• Sonuç bulunamadı

MODERN ve ANTİK DÖNEM ANADOLU İNSANLARININ ÜÇÜNCÜ MOLARLARININ İNCELENMESİ ve KARŞILAŞTIRILMASI

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "MODERN ve ANTİK DÖNEM ANADOLU İNSANLARININ ÜÇÜNCÜ MOLARLARININ İNCELENMESİ ve KARŞILAŞTIRILMASI"

Copied!
118
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T. C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ (PALEOANTROPOLOJİ)

ANABİLİM DALI

MODERN ve ANTİK DÖNEM ANADOLU İNSANLARININ ÜÇÜNCÜ MOLARLARININ İNCELENMESİ ve

KARŞILAŞTIRILMASI

Yüksek Lisans Tezi

Pervin ÖZKARA

Ankara-2014

(2)

T. C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ (PALEOANTROPOLOJİ)

ANABİLİM DALI

MODERN ve ANTİK DÖNEM ANADOLU İNSANLARININ ÜÇÜNCÜ MOLARLARININ İNCELENMESİ ve

KARŞILAŞTIRILMASI

Yüksek Lisans Tezi

Pervin ÖZKARA

Tez Danışmanı Prof. Dr. Ayla SEVİM EROL

Ankara-2014

(3)

T. C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ (PALEOANTROPOLOJİ)

ANABİLİM DALI

MODERN ve ANTİK DÖNEM ANADOLU İNSANLARININ ÜÇÜNCÜ MOLARLARININ İNCELENMESİ ve

KARŞILAŞTIRILMASI

Yüksek Lisans Tezi

Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ayla SEVİM EROL

Tez Jürisi Üyeleri Adı ve Soyadı

………..

………..

………..

………..

………..

………..

İmzası

………

………

………

………

………

………

Tez Sınav Tarihi: ………..

(4)
(5)

İÇİNDEKİLER

Resimler Dizini I

Tablolar Dizini II

Grafikler Dizini III

ÖNSÖZ IV

GİRİŞ 1

1.BÖLÜM: İNSAN DİŞİ TERMİNOLOJİSİ VE DİŞLENME 3

1. 1. İnsan Dişi Terminolojisi 3

1. 2. Dişlenme 4

1.2.1. İlk dişlenme evresi 5

1. 2. 2. Karışık dişlenme evresi 5

1. 2. 3. Kalıcı dişlenme evresi 5

1. 3. Diş Anatomisi 8

1. 3. 1. Enamel (Mine tabakası) 10

1. 3. 2. Dentin 10

1. 3. 3. Sement 11

(6)

1. 3. 4. Pulpa (Pulp) 11

1. 3. 5. Diş Kökü 12

2.BÖLÜM: ANTROPOLOJİK AÇIDAN DİŞLERİN ÖNEMİ 13

2. 1. Antropolojik Açıdan Dişlerin İncelenmesi 13

3.BÖLÜM: BESLENME TARZI DEĞİŞİMİNİN DİŞLERE ETKİSİ VE HOMO GENUSU ÜZERİNDE MEYDANA GETİRDİĞİ DEĞİŞİKLİKLER 19

4. BÖLÜM: MODERN ANADOLU İNSANLARINDA VE ANTİK DÖNEM ANADOLU İNSANLARINDA ÜÇÜNCÜ AZI DİŞLERİNİN İNCELENMESİNE

GENEL BİR BAKIŞ 24

4. 1. Modern Anadolu İnsanlarında Üçüncü Molar Dişlerinin

İncelenmesine Genel Bir Bakış 29

4. 1. 1. Sürmüş Üçüncü Molarlar 30

4. 1. 2. Gömülü Üçüncü Molarlar 30

4. 1. 3. Konjenital Olarak Eksik Üçüncü Molarlar (Agenezis) 32

4. 2. Antik Dönem Anadolu İnsan İskeletlerinde Üçüncü Molar Dişlerinin

İncelenmesine Genel Bir Bakış 36

4. 2. 1. Acemhöyük Kazısı 36

4. 2. 2. Musular Kazısı 36

(7)

4. 2. 3. Mersin Kız Kalesi (İç Kale) Kazısı 40 4. 2. 4. Nevşehir / Eskil Yeraltı Kazısı 41

4. 2. 5. Erzurum / Tetikom Kazısı 42

4. 2. 6. İzmir/Kendirci Kazısı 43

4. 2. 7. Kahramanmaraş / Minnetpınarı ve Erzurum / Güllüdere

Kazısı 45

4. 2. 8. Niğde / Andaval Kazısı 47

5. BÖLÜM: ARAŞTIRMANIN AMACI, ÖRNEKLEMİ VE YÖNTEMİ 49

5.1. Amaç 49

5. 2. Örneklem 51

5. 3. Yöntem 52

6. BÖLÜM: BULGULAR VE DEĞERLENDİRME

6. 1. Modern Anadolu İnsanları Üçüncü Molarlarının Çene İçindeki Pozisyonları Hakkında Yapılan Araştırmada Elde Edilen Bulgular ve

Değerlendirilmeleri 53

6. 1. 1. M3’lerin Bulunduğu Çeneye Göre Konjenital Olarak

Eksiklik, Gömüklük ve Sürme Oranlarının Değerlendirilmesi 56 6. 1. 2. Cinsiyetleri Göre Konjenital Olarak Eksik, Gömük ve

Sürmüş M3 Oranlarının Değerlendirilmesi 60

(8)

7. BÖLÜM: TARTIŞMA 68

SONUÇ 74

ÖZET 81

SUMMARY 83

KAYNAKÇA 85

EKLER 92

(9)

Resimler Dizini

Resim 1.Diş yüzeylerinin pozisyonlarına göre isimlendirilmesi 4

Resim 2. Geçici Dişlenme Evreleri 6

Resim 3. Karışık ve Kalıcı Dişlenme Evreleri 7

Resim 4. Diş tacının bölümleri 9

Resim 5. Diş anatomisi 9

Resim 6. Bipedalizmin Avantajları ve Beslenmeye Etkisi 21

Resim 7. 1. Mandibular Sağ Molar 25 

Resim 8. 2. Mandibular Sağ Molar 25 

Resim 9. 1. Maksillar Sağ Molar 26 

Resim 10. 2. Maksillar Sağ Molar 26 

Resim 11. 3. Mandibular Sağ Molar 27

Resim 12. Musular Kazısı Neolitik Dönem’ e Ait İnsan İskeleti 38 Resim 13. Musular İskeletinin Mandibular Dişleri Görünümü 39 

Resim 14. Musular İskeletinin Mandibular Üçüncü Azı Dişi 39 

Resim 15. 56–58-59 No.lu Sondaj, 5 No.lu mezar 44

Resim 16. 56–58-59 No.lu Sondaj, 5 No.lu mezar (aynı bireyin altçene röntgeni) 45

(10)

Tablolar Dizini

Tablo 1. M3’lerin Bulunduğu Çeneye ve Cinsiyete Göre Sayısal Yüzdesel

Olarak Dağılımı 34

Tablo 2. Tez Projesi Kapsamında İncelenen Gömülü M3’lerin Bulunduğu

Çeneye ve Cinsiyete Göre Dağılımı 35

Tablo 3. Güllüdere Ve Minnetpınarı Toplumlarında Yirmi Yaş Dişlerinin

Eksiklik Nedenlerine Göre Dağılımı 46

Tablo 4. Üçüncü Molarların Çene İçindeki Pozisyonlarına, Cinsiyete ve

Çeneye Göre Dağılımları 53

Tablo 5. Üçüncü Molar Dişlerin Ağız İçindeki Konumunun Toplam

Üçüncü Molarların Sayısına Göre Dağılım Tablosu 55 Tablo 6. Üçüncü Molar Dişlerin Ağız İçindeki Konumunun Bulunduğu

Çeneye Göre Sayısal Olarak Dağılım Tablosu 56

Tablo 7. M3’lerin İçindeki Pozisyonlarının Sağ ve Sol Çene Yarımlarına

Göre Çene Dağılımı 59

Tablo 8. Kadın ve Erkek Bireylerin M3’lerinin Sayısal ve Yüzdesel Olarak

Dağılım Tablosu 61

Tablo 9. İncelenen Tüm M3’lerin Örneklem Grubundaki Bireylerin Cinsiyetine Göre

Dağılım Tablosu 66

(11)

Grafikler Dizini

Grafik 1. Üçüncü Molar Dişlerin Ağız İçindeki Konumunun Toplam

Üçüncü Molarların Sayısına Göre Yüzdesel Olarak Dağılım Grafiği 54

Grafik 2. Üçüncü Molar Dişlerin Ağız İçindeki Konumunun Bulunduğu

Çeneye Göre Yüzdesel Olarak Dağılım Grafiği 57

Grafik 3. M3’lerin Sağ ve Sol Çene Yarımlarına Göre Çene İçindeki

Pozisyonlarının 59

Grafik 4. Kadın ve Erkek Bireylerin M3 Sayılarının Dağılımı 62

Grafik 5. Kadın Bireylere Ait M3’lerin Çene İçindeki Pozisyonuna Göre

Yüzdesel Dağılım Grafiği 63

Grafik 6. Erkek Bireylere Ait M3’lerin Çene İçindeki Pozisyonuna Göre

Yüzdesel Dağılım Grafiği 64

Grafik 7. M3’lerin Çene İçindeki Pozisyonunun Örneklem Grubuna Göre

Dağılım Grafiği 65

Grafik 8. İncelenen toplam Tüm M3’lerin Örneklem Grubundaki

Bireylerin Cinsiyetine Göre Dağılım Grafiği 66

(12)

ÖNSÖZ

 

  Dişler vücudun en dayanıklı ve sert dokusudur. Bunun sonucu olarak, koşullar uygunsa, milyonlarca yıl korunarak saklanabilir. Bu nedenle kazılarda en fazla ele geçen buluntulardan biridir. Buluntular ait olduğu topluluk hakkında biyolojik, kültürel, evrimsel ve çevresel bilgiler verir. Bireysel baz da ise beslenme biçimleri, iklim, çevre, yaş, cinsiyet, genetik, sağlık sorunları, varyasyon ve grup içi akrabalık ilişkileri ile ilgili bilgiler edinmemizi sağlar. Diş çalışmak, günümüzün ve geçmişin biyolojisini ve kültürünü anlamak için önemli bir anahtardır. Bu nedenle antropolojinin önemli materyallerinden biridir.

Paleolitik Dönemler’ de insan vücudunda iki ayak üzerinde yürüme, beyin kapasitesinde artış gibi değişikler meydana geldiği bilinmektedir. Tez çalışmasında bu değişikliklerden biri olduğu ve insanlarda Ortaçağ’dan bu yana körelerek yok olmaya yüz tuttuğu iddia edilen üçüncü molarların çene içindeki pozisyonları yaşa ve bulunduğu çeneye göre incelenmiştir ve Antik Dönem Anadolu İnsanları’ ndan elde edilen verilerle karşılaştırılmıştır.

“Modern ve Antik Dönem Anadolu İnsanlarının Üçüncü Molarının İncelenmesi ve Karşılaştırılması” adlı tez çalışmamızın ülkemizde yapılacak olan dental antropoloji çalışmalarına katkı sağlaması amaçlanmıştır.

Tez çalışması boyunca tüm içtenliği, sabrı ve güler yüzlülüğüyle yanımda olan, Dental Antropoloji konusunda büyük katkılar sağlayan danışmanım Prof. Dr.

Ayla SEVİM EROL’ a, panoramik röntgenlerin değerlendirilmesi ve yorumlanması sırasında, yoğun temposuna rağmen bana zaman ayıran Türk Dişhekimleri Birliği Genel Başkanvekili Doç. Dr. Serdar SÜTÇÜ’ ye, öğrenim hayatım boyunca bana

(13)

olan inancını ve güvenini hiç kaybetmeyen aileme, çalışmalarım sırasında varlığını hep hissettiren, yardımlarını benden esirgemeyen sevgili arkadaşım Antropoloji Bölümü Araş. Gör. Hakan MUTLU’ ya teşekkürü bir borç bilirim.

 

(14)

GİRİŞ

Evrim, biyolojide canlı türlerinin nesilden nesile kalıtsal değişime uğrayarak ilk halinden farklı özellikler kazanma sürecidir. Vücutta fiziksel, kimyasal ve çevresel faktörlerden kaynaklanan değişimlerin tümünü kapsamaktadır. Evrim milyonlarca yılda meydana gelen bir olaydır ve sürekliliğinin devam ettiği bilinmektedir.

İnsan vücudunda; bipedalizm, kuyruk sokumu kemiğinin küçülmesi, beyin hacminin büyümesi gibi uzun yıllarda meydana gelen değişimler görülmektedir.

Değişmeye devam eden organlarımızdan bir tanesi olan 3.moların (yirmilik dişi olarak bilinen daimi üçüncü azı dişi) çıkma oranındaki azalma, beraberinde 3.moların körelmekte olup olmadığı sorusunu akla getirmektedir. Öğütülmesi ve sindirilmesi zor olan protein ağırlıklı besin zincirinden, öğütülmesi kolay, bitkisel ağırlıklı besin zincirine geçişle birlikte çenede küçülme meydana getirdiği, buna bağlı olarak dişlerin de küçüldüğü ve sayıca azalmaya başladığı iddiası bilim dünyasında tartışmalara sebep olmaktadır. Çene boyutundaki küçülme ile birlikte üçüncü azı dişinin işlevini yitirmekte olduğu, çenede oluşmasında ve çıkmasında azalma olup olmadığı merak konusu olmuş ve olmaya devam etmektedir. Bu düşünceden hareketle bu tez çalışmasının konusu azı dişlerinin körelip körelmediğini araştırmak ve antik dönem insanlarında ve modern insanlarda sürülme oranının istatistiksel analizi üzerinedir. Tezin amacı üçüncü azı dişlerinin kaybolduğu iddiası ve karşı iddialara ilişkin örneklemlerle yeni bir çalışma sunmaktır.

(15)

Seçilen örneklem gruplarından çıkarılacak olan istatistiksel sonuçlar ve örneklem gruplarının karşılaştırılmasından doğacak bulgular bu bilimsel tartışma için başvurulacak önemli bir kaynak oluşturacaktır.

(16)

1. BÖLÜM

İNSAN DİŞİ TERMİNOLOJİSİ VE DİŞLENME

Diş, Latincede dens ya da dentis kelimeleriyle ifade edilir. Diş, ağız boşluğunda yer alır. Kökleri maksilla ve mandibulaya gömülü olup, diğer uçları boşluktadır. Dişin görünümü kemiğe benzese de daha sert bir yapıya sahiptir ve kemikler gibi osteoblastlardan meydana gelmişlerdir.

Dişlerin temel işlevi besini öğütmektir. Besinin hem fiziksel hem de kimyasal sindirimi ağızda başlar. Çiğneme sırasında, farklı şekillerdeki dişler, yüzey alanını arttırmak ve yutmayı kolaylaştırmak için besini keser, parçalar ve öğütürler.

1. 1. İnsan Dişi Terminolojisi

Diş düzeninde, her iki çenede de kemer halinde şekillenmiştir (Resim 1). Her diş serisi hemen hemen diğer tarafla simetriktir. Sol tarafta yer alan bir diş sağ tarafta yer alan diş ile ayna görüntüsü verir. Bu nedenle omurgalı vücudunda çeneyi iki eşit yarıma bölmek mümkündür. Çeneyi iki yarıma bölen varsayımsal yüzeye median- sagittal düzlem denir.

Her çenede diş kemerine doğru olan yöne mesial, sagittal düzlemden uzağa doğru olan ters yöne ise distal adı verilir. Aynı şekilde dile yakın olan yüzeye lingual, denir. Buccal, (labial, facial) ise yanak ya da dudak kısmına bakan yüzey anlamına gelir (Hillson, 1986). Dişin ön dudak kısmına doğru olan ve insisiv (kesici) dişlerin bulunduğu yöne incisal, dişlerin (özellikle molarlar) birbiriyle temas ettikleri yüzeylere ise occusal adı verilir.

(17)

Resim 1. Diş yüzeylerinin pozisyonlarına göre isimlendirilmesi (Kaweckyj, 2011)

1. 2. Dişlenme

Dişler yapılarına göre homodont ve heterodont olarak ikiye ayrılır. Homodont dişler aynı yapı ve işleve sahip dişlerdir. Heterodont dişler ise farklı yapı ve işleve sahip dişlerdir. İnsanın da içerisinde yer aldığı primat takımı, beslenme çeşitliliğinden dolayı, heterodont dişlenme göstermektedir. Bu takım içerisinde yer alan türlerde yiyeceği sindirmek için dört ayrı süreç gerektirir (Aufderheide ve diğ, 1988). Bunlardan ilki adını incisor kemikten alan incisive’dir (kesici dişler).

Yiyecekleri koparmaya ve ya ısırmaya yarayan diştir. Canine (köpek dişleri) parçalama görevi görür. Homo genusu olarak bilinen insanın ilk türlerinde daha robust bir yapıya sahip olan canine (kanin), ateşin kullanılması ve omnivor beslenmenin benimsenmesiyle küçülmüştür. Premolar ve molarlar yiyeceği çiğneyip ağızdaki fiziksel ve kimyasal sindirimi gerçekleştirmeye yarar. Homo genusunda diş sayısı şu şekildedir: I2-C1-P2-M3/I2-C1-P2-M3 x2= 32 (Swindler, 2000: 11).

(18)

Homo sapiens üyelerinde dişlenmenin iki türüne dikkat çekilmektedir. Kalıcı ve geçici dişlenme evreleri olarak bilinen dişlenme türleri üç evrede karşımıza çıkmaktadır. Bu evreleri şu şekilde özetlemek mümkündür:

1. 2. 1. İlk dişlenme evresi

Bu evre geçici dişlerin görüldüğü evredir ve yaklaşık olarak 6 ay ile 6 yaş arasında meydana gelir. İlk dişlenme evresi, ilk kalıcı diş olan mandibular moların çıkmasıyla yaklaşık 6 yaşın sonunda sona erer (Resim 2).

1. 2. 2. Karışık dişlenme evresi

Bu evre hem kalıcı hem de geçici dişlerin görüldüğü evredir. 6 yaşın sonları 12 yaş arası görülmektedir. Karışık dişlenme evresi son geçici diş olan ikinci maksillar moların dökülmesiyle, yaklaşık 12 yaşında sona erer (Resim 3).

1. 2. 3. Kalıcı dişlenme evresi

Bu evre sadece kalıcı dişlerin görüldüğü evredir (Resim 3). 12 yaşında başlar ve hayat boyu devam eder (Fuller ve diğ, 1977).

(19)

Resim 2. Geçici Dişlenme Evreleri (Schour ve Massler, 1941)

(20)

Resim 3. Karışık ve Kalıcı Dişlenme Evreleri (Schour ve Massler, 1941)

(21)

1. 3. Diş Anatomisi

Dişler taç ve kök olmak üzere iki bölümden oluşur (Hillson, 1986). Taç ve kökün birleştiği yere ise boyun, diş serviksi ya da cingulum denir (Mays, 2006: 10).

Dişin asıl kütlesini koruyucu enamel tarafından örtülen dentin oluşturur. Dentini diş köklerinde sementum çevreler. Dişin orta kısmını oluşturan pulpa apikal foramen boyunca uzanıp dişin içine nüfuz eden kan damarlarını ve sinirleri içeren yumuşak bir dokudan oluşur. Memelilerin dişi taç, boyun ve kökten oluşur (Resim 4). Bu yapı dişin çeneye bağlanmasını sağlar (Peyer, 1968).

Kök ve taç sementoenamel kaynaşma noktasında birleşir. servikal çizgi olarak da adlandırılan bu eklem normal bir dişte gözle görülebilir (Wataha ve Dogan, 2009).

Diş, enamel (mine tabakası), dentin ve sement denen üç sert tabakadan oluşur. Bu tabakalar kan ve sinir damarlarını içeren pulpayı çevreler. Dişler bulundukları çeneye ligamentlerle bağlıdır (Resim 5). Diş destek dokularının tümüne birden “periodontium” adı verilir (Gözlük, 2004).

(22)

Resim 4. Diş tacının bölümleri (Vandersall, David C., 2007)

Resim 5. Diş anatomisi (http://www.nkfu.com/dis-resimleri/)

(23)

1. 3. 1. Enamel (Mine tabakası)

Diş tacının en dışında şekillenen ve dentini çevreleyen mineralli sert dokudur (Wataha ve Dogan, 2009). Enamel vücudun en sert dokusudur (Fuller ve diğ. 1977).

Enamel beyazdır ve tacın dış yüzeyini korur. Yüksek düzeyde kalsiyumlu ve minerallidir. Vücudun en sert maddesidir. Mineral olarak %95’i kalsiyum hidroksiapatit içerir. Geriye kalan %5’i ise su ve enamel matris içerir. Enamel organ ve ameloblast denilen özelleşmiş bir epitel hücreyle gelişir (Sheid ve Weiss, 2010).

1. 3. 2. Dentin

Dentin diş minesi kadar mineralli değildir. Ayrıca enamel, pulpa ve sementum arasında en kalsiyumlu tabakadır. Bu yüzden diş minesinden daha yumuşaktır. % 70’i inorganik maddeden % 20’si organik madde, %10’u sudan meydana gelir (Cate, 1988). Bu nedenle kemikten daha serttir.

Dentin mine tabakası tarafından çevrelenir. Dentin oluşumunun organik madde salgılanması ve mineralizasyon olarak iki aşaması vardır. İçinde dentin tübülleri denen kanallar vardır. Dentin tübülleri, dentinden pulpaya, pulpadan enamel kıyısına ya da sementum dışına yayılır (Johnson, 2007).

Dentin birinci dentin, ikinci dentin ve tertiary dentin olarak üçe ayrılır. Birinci dentin, dentinin en dış tabakasıdır ve mine tabakası sınırında yer alır. İkinci dentin diş kökünün şekillenmesinden üretilen tabakadır. Tertiary dentin, diş çürüğü atakları gibi uyarıcıları karşılık olarak yaratılır (Zilberman, 2001).

(24)

1. 3. 3. Sement

Sement diş kökünün donuk sarı tabakasıdır (Wataha ve Dogan,2009). Kök sementi görünür bir şekilde incedir ve dentinden tübüllerinin olmayışıyla ayırt edilebilir (Slootweg, 2007).

Sement tabakası, %65 oranında kalsiyum hidroksiapatit (mineralli ve kalsiyumlu), %35’i organik madde (kollajen lifler) ve %12’si sudan meydana gelir.

Sementum sementoblast denilen hücrelerden üretilir (Wataha ve Dogan, 2009).

Kök sementi görünür bir şekilde incedir ve dentinden tübüllerinin olmayışıyla ayırt edilebilir (Slootweg, 2007). Sement kök dentinin üzerinde gelişir ve serviksten mineye doğru uzanır. Sementin sellular, asellular tabakalarını şekillendiren sementoblastlar tarafından üretilir (Swindler, 2000).

1. 3. 4. Pulpa (Pulp)

Pulpa tacın içinde boşlukta yer alan yumuşak bir dokudur ve pulpa boşluğuna (pulp cavity) yerleşmiştir (Sheid ve Weiss, 2010).

Pulpa boşluğu dişin orta kısmında bulunur ve tamamen dentin ile çevrelenmiştir. Boşluk içindeki pulpa dokusu anatomikal oluşumlara ayrılır (Fuller ve diğ. 1977).

Pulpa boşluğu, dentin içerisinde dişin orta alanındadır. Yaşayan bir dişte pulpa dokusunu içerir. Pulpa boşluğu dışı, özellikle yeni çıkan dişlerde, dişin dış kısmını oluşturma görevini görür (Fuller ve diğ. 1977). Pulpa boşluğunun pulpa

(25)

haznesi (pulp chamber) denilen koronal bir kısmı ve pulpa kanalı denilen bir kök kısmı vardır (Sheid ve Weiss, 2010).

Pulpa boşluğunun apikal foramen dışındaki kısımları dentin ile çevrelenir.

Sinir ve kan damarları pulpaya apikal foramen sayesinde girer. Dentin gibi pulpa da gözle görülebilir bir yapıya sahip değildir. Pulpa dental papilladan meydana gelir ve kan damarları ve sinir hücreleri açısından zengindir.

1. 3. 5. Diş Kökü

Diş kökü, sementum ile çevrelenen ve alveol denilen kemik oyuğun içinde gömülü olan dişin bir parçasıdır (Wataha ve Dogan, 2009).

Diş kökü, diş etinin altında yer alır ve bir ya da daha çoktur. Kökler mineden sonra gelişir ve dentin sement-mine birleşimine ulaşır. Bu sırada epitelyum kök kını şekillenir ve kök yapılanmaya başlar. Pulpa boşluğunda oluşan kök, sement ve mine tabakası tarafından çevrelenir. Diş kökleri sinir ve kan damarlarıyla beslenir ve çeneye ligamentlerle bağlanır.

(26)

2. BÖLÜM

ANTROPOLOJİK AÇIDAN DİŞLERİN ÖNEMİ

Antropologlar için bir bireyin, bir toplumun kimliklendirilebilmesi için kazılarda ele geçirilen buluntulara ihtiyacı vardır. Çıkarılan buluntular (kemikler, dişler ya da aletler) incelendikten sonra gerçeğe en yakın sonuca ulaşabilmek mümkündür.

Dişler tek olarak çıkarılabileceği gibi, çeneye yapışık olarak çıkması da mümkündür. Kazılarda çeneyle beraber ele geçirilen dişler birey ve toplum açısından çok temel bilgiler verebilir. Çeneden ayrık olarak ele geçirilen dişlerden az veriler elde edilse de ait olduğu bireye ve topluma ait önemli bilgilere ulaşmak da mümkündür.

Dişler bireysel düzeyde cinsiyet, yaş, beslenme, sağlık, genetik ile ilgili bilgiler verdiği gibi, toplumsal düzeyde de sosyo-ekonomik durum, geçim kaynakları, kültür, iklim ve evrimle ilgili ipuçları verir.

2. 1. Antropolojik Açıdan Dişlerin İncelenmesi

Kazılardan elde edilen buluntuların nitel ya da nicel olarak ölçülebilmesi için buluntunun çok fazla deforme edilmeden incelemeye alınması gerekmektedir. Bazı koşullarda iyi korunmamış kemiklerin veya aletlerin deformasyona uğramadan çıkarılması neredeyse imkânsızdır. Örneğin, çok nemli bir topraktan çıkarılan buluntu parçalanmaya elverişlidir ya da çok kuru bir toprakta yapılan kazıda

(27)

buluntuya zarar verme olasılığı çok yüksektir. Bu buluntular arasında çok sert ve kolay deforme olmayan bir yapıya sahip olması nedeniyle dişler önem taşımaktadır.

Dişlerle çalışılarak biyolojik antropolojiye farklı bir bakış açısı getiren dental antropoloji terimi ilk kez 1900 yılında George Buschan tarafından kullanılmıştır (Scott ve Turner II, 1988).

Diş antropolojisi; antropolojik problemleri çözmek için iskelet ya da modern insan popülasyonlarının dişlerinden yararlanarak veriler elde edilmesini sağlar.

Dişler bir iskeletin antropolojik açıdan değerlendirilmesi açısından büyük bir avantajdır. Bunun nedeni uzun süre korunabilir olması, makroskobik yöntemlerle incelenebilir olması ve dişlerin çevresel ve genetiksel nedenlerden kaynaklanan varyasyonlarıdır.

Dişler; sert bir bileşime sahip olmasından dolayı iyi bir şekilde korunur ve iskelet kalıntılarının iyi korunmuş olarak ele geçirilen kısımlarıdır. Bu özelliğinin kanıtı Holosen ve Pleistosen fosil kalıntılarıdır (Scott, 1997).

Biyoloji, dermatoloji, histoloji gibi bilim dallarının birçoğunda yapılan incelemelerde sadece yaşayan insanlar üzerinde çalışılabileceğini ve bu bilimlerin mikroskobik düzeyde inceleme yapmaya dayalı olduğunu bilmekteyiz. Dental antropoloji biliminde insan dişi ile ilgilenen antropologlar birey veya toplum hakkında bilgi edinebilmek için hem yaşayan insanlarda hem de fosil kalıntılar üzerinde araştırma yapabilirler. Bunun yanısıra mikroskobik analizlerle genetik, kan grupları, toplumdaki akrabalık ilişkilerinin belirlenmesi gibi önemli bilgiler elde edilirken, yaş, cinsiyet, sağlık, beslenme gibi bilgilere de makroskobik incelemeler sonucu ulaşabilmek mümkündür. Dişlerin makroskobik olarak gözlemlenebilir

(28)

olması uzun ve kısa süreli analizler yapabilmek için değerli bir antropolojik materyal olmasını sağlar.

Antropolojik çalışmalarda toplumun paleodemografik analizini yapabilmek açısından ve bireyin yaşının tespit edilmesi önemlidir. Böylece toplumu küçük birimlere ve yaş aralıklarına göre değerlendirmek daha güvenilir bilgiler elde etmeye olanak sağlar.

Bir bireyin yaşının tahmini için dişlerin kullanılmasına yönelik ilk çalışma 1837’de Saunders tarafından yapılmıştır. Bu çalışma ile dişlerin sürme aşaması;

dental yaşlandırma için ilk kez kullanılmıştır (Sağır, 2013). Fosillerde dişlerden yaş tespiti yapmamızı sağlayan araştırmalar Legros ve Magitot (1980)’un yaptığı araştırmalarla devam etmiştir. Legros ve Magitot süt ve kalıcı dişlerin gelişimi konusunda araştırmalar yapmıştır. Yirminci yüzyılda; Symington ve Ranlin, 1908;

Hess, 1932; Boller, 1964; Van der Linder ve Duterloo, 1976 tarafından diş formasyonu konusunda radyografik çalışmalar yapılmıştır. (Yaşar ve Sevim, 2007).

Dişlerde yaşlandırma metotları bebek-çocuk ve erişkin bireylere göre farklılık gösterir. Bebek ve çocuklarda yaşlandırma, dişlerin sürme zamanına göre geliştirilen dental yaşlandırma metotuna göre yapılırken (Ubelaker, 1978; Brothwell 1981;

Krogman ve İşcan, 1986), genç erişkinlerde epifizlerin kaynaşma yaşları, daimi dişlerin köklerinin kapanması (Ubelaker, 1978; WEA, 1980; Brothwell, 1981) Dikkate alınan kriterler arasındadır.

Dişten elde edilen önemli bilgilerden bir diğeri de cinsiyet tayinidir.

Dişlerden yararlanılarak yapılan cinsiyet tayinin temeli kadın ve erkek bireylerin dişlerindeki boyut farklılıklarına dayanmaktadır. İnsan populasyonlarında, cinsiyetler

(29)

arası diş boyutlarında çok az miktarda seksüel dimorfizm vardır. Yalnız bir toplumda yapılan araştırmadaki bireysel karşılaştırmalar sonucu erkek birey dişlerinin kadınlardan yaklaşık %2-6 arasında daha geniş olduğu sonucu bulunmuştur. Bu dimorfizm caninlerde (köpek dişi) daha belirgindir. Çünkü az miktarda fakat daima bir seksual dimorfizmin varlığından söz etmek mümkündür (Scoot, 1997)

Dişlerden beslenme, sağlık ve geçim kaynaklarıyla ilgili bilgi edinmek için dişlerde meydana gelen patolojilerin belirlenmesi gereklidir. İncelenen bir populasyonda bireylerin dişinde çürük ve apsenin fazla olması karbonhidrat ağırlıklı beslenmeye işaret etmektedir. Avcı- toplayıcı beslenme de diş hastalıkları çok yaygın bir olgu değildir. Çok az vakaya rastlansa da diş kayıpları ve diş çürükleri görülür.

Bu hastalıkların varlığının sebebi ise diş temizliği için gerekli kültürün bulunmamasıdır (Metin, 2000).

Ayrıca diş çürüğü uygarlık hastalığı olarak görülse de eski uygarlıklarda da var olduğunu birçok kaynaktan görebiliriz. İnsansılara kadar uzanan diş çürüğü tarihi, Neandertaller’ de nerdeyse hiç gözlenmemiştir. Çürüklerde asıl önemli artış cilalı taş devrinde tarım yaşamına geçişle kendini gösterir (Özbek, 2000). Bu artışın sebebinin elde edilen tahıldan yapılan ekmeklerden kaynaklandığı açıkça söylenebilir. Frayer tarafından Avrupa’da Üst Paleolitik ve Mezolitik’ ten materyaller kullanılarak bir çalışmayla ispatlandı (Mays, 2006).

Diş aşınmaları da bireylerin beslenme şekli hakkında bilgiler vermektedir.

Dişler arasındaki sürtünmenin doğal bir sonucu olarak görülen diş aşınması, besinlerin çiğnenmesi sırasında kendini gösteren fiziksel ve fizyolojik unsurların mine tabakasında oluşturduğu tahribattır (Özbek, 2000). Diş aşınması, çiğneme ve

(30)

yutma süresince birbiriyle sürtünen bütün dişlerin oklüzyal, insisival ve proksimal yüzeyde meydana gelir. Dişlerdeki aşınmaların düzeyinden yola çıkarak toplumun tükettiği besinlerin sertlik derecesini de belirlemek mümkündür.

Diş aşınmasının diğer bir sebebi de dişi bazı sert şeyleri koparmak için kullanmaktır. Özellikle sosyal kültürün gelişmeye başladığı zamanlarda, kıyafet yapımında, dikiş dikme konusunda diş bir alet gibi kullanılmakta olduğu iddiası savunulmaktadır. Bu bilgi de incelenen toplumun kültürü hakkında da bilgi elde etmemizi sağlamaktadır.

Beslenme şekli hakkında bilgi edinmemizi sağlayan diğer bir patoloji ise hipoplazidir. Mine hipoplazisini arttıran birçok neden vardır. Çevresel faktörlerin büyük bölümü lezyonla sonuçlanan etiyolojik olay olarak kabul edildi. Hipoplazi büyük ölçüde vitamin A, C ve D vitaminlerinin eksikliği ve kalsiyum eksikliğine dayanmaktadır (Wells, 1964).

Mine hipoplazisine dair paleoepidemiolojik referanslar Neandertal adamlarına kadar uzanır. Bu hastalığın eskiliğinin kanıtı, incelenen bireylerin % 58’inde birden fazla dişte hipoplazik kusurları gösteren, Bronz Çağı’na ait Britanya materyallerinin genel dental incelemesinde bulundu. Macarlar ve Cro-Magnon gruplarının karşılaştırılmasında, Marksic ve Baglias (1987), Cro-Magnon gruplarında yüksek oranda mine kusuru gözlemlemişlerdir ve neden olarak yetersiz beslenmeyi savunmuşlardır.

Beslenmenin en temel adımı olan sindirim ilk olarak dişlerde başlar. Dişin gelişimi tartışmasız bir şekilde genetikle kontrol edilir. Diğer yandan dişler, beslenme elementlerinin etkileşimi ve karmaşık oral mikroplardan kaynaklanan

(31)

hastalıklar ve kaslanma gibi fiziksel faktörler nedeniyle doğum sonrası değişime uğrayabilir (Scoot, 1997). Bu fiziksel ve çevresel etkiler nedeniyle dişler çeşitli varyasyonlar gösterir. Dişlerden DNA analizi ve varyasyonların analizi çevresel ve davranışsal faktörlerin incelenen birey üzerinde etkilerini yansıtmasının yanısıra, populasyonun genetik zemini hakkında da bilgiler elde etmemizi sağlar.

Paleolitik çağlardan bu yana insanın evrim aşamalarında dişlerin de evrimleşerek günümüzdeki halini aldığı savunulmaktadır. Kaninlerin (köpek dişleri) küçülmesi, Homo genusu öncesindeki türlerde görülen prognatizmin yok olması ve çene yapısının küçülmesi bu değişimlerin başında gelmektedir. Bu değişimlerden biri olan 3. molarların çıkmama oranının beslenme evrimine bağdaştırılması tam olarak kanıtlanmış bir hipotez değildir.

Bu tez kapsamında insanın hayatta kalmasının temel aktivitesi olan beslenmenin evrimi ve buna paralel olarak ‘akıl dişi’-‘yirmilik diş’ olarak da adlandırılan 3.molarların beslenme değişiminden etkilenmesi araştırılmıştır.

(32)

3. BÖLÜM

BESLENME TARZI DEĞİŞİMİNİN DİŞLERE ETKİSİ VE HOMO GENUSU ÜZERİNDE MEYDANA GETİRDİĞİ DEĞİŞİKLİKLER

Paleo, Latince’ de “eski” anlamına gelen ve antropolojide çok sık kullandığımız bir terimdir. Paleobeslenmede Homo genusu için bakacağımız nokta bipedalizmle (iki ayak üzerinde dik yürüme) başlayıp tarım sonrası toplumlara kadar uzanmaktadır.

Beslenmeye dayalı çene ve dişte meydana gelen değişiklikler hakkında bilgi edinmemiz için beslenme tarihine ve evrimine bir göz atmamız gerekir. Homo sapiens geçmişten beri tahılla ve etle aynı anda mı besleniyordu? Yoksa tahılla tanışmamız daha mı geç oldu?

Paleolitik Dönem boyunca insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için doğanın vahşi olanaklarına bağımlı idiler. Soğuk kuzey bölgelerinde mamut, bizon ve ren geyiği avlıyorlardı, diğer yerlerde ise doğal koşullarının el verdiği doğrultuda bitkisel kaynakları toplayarak besleniyorlardı. Paleolitik insanlar vahşi bitkiler ve sürüleri izliyorlardı. Yiyecek kaynakları azaldığında ise yedikleri yiyecekleri azaltarak ya da daha kalitesiz yiyeceklere yönelerek bu duruma adapte oluyorlardı (Haviland, 1994).

Neolitik devrim, prehistorik insanının yaşamına özellikle, beslenme tarzına ve teknolojisine olağanüstü yenilikler getirmiştir. Bundan sonra insan, besin kaynaklarını hesapsızca tüketmeyip, ilkel birikime yol açacak şekilde yeniden üretebilmiştir. Neolitik’ te hayvan ve bitkilerin evcilleştirilmesi sonucunda insanlar, bitki ve hayvanların mutasyonundan kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmıştır.

(33)

Evcilleştirmeyle birlikte insanoğlu, sert olmayan, kolay yenen, çabuk çoğalan, kolay evcilleşen ve besleyici türlerin çoğalmasına yardımcı olmuştur. Böylece doğal seçilimin yanısıra kültürel seçilim de rol oynamıştır (Türk, 1995).

Homo genusunun ilk üyeleri tarım kültürüne yabancıydı. Çünkü tahıllar 10.000 - 3.000 yıl önce dünyanın çeşitli yerlerinde yabancı otlardan evcilleştirilerek elde edildi (Yılmaz, 2004). Atalarımız avcı-toplayıcılıkla geçimlerini sağlarlardı.

Evcilleştirilmiş hayvanları olmadığı için, avladıkları hayvanları yemek için toplu halde ya da bireysel avlandılar. Bu protein ağırlıklı beslenme sadece yabani av hayvanlarından değil, balık tutmaya elverişli yerlerde balık ve deniz ürünleriyle de sağlandı. Etten gelen proteinler büyük oranda enerji sağlardı.

Avcı-toplayıcı beslenmeden tarıma geçişte Homo genusu birçok önemli aşamadan geçmiştir. Bu aşamalar birbirinin nedeni olurken aynı zamanda birbirinin sonucudur (Resim 1).

İnsan evriminde en önemli adaptasyon olan bipedalizm, beslenme yönünden de önemli bir gelişmedir. Ağaç yaşamından savanaya geçişte kazanılan bu adaptasyon iki ayaküstünde durabilme ve hareket edebilme anlamına gelir.

İki ayaküstünde ilk durabilen Homo olduğunu bildiğimiz Homo habilis ‘in, bundan 2 - 1,4 milyon yıl önce, Pleistosen başlangıcında yaşadığı bilinmektedir.

Bipedalizmin avantajlarından biri ve en önemlisi olan enerji tasarrufudur.

Bipedalizmin diğer bir avantajı ellerin boşta kalmasıdır. Ellerini artık daha iyi ulaşabilen H. habilis alet yapma konusunda ustalaştı. Önceki atalarımızda alet yapabilmesine rağmen, en karışık ve amaca uygun aletleri yapanlar H. habilis’ lerdi.

Yapılan yeni av aletleri ve belki de savaş aletleri H. habilis ’i yiyecek kazanımı ve

(34)

beyin artışı yönünden daha ileriye götürdü. Beyin artışı daha karmaşık aletleri tetikledi. Beyin kapasitesinin artışının önemli sonuçlarından biri de karmaşık sosyal yapılardır. Karmaşık sosyal ilişkiler daha fazla av ve aletle beyin kapasitesini arttırmıştır.

Resim 6. Bipedalizmin Avantajları ve Beslenmeye Etkisi (Yılmaz, 2004’ten)

Alet yapımından bir sonraki adım ateşin kullanılmasıdır. İnsanın biyolojik ve kültürel evriminde büyük bir adım olan ateş ilk kez Homo erectus tarafından kullanıldı. H. erectus yaklaşık olarak 1. 9 milyon yıl öncesinden 250 bin yıl öncesine

(35)

kadar var olmuştur. Bu zaman dilimi, Pleistosen’ in ortalarına kadar uzanır. Homo habilis’ in 350 - 600 cc. olan beyin hacmine oranla, H. erectus ’un beyin hacmi artış göstermiş ve 1300 cc’ ye kadar ulaşmıştır.

Bipedalizmle başlayan bu artış ateşin bulunmasıyla daha da artmıştır. Ateşin kullanılmaya başlanmasıyla avlanan hayvanlar pişirilerek yenmiştir. Yiyeceklerin pişirilerek yenmesi büyük dişlere ihtiyacı önemli ölçü de azalmış ve ayrıca yiyeceklerin proteinlerini daha yararlı bir biçimde almayı sağlamıştır. Bunlar beyin kapasitesinin artışı için azımsanmayacak etkilerdir.

H. erectus ateşi kontrolü altına alıp, Afrika dışına çıkmayı başaran ilk insan türüdür. Geliştirdikleri kültürleri bu çıkışı destekler niteliktedir. Birçoklarına göre, bu göçlerin ardında yine yiyecek bulma gereksinimi yatıyordu. Bir hayvanın neyle beslendiği, yaşamını sürdürmek için ne kadar alana gereksinim duyduğunu da belirler. Etçil hayvanlar, genellikle kendileriyle aynı büyüklükte otçul hayvanlara göre çok daha büyük bir alana gereksinim duyarlar. Çünkü birim alan başına elde edebilecekleri toplam kalori miktarı daha düşüktür.

Hayvansal besinlere gittikçe daha bağımlı duruma gelen H. erectus ‘da, kendinden önce gelen ve daha çok bitkisel besin tüketen akrabalarından daha fazla alana gereksinim duymaktaydı. Araştırmacılar, günümüzde yaşayan öteki primat türleri ve avcı - toplayıcı insan toplulukları arasındaki karşılaştırmalardan yararlanarak, H. erectus ’un yaşamını sürdürmek için gereksinim duyduğu alanın, kendisinden öncekilere göre 8 - 10 kat artmış olduğunu tahmin ediyorlar. Bu durum H. erectus ’un Afrika’dan başka yerlere de yayılmasını açıklayabilir (Yılmaz, 2004).

(36)

Avcı - toplayıcı yaşam Afrika dışında da sürmüştür. Yabani otları ve hayvanları evcilleştiren Homo sapiens tarımla geçimini sağlamaya başlamıştır.

Tarımla uğraşma, yerleşik hayata geçişi tetiklemiştir.

İlk ekim işleri buzulların çözülmesinden sonra 10.000 - 8.000 yıl önce başlamıştır. Buzul çağlarında artan nüfusa yiyecek bulmak için tarım avantajlı bir yol olarak seçilmiştir (Yılmaz, 2004).

Aynı zamanda sert besinlerden besinlere geçiş çene yapısındaki küçülmeye de neden olduğu tartışılmaktadır. Bu tartışmaya yeni bir bakış açısı getirmek için tezin bundan sonraki bölümlerinde örneklerle beslenmeye bağlı olarak çene kemiğindeki küçülme ve bu küçülmenin 3. azı (molar) dişine etkileri tartışılacaktır.

(37)

4. BÖLÜM

MODERN ANADOLU İNSANLARINDA VE ANTİK DÖNEM ANADOLU İNSANLARINDA ÜÇÜNCÜ AZI DİŞLERİNİN İNCELENMESİNE GENEL

BİR BAKIŞ

Beslenme değişiminin bir sonucu olarak köreldiğini iddia ettiğimiz üçüncü moların gömülü kalması ya da hiç çıkmaması sıklıkla karşımıza çıkan bir olgudur.

Bu iddiamızı örneklemler üzerinde göstermeden önce molarlar hakkında genel morfolojik bilgilere değinilmelidir.

Molarlar (azı dişleri), normal bir insanın ağzında, her iki çenede de 6’şar tane olmak üzere 12 tanedir. Mandibular ve maksillar molarlar olarak bulunduğu çeneye göre isimlendirilebilirler. Molar dişler sindirim işleminin ilk adımı olan mideden önceki ilk kimyasal öğütmeyi sağlar.

Dişlerin taç kısımlarında sivri uçlar bulunmaktadır. Bu sivri uçlara kusp da denilebilir. İnsisiv ve kaninde tek sivri uç, premolarlarda iki ya da üç sivri uç bulunurken, molarlarda dört ya da beş sivri uç bulunur.

Mandibular ve maksillar molar kuspları, iki bukkal (mesiobukkal, distobukkal), iki lingual (mesiolingual, distolingual) olmak üzere dört adettir (Sheid ve Weiss, 2010). Sadece mandibular 1. moların 5 adet kuspu bulunmaktadır (Resim 7). Mandibular 1. molarda bulunan 5. sivri uca distal kusp adı verilir (Evan ve diğ.

2005).

(38)

Az sahiplerdir (Resim 7,8

zı dişleri s r. Maksilla 8,9,10).

sivri uçlard ar molarlar

Resim 7. 1

Resim 8. 2

da olduğu üç, mandi

1. Mandibular

2. Mandibular

gibi, kök ibular mola

Sağ Molar (E

r Sağ Molar (E

klerde de arlar iki ad

Evan ve diğ. 20

Evan ve diğ. 2

özelleşmiş det köke sa

005)

2005)

yapıya ahiptirler

(39)

Resim 9.

Resim 10.

1. Maksillar S

. 2. Maksillar

Sağ Molar (Ev

Sağ Molar (E

van ve diğ. 20

van ve diğ. 20 005)

005)

(40)

Üç olabilir y yüzeyinde mümkünd

İns mandibula moların sü olarak sürm

Ağ olarak 18.

diş” olarak

çüncü molar ya da tama en geniş ol dür (Resim 1

san molarl ar 1. moları ürmesinden

müştür.

ğızda mand . yaştan son k da adland

rların morfo amen kayb labilir. Kus 11).

Resim 11. 3

arı kalıcı ın sürmesiy

sonra yakl

ibula ve m nra ağız içi ırılmaktadır

olojisi çeşit bolmuş ola splarda gör

3. Mandibular

olarak, ya yle ağızdaki laşık 15. ya

maksillada 2 indeki yerin

r.

lilik göstere abilir. Bukk

rülen bu çe

r Sağ Molar (E

aklaşık 6.

i ilk yerini şta her iki ç

2’şer adet b ni alır. 3. M

ebilir. Disto kolingual y eşitliliği kö

Evan ve diğ. 2

yaşta (ilk almaya ba çenede de 1

bulunan 3. m Molar, “akıl

olingual kus yüzeyi me öklerde de

2005)

k dişlenme aşlar. Mandi 1. ve 2. mol

molar dişi l dişi” veya

sp küçük esiodistal görmek

evresi) ibular 1.

lar kalıcı

yaklaşık a “20’lik

(41)

Üçüncü molarlar diş arkında yerini en son alan dişler olmaları nedeniyle birçok sebeple gömülü kalmaktadır. Bu dişler; fasiyal büyümede gerilik, diğer dişlerin distal yönde sürmesi, yetersiz mandibular büyüme, erken fiziksel matürasyon, üçüncü molar dişin geç mineralizasyonu, kendinden önce gelen süt dişinin bulunmaması, büyüme yönünün ters olması gibi çok çeşitli faktörlerden dolayı gömülü kalmaktadırlar. Yapılan çalışmalarda en sık gömülü kalan dişlerin üçüncü molar dişler olduğu ve bu oranın tüm gömülü dişlerin % 98'ini oluşturduğu saptanmıştır. (Tuğsel ve diğ, 2001).

Üçüncü bölümde de değinildiği gibi üçüncü moların gömülü kalma ya da hiç sürmeme oranının artış sebeplerinden birisi de beslenme alışkanlıklarımızdaki değişikliktir.

Pleistosen Devir’ den başlayarak, insanın diş yapısında, diş sayısının azalması, ölçülerin küçülmesi ve basit bir biçim kazanması şeklinde bir değişim görülmektedir. Dişlerin morfolojik yapısında ve boyutlarındaki bu değişiklikler, kültürel değişimlerin en hızlı olduğu yörelerde en çok görülmektedir ve özellikle Pleistosen devirden sonra gıda hazırlama tekniği, çanak-çömlek kullanılması gibi bir takım etkenlerin dişlerde küçülmelere yol açtığı ileri sürmektedir (Alpagut, 1978).

Bilim dünyasında sıklıkla gündeme getirilen insan dişi boyutundaki küçülme ve 3. moların çıkma oranının azalmasının nedeni olarak görülen beslenme alışkanlığının değişimi, ateşin bulunmasından bu yana morfolojik değişimlere yol açmaktadır. Anadolu’da yaşamış eski toplumlarda da gözlenen bu değişim günümüzde de varlığını sürdürmektedir.

(42)

4. 1. Modern Anadolu İnsanlarında Üçüncü Molar Dişlerinin İncelenmesine Genel Bir Bakış

Modern insanın, Homo genusunun tek örneği olduğu ve evrim süreçlerinin devam ettiği bilinmektedir. Buna bağlı olarak modern insan, anatomik ve osteolojik açıdan değişmeye devam etmektedir. Çenede ve dişte meydana gelen bu evrimsel değişiklikleri görebilmek için Homo genusunun üst ailesi olan Hominoid üst ailesinin diş ve çene yapıları incelendiğinde, Hominoidlerin molar dişi formları modern insana benzemekle birlikte, hacimsel olarak çok daha iri yapıda oldukları görülmektedir.

Özellikle H. erectus ile birlikte ateşin kullanılması ve beyin kapasitesinin artmasına paralel olarak prognatizmin kaybolması, yüzde küçülme ve yüz iskeletini meydana getiren kemiklerde narinleşme belirgin değişimlerdir.

Alt çene kemiği “Angulus” bölgesi ve arcus zygomaticus’ da değişime uğramıştır. İskeletin narinleşmesiyle çene üzerindeki kuvvet ve alveolar kemiğin (dişleri üzerinde barındıran kemik) kuvveti azalmıştır. Alveolar bölge küçülme oranı diş boyutlarının küçülmelerinden daha belirgin olduğu için dişlerin çene üzerinde yer bulma olasılığı düşmüştür. Bu nedenle modern insan diş diziliminde çarpıklık, üst üste çıkma ve yersizlik komplikasyonları görülmektedir (Azadeh, 2008).

Bireylerde 3. moların gelişimi çok düzensizdir. Formasyonu, kalsifikasyonu, pozisyonları ve sürme durumları birey bazında çeşitlilik gösterir.

Modern insan üçüncü molarlarının çene içindeki pozisyonları gömülü dişler, sürmüş dişler, konjenital olarak eksik (agenezis) dişler olarak üç ana gruba ayrılabilir:

(43)

4. 1. 1. Sürmüş Üçüncü Molarlar

Yaklaşık 17 - 20 yaşlarında alveol kemik üzerindeki yerini almaya başlayan üçüncü molarlar, ağız içinde maksillar ve mandibular çenede ikişer adet olmak üzere dört adettir. Üçüncü molarların tümünün sürmüş olabileceği gibi sürdükten sonra patolojiye bağlı eksilmeler de söz konusudur. Çürük, apse ve diş pozisyonu sapması nedeniyle diş kayıpları yaşanması olasılığı oldukça yüksektir.

4. 1. 2. Gömülü Üçüncü Molarlar

Sürme olgunluğuna erişmesine rağmen alveolar kemik üzerinde yerini alamamış, çene içerisinde kalmış dişlere gömülü dişler denir.

Gömülü dişler retansiyon (tutulum) şekillerine göre kemik retansiyonlu gömülü dişler, kısmen kemik, kısmen yumuşak doku retansiyonlu dişler ve yumuşak doku retansiyonlu gömülü dişler olarak üç grupta incelenebilir (Azadeh, 2008).

Modern insanlarda 3. molarların taç kısmı tamamen gömülü kalabileceği gibi, yarı gömülü de olabilir.

Dişlerin gömülü kalmasına, komşu 2. molarların yapmış olduğu basınç, kemik yapıdaki ve yumuşak dokudaki yoğunluk, çevre mukozanın kronik iltihabı, yer bulamama problemi, süt dişlerinin erken kaybı, kemikteki enflamatuar değişiklikler, raşitizm, anemi, konjenital sifiliz, tüberküloz ve endokrin bozukluklar gibi vücutta iz bırakan hastalıklar sebep olabilir (Alling, 1993).

3. molarlar gelişimini en son tamamlayan dişlerdir ve gömülü kalma olasılığı çok yüksektir (Sevim ve Yaşar, 2011); fakat modern insanlarda bu dişlerin gömülü

(44)

kalmasının problem yaratmadığı durumlarla da karşılaşılabilir. Yine de apse, eklem şikâyetleri, 2. molarlarda kök rezorbsiyonu, dentigenöz kist, pozisyon sapması gibi patolojik durumlar (Dural, 1996) olduğunda cerrahi müdahale ile dişin çene içinden alınması da gerektiği durumlarla da karşılaşılabilir. Dişin gömülü kalmasının nedenleri ile ilgili 3 teori bulunmaktadır:

Kalıtım teorisi’ne göre birey büyük dişleri ebeveynlerin birisinden, küçük çeneyi ise diğerinden alması sonucu çene darlığı meydana gelmektedir. 3.molar tomurcuklanacak alan bulamadığı için gömülü kalmaktadır (Azadeh, 2008).

Çenelerin gelişmesi, büyümesi ve dişlerin erüpsiyonu anteriora doğrudur. Bu durumu engeleyen herhangi bir durum nedeniyle dişlerin gömülü kalmadığını savunan teoriye ortodontik teori denir (Azadeh, 2008).

Kalıtım teorisi ve ortodontik teori diş arkında yer olmasına rağmen gömülü kalan dişleri açıklayamadığı için yetersiz kalmaktadır.

3. moların gömülü kalma nedenini açıklayan teorilerden birisi olan filogenetik teori, Paleolitik Dönem’den günümüze beslenme biçiminin sert gıdalardan, pişirilmiş et ve sebze tüketimine yönelmesi sonucu çenenin küçüldüğünü, bu nedenle 3. moların gelişemediğini savunur (Azadeh, 2008).

(45)

4. 1. 3. Konjenital Olarak Eksik Üçüncü Molarlar (Agenezis)

Doğuştan, ağız boşluğunda oluşmayan ve radyografik olarak görülmeyen dişler konjenital olarak eksik dişlerdir. 3.molarlar konjenital olarak eksikliğine en sık rastlanan dişlerdir.

Çenenin küçülmesi ve 3. molar dişlerinin işlevini kaybetmesi bilim dünyasında tartışmalara neden olmaktadır. Özellikle diş hekimleri, biyologlar ve antropologlar tarafından incelemeye alınan 3. molarların sürmesi, gömüklüğü, eksikliği ve çenenin küçülmesi hakkında araştırmalar bulunmaktadır.

1859 yılında üç molarların değişimini araştıran Robinson: “Akıl dişleri ağzın anterior bölgesine yaptıkları baskılardan dolayı dişlerdeki düzensizliklerin önemli nedenidir.” sonucuna ulaşmıştır (Bishara ve Andreasen, 1983: 131). 1971 yılında yaklaşık 600 ortodontist ve 700 ağız cerrahının katıldığı bir ankette katılımcıların

%65’i 3.moların ağızda çapraşıklığa neden olduğu sonucuna varmıştır (Şenkal, 1974).

3. molar anomalileriyle ilgili yapılan başka bir çalışmada Nanda (1954), konjenital üçüncü molar eksikliğini diş sayısı eksikliğine göre gruplandırmıştır.

Banks (1934) bu gruplamadan yola çıkarak iki adet üçüncü molar eksikliğinin, bir, üç veya dört adet üçüncü molar eksikliğinden daha sık görüldüğü sonucuna ulaşmıştır.

Konjenital 3. molar eksikliği ile ilgili yapılan bir araştırmada, kadınlarda 3.

molar eksikliğinin erkeklere oranla daha fazla olduğu sonucuna ulaşmıştır (Bishara ve diğ. 1983).

(46)

Ankara Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Çene Cerrahisi Kliniği’nde gömülü dişlerle ilgili yapılan bir araştırmada 2000 bireyin panoramik diş radyografileri incelenmiştir. Yapılan incelemede 531‘i kadın, 233’ü erkek birey olmak üzere 764 bireyde tespit edilen 1282 adet gömülün dişin 1177 adetinin 3. molar dişi olduğu tespit edilmiştir. Geriye kalan 84 adet diş kanin, 20 tanesinin de diğer dişler olduğu belirlenmiştir. Tespit edilen 1177 adet gömülü 3. molar dişin 888 tanesinin mandibulada, 289 tanesinin de maksillada olduğu kaydedilmiştir (Yazıcı ve diğ.

2002). Yapılan bu çalışmada 1177 adet M3’ün sayısı dikkate alınarak, tez projesi kapsamında Ankara İli’ nde yapılan araştırmada 400 bireyden elde edilen 60 gömülü dişin bulunduğu çeneye göre dağılımları karşılaştırılacaktır.

Yazıcı ve arkadaşlarının 2002’de yaptığı incelemede 1177 adet gömülü M3’ün %24,55’inin maksilla, %75,45’inin ise mandibulada olduğu sonucuna varılmıştır

Tez projemiz kapsamında yapılan araştırmada ise 100 bireyde incelenen 400 adet M3’ün 60 tanesinin gömülü olduğu anlaşılmıştır. 60 adet gömülü M3’ün

%36,67’sinin maksillada, %63,33’ünün ise mandibulada olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Oral Diyagnoz ve Radyoloji Anabilim Dalı kliniklerinde yapılan bir araştırmada 14-60+ yaş aralığında 400 bireyin 12642 adet dişi incelenmiştir. İncelenen dişlerden 325 adet dişin gömülü olduğu tespit edilmiştir (Koca,2000).

Yapılan araştırmada gömülü M3 oranlarının belirlenebilmesi için Koca (2000)’ nın verileri incelenerek, 20-49 yaş aralığındaki bireylerdeki gömülü M3

(47)

sayıları dikkate alınmıştır. 20-49 yaş aralığında 136 bireyin 198 adet M3’ünün gömülü olduğu gözlemlenmiştir (Tablo 1).

Tablo 1. M3’lerin Bulunduğu Çeneye ve Cinsiyete Göre Sayısal Yüzdesel Olarak Dağılımı (Koca,2000’den derlenmiştir.)

Cinsiyet M3'ün Bulunduğu Çene

M3 Sayısı

M3 Yüzdesi

Birey sayısı

Birey Yüzdesi

Kadın

Maksilla 38 19,19%

59 43,38 Mandibula 53 26,77%

Toplam 91 45,96%

Erkek

Maksilla 65 32,83%

77 56,62 Mandibula 42 21,21%

Toplam 107 54,04% 136 100%

Tablo 1’de Koca (2000)’ nın incelediği dişlerden taranarak çıkartılan 20-49 yaş arasındaki bireylerin gömülü M3’lerinin, bulunduğu çeneye ve cinsiyete göre dağılımları verilmiştir. Kadın bireylerde 59 kişide 91 gömülü M3 saptanmıştır ve bu sayı tüm gömülü M3’lerin %45,96’sı oranındadır. Erkek bireylerde ise 77 kişide 107 adet gömülü M3 bulunmaktadır ve yüzdesel oranı %54,04’tür. Yapılan incelemede maksillada bulunan gömülü M3 oranı %52,02 iken, mandibulada 47,98 oranındadır (Tablo1). Birey bazında değerlendirildiğinde 136 bireyden 59’u kadın (%43,38), 77’si erkek (%56,62) bireye ait M3’ün gömülü olduğu tespit edilmiştir (Koca,2000).

Tez projesi ve Koca (2000)’nin yaptığı çalışma arasında karşılaştırma yapabilmek açısından Bölüm 6’da elde ettiğimiz bulguların M3leri taranarak veriler kaydedilmiştir. Tez projesi kapsamında Ankara ilinde incelenen 400 bireyden

(48)

33’ünde toplam 29’u kadın, 31’i erkek bireylere ait 60 adet gömülü M3 olduğu tespit edilmiştir. Kadın bireylerde gömülü M3 oranı %48,33, erkek bireylerde ise %51,67 olduğu görülmektedir. Bulunduğu çeneye göre yapılan incelemede maksillada

%36,66 oranında, mandibulada ise %63,33 oranında gömülü M3 bulunmaktadır (Tablo 2).

Tablo 2. Tez Projesi Kapsamında İncelenen Gömülü M3’lerin Bulunduğu Çeneye ve Cinsiyete Göre Dağılımı

Cinsiyet M3'ün Bulunduğu Çene M3 Sayısı M3 Yüzdesi Birey sayısı Birey Yüzdesi

Kadın

Maksilla 14 23,33%

12 36,36 Mandibula 15 25,00%

Toplam 29 48,33%

Erkek

Maksilla 8 13,33%

21 63,64 Mandibula 23 38,33%

Toplam 31 51,67%

Modern insanlarda M3’lerinin çene içindeki pozisyonlarıyla ilgili diğer bir çalışma da Özen(1992) tarafından gerçekleştirilmiştir. Özen(1992), 18-30 yaş grubu bireylerden oluşan 6842 bireyde toplam 2083 adet gömülü M3 tespit etmiştir.

Değerlendirilen M3’lerin %22,75’inin gömülü, %65,67’sinin sürmüş,

%11,58’inin ise konjenital olarak eksik olduğunu kaydedilmiştir (Özen,1992).

(49)

4. 2. Antik Dönem Anadolu İnsan İskeletlerinde Üçüncü Molar Dişlerinin İncelenmesine Genel Bir Bakış

4. 2. 1. Acemhöyük Kazısı

Acemhöyük, Ankara’nın 225 km güneydoğusunda Hasan Dağı eteklerinde Gassaura, Archalais adı verilen bugünkü Aksaray hudutları içinde Uluırmak Vadisi’nde 700x600 metrelik alan ile Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri olarak tanıtılmıştır. Akad ve Hitit kaynaklarına göre Acemhöyük, M.Ö. 2000 yılının ilk çeyreğinde kurulan Buruşhunda‘dır. Şehir M.Ö. 3000’den itibaren yerleşme alanı olabilmiştir. Assur Ticaret Kolonileri Devri sonunda şehir terkedilmiş, sonradan Hellenistik ve Romalılar çağında yeniden iskan edilmiştir. Şehrin Kalkolitik Çağ’da (M.Ö. 5100 - 3000) iskan edildiğine dair bilgiler vardır (Deniz, 1985).

Deniz (1985), Acemhöyük Kazısı’ nda 1977 - 1982 yılları arasında bulunan insan ve hayvan iskeletlerini incelemiştir. 1982 yılında yapılan kazılarda modern insana ait 1 oksipital, 2 parietal, 1 frontal, 1 maksilla ve 1 temporal kemik bulunmuştur. Bunun yanısıra süturlar kapanmamış, 3. moları henüz sürmüş olan genç bir insan iskeleti bulunduğu kaydedilmiştir.

4. 2. 2. Musular Kazısı

Musular Neolitik köy yerleşmesi Aksaray ili, Gülağaç ilçesi, Kızılkaya köyü sınırları içerisinde yer alır. Aşıklı Höyük Akeramik köyünün ise güneybatısındadır.

Çanak çömleksiz bir evreye ait olan Musular ilk kez 1996 yılında Aksaray Müzesi Müdürlüğü başkanlığında ve İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı'ndan

(50)

Dr. Mihriban Özbaşaran' ın bilimsel başkanlığında kazılmıştır. Kazı başkanından aldığımız bilgilere göre, Musular halkı avcılık ve toplayıcılığa dayalı bir yaşam biçimi sürdürüyordu. Gelişmiş bir Yontma Taş ve kemik endüstrisine sahipti.

Yerleşme için kesin bir tarih verilmemekle beraber, Musular' ın Âşıklı' dan daha geç, Çatalhöyük'ten ise daha yeni olduğu belirtilmektedir. Kazı çalışmaları ilerledikçe Musular Köyü’nün eksikliği daha sağlıklı biçimde saptanacağı belirtilmiştir (Özbek, 1998).

1996 yılında yapılan Musular Kazısı’ nda 25 - 30 yaşlarında bir erkek bireye ait iskelet Hocker konumunda, sağ tarafıma yatırılmış, başı kuzeydoğu olacak biçimde gömülen Musular insanının iskeleti in situ durumunda oldukça iyi korunmuş halde bulunmuştur (Resim 12).

İskeletin üst çene röntgeninde (Resim 13), üçüncü büyük azı dişinin kök gelişmesinin tamamlandığı görülmüştür. Tüm bu belirlemelerin ışığında, Musular erkeğinin aşağı yukarı 25 - 30 yaşında öldüğü söylenebilir (Özbek, 1998).

İskelette bulunan mandibular azı dişlerinin yüzeyinde hypocone’ un kaybolması sonucu diş tacı üçgen formunu almıştır (Resim 14) (Özbek, 1998).

(51)

Resim 12. Musular Kazısı Neolitik Dönem’ e Ait İnsan İskeleti (Özbek, 1998)

(52)

Resim 13. Musular İskeletinin Mandibular Dişleri Görünümü (Özbek, 1998)

Resim 14. Musular İskeletinin Mandibular Üçüncü Azı Dişi (Özbek, 1998)

(53)

4. 2. 3. Mersin Kız Kalesi (İç Kale) Kazısı

Kız Kalesi (İç kale), Mersin-Silifke karayolunun 60. km’sinde, Kız Kalesi Beldesi, Korykos antik kenti sınırları içerisinde ve karaya çok yakın bir ada üzerinde yer almaktadır. M.Ö. 1. yüzyılda bastırılan sikkelere dayanılarak, bağımsız bir yerleşim alanı olduğu anlaşılan Korykos kenti, M. Ö. 72’de Roma egemenliğine girmiş; Roma ve Bizans Döneminde önemli bir liman kenti olmuştur. 1361 yılında Kıbrıs Krallığı’nın koruması altına girmiş olan İç kale, 1448 yılında Karamanoğlu Beyliği’nin buyruğuna geçmiş ve son olarak da Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Kalenin karaya en yakın mesafesi 400 m. dir. Birçok kulenin kuşattığı kale, Akdeniz kıyısındaki Korykos kenti ve dış kalenin (karadaki kale) savunmasına yardımcı olmak amacıyla yapılmış bir gözetleme ve ön savunma kalesi niteliği taşımaktadır (Gürkan ve Ünlü, 2002).

Bu çalışmanın materyalini oluşturan Mersin Kız Kalesi iskeletleri, İçel Müzesi adına Arkeolog F. Güler Gürkan başkanlığında ve Müze Araştırmacısı Yaşar Ünlü’nün katılımı ile 05.10.2001 - 03.11.2001 tarihlerinde İçel İli, Erdemli İlçesi, Kız Kalesi Beldesi’nde bulunan Kız Kalesi’nde yapılan "2001 Yılı Kız Kalesi Temizlik Kazısı" çalışmaları sırasında ele geçirilmiştir. Kazı çalışmaları sırasında toplam 26 bireye ait iskelet kalıntısının bulunduğundan söz edilmektedir (Gürkan ve Ünlü, 2002).

Bulunan iskeletlerden 1 - 17 No.lu olanlar kazı çalışmaları devam ettiği sırada, Mersin Savcılığı tarafından İstanbul Adli Tıp Kurumu’na teslim edilmiştir. 18 - 24 No.lu iskeletler ise 2004 yılında incelenmek üzere Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölümü Paleoantropoloji Laboratuvarı’na

(54)

getirilmiştir. Mezarlık buluntularına (seramik parçaları, boncuk taneleri gibi) dayanılarak, iskeletlerin Roma-Bizans dönemine ait oldukları düşünülmektedir.

Ancak, Rahibe Teresa’ya ait bir kolyenin bulunması bunların daha çok Bizans Dönemi insanları olabileceğine işaret etmektedir (Gürkan ve Ünlü, 2002).

19 No.lu iskelet E5 mekânı içerisinde mozaik üzerine açılan bir alana, batı- doğu yönünde, eller karında birleştirilmiş bir biçimde bulunmuştur (Gürkan ve Ünlü, 2002). İskelette alt çenenin sağ tarafında yer alan üç azı dişi (M1, M2, M3) ölümden önce düşmüştür (Sevim ve diğ. 2005).

4. 2. 4. Nevşehir / Eskil Yeraltı Kazısı

Eskil İlçesi, Aksaray İli’ ne 67 km. uzaklıkta, Tuz Gölü’nün güneyinde yer almaktadır. Eskil’in tarihi ile ilgili kaynaklarda yer alan bilgiye göre; il olarak geçen Eskil’in ilk kurulduğu yer bugün Gavuröreni olarak bilinen ve ilçenin daha kuzeyinde, Tuz Gölü’nün yakınında bulunan alandır. Anadolu Selçuklu hâkimiyeti ile birlikte Sultan II. Kılıçarslan tarafından Eskil ve çevresine Türk boyları yerleştirilmiştir. Eskil, Selçuklular zamanında Karaman vilayetine bağlı Esb-Keşan kazalar grubuna merkezlik yapmıştır (Sevim ve Yaşar, 2007).

Eşmekaya Kasabası’nın “Erdoğdu” mevkiinin de eski bir yerleşim yeri olduğunu buradaki yeraltı şehir kalıntıları göstermektedir. Ayrıca Ortakuyu Yaylası’nda Bizans Dönemine ait olduğu sanılan tiyatronun kalıntıları ve Eskil merkezde Selçuklular’ a ait Ulu Cami bulunmaktadır (Sevim ve Yaşar, 2007).

(55)

Eskil yeraltı yaşam alanı iskeletleri arasında; 4 maksilla (üst çene) ve 2’si tam 3’ü parçalı 5 bireye ait mandibula (alt çene) incelenmiştir. Bulunan iskeletler arasında bir kafatası alt ve üst çenesiyle birliktedir. Bulunan çene kemiklerinden 1 adet maksilla ve 2 adet mandibula izole olarak değerlendirilmiştir (Sevim ve Yaşar, 2007).

Alt ve üst çeneler ile izole dişler üzerinde yapılan incelemelere göre toplam 54 diş; hipoplazi, alveol kaybı ve aşınma açısından değerlendirilmiştir. İncelenen dişlerden 9 adet altçeneye, 2 adet üstçeneye ait olmak üzere toplam 11 adet izole diş bulunmuştur. İzole olmayan 43 dişin 27’si üstçene, 16’sı altçeneye aittir. Mevcut 3 adet maksilla ve 2 adet mandibulada 3.molarların varlığı bu çenelerin erişkin bireylere ait olduğunun göstergesidir (Sevim ve Yaşar, 2007).

4. 2. 5. Erzurum / Tetikom Kazısı

Tetikom Nekropolü iskeletleri, Erzurum’un 15 km. doğusunda yer alan Büyüktuy Köyü’nün yaklaşık 2,5 km. kuzeybatısında, Erzurum-Pasinler karayolunun hemen kuzey kıyısında, kuzeybatısında yer alan Tetikom Höyük’ ten çıkarılmıştır (Şenyurt, 2006).

Kazı çalışmaları sonucunda Tetikom Höyük’ ten 9 bireye ait iskelet kalıntıları ele geçirilmiştir. Yapılan araştırmalar sonucunda Tetikom Nekropolü’ nden ele geçirilen iskeletlerin, Erken Demir Çağı’na tarihlendirilen bir topluma ait olduğu anlaşılmıştır (Sevim ve diğ. 2007).

(56)

Tetikom iskeletlerinde yapılan değerlendirmeler sonucunda erişkin bireylerden 3 kadına ait 31 diş ile 3 erkeğe ait 35 diş olmak üzere toplam 66 diş incelenmiştir. İncelenen alt ve üst çenelerden kadınların birinin her iki tarafında, erkeklerin birinde tek taraflı, diğerinde iki taraflı olmak üzere iki bireyde üçüncü (M3) molarlar çene içerisinde yoktur. Bu dişlerin doğuştan çenede oluşmaması da bir varyasyon olarak değerlendirilmektedir (Sevim ve diğ. 2007).

4. 2. 6. İzmir/Kendirci Kazısı

İzmir Müze Müdürlüğü başkanlığında İzmir İli, Aliağa İlçesi sınırları içerisinde yer alan Kendirci Mevkii’nde 2007 yılında yapılan kurtarma kazısı çerçevesinde 55–57, 56–58–59, 61–62–63, 64–65–66 numaralı sondaj çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu sondajlarda farklı mezar tiplerine ait toplam 19 mezar tespit edilmiştir (Güleç ve diğ. 2009).

Hellenistik Döneme tarihlendirilen pişmiş toprak çatı kiremitli, kaya oyma taş bloklarla çevrili ve kap parçaları ile örtülü farklı mezar tiplerinden elde edilen 11 adet iskelet çalışılmak üzere Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi, Antropoloji Bölümü, Enver Yaşar Bostancı ve Refakat Çiner Laboratuvarına gönderilmiştir (Güleç ve diğ. 2009).

Kendirci iskeletleri arasında diş yokluklarına da rastlanmıştır. 56–58–59 No.lu Sondaj, 5 No.lu mezardan bulunan erkek bireyin alt çenesinde ancak 12 adet diş bulunmuştur. Çenenin sağ ve sol yarımında M1’lerden sonrasında diş bulunmamaktadır. Bu bireyin röntgen çekimi sonrasında normalde bu yaşlarda

(57)

ağızda bu anlaşılmış parçalar v olduğu ya (Güleç ve

ulunması g ştır(Resim 1 ve dişleri üz

ani bu bire diğ. 2009).

Resim 15. 56

gereken M 15,16). Ayn zerinde yapı eyin 32 diş

–58-59 No.lu

M2 ve M3 nı bireyin ılan incelem şi yerine an

Sondaj, 5 No yokluğu) (G

’lerinin ko parçalı olm meye göre a ncak 24 di

o.lu mezar (sağ Güleç ve diğ. 2

onjenital o masına rağm

aynı anoma işinin bulun

ğda ve solda k 2009)

olarak bulu men üst çe alinin üst çe

nduğu anla

konjenital M2

unmadığı neye ait enede de aşılmıştır

ve M3

(58)

Resim

4. 2

Pro Minnetpın sonuçları materyali ise tarımla

Mi yapılmış v gömülü 2 çekilmiştir

m 16. 56–58-5

2. 7. Kahra oje kapsam narı / Kahr elde edilmi

oluşturan M a uğraştığı r

innetpınarı’

ve Minnetp 20 yaş dişin

r (Sevim ve

59 No.lu Sond

amanmaraş mında değe ramanmara ş ve ilk ver Minnetpınar rapor edilmi

nda 64, ınarı’ nda nin var old e Yaşar, 201

daj, 5 No.lu m 2

ş / Minnetp

erlendirilen ş, Güllüde riler yardım

rı toplumun iştir (Şenyu

Güllüdere’

15, Güllüde duğu düşün 11).

mezar (aynı bir 2009)

pınarı ve E üç toplu re/Erzurum mıyla bu mak

nun hayvan urt, 2005; Te

’ de 18 er ere’ de 6 ol nülmüştür v

reyin altçene r

rzurum / G mdan Orta m iskeletleri

kale hazırla cılıkla; Gül ekinalp, 200

rişkin birey lmak üzere ve bu birey

röntgeni) (Gü

Güllüdere K a Çağa ta inin değerl anmıştır. M llüdere topl 05).

yde değerl toplam 21 ylerde diş

leç ve diğ.

Kazısı arihlenen

lendirme akalenin lumunun

lendirme bireyde röntgeni

(59)

Eksik yirmi yaş dişlerinin toplumlara ve cinsiyete göre dağılımına baktığımızda Minnetpınarı’ nda 7 erkek, 7 kadın, 1 cinsiyeti belirlenemeyen 15 bireyde; Güllüdere’ de ise 4 kadın, 2 erkek 6 bireyde diş eksikliği tespit edilmiş ve toplam 21 bireyde ayrıntılı inceleme gerçekleştirilmiştir

Araştırma kapsamında her iki toplumda toplam 21 bireyde 33 diş değerlendirilmiştir. Bu dişlerin 26’sı %78,8 Minnetpınarı, 7’si 21,2 Güllüdere bireylerine aittir. Bu dişlerde yapılan radyolojik inceleme sonucu Minnetpınarı bireylerine ait eksik yirmi yaş dişlerinden %19,2’sinin gömülü,%23,1’inin doğumsal eksik, %57,7’sinin ise ante mortem dönemde kaybedilmiş olduğu tespit edilmiştir (Tablo 3). Güllüdere bireylerinde ise değerlendirmeye alınan 7 dişin tümünün ante mortem kayıp olduğu belirlenmiştir (Sevim ve Yaşar, 2011).

Tablo 3. Güllüdere Ve Minnetpınarı Toplumlarında Yirmi Yaş Dişlerinin

Eksiklik Nedenlerine Göre Dağılımı (Sevim ve Yaşar,2011)

Toplum

Toplam M3

Gömülü M3

Konjenital Olarak Eksik M3

Ante mortem kayıp

n % n % N % n %

Minnetpınarı 26 78,8 5 19,2 6 23,1 15 57,7

Güllüdere 7 21,3 0 0 0 0 7 100

Toplam 33 100,0 5 15,2 6 18,2 22 66,7

Referanslar

Benzer Belgeler

[r]

Bir sunucunun sunduğu bir TV programında yarışma- cıya içlerinden sadece birisinin arkasında büyük ödül olan 3 kapıdan birisini seçmesi söyleniyor. Yarışmacı

Kim önce gelirse diğeri- ni 10 dk bekleyip gelmezse o noktayı

[r]

terimin katsayısı ile

[r]

şekil II deki gibi eski çatıya A ve B noktalarından dayanan 45 eğimli yeni bir üçgen çatı

Bu köprü altından geçecek olan 10 metre genişliğindeki bir aracın maksimum yük- sekliği