ĠKĠNCĠ BÖLÜM PERİHAN VE MEZOPOTAMYA BASIN YAYIN A.Ş. / TÜRKİYE DAVASI. (Başvuru no /03) KARAR STRAZBURG. 21 Ocak 2014

Tam metin

(1)

© T.C. Adalet Bakanlığı, 2013. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve DıĢ ĠliĢkiler Genel Müdürlüğü, Ġnsan Hakları Daire BaĢkanlığı tarafından yapılmıĢ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiĢ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koĢulu ile Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve DıĢ ĠliĢkiler Genel Müdürlüğü, Ġnsan Hakları Daire BaĢkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.

ĠKĠNCĠ BÖLÜM

PERİHAN VE MEZOPOTAMYA BASIN YAYIN A.Ş. / TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no. 21377/03)

KARAR

STRAZBURG

21 Ocak 2014

İşbu karar AİHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

(2)
(3)

Perihan ve Mezopotamya Basın Yayın A.Ş./Türkiye davasında, Başkan,

Guido Raimondi, Yargıçlar,

IĢıl KarakaĢ, Peer Lorenzen, Dragoljub Popović, András Sajó,

Paulo Pinto de Albuquerque, Helen Keller,

ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü StanleyNaismith’in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi (Ġkinci Bölüm), 17 Aralık 2013 tarihinde gerçekleĢtirilen kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aĢağıdaki kararı vermiĢtir.

USUL

1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (21377/03 no’lu) davanın temelinde, Türk vatandaĢı Zübeyir Perihan ve Türk Ģirketi Mezopotamya Basın Yayın A. ġ. (“Mezopotamya Yayınevi”) Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĠHM” veya “Mahkeme”) 23 Mayıs 2003 tarihinde, Ġnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliĢkin SözleĢme’nin (“SözleĢme”) 34. maddesi uyarınca yapmıĢ olduğu baĢvuru bulunmaktadır. BaĢvuranlar Mahkeme önünde Ġstanbul’da görev yapan avukat M. Ġriz tarafından temsil edilmiĢlerdir. Türk Hükümeti ise (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiĢtir.

2. BaĢvuru 23 Kasım 2006 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiĢtir.

(4)

OLAYLAR

I. DAVANIN KOġULLARI

3. Birinci baĢvuran 1966 doğumlu olup, Ġstanbul’da ikâmet etmektedir.

Ġkinci baĢvuran Türkiye’de 1991 tarihinde kurulmuĢ ve 2001 tarihinde kapatılmıĢ bir anonim Ģirkettir (bk. aĢağıda). Birinci baĢvuran 24 Aralık 2001 tarihinde Mezopotamya Yayınevi’nin Genel Müdürü pozisyonuna getirilmiĢtir.

A. Davaya Zemin Teşkil Eden Olaylar

Şanlıurfa Şubesi Hakkında

4. Mezopotamya Yayınevi 26 Ekim 1997 tarihinde ġanlıurfa’da bir Ģube açmıĢtır. Aynı gün ġanlıurfa Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memurları tarafından söz konusu Ģubede bir arama gerçekleĢtirilmiĢ ve yasadıĢı oldukları iddia edilen belirli gazeteler, dergiler, kitaplar, kasetler ve belgeler müsadere edilmiĢtir.

5. ġanlıurfa Vali Yardımcısı 27 Ekim 1997 tarihinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığından Mezopotamya Yayınevi’nin kapatılması için yargılamaların baĢlatmasını talep etmiĢtir.

6. Cumhuriyet savcısı 30 Ekim 1997 tarihinde ġanlıurfa Ģubesinin müdürü Murat Gökdağ ve Mezopotamya Yayınevi’nin söz konusu tarihte genel müdürü olan Nuray ġen aleyhine yargılamaları baĢlatmıĢtır. Murat Gökdağ ve Nuray ġen Ģubede yasaklı kitapları saklamakla suçlanmıĢlardır.

7. ġanlıurfa Sulh Ceza Mahkemesi 6 Haziran 2000 tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesi uyarınca kovuĢturmanın zamanaĢımına uğradığı gerekçesiyle ceza yargılamalarının sonlandırılması gerektiğine karar vermiĢtir.

Diyarbakır Şubesi Hakkında

8. Mezopotamya Yayınevi’nin Diyarbakır Ģubesi sırasıyla 13, 14, 20, 25, 27 ve 28 Aralık 1997 tarihlerinde polis memurları tarafından aranmıĢtır.

(5)

Aralarında Mezopotamya Yayınevi tarafından basılan bir takvimin de bulunduğu çeĢitli kitaplar ve yayınlar müsadere edilmiĢtir.

9. Diyarbakır Ģubesi 14 Ocak 1997 tarihinde Diyarbakır Valisi’nin talimatı üzerine kapatılmıĢtır.

10. Diyarbakır Valisi 10 ġubat 1998 tarihinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığından, Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümleri uyarınca Mezopotamya Yayınevi’nin kapatılması için yargılamaların baĢlatılmasını talep etmiĢtir.

11. YasadıĢı Kürdistan ĠĢçi Partisi (“PKK”) lehine propaganda yaymak üzere kullanıldığı iddia edilen bir takvimi yayınladıkları gerekçesiyle Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından belirtilmeyen bir tarihte Mezopotamya Yayınevi’nin yönetim kurulu üyeleri aleyhine ceza yargılamaları baĢlatılmıĢtır.

12. Ġstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 17 Eylül 1999 tarihinde, 4454 sayılı Basın ve Yayın Yoluyla ĠĢlenen Suçlara iliĢkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca yargılamaları ertelemiĢtir.

İzmir Şubesi Hakkında

13. Mezopotamya Yayınevi’nin Ġzmir Ģubesi 26 Aralık 1997 tarihinde polis memurları tarafından aranmıĢtır. YasadıĢı olduğu iddia edilen belirli yayınlar ve bir uydu Ģifre çözücü müsadere edilmiĢtir.

14. Ġzmir Valisi 30 Aralık 1997 tarihinde Mezopotamya Yayınevi’nin PKK lehine propaganda yaptığını ileri sürerek, Sanayi ve Ticaret Bakanlığından yayınevinin kapatılmasına iliĢkin yargılamaları baĢlatmasını talep etmiĢtir.

15. Ġzmir Ģubesi müdürü Hatice Çoban aleyhine ceza yargılamaları belirtilmeyen bir tarihte Ġzmir Sulh Ceza Mahkemesi tarafından baĢlatılmıĢtır.

16. Ġzmir Sulh Ceza Mahkemesi 14 Mayıs 1998 tarihinde Çoban’ı aleyhindeki suçlamalardan beraat ettirmiĢtir.

(6)

B. Başvuran Şirketin Kapatılmasına ilişkin Yargılamalar

17. Önce ġanlıurfa Valisi daha sonra Diyarbakır Valisi’nin Ģikâyetçi olmasının ardından, 24 ġubat 1998 tarihinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı (“davacı”) Mezopotamya Yayınevi’nin kamu düzeni aleyhine faaliyetlerinden ötürü kapatılması için Ġstanbul Beyoğlu Ticaret Mahkemesi (“Ticaret Mahkemesi”) önünde söz konusu yayınevi aleyhine dava açmıĢtır.

Ticaret Mahkemesi 27 ġubat 1998 tarihinde Mezopotamya Yayınevi aleyhinde açılan davayı, mahkemenin esasına kaydetmiĢtir. Ticaret Mahkemesi, aldığı diğer kararların yanı sıra, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun, taraflardan birinin mahkeme huzuruna çıkmamasının veya savunmasını sunmamasının, mahkemenin davanın esası hakkında karar vermesini engellemeyeceği yönünde hüküm içeren 509 ve 510. maddeleri uyarınca, 3 Nisan 1998 olarak belirlenen duruĢma tarihinin taraflara bildirilmesi gerektiğine karar vermiĢtir. Ġstanbul Beyoğlu Ticaret Mahkemesi ayrıca davacının yazılı ibrazlarının ve delillerinin Mezopotomya Yayınevi’ne tebliğ edilmesine karar vermiĢtir.

18. Ticaret Sicilinde kayıtlı olduğu üzere, yukarıda belirtilen belgeler 12 Mart 1998 tarihinde Mezopotamya Yayınevi’ne tebliğ edilmiĢtir. Söz konusu belgeler, Ģirket yetkilisi olarak tebligatı imzalayan M.B. adındaki Ģahıs tarafından teslim alınmıĢtır.

19. Davacı bu süre zarfında, yukarıda belirtilen aramalarla bağlantılı olay ve el koyma tutanakları gibi resmi belgelerin de aralarında bulunduğu birtakım delilleri, talebini desteklemek üzere dava dosyasına eklenmesi için ibraz etmiĢtir. Söz konusu deliller 17 Mart 1998 tarihinde dava dosyasına konmuĢtur.

20. Ticaret Mahkemesi 3 Nisan 1998 tarihindeki duruĢmada, Mezopotamya Yayınevi’nin hazır bulunmadığını ancak tebligatın usulüne uygun bir Ģekilde yapıldığını belirlemiĢtir. Davacı tarafından sunulan deliller okunmuĢtur. Ticaret Mahkemesi, ġanlıurfa, Ġzmir ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcılıklarından Mezopotamya Yayınevi aleyhindeki suçlamalara iliĢkin daha fazla bilgi ve belge toplanmasına karar vermiĢtir.

(7)

21. Ticaret Mahkemesi düzenli olarak duruĢmalar gerçekleĢtirmiĢ ve 28 Temmuz 1999 tarihinde, ceza mahkemeleri önündeki davalar sonuçlanıncaya kadar yargılamaları durdurmaya karar vermiĢtir.

22. Ticaret Mahkemesi 19 Ekim 2001 tarihinde Türk Ticaret Kanunu’nun 274. maddesinin 2. paragrafı uyarınca Mezopotamya Yayınevi’nin kapatılmasına karar vermiĢtir. Ticaret Mahkemesi karar gerekçesinde, usulünce tebligat yapılmasına rağmen Ģirketin duruĢmalarda hazır bulunmadığını ve herhangi bir görüĢ sunmadığını belirtmiĢtir. Ayrıca ġanlıurfa ve Diyarbakır Ģubelerinde meydana gelen olayları dikkate alarak, Ģirketin söz konusu olaylardan sorumlu olduğuna karar vermiĢtir. Ticaret Mahkemesi söz konusu Ģubelerin faaliyetlerinin kamu düzenine aykırı olduğu ve bu sebepten Ģirketin kapatılması gerektiği kanaatine varmıĢtır. Bir tasfiye memuru atanmıĢtır. Ticaret Sicilinde kayıtlı olduğu üzere, Ticaret Mahkemesi’nin kararı Mezopotamya Yayınevi’ne tebliğ edilmiĢtir.

23. Mezopotamya Yayınevi 28 Mart 2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını temyiz etmiĢtir. Mezopotamya Yayınevi temyizin usule iliĢkin gerekçelerinde, tebligatın yönetim kurulu üyesi olmayan M.B.

adındaki Ģahsa yapılması nedeniyle ilk derece mahkemesi tarafından usule uygun tebligat yapılmadığını ileri sürmüĢtür. Mezopotamya Yayınevi ilaveten, yargılamalar esnasında kabul edilen delillerin kendisine tebliğ edilmediğini iddia etmiĢtir. Mezopotamya Yayınevi temyizin esasına iliĢkin gerekçelerinde ise, ilk derece mahkemesinin, Ģirketin mâhkumiyetiyle sonuçlanmayan iki olay temelinde karar verdiğini iddia etmiĢtir.

24. Yargıtay 15 Ekim 2002 tarihli duruĢmada tarafları dinlemesinin ardından müzakerelerin ertelenmesine karar vermiĢtir.

25. Yargıtay 17 Ekim 2002 tarihinde dava dosyasını, tarafların Yargıtay’a yaptıkları ibrazlarını ve söz konusu ibrazların içerdiği belgeleri incelemesinin ardından, Mezopotamya Yayınevi’nin itirazlarını reddetmiĢtir.

26. Mezopotamya Yayınevi 10 Aralık 2002 tarihinde Yargıtay’dan karar düzeltme talebinde bulunmuĢtur. Mezopotamya Yayınevi “temyizin esasa iliĢkin gerekçeleri”ne iliĢkin önceki beyanlarını yinelemiĢtir.

(8)

27. Yargıtay 24 Ocak 2003 tarihinde karar düzeltme talebini reddetmiĢtir.

II. ĠLGĠLĠ ĠÇ HUKUK

28. Söz konusu tarihte yürürlükte olan 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 12 ve 13. maddeleri uyarınca, tebliğin tüzel kiĢilerin yetkili mümessilerine yapılması gerekmektedir. Yetkili mümessillerin birden fazla olması halinde, tebliğ mümessillerden yalnız birine yapılır. Tüzel kiĢiler adına kendilerine tebliğ yapılacak kimseler herhangi bir sebeple mütat iĢ saatlerinde iĢ yerinde bulunmadıkları veya o sırada evrakı bizzat alamayacak bir halde oldukları takdirde tebliğ, orada hazır bulunan memur veya müstahdemlerden birine yapılır.

29. Söz konusu tarihte yürürlükte olan Ticaret Kanunu’nun 274.

maddesinin 2. paragrafı uyarınca, kanuna, esas sözleĢme hükümlerine veya kamu düzenine aykırı iĢlemler ve faaliyetlerde bulunduğu anlaĢılan Ģirketler aleyhine özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca kapatma davası açılabilir.

HUKUKĠ DEĞERLENDĠRME

I. BĠRĠNCĠ BAġVURANIN MAĞDUR STATÜSÜ

30. Mahkeme öncelikle somut davada, yerel yargılamaların taraflarının Mezopotamya Yayınevi ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olduğunu belirtmektedir. Birinci baĢvuran 24 Aralık 2001 tarihinde Ģirketin genel müdürü pozisyonuna getirilmesine rağmen, söz konusu yargılamaların tarafı olmamıĢtır. Ġtiraz edilen karar özel kiĢi olarak birinci baĢvuranla ilgili olmayıp, Ģirketle ilgilidir. Mahkeme bu bağlamda ayrıca, hem baĢvuru formunda hem de akabinde Mahkeme’ye ibraz edilen görüĢlerinde baĢvuranların Ģikâyetlerinin merkezinde Ģirketin kapatılmasının bulunduğunu, birinci baĢvuranın haklarının ayrı ve baĢka bir müdahaleye

(9)

maruz kaldığının ortaya konmadığını gözlemlemektedir (Bk. Kaya ve Diri/Türkiye (k. k.), no. 60813/00 ve 61317/00, 11 Aralık 2007).

31. Mahkeme bu koĢullar altında, birinci baĢvuranın SözleĢme’nin 34.

maddesi kapsamındaki haklarının ihlâlinin mağduru olduğunu iddia edemeyeceği kanaatindedir. Dolayısıyla baĢvurunun bu kısmı SözleĢme’nin hükümleriyle konu bakımından bağdaĢmamaktadır ve 35. maddenin 3 ve 4.

paragrafları uyarınca reddedilmelidir.

II. SÖZLEġME’NĠN 6. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA

32. Ġkinci baĢvuran, savunma haklarının yerel mahkemeler tarafından gözetilmemesi sebebiyle adil bir Ģekilde yargılanmadığını iddia etmiĢtir.

Ġkinci baĢvuran bu bağlamda, aleyhindeki davanın veya dava dosyasında derlenen delillerin kendisine usulüne uygun bir Ģekilde tebliğ edilmediğini ileri sürmüĢtür. Böylelikle ikinci baĢvuran savunmasında delil ibraz etme hakkından yoksun bırakılmıĢtır. SözleĢme’nin 6. maddesinin ilgili kısmı aĢağıdaki gibidir:

“1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuĢmazlıklar konusunda karar verecek olan … [bir] mahkeme tarafından, adil bir Ģekilde görülmesini isteme hakkına sahiptir...”

33. Hükümet, M.B.’nin Ģirketin uğramasına neden olduğu iddia edilen zarara iliĢkin olarak M.B. aleyhine tazminat davası açılmadığı gerekçesiyle, Mahkemeyi iç hukuk yollarının tüketilmesi koĢuluna riayet edilmemesinden ötürü yukarıdaki Ģikâyeti reddetmeye davet etmiĢtir.

34. Hükümet, ikinci baĢvuranın kendisine tebligat yapılması suretiyle aleyhindeki davadan usulüne uygun bir Ģekilde haberdar edildiğini ve hazırda bulunan M.B.’nin Ģirketin çalıĢanı olarak tebliğ evrakını teslim aldığını ileri sürmüĢtür. Hükümet bu bağlamda, iĢ yerine kimlerin geldiğini ve belgeleri kendi adına kimin teslim aldığını kontrol etmesi gerekenin baĢvuran Ģirket olduğunu vurgulamıĢtır. Hükümet ayrıca, internetteki bilgilere göre, M.B.’nin baĢvuran Ģirketle bağlantılı Mezopotamya Kültür Merkezi’nde çalıĢtığını belirtmiĢtir. Hükümet ilaveten, delillerin toplanması

(10)

esnasında mahkemeler arasında kayda değer çoklukta yazıĢma yapıldığından, baĢvuran Ģirketin ceza yargılamalarına iliĢkin dava dosyalarını incelemek suretiyle aleyhindeki yargılamaların farkında olabileceğini değerlendirmiĢtir. Hükümet son olarak, baĢvuran Ģirketin temyiz iĢlemi esnasında savunmasında delil ibraz etme hakkının bulunduğunu belirtmiĢtir.

35. Ġkinci baĢvuran davadan haberdar edilmemesinden dolayı tüm iĢlemlerin ve duruĢmaların gıyabında gerçekleĢtirildiğini iddia etmiĢtir.

Bunun sonucunda ikinci baĢvuran, delil ve karĢıt görüĢlerini ileri sürme hakkından mahrum bırakıldığını iddia etmiĢtir. BaĢvuranlar bu bağlamda, M.B.’nin Ģirketin ne yasal mümessili ne de çalıĢanı olduğunun altını çizmiĢlerdir.

36. Mahkeme, baĢvuranların Ģikâyetlerine iliĢkin tazmin sağlamayan hukuk yollarına baĢvurma yükümlülükleri bulunmadığını vurgulamaktadır (Bk. İhsan ve Satun Önel/Türkiye, no. 9292/02, § 12, 21 Eylül 2006).

Mahkeme, somut davada ikinci baĢvuranın SözleĢme’nin 6. maddesi kapsamında yapmıĢ olduğu Ģikâyetin tazminat davası açılması suretiyle giderilebileceği kanaatinde değildir. Mahkeme yukarıdakileri göz önünde bulundurarak, Hükümetin itirazını reddetmektedir.

37. Ancak Mahkeme, ikinci baĢvuranın bu baĢlık altındaki Ģikâyetinin aĢağıdaki gerekçelerden ötürü kabul edilemez olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme’nin içtihatında yerleĢik olduğu üzere, 6.

madde çekiĢmeli yargılama hakkını güvence altına almaktadır. Söz konusu hak ilke olarak, cezai veya medeni yargılamaların taraflarının ileri sürülen tüm kanıtlar ve ibraz edilen tüm görüĢler hakkında bilgi sahibi olma ve üzerine yorum yapma olanağına sahip olması anlamına gelmektedir (Bk.

Lobo Machado/Portekiz, 20 ġubat 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar Derlemeleri 1996-I, § 31). ÇekiĢmeli yargılama hakkı sadece hazır bulunma hakkını değil, aynı zamanda yargılamaları dinleme ve takip etme hakkını içermektedir (Bk. diğerlerinin yanı sıra, Ziliberberg/Moldova, no.

61821/00, § 40, 1 ġubat 2005). Mahkeme bu bağlamda, davanın taraflarından birinin iç hukukta öngörülen, duruĢmada hazır bulunma

(11)

hakkından yararlanmaya karar vermesi ve duruĢmaya katılmasına olanak verecek Ģekilde davadan haberdar edilmemesi halinde, aleni duruĢma hakkının esastan yoksun kalacağı kanaatindedir (Bk. Yakovlev/Rusya, no. 72701/01, § 22, 15 Mart 2005).

38. Mahkeme somut davada, Ticaret Sicilinde kayıtlı olduğu üzere, davacının talebine iliĢkin belgelerin, davacı tarafından sunulan delillerin ve duruĢma tarihinin ikinci baĢvurana kendi adresinde tebliğ edildiğini gözlemlemektedir. Bu hususta herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak baĢvuranlar belgelerin teslim edildiği kiĢinin, yani M.B.’nin baĢvuran Ģirketin ne yönetim kurulu üyesi ne de çalıĢanı olduğunu iddia etmiĢtir.

Mahkeme, ilgili belgelerin mevcut olmayıĢından ötürü, söz konusu kiĢinin Ģirkette çalıĢıp çalıĢmadığı hususunda yorumda bulunamamaktadır.

Mahkeme, baĢvuran Ģirketin yerel mahkemeler tarafından gönderilen tüm yazıĢmaların kendi belirttiği adreste etkin bir Ģekilde teslim alınmasını sağlamak üzere gerekli tedbirleri almamıĢ olmasından ötürü, söz konusu kiĢinin Ģirkette çalıĢmadığı varsayılsa dahi, mevcut davanın koĢulları altında makamların tek baĢına sorumlu tutulamayacağı kanısındadır.

39. Ayrıca Mahkeme, 6. maddede belirli tebligat türlerinin öngörülmediğini dikkate almaktadır (Örneğin bk. Weber/Almanya (k. k.), no. 30203/03, 2 Ekim 2007). Her ne kadar davacı tarafından dava dosyasına eklenmesi için 17 Mart 1998 tarihinde ibraz edilen belgelerin iletilmemesi ikinci baĢvuranı aleyhindeki yargılamalar hakkında bilgilendirmek için diğer bir fırsat olsa dahi, mevcut davada izlenen basit usul ile incelenen davalara uygulandığı üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun bu tür bir yükümlülük öngörmemesinden dolayı Mahkeme söz konusu belgelerin iletilmemesinde herhangi bir keyfiyet olmadığı kanaatindedir.

40. Mahkeme son olarak, SözleĢme’nin 6. maddesine riayet edilip edilmediğini tespit ederken, temyiz iĢlemleri dâhil olmak üzere yargılamaları bir bütün olarak dikkate almak mecburiyetinde olduğunu vurgulamaktadır. Mahkeme bu bağlamda, ikinci baĢvuranın davayı bilhassa usul açısından inceleme yetkisine sahip Yargıtay önündeki bir duruĢmada ilk derece mahkemesinin kararını temyiz edebildiğini ve savlarını ileri

(12)

sürebildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, yukarıdaki değerlendirmeleri göz önünde bulundurarak ikinci baĢvuranın Yargıtay önünde savunmasını yapmak üzere yeterli imkâna sahip olduğu kanaatindedir. Ayrıca Mahkeme, ikinci baĢvuranın ilk derece mahkemesi önündeki davanın usulüne uygun bir Ģekilde kendisine tebliğ edilmediği yönündeki iddiasını desteklemek üzere Yargıtay önünde yalnızca, M.B.’nin yönetim kurulu üyesi olmadığını ifade ettiğini göz ardı edemez. Ġç hukukta tebliğin sadece yönetim kurulu üyelerine yapılması gerektiğine iliĢkin bir koĢul bulunmamaktadır. Ġkinci baĢvuran bu baĢlık altındaki Ģikâyetinin açıkça esastan yoksun olmadığını ortaya koymak üzere baĢka herhangi bir iddia veya belge ileri sürmemiĢtir.

Ġkinci baĢvuran Yargıtay’dan önceki kararını düzeltmesi talebinde bulunduğu esnada Ģikâyetini de sürdürmemiĢtir.

41. Bu koĢullar altında Mahkemenin ikinci baĢvuranın adil bir Ģekilde yargılanmadığı kararına varması mümkün değildir. Dolayısıyla baĢvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, SözleĢme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.

III. SÖZLEġME’NĠN 10 ve 11. MADDELERĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA

42. Ġkinci baĢvuran, bir mahkeme kararı ile kapatılmasının, SözleĢme’nin 10 ve 11. maddelerine aykırı olarak, ifade ve dernek kurma özgürlüğü hakkını ihlâl ettiğini ileri sürmüĢtür.

43. Mahkeme, söz konusu Ģikâyetlerin sadece 10. madde kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir. 10. madde Ģu Ģekildedir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüĢ alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar…

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda … toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç iĢlenmesinin önlenmesi

… için gerekli olan bazı formaliteler, koĢullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

(13)

A. Kabul Edilebilirlik Hakkında

44. Hükümet, ikinci baĢvuranın SözleĢme’nin 10. maddesi kapsamındaki hakkını yerel mahkemeler önünde ileri sürmediği gerekçesiyle, Mahkemeden, iç hukuk yollarının tüketilmesi koĢulunun karĢılanmamasından ötürü baĢvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğunu beyan etmesini talep etmiĢtir.

45. Ġkinci baĢvuran, Ticaret Mahkemesi önündeki duruĢmalardan usulüne uygun Ģekilde bilgilendirilmediğinden, 10. madde kapsamındaki haklarını ileri sürme imkânı bulunmadığını belirtmiĢtir.

46. Mahkeme, insan haklarının korunması mekanizması kapsamında, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının aĢırı Ģekilci olmayan ve belli ölçüde esnek bir biçimde uygulanması gerekse dahi; söz konusu kuralın sadece, baĢvuruların uygun yerel mahkemelere yapılmasını ve bir SözleĢme hakkını ihlâl ettiği iddia edilen ihtilaf konusu kararlara itiraz edilmesine yönelik olarak tasarlanmıĢ hukuk yollarına baĢvurulmasını gerekli kıldığını vurgulamaktadır. Ġç hukuk yollarının tüketilmesi koĢulu normalde, sonradan uluslararası düzeyde yapılması planlanan Ģikâyetlerin en azından aynı mahkemeler önünde, iç hukukta belirlenmiĢ gerekliliklere ve süre sınırlarına uygun bir Ģekilde yapılmasını gerektirmektedir (Bk. diğer kararlar arasında, Fressoz ve Roire/Fransa [BD], no. 29183/95, § 37, AĠHM 1999-I).

47. Ġç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının amacı, ulusal makamların (bilhassa adli mercilerin) bir SözleĢme hakkının ihlâl edildiği iddiasını ele almasına ve uygun olduğu takdirde söz konusu iddianın Mahkemeye sunulmasından önce ihlâli tazmin etmesine imkân vermektir (Bk.

Kudła/Polonya [BD], no. 30210/96, § 152, AĠHM 2000-XI). Ulusal mahkemelerin en azından bir SözleĢme hakkının ihlâl edildiği iddiasını ele almasına olanak veren bir hukuk yolu ulusal düzeyde mevcut ise, bu hukuk yoluna baĢvurulmalıdır. BaĢvuranın ulusal mahkemeler önünde açıkça veya Ģikâyette bulunabileceği bir hukuk yoluna baĢvurması mümkünken söz konusu Ģikâyeti Mahkemeye sunması halinde, ulusal yargı düzeni, iç hukuk yollarının tüketilmesi koĢulunun kendisine sağlamayı amaçladığı olanaktan yoksun bırakılmıĢ olacaktır. BaĢvuranın SözleĢme hakkının ihlâl edildiğine

(14)

iliĢkin Ģikâyetle bağlantılı olmayan diğer gerekçelerden ötürü ihtilaf konusu tedbirin iptalini sağlayabilecek baĢka bir hukuk yoluna baĢvurmuĢ ve sonuç alamamıĢ olması yeterli değildir.”Etkili hukuk yollarının” tüketilmesi için, SözleĢme’ye iliĢkin Ģikâyetin ulusal düzeyde yapılması gerekmektedir. Bir baĢvuranın olası bir SözleĢme savını göz ardı ederek, ihtilaf konusu bir tedbire itiraz etmek için ulusal makamlar önünde baĢka bir gerekçeye dayanması ve ardından SözleĢme savı temelinde Mahkemeye baĢvuruda bulunması mümkün olsaydı, bu durum SözleĢme mekanizmasının tamamlayıcı karakterine aykırı olurdu (Bk. Azinas/Kıbrıs [BD], no.

56679/00, § 38, AĠHM 2004-III).

48. Mahkeme mevcut davada ikinci baĢvuranın bir yayınevi olduğunu ve iki Ģubesinin yasadıĢı olduğu iddia edilen faaliyetlerinden ötürü kapatılması emrinin yerel mahkemeler tarafından verildiğini kaydetmektedir. Mahkeme dava dosyasından, Diyarbakır ve ġanlıurfa Ģubelerinde gerçekleĢtirilen aramalar esnasında belirli gazetelerin, kitapların, dergilerin, kasetlerin, belgelerin ve Mezopotamya Yayınevi tarafından yayımlanan bir takvimin müsadere edildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, ikinci baĢvuranın Yargıtay önünde yaptığı savunmasında, soruĢturmaların hiçbirinin ceza mâhkumiyetiyle sonuçlanmadığını belirttiğini kaydetmektedir.

49. Mahkeme bu koĢullar altında, Yargıtay önündeki meselenin zımni olarak da olsa ifade özgürlüğü olduğunu ve ikinci baĢvuranın 10. madde kapsamındaki Ģikâyetini en azından esasen temyiz mahkemesi önünde yaptığı kararına varmıĢtır. Mahkeme yukarıdaki 23. paragrafa atıfta bulunarak ikinci baĢvuranın ilk derece mahkemesinin Ģirketin mâhkumiyetiyle sonuçlanmayan iki olay temelinde karar verdiğini iddia ettiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine iliĢkin itirazının reddedilmesi gerektiği görüĢündedir (Bk. yukarıda anılan Fressoz ve Roire, §§ 37–39).

50. Mahkeme, baĢvurunun bu kısmının SözleĢme’nin 35. maddesinin 3.

paragrafının (a) bendi dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, baĢvurunun baĢka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceğini kaydetmektedir.

(15)

Dolayısıyla baĢvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.

B. Esas Hakkında

51. Mahkeme ilk olarak, ikinci baĢvuranın bir yayınevi olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle yayınevinin iki Ģubesinin yasadıĢı olduğu iddia edilen faaliyetlerine dayalı olarak mahkeme emriyle kapatılmasının SözleĢme’nin 10. maddesi kapsamındaki haklarının ihlâlini teĢkil ettiği inkâr edilemeyeceğini gözlemlemektedir. Bu tür bir müdahale 10. maddenin 2. paragrafında yer alan koĢulları karĢılamadığı takdirde SözleĢme’ye aykırı olacaktır. Dolayısıyla Mahkemenin saptaması gereken, müdahalenin

“kanunda öngörülüp öngörülmediği”, söz konusu paragrafta belirtilen meĢru hedeflerin birini veya daha fazlasını izleyip izlemediği ve bu hedeflere ulaĢmak için “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığıdır.

1. Müdahalenin Kanunda Öngörülüp Öngörülmediği ve Meşru Bir Hedef İzleyip İzlemediği Hakkında

52. Mahkeme, ihtilaf konusu tedbirin Ticaret Kanunu’nun 247.

maddesinin 2. paragrafına dayandığını ve ulusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç iĢlenmesinin önlenmesi meĢru hedeflerini izlediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla saptanması gereken, Ģikâyet konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığıdır.

2. Müdahalenin Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olup Olmadığı Hakkında

53. Mahkeme sıklıkla, “gerekli” ile zımni olarak “acil bir toplumsal bir ihtiyacın” ifade edildiğine ve SözleĢmeci Devletlerin bu tür bir ihtiyacın mevcut olup olmadığını değerlendirmede takdir payına sahip olduğunu;

ancak bunun Avrupa tarafından incelemeyle birlikte yürütülmesi gerektiğine karar vermiĢtir (Bk. Zana/Türkiye, 25 Kasım 1997, § 51, Derlemeler 1997-VII). Mahkemenin inceleme yetkisini kullanırken, dava konusu

(16)

müdahaleyi davanın tamamı ıĢığında ele alması gerekmektedir. Mahkeme bilhassa, söz konusu müdahalenin “izlenen meĢru hedeflerle orantılı” olup olmadığını ve ulusal makamlar tarafından müdahaleyi gerekçelendirmek üzere ileri sürülen sebeplerin “geçerli ve yeterli” olup olmadığını saptamalıdır (Bk. yukarıda anılan Fressoz ve Roire, § 45).

54. Somut davada Ticaret Mahkemesi çok kısa olan kararında Mezopotamya Yayınevi’nin iki Ģubesi; yani ġanlıurfa ve Diyarbakır Ģubelerinin yasadıĢı olduğu iddia edilen faaliyetlerden sorumlu olduğuna karar vermiĢ ve kamu düzenine aykırı olmasından ötürü kapatılmasını emretmiĢtir. Ancak Mahkeme mevcut davada, Ticaret Mahkemesinin kararından baĢvuran Ģirketin nasıl ve neden kamu düzenine aykırı olduğunu öğrenememiĢtir. Mahkeme bu bağlamda, iki Ģube aleyhine baĢlatılan ceza yargılamalarını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, ġanlıurfa Ģubesinde gerçekleĢtirilen arama esnasında polis memurlarının yasadıĢı olduğu iddia edilen belirli gazeteleri, kitapları, kasetleri ve belgeleri müsadere ettiğini gözlemlemektedir. Ancak akabinde yasaklı kitapları saklamaktan ötürü baĢlatılan ceza yargılamaları, Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesi uyarınca kovuĢturmanın zamanaĢıma uğraması nedeniyle sonlandırılmıĢtır. Ayrıca, Diyarbakır Ģubesinden aralarında Mezopotamya Yayınevi tarafından hazırlanan bir takvimin de bulunduğu çeĢitli kitaplar ve yayınlar müsadere edilmiĢ ve akabinde yasadıĢı örgütün propagandasını yaymaktan ötürü Diyarbakır Ģubesi aleyhine açılan ceza yargılamaları benzer Ģekilde 4454 sayılı Kanun uyarınca ertelenmiĢtir. Sonuç olarak Mezopotamya Yayınevi herhangi bir ceza mâhkumiyeti almamıĢtır. Mahkeme bu noktada, Türk hukuku uyarınca, ceza mahkemelerinin kararlarının hukuk mahkemeleri için bağlayıcı olmadığını hatırlatmaktadır. Ancak, yukarıda belirtildiği üzere, Ticaret Mahkemesinin kısa gerekçesinin, Mezopotamya Yayınevi’nin ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı kılacak derecede yeterli ve geçerli olduğu değerlendirilemez.

55. Mahkeme, ikinci baĢvuranın kamu düzenini ihlâl eden faaliyetlerde bulunduğunun ortaya konulmadığını dikkate alarak ve bir yayınevi Ģirketinin kapatılmasına iliĢkin kararın bilhassa ağır sonuçlarını göz önünde

(17)

bulundurarak, söz konusu müdahalenin izlenen meĢru hedefle orantılı olmadığı ve demokratik bir toplumda gerekli olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna varmıĢtır.

56. Dolayısıyla SözleĢme’nin 10. maddesi ihlal edilmiĢtir.

IV. SÖZLEġME’NĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠNE ĠLĠġKĠN DĠĞER ĠDDĠALAR HAKKINDA

57. Ġkinci baĢvuran ayrıca SözleĢme’nin 6, 14 ve 18. maddelerine dayaranak, Ticaret Mahkemesi tarafından yürütülen yargılamaların bağımsız ve tarafsız olmadığını, ulusal mahkemelerin kararlarının gerekçelendirilmediğini ve ceza mâhkumiyeti ile sonuçlanmayan kovuĢturmaları dikkate aldıklarını iddia etmiĢtir. Bu nedenle Mezopotomya Yayınevi’nin kapatılması haklı gerekçelere dayanmamıĢtır. Kapatma kararı, Ģirketin Kürt haklarını desteklemesi nedeniyle verilmiĢ olup, Ģirketin haklarına ve özgürlüklerine getirilen kısıtlamalar SözleĢme’de izin verilmeyen amaçlara yönelik olmuĢtur.

58. Ancak Mahkeme, elindeki tüm belgelerin ıĢığında, ikinci baĢvuranın beyanlarının SözleĢme’de veya Protokollerinde öngörülen hak ve özgürlüklerin ihlâlinin gerçekleĢtiğine iĢaret etmediği kanaatine varmıĢtır.

Dolayısıyla baĢvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, SözleĢme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.

V. SÖZLEġME’NĠN 41. MADDESĠNĠN UYGULANMASI

59. Ġkinci baĢvuran manevi tazminat ve mahkeme harcamalarına karĢılık tazminata hükmedilmesini talep etmiĢ; ancak miktarları Mahkemenin takdirine bırakmıĢtır.

60. Mahkeme manevi tazminata iliĢkin olarak, baĢvuran Ģirketin manevi zarara uğramıĢ olduğunu değerlendirmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, hakkaniyet temelinde karar vererek, ikinci baĢvurana 5,000 avro (EUR) manevi tazminat ödenmesine hükmetmiĢtir.

(18)

61. Mahkeme’nin içtihadına göre, baĢvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmıĢ olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme mevcut davada baĢvuranın talebini destekleyen herhangi bir belge ibraz etmediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme bu baĢlık altında herhangi bir tazminata hükmetmemiĢtir.

62. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.

BU GEREKÇELERLE MAHKEME,

1. 10. madde kapsamındaki Ģikâyetin ikinci baĢvurana iliĢkin olarak kabul edilebilir olduğunu oy çokluğuyla beyan etmiştir;

2. BaĢvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu oybirliğiyle beyan etmiştir;

3. Ġkinci baĢvurana iliĢkin olarak SözleĢme’nin 10. maddesinin ihlâl edildiğine üçe karĢı dört oyla karar vermiştir;

4. (a) Davalı devlet tarafından ikinci baĢvurana, SözleĢme’nin 44.

maddesinin 2. paragrafı uyarınca, kararın kesinleĢtiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere, manevi tazminata karĢılık, miktara yansıtabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 5,000 avro (EUR)(beĢ bin avro) ödenmesine;

(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek

(19)

oranda, yukarıda bahsedilen meblağa basit faiz uygulanmasına üçe karĢı dört oyla karar vemiştir.

5. BaĢvuranın adil tazmine iliĢkin taleplerinin geri kalanını oybirliğiyle reddetmiştir.

ĠĢbu karar Ġngilizce dilinde tanzim edilmiĢ ve AĠHM Ġçtüzüğünün 77.

maddesinin 2 ve 3. paragrafları uyarınca 21 Ocak 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiĢtir.

StanleyNaismith GuidoRaimondi

Bölüm Yazı ĠĢleri Müdürü BaĢkan

SözleĢme’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve AĠHM Ġçtüzüğünün 74.

Maddesinin 2. Paragrafı uyarınca, Yargıçlar Raimondi, KarakaĢ ve Lorenzen’in ayrık görüĢü iĢbu karara eklenmiĢtir.

G.R.A.

S.H.N.

(20)

YARGIÇLAR RAIMONDI, KARAKAġ ve LORENZEN’ĠN MUHALĠF GÖRÜġÜ

10. maddeye iliĢkin Ģikâyetin kabul edilebilir olduğu ve SözleĢme’nin söz konusu maddesinini ihlâl edildiği hususularında çoğunluğun görüĢüne katılmıyoruz.

Ġçtihadımıza göre, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının aĢırı Ģekilce olmayan ve belli ölçüde esneklikle uygulanması gerekmektedir. Ġç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı normalde, sonradan uluslararası düzeyde yapılması planlanan Ģikâyetlerin en azından aynı mahkemeler önünde, iç hukukta belirlenmiĢ resmi gerekliliklere ve süre sınırlarına uygun bir Ģekilde yapılmasını gerektirmektedir (Örneğin bk. Fressoz ve Roire/Fransa [BD], no. 29183/95, § 37, AĠHM 1999-I).

Somut davada ikinci baĢvuran hiçbir zaman ifade özgürlüğüne iliĢkin herhangi bir iddia ibraz etmemiĢ, ileri sürmemiĢ ve beyan etmemiĢtir. Ġkinci baĢvuran 24 Mart 2010 tarihli görüĢlerinde, ilk derece mahkemesi önündeki yargılamalar hakkında usulüne uygun bir Ģekilde bilgilendirilmemesinden dolayı SözleĢme’nin 10. maddesi kapsamındaki haklarını ileri sürmekten mahrum edildiğini iddia etmiĢtir. Ancak ikinci baĢvuran ilk derece mahkemesinin kararına itiraz edebilmiĢ ve Yargıtay’a yaptığı temyizin hem usule hem de esasa iliĢkin gerekçelerini ibraz edebilmiĢtir.

Ġkinci baĢvuranın SözleĢme’nin 10. maddesine veya Türk Anayasası’nın ilgili hükmüne dayanmadığını belirtmekteyiz. Ġkinci baĢvuran ayrıca, ilk derece mahkemesinin Ģirketi kapatılması için dayandığı faaliyetlerin ifade özgürlüğü hakkının kapsamına girdiği gerekçesiyle Ģirketin kapatılmasının haklarının ihlâline yol açtığı hususunda Ģikâyetçi olmamıĢtır. Ġkinci baĢvuranın savunması her zaman, ilk derece mahkemesinin dayandığı olayların asla ceza mâhkumiyetiyle sonuçlanmadığı ve dolayısıyla kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle Ģirketin kapatılmasına dayanak teĢkil etmediğiyle sınırlı olmuĢtur.

(21)

Ġlkesel olarak SözleĢmeci Devletlere, Ģikâyet konusu olan belirli bir SözleĢme ihlâli iddiasının ele alınması ve böylelikle ihlâlin önlenmesi veya giderilmesi amacıyla SözleĢme’nin 35. maddesi tarafından verilen imkânın, ikinci baĢvuran tarafından yerel mahkemelere verilmediği kanaatindeyiz (Örneğin bk. Lazerevic/Hırvatistan (k. k.), no. 61435/08, 30 Eylül 2010, ve Çakar/Türkiye, no. 42741/98, §§ 30-33, 23 Ekim 2003).

Ġkinci baĢvuranın mevcut iç hukuk yollarını tüketmemesinden ve baĢvurunun kabul edilemez olmasından ötürü SözleĢme’nin 35. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği görüĢündeyiz.

Dolayısıyla, SözleĢme’nin 10. maddesi ihlal edilmemiĢtir.

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :