Anlatı Türleri
Dua- Beddua (Alkış-Kargış)- Atasözü- Deyim- Tekerleme- Bilmece
TEKERLEMELER
Tekerlemeler; şekil, konu, muhteva ve işlevleri bakımından sınırları tam ve kesin olarak çizilememiş halk edebiyatı ürünleridir. Bunun en önemli sebebi, tekerlemelerin daha çok bilmece, âşık şiiri, masal, ninni, oyun, halk hikâyesi, halk tiyatrosu gibi pek çok halk edebiyatı ve folklor türünün içinde yer almaları olsa gerektir.
Ancak başka hangi türle ilişkisi olursa olsun yine de tekerlemeleri farklı kılan şekil, muhteva ve anlatım özelliklerinin var olduğunu söylemek mümkündür.
Ayrıca diğer türlerden tamamen bağımsız olan tekerlemeler de vardır.
Tekerleme türü daha ziyade çocuk folkloru ürünlerinde göze çarpar.
Tekerlemelerin anlatımlarındaki çocuksu üslup da bunun bir yansımasıdır.
Ancak bazı âşık edebiyatı ürünlerinde ve masallarda bulunan ve tekerleme olarak adlandırılan mizahi ve manzum konuşmalar büyüklere mahsus özellikler göstermektedir.
Tekerleme sözünün menşei hakkında iki görüş vardır:
1. Ahmet Talat Onay’a göre, aşık şiirindeki şekli esas alınarak “teker” sözünden kaynaklanır ve “araba tekerleklerinin yuvarlanması gibi hasmın da mağluben faslı bırakması, ikbal sedirinden yuvarlanması vaki olduğundan araba tekeri kelimesinden alındığı da hatıra gelebilirse de bu çok uzak bir tevil olur” der.
Tekerlemenin halktan şairlere ya da şairlerden halka geçmiş bir kavram olabileceğini söyler (Onay 1996:
210-211).
2. Şükrü Elçin’e göre, dinleyici veya izleyici topluluğunun dikkatini toplamak için
tiyatrodaki gonga benzer bir ihtiyaçtan
doğduğunu düşündüğü tekerleme sözünün
“Yuvarlak bir şeyi hareket ettirip yürütmek.”
manasındaki maddi karşılığına da uygunluk
gösterdiğini ifade etmektedir.
Tekerlemelerin İşlevleri:
1. Tekerleme birbirine aykırı düşünceleri, olmayacak
durumları bir araya getirip, mantık dışı birtakım sonuçlara varmakla şaşırtıcı bir etki yaratır. Örgüsü ve konusu
bakımından bu özelliğiyle tekerlemeler, beklenmedik hayal oyunlarının boşanıvermesiyle şaşırtmak, eğlendirmek ve keyiflendirmek için başvurulan bir söz cambazlığıdır.
2. Masallar, halk hikayesi, orta oyunu ve Karagöz’de dinleyicileri anlatıya hazırlayan bir giriş vazifesi görür,
anlatılanlardan uydurma ve gerçek dışı olduğunu sezdirir.
Ayrıca masallarda zaman ve mesafe geçişlerinde kolaylık
sağlayan bir kalıp ifade özelliği gösterir.
3. Oyunlarda ise ebe seçimi, ebe çıkarma, tarafların tespiti ve oyunların bölümlerinin birlikte yürümesini sağlama gibi
fonksiyonları vardır.
4. Tören tekerlemeleri ise daha ziyade tabiat güçlerini,
olaylarını ve varlıklarını etkilemek için söylenen tılsımlı söz özelliği göstermektedir.
5. Ritmik bir söz, çoğu zaman motor bir harekete eşlik ederek ses ve oyun birlikteliğini sağlar.
6. Yanıltmacalar çocukların dil gelişiminde önemli bir rol
oynarlar.
BİLMECELER
Sözlü halk kültürünün önemli mahsüllerinden
olan bilmeceler, en az iki kişi arasında sorulan,
bazen mensur, fakat çoğunlukla manzum
halde olan kalıplaşmış ifadelerdir.
Bilmece kelimesinin karşılığı olarak, Divanü Lugat-it Türk’te, tabuzgu, tabuzguk, tabzug, tabzuguk,
tabızmak, tabuzmak vb. gibi terimler kullanılırken, Anadolu shasında büyük bir kısmı tap- ve bil- kelime köklerinden türetilmiş ve bilmece yerine kullanılan çeşitli isimlere rastlanır: atlı hekat, atlı mesel, bilmeli matal, bulmaca, dele, mesel, fıcık, gazelleme, hikaye, masal, matal, metel, söz tanımaca, tandurmaca,
tanımaca, tanıtmaca, tanumaca, tapbaca, tapmaca,
tappaca, vb. gibi.
Bilmecelerin Doğuşu:
Anonim olup, ilk söyleyicisi bilinmeyen
bilmecelerin ortaya çıkış tarihi de çok eskilere,
mitolojiye dayanır. İlk insanlara göre doğada
meydana gelen her olayın (yıldırım, sel, fırtına,
vb.) mutlak bir sahibi vardır ve doğada var olan
canlı-cansız her şeyin de kendilerine göre bir dili
vardır. Konuşulan her şeyi, onlar da bizler gibi
anlarlar.
Bu sebeple, o devrin insanları, kendileri için zararlı gördükleri bütün varlıkların adlarını söylemekten sakınmışlardır. Bu inanış çerçevesinde, insanlar kendi aralarında konuşurlarken bazı zararlıların isimlerini söylemeyerek, yerine farklı isimler kullanmışlardır (Soltan 1984: 13). Bir avcı, vuracağı hayvanın, kuşun adını açık bir şekilde değil, onların anlayamayacağı dilden, gizli olarak söyler veya sembollerle ifade ederlermiş. Bu sırlı veya sembolik sözler, farklı benzetmeler, bilmecelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Örn: Dede Korkut- Salur Kazan’ın Evinin Yağmalandığı Boy’da Salur Kazan’ın yolda karşılaştığı kurdu tasvir eden sözleri örnek verilebilir.