KAMU HASTANE BİRLİKLERİ KANUN TASARISI
RAPORU
2010
YÖNETİM KURULU (7 KİŞİ)
İl Genel Meclisi 2 Kişi
Sağlık Bakanlığı 2 kişi
Vali 1 kişi
Ticaret Odası 1 kişi
İl Sağlık Müdürü
Not: Çalışanların Temsilcisi Yok
YÖNETİM KURULU
GENEL SEKRETER
TIBBİ HİZMETLER
BAŞKANI İDARİ
HİZMETLER BAŞKANI
MALİ HİZMETLER BAŞKANI
HASTANE HASTANE HASTANE HASTANE HASTANE HASTANE HASTANE
HASTANE YÖNETİCİSİ
(MÜDÜR) BAŞHEKİM İDARİ VE MALİ İŞLER MÜDÜRÜ
SAĞLIK BAKIM HİZMTLERİ MÜD.
(MÜDÜR)
YARDIMCILARI YARDIMCILARI YARDIMCILARI
KAMU HASTANE BİRLİKLERİ YÖNETİM ŞEMASI
YÖNETİM KURULU OLUŞUMU
3 Yılda Bir Seçim Yapılacak
80 Tane Birlik Oluşturulacak
Toplam 9520 Kadro İhdas Ediliyor
Tüm Çalışanlar Sözleşmeli Olacak
İdari Kadrolarda Sözleşmeli Olacak
KAMU HASTANELERİ BİRLİĞİ YASA TASARISI
SAĞLIĞI TİCARİLEŞTİRME TEŞEBBÜSÜ
Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanarak Başbakanlık aracılığıyla TBMM’ye gönderilen, Plan ve Bütçe Komisyonunda 04 Mart 2010 günü görüşülerek kabul edilen Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı ile Türkiye’de sağlıkta yönetim anlayışı köklü bir değişikliğe uğratılmak istenmektedir. Tasarı genel hatlarıyla hastanelerin idari ve mali açıdan özerk işletmelere dönüştürülmesini içermektedir. Bu tasarı incelendiğinde sağlık hizmetinin bir kamu hizmeti olmaktan çıkartıldığı görülmektedir.
AKP hükümeti dönemlerin de Sağlık Bakanlığının temel aldığı “Sağlıkta Dönüşüm”
programı çerçevesinde, Sağlık Bakanlığı’nın sağlık hizmeti üreten bir kurum yerine genel bir denetleyici ve koordinatör görevi üstlenmesi hedeflenmekteydi. Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulama Hakkında Yasa Tasarısı iktidarın bu hedefini gerçekleştirmek için amaç olarak görünse de özerkleştirmeden özelleştirmeye giden bir sürecin ilk adımı olacaktır.
Ülkemizde ve tüm dünyada olduğu gibi global sermayenin aç gözlü patronları gözlerini şimdide hastanelerimize dikmişlerdir. Hastanelerimizi ele geçirip sağlık çalışanlarını ve devleti ticari çıkarları için kullanmak istemektedirler. Bu gidişe dur denilmelidir.
Sağlık bakanlığı 2002 yılından buyana, Sağlıkta Dönüşüm programı adı altında bir değişim ve dönüşüm programı yürütmektedir. Genel Sağlık Sigortası, Aile Hekimliği, Tam gün Yasası, Performansa Dayalı Ek Ödeme Sistemi gibi sağlıkta dönüşümün temel ayaklarını oluşturan konular üzerindeki uygulamadaki problemler daha bitmeden; TBMM komisyonlarında görüşülerek, genel kurula sevk edilen “Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulaması Hakkında Yasa Tasarısıyla” sağlıkta dönüşümün bir ayağı daha uygulanmaya konulmak istenmektedir. Bu yasa tasarısı, illerdeki tüm ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerini yürüten hastanelerin, başında 7 kişilik bir yönetim kurulunun bulunduğu adı
“hastane birliği” olan bir yönetime devredilmesini öngörmektedir. İldeki tüm hastaneler Bakanlığın belirlediği bazı esaslara göre birleştirilecek ve özerk kuruluşlar haline
Yasa tasarısının ilk halinde tasarının isminin “Kamu Sağlık İşletmeleri” olarak kullanılması, bunun daha sonra “Kamu Hastane Birlikleri” olarak değiştirilmesi tüm bu öngörülerin niyet okuyuculuktan ziyade bu tasarıyla özelleştirmeye bir kılıf uydurulmaya çalışıldığını göstermektedir. Zira hükümetin özelleştirme konusunda genel bakışı Devlet tüccar olmaz şeklindedir. Bu mantık çerçevesinde Türk Telekom, Pektim TÜPRAŞ gibi kar edilen, önemli kurumlar özelleştirilmiş, Bazı KİT’lerin ise bölümleri yabancı sermayeye devredilmeye çalışılmıştır. Bu tasarı ile de sıranın devlet hastanelerine geldiği anlaşılmaktadır.
Ancak, özerkleştirmenin temel hedefinin, halkın ihtiyaç ve beklentilerine uygun, kolay erişilebilir, kaliteli bir sağlık hizmeti sunmaktan çok; yönetimin etkinliğini arttırarak verilen hizmetlerin üretim maliyetini düşürmek ve verimliliği arttırmak olduğu söylenebilir. Yani, temelde hedef ekonomi ve işletme biliminin ilkelerine göre hastaneleri yönetmektir.
Ancak, burada söz konusu olan tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetleri gibi son derece önemli bir kamu hizmetidir. Ekonominin, faaliyetlerini kendisine göre ayarladığı temel elemanı tüketicidir. İşletmenin en temel elemanı ise müşteridir. Oysa Kamu Hastanelerinin, kendilerine sağlık hizmeti sunduğu insanlar hastadır, vatandaştır. Tüketici kavramı ile müşteri kavramı bir noktada birbirinin aynısı olarak kabul edilse bile, bu iki kavram hasta ve vatandaş kavramıyla hiçbir zaman aynı anlama gelmez.
Hastanelerin gerek merkeze bağlı olarak, gerekse özerkleştirilerek yönetim yapısının modernize edilmesi ve bilimsel esaslara göre yönetilmesine “EVET”, özerkleştirilerek veya özelleştirilerek piyasaya sağlık hizmeti satan ve temel amacı kar olan işletmeler haline getirilmesine “HAYIR” diyoruz.
İŞLETMECİ AĞIRLIKLI YÖNETİCİLER
Tasarıyla hastanelere idari ve mali açıdan özerk işletmeler statüsü getirilirken aynı zamanda hastanelerin sosyal sorumluluklarının devam edeceğini ileri sürmek inandırıcı değildir. Çünkü tüm işletmeler kâr mantığıyla kurulmaktadır. Kamu hizmetinin yerini karlı bir işletmenin aldığı hastanelerde de sağlık hizmeti ücret karşılığı elde edilebilen bir meta haline gelecektir. Ayrıca hastane birlikleri için oluşturulacak yedi kişilik yönetim kurulu içinde ticaret odasının temsilcinin yer alırken sağlık hizmetini yürüten çalışanların yönetim organlarına dahil edilmemesi, Tıp ve sağlık eğitimi alanların azınlıkta kalması olaya tamamen mali açıdan bakıldığının ve katılımcı yönetim anlayışının da bu çerçevede
PERSONELİN İŞ GÜVENCESİ OLMAYACAK
Kamu hastane birliklerinde görev yapacak olan tüm personelin sözleşmeli olarak çalıştırılmak istenmesiyle, bu kurumlara siyasi müdahaleler daha da artacak, kurumlar politize olacaktır.
MAKSAT HASTANELERİ SATMAK
Tasarının 3. maddesinde yönetim kurulunun ve genel sekreterin görev ve sorumlulukları ifade edilmektedir. Yönetim kuruluna tanınan yetkiler arasında (d bendi) birliğin her türlü taşınmazını satmak, kiralamak, kiraya vermek devir ve takas işlemlerini yürütmek yer almaktadır. Birliklere ait olan taşınmazlar kamu mallarıdır. Bu taşınmazların satılması, birlikler aracılığıyla özelleştirmenin kısa yoldan yapılması anlamına gelmektedir. Ayrıca bu madde hastane ve hastane bina ve arazileri üzerinde suiistimale yol açabilecek mahiyettedir.
TEK YETKİLİ GENEL SEKRETER
Birlik içerisinde tüm kararların, tekliflerin hazırlanması ve yönetim kuruluna sunulmasında Genel sekreterin tek yetkili olması sözleşme yapılacak personeli bile genel sekreterin teklif edecek olması merkezi sistemi kurumsaldan yapıdan alarak kişiselleştirmiştir. Yani yerel yetkiler il sağlık müdürlüğünden alınıp genel sekretere verilirken personel alımı gibi Bakanlık yetkileri de devredilmiştir. Yerinden ve katılımcı yönetime bir katkısı olmamıştır. Aksine genel sekreterin mutlak hakimiyetine bağlı kişiselleştirilmiş bir merkezi yönetim kurulmuştur.
YÖNETİM SAĞLIKÇILARDAN İŞLETMECİLERİN ELİNE GEÇECEKTİR
Tasarının dördüncü maddesinde personelin niteliği, statüsü ve hakları belirlenmektedir. Birliklerde görev yapacak olan mevcut hastane yöneticilerinin hepsinin görevi sona erecek veya uygun nitelikleri taşıyanlar genel sekreter isterse görev yapabileceklerdir. Yıllarını bu kurumlara harcayan ve işleyişi en iyi bilen insanların bu yolla
böyle bir hükümle bu kurumların yönetim kademelerinin tamamının değiştirilmesi, yeni yöneticiler ve birlikte görev yapacak uzmanlar için sadece üniversite mezunu ve 5 yıllık iş deneyimi şartı aranması ile geniş bir kesimden seçim yapılabilecek olması siyasi müdahalelerin ve kadrolaşmanın önünü açacaktır. Nitelikli insanlar yerine birilerinin himayesinde olanlar bu görevlere atanacaklardır. Bu da kurumları devletin değil de siyasal partilerin veya yönetime etki edenlerin kurumu hüviyetine sokacaktır. Birliklerde çalışan personelin sözleşmeli olarak iş güvencesinden yoksun bir biçimde çalıştırılarak ve sözleşmelerin genel sekreterin teklifi ile bitirilebilecek olması kabul edilemezdir.
Çalışanların sözleşmeli istihdama mahkum edildiği bu sistemde hastane çalışanlarının çalışma yaşamları ile ilgili tüm kararları Genel Sekreter ve Yönetim Kurulu üyeleri gibi şahısların insafına bırakmak, her türlü suistimale açık, hak ve menfaatlerinde telafisi imkansız zararlara yol açacak uygulamaların oluşmasına da sebebiyet verecektir.
SONUÇ
Devletin yürüttüğü sağlık hizmetine kar-zarar mantığı çevresinde yaklaşmak sosyal devletin gereklerini ihmal etmek olacaktır..
Ülkemizde ve tüm dünyada olduğu gibi global sermayenin aç gözlü patronları gözlerini şimdide sağlığa dikmişlerdir. Kar etmek için sağlık çalışanlarını ve devleti kullanmak istemektedirler.
Kamu Hastaneleri Birliği şeklindeki meclisteki tasarı kamu hastanelerini tamamen özelleştirmeye açacak bir projedir. Kamu hastanelerinin özelleştirilmesiyle de işletmecilik ve sağlık hizmetinde ticari kaygılar daha ön plana çıkacaktır.
Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı ile oluşturulmak istenen hastane birliği yönetim modeli yönetimindeki 7 kişiden sadece 2’sinin il genel meclisi üyelerinden oluşacak olması diğerlerinin vali, il sağlık müdürlüğü, sağlık bakanlığından olması yerel değil, yarı yerel bile olmayan bürokratik oligarşik (bakanlık valilik bürokratları ve genel sekreter-oligark) bir yönetim oluşturacaktır.
Bu durum sorumluluğun paylaşılarak vatandaşa hesap vermek zorunda olmayan bürokratik oligarşik bir yönetimi ortaya çıkaracaktır. Oldukça sakıncalı bir durum ortaya çıkacaktır. Peşkeş çekilen bir hastanenin, kötü yönetilen, hizmet verilmeyen bir hastanenin hesabını vatandaş kimden soracaktır?
Devletin yürüttüğü sağlık hizmetine kar-zarar mantığı çevresinde yaklaşmak sosyal devletin gereklerini ihmal etmek olacaktır. Sosyal hizmet üreten devlet hastaneleri birlikler marifetiyle idari ve mali açıdan özerk sağlık işletmeleri olacak, personeliyle ve kendisinin oluşturduğu kaynaklar ile hizmet verecektir. Bu nedenle halk sağlığı yerine kendi
işletmesinin çıkarlarını düşünmek zorunda kalacaktır..
Kamu Hastaneleri Birliği şeklinde yeni KİT’ler oluşturmak yerine kısa vadede şu an sıkıntı çekilen mali sistem ve satın alma işlerinin İl Sağlık Müdürlükleri bünyesinde oluşturulacak İl Genel Meclisi ve Ticaret Odaları temsilcilerinin de içinde olacağı komisyonlar vasıtasıyla yürütülebilir. İdari personelin kadro karşılığı sözleşmeli statüsüne geçirilerek tıkanan idari sistem işler hale getirilebilir.
Orta ve uzun vadede yerel yönetimlerin özellikle il genel meclislerinin güçlendirilerek sağlık hizmetlerinin yerel yönetimlere devri daha etkin bir sağlık hizmeti ve verimlilik sağlayacaktır.
Sağlık Bakanlığı da Anayasa tarafından üzerine yüklenen sağlık hizmetini düzenleme ve denetleme işini işletmeciliğini yaptığı hastaneleri yerel yönetimlere bırakmak suretiyle daha etkin yapacaktır. Bakanlık ancak yerel yönetimlerin yeterli hizmet götüremediği bölgelerde bu hizmeti birinci elden kendisi yapmalıdır.
İdari personelin kadro karşılığı sözleşmeli statüsüne geçirilerek tıkanan idari sistem işler hale getirilebilir.