1.bs., Salkımsöğüt Yayınevi, Erzurum, 2010, 192 s.; Hazel Melek Akdik, Kuvâyi Milliye ve Şeyh Bedreddin Destanı’nda Halk Edebiyatının Dönüşümü, Bilkent Üniversitesi, Türk Edebiyatı Bölümü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2011; Erkan Irmak, Kayıp Destan’ın İzinde:

Kuvâyi Milliye ve Memleketimden İnsan Manzaraları’nda Milliyetçilik, Propaganda ve İdeoloji, 1.bs., İletişim Yayınları, İstanbul, 2011, 267 s.; Ahmet Kabaklı, Nazım Hikmet, 3.bs., Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul, 2016, 142 s.; Kağan Gariper, “Epik Destan Geleneği ve Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı” (Epic Tradition and Nazım Hikmet’s Kuvâyi Milliye Epic Poem), Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları / Modern Turkish Literarture Researches, C. 7, S. 15, Ocak-Haziran 2016, ss. 82-99;

İbrahim Oluklu, “Nazım Hikmet’in ‘Kuvâyi Milliye’si ve Bir Biçimsel Okumanın Açmazları”, Varlık, Aylık Edebiyat ve Kültür Dergisi, Yıl: 84, S. 1311, 1 Aralık 2016, ss. 42-45.

11 Nazım Hikmet Rusya’nın Moskova kentinde Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi (1921-1924)’nde lisans öğrenimi siyasal bilimler ve iktisat alanında görmüştür.

12 İnci Enginün, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı, s. 54.

13 Ahmet Hamdi Tanpınar, “Türk Edebiyatında Cereyanlar”, Edebiyat Üzerine Makaleler, Dergâh Yayınları, İstanbul, 1977, s. 114.

(9)

9 Dünya milletlerinin olduğu gibi Türk milletinin de kendine özgü tarihleri hayli gerilere uzanan tabii destanları ve yakın dönemlerin ürünü olan yapma destanları vardır.

Cumhuriyet devri Türk edebiyatında 1928 Kuşağı şairlerinden olan Nazım Hikmet’in bu şiiri yapma destan örneğidir. Nazım Hikmet bu şiirini 1939 (İstanbul Tevkifhanesi), 1940 (Çankırı Hapishanesi) ve 1941 (Bursa Hapishanesi’n)de kaleme almış, eşine yazdığı 23 Ocak 1942 tarihli mektubunda Ahmet Emin Yalman’ın müstakil kitap olarak basılma isteğini reddettiğinden söz eder.

1950 affından yararlanıp çıktıktan sonra müstakil kitap olarak yayınlatma teşebbüslerinde bulunur, İnkılap Kitabevi ile olan anlaşması sonuçsuz kalır, ancak ölümünden sonra 1965 yılı Kurtuluş Savaşı Destanı ismiyle yayınlanır

14

Metnin / Şiirin Planı:

Birinci Bölüm (1-16. Mısralar): Deli Erzurumlu’nun 31 Ağustos (1922) günü vurulup yere devrilişi, postalları seyredişi, arkadaşlarının üzerinden atlayıp ilerleyişi ve ihtiyar muhacir karısını düşünmeleri.

İkinci Bölüm (17-45. Mısralar):Deli Erzurumlu’nun ölümü /şehit oluşu ve yaralı Ali Onbaşı’nın söylenen bir türküyü işitmesi (Metinde parantez içine alınmış 37-47.

mısralar arası bu türkünün güftesidir). Müstakil bir metin olan ‘Davet’ adlı şiirini parantez içi bir alıntı yaparak buraya türkü şeklinde yerleştirmekle, bir İrsal-i Mesel sanatı yanında İktibas sanatı da yapmıştır.

Üçüncü Bölüm (46-54. Mısralar): 9 Eylük (1922)’de İzmir’e giriş ve Kayserili bir nefer / er ve Türk halkıyla İzmir rıhtımından Akdeniz’i seyrediş.

Dördüncü Bölüm / Sonuç Bölümü (55-69. Mısralar): Nazım Hikmet Ran’ın destanını bitirdiğini, fakat tam anlamıyla olması gereken şekilde olmadığını söyleyerek Türk halkından bağışlanmasını isteyişi.

Nazım Hikmet Ran’ın, buraya alıntılanan kısmı dikkate alındığında toplam 69 mısradan oluşan şiirini, aslında, bazı ipuçları vererek kendince bölümlere ayırdığı dikkatle bakıldığında açıkça görülebilmektedir.

Metni birimlerine ayırma, yani bölümlerine ayırma işleminde kullanılabilecek bu ip uçları, ilk üç bölüm başlangıçları ‘Sonra’ kelimesi ile başlanmış ve dördüncü bölüme geçiş ise yine şair tarafından “Ve biz de burada bitirdik destanımızı” mısraıyla belirtilmiştir. Yukarıda verilen metnin planında bu ip uçlarından hareket edilerek bir bölümleme yapılmıştır.

Şimdi her bir bölümü ayrı ayrı ele alarak değerlendirmeye tabi tutabiliriz. Ancak bu şiir üzerine daha önce inceleme yazıları kaleme alan araştırmacılar da mevcuttur. Bunlar arasında başta

14 Geniş bilgi için bkz. Kağan Gariper, “Epik Destan Geleneği ve Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı”

(Epic Tradition and Nazım Hikmet’s Kuvâyi Milliye Epic Poem), Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları / Modern Turkish Literarture Researches, C. 7, S. 15, Ocak-Haziran 2016, s. 86.

(10)

10 Doğan Aksan

15

olmak üzere, Erkan Irmak

16

, Hazel Melek Akdik

17

, Kağan Gariper

18

, İbrahim Oluklu

19

… vb. adları sıralanabilir.

(İncelemenin tam şekli var, lakin öğrenci tahlile çalışacaktır.)

HAFTAYA GÖRÜŞMEK ÜZERE

……….. & ….………

Doç.Dr.Adem ÇALIŞKAN

15 Bkz. Doğan Aksan, “Nazım Hikmet: Kuvayı Milliyye Destanı’ndan”, Cumhuriyet Döneminden Bugüne Örneklerle Şiir Çözümlemeleri, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2003, ss. 73-83.

16 Bkz. Erkan Irmak, Kayıp Destan’ın İzinde: Kuvâyi Milliye ve Memleketimden İnsan Manzaraları’nda Milliyetçilik, Propaganda ve İdeoloji, 1.bs., İletişim Yayınları, İstanbul, 2011, 267 s.

17 Bkz. Hazel Melek Akdik, Kuvâyi Milliye ve Şeyh Bedreddin Destanı’nda Halk Edebiyatının Dönüşümü, Bilkent Üniversitesi, Türk Edebiyatı Bölümü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2011.

18 Bkz. Kağan Gariper, “Epik Destan Geleneği ve Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı” (Epic Tradition and Nazım Hikmet’s Kuvâyi Milliye Epic Poem), Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları / Modern Turkish Literarture Researches, C. 7, S. 15, Ocak-Haziran 2016, ss. 82-99.

19 Bkz. İbrahim Oluklu, “Nazım Hikmet’in ‘Kuvâyi Milliye’si ve Bir Biçimsel Okumanın Açmazları”, Varlık, Aylık Edebiyat ve Kültür Dergisi, Yıl: 84, S. 1311, 1 Aralık 2016, ss. 42-45.

Referanslar

Benzer Belgeler

Eksik belge veya ilan edilen süre dışında (adayın parmak izi ve kamera kaydı yapılacağından) posta ile veya vekâleten kayıt yaptırılamaz. Bu kural

i) Bağımsız Değişkenler Arasında Çoklu Bağlantı Sorunun Olmaması: Bağımsız değişkenlerin biri (bir kaçı) diğeri (diğerleri) ile yüksek ilişkili ise ya da

Geniş Osmanlı coğrafyasında, Halep önemli kentler- den biriydi ve bu kentte her şey küçük Nâzım’ın dedesi Mehmet Nâzım Paşa’dan soruluyordu?. Küçük Nâzım,

hallerinde proje iptal edilebilir. Projenin iptal edilmesi halinde, proje koordinatörü tarafından iptal tarihine kadar proje kapsamında yapılan faaliyetleri içeren Sonuç

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Uluslararası Öğrenci Sınavı (OMÜ-YÖS), Türkiye’de üniversite öğrenimi görmek isteyen uluslararası öğrencilerin başvurularında kabul

Bilgisayar Programcılığı Önlisans Programı Tarım Makineleri Önlisans Programı Mimari Dekoratif Sanatlar Önlisans Programı Seracılık Önlisans Programı Basım ve

Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü, Bölüm adı:(MECMÛ'A (İBB Atatürk Kitaplığı, Bel_Yz_K.001168) Şiir Mecmuası) (2022)., ADIGÜZEL NİYAZİ, Hoca Ahmet Yesevi

a) Herhangi bir kaynaktan aynen alınanlar dört satırı geçmeyecek uzunluktaysa metin içerisinde tırnak içinde (“…”) gösterilir. Alıntı, dipnotta