TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
SPORUN ULUSLARARASI İLİŞKİLER AÇISINDAN FONKSİYONLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Gözde ALGÜN DOĞU
BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ
DANIŞMAN
Yrd.Doç.Dr. Hakan SUNAY
2010 – ANKARA
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
SPORUN ULUSLARARASI İLİŞKİLER AÇISINDAN FONKSİYONLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Gözde ALGÜN DOĞU
BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ
DANIŞMAN
Yrd.Doç.Dr. Hakan SUNAY
2010 – ANKARA
Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Spor Yönetim Bilimleri Yüksek Lisans Programı
çerçevesinde yürütülmüş olan bu çalışma, aşağıdaki jüri tarafından Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir.
Tez Savunma Tarihi : / / 2010
Ünvanı, Adı ve Soyadı Üniversitesi
Jüri Başkanı
Ünvanı, Adı ve Soyadı Üniversitesi
Raportör
Ünvanı, Adı ve Soyadı Üniversitesi
Ünvanı, Adı ve Soyadı Üniversitesi
Ünvanı, Adı ve Soyadı Üniversitesi
İÇİNDEKİLER
Kabul ve Onay i
İçindekiler ii Önsöz iv Simgeler ve Kısaltmalar iv
Şekiller viv Çizelgeler viii
1. Giriş 1
Genel Bilgiler 4
1.1. Devletlerin Dış Politika Araçları 4
1.1.1. Siyasal Etki Araçları 4 1.1.2. Ekonomik Etki Araçları 9 1.1.3. Askeri Etki Araçları 9
1.2. Uluslararası İlişkiler ve Spor 10
1.3. Yerelden Ulusal Düzeye Geçiş 12
1.4. Sporun Uluslararası Hale Gelirken Geçtiği Aşamalar 13
1.4.1. Sporun Dünyaya Yayılması 13 1.4.2. Uluslararası Federasyonların Kurulması 13
1.4.3. Uluslararası Yarışmaların Düzenlenmesi 14 1.4.4. İlk Ulusal Takımlar ve İlk Uluslararası Maçlar 15
1.4.5. Sporun Uluslararası İlişkilere Etkisi 16
1.5. Uluslararası Alman Politikasında Sporun Yeri (1918-1945) 18 1.6. Sovyet Rusya’nın Spor Politikası (1917-1941) 22
1.7. İspanya’nın Spor Politikası 27
1.8. Devletlerarası Dünya Görüşü Oluşturmada Sporun Rolü 32
1.9. Spor, Cinsiyet ve Uluslararası İlişkiler 40
1.10. Olimpiyat Hareketi 42
2. GEREÇ VE YÖNTEM 47
2.1 Problem Cümlesi 47
2.1.1 Alt Problemler 47
2.2 Araştırmanın Önemi 48
2.3 Araştırma Grubu 48
2.4 Sayıltılar 49 2.5 Sınırlılıklar 49
2.6 Veri Toplama Teknikleri 50
2.6.1 Kişisel Bilgi Formu 50
2.6.2 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketi 50
2.7 Anketin Güvenilirliği 51
2.8 Verilerin Analizi 52
3. BULGULAR 53
4. TARTIŞMA 70 4.1 Çalışmaya Katılanların Demografik Özelliklerine Ait Bulguların
Tartışılması 70
4.2 Çalışmaya Katılan Kişilerin Uluslararası İlişkiler ve Spor Arasındaki
İlişkiye Ait Bulguların Tartışılması 72
5. SONUÇ VE ÖNERİLER 80
Özet 83 Summary 85 Kaynaklar 87 Ekler 91
EK 1 : Kişisel Bilgi Formu 92
EK 2 : Uluslar arası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketi 93
EK 3 : Aydınlatılmış Onam Bilgi Formları 95 EK 3 – 1 : Aydınlatılmış Onam Bilgi Formu - 1 95
EK 3 – 2 : Aydınlatılmış Onam Bilgi Formu - 2 96 EK 3 – 3 : Aydınlatılmış Onam Bilgi Formu - 3 97
ÖZGEÇMİŞ 98
ÖNSÖZ
Spor, tüm dünya ülkeleri tarafından kabul edilen büyük bir olgudur. “Dili, ırkı, dini farklı insanları biraraya getiren evrensel kültürün bir parçasıdır” da diyebiliriz spor için. Sporun en büyük göstergesi olan olimpiyatlar ülkelerin birbirlerini dikkate almalarında büyük bir yaptırım aracıdır.
Olimpiyatlar ve büyük sportif oyunlar uluslararası sporun bir parçası olarak görünmesine rağmen bu olimpiyatlara veya oyunlara katılan ülkeler diplomatik alanda da ön planda bulunan ülkelerdir. Olimpiyatlarda ana tez olimpiyatlara katılan ülkelerin kendilerini sportif anlamda temsil etmeleri ve ülkelerinin varlıklarını ve güçlerini olimpiyatlar aracılığıyla dünyaya hissettirmeleridir. Bu organizasyonlar, daima tüm dünya tarafından destek alan organizasyonlardır.
Olimpiyatlarda ortaya çıkabilecek herhangi bir olumsuz olay tüm dünya ülkelerinin dikkatini çekmekte ve organizasyonların uluslararası boyutunu daha da güçlendirmektedir. Oyunlara ev sahipliği yapmada hem ticari çıkarların, hem de devlet, bölge ve belediye seviyesinde diplomasinin etkileri de görülmektedir. Yapılan bu çalışma, sporun uluslararası diplomasi de araç olarak kullanıldığını ortaya koymayı hedeflemektedir.
Tez çalışmam boyunca ilgi, destek ve yardımlarını esirgemeyen tez hocam Sayın Yrd. Doç. Dr. Hakan SUNAY’a, eğitim yaşantım boyunca maddi ve manevi destekleriyle hep yanımda olan aileme ve eşim Kemal Semih DOĞU’ya teşekkür ederim.
SİMGELER VE KISALTMALAR
Α Güvenilirlik Katsayısı
DFB Alman Futbol Birliği (Deutscher Fussball Bund) F Frekans
FIFA Uluslararası Futbol Federasyonu Birliği (Fédération Internationale de Football Association)
IOC Uluslararası Olimpiyat Komitesi (International Olimpic Comitee) N Katılımcı Sayısı
NGO Hükümet Dışı Örgütler (Non-Governmental Organization)
P Güven Düzeyi
SS Standart Sapma
SSCB Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (Union of Soviet Socialist Republics)
TBMM Türkiye Büyük Millet Meclisi
UEFA Avrupa Futbol Federasyonu Birliği (Union of Europen Football Associations)
USA Amerika Birleşik Devletleri (The United States of America)
USFSA Fransız Atletizm Kulubü (l’Union des Sociétés Françaises de Sports Athlétiques)
X Aritmetik Ortalama
ŞEKİLLER
Şekil 1-1 Pierre de Coubertin 14
Şekil 1-2 Olimpiyat Oyunları Sembolü 17
Şekil 1-3 Berlin Olimpiyat Oyunları 18
Şekil 1-4 Ülke Bayrakları 26
Şekil 1-5 Evrensellik 43
Şekil 1-6 Ortaçağ Avrupası 44 Şekil 3-1 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 1. Soruya (Türkiye
Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda rol ve etkinliğinin
değerlendirilmesinde sporun önemli yeri vardır.) İlişkin Cevap
Dağılımı 57 Şekil 3-2 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 2. Soruya (Spor
müsabakalarının ikili ilişkiler üzerinde olumlu etkisi vardır.) İlişkin
Cevap Dağılımı 57 Şekil 3-3 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 3. Soruya
(Uluslararası siyaset içerisinde spor, birincil diplomatik araçların sonuç vermediği durumlarda ikincil bir diplomatik araç olarak
kullanılmaktadır.) İlişkin Cevap Dağılımı 58 Şekil 3-4 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 4. Soruya (Ulusal
direniş ve özgürlük hareketleri çerçevesinde, spor ulusal politikanın
bir parçasıdır.) İlişkin Cevap Dağılımı 58 Şekil 3-5 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 5. Soruya (Komşu
ülkelerle kurulan askeri ilişkiler üzerinde spor müsabakalarının
olumlu etkisi vardır.) İlişkin Cevap Dağılımı 59 Şekil 3-6 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 6. Soruya (Baskıcı
rejimler kendi siyasi sistemlerini, olimpiyat düzenleyerek
savunmaktadırlar.) İlişkin Cevap Dağılımı 59 Şekil 3-7 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 7. Soruya (Spor
diplomasiyi, diplomasi de sporu kabul etmiştir.) İlişkin Cevap Dağılımı 60 Şekil 3-8 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 8. Soruya (Oyunlar
ve olimpiyatlar katılımcıların ülkelerini sportif anlamda temsil etmelerinin yanısıra, ülkelerinin varlıklarını ve güçlerini olimpiyatlar
aracılığıyla dünyaya hissettirmeleridir.) İlişkin Cevap Dağılımı 60 Şekil 3-9 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 9. Soruya (Spor
ileride oluşabilecek uluslararası ekonomik ilişkiler için önemli bir
araçtır.) İlişkin Cevap Dağılımı 61 Şekil 3-10 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 10. Soruya (Spor,
evrensel kültürün bir parçası, dünyada dili, ırkı, dini farklı insanları
birleştiren önemli bir araçtır.) İlişkin Cevap Dağılımı 61 Şekil 3-11 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 11. Soruya (Spor,
ülkelerin birbirlerini dikkate almalarında olumlu bir ekonomik
yaptırım aracı değildir.) İlişkin Cevap Dağılımı 62
Şekil 3-12 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 12. Soruya (Büyük oyunlar ve olimpiyatlar, uluslararası sporun sadece bir parçası
görünseler de bu oyunlarda yer alan ülkeler, yıllar boyunca diplomatik alanda ön planda bulunmuş ülkelerdir.) İlişkin Cevap
Dağılımı 62 Şekil 3-13 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 13. Soruya
(Sporun uluslararası siyaset içerisinde ağırlığını hissettirmeye
başladığı giderek daha çok görülmektedir.) İlişkin Cevap Dağılımı 63 Şekil 3-14 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 14. Soruya
(Kendilerini güçsüz olarak hisseden tüm ülkeler ve gruplar sporu
siyasi araç olarak kullanmaktadırlar.) İlişkin Cevap Dağılımı 63 Şekil 3-15 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketinde 15. Soruya
(Olimpiyatlarla ilgili ortaya çıkan herhangi bir skandal, inanılmaz küresel tepki almakta ve bu tepki organizasyonların evrensel
boyutunu daha da güçlendirmektedir.) İlişkin Cevap Dağılımı 64 Şekil 3-16 Çalışmaya Katılanların Ünvanlarına Göre Dağılımının Varyans
Analizi Sonuçları (Anova Sonuçları) 65 Şekil 3-17 Çalışmaya Katılanların Cinsiyetlerine Göre Dağılımının Varyans
Analizi Sonuçları (T-Testi Sonuçları) 66 Şekil 3-18 Çalışmaya Katılanların Kıdem Sürelerine Göre Dağılımının Varyans
Analizi Sonuçları (Anova Sonuçları) 67 Şekil 3-19 Çalışmaya Katılanların Yaşlarına Göre Dağılımının Varyans Analizi
Sonuçları (Anova Sonuçları) 68 Şekil 3-20 Çalışmaya Katılanların Eğitimlerine Göre Dağılımının Varyans
Analizi Sonuçları (T-Testi Sonuçları) 69
ÇİZELGELER
Çizelge 2-1 Uluslararası İlişkiler ve Spor Etkileşim Anketi Alt Boyutları 51 Çizelge 2-2 Anket Maddelerinin Puan, Seçenek ve Sayısal Sınırları 52 Çizelge 3-1 Çalışmaya Katılanların Kişisel Özelliklerine Göre Dağılımı 53 Çizelge 3-2 Çalışmaya Katılanların Sorulara Verdiği Cevapların Ortalamaya
Bağlı Dağılımı (Pareto Analizi) 54
Çizelge 3-3 Çalışmaya Katılanların Ünvanlarına Göre Dağılımının Varyans
Analizi Sonuçları (Anova Sonuçları) 65 Çizelge 3-4 Çalışmaya Katılanların Cinsiyetlerine Göre Dağılımının Varyans
Analizi Sonuçları (T-Testi Sonuçları) 66 Çizelge 3-5 Çalışmaya Katılanların Kıdem Sürelerine Göre Dağılımının Varyans
Analizi Sonuçları (Anova Sonuçları) 67 Çizelge 3-6 Çalışmaya Katılanların Yaşlarına Göre Dağılımının Varyans Analizi
Sonuçları (Anova Sonuçları) 68 Çizelge 3-7 Çalışmaya Katılanların Eğitimlerine Göre Dağılımının Varyans
Analizi Sonuçları (T-Testi Sonuçları) 69
1. GİRİŞ
Spor, uluslararası ilişkilerde olumlu yönde büyük bir yaptırım aracı olmuş ve olmaya devam etmektedir.
Uluslararası sporu en iyi açıklayabilecek teori çoğulculuk teorisidir.
Çoğulculuk teorisi (Pluralizm), uluslararası sistemin gücün merkezileşmiş bütünsel sistemler ve çok sayıdaki alt sistemler arasında dengesizce dağıldığı bir yapı olduğunu iddia etmektedir. Aynı zamanda uluslararası sporu açıklamak için küreselcilikten de bir parça alınabilir ancak durum kriz noktasına geldiğinde konunun başını çeken teori gerçekçilik olacaktır. Gerçekçilik, her devletin kendi çıkarları peşinde sürüklendiğini ve insanlığın kötü olduğunu savunur. Her devlet ve insan birbirine güvenmeksizin herkesin egemen olmak istediğini belirtir. Kriz anındaki gerçekçilik teorisinin kabul edilebilirliliği bu dönemde kaçınılmaz güç dinamiklerinde karar verme mekanizmasının ufak bir gruba kalması ve normalde konular hakkında birçok karar verme ve danışılma mekanizması olmasına rağmen bunların bu dönemde dışlanmasıdır (Morse, 2003). Bu noktada, sporun uluslararası siyaset içerisinde ağırlığını hissettirmeye başladığı giderek daha çok görülmektedir.
Kullanılabilecek birinci diplomatik araçların sonuç vermediği durumlarda sporun ikinci bir diplomatik araç olarak ortaya çıktığı ve bu ara sistem içerisinde kendilerini güçsüz olarak hisseden tüm ülkeler ve gruplar tarafından kullanıldığı bilinmektedir (Sunay, 2010).
1940’lardan sonra Sovyet Marksizmi, sporu bir devlet politikası olarak kullanmayı amaç edinmiş ve 1950’li yıllarda, spor soğuk savaşın(*) kullanılan diplomatik silahlarından birisi haline gelmiştir.
(*)Soğuk Savaş: Ülkeler veya rakip ittifaklar arasında topyekün savaşa varmadan devam eden aşırı gerilim halini ifade eder (Heywood, 2007).
Burada soğuk savaş, 1945-1989 yılları arasındaki dönemi kapsayan ve dünyanın iki siyasal kutba ayrılmış olması ve ideolojik olarak karşıt, nükleer olarak silahlanmış iki blok arasındaki devletler ve bunların uydusu ve hizmetindeki birçok devlet arasındaki prestij, geçerlilik ve kabul edilme çekişmesi olarak tanımlanmaktadır (Morse, 2003).
Siyasi gücün yaratılması sırasında, kütlesel etkisi ve kabul edilebilirliliği nedeniyle spor doğal bir araç olarak kullanılmıştır. Eski Doğu Almanya bu çalışmaların büyük bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır (Morse, 2003).
1970’lerin başlarına kadar Batılı devletler sporun uluslararası ilişkilerdeki yerine gerekli önemi vermemiş fakat yaklaşık son 15 yıl içerisinde spor batılı devletlerin programlarında önemli bir yer almıştır.
1970’li yılların başı bu konuda batılı devletler için bir farklılaşmanın başladığı zamandır. Uluslararası sahada sporun önemli bir rol oynadığını sonunda anlayan batılı devletler, özellikle ABD ve Kanada 1973 yılında Çin Halk Cumhuriyeti ile olan ilişkilerini yeniden şekillendirmek amacıyla bir grup sporcusunu bu ülkelerdeki müsabakalara göndermiştir (Morse, 2003).
1977 yılında Kanada’nın ilk Spor Bakanı Iona Campagnolo, iki ülke arasında daha diplomatik ilişkiler başlamadan Eski Doğu Almanya’yı ziyaret etmiştir. Doğu Almanlar bu ziyaret ile Kanada’lıların ne tür bir sinyal vermekte olduğunu anlamakta gecikmemişlerdir (Morse, 2003). Bu diplomatik spor turunun gösterdiği gerçek ülkelerin ve hükümetlerin sporu bir diplomatik araç olarak kullanmayı kabul ettiğidir.
Bu çalışmanın temel amacı, siyasi gücün yaratılması sırasında kütlesel etkisi ve kabul edilebilirliliği nedeni ile sporun uluslararası ilişkilerde kullanıldığını ve
sporun diplomasiyi ve diplomasinin de sporu kabul ettiğini ortaya koymaya çalışmaktır. Araştıma ile elde edilecek sonuçların, Türkiye Cumhuriyeti’nde spora yön veren referans gruplardan bazılarının çalışmalarında önemli bir işleve sahip olacağı düşünülmektedir.
GENEL BİLGİLER
1.1. Devletlerin Dış Politika Araçları
Devletler, çeşitli amaçlara ulaşmak için bazı stratejiler takip ederken, dış politika araçlarından yararlanırlar. Bir ülkenin izlediği dış politika içerisinde, belirli türden bir dış politika aracı (örneğin diplomasi) birincil bir yer tutabileceği gibi, kullanılabilecek tüm diğer araçlardan yararlanılması da söz konusu olabilmektedir.
Bu araçların neler olduğu konusunda farklı sıralamalar yapılabilmekle beraber, en önemli üç tanesi: Siyasal etki araçları, ekonomik etki araçları ve askeri etki araçlarıdır (Sönmezoğlu, 2000).
1.1.1. Siyasal Etki Araçları
Siyasal etki araçları; diplomasi, propaganda ve siyasal araçlarla siyasal etki oluşturma olmak üzere üç ana grupta toplanmıştır.
1.1.1.1. Diplomasi
En geniş anlamda uluslararası ilişkiler ve uluslararası politika kavramlarıyla aynı anlamda kullanılan diplomasi, en dar anlamıyla bir devletin/hükümetin belli siyasi konulardaki kanı ve görüşlerini doğrudan devleti/hükümeti temsil eden kişi ve kurumlar aracılığıyla diğer devletin/hükümetin karar vericilerine aktarılması sürecidir. Bu anlamda diplomasi uluslararası politikanın ve dış politikanın uygulamaya aktarılması sürecini ifade etmektedir. Diplomasi, aynı zamanda devletler arasındaki sorunların barışçıl yollarla çözülme süreci olarak da ifade edilmektedir (Arı, 1999).
1.1.1.2. Propaganda
Propaganda, bireyler ve gruplar aracılığıyla diğer grupların kanılarını, görüşlerini ve davranışlarını iletişim araçları kullanarak propaganda yapıcının istekleri doğrultusunda etkileme, değiştirme veya kontrol altında tutmaya yönelik bilinçli bir davranıştır. Propaganda iki bakımdan diplomasiden ayrılmaktadır.
Birincisi, diplomaside muhatap doğrudan doğruya diğer hükümetler ve onların resmi temsilcileridir. İkincisi ise, diplomaside karşılıklı çatışan çıkarların uzlaştırılmasında çalışma söz konusu iken propagandada ise diğer hükümetle böyle bir uzlaşma arayışından söz etmek mümkün olmadığı gibi, sadece olaya kendi tarafından bakılmaktadır (Arı, 1999).
1.1.1.3. Siyasal Araçlarla Siyasal Etki Oluşturma
1.1.1.3.1. Görüşmeler
Diplomasi alanında, iki ya da daha fazla ülke arasındaki etkileşim ilişkilerinde en klasik yöntem görüşmelerdir. Diplomatik görüşmeler, iki veya çok taraflı, kamu oyuna açık veya kapalı, üst veya alt düzey gibi çeşitli özellikler göstermektedir.
Görüşmelerin niteliğini belirleyen en önemli öğelerden birisi, katılan tarafların örtük veya açık amaçlarıdır. Bazı görüşmelerde tarafların amacı, karşılıklı görüş alış verişinde bulunmak, belirli konularda birbirlerine danışmak olarak özetlenebilecek
“iyi niyet” girişimleridir. Bazen de taraflar, bu yolla bir çözüme ulaşılabilmesinin çok zor olduğunu bilmekle beraber, kısmen sorunun bu yolla çözümünü engelleyen taraf olarak görünmemek endişesiyle, kısmen de konuya ilişkin tezlerini dünya kamu oyuna bir defa daha duyurabilmek için görüşmelere katılabilmektedirler (Sönmezoğlu, 2000).
1.1.1.3.2. Önlemler
Devletlerin birbirlerini etkilemekte kullandıkları siyasal nitelikli etki araçlarından birisi de siyasal önlemlerdir. Devletlerin aralarındaki sorunları diplomatik görüşmeler yolu ile bir çözüme kavuşturmaları çoğu zaman mümkün olmayabilmektedir. Bu nedenle devletler, birbirlerini istedikleri yönde etkileyebilmek için bilinen bazı diplomasi ve propaganda yöntemlerinden yararlanmaktadırlar. Kısaca önlemler olarak ifade edilen bu yöntemler, diplomatik geleneğin kabul ettiği normal devletlerarası ilişki kanalları ile uygulananlardan, bu anlamda meşru sayılmayan, doğrudan bir başka ülkenin iç işlerine yönelik etkilem girişimlerine; sembolik nitelikteki bir protestodan bütün diplomatik ilişkileri kesmeye kadar uzanan çeşitlilikler göstermektedir (Sönmezoğlu, 2000).
1.1.1.3.3. Dolaylı/Resmi Olmayan Yöntemler
Gerek görüşmeler, gerekse önlemler, bir devletin bir başka devleti kendi istediği yöne çekmek ya da sevketmek için nispeten kolay izlenebilir, dolaysız diplomasi ve propaganda yöntemleri kullandığı zeminlerdir. Oysa çağımızda, devletler, özellikle de 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren giderek artan bir biçimde, bazı dolaylı, resmi olmayan siyasal etki yöntemlerini kullanmaya başlamışlardır. Bu gibi yöntemlerin en belirgin özelliği, klasik siyasal etki yöntemlerinde kullanılan araçlardan oldukça farklı araçlar kullanmalarıdır. Bunlar, ya belirgin bir siyasal nitelik taşımamakta, ya da klasik diplomasi veya propaganda yöntemlerinin kapsamları dışında bir siyasal anlam ifade etmektedirler (Sönmezoğlu, 2000).
1.1.1.1.1.1 Kitle İletişim Araçları
Günümüz uluslararası sisteminde devletlerin önemli bir bölümünün, birbirlerini etkilemede kitle iletişim araçlarından yoğun bir biçimde yararlanmaya
çalıştıkları söylenebilir. İlkin, devletler kendi politikalarına uygun haberleri, çeşitli kültür/sanat eser ve faaliyetleri gibi hizmetleri, hedef ülke insanlarına ücretsiz ya da çok düşük bir ücretle sunmaktadırlar. Dolayısıyla da bu ülkelere ait söz konusu haber araçları, dünyada meydana gelen çeşitli olay ve olgulara ilişkin görüntü, haber veya yorumlarını diğer ülke kitle iletişim araçlarına aktarırken, isteyerek ya da istemeyerek, sorunlara kendi ülkelerinin çıkar ve amaçlarına uygun, en azından çok ters düşmeyecek bir açıdan yaklaşmaktadırlar (Sönmezoğlu, 2000).
1.1.1.1.1.2 Kültürel Diplomasi
Devletlerin birbirleri üzerinde siyasal etkide bulunabilmek amacıyla kullandıkları araçlardan birisi de kültürel diplomasidir. Kültürel diplomasinin temelinde, kültürel açıdan birbirine yakın olan taraflar arasında siyasal etkileşimin daha kolay olacağı varsayımı yatmaktadır. Bir devlet bu yolla, hedef ülkeyi siyasal açıdan etkileyebileceğini tahmin etmektedir.
Kültürel diplomasi aracını kullanan ülkelerin üzerinde durdukları iki temel öğe dil ve eğitimdir. Dil, kültürel diplomasinin başarılı olabilmesi açısından büyük önem taşır. Kültürel diplomasi açısından dili tanımlayan öğe ise eğitimdir (Sönmezoğlu, 2000).
1.1.1.1.1.3 Hukuk Dışı/ Meşru Olmayan Yöntemler
Buraya kadar sözü edilen çeşitli dolaylı diplomasi ve propaganda yöntemleri, esas itibarıyla gizli bir nitelik taşımayan, büyük çoğunluğu karşılıklılık esasına dayalı ve çoğu zaman hedef ülkenin açık ya da zımni onayı ile gerçekleştirilen niteliktedirler. Oysa, devletlerin birbirlerini etkilemek amacı ile kullandıkları dolaylı siyasal yöntemler arasında, uluslararası hukuk ve diplomasi kuralları açısından meşrulukları tartışmalı, hedef ülkeye yönelik “düşmanca” bir tutum niteliği taşıdığı söylenebilecek ve genellikle gizli olarak uygulananlar da bulunmaktadır. Bu
yöntemler, çok kaba bir ayırımla, iki grupta toplanabilir. Birinci grupta, bir ülkenin hedef ülkeyi kendi istediği yönde etkileyebilmek için bu ülkedeki bazı politikacı, gazeteci, iş adamı, sendikacı vb., yönetimsel karar alma ve kamu oyu açısından önem taşıyan kişi, grup ya da kuruluşları, genellikle maddi çıkar karşılığında ve gizli bir biçimde etkisi altına alması türünden faaliyetler yer alır. İkinci grupta ise, bir ülkenin, hedef ülkeye yönelik olarak uyguladığı dolaylı siyasal etki araçlarının bir uç noktasını oluşturan yıkıcı faaliyetler yer almaktadır. Bu türden faaliyetlerin nihai amacı, belirli bir yönde etkilenmesi istenen hedefin doğrudan denetim altına alınmasıdır (Sönmezoğlu, 2000).
Şunu belirtmek gerekir ki dolaylı/resmi olmayan siyasal etki yöntemlerinin, bu alanda var olan çeşitliliği yeterince yansıttığı söylenemez. Gerçekten de son onyıllarda devletlerin birbirlerini etkilemek açısından yararlandıkları dolaylı siyasal etki yöntemlerindeki çeşitlilik şaşırtıcı boyutlara ulaşmıştır. Bu duruma mütevazi bir örnek olarak spor gösterilebilir. Bir yazar, spor ile uluslararası politika alanında sporun,
i) diplomatik tanınma, ii) siyasal protesto, iii) propaganda, iv) prestij,
v) siyasal iş birliği,
vi) siyasal çatışma gibi konularda bir araç olarak kullanılabileceğine işaret ederken bu çeşitliliği gözler önüne sermektedir (Sönmezoğlu, 2000).
1.1.2. Ekonomik Etki Araçları
Ekonomik ve ticari ilişkilerin bir dış politika aracı olarak kullanılması genelde üç amaca yöneliktir:
i) Diğer devletin gereksinmelerini kullanarak ve kendine olan bağımlılığından yararlanarak veya ona birtakım ekonomik vaatlerde bulunarak veyahut ekonomik yönden tehdit ederek herhangi bir dış politika amacı gerçekleştirmek,
ii) Devletin kendi ekonomik kapasitesini arttırmak ve potansiyel bir düşman olan diğer devletin bazı olanaklardan mahrum kalmasını sağlamak,
iii) Ekonomik uydular oluşturmak böylece hammadde kaynaklarını, pazarları garanti altına veya uyduların siyasal sadakatinin devam etmesini sağlamak veya ekonomik bağımlılık ilişkisi yaratarak etki alanları oluşturmaktır (Arı, 1999).
1.1.3. Askeri Etki Araçları
Savaş, çok eski dönemlerden beri, insan toplulukları arasındaki sorunların çözümünde zaman zaman başvurulan bir araç görünümündedir (Sönmezoğlu, 2000).
Dış politika aracı olarak genellikle en son başvurulan yöntem silahlı güç kullanma tehdidinde bulunma veya silahlı güç kullanmadır. Bu da sınırlı müdahale şeklinde olabileceği gibi doğrudan doğruya savaş şeklinde de olabilir. Ancak bu yöntem riskli olduğu için kullanmaktan kaçınma yönünde genel bir eğilim varsa da bazen devletler ya bu yola başvurmaya mecbur kalmaktalar ya da önceki yolları kullanmadan daha çabuk sonuç almak amacıyla doğrudan bu yola başvurmaktadırlar.
Bir başka araç da içişlerine müdahaledir. Devletler bir devletin politikasını etkilemek amacıyla bu ülkedeki azınlıkları destekleyebilmekte, terör örgütlerini kullanabilmekte, o ülke içinde kendi gizli servisleri aracılığıyla iç karışıklıklar çıkarabilmektedir. Burada amaç genellikle o ülkede bulunan hükümetin kamuoyu desteğini yitirmesini sağlayacak dış politikada belli kararları alamaz duruma
gelmesini sağlama ve dikkatini iç politikada toplayarak dış politikada istediği başarıyı göstermesini engellemektir. Bunun yanında buna başvuran devlet, diğer devleti belli davranışlara yöneltmek veya caydırmak için bunu bir pazarlık aracı olarak kullanmayı da hedeflemiş olabilir (Arı, 1999).
1.2. Uluslararası İlişkiler ve Spor
Spor ve uluslararası politika arasındaki ilişki, sporun uluslararası boyutunda bütünleyici bir rol oynar. Böyle bir yargıya ulaşmak için sporun uluslararası hale gelirken geçtiği aşamaları bilmek gerekir (Arnaud, 2006).
Sporda modernleşme, 19. yüzyıl başlarında İngiltere’de başlamıştır. 19. yüzyıl boyunca sporun tüm değerleri dünyadaki birçok ülkeye yayılmış ve bu değerlerin yayılmasında İngiltere’nin büyük rolü olmuştur. İngiltere ilk spor kulübünü başta Hindistan olmak üzere, özellikle önemli ticaret yolları üzerinde 1812’de kurmuştur.
Yaklaşık olarak 1850’den sonra spor kulüp ve derneklerinin sayıları daha çok artmış ve daha çok insan İngiltere’de yaşamak ve dünyanın birçok büyük sanayi ve ticaret merkezlerinde veya limanlarında (İngilizlerin sahip olduğu iş sahalarında) çalışmak için kalmıştır. 1855 ve 1892 yılları arasında İngiliz ticaret adamları ve demiryolu yapımından sorumlu mühendisler Belçika, Çekoslavakya, Fransa, Hollanda, Rusya ve İsviçre’de ve hatta Güney Amerika’da (ragbi futbol kulüplerini de içeren) spor kulüpleri kurmuşlardır. Bu ülkeler, kulüplerin oluşturulmasında hızlandırıcı bir rol oynamış ve 1890’ların ortalarına kadar kulüpler sadece İngilizler tarafından değil, yerel halk tarafından da oluşturulmaya başlamıştır. 1895’ten sonra Arjantin, Brezilya, İtalya, Portekiz ve İspanya gibi ülkeler de bu ülkelerin arasında yerini almıştır (Arnaud, 2006).
Bütün İngiliz sporları aynı hızla yayılmamıştır. En hızlı yayılan sporlar kürek çekme, koşu, bisiklet sürme ve ragbi futboludur. 19. yüzyıl sonlarına kadar İngiltere ile ticari ilişkileri bulunan tüm ülkeler, kendi spor takımlarına sahip olmuştur. Sporun
dünya çapındaki yayılışında, özellikle sömürgeciliğin etkisi büyüktür. Sporun İngilizler tarafından yayılmasında ise şehirleşme, sanayileşme ve kapitalizmin(1) etkisi büyüktür. 19. yüzyılın sonlarında politik değişimler nedeniyle demokrasi(2), insanları etkilemiş ve kurallı oynama isteği ortaya çıkmıştır (Wahl, 1993).
Son zamanlarda sporla ilgilenen tarihçiler sporun doğuşu ve gelişiminin, modern toplumları etkileyen şehirleşme ve sanayileşme olaylarıyla açıklanabileceği konusunda hem fikir görünmektedir. İngiliz modellerinin eğitim, ekonomi ve sosyal gelişme alanlarında beklediği etkiyi Fransızlar, daha kültürlü, finansal olarak daha rahat ve aynı zamanda ilerlemeye düşkün oldukları için Fransa’da göstermiştir. Aynı gelişmeler İtalya, İspanya, İngiltere ve Almanya için de söylenebilir (Arnaud, 2006).
Sporda modernleşme, demokrasilerin gelişimiyle yakından ilgilidir. Eğlence amaçlı düzenlenen spor, sanayileşme, eğitim ve birçok vatandaşın politika ve ekonomiye giderek büyüyen katılımıyla tüketici toplumunun bir parçası haline gelmiştir. Sanayileşme, eğitim, ekonomi, sosyal gelişme, şehirleşme sporda modernleşmenin en önemli etkenleridir. Bu oluşum ve bu oluşumun yayılması, burjuva(3) yaşam tarzının karakteristik özelliklerini yansıtmaktadır (Markovits, 1990).
(1)Kapitalizm: Üreticilerin dolayımsız ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade satış, mübadele ve kar amacını güden bir ücretli emek ve meta üretimi sistemidir (Marshall, 1999).
(2)Demokrasi: Halk tarafından yönetim; demokrasi hem halk katılımını hem de halk yararına yönetimi kapsar (Heywood, 2007).
(3)Burjuva: Devlet açıkça topluma ve tamamen onun iktisadi bakımdan egemen sınıfına bağımlıdır ki kapitalizimde bu sınıf burjuvadır. Burjuva, kapitalist bir toplumun yönetici sınıfını üretken servetin sahipliğini ifade eden marksist bir terimdir (Heywood, 2007).
1.3. Yerelden Ulusal Düzeye Geçiş
Spor yarışmaları genellikle yerel girişimciler veya spor basın mensupları tarafından, özellikle bisiklet sürme, yüzme, atletizm alanlarında başlatılmıştır. Ancak yarışmaların yapılabilmesi için yeterli sayıda spor kulübü, ulaşım ve iletişim olanaklarına ihtiyaç duyulmuş, üniforma kuralları ve düzenlemelerinin benimsenmesi gerekmiştir.
19. yüzyılın ikinci yarısında azımsanmayacak sayıda organizasyonlar oluşturulmuştur. Bunlar:
• 1863’te Futbol Birliği
• 1873’te Ragbi Futbol Birliği
• 1874’te Büyük Britanya (İngiltere) Yüzme Birliği
• 1880’de Amatör Atletizm Birliği
• 1888’de Amatör Kürek Çekme Sporu Birliği
• 1895’te Kuzey Ragbi Birliği’dir (Dunning, 1993).
Bu birlikler birkaç yıl sonra ulusal spor federasyonları tarafından da kullanılacak olan spor yarışmalarının sabit kural ve düzenlemelerini yapmışlardır.
Britanyalılar, özellikle İngilizler, buldukları düzenlemelerin sıkı uygulayıcısı olmuşlardır.
Diğer ülkelerde ulusal spor federasyonları geç kurulduğu için ulusal takımlar arasındaki yarışmalar daha geç başlamıştır.
• İtalya’da The Federazione Italiana Gioco Calcio (İtalya Futbol Federasyonu) 1898’de kurulmuştur.
• Fransa’da The Union Des Sociétés Françaises De Ccourse a Pied (Fransız Koşu Yarışmaları Organizasyonu) 1887’de kurulmuştur. Sonra USFSA
(Fransız Atletizm Kulubü - l’Union des Sociétés Françaises de Sports Athlétiques) olarak 1889’da değişmiştir.
• Almanya’da DFB (Alman Futbol Birliği – Deutscher Fussball Bund) 1900’de kurulmuştur (Dunning, 1993).
1.4. Sporun Uluslararası Hale Gelirken Geçtiği Aşamalar
Sporun uluslararası düzeyde yayılması üç ana evreden oluşmaktadır:
1.4.1. Sporun Dünyaya Yayılması
İngilizler, ilk olarak kendilerine bağlı bulunan kolonilerde (Yeni Zelanda, Avustralya, Güney Afrika ve Hint Okyanusunda) daha sonra Avrupa, Latin Amerika, Asya ve Afrika’da spor kulüplerinin sayısını artırmışlardır. Buralarda yaşayan yerli halk da kendi spor kulüplerinin sayısını artırmıştır. İngilizler kendi sporlarını diğer ülkelere empoze etmeye çalışmasa da ülkelerin ekonomik gelişmelerinin ve İngilizlerin fethedip kolonileri yaptıkları yerlerin; sporun dünya çapındaki gelişiminde önemli bir rol oynadığı kabul edilmelidir.
Yüksek sınıflar, diğer sınıflardan yaşam tarzıyla da farklılık göstermiştir.
İngiliz hayranlığı modayı değiştiren bir olgu haline gelmiş ve oldukça hızlı yayılmıştır; hatta kadınların sporu 1885’te Baron de Vaux tarafından Fransa’da resmedilmiştir. Bu nedenle spor dünya kültür yaşamıyla iç içe girmiştir (Arnaud, 2006).
1.4.2. Uluslararası Federasyonların Kurulması
Uluslararası federasyonların kurulması, kuralların tutarlı olmasına ve dünyaca kabul edilmesine olanak sağlamıştır. 1914’e kadar, sadece 13 tane federasyonun olması sporun dünya çapında gelişiminin ne kadar zayıf olduğunun bir göstergesidir.
1918’den sonra, spor federasyonlarının sayıları 21’e çıkmıştır; 1924 ve 1932 yılları
arasında 8 yeni spor federasyonu daha kurulmuştur. Bu spor federasyonlarının çoğu, Fransızların önderliğinde İngilizlere karşı kurulmuştur. Örneğin, Union des Sociétés de Gymnastique (Fransız Jimnastik Birliği) de France’ın başkanı Charles Cazalet’in yardımıyla, Fédération Internationale de Gymnastique kurulmuştur. Benzer şekilde, Federation Internationale de Ski Club Alpin Français yardımıyla ve İngilizlerin karşı olmalarına rağmen, Federation Internationale de Football Amateur (Uluslararası Amatör Futbol Federasyonu) 1904’te Robert Guérin tarafından kurulmuştur (Benlarbi, 1998).
1.4.3. Uluslararası Yarışmaların Düzenlenmesi
Yarışmalar, Avrupa halkı ile sporu içiçe sokmayı başarmıştır. Bu yarışmaların birçoğu Fransız girişimciliği sayesinde olmuştur. 1892’de Pierre de Coubertin tarafından Modern Olimpiyat Oyunları gündeme getirilmiş ve 1896’da Yunanistan’da ilk kez yapılmıştır.
Şekil 1-1 Pierre de Coubertin
Daha sonra 1928’de Julet Rimet tarafından düzenlenen Coupe du Monde de Football (Dünya Futbol Kupası) ilk kez 1930’da Uruguay’da ve ondan sonraki Dünya Kupası ise futbolun ikinci kez öne çıktığı yer olan Amsterdam Olimpiyat
Oyunları sırasında yapılmıştır. Futbolun diğer sporlar gibi olimpiyat oyunlarının kısıtlayıcı korumasından kaçma isteği sonucunda Dünya Kupası, futbola özerklik vermiştir. Dünya Kupaları amatörlere profesyonellere karşı yarışma olanağı sağlarken, olimpiyat oyunları amatörlerin katıldığı bir organizasyon olmuştur. Yine de dünya şampiyonalarının çoğu 1939’dan önce yapılmıştır:
• 1896’da buz pateni,
• 1897’de atış (silahla),
• 1900’de tenis,
• 1903’te jimnastik.
1. Dünya Savaşı’ndan sonra;
• 1921’de engelli koşu ve bisiklet sürüşleri,
• 1924’te kızak yarışmaları ve buz hokeyi,
• 1927’de masa tenisi,
• 1929’da güreş,
• 1930’da futbol,
• 1937’de kayak yarışmaları yapılmıştır.
Yüzme ve atletizm dünya şampiyonaları, 2. Dünya Savaşı sonrasına kadar yapılamamış ve olimpiyat oyunları sebebiyle uzun bir süre yapılması gereksiz olarak görülmüştür (Arnaud, 2006).
1.4.4. İlk Ulusal Takımlar ve İlk Uluslararası Maçlar
İlk uluslararası yarışma 27 Mart 1871’de İngiltere Ragbi Takımı ve onun İskoç rakibi arasında 2-3 bin seyirci önünde yapılmıştır. 1900’lerin başlarına kadar, milli takımlar düzenli bir şekilde birbirlerine karşı yarışmışlardır. Bu nedenle spor ancak 20. yüzyılın başlarında uluslararası düzeye ulaşmıştır. Spor şampiyonalarının 20.
yüzyıla kadar uluslararası düzeye ulaşmasını aksatan çeşitli faktörler vardır. Bunlar;
ulaşım, iletişim, spor tesislerinin eksikliği ve bu konularda ülkelerin çaba göstermemeleridir (Arnaud, 2006, s.25).
Spor müsabakalarının hızlı gelişimi, inşaatçı, fabrikatör ve satıcıların yanı sıra, reklam ve iş imkanlarının iyileşmesine de çok şey borçludur. Bu en azından bisiklet ve araba yarışmalarının yanı sıra tenis gibi alet ve aksesuar gerektiren sporların ihtiyaçlarının satın alınmasını sağlamıştır. Fransız gazetesi L’auto 1903’te Tour de France’ı kurduğu zaman geliştirici olarak görülmüş ve diğer spor gazeteleri onu izlemiştir. Sıkı rekabetler sonucunda hem Fransız hem de yabancı gazeteler, yarışmalar, karşılaşmalar ve uluslararası yarışmalar düzenleyerek maksimum tanıtım yapmaya çalışmışlardır. En iyi örnek tabi ki Le Tour de France’dır. Ama bir uzun nehri baştan uca geçmeyi içeren yüzme yarışmaları da bu yüzyılın başında büyük şehirlerde oldukça önem kazanmıştır. Çünkü bunlar genellikle yerel gazeteler tarafından başlatılmıştır (Arnaud, 2006).
1.4.5. Sporun Uluslararası İlişkilere Etkisi
Fransa’da ilk uluslararası krizin çıkmasında politika değil spor etkili olmuştur.
1 Ocak 1913’te, Colombes stadındaki seyirciler, Fransa’nın İskoçya’ya karşı 21-3 yenilgisine itiraz etmiş, bu itirazlar hakeme saldırmaya kadar gitmiş ve polis araya girmek zorunda kalmıştır. İskoç Futbol Birliği, Fransız oyuncularını ve organizatörleri suçlarken, uluslararası heyet ceza olarak Fransız takımını müsabakadan çıkarmış ve sonunda iki ülkenin ilişkilerine ara verilmiştir. Böylece resmi ragbi maçları 1920’ye kadar bir daha yapılmamıştır.
Uluslararası yarışmalardaki zaferler itinayla kaydedilmiş ve sporla ilgilenen tarihçiler tarafından belli bir sporda üstünlük sağlayan ülkelerin eğitim sistemlerinin ve egzersiz metodlarının gelişmiş olduğu işaret edilmiştir. Ayrıca uluslararası sporun gelişimi için sporun önceden ne kadar ulusal ve aşırı vatansever bir kavram olduğunu kavrayacak, sağduyulu kişilere ihtiyaç duyulmuştur. Fransa’nın milli marşı, 14 Temmuz 1889’da Count of Löwenhaupt tarafından, İsveç büyükelçisi Octave
Greard’ın anısına, Paris de Nouveau Cirque’te düzenlenen jimnastik gösterisinde okunmuş, İsveç kraliyet üyeleri de orada bulunduğundan, bu durum diplomatik bir hava yaratmıştır (de Coubertin, 1909).
Şekil 1-2 Olimpiyat Oyunları Sembolü
Olimpiyat oyunlarının yeniden canlanması, başlangıçta insanları ve ülkeleri biraraya getirmesiyle önem kazanmıştır. Bundan dolayı, olimpiyatlar hükümet veya devletlerle değil şehirlerle anılmıştır. Uluslararası spor yarışmalarının sayısı artınca ve düzenleri kurulunca, ülkeler sporun sosyal, kültürel ve politik önemini anlamaya başlamıştır. Fakat spor asıl önemini ancak 1918’den sonra kazanmıştır. Bu başarının, Birinci Dünya Savaşı’nın jeopolitik kargaşasının sonucunda otoriter rejimlerin ortaya çıkmasıyla veya sporun iyice popüler hale gelmesiyle ilgili olup olmadığını söylemek oldukça zordur. Her durumda da 1925’ten sonra yazarlar her ülkenin zaferlerini veya madalyalarını karşılaştırmak için kaydetmeye başlamışlar ve 1925’ten sonra, gücün simgesi olarak düşünülenler artık İskandinavlar, İngilizler ve Amerikalılar değil, kendi politik rejimlerini spora yansıtan Almanlar olmuştur (Fishwick, 1990; Mason, 1980).
1.5. Uluslararası Alman Politikasında Sporun Yeri (1918-1945)
Almanya, 1916’da Berlin’de olimpiyat düzenlemek için hazırlıklara başlamıştır. Sporcuları seçme ve hazırlama işi Alman Olimpiyat Komitesine ve Spor Federasyonu Başkanlığı’na verilmiştir. Alman Parlamentosu uluslararası spora ayrılan bütçeyi tartışmış ve sorumluluğun Federal hükümette olduğunu ve onun sadece olimpiyat oyunları düzenlemek için değil, sporcuları seçmek ve hazırlamak için de gerekli bütçeyi ayırması gerektiğine karar vermiştir. Almanya, Avrupa’da parlamentosu böyle kesin kararlar alabilen ve kendini spor aracılığıyla tanıtmayı gerçekleştiren tek ülke olmuştur. Almanya için Olimpiyat hareketinin parçası olmak gelişmiş dünyanın bir parçası olmak anlamına gelmiştir (Krüger, 2006).
Şekil 1-3 Berlin Olimpiyat Oyunları
Savaşın sonunda, Almanya’nın sosyalist bir devrim yaşaması ve bunun sonucunda parlamentoda sosyal demokratların(*) sayısının artması; Almanya’nın savaşta neden olduğu tüm zararları ödemek ve komşularına birçok sınır bölgelerini vermek zorunda kalması; askeri gücünü büyük ölçüde kaybetmesi ve zorunlu askerlik hakkını yitirmesi, savaşı bitiren Versay Anlaşmasının şartları çoğunluk tarafından bir felaket olarak görülmüştür. Bu nedenlerle Almanya 1925-1926’ya kadar uluslararası politika sahnesine sokulmamıştır (Galtung, 1984).
Sporda ise birçok uluslararası federasyon Almanya’yı yalnız bırakmıştır. Bu durum en çok, IOC’de (Uluslararası Olimpiyat Komitesi – International Olimpic Comitee) belirgin olarak ortaya çıkmıştır (Dierker, 1990).
Rusya’daki sosyalist devrimden sonra Uluslararası Federasyon 1912’de Belçika’da Alman katılımıyla kurulan 2 federasyona ayrılmıştır. Biri komünistler tarafından, diğeri sosyal demokratlar tarafından yönetilmiştir. Almanya ikisinde de önemli bir role sahip olmuştur. Almanya düzenli olimpiyat hareketine alınmazken, 1925’te Frankurt’da 150.000 izleyicisi ve 60.000’i uluslararası işçi olan ilk işçi olimpiyatlarını organize etmiştir (Arnaud, 1994; Krüger, 1994).
Almanya için en önemli spor branşı futbol olmuştur. 1920’de İngiltere, dünya savaşının sorumluları oldukları için Almanya, Avusturya ve Macaristan’ı yarışmadan çıkarmak üzere FIFA’ya (Uluslararası Futbol Federasyonu Birliği) başvurmuş ancak FIFA bu teklifi geri çevirmiş ve İngiliz üyeler protesto amacıyla FIFA’dan istifa etmişlerdir (Huba, 1973).
(*)Sosyal demokrat: Sosyalizmin kapitalizmin ilga edilmesinden ziyade piyasa ve devlet arasında bir dengeyi tercih eden ılımlı veya reformcu kişi (Heywood, 2007).
Alman spor bilimi Avrupa standartlarında gelişme göstermiştir. Yüzyıl bitmeden önce üniversiteler sporla, özellikle de spor tarihiyle ilgili tezleri kabul etmiştir. Bu yüzden standartlar oldukça yükselmiştir. Sporla ilgili konulara verilen önem, 1922’de üniversitelerde ilk olarak beden eğitimi bölümlerinin oluşturulmasıyla artmış ve bu üniversitelerde kaliteli sporcular yetişmiştir. Alman bilimciler, spor biliminin öncüleri olmuştur (Krümmel, 1930). Gelecekte nasıl yetenekli kişilerin seçileceğinin temelini oluşturmuş ve beden eğitimi için uluslararası organizasyonlar düzenlemişlerdir (Bernett, 1979).
1933 yılının Ekim ayında Hitler, maliyetini düşünmeksizin oyunlara yer vereceğini garanti etmiştir. Bakan Goebbels ile birlikte Hitler, olimpiyatların yardımıyla dünyanın fikrini değiştirmek ve şimdiye kadar ki en iyi spor gösterisini sergilemek istemiştir. Los Angeles Olimpiyatları bir milyon izleyiciye sahipken, Berlin Olimpiyatları üç milyondan fazla seyirciye ulaşmıştır (Krüger, 1996).
1933 ve 1936 yılları arasında birçok yabancı takım Almanya’yı ziyaret etmiş ve Almanya’nın katıldığı uluslararası spor toplantılarının sayısı artmıştır. Spor, Almanya’nın yaptığı savaşlar sonucunda birçok gruptan soyutlanmasına son vermek için kullanılmıştır. 1920 ve 1930 yılları arasında Almanya’da yılda 20’den fazla uluslararası spor toplantıları yapılırken, Naziler zamanında 30’dan fazla toplantı yapılmıştır. 1933 Mart ayında Swastika (gamalı haç) devletin ek sembolü olmuş ve toplantılar bu sembolü sergilemek için de kullanılmıştır. İlk başta, alman yetkilileri iki Alman bayrağını da (siyah-beyaz-kırmızı bayrağını ve gamalı hacı) katıldığı toplantılarda dalgalandırmayı düşünmüş ama yabancı organizatörler ülke başına sadece bir bayrağa izin vermişlerdir. Böylece 1935’ten itibaren monarşinin(*) siyah- beyaz-kırmızı bayrağının yerine Swastika ve ona eşlik eden Deutschland- Deutschland über alles (Almanya, her şeyden üstün Almanya) ulusal marş olarak kabul edilmiştir.
(*)Monarşi: Tek kişinin yasalara uygun yönetimidir. Bu kişi baş komutandır, dini liderdir, yüce hakimdir, iç ve dış siyasette tek yetkili kişidir (Göze, 2000).
Bu bağlamda 1935 yılının Aralık ayında Londra’da düzenlenecek Almanya ve İngiltere arasındaki futbol maçı çok önemlidir. Bu maçta, kültürel bir savunma ve İngiliz halkının gözünde Almanlar hakkında iyi bir iz bırakmak amaçlanmıştır (Krüger, 1996).
Almanya sporu bir çok ülkeden önce hükümetle birlikte kullanan ilk devletlerden biridir. Emperyalist(*) Almanya’dan büyük miktarda personel devamlılığıyla, Cumhuriyet’ten Nazi dönemine ve sonradan da Federal Alman Cumhuriyeti dönemine geçiş ile yarışmaların kurallarında değişiklik yapılmamış kurallar aynen devam etmiştir. Naziler, etkilerini arttırmak için spor organizasyonlarını hükümetle işbirliği içinde yöneterek önemli işler yapmış ve uluslararası ilişkilerde spora çok önem vermişlerdir.
Sporcuları memleketleri için savaşan askerler olarak görmüşler ve spor bu dönemde kültürel yalnızlıktan kurtulmanın en etkili yolu olmuştur. Savaşın başlarında Almanya, Avrupa spor faaliyetlerinin lideri olmaya çalışmış; ama 1942’de başarısız olmuştur. Bunun nedeni, birçok liderin Nazilere karşı olmasından değil, onların savaş yanlısı olarak görünmesidir. Spor, devletlerin kendisini göstermesinde etkili bir yol olmuş ve hükümetler, görüşleri ne olursa olsun spora büyük destek vermişlerdir (Krüger, 2006).
(*)Emperyalizm: Bir devletin iktidarını veya hakimiyetini sınırları ötesinde genişletmesi siyasetidir.
Kapitalizmin özgün bir tarihsel aşamasıdır (Heywood, 2007).
1.6. Sovyet Rusya’nın Spor Politikası (1917-1941)
İlk kez Sovyet Rusya sporun, işçi ve burjuva, yeni sosyalist devlet ve kapitalist dünya arasındaki sınıf savaşında çok önemli politik bir yeri olduğunu açıklamıştır.
Bu açıklama, sadece dünyadaki kominist partiler üzerinde geniş yankılar bulan bir analiz ve politika olmamış, aynı zamanda anti-komünist hükümetler ve Sovyet politikasına karşı yapılan spor hareketleri üzerinde de geniş yankılar bulmuştur (Almanya, İtalya, İspanya da dahil).
Sovyet Liderlerinin izlediği politika, uluslararası savaş sürecinde 3 döneme ayrılmıştır:
i. 1917-1928, ii. 1928-1939,
iii. 1939-1941 (Riordan, 2006).
İlk dönem dünya devrimini geliştirmek için uluslararası işçilerin spor yoluyla yükselişine, burjuva ve sosyal demokratların ayağının kaydırılmasına şahit olmuştur.
Dünya devrimi başarısız olmuş ama politika, 1928’de SSCB’ni (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği – Union of Soviet Socialist Republics) ulus devlet olarak güçlendirmek üzere değişmiştir. 1939’da Molotov-von Ribbentrop Paktının imzalanmasıyla politika, faşist devletlerle sporda iş birliği yapmak olmuş ve Dünya Savaşında Sovyet varlığı ertelenmiştir (Sovetov, 1960).
İkinci dönemde Sovyet Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana, dünya ülkeleri ikiye ayrılmıştır. Bu iki kutup kapitalizm ve sosyalizm(*) kampıdır.
(*) Sosyalizm: Üretim araçları ve bu araçların dağılımında kollektif mülkiyete ya da devlet mülkiyetine dayalı bir iktisadi ve siyasal sistemdir (Marshall, 1999).
SSCB, Sovyet Cumhuriyeti’ne tüm dünya işçilerini sokmak için bir karar almış ve komünizmin(*) tüm dünyada yayılmasını sadece ideolojik olarak değil, Sovyet Devleti’nin var oluşu için de gerekli görmüştür. Bu yüzden sporda, Sovyet Liderleri burjuvaların spor organizasyonlarını önemsememiş, onların federasyonlarıyla birleşmeyi reddetmiş ve onların yarışmalarını boykot etmiştir. Özellikle de işçileri yeni sömürge savaşları için eğitirken, onları sınıf ayırımından uzaklaştıran olimpiyat oyunlarını boykot etmiştir (Trotsky, 1960; Beloff, 1947).
1920’ler boyunca Sovyetler Birliği’nin çeşitli yerlerinden, yeni işçi devletinde spor yarışmalarının düzenlenmesini ve gelişmesini engelleyen büyük baskılar olmuştur. Bir gruba göre spor, akıl ve fiziksel sağlığa zarar verici yarışma ve oyunlardan oluşmaktadır. Onların fikrine göre boks, ağırlık kaldırma ve jimnastik akıl dışı, tehlikeli sporlardır ve bireyleri kişisel çalışmaya yönlendirmektedir. Bu durum ise arzu edilen sosyalist kökene ters düşmektedir. Diğer gruba (işçi kültürü) göre ise burjuva toplumu tarafından düzenlenen bütün spor oyunları geçmişten geriye kalan kalıntılardır ve dejenere olmuş burjuva kültürünün yayılmasına sebep olmaktadır. Rönesans boyunca burjuvalar kendi değerleriyle dolu sporlarını geliştirmiş, işçi sınıfının ve yeni sosyalist devletin değerlerini yansıtacak yeni bir düşüncenin oluşması Rus Devrimi’nden sonra oldukça doğal kabul edilmiştir. Bu dönemde spordaki eksiklik; batı toplumunda var olan sosyal ayrılıkları, ayrıcalıkları yansıtan olimpik oyunlarda, ortak kural ve düzenlemeler olmaksızın sporun yönetilmesinden kaynaklanmıştır (Ibragimov, 1977).
(*) Komünizm: Sosyal varoluşun, mülkiyetin kollektif sahipliği temelinde müşterek örgütlenmesidir (Heywood, 2007).
Bir “Ulus Devlet” olarak SSCB’nin güçlendiği dönem olarak bilinen son dönem ise 1928-1930 yılları arasıdır. 1928’deki Moskova İşçi Olimpiyatları’ndan kısa bir süre sonra SSCB dış politikada köklü bir değişiklik geçirmiştir. Sovyetler Birliği’nin dış politikadaki gelişen ve ağırlaşan savunmacı yönü, 1924-1925’te Stalin’in “bir ülkedeki sosyalizm” adlı başarılı öğretisini ortaya atmasıyla güçlenmiştir. Sovyetlerin dış politikası sadece kapitalist devletleri değil sosyal demokrat devletleri de değiştirmiştir. Yeni politika, tabiiki spor da dahil tüm alanlarda uygulanmıştır (Grenville, 1974).
1935 Mart ayında, Hitler’in “Alman Hükümetinin Yenilenişi” adını verdiği duyurusundan ve sınırsız silahlanmasından sonra, faşizm(*) korkusu gerçek olmuş ve Sovyet dış politikası, sosyal demokrat ve komünistlerle işbirliği yapmak için bir kez daha yön değiştirmiştir. 1935 Temmuz ayında 7. ve son Komintern Kongresi yeni hattı genellemek amacıyla toplanmış ve şu kararı almıştır: “Faşizmin korku veren yüzünün yapılanmasında, işçi sınıfı için savaşan bir birlik kurmak, tarihin bu dönemindeki uluslararası işçi hareketinin ilk ve ana görevidir”. Faşizme karşı demokrasinin savunulması büyük bir görev olmuştur. Spor da demokrasiyi ve sınırlı bir hükümeti savunmada büyük bir rol üstlenmiştir.
Soğuk savaş döneminde, spor diplomatik ve propagandacı bir rol oynamış ve SSCB’nin komşularıyla ilişkilerini geliştirmiştir (Çekoslavakya, Finlandiya, Macaristan, Norveç, Polonya, Romanya, Baltık Devletleri (Estonya, Litvanya ve Letonya) ve Asya Devletleri (Afganistan, Çin, İran, Kore, Türkiye ve Moğolistan)) (Romanov, 1973).
(*)Faşizm: Anti rasyonalizme, çatışmaya, karizmatik liderliğe, elitizme ve aşırı milliyetçiliğe dayalı bir ideolojidir (Heywood, 2007).
Sovyet Liderleri spor kuruluşlarının görevleriyle ilgili konularda, uluslararası spor hareketinde gelişen güçleri birleştirmede, sosyalist devletlerin spor organizasyonlarını birleştirip daha etkili kılmada, genç bağımsız ülkelerin ve kapitalist ülkelerin spor gruplarının uluslararası spor hareketiyle karşı karşıya gelerek ilerlemelerinde, karşılıklı anlaşma ve barış kampanyalarında sporu bir silah olarak kullanmada engel çıkarmamıştır. SSCB’ne yakın stratejik konumu nedeniyle önemli olan komşu devletlerin, bu devletleri Rusya’ya anlaşmalar kapsamında bağlamadaki uyuşmazlıklarda yer almama, savaşta yer almama ve tarafsızlık olmak üzere 3 ilkesi vardır (Trotsky, 1964).
Spor; sosyal, etnik, din ve dil engellerini ortadan kaldırdığı için Sovyet diplomatları tarafından en uygun araç olarak görülmüştür. İlk uluslararası futbol maçı 1922’de Moskova’nın Zamoskvaretsky Spor Kulübünün 7-1 yendiği Finlandiya takımına karşı yapılmıştır. Sonraki yıl, Sovyetler Finlandiya’da toplam 5 maç (Kotka, Turku, Kuopio, Helsinki ve Tompere'yle) yapmış, hepsini kazanmış ve özellikle 2 tanesi 19-0 ve 13-1 gibi moral bozucu bir skorla sonuçlanmıştır. Başarı, 1929’a kadar devam etmiştir. Bu maçların ilginç bir özelliği, iki ülke arasındaki derin nefrete rağmen yapılmış olmasıdır (Perel, 1958).
29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra, SSCB ile iyi komşu ilişkileri için anlaşma imzalanmış ve iyi spor ilişkilerinin gelişmesi beklenmiştir. Aslında hiçbir ülke 1924-25 ve 1931-36 yılları arasında, bu kadar Sovyet spor delegelerini kabul etmemiştir. Sadece futbolda 1924-25 yılları arasında Sovyet takımlarına karşı 10 maç, 1931-36 yılları arasındaysa 31 maç yapılmıştır.
İlginç bir şekilde iki ülke arasında yetenek olarak çok büyük bir fark olsa da hiçbir Sovyet takımı Finli takımlara yaptığı gibi Türk takımlarını utandırmamıştır. 1924 ve 1936 yılları arasında Sovyet ve Türkler arasında yapılan 41 maçtan, altısını Türkler, onüçünü Ruslar kazanmış ve 9 beraberlik olmuştur. Sovyetlerin kazandığı maçlarda skorlar oldukça yüksektir. Kaçınılmaz sonuçsa, Sovyet takımları kaybetme, berabere kalma veya çok büyük bir farkla kazanma emri altında oynamış ve bunu Türk milletinin onurunu gücendirmeyecek şekilde yapmıştır.
Şekil 1-4 Ülke Bayrakları
Azerbaycan’da büyük anlaşmazlıklara rağmen, iyi komşuluk örneği olarak 1926’da spor ilişkileri başlamıştır. Böylece, 1926’da Bakü’nün Caspian şehrinde dört maç yapılmış (İran milli takımı Bakü ve Azerbaycana karşı) ve üçü Sovyetler tarafından kazanılmış, biri berabere bitmiştir.
Diğer komşularla savaş öncesi spor ilişkileri, o ülkelerde sporun geri kalmasından dolayı gelişme göstermemiştir.
1920’lerden beri Sovyet sporunun başka bir rolü daha olmuştur. Sınırdaki devletlerle bölgesel ilişkiler, özellikle de ülkenin Asya tarafındaki kısımlarıyla, sosyalizm fikri altında birleşen insanlarla ilişkiler güçlenmiştir.
28 Eylül 1938’de Münih Anlaşması’nın imzalanması, Sovyetler Birliği’nin batı politikasına sıcak bakması ve Hitler ile anlaşma ihtiyacı, 1939’da SSCB’nin dış politikasını değiştirmiştir. 23 Ağustos 1939’da Alman-Sovyet Anlaşma Paktı imzalanmıştır. Paktın imzalanmasından sonra, birkaç ay içindeki olaylar, ticari ve kültürel (spor da dahil) etkileşimler, Sovyetler Birliği’nin yeni bir politika içine
girmesine neden olmuştur. Önemi ne olursa olsun propaganda ve tüm faşist karşıtı ifadeler kaldırılmıştır.
Bu değişiklikler sporda çok ses getirmiştir. İlk spor anlaşması SSCB ve Almanya arasında imzalanmıştır. Alman yüzücüler, jimnastikçiler, futbol takımları, atletler ve tenisçiler Sovyetler Birliği’ne gelirken, Sovyet jimnastikçileri, yüzücüler ve halterciler Almanya’da yarışmışlardır. Aslında 1940 yılı boyunca yapılan maçlardan çoğu Alman-Sovyet maçları olmuş, 1939 Eylül’ünden 1940’ın sonlarına kadar 250 Alman sporcu SSCB’de, 175 Sovyet sporcusu da Almanya’da yarışmıştır.
Bunların hepsi yeni kurulmuş dostluğu güçlendirmek için organize edilmiştir.
1940 Nisan’ında Almanya’nın Norveç’i istila etmesinin ardından ve orada Quisling faşist rejiminin kurulmasıyla bir Sovyet-Norveç spor anlaşması imzalanmış ve bu durum 1940 Aralık ayında kayakçılara kayak yapma fırsatını vermiştir. Baltık Devlet’leriyle spor yarışmalarını, Sovyet ve Alman bölünmesi izlemiştir. 3 Baltık Devleti’yle anlaşma imzalanmış ve orada Sovyet askeri üsleri kurulmuştur.
1939’ların sonunda bu paktların imzalanması sürecinde ve 1940 Ağustos’unda 3 Baltık Devleti’nin SSCB ile işbirliği yapması, Sovyetler Birliği’nde yarışan Estonyalı boksör ve bilek güreşçileri, Litvanyalı kayakçılar ve Letonyalı basketbol oyuncularıyla anlaşma yapılmasıyla sonuçlanmıştır.
Spordaki kontrol gücüyle Sovyet Liderleri, spor kaynaklarını dış politikada önemli bulduğu konularda kullanmıştır. Başlangıçta amaç, işçi politikasını ulusallaştırmak olduğu halde; sonra amaç, Sovyetler Birliği’ni ulusal bir devlet olarak güçlendirmek olmuştur. SSCB’nin spor alanına girmesiyle spor, artık bazı insanların düşündüğü gibi tarafsız ve politika dışında kalamamıştır (David, 1985).
1.7. İspanya’nın Spor Politikası
İlk Cumhuriyet döneminden Fransa diktatörlüğüne kadar olan süre içinde gerçekleşen sosyal ve politik değişiklikler insanları hangi gruba ait olursa olsun
hayatın her alanında etkilemiştir. Bu etkileşim spora da yansımış ve farklı olaylar çerçevesinde spor çalışmaları sürdürülmüştür.
1877 ve 1886 yılları arasında Avrupa ekonomik açıdan iyileşmeye başlamıştır.
İspanya 1890 krizleriyle boğuşmuş birçok tarımsal ve sanayi krizine rağmen, İspanya’nın iyileşmesi 1900-1914 yılları arasında kesintiye uğramadan devam etmiş, 1914-1918 yılları arasındaki savaş ise tarafsız İspanya’yı favori bir ülkeye dönüştürmüştür. Dünya krizinin sonucunda bir ölçüde yalnız kalan İspanya, 1931 Cumhuriyeti boyunca ekonomiyle uğraşmış, Sivil Savaş İspanya’nın 1939’dan sonra kolayca toparlanamayacağı bir felaketi olmuştur (Carr, 1979).
19. yüzyılın son yıllarındaki İspanya’nın spor faaliyetleri en yüksek sosyal sınıftan birkaç kişinin öncülüğünde yürütülmüştür. At biniciliği, vuruş ve eskrim bunların başlıcalarıdır. Daha alt sınıf üyeleriyse sadece yerel festivallerde bu sporlara katılabilmiştir. Boğa güreşi ulusal festivalllerin vazgeçilmezi olmuş ve tren yollarının izleyici ve boğaları taşımasıyla bu durum ticarete dönüşmüş ve 1886’dan itibaren güreş alanları inşa edilmiştir.
Sosyal sınıf ayırımları 20. yüzyıl başlarında ekonomik gelişmenin ülkede eşit olarak gerçekleşmemesiyle ortaya çıkmış ve devam etmiştir. Küçük kasabalarda ve yerel festivallerde yapılan spor faaliyetleri büyük şehirlerinkinden baskın olmuştur (de los Reyes, 1921).
Önemli burjuvaların ve siyasetçilerin işbirliğiyle aristokratların sayısı 19.
yüzyılda çok artmıştır. Aristokratlar geleneksel katolik değerlerini desteklemiş ve toplumun üst sınıflarına bu değerleri empoze etmeye çalışmışlardır.
Aristokrasinin(*) ekonomiye yaklaşımı köylülerinki gibi olmuş; ama, aristokrasi sosyal ve politik etki altında kalmıştır.
(*)Aristokrasi: Soylulardan ve büyük toprak sahiplerinden oluşan soylu sınıftır (Marshall, 1999).
Aristokrasi ve spor arasındaki ilişki Olimpiyat oyunlarında açıkça görülebilmiştir. 1902’de bazı aristokratların Pierre de Coubertin ile ilişki kurmaları sayesinde Marquis of Villamejor Uluslararası Olimpiyat komitesine alınmış, 1922’de yerine Baron de Güell geçmiştir. 1924’de Barcelona’nın ağırlayacağı yarışmalar için onur komitesinde bu isimler yer almışlar; ancak Hitler’in artan gücüyle, Uluslararası Olimpiyat Komitesi etki altında kalmış ve 1936 Olimpiyatları Berlin’e verilmiştir (Cazorla Prieto, 1979).
İspanya’da İkinci Cumhuriyet, sporcularının yarışmalara katılmasını istememiştir. Çünkü yarışmaları, sporcuların aklını değiştirmek için başvurulan politik bir ideoloji olarak görmüş ve bu yüzden İspanya Olimpiyat Komitesinin yarışmalara katılmak için onay isteğini reddetmiştir.
Aynı zamanda çeşitli komünist, sosyalist ve Yahudi gruplar tarafından bazı alternatif oyunlarla yeni bir akım başlatılmıştır. Bu proje İspanya içindeki ve dışındaki solcular tarafından hoş karşılanmış ve Popüler Olimpiyatlar diye adlandırılan oyunlar İngiltere, İsveç, Almanya, Norveç ve Fransa da dahil birçok ulustan toplam 4500 organizasyonu etkilemiştir. Açılış töreni 19 Temmuz 1936 yılı için planlanmış ancak 18 Temmuz’da Moroco’da savaş çıkmış ve bu yüzden Popüler Olimpiyatlar hiç yapılamamıştır.
Devlet politik nedenlerden dolayı aristokrat sınıfıyla yakından alakalı olan spor akımını demokratikleştirmeye ve bu akıma işçi sınıfını da dahil etmeye çalışmış fakat, aristokratların etkisi yok olmaya başlamıştır (Cf. Shaw, 1987) .
Eğer Sivil Savaş Olimpiyatlarla paralel olan oyunları da engelleseydi, Cumhuriyetin okullardaki eğitim programında yapacağı kaliteli değişikliklere de son verirdi. O zamana kadar, ülkenin politik, ekonomik ve sosyal durumu devlet okullarına iyi yapılanmış bir sistemin yerleşmesine olanak tanımamıştır. Beden eğitimi sadece küçük elit bir kitleye tanıtılabilmiştir.
1919’da Toledo’da Askeri Jimnastik Okulu açılmıştır. O zamana kadar, aristokrat sınıfından olmayanlar sadece askerlik hizmetleri süresince fiziksel aktiviteler yapabilmiştir. Bu sebepten dolayı ordunun, sivillerin de askerlik hizmetleri süresince fiziksel eğitim almaları ve antrenman yapmaları için bir okul açması gerekmiştir. İlk fiziksel eğitim bu sayede tanıtılmış, askerlerin sağlığını geliştirmek ve aynı zamanda gelecek kuşakların da gelişmesini sağlamak başlıca amaç olmuştur.
Yapılan çalışmalara rağmen, pratikte hiçbir fiziksel aktivite yapılamamıştır.
Ana sebepse kaliteli personelin olmamasıdır. Beden eğitimi için yeni düzenlemeleri bilmek yetmemiş, aynı zamanda ana konuları da bilmek gerekmiştir. Bütün bunlar askeri jimnastik okulunun fiziksel eğitim için ne kadar öneme sahip olduğunu vurgulamıştır (Preston, 1994).
Bu okul için ilk fikir Savunma Bakanı Jose Villalba Rıquelme’den gelmiştir.
Krala, askeri personeli zinde tutmak ve İspanya’daki sivillere de bu fikri yaymak için jimnastik ve spor okuluna ihtiyaç olduğu söylenmiştir. 29 Aralık 1919’da askeri jimnastik okulu Royal Decree tarafından açılmıştır. Amacı askerlere fiziksel eğitim yaptırmak ve küçük bir personel grubunu askerlere yardım etmeleri için eğitmektir;
aynı zamanda tüm gençleri eğitebilecek kaliteli kişiler yetiştirmektir. Bu yüzden askerlik görevini yapmaya gelen devlet okullarındaki öğretmenlere özel ilgi gösterip onları yetiştirmek başlıca amaç olmuştur.
Franco’nun İspanya’sında spor zaman içinde değişik roller üstlenmiş ve bu dönemler 3’e ayrılmıştır. İlk periyotta İspanya 1940’larda istenmemiş, İspanya Milli Takımı müsabaka yapacak ülke bulmakta zorlanmıştır. Bu zamanlarda futbol yeni rejimi oturtmak ve propaganda yapmak için bir araç olarak görülmüştür. Buna en güzel örnek 1939’da General İssimo’nun kupasında ilk finali oynayan 2 takım Sevilla El Ferrol’ün sağ kollarını kaldırıp (faşizm işareti) yapmaları ve Cara al Sol’un (güneşe dönmek) şarkısını söylemeleri ve tribündeki kalabalığın da buna eşlik etmesidir. Bu dönemde faşist düşünceler oyuna yansıtılmıştır. Falangistler futbolu
“Yeni İspanya’nın” gücünü gösterebilecekleri bir araç olarak görmüştür. Amaçları
İspanya’da herkesin bir sporla uğraşmasını sağlamaktır. Ülkenin en iyi sporcularıysa öncelikli olarak uluslararası yarışmalarda başarı kazanmayı amaçlamış ve bu yüzden de dünyanın saygısını kazanmışlardır.
Fakat, 1940’ların İspanya’sında Falange’nin başarısına ayrılan yıllar başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Hem ülkedeki spor hem de uluslararası spordaki sonuçlar kötü olmuştur. 1945’te ittifakların yenilmesinden sonra İspanya dünyanın geri kalanı tarafından Faşizmin son durağı olarak düşünülmüş ve bu yüzden Birleşmiş Milletler tarafından diplomatik ve ekonomik olarak boykot edilmiştir.
Franco bu yüzden rejimin imajını değiştirmesi gerektiğini anlamıştır.
1950’lerde başlayan ikinci periyot boyunca İspanya spora büyük ölçüde önem vermeye başlamıştır. Çok az etkinlik düzenlenmesine rağmen transferle gelen yabancı sporcuları etkilemek için yeni stadyum inşa edilmiştir.
Real Madrid yurt dışında rejimin zayıf imajını en çok değiştiren takım olarak bilinmektedir ve yıllardır rejime en iyi hizmet eden takımdır. Bu yüzden Real Madrid, tüm kıtaya ve Avrupa’ya kıyasla bu kadar dezavantaj içinde gelişmeyi başarmış bir ülkenin önemini anlatmıştır.
Franco zamanında İspanya’nın dış imajını değiştiren tek sporun futbol olduğunu söylemek haksızlık olur. Boğa güreşi de çok turist çeken bir spordur.
Manuel Santana ve tenisçi Manuel Orantes gibi rejime sadık sporcular da olmuştur.
Basketbol da dönemin önemli branşlarındandır.
3. Periyotta futbol toplumda ilaç olarak kullanılmıştır. Bu yüzden futbol hem diplomatik hem de bölgesel önem taşımış ve politikleşmiştir. 3. Periyod 3 ayrı döneme ayrılır:
• İlk olarak savaşa katılan ve 1946’dan sonra uluslararası baskı yüzünden politikayla ilgilenmeyen “politikleşmiş jenerasyon”
• İkincisi 1947’den 1967’ye kadar devam eden “futbolcu jenerasyon”
• Son olarak “protestocu jenerasyon”.
3. Periyodun 3 ayrı döneme ayrılması önemlidir. Çünkü futbol 1950’lilerde sosyal bir olay olunca rejim futbolu kullanmaya başlamıştır. Rejim sporun potansiyelini fark etmiş; 1956’da televizyon icat edilince futbol severlerin sayısını arttırabilir duruma gelmiş ve sonra futbol moda olmuştur (Acevedo, 1969).
1.8. Devletlerarası Dünya Görüşü Oluşturmada Sporun Rolü
Günümüzde, sporun ve özellikle spor haberciliğinin, ulusları, ulusal devletleri ve ulusal kimlikleri oluşturmada önemli bir rol oynadığı kabul edilmektedir.
Özellikle uluslararası spor etkinliklerinin anlatımı yoluyla, politik dünyanın devletlerarası dünya görüşünü oluşturan kavramlarını (ulus, ulusal kimlik, ulusal devlet ve devletlerarası yapı) spor şekillendirmektedir (Weber, 1995).
Spor haberciliği, devletlerarası rekabetçi spor etkinlikleri, özellikle devletlerin ve ulusların bir şekilde "birbirinden ayrı" olduğunu ve sınırların "belirli" olduğu mesajını iletmektedir. Spor haberciliği, "biz"im diğer bağlılık duygularından ve kimliklerden önemli olan, müşterek ama yine de kendimize özel bir yaşam tarzımızın olduğunu belirtmektedir. Bu habercilik, ulusal bir takımın oyun tarzı veya onu destekleyen taraflar gibi kavramlar yoluyla "biz"i diğer uluslarla karşılaştırmaktadır (Norman, 2000).
Spor, aynı zamanda bir ulus içerisindeki genellikle farklı insan kesimlerini birleştirmekte ve uluslararası arenada da iki rakip arasındaki gerilimleri hafifletmektedir.
Spor haberciliği, devletleri temsil eden takımlar arasındaki rekabete dikkat çekerek, uluslararası spor etkinliklerinin devletlerarası yapısının doğal olduğu izlenimini belirginleştirmede yardımcı olmaktadır. Pierre de Coubertin'in 19. yüzyıl makalelerinde, genellikle Olimpiyat Oyunları, ulus olarak devletlerin arasında yarışmanın gerçekleştiği “doğal” alanlar olarak gösterilmiştir (Llobera, 1994).