• Sonuç bulunamadı

ESKİ TÜRK EDEBİYATINDA EN ÇOK KULLANILAN ARUZ VEZİ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "ESKİ TÜRK EDEBİYATINDA EN ÇOK KULLANILAN ARUZ VEZİ"

Copied!
38
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SELAHADDİN ÜNİVERSİTESİ

DİLLER FAKÜLTESİ

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ

BİTİRME TEZİ

ESKİ TÜRK EDEBİYATINDA EN ÇOK KULLANILAN ARUZ VEZİ

HAZIRLAYAN DÜNYA MIKDAD

DANIŞMAN

DR. ERSAN HAŞİM ALSAKİ

ERBIL – 2021

(2)
(3)

SELAHADDİN ÜNİVERSİTESİ

DİLLER FAKÜLTESİ

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ

BİTİRME TEZİ

ESKİ TÜRK EDEBİYATINDA EN ÇOK KULLANILAN ARUZ VEZİ

HAZIRLAYAN DÜNYA MIKDAD

DANIŞMAN

DR. ERSAN HAŞİM ALSAKİ

ERBIL – 2021

(4)

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ ……….…………...…...….i

ÖZET ………...………..………...ii

KISALTMALAR ………....………..…………....…..…....iii

GİRİŞ ………..……….………..…...……...1

1.Aruz nedir.….……….………...…3

2. Aruzda Kalıplar……...…………...……….…...…...4

3. Arap aruzu ………...………...………....…...7

4. Iran Aruzu ………..…...…...……....…...………...……..…...12

5. Türk aruzu ...….……...………...…………....…...15

6. Aruz ölçüsünün uygulanması..………...……..…...17

7. Bahirler ve kalıplar...……….………….…...21

8. Divan şiirinde en çok kullanılan aruz kalıpları ………...……...22

SONUÇ………....……….………...29

KAYNAKÇA ………...……....……….……...30

(5)

i

ÖNSÖZ

Eski Türk aruzunun, daha doğrusu nazım tekniğinin VII. yüzyıllar arasındaki gelişmesi hakkında bildiklerimiz çok eksiktir. Sağlam bir hazırlıktan sonra hiç değilse belli başlı şairlerin eserleri anlatılmıştır ve birtakım şairlerin kanaatleri bulunmaktadır.

Böylece aruzun gelişimi ortaya konulmağa çalışılmıştır. Divan şiirinin temel niteliğinden birisi de biçimdeki titizlik ve kararlılığıdır. Vezin de bu şiirin vazgeçilmez şartlarındandır.

Çalışmanın girişinde aruz vezninin 20. Yüzyıllın ilk yarısına ne kadar başarlı olduğunu ve halk içinde sevilen şairlerin şiirlerini hangisi olduğunu anlatılmıştır, aruzun tanıtımı ve kelime ve yerim anlamını belirmiştir,Arap , iran, ve Türk edebiyatında önemini bahsedilmiştir.

Başta, bana bu konuyu almamı tavsiye eden ve yardımlarını esirgemeyen, ilgisini ve bilgisini hiçbir zaman eksik etmeyen hocam dr.ersan haşım’a, ve bu süreçte bana yardım eden her kese teşekkürler.

(6)

ii

ÖZET

Arap edebiyatında doğan aruz, Fars edebiyatında bazı değişikliklere uğramıştır.

Aruzun Türk edebiyatına Fars şiirinden geçtiği yönünde genel bir kabul bulunmaktadır.Bu çalışmada eski Türk edebiyatında en çok kullanılan aruz vezinleri daha yakından tanınması sağlamaktadır. Türkçe aruzu anlamayı ve anlatmayı amaçlayan çalışmaların tespit edilen en kapsamlı kaynakçası bulunmaktadır. Bu tez çalışması eserler ve kalıplar üzerinde çalışmak isteyenlere yardımcı olmak ve ellerinin altında bulunan, kolay ulaşılabilen bir kaynak olması amacıyla yapılmıştır.

İlk önce aruzun kelime ve edebi kavram olarak anlamını ve kalıplarını açıklanmıştır, ondan sonra arap edebiyatında doğan, İran e ve Türk edebiyatına geçmesi, ve sahip olduğu tüm bahirleri bulunmaktadır. Son olarak en çok kullanılan kalıpları örneklerle anlatılmıştır.

Bu çalışmayı hazırladığım süreçte kütüphaneden, tezlerden, elektronik sayfalardan faydalandım. Tez içinde alıntı yaptığım bütün kaynaklar ve bilgiler dipnotlarla gösterdim. Daha sonra bütün kaynakları kaynakça bölümünde alfabetik bir şekilde gösterdim.

Anahtar kelimeler:-Aruz, hezec, recez, imale, zihaf.

(7)

iii

KISALTMALAR

s. :Sayfa

a.g.e. :Adı geçen eser:

vb. :Ve başkası

(8)

1 Giriş

Klasik edebiyat, Tanzimat edebiyatı ile birlikte şekil ve muhteva bakımından tarih sahnesinden çekilmeye başlasa da bu edebiyatın şiir ölçüsü olan aruz vezni, 20. yüzyılın ilk yarısına kadar başarılı bir şekilde kullanılmaya devam etmiştir.

Klasik edebiyata, dolayısıyla da aruz veznine ilk hücumlar Tanzimat’la birlikte başlamıştır. Ziya Paşa, “Şiir ve İnşâ” adlı makalesindeki “Bizim tabîî olan şiir ve inşâmız taşra halkı ile İstanbul ahâlîsinin avâmı beyninde hâlâ durmaktadır. Bizim şiirimiz hani şâirlerin nâ-mevzûn diye beğenmedikleri avâm şarkıları ve taşralarda ve çöğür şâirleri arasında ‘deyiş’ ve ‘üçleme’ ve ‘kayabaşı’ ta’bîr olunan nazımlardır.” (Ziya Paşa 1868) ifadesi ile Klasik şiirin karşısına Halk şiirini koymakla kalmamış; aynı zamanda altı asırdır kullanılan aruz veznini bir çırpıda gayrı millî kabul ederek Türklerin asıl vezninin hece ölçüsü olduğunu ilan etmiştir.

Klasik edebiyata ve aruza karşı alınan bu cephe, Namık Kemal’in “Tahrîb-i Harâbât”

adlı eserinde, Enderunlu Vâsıf’ın şiirini ve şairliğini anlatırken ifade ettiği;

Vâsıf’ın eş’ârında cehline delâlet eder hîçbir söz olmadığı gibi Divan’ının nısfından ziyâdesi dahi ‘Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol!’ mısra’ı gibi selâset değil envâ-ı rekâket ile âlûdedir. O da kendi kendine ve zamânın şîve-i tekellümüne mutâbık sûrette bir vâdi açmak istemiş; efâ’il-tefâ’il belâsıyla muvaffak olamamış. Vehbî değil İbn-i Kemâl olsa idi yine Nâbî yolunda bir şâir olmasında ihtimâl yok idi. Çünki Nâbî, sırf Acem mukallidliği, Vâsıf ise yalnızca İstanbul Türkçesi şîvesinde şi’r söylemeği iltizâm etmişler. Bu hâle göre Vâsıf, eğer temâyülât-ı mûcidânesini evzân-ı Acem yerine parmak hesâbını iltizâm derecesine götürebileydi, milletimizde meşhûr ve muktedir şâir olurdu.

(Namık Kemal 1303: 97-98)

sözleriyle daha da genişlemiştir. Manastırlı Fâik’in hece ölçüsünü anlattığı eserine “Türkçe Aruz” adını vermesi ve Ahmed Cevdet Paşa’nın bu esere yazdığı takrizde yer alan düşünceleri, aynı anlayışın devamından başka bir şey değildir.

(9)

2 Aruz veznine karşı çıkanlar, bu itirazlarını çeşitli gerekçelere dayandırırlar.

Mesela, Ahmed Reşîd Bey, “Şiir Nedir” adlı makalesinde aruzun mahzurlarını ve bu sebeple vazgeçilmesinin lüzumunu dile getirdiği görüşleri aktarırken aruzun asırlardan beri kullanıldığı hâlde Türkçe için yabancı olmaktan kurtulamadığını, çünkü Türkçenin iki dilin tesirinde kalmasına rağmen esas yapısını muhafaza ettiğini;

aruz vezninin birtakım imâleleri ihtiva ettiğini, hâlbuki Türkçede med ve imâle bulunmadığını; kullandığımız Arapça ve Farsça kelimelerin imâlesinin şivemize uygun olmadığını, bu yüzden şiirimizin kaidelerini bilmeyenlere göre Türk şiir dilinin yabancı bir dil gibi gelişeceğini söyler. Bunun ise şiirimizdeki duygu ve manayı anlamaya mani olacağını, böylece aruzun bizde kullanılışının yarar yerine zarar vereceğini ifade eder. (Kolcu 2007: 81-82)

Benzer düşünceleri Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiyâ adlı eseri ile Türkçe Aruz adlı esere yazdığı takrizlerinde tekrarlar. O da söz konusu yazılarında, Türk dilinin tabii vezninin parmak hesabı olduğunu, Rum şairlerinin manzumelerinde Fars vezinlerini kullanmak suretiyle Türk lehçesini değiştirdiklerini, Arap aruzu ile Fars aruzunun birbirlerinden farklı birer ilim olduğunu ve Türk şairlerinin Fars vezinlerini tercih ettiklerini söyler. Ahmed Cevdet Paşa, Arap ve Fars aruzunun maksur ve medlerle Arap ve Fars diline uygun olarak düzenlendiğini; oysa Türkçede med olmadığını;( ي، و، ا) “elif, vav, ye” harflerinin hareke görevinde kullanıldığını ve bu harflerin telaffuzda imâle/med görevinde kullanılamayacağını; dolayısıyla Türk şiirine Arap ve Fars vezinlerini tatbik etmenin mümkün olmadığını; nitekim Rum şairlerinin Osmanlı şiirine Arap ve Fars vezinlerini tatbik etmekle kelimelerin sonundan başka, baş taraflarını bile meddeylemek zorunda kaldıklarını ifade ederek Süleyman Çelebi’nin;

Allâh adı olsa her işün öni Hergiz ebter olmaya anun sonı

beytini örnek olarak verir. Ahmed Cevdet Paşa, bu beytin hece bakımından doğru olduğunu; ancak Fars vezni üzere takti edilse “Allâh” lafzının kısa ve “adı”

(10)

3 kelimesinin hem başının hem de sonunun imâleli okunacağını; bunun ise Türk lehçesini bozacağını dile getirir. (Kolcu 2007: 71-73)1

1.Aruz nedir :-

VIII. Yüzyılda Arap edebiyatında doğan ve bu yüzyıldan başlayarak Arap şiirinde kullanılan bir şiir ölçüsü olan Aruz, Arap istilaları ile gittikçe geniş alanları kapsayan Arap kültürü ve edebiyatı ile birlikte İran'a, Afganistan'a, Orta Asya ve Hindistan'a kadar yayılmış ve yavaş yavaş bu yöre halklarının edebiyatlarında kullanılmakta olan bütün değişik şiir ölçülerinin yerini almağa başlamıştır. Önce İran edebiyatını etkisi altına alan aruz, İran şiirlerindeki değişiklikleriyle de öteki edebiyatlara girmiştir. X. yüzyıldan başlayarak İslâm dinini ve kültürünü benimseyen Türklerin edebiyatına da giren bu şiir ölçüsü eskiden beri kullanılmakta olan hece ölçüsü yanında ve ayrıca okumuş ve kültürlü bir halk kesiminin sevdiği, beğendiği, Arap ve İran şiirlerinden gelen yeni nazım şekillerinde kullandığı bir nazım ölçüsü olmuştur.2

Hecelerin uzunluk (kapalılık) ve kısalıklarına (açıklıklarına) bağlı olan şiir ölçüsüdür. Divan şiirinde kullanılmıştır. Bu şiirin, ses ve ahenk yani müzik bakımından güçlü olmasını sağlamıştır.3

Aruz hecelerin sayısını değil, şeklini esas alır. Aruzla yazılmış şiirlerde, her bir mısraının heceleri, diğer mısraların aynı hizadaki heceleriyle aynı açıklık (kısalık) ve kapalılık (uzunluk) noktasında birbirlerine denktir4

Aruzun sözlüklerde yön, yan taraf, sarp dağ yolu, birine bir şeyin arız olması, birine bir şeyi göstermek, arz etmek, isabet etmek, satışa sunmak, sergilemek, gösteri, takdim, karşılaştırmak, hastalıklı dişi deve, ölçek, Mekke, Medine, Mekke

1 Mesut Bayram DÜZENLİ, Şahap BULAK, Aruz vezninin Türk şiirine tatbikinde başvurulan îmla\telaffuz tasarrufları ve mahiyetleri, Siirt üniversitesi, SUTAD, bahar 2018, 147.s.,

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/512660, 16.4.2021\ 22:04.

2 Haluk ipekten, Eski Türk edebiyatı nazım şekilleri ve aruz, Dergah Yayınları, Istanbul, 2011, 131.s.

3 https://sites.google.com/site/edebiyolum/turk-edebiyati-tarihi/islamiyetin-etkisindeki-turk-

edebiyati/divan-edebiyati/divan-siirinin-genel-ozellikleri/aruz-vezninin-ozellikleri 5.1.2021 \20:54.

4 https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Aruz_ölçüsü 15.1.2021 \16:23.

(11)

4 ile Tâif arasında bir yer, şiir ölçüsü, sözün anlam ve mefhumu, çadırın ortasına dikilen ana (orta) direk gibi birçok kelime anlamı nakledilmektedir.1

Edebi kavram olarak, bu anlamlardan hangisine dayandığı tam olarak bilinmemektedir. Develerin yürüyüşünden, demircilerin sistematik çekiç vuruşundan veya çamaşırcı kadınların tokmak seslerinden çıktığı görüşleri vardır. Bir çadırı direğin ayakta tutması gibi, divan şiirini ayakta tutan en büyük unsurun aruz olduğu düşünülür.2

2.Aruzda Kalıplar:-

Bu açıklamalara göre aruzda kalıp parçaları (tef'ileler) şöyle gösterilir:

fa'lün: ( _ _ ) : ma'lum (mâlum), saygın...

fâ'ilün: ( _ . _ ): kâtibân, mâvi kuş...

fa'ilâtü: ( _ . _ . ) : dizlerinde, gözlerinde...

fa'ilâtün: ( _ . _ _ ) : nâzenînin, gelmiyorsun...

fe'ilün: ( . . _ ): gazelin, yakamoz...

fe'ilâtün: ( . . _ _ ) : şerefinden, sokağından...

fe'ûl: ( . _ ), ( . ): elîm, çetin...

fe'ûlün: ( . _ _ ): Muhammet, çocukluk...

mef'ûlü: ( _ _ . ) : paymâne, gönlümde...

mef'ûlün: ( _ _ _ ) : nâşâdın, Mehmetçik...

mefâ'ilü: (. _ _ .): şehinşâhı, bahârında...

mefâ'ilün: (. _ . _ ): mürüvvetin, iniş yokuş...

1 http://isamveri.org/pdfdrg/D03416/2019_64/2019_64_FETTAHOGLUS.pdf 15.1.2021 \16:11.

2 https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Aruz_ölçüsü 15.1.2021 \16:39.

(12)

5 Bu kalıp parçaları birleştirilerek aruz kalıpları (bahr) oluşturulur. Bu kalıplar da düz kalıplar, yarı karışık kalıplar ve karışık kalıplar olmak üzere üç türlüdür.

A. Düz Kalıplar:-

Pek çok kalıp vardır:

feilâtün feilâtün feilâtün feilün, fâilâtün fâilâtün fâilün,

fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün, feûlün feûlün feûlün feûl,

mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün, mefâîlün mefâîlün mefâîlün feûlün,

müstefilün müstefilün müstefilün müstefilün gibi.

Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayri (Fuzûlî) . . _ _ / . . _ _ / . . _ _ / _ _

Feilâtün / feilâtün / feilâtün / fa'lün

Eşin var, âşiyânın var, bahârın var ki beklerdin (Mehmet Akif Ersoy) . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _

Mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün Şu bakır zirvelerin ardından (Ahmet Haşim) . . _ _ / . . _ _ / _ _

Feilâtün / feilâtün / fa'lün

(13)

6 B. Yarı Karışık Kalıplar:-

mefâilün feûlün mefâilün feûlün, mef'ûlü mefâîlün mef'ûlü mefâîlün,

mütefâilün feûlün mütefâilün feûlün vb. kalıplar bulunmaktadır.

Yine zevrak-i derûnum kırılıp kenâre düştü (Şeyh Galip) . . _ _ / . _ _ / . . _ _ / . _ _

Mütefâilün feûlün mütefâilün feûlün C. Karışık Kalıplar:-

feilâtün mefâîlün feilün, mef'ûlü mefâilün feûlün, mef'ûlü mefâilü feûlün,

mefâilün feilâtün mefâilün feilün, mef'ûlü fâ'ilâtü mefâ'îlü fâ'ilün...

Derdin nedir gönül sana bir hâlet olmasın (Nedim) _ _ . / _ . _ . / ._ _ . / _ . _

Mef'ûlü / fâ'ilâtü / mefâ'îlü / fâ'ilün

Akşam, yine akşam, yine akşam (Ahmet Haşim) _ _ ./ . _ _ . / . _ _

mef'ûlü mefâîlü fe'ûlün.1

1 https://www.turkedebiyati.org/aruz_vezni.html, 20.1.2021\ 17:07

(14)

7 3. Arap aruzu:-

Eski devirde, başka kavimlerde olduğu gibi Araplar’da da şiirle mûsiki arasında sıkı bir bağ vardı. İrticâlen söylenen, yüksek sanat eseri sayılmadıkları için unutulmaya terkedilmiş, bu sebeple çok eski örneklerine sahip olamadığımız deveci ezgilerinde (ḥudâ’), ninnilerde, ağıtlarda şiir ve mûsiki, âni bir ilhamın iki kanadı olmuşlardır. Eski şairlerin şiir söylemelerini ifade için inşad kelimesinin kullanılması da şiirin yüksek sesle ilgisi olduğunu gösterir.1

Aruz ölçüsü, Arap dilinde hecelerin seslerine, bir başka deyimle de hece sonlarındaki harflerin harekeli ve sakin oluşu temeline dayanır. Araplar şiir bilimini İlmü'l-arûz ve İlmü'l-kâfiye diye ikiye ayırmışlardır. İlmü'l-arûz, Arap şiirinde kullanılan aruz bahirleri ve bu bahirlerden türetilen kalıplardan, aruzun usul ve kaidelerinden sözeden bir bilimdir.

Arûz ölçüsü ilk defa Imâm Halil b. Ahmed tarafından nazımla ilgili diğer kavamlarla birlikte bir bütün halinde ele alınmış ve sistemleştirilmiştir. Dilbilgini ve müzikolog olan İmam Halil, yüksek sesle ve irticâlen (doğaçlama) yüksek sesle siir okuma (inşâd) geleneğinin yaygın olduğu Arap toplumunda arûz ölçüsünü sistemleştirerek arûzu şiir biliminin temel dallarından biri haline getirmiştir. Arap dilinin ses ve imlâ özellikleri dikkate alınarak geliştirilen bu sistemde heceleri belirleyen harflerin harekeli (mütaharrik) ve harekesiz (sakin) oluşları önem taşımaktadır. Bu sistemde harekeli ve harekesiz harfler sebeb (ip) ve veted (kazık) diye isimlendirilen ses gruplarını meydana getirirler. Bunların da çeşitleri vardır.

1. Sebeb-i hafif (hafif sebeb): Biri harekeli, ikincisi sakin iki harfin birleşmesidir.

Örnek: min (-den), bin (oğul). Bir kapalı veya uzun hece sayılır.

2. Sebeb-i sakîl (ağır sebeb): İki harekeli harfin birleşmesine denir. Örnek: hiye (o kadın). İki açık veya kısa heceden oluşur.

1 https://islamansiklopedisi.org.tr/aruz, 20.1.2021\ 17:20

(15)

8 3. Veted-i mecmû (birleşmiş veted): İlk ikisi harekeli, sonuncusu sakin olan üç harften meydana gelir. Örnek: veled (çocuk). İlki açık, ikincisi kapalı iki hece sayılır.

4. Veted-i mefrûk (ayrılmış veted): İlki harekeli, ikincisi sakin, üçüncüsü hare- keli üç harfin birleşmesine denir. Örnek: kable (önce).

Arûzla ilgili eserlerde ayrıntıları anlatılan bu kavramlar, çöl yaşayışından izler taşıyan ve çadırla ilgili çağrışımları barındıran sözcüklerdir. Bu sözcüklerden, yani sebeb ve vetedlerden başka dört harfin birleşmesinden hâsıl olan küçük (suğrâ) ve büyük (kübrâ) fasılalarla arûzda kullanılan sekiz tef'ile meydana gelir. Eskilerin efâ'il ve tefâ'il dedikleri temel sekiz tef'ile şunlardır:

1. fa'ûlün (fe'ûlün) 2. fâ'ilün (fâ'ilât) 3. fâ'ilâtün 4. mefâ'îlün 5. müstef'ilün 6. mef'ûlâtü 7. müfâ'aletün 8. mütefâ'ilün

Bu temel sekiz tef'ile aynen ya da değişikliklere uğrayarak bahirleri meydana getirirler. Bir beytin tef'ilelere ayrılarak arûz kalıbının bulunmasına taktî denir1

Arûzda birim beyittir . Beytin yarısına Misra ' ya da Satr adı verilir . Tef'ile sayısı beytin tef'ile sayısının yarısıdır . Sekiz cüzlük beyitlere Müsemmen , altı cüzlük beyitlere Müseddes ve dört cüzlülere Murabbâ denir . Beyitte birinci misra'ın ilk cüz'üne Sadr , son cüz'üne Arûz ya da Harb , bu ikisi arasındaki cüzlere de Haşv adı verilir . İkinci misra’ın

1 Mustafa isen, Osman horata, vb., Eski Türk edebiyatı el kitabı, Grafiker yayınları, Eylül, 2011, ankara, 187-188.s.

(16)

9 ilk cüzü İbtidâ , son cüzü Darb ya da Acz , aradakiler yine Haşv adını alırlar . Bir beytin cüzlere ayrılarak aruz kalıbının bulunmasına da Takti ' denir . Her iki misra'da da cüzler aynı olduğundan beyitler takti' edilirken kolaylık olsun diye yalnız birinci mısra’ının cüzlerinin gösterilmesi âdet olmuştur. Aslında bunun iki kere söylenmesi gerekir.

Aruzun Tavîl, Medîd ve Basît bahirlerinin çıkarıldığı bu birinci daireye Dâ’ire-i muhtelife denir:

1. Dâ’ire-i muhtelife: Tavîl, medîd, basît bahirleri Da’ire-i mu’telife adı verilen ikinci daire Vâfir ve Kâmil bahirlerini içine alır: Dairenin içine Vâfir bahrinin bir beyti

(17)

10 yazılır: "Müfâ’aletün müfâ’'aletün müfâ'aletün müfâ’âletün müfâ’aletün müfâ’âletün".

Cüzlerin üçüncü hecesinden okunmaya başlanınca Kâmil bahrinin“Mütefâ'ilün mütefâ'ilün mütefâ’ilün mü- tefâ'ilün mütefâ’ilün mütefâ’ilün" kalıbı ortaya çıkar:

2. Dâ'ire-i mu'telife: Vâfir, kâmil bahirleri Arap aruzunun öteki üç dairesi de sırasıyla şunlardır: 3. Dâ'ire-i müctelibe: Hezec, Recez, Remel bahirleri. 4. Dâ’ire-i müştebihe: Seri', Münserih, Hafif, Muzâri', Muktazab, Müctes bahirleri. 5. Dâ'ire-i müttefika: Mütekârib, Mütedâ- rik bahirleri. Böylece daire sistemiyle bahirler biribirinden çıkarılarak Arap aru- zunda kullanılan 16 bahir meydana getirilmiştir. Sonradan Arap aruzcularının Acemlerden alıp ekledikleri Cedîd, Karîb ve Müşâkil bahirleri Dâ’ire-i seri'a adıyla altıncı bir bahirde toplanmış ve Arap aruzunun daire sayısı altıya , bahir sayısı da 19'a yükseltilmiştir.

(18)

11 İmam Halîl sistemindeki 16 bahrin temel kalıplarındaki cüzlerde belirli ka- idelere göre yapılan değişikliklerle her bahrin gayr-ı sâlim şekilleri türetilmiştir. Tef'ilelerdeki değişiklikler iki yolla yapılmıştır.

1. Zihaf (=aslından uzaklaştırma): Sebebin ikinci harfinin düşmesi ile olur.

Örneğin Fâ'ilâtün (– “ - -) tef'ilesinin ilk elif harfi düşerek Fe'ilâtün (“ “ - -) tef'ilesi ortaya çıkar. Mefâ'îlün (“ –--) tef'ilesinin î sâkini düşer; Mefâ'ilün (“ - “ -) tef’ilesi meydana gelir.

Buna Habn, meydana gelen yeni kalıba da gayr-ı sâlim-i mahbûn denir. Buna benzer ve ayrı ayrı adlarla anılan değişmelerle baş- ka başka kalıplar meydana getirilir.

2. Illet (= hastalık): Tef'ilelerin son harflerinde yapılan değişikliklerle olur. Bu değişiklikler tef'ile sonlarına harf eklenmesi ya da çıkarılması ile yapılır. Harf eklenmesine Ziyâde, harf çıkarılmasına da Hazf denir. Müstef’ilün (- – “ -) tef'ilesi sonuna harf eklenerek Müstef'ilâtün (--“--) tef'ilesi yapılır. Mefâ'îlün ("---) sonundaki “lün"

harflerinin çıkarılması ile de Mefâ'î (“ – -), bu şekil Arap gramerinde bulunmadığı için Fe'ûlün (“ --) tef'ilesi meydana getirilir. Böylece, beytin, sadr, haşv, arûz, ibtidâ ve darb cüzlerinde zihaf ve illet değişiklikleriyle yapılan gayr-ı sâlim kalıplar Meczû', Meștûr, Menhûk, Mahbûn, Matvî, Mahbûl, Makbûz, Maksûr, Maktû', Mekfûf, Mahzûf, Mecdû’, Maksûl, Menhûr, Mefsûl, Mahbûl, Mecbûb, Meczûl, Merfû... gibi 23 ayrı adla anılır. So- nuçta meydana getirilen ve Arap şiirinde kullanılan bütün aruz kalıpları 69 deği- şik kalıptır.1

Arûzla ilgili olarak bilgi veren klasik kaynaklarda bu ölçüye kutsallık atfedilmektedir. Nevâyî'nin Mizânu'l-evzân'ı başta olmak üzere arûzla ilgili teorik eserlerde Türkçe tezkire mukadimelerinde ve divan dibâcelerinde Kuran-ı Kerim'deki bazı âyetlerin arûz ölçüsüne uygunluğu üzerinde durulmaktadır (Üzgör 1990: 24-36). Ali Şir Nevâyî şöyle der: “Amma bilki, arûz fenni nazm vezinlerinin terazisidir ve soylu fendir, çünkü nazm ilminin rütbesi pek yüce rütbedir. Öyle ki Hak subhânehu ve ta'âlânın Kelâm-

1 Haluk Ipekten, A.g.e., 136-137.s., 4.2.2021\ 20:04

(19)

12 i mecîd'inde (Kur'an'da) pek çok yerde nazm görülmektedir ki arûz kaideleri ile uygunluk göstermektedir" (Nevâyî 1993: 68).1

4.Iran Aruzu:-

Iranlılar, Abbasîler devrindeki istilalar sonucu, İslâmiyet’in yayılmasıyla birlikte ülkelerine gelen Arap bilimi, kültürü ve edebiyatını da kabullenmek zorunda kalmışlardır.

Sâsânîler devrinin ileri düzeydeki kültürüne, dinin ve siyasetin de etkisiyle Arap kültürü egemen olmuş, bu arada Arap şiir tekniği, nazım şekilleri ve şiir ölçüleri de Iran edebiyatına yerleşmiştir. Daha önce İran'da kullanılan nazım şekilleri ve şiir ölçüleri de Sâmânîler devrinde yerlerini yavaş yavaş Arap nazım şekillerine ve aruz ölçüsüne bırakmaya başlamışlar, ama büsbütün de silinmemişlerdir. Gazneliler devrinde eski şiirde kullanılan âhenk ölçülerinin bazı değişikliklerle, aslında harekeli ve sakin harfler sistemi üzerine kurulan ve yalnız Arap şiiri için düzenlenen aruz kalıpları içine sokulması ile Arap aruzundan oldukça değişik yeni bir aruz sistemi ortaya çıkmıştır. Arap ve İran aruzları arasındaki ilk ve en önemli ayrılık Araplar beyti birim olarak aldıkları halde İran’da mısra’ın bir bütün olarak benimsenmesi ve takti'in hep misra üzerinde yapılmış olmasıdır.

İran aruzunun gelişmesinde Râduyânî, Hasan Kettân ve Reşîdüddin Vatvat gibi yazarların büyük katkıları olmuştur. Ama İran aruzunu sistemleştirerek ka- idelerini koyan ve böylece sağlam temeller üzerine oturtan el-Mu’cem yazarı Şems-i Kays'tır.

Bu çalışmalar ve denemeler sonunda Arap şairlerinin çok kullandıkları ilk iki dairenin beş bahri; Tavîl, Medîd, Basît, Vâfir ve Kâmil bahirleri beğenilmeyerek bir yana bırakılmış, bunların yerine Karîb, Cedîd, Müşâkil adlarında yeni kalıp- lar bulunmuştur.

Arap aruzunun öteki bahirleri de kullanılagelen eski şiir ölçüleri, Fars dilinin özellikleri ve şairlerin zevklerine göre değişikliklere uğratılarak Buhûr-i müştereke ve yeni bulunan üç bahir de Buhûr-1 muhtessa adlarıyla İran aruzuna girmiştir. Böylece dört daire halinde toplanan 14 bahirli bir İran aruz sis- temi meydana getirilmiştir. İran şiirinde kullanılan bu 14 bahir şunlardır: 1. Hezec, 2. Recez, 3. Remel, 4. Münserih, 5. Muzârî, 6. Muktazab,

1 Mustafa isen, Osman horata vb., a.g.e., 190.s.

(20)

13 7. Müctess, 8. Seri', 9. Karîb, 10. Cedîd, 11. Hafif, 12. Müşâkil, 13. Mütekârib, 14.

Mütedârik.

İranlıların aruza ekledikleri üç yeni bahir yalnız Fars şiirinde kullanılmıştır. 1.

Karîb bahri: Karîb “yakın" anlamındadır. Buna Müsta'cel bahri de denmiştir. Temel kalıbı müseddes, yani bir mısra'da "Mefâ’îlün, mefâ’îlün fe’ilâtün"dür. Bundan üç kalıp türetilmiştir. 2. Cedîd bahri: Cedîd, sözlük anlamıyla “yeni" demektir.

İran aruzunda buna Garîb bahri de denilmiştir. Sâlim şekli mısrada "Fâ'ilâtün fâ'ilâtün müstef'ilün" cüzleriyle müseddes bir kalıptır. Çok kullanılan “Fe’ilâtün, fe'ilâtün, mefâ'îlün" kalıbı da bundan türetilmiştir. 3. Müşâkil bahri: Müşâkil “aynı şekilli, benzeyen" anlamındadır. Bahrin temel kalıbı "Fâ'ilâtün mefâ'îlün mefâ'îlün" olan müseddes bir kalıptır. Ayrıca bundan türetilen 4 kalıbı vardır.

Iran aruzunun bu 14 bahri dört daire içinde toplanmıştır: 1. Dâ'ire-i mu’te- life:

Hezec, Recez, Remel bahirleri; 2. Dâ'ire-i muhtelife: Münserih, Muzârî, Muktazab, Müctes bahirleri; 3. Dâ’ire-i müctelibe: Seri', Karîb, Cedîd, Hafif, Müşâkil bahirleri; 4.

Dâ’ire-i müttefika: Mütekâbir, Mütedârik bahirleri. Bunla- rin ilki olan Dâire-i mu'telife'de Hezec bahrinin "Mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün" temel kalıbının "i" hecesinden okunmağa başlanarak Recez bahri “Müstef'ilün müstef'ilün müstef'ilün müstef'ilün" ve

"lün" hecesinden başlanarak "Fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ’ilâtün fâ'ilâtün" bahri türetilmiştir. İran şiirinde en çok kullanılan kalıplar bu bahrin kalıplarıdır.

3. Dâ’ire-i mu’telife: Hezec, Recez, Remel bahirleri Öteki bahirler de Arap aruzunda yapıldığı gibi, bu biçim de daireler içine yerleştirilerek birbirinden çıkarılmıştır.

İran şiirinde 14 bahirden türetilen 31 değişik kalıp kullanılmıştır. Ayrica XII. yüzyılda İmam Hasan Kettân’ın Hezec bahrinden çıkararak Ahrem ve Ahrep adlarında iki bölümde toplayıp düzenlediği 24 rubâî kalıbı vardır.1

1 Haluk Ipekten, A.g.e., 138-140.s., 5.2.2021\ 16:01.

(21)

14 Gazneliler devri şairlerinden olup Şemş-i Kays'ın eski aruz âlimleri arasın­da saydığı (el-Mu'cem, s. 181) Büzürc-mihr-i Arûzî de (Ebû Mansür Kasîm b. İbrahim el- Kâyinî, ö. 433/1045-42) bun­lardandır. Tuğrul Şah devri şairlerinden Ebû Abdullah el- Kureşî ve Gazneliler devri sanatkârlarından Behrâmî-i Serahsî'nin çalışmaları hakkında mevcut bil­giler İran şiirinde aruzun aldığı şekli izah için Arap aruz nazariyesinde yapılan değişiklikler ve yeni vezinler arama gayretleri hakkında fikir verebil­mektedir.

V.yüzyılın sonlarında ve VI. yüzyılda yalnız aruz ve kafiyeyi değil üs­lûp meselelerini de ele alan eserler ya­zılmıştır. Ziyârîler'den Emîr Keykâvus'un Kabusnâme'si ile Nizâmî-i Arûzî'nin Çehâr Makale'si gibi iki tanınmış ese­rin şiir ve şairlere dair bölümleriyle Ebû Muhammed Abdullah er-Reşîdî es-Semerkandi’nin

(22)

15 Zeynebnâme'si bir yana bırakılırsa, er-Râdûyâni’­nin Tercümânü'l-belâğa'sında bedî' ve belagat meselelerinin, yine Arapça eser­lere dayanmakla beraber, Farsça'ya na­zım tekniğine dair hususlardan pek tabii olarak daha kolay adapte edildiği görü­lür. er- Râdûyânî'den sonra bu mevzuda Hadâ'iku's-sihri kaleme alan Reşîdüddin el-Vatvât (ö.

573-1177), aruza dair de bir risale yazmıştır. Onun muasin nahiv âlimi İbnü'l-Kettân el- Mervezî'nin (ö. 548-1153) rubâî vezinlerini tasnif için yaptığı iki şecere, Şemseddin Muhammed b. Kays er-Râzî'den beri aruz kitaplannda yer almıştır.1

Arûz-ı Gülşehrî, Farsça olarak kaleme alınan 16 varaklık bir risale olup eserin ilk dokuz yaprağında çeşitli aruz kalıplarının terkip ve teşkilinden bahsedilmiş, geri kalan yedisinde ise bu kalıplarla ilgili örnekler verilmiştir. Eserin bilinen tek yazma nüshası Millet Kütüphanesi'ndedir (Farsça Yazmalar Kısmı, nr. 517'de kayıtlı Mecma 'ü'r-resâil içerisinde vr. 46b-61b arasında).2

5. Türk aruzu:-

Türkler, İslâm dinini kabulden sonra bilim dili olarak Arapça'yı, edebî dil olarak Farsçayı seçtiler. Nasıl İranlılar Arap şiir nazariyelerini ve aruzunu alarak yeni bir edebiyat meydana getirdilerse Türkler de birkaç yüzyıl içinde aynı işi yaptılar. Bu, Arap ve İran şiirini iyi bilen sanatkârların yardımı ile olmuştur. Bu arada Türklerin İslâmdan önce kendilerine özgü bir nazım tekniği vardı, hece sayısına ve dörtlüklere dayanan bu sistem, öbür yandan gelişmesini sürdürmüştür.

el-Halil'in sistemleştirdiği aruz, Arapça’ya göre hazırlanmış bir yazım biçimine bağlıydı. Bu durum Türklerin birkaç yüzyıl aruzu kendilerine uydurmalarını geciktirdi. ilk dönemlerde aruzla yazılan eserlerde daha çok Türk şiirinin nazım tekniğine yakın hece sayısı 8'li, 11’li aruz kalıpları uygulanmıştır. Yusuf Has Tayangu'nun Ķutadgu Bilig'i hece sayısı 11 olan Mütedarik bahrinin Fe'ülün Fe'ülün Fe'ülün Fe'ül kalıbı ile yazılmıştır.3

1 https://muhaz.org/bibliyografya-7-arif-i-fethullah-celebi-8.html?page=28 , 7.2.2021\01:23.

2 Ahmet atillâ şentürk, ahmet kartal, eski Türk edebiyatı tarihi, dergah yayınları, ekim, 2011, İstanbul, 84.s.

3 Hakan taş, On altıncı yüzyıl divan şairlerinde vezin kullanımı, Yüksek lisans tezi, Sosyal bilimler enstitüsü, 4.s. ,Istanbul, 2000, http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/34461.pdf, 13\3\2021, 23:01.

(23)

16 Arap edebiyatının öz malı olan aruz ölçüsü Türk edebiyatına doğrudan değil, dolaylı olarak İran edebiyatindan geçmiştir. X. Yüzyılda İslâmiyet’i benimseyerek Arap kültürü ve edebiyatının etkisine girmelerinden önce de Türklerin yüzyıllar boyu kullandıkları nazım şekilleriyle şiir ölçüleri vardı. Bu zamana kadar Türkçe şiirler dörtlükler halinde ve hece sayısına dayanan millî bir nazım ölçüsüne göre söyleniyordu.

Bu yüzyıldan başlayarak Arap kültürü ve edebiyatı İran kültürü ve edebiyatını etkilediği gibi, gittikçe artan bir hızla Türk edebiyatını da etkisi altına almağa başlamıştır. Bu arada Türkçe şiirlerde eski nazım şekilleri olan dörtlükler ve hece ölçüsü halk şiirleri ve tasavvuf şiirlerinde kullanılmağa devam ederken, öte yandan İran'da uzun denemeler sonunda gelişip, yerleşen aruz ölçüsü de Türk şiirinde kullanılmaya başlamıştır. Türk edebiyatında kullanılan ilk aruz kalıplarında,hece sayısına dayanan şiir ölçüsünün etkileri açıkça görülür. İlk devirlerde hece ölçüsüne çok benzeyen kalıplar seçilerek kullanılmıştır:

Mütekârib bahrinin "Fe'ûlün fe'ûlün fe'ûlün fe'ûl", Remel bahrinin "Fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" ve Hezec bahrinin "Mefâ'îlün mefâ'îlün fe’ûlün gibi kalıpları hecenin 11 hecelik ölçülerine uyan kalıplardır. Aruzla yazılmış, ele geçen ilk eserler Yûsuf Hâs Hâcib (ölm.

1077)'in 1070 yılında yazdığı ve içinde 173 dörtlüğün de bulunduğu Kutadgu Bilig adlı mesnevîsiyle, Edib Ahmet Yug- nekî'nin bütünüyle dörtlüklerden oluşan Atabetü'l- hakâyık adlı eseri 11 heceli "Fe'ûlün fe'ûlün fe'ûlün fe'ûl" kalıbıyladır.1

Arûz Risâlesi, Türklere mahsus bazı nazım şe- killerinin, aruz vezniyle ilgili bilgilerin ve pek bilinmeyen bazı edebî sa- natların anlatıldığı bir eserdir. Eserin en önemli özelliklerinden birisi, biz- zat Bâbür tarafından geliştirilen aruz kalıplarını içine almasıdır.

Mosko- va'da faksimile olarak yayımlanmıştır (Zahirüddin Muhammed Bâbür, Arüz Risâlesi, Moskova 1972).2

1 Haluk Ipekten, A.g.e., 140.s., 14.3.2021\22:22

2 Ahmet atillâ şentürk, ahmet kartal,a.g.e. 82.s.

(24)

17 6. Aruz ölçüsünün uygulanması:-

Aruz vezninin açık (=kısa) ve kapalı (=uzun) olarak nitelenen hecelerin önceden belirlenmiş bir düzen içerisinde tekrarlanması esasına dayanan bir şiir ölçüsü olduğunu daha önce belirtmiştik.1

Aruz ölçüsünün şiirde uygulanmasında kelimeler belirli kalıplara her zaman kolaylıkla uymaz. Özellikle uzun sesli bulunmayan Türkçe'de kelimeleri aruz kalıplarına yerleştirmek oldukça güçtür. Bunun için şairler bu ölçüyü daha kolay kullanabilmek ya da beytin âhengini arttırmak için bazı yollara başvurmuşlardır. Bunlar aruz uygulaması içinde çok kullanılan Vasl, İmâle ve Zihâf'dır. Aşağıda kalıpların taktii yapılırken kolaylık olsun diye vasl (*), imâle (î) imâle-i memdûd (-), zihâf (>) ve sekt (/) şekilleriyle gösterilmiştir.2

1.Vasl (=ulama, ulaştırma, liyezon):-

Kapalı bir heceyi açık hâle getirmek için, son hecesi ünsüz bir harfle biten bir sözcüğün, kendinden sonra gelen ve ilk hecesi ünlü olan sözcüğe kendiliğinden bağlanması ve iki sözcüğün tek sözcük gibi okunmasıdır. Ulama aslında bir kusur sayılmaz, çünkü şiirdeki musikiyi artırır.3

Ulama, ölçüde yan yana iki açık hece gerektiği veya kapalı hecenin açılması lazım geldiği zaman yapılır.4

Örnek:-

Şeref Hanım'ın

Rü'yet/o şehi devlet imiş bilmez idim ben Devlet dile ol rü'yet imiş bilmez idim ben.

1 https://www.turkedebiyati.org/turk-siirinde-aruz.html, 14.3.2021\ 22:45

2 Haluk Ipekten, A.g.e., 142.s., 16.3.2021\02:56.

3 https://www.google.com/amp/s/www.edebiyatogretmeni.org/aruz-olcusu/amp/, 16.3.2021\03:22.

4 https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/aruz-terimleri-takti-vasl-med- imale-zihaf-kasr-nedir-ve-ornekler/4854, 16.3.2021\03:34.

(25)

18

- - * * - - * * - - * * - -

Dîvân, s. 57

beytinde ilk "rü'yet" kelimesinden sonra ulama yapılmaması hem vezni tamam- lamış, hem de anlamı güçlendirmiştir.

2. İmale (=uzatma, Çekme):-

Aruz ölçüsünde hiçbir zaman üç açık hece yan yana bulunmaz. Bu, Arap dilinin özelliğinden kaynaklanan bir kuraldır. Türkçede bol bol açık hece vardır. Bu nedenle Türkçe sözcükleri aruz kalıplarına uydurmak için kimi zaman açık bir hece uzatılarak kapatılabilir. Buna imale denir.

Divan ve Tanzimat şiirinde imale kusur sayılmamıştır. Fakat Serveti Fünun ve sonrasında kusur olarak görülmüştür.1

Aruz uygulamasında iki türlü imâle vardır:- A.İmâle-i maksûr (=kısa uzatma):-

imâle-i maksûre): Kısa ünlüyle biten ya da tek kısa ünlüden ibaret bir açık (=kısa) heceyi, ölçü gereği uzun; yani, kapalı (=uzun) hece değerine yükseltmektir.

Şairler imâleyi Türkçe hecelerdeki kısa ünlülerde yapmışlar; Arapça ve Farsça sözcüklerdeki kısa ünlülerde imale yapmamaya büyük özen göstermişlerdir. Ancak Fars şiirinin de etkisiyle "gül ü bülbül"deki "ü"ve "gül-i bâğ"daki "-i"gibi Farsça atıf

"vav"larını (u, ü) ve tamlama kesrelerini (-i) imaleli olarak kullanmakta bir sakınca görmemişlerdir.

Türkçe kelimelerde, kelime ortasındaki ve "i"sesi dışındaki ünlülerde yapılan imaleler aruzda önemli âhenk kusurlarından biri olarak kabul edilmiştir. İmale genellikle bir vezin kusuru olarak görülmekle birlikte bazı durumlarda metne âhenk katan bir öge olarak da değerlendirilebilir. Başlangıç döneminde Türkçe ünlülerde yoğun olarak yapılan

1 https://www.turkedebiyati.org/aruz_vezni.html, 19.3.2021\ 15:02.

(26)

19 imaleler daha sonra Türkçenin söz varlığındaki Arapça ve Farsça kelimelerin artması ile gittikçe azalmış ve bu yapay ses değişikliği usta şairler elinde bir âhenk aracı hâline dönüşmüştür.1

Örnek:-

Ümmî benem Yûnus benem dokkuz atam dörtdür anam ↑ ↑ ↑ ↑

Aşk oduna düşüp yanam sûk u bazâr nemdir benim - - * - - - * - - - * - - - * - Yûnus, Dîvân. s. 116

Bu beyit “4 Müstef'ilün" kalıbıyla söylenmekle birlikte tef'ile sonlarındaki duraklarla 4+4+4+4+= 16'lık hece ölçüsüne de uymaktadır.

B.İmâle-i memdûd (=çok uzatma):-

Buna İmâle-i memdûde veya Medd de denir. Arapça ve Farsça kelimelerde bir uzun heceyi, ya da sonu iki sessiz harfle veya "hemze" ile biten bir heceyi bir uzun bir kısa olmak üzere iki hece olarak okumak demektir. Bu, aruzda kusur sayılmadığı gibi, şairlerce çok kez ahengi arttırmak için özellikle yapılmıştır. Tersine bu hecelerde imâle yapılmadığı durumlarda zihaf yapılmış olur ve kusur sayılır.2

1 https://www.turkedebiyati.org/turk-siirinde-aruz.html, 19.3.2021\ 15:09.

2 Haluk Ipekten, A.g.e., 150.s., 22.3.2021\ 21:20.

(27)

20 Örnek:-

Feryâduma ol kâmet-i şimşâd yetişmez →

Benzer ki anun gûşına feryâd yetişmez - - * * - - * * - - * * - - Bâkî, Dîvân. s. 287

3.Zihaf (=Kısaltma):-

Uzun bir heceyi, ölçü gereği kısa yapmaya zihaf denir. İmalenin tersidir ve uzun sesliyi kısa sesli gibi kabul edip okumak ve kapalı heceyi açık hece haline getirmektir.

Zihaf da bir aruz kusurudur. Divan şairleri uzun heceyi kısa saymak işlemini büyük bir aruz kusuru olarak görmüşler o yüzden çok az zihaf yapmışlardır.1

Örnek:-

Hayâlin ile gözümi bizerem Zirâ özge hayâlinden bizârem ↓ ↓ * - - - * - - - * - - K. Burhâneddîn, Dîvân. s. 112

1 https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/aruz-terimleri-takti-vasl-med- imale-zihaf-kasr-nedir-ve-ornekler/4854, 22.3.2021\ 21:46.

(28)

21 7.Bahirler ve kalıplar:-

Arûz kalıpları klasik ayrıma göre 5 daire ve 19 bahir'den (bahr) oluşur : A. Dâire-i Müctelibe :-

Bahr-i Hecez (Hecez Bahri) Bahr-i Recez (Recez Bahri) Bahr-i Remel (Remel Bahri) B.Dâire-i Müştebihe:-

Bahr-ı Münserih(Münserih Bahri) Bahr-i Serî (Serî Bahri)

Bahr-i Muzâri (Muzâri Bahri) Bahr-i Müktedâb (Müktedâb Bahri) Bahr-i Müctes (Müctes Bahri) Bahr-i Hafif (Hafif Bahri) C.Dâire-i Muhtelife:- Bahr-i Karîb (Karîb Bahri) Bahr-i Cedîd (Cedid Bahri) Bahr-i Müşâkil (Müşâkile Bahri)

Bahr-i Tavîl : (İran ve Türk edebiyatında kullanılmamıştır) Bahr-i Basît : (Türk edebiyatında kullanılmamıştır)

Bahr-i Medît : (İran ve Türk edebiyatında kullanılmamıştır) Ç.Dâire-i Müttefika:-

(29)

22 Bahr-ı Mütekârib (Mütekârip Bahri)

Bahr-i Mütedârik (Mütedarik Bahri) D.Dâire-i Mü'telife:-

Bahr-ı Kâmil (Kâmil Bahri)

Bahr-i Vâfir (Türk edebiyatında kullanılmamıştır)1 8.Divan şiirinde en çok kullanılan aruz kalıpları:-

Divan şiirinde en çok kullanılan aruz kalıpları şunlardır:- 1. Fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilün

_ . _ _ / _ . _ _ /_ . _ _ / _ . _

Remel bahrinin bu kalıbı hem ahengi hem de kullanılışının kolaylığı nedeniyle Türk şairlerince en çok benimsenen ve kullanılan kalıbıdır. Her devirde ve her tür nazım şeklinde, özellikle kasîde, gazel ve kıt'alarda çok görülür. Türk şiirindeki gazellerin üçte birine yakın kısmı bu kalıpla söylenmiştir.

Örnek:-

Çîn-i zülfün miske benzetdim hatâsın bilmedim Key perîşân söyledim bu yüz karasın bilmedim

(Ahmet Paşa)

Güllü dîbâ giydin ammâ korkarım âzâr eder Nâzenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni

1 https://www.fibiler.com/Arûz-Kaliplari-ve-Bahirleri_Veri_12481, 14.4.2021\ 20:29.

(30)

23 (Nedîm)

2. Fe'ilâtün (fâ'îlâtün) / fe'ilâtün / fe'ilâtün / fe'ilün (fâ’lün) . . _ _ / . . _ _ / . . _ _ / . . _

Bu kalıpta ilk tef'ilenin "fâ’ilâtün ve son tef'ilenin "fa'lün" şeklinde değiştirilerek kullanılması gibi bir özellik vardır. Bu değişiklikler kalıba canlılık ve kolaylık getirmiş ve dört ayrı şekilde yararlanılmasını sağlamıştır.

Örnek:-

Çıkalı göklere âhım şereri döne döne Yandı kandîl-i sipihrin cigeri döne döne

(Necâtî ) Hani ol gül gülerek geldiği demler şimdi

Ağlarım hâtıra geldikçe gülüştüklerimiz (Mâhir)

3. Mef'ûlü / mefâ'îlü / mefâ'îlü / fe'ûlün _ _ . / . _ _ . / . _ _ . / . _ _

Aruzun hareketli ve âhenkli kalıplarındandır. Türk şâirlerince benimsenmiş ve çok kullanılmıştır. Eski devirlerden başlayarak her tür şiirde ve özellikle kasîde ve gazellerde görülür.

Örnek:-

Bir söz dedi cânan ki kerâmet var içinde Dün geceye dâir bir işâret var içinde

(Nedîm)

(31)

24 Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım

Kurbânın olam var mı benim bunda günâhım (Nahifi) 4. Mef'ûlü / fâ'ilâtü / mefâ'îlü / fâ'ilün

- - . / - . - . / . - - . / - . -

Bu kalıp Türk şiirinde Muzârî bahrinin en çok kullanılan kalıbı olduğu gibi Türk aruzunun öteki kalıpları arasında da en çok başvurulan kalıplardan biridir. İlk devirlerden başlayarak kesintisiz hemen her şairin beğendiği ve benimsediği bir kalıptır. Bütün nazım şekillerinde, ama daha çok kasîde ve özellikle gazellerde görülür.

Örnek:-

Bir dil bilir bulunmadı kim hâlim ağlayam Bigâneler içinde zebânım bilinmedi

(Yahyâ) Mir'âta bakma bir iki gün eyle tecrübe

Sabr eylemek firâkına müşkil değil midir (Esrâr)

5. Mefa'ilün / mefâ'îlün / mefâ'îlün / mefâ'îlün . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _

Bu müsemmen kalıp hezec bahrinin şiirimizde en çok kullanılan kalıbıdır. Hemen bütün nazım şekilleri, özellikle kasîde ve gazeller, kıt'a ve şarkılar bu kalıpla yazılmıştır.1

1 Haluk Ipekten, A.g.e., 168.s., 14.4.2021\ 20:59.

(32)

25 Örnek:-

Sunar bir câm-ı memlû bin tehî peymâneden sonra Döner vefk-i murâd üzre felek ammâ neden sonra

(Mezâkî) Gülüm şöyle gülüm böyle demekdir yâra mu'tâdım Seni ey gül sever cânım ki cânâna hitâbımsın

(Nedim) 6 Mefâ'ilün / fe'ilâtün / mefâ'ilün / fe'ilün . _ _ _ / . _ _ / . _ _ _ / . _ _

Uzun ve kısa hecelerin ardarda sıralanmasıyla âhenkli ve bu yüzden de Türk şairlerinin beğenerek kullandıkları kalıplardan biridir. Değişik tür nazım şeklinde kullanılmışsa da en çok kasîde, gazel ve kıt’alarda görülür.

Örnek:-

Demez nice sürünürsün kapımda sen de garîb Kimesne bencileyin olmasın vatanda garib

(Necâtî) Getirdin ey dil-i âvâre sîneye bir bir

Ne denlü gussa vü gam varsa âşinâ diyerek (Yahyâ)

(33)

26 7. Müstef'ilün / müstefilün / müstef'ilün / müstefilün

_ _ . _ / _ _ . _ / _ _ . _ / _ _ . _

Bu kalıbı “Müstef’ilâtün fâ’ilün müstef'ilâtün fâ’ilün" biçiminde taktî etmek de mümkündür. Bazı şâirler bu ikinci takti'e uymuşlardır. Bu müsemmen kalıp Recez bahrinin en çok kullanılan kalıbıdır.

Örnek:-

Mülk-i bekâdan gelmişem fânî cihâni neylerem Ben dost cemâlin görmüşem hûr-ı cinâni neylerem

(Yunus) Âb-ı hayât-ı laʼline ser-çeşme-i cân teşnedir Sun cür'a-i câm-i lebin kim âb-ı hayvân teşnedir

(Bâkî) 8. Mef'ûlü / fâ'ilâtün / mef'ûlü / fâ'ilâtün _ _ . / _ . _ _ / _ _ . / _ . _ _

(müstef'ilün / fe'ûlün / müstef'ilün / fe'ûlün) ( - - , - / . - - / - - . - / . - - )

Muzârî bahrinin bu kalıbı, ilk ve üçüncü cüzlerde vurguların yerleri değiştirilerek Münserih bahrinin "Müstef'ilün fâ’ûlün müstef'ilün fâ'ûlün" kalıbı şeklinde de okunabilir, yani iki türlü taktiî vardır. Edebiyat kitaplarımızdan bazen muzârî, bazan münserih bahrinin kalıbı olarak gösterilmiştir.

Bu, Türk edebiyatının her devrinde görülen, ama oldukça az kullanılan kalıplardan biridir. Bu kalıpla kasîde, daha çok da gazel söylenmiştir. Kalıbı en çok kullanan şairler Nesîmî, Zâtî, Muhibbî ve Murâdî'dir.

(34)

27 Örnek:-

Geh gamzen içmek ister kanımı gâh çeşmin Korkum budur ki nâgeh kanlar ola arada

(Fuzûlî) Merhem koyup onarma sînemde kanlı dağı Söndürme öz elinle yandırdığın çerâğı

(Fuzûlî) 9. Mefa'ilün / mefa'ilün / fe'ûlün

. _ _ _ / . _ _ _ / . _ _

Bu müseddes kalıp kısalığı ve işlekliği nedeniyle daha çok mesnevî biçiminde yazılmış uzun hikâyelerde kullanılmıştır. Ayrica kasîde, gazel, az sayıda şarkı ve dîvânlardaki kısa mesnevî parçalàrında da görülmüştür.1

Örnek:-

Geçer firkat / zamânı böy / le kalmaz . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _

Sağ olsun sev / diğim Mevlâ / kerimdir (Nâilî) Sağ olsun: ulama . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _

Necâti tevbeni bozmak dilerler Çemenle lâle ve gül epsem olmaz

(Necâtî)

1 Haluk Ipekten, A.g.e., 176.s., 14.4.2021\ 21:43.

(35)

28 10. Fe'ilâtün / mefâ'ilün / fe'ilün

. - - / . - . - / . . -

Bu, hafif bahrinin Türk şiirinde kullanılan tek kalıbıdır. Ardarda gelen açık ve kapalı hecelerin çokluğu, ilk ve son cüzlerin değişik biçimde kullanılabilmesi özelliği kalıba bir esneklik ve kolaylık getirmiştir. Bu kolaylığı ve ayrıca kısalığı yüzünden birçok uzun mesnevî eseri bu kalıpla yazılmıştır.

Örnek:-

Bir gülün gülşen-i cinâna değer Sünbülün ömr-i câvidâna değer Koparır başıma kıyâmet âh Ne belâdır bu kadd ü kâmet âh

(Necâtî) 11. Fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilün

_ . _ _ / _ . _ _ /_ . _

Remel bahrinin bu müseddes kalıbı da Türk edebiyatında en çok kullanılan kalıplardandır. Kısa oluşu nedeniyle pek çok mesnevî bu kalıpla yazılmıştır.

Örnek:-

Yoldaşı îmân ile Kur'ân olur Şol ki hadd ü hattın anar cân verir

(Necâtî)1

1 Mustafa isen, Osman horata, A.g.e., 192-194.s.

(36)

29 SONUÇ

Bu araştırmanın sürecinde yazdığımız bilger sonuç olarak elde ettiğimiz en önemli bilgilere sahip olduk ve bu şekilde anlata bilir:-

1.Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra şiirde kullanılmaya başlanan aruz ölçüsünün Klasik Türk edebiyatının oluşumu ve gelişiminde önemli bir yere sahip olduğu söylenebilir.

2.Şiirin ahenk unsurları içinde yerini alan aruzun Arap edebiyatında doğup gelişmesi onlardan Fars edebiyatına Farslardan da Türk edebiyatına geçmiş olmasıyla birlikte şiirin biçim ve anlam yönüyle büyük ve parlak bir dönem geçirmiş

3.Aruz ölçüsünün şiirde uygulanmasında kelimeler belirli kalıplara her zaman kolaylıkla uymaz. Özellikle uzun sesli bulunmayan Türkçe'de kelimeleri aruz kalıplarına yerleştirmek oldukça güçtür.

4.aruz uygulaması içinde çok kullanılan Vasl, İmâle ve Zihâf'dır.

5.aruz uygulaması içinde çok kullanılan Vasl, İmâle ve Zihâf'dır.

6. Türk edebiyatında Arap ve İran edebiyatlarında olduğu gibi aruz bilginlerinin çalışmaları ve düzenlemeleriyle değil şairlerin beğenileri ve benimsedikleri kalıpları kullanmalarıyla serbestçe ve kendiliğinden gelişmiştir.

7. Arûz kalıpları klasik ayrıma göre 5 daire ve 19 bahir'den (bahr) oluşur (Hecez, Recez, Remel, Münserih, Serî, Muzâri, Müktedâb, Müctes, Hafif, Karîb, Cedîd, Müşâkil, Tavîl, Basît, Medît, Mütekârib, Mütedârik, Kâmil, Vâfir)

8. Rubâî kalıpları Ahrem ve Ahreb adlarıyla 12'şer kalıplık iki bölüm halinde toplanmıştır.

Aynı değerde olan Fe'îl (* -), Fe’ûl (* -) ve Fa' (-) ile son bulan kalıplar birleştirilince uygulamada Ahrem ve Ahreb'i altışar kalıba indirmek mümkündür.

(37)

30 KAYNAKÇA

A.Yazılı kaynaklar:-

1) DÜZENLİ, Mesut Bayram, Aruz vezninin Türk şiirine tatbikinde başvurulan îmla\telaffuz tasarrufları ve mahiyetleri, SUTAD, bahar 2018,

2) IPEKTEN, Haluk, Eski Türk edebiyatı nazım şekilleri ve aruz, Dergah Yayınları, Istanbul, 2011

3) İSEN, Mustafa, Eski Türk edebiyatı el kitabı, Grafiker yayınları, ankara, Eylül, 2011.

4) ŞENTÜRK, Ahmet atillâ, , Eski Türk edebiyatı tarihi, dergah yayınları, İstanbul, ekim, 2011.

5) TAŞ, Hakan, On altıncı yüzyıl divan şairlerinde vezin kullanımı, Istanbul, 2000.

B.Elektronik kaynaklar:-

1) http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/34461.pdf.

2) https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/512660.

3) https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Aruz_ölçüsü .

4) http://isamveri.org/pdfdrg/D03416/2019_64/2019_64_FETTAHOGLUS.pdf . 5) https://www.turkedebiyati.org/aruz_vezni.html.

6) https://islamansiklopedisi.org.tr/aruz.

7) https://muhaz.org/bibliyografya-7-arif-i-fethullah-celebi-8.html?page=28 . 8) https://www.turkedebiyati.org/turk-siirinde-aruz.html.

9) https://www.google.com/amp/s/www.edebiyatogretmeni.org/aruz-olcusu/amp/.

10) https://www.fibiler.com/Arûz-Kaliplari-ve-Bahirleri_Veri_12481.

11) https://islamansiklopedisi.org.tr/hezec.

12) https://www.sabah.com.tr/sozluk/edebiyat/hezec-nedir.

13) https://islamansiklopedisi.org.tr/recez.

14) https://sites.google.com/site/edebiyolum/turk-edebiyati-tarihi/islamiyetin- etkisindeki-turk-edebiyati/divan-edebiyati/divan-siirinin-genel-ozellikleri/aruz- vezninin-ozellikleri .

(38)

31 15) https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/aruz-

terimleri-takti-vasl-med-imale-zihaf-kasr-nedir-ve-ornekler/4854.

16) https://www.google.com/amp/www.bilgihanesi.com/amp/aruz-kaliplari-aruz- hecesi-aruz-olcu-ornekleri-p24/.

17) https://edebiyatvesanatakademisi.com/siir-sanati-siir-akimlari/rubai-nin-tum- ozellikleri-ve-rubai-ornekleri/880.

18) https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/bahr-nedir- aruz-vezni-makamlari/4899.

Referanslar

Benzer Belgeler

(Fars, İran) edebiyatına, onlardan da Türklerin İslâmiyet’i kabul etmesinden sonra Türk edebiyatına geçmiştir. ... Aruz, Arap diline dayanır ve bu dilin

Aruzda bazı heceler ilki kapalı ikincisi açık olmak üzere iki hece değerinde kabul edilmiştir.. Bu tür hecelere medli hece, bileşik hece ya da bir buçuk hece

İbn Tabâtabâ, bir şairin kendisinden önceki şairlerin manâlarını kullandığında, eğer onları en güzel şekilde ortaya koyarsa, bunun bir ayıp olmadığını, bilakis

Yine Arap kültür tarihinin önemli bir uzantısı olan edebiyatta, özellikle de erken dönemin, yani “Câhiliyye Dönemi” diye adlandırılan ve ürünleri dünyanın belli

Ragayat ·kıldı bihet harb u cengsiz. Otuz müng leşger ile üç oglunı,.. yaı~ga çı!kdı; · Özi birden yüz müıng leşgerni çeıkdi. Cucı Haan ' nı H1taylar. Bu

Günlük yaşantının bir parçası olmuş her obje gibi çay da edebiyatın konuları arasına girmiş, Türk edebiyatında olduğu kadar Arap edebiyatında da adına

Bulundukları uzamın, yaşam şartlarının ve çevrelerinde gördükleri olguların inançlarını biçimlendirmesi incelenmiş, köy halkının inancı bir çıkış

The second variable to be investigated was the effect of rate of evaporation of a saturated solution of copper (II) sulfate pentahydrate in room temperature on intact crystal growth