^ ( ^ / l / v
ARKİTE
— \
— Memleket mimarlığının beşiği; Akademi. Y. Mimar Zeki Sayâr. — G. S. Akademisi Y. Mimarlık şubesi Diploma pro- jeleri. — Akademi Yüksek Mimarlık şubesi atölye çalışma- ları. — Birleşik Amerikada Mimarlık hareketleri, A. MidWest hastanesi. Mimar Skidınoore. — Şehircilikte abidevılik Prof.
Oeslner, Türkçeye çeviren: Halet Çambel. — New-York Mo- dern sanat müzesi. — Şehir inşa sanatı. Yazan Teodor Ficher Türkçeye çeviren: Prof. Kemalî Söylemezoğlıı. — Eski gele- neklerine sadik yeni bir Conventry. Levi Fox. — Haberler.
— Bibliyografi. — Yapı malzemesi fiyat cetveli.
X V İnci Y I I 1 9 4 5 F f a t ı 1 7 5 K u r u ş
r ^
 I K I i n i M , M A R L I K ' 5 E H 1 R C İ L İ K V E S Ü S L E M E S A N A T L A R I D E R G İ S İ İ M T İ Y A Z S A H İ B İ ; Z E K İ S A Y A R U . N E Ş R İ Y A T M Ü D Ü R Ü . A B İ D I N M O R T A Ş A D R E S : A N A D O L U H A N N O : 3 3 E M İ N Ö N Ü İ S T A N B U L T E L : 2 1 3 0 7
S A Y I : 1 6 7 - 1 6 8 o S E R İ M İ . « Y I L : 1 9 4 5
1 1 1
\ jL'A RCHIT ECT E :
R E V U E M E N S U E L L E D ' A R C H I T E C T U R E D ' U R B A N I S M E e t d e D E C O R A T I O N
Publieepar: Abidin Moı-taş et Zeki Sayûr, Arehitectes
S O M M A I R E
No: 7/?./1945
— Le berceau de l'educatioıı dfe l'Architecture Turque:
Aead^mie des B o u l i x - Art.- d'Istaribul 2 3 9 Arch. Zeki Sayâr
— Les projets des diplomcs de 1'Academie des Beaux
Arts scction d'Arehitecture. 242
— Les travaııx des ateliei'ü de l'Aacodemie des Beaııx
Arts. 253
— Activitö de conştruction aı>x Etats - Unis d' Ameri-
que (HÖpital A. Midwest) 204
— Momımentalirıme Ua'bain Par Prof. öeslner • Prof-
f este ur a l'academie des Beaux - Arts. 266
Mu»-6e d'Artss Modernes â New - York 272
L'art de cansturction des villeb Theouore Fischer
traduit par. H. K a m â l î Söylemezoğlıı 279
Une nouvfclle Conventry; fidele â ses coutumes
P a r L 6 v y Fox 281
Nouvelles et Bibliographle 286
La liste des prix des mat£riaux de Construction, . . . 288
THE ARCHİTECT:
M O N T H L Y P U B L I C A T I O N O N A R C H I T E C T U R E , C I T Y P L A N N I N G A N D D E C O R A T I O N
P u b l i s h e d by A b i d i n M o r t a ş a n d Z & k i S a y â r , A r c h .
C O N T E N T S
No: 7 / 8 / 1 9 4 5
— The Acaclemy of fine Arts - the cradle of Turkey's
Architecture 239 A r c h . Z e k i Sayar
— Diploma projects of the students of Arcitecture . . . 242
Atelier works in Arcitecture 2 5 3
Architeetural activities in TJ. S. A. Midwest hospital 264 A r c h , S k i d m o o r e
The plaı.-î of momıments in To\vn - plannin» P r o f .
i i e s l n e r • t r a n c l a t e d bey H a l e t Ç a m b e l 266 H a l e t Ç a m b a l
Ms-»dcrn M ı r u ı m of Arts in New - York 272
The Art of T<Mwn - bııildim:. T e o d o r F i c h e r . T r a n s -
İated by: P r o f . Kernâlî S ö y l e m e z o g l ı ı 279
A t r a d i t i o n ö l n e w c o n v e n t r j L s v y F n x
— News And Literatüre
Prices of buildin" materials
281
286
283
EN İYİ KAHVE, KAKAO ve SALEP
H U f t U K A K V c ' C İ M L H M - T E F E N D İ M A H D U M L A R I
İSTANBUL
W A i L E S D O V E B İ T U M A S T t C L T D . HEBBURN CQ. DURHAM, ENGLAND.
Tesis tarihi 1854.
D E N İ Z D E
BİTUMASTİK Çelik, demir ve
her türlü zemin
BİTUPLASTİK Su geçirmez bitümlü terkip
Y Ü K S E K H A R A R E T E M U K A V İ M BİTUMASTİK ALUMİNİUM SOLÜSYONU.
Koruyucu bir tabakanın esaslı vazifesi, muhafaza ettiği madeni veya diğer malzemeyi su ve rütubetten masun tutmaktır. Buna muvaffak olmak için koruyucu tabakanın bazı kat'î ve kendine mahsus hususiyetleri olması şarttır. Bu hususiyetler, şu şekilde hülâsa edilebilir :
1 — Rütubetin nüfuz etmesini tamamen bertaraf etmek, 2 — Muhafaza edilecek zemine muanidane yapışmak,
3 — Mehaniki darbelere ve aşındırmaya karşı metin kalmak,
4 — Lüzumlu dereceye kadar elâstikî ve mülayim olup zorlamaya ve kıvrıl maya dayanmak, 5 — Kendisile temas edecek her maddeye karşı tesirsiz kalmak,
0 — Elektriki mücerrit olmak,
7 — Kullanıldığı muhitteki bütün hararet değişmelerine tesirsiz kalmak,
$ — Uzun ömürlü olmak.
W A L L E S DOVE FABRİKALARIN muhtelif işlere kullanılan boya ve emayileri, yukarıdaki hususiyetleri haiz olmakla istimal edildikleri hususî vazifeleri tamamlamak için inkişaf ettirilmiştir.
Her hangi bir ı-ütubet, paslanma'veya çürüme müşkülleriniz varsa lütfen Acentalarımıza müracaat ediniz.
T Ü R K İ Y E U M U M Î V E K İ L İ
G. & A. B A K E R L T D .
Tahtakale, Prevuayans Han, İstanbul Telefon: 24330.
Telgraf: BAKER — İSTANBUL
V E K A R A D A Y Ü K S E K E V S A F L I P A S K O R U Y U C U B O Y A V E E M A Y İ L E R İ .
BITUKOS İçilir su ve gıda
depoları
BİTUBLAK Kazanlar, baca,
radiatör.
ND/Î
\
H E M A - İ Z O T A Ş
Hafif İnşaat Levhaiart
Demir, Tuğla, gibi mühim bir inşaat malzemesidir.
D I Ş D U V A R
B Ö L M E
T A V A N K A P L A M A ve H E R T Ü R L Ü İ N Ş A A T ve T A M İ R A T T A K U L L A N I L I R .
Erenköyde, dış kaplaması 3.5, iç kaplaması ve bölmeleri'2.5, tavanları 1.5 santimlik H E M A - İ Z O T A Ş levhalarile inşa edilmiş bir evin sıvanmamış görünüşü.
1.5 _ 2.5 — 3.5 — 5 — 7.5 — 10 santim kalınlıklarda ve 50 X 200 eb'admda imal edilmekte olan H E M A - İ Z O T A Ş hafif inşaat levhalarının büyük kolaylıkları ve faydaları vardır.
Elestikiyetleri vehafiflikleri dolayısile Y E R D E P R E M İ N D E N K A T ' İ Y Y E N M Ü T E E S S İ R O L M I Y A N bir inşaat sistemi temin eder.
H E M A - İZ O T A Ş levhaları ses, sıcak, soğuk v e rütubetgeçirmez, yanmaz, tahta gibi kesilir, her türlü sivayı tutar. Kolay, çabuk, ve sıhhî inşaat yaptırmak istiyenlere en büyük fırsat.
H E M A — İ Z O T A Ş Y A P I E V İ
R E C E P Ç E T İ N K A Y A .
İSTANBUL - G A L A T A — TERSANE CADDESİ No. 261; Telefon: 40215
MA NUFA C TU RİNG CO.
Medaille d'Or B A R C E 10 NE 19 29
Türkiye mümessili:
Mühendis
Y U S U F R A Z İ B E L
N u r u o s m a n i y e
Şeref sokağı No. 4-0 Telefon: 20690
Y a p t ı ğ ı n ı z işi b i k l i i ' e r e k t a ı i f ı ı a m e m i z i t a l e b e d i ı ı i z .
SU GEÇMEZ AMERİKAN MALZEMESİ
N İ A G K A D İ T çinıeııloya karıştırılarak su geçirin ez sıvalar yapılar.
E V E R S E A J j siyahtır, taramalarda, banyo odalarında, temellerde.-, kullanılır.
E V E K >S E A L T A M t K A T İ Ç İ N E M S A L S t A I) t II
Hangi malzeme ile yapılmış olursa olsun, eski daııılar. akar taraçalar E V E R Ş E A L ile derhal, mükemmel surette tamir edilir, yenisinden daha sağlam olur. Demir ve çiııko damlar ve dereler en ucuz
ve en emin surette temin edilir.
E V E İt S E A h ii O Y A A 11 I N I D A T E C K İî lî E 10 1) İ N 1 /
Ö D Ü N Ç P A R A
VÂKIF PARALAR İDARESİ
Her tiiHii kolaylıkla, clıven ve müsait şart- lar!» kârgir binalara, Bitmemiş inşaat ve
kıymetli arsalara ödünç para verir.
VAKIF PARALAR İDARESİ
Sıkıntılı zamanınuda en kısa yoldan yardımını** koşun müessesedir.
ADRES: Yeııipo&teıne karşısında, Valkt*
Han birinci kat — İSTANBUL,
TELEFON: 23654
B Ü T Ü N -
S İ G O R T A L A R I N I Z
İ Ç İ N
D O Ğ A N
S İ G O R T A A N O N İ M Ş İ R K E T İ
BAŞLICA BÜYÜK ŞEHİRLERDE ACENTALARI VARDIR.
SİVAS ÇİMENTOSU
SERBEST SATILMAKTA, HERKESE İSTEDİĞİ KADAR VERİLMEKTEDİR.
SİVAS ÇİMENTOSU
Türk çimento normunun istediğinden daha yüksek normda olmakla Ü N A L M I Ş T I R . 28 günlük kombine dayanış: Türk çimento normuna göre çekişte 32, Kg. Sm2 basınca 400 Kg. Sm2 Sivas çimentosunda çekişte 45 - 50, Kg. Sm2 basınca 480 - 520 Kg. Sm2.
« • •
DONMA KABİLİYETİ
SÜPER SİMANA YAKINDIR. Ü S T Ü N V A S I F L A R I : Kullananlara ÇİMENTO ve KALIP KERESTESİ tasarrufu sağlar. Şehir-içi yollan, kaldı- rımlar, bahçe parmaklık ve kanepeleri için en iyi MALZEMEDİR.*
KİREMİT ve TUĞLA
a aSıkıntılarınız varsa bunu en ucuz ve sağlam olarak ancak S İ V A S Ç İ M E N T O S U ile yapabilirsiniz. Bütün bu işlerin yapılış ve faydalarını belirten broşürleri ve lüzum gördüğünüz her türlü bilgiyi SİVAS ÇİMENTO FABRİKASI ndan isteyiniz.
BIR T E C R Ü B E
Çimentomuzun üstünlüğünü, yurdun en iyi çimentosu olduğunu isbata kâfidir.S İ P A R I S L E R
Süratle yerine getirilir. Fabrika sevkiyatta her türlü kolaylığı gösterir, vagon bulur ve istenildiği kadar çimentoyu derhal gönderir. Çimentonun tonu fabrikada vagon teslimi 60 liraya, torba depozitosu 15 liraya indirilmiştir. Bedel peşindir.
En az satış bir tondur.
EN TEMİZ K İ R E Ç
• • Fabrikada Vagon Teslimi Tonu 55 lira.İYİ CİNS T U Ğ L A
Fabrikada Vagon Teslimi Bini 50 lira.Kısa tel adresi: Ç İ M E N T O - S İ V A S
S Ü M E R B A N K
ÇİMENTO SANAYİ MÜESSESESİ
A
HOKAR PRODUCTS CORPORATION NEWYORK U S A
A M E R İ K A D A N >
Her nevi nerî Saç Levhalar, Putrel, Ray, Beton demiri, Filmaşia, Borular, Tel, ve Tel Halatlar, Lama, Köşebent
ve bilumum Demir ve Çelik tnşaat malzemesi.
Siparişler en kısa zamanda temin edilir
Tlrkiyı Umumî Vıklll HALİT RÜŞTÜ MÜESSESESİ
Bılıtı, Adı Hm 17 TELEFON : 4 0 303
S T * N 8 U L
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ZİRAAT BANKASI
K A P İ T A L İ . 1 0 0 , 0 0 0 , 0 0 0 T. L.
K U R U L U Ş T A R İ H İ : 1 8 8 8
T ü r k i y e İçindi» 2 6 0 f u b a v« » a n d ı ğ ı Y a b a n c ı m e m l e k e t l e r d e m u h a b i r l e r i vardır.
H e r türlü B a n k » işleri y a p a r . K u m b a r a l a r ve kiralık kasalar vardır.
KERNER - GREENWOOD & CO. LTD.
KİNGS, LYNN, İNGİLTERE
R Ü T U B E T K O R U Y U C U S U
« P U D L 0 »
B B A N D Cement vaterproofing Powder
F U D L O su geçirmez çimentosu ile karıştırıl- mış bir kum ve çimento harcından yapılan sıva tabakası, rütubete karşı kat'î bir muhafaza teşkil etmektedir.
P U D L O ' nun hizmet >ve faydaları:
Köprü ve bina temelleri, tahkimat, beton su depoları, su sızan bodrum, zemin, taraça iç ve dış duvarlara tatbik edildiği zaman, rütubet ve su sızma keyfiyet- lerine mâni olan yegâne tecrit maddesidir.
Hazır stoklar mevcuttur.
Fazla tafsilât ve fiat için:
T Ü R K İ Y E U M U M Î VEKİLİ G. & A. B A K E R L T D . Tahtakale Prevuayans Han - istanbul.
Posta kutusu: 468 Telefon: 24330
EMÜLZER -
EMÜLZER
Konulan uıarka
E
EMÜLZER
EMÜLZER
- F
- S
- c
EMÜLZER - M:
Tecrit ve elâstikî döşemeler için
spesyal bitüm emülsyonu.
Sıva ilâcı. Çimento ve kireç lıarcnıa katılıp su ve rutııbetin geçmesine kat'iyyen mâni olur.
Anî sertleşme ilâcı. Çimento harcıtıı
4 dakikada dondurur ve sertleştirir.
Elyaflı bitümlü izolasyon maddesi.
Tecrübeli ve emniyetli bir malzeme- dir.
Haricî sıvaların muhafazan içi*
renksis mücerrit.
S a t ı ş j r e r l e r i :
İstanbul A s f a l t Evi Salata, Nahmudiya C. 77 Tel.: 41981 - Talg. Asfaltavi.
Ankara Birkt Müııısııti Ulus mtydanı Yırt sakak 21
Talf,: 2664 — Ttlf. BlrKa
M O B İ L Y E v e M E F R U Ş A T M A Ğ A Z A L A R I
M E R K E Z : İstanbul, Rsxa p a ş a yokuşu Ne. 61
^ - Telefon: 22060
SATIŞ M A Ğ A Z A S I : B e y o ğ l u Tokatlıyan karşısında Telefon . 40678
H. RÜTTİMANN
Dipl. İnş. M ü h e n d i s i
İ N Ş A A T M A L Z E M E T İ C A R E H A N E S I
İstanbul - Galata - Voyvoda cadd. 28, Bahtiyar Han 51
Telgraf a d r e s i : « S I K A » İstanbul - Telefon : 49289. P o s t a kutusu 1119
HER NEVİ İNŞAAT TECKİT VE MUHAFAZA MALZEMESİ
Her nevi Mühendislik ve Nafia inşaatı izolasyonu, bodrum, tarâça, çatı, cephe ve dıvar rutubetleri tecridi. - Kimyevî tahallüllere karşı muhafaza. • Emaye vernik boyaları .- Bitümlü Emülsiyonlar.- Hususî yapıştırma maddeleıile çatı kartonları .- Alüminyum boyalalt .- Ahşap
muhafaza vesaiti .- Hususî taban döşemeler, ilâh.-
SİKA - SİKAJPLAST - PLASTİMENT - İGOL - IGAS • SAURIERPASTA - FLINTKOTE - DUROMIT - SIEGLE ÇİMENTO BOYALARI . FRIKO VERNİK BO YALARI -
HON3ALIN - HIYALIT - AVITTA - ODAN -
İş hakkında teknik ve ihtisas danışmaları için para alınmaz.
Salih Sabri Karagöz
M E R M E R T A Ş
tüccarı
Tiirkiyenin her yerinde, İstanbul ve Ankarada bir çok resmî ve hususî binaların mermer işlerini bilgi ile yapan en ciddî ve en eski yegâne M E R M E R
T A Ş imalâthanesi.
MERKEZİ : Unkapanı, Beylik değirmeni yanında No. 65. Tel: 22604.
Telgraf : MERTAŞ — İSTANBUL
Ş U B E S İ : Ankara - İstanbul caddesi Akköprii- başı No. 58. Tel: 3030.
A V N İ S A S A
VK E R E S T E M A Ğ A Z A S I
# B E T O N L U K
$ D O Ğ ü Â M A L I K
f D Ö Ş E M E L İ K m B E Y A Z ve Ç I R A L I HER EBATTA KERESTE İŞLERİ
ADRES : UNKAPANI FENER CADDESİ No. 3 4
İSTANBUL. T E L E F O N : 2 0 1 9 8
r
1^
ANADOLU
S İ G O R T A Ş İ R K E T İ
TpRKİYE CUMHURİYETİ ZİRAAT VE TÜRKİYE İŞ BANKALARİNİN KURUMUDUR
Sermaye ve ihtiyatları: 5 . 8 3 2 . 0 0 0 Liradır
T m î i tarihi o l a n
1925
senesinden beri yaptığı s i g o r t a l a r :
Yangın - kiracı, şagil, mal sahibi ve komşu mes'uliyeti - kira za- rarları - yıldırım - zelzele - infilâk - lıavagazi iştiali - maklna ka- zası ve motör iştiali - kara nakliyatı harp sigortaları.
Bütün deniz tehlikelerine karşı deniz nakliyatı - gemi ve motör tekneleri - mayın - torpil - alelûmum deniz lıarr sigortaları.
Tayyare sigortaları - tayyare seferlerinde pilot ve yolcuların si- gortaları.
K A R A D A :
D E N i Z D E ;
H A V A D A
insanın maruz kalabileceği her türlü k a z a - iş kazaları - otomo- bil - kazaları - malî mes'uliyet - makine kırılması sigortaları.
Temettülü veya temettüsüz olarak ölüm tehlikesiyle beraber:
Tasarruf için: « M u h t e l i t » v e « T » m m u h t e l i t » - aile istik- balini temin için: 1 r a 111 a i 1 e» - kızlar için: « C i h a z » - çocuk- lar için: « T a h s i l v e t e r b i y e» - ihtiyarlık için: « t r a t » - hastalık veya kaza neticesinde malûl kalmaya karşı: « M a l û l » sigortaları.
* 3 S * H. AS I N D A : Atölyeler, fabrikalar, maden ocakları gibi iş yerlerinde ve tica- rethane, bankalarda ve mesleki teşekküllerle birliklerde çalışan- ların hayat, ölüm ve kazalarını temin eden grup sigortaları.
\
»
İstanbul, Ytniposlahane Jtarfuı, Büyük Kutmcıymn Htm. Telefon: 24904. Hay t Kuuu: 20541.
K A Z A D A :
H A Y A T T A :
Foto: İsmail Seneler
M E M L E K E T M İ M A R L I Ğ I N I N B E Ş İ Ğ İ ; A K A D E M İ
Yazan : Zeki Sayar
Sanayi Nefise Mektebi Alisinden G. S. Akademi- sine - Cumhuriyetle beraber yeni doğuş - ileri bir Akademi Y. M. Şubesi - 1924 de ki İslahatın bugiin- kii verimi - Akademi mezunlarının yaratıcı ve öğreti- ci kudreti - Akademi bir varlık, bir ananedir - Mimar- lık akademisi hüviyetine varmak ihtiyacı - Mimar- lık tahsili veren diğer müesseselerde Akademinin miisbet rolü - Akademiden, verdiğimizden çoğunu alıyoruz.
Güzel Sanatlar Akademisi, 1877 tarihinde kuru-
lan «Sanayi Nefise Mektebi Âlisi» nin cumhuriyetle beraber yeniden doğan ve gelişen bir devamdır.
Yurtta Mimarlık öğretiminin beşiği olan Akade- minin tarihçesini yazmak istemiyorum. Onu. benim kadar her mimar ve sanat sever bilir (*)
Arkitekt'in bu sayısında 1945 diploma projeleri- ni yayınlarken Akademinin mimarlık hayatımızda bugüne kadar oynadığı büyük rolden bahsetmek is- tiyorum. Akademi kuruluşundan, cumhuriyete ka-
(*) Celâl Esat'in (Sanat ansiklopedisi, fasikül I e mürascat)
dar bazan gelişmeler, kazan gerilemeler gösterir.
Kuruluş tarihinden bir kaç yıl sonra açılan mimar- lık şubesi memleketimizde ilk mimarlık mektebi- dir. Bu devirde devlet ve halk sanata, dolayısile mi- marlığa karşı alâkasızdı. Bu yüzden akademinin di- ğer şubeleri gibi, mimarlık bölümüde sanat sevgisi olan sayılı bir okuyucu ile sessiz sedasız öğretimine devam ediyordu. O zamanki yabancı hocalar dolayı- sile öğretim İtalyan ve Fransız tesirlerde yapılmak- ta,'müessesenin her yıl bayata attığı fcenç mimarlar bu sanat telâkkileri ve bilgiler ile alâka çekememek- teydiler. Buna rağmen bu sanat ocağı halk ve dev- let ile birbirini anlayamamış bir halde birinci dün- ya harbinin sonuna kadar öğretime devam etmiştir.
Cumhuriyetin kuruluşunda Güzel Sanatlar Aka- demisi adını alan müessese, maarif Vekili rahmetli Necatinin olgun ve yerinde anlayışı sayesinde yeni- den teşkilâtlandırılmış ve ilk ilerleme adımını atmış- tır.
O sırada uzun bir harbaen çıkp.n yurdunuz imara muhtsç bulunmakta ve yapıcı bir mimar kit- lesine ihtiyaç göstermekte idi. Yabancı profesörler- ve yeni bir öğretim programile işe başlayan yük- sek mimarlık şubesi 1924 e kadar her yıl bir kaç mezun vermekte iken sonradan, her tarafdan gös- terilen ilgi yüzünden öğrenci sayısı yıldan yıla yük- selmeğe başladı. Bu suıetle ortalama olaıak mimar- lık kadrosuna 1942 de 30, 1943 de 41, 1944 de 46 genç mimar katıldı.
Bu suretle Akademi 1922 den 1945 e kadar sü- ren devamlı ve başarılı çalışmasile cumhuriyet dev- ri mimarlar zümresini yaratmış oldu.
Akademi cumhuriyetle beraber yıldan yi/a ta- biî inkişafını yaptı. Geçen yirmi yıl içinde zaman zaman tanınmış .mimarlardan faydalandı.
Birinoi dünya harbinden sonra mimarlık şu- besinin başmda Mirnar Vedad ile Monceriyi bu- luyoruz. Bu iki kuvvetli mimardan sonra ilk esaslı İslâhatı yapan Viya,nalı Egle'dir. Sonradan pek kısa zaman için «Poelzig» gibi büyük kıymetleri daha sonra mimarlığın felsefesile, meşgul olan mimar
«Bruno Taut» ı, ondan çok daha pealist olan «Vor- hölzer» i sırasile mimarlık bölümü başında görüyo ruz. Bu değerli hocaların her biri Akademinin öğ- retim usullerine bilgileri ve sanatlarile çok şeyler kattılar. Öğretimi inandıkları istikamete doğru yö- nettiler. Nihayet Akademide üstün bir seviye ya- rattılar. Bu sayede bugün Akademimiz komşu mem- leketlerdeki benzerlerinden daha üstün bir duruma yükselmiştir.
Ayrı kanaatlere ve sanat temayüllerine sahib olaıı müteaddit bocaların sık sık değişmesi Akade- minin öğretim veçhesine de tesir ediyordu. Bu müd- det içinde, Akademi öğretiminin bazan yanlış istika- metlere de gittiği görüldü. Prof. Egle zamanında, o vakit bütün dünyada rağbet gören eynelmilelci-
lik ve bilhassa kübizm meyilleri bizde de itibarda idi. Bu öğretim tarzının tesirlerini, o yıllarda mimar- lık tahsili gören gençlerin, sonradan yaptıkları eser lerde gördük. Diğerlerine nazaran daha uzunca bir zaman mimarlık şubesinin başmda kalan Brüno Ta ut'un tesiri daha rnüsbet oldu. Onu takip eden Vaıhülzer iyi bir hoca olmakla beraber, Akademiye yeni bir sanat yolu gösteremedi.
Bütün bu safahat nihayet bize şunu öğretti ki, kendi sanatkârları tarafından yönetilmiş bir sanat veçhile olmayan, bir memleketin mimarlığında şu veya bu tesirlerle sık sık istikamet değişti meğ<ı mahkûmdur.
Geçen cn on iki yıl içinde genç Türk mimar ları içinde bir öğretim kadrosu yetişmeğe başla n ş Kendi elemanlarımıza artık mimarlık öğretimini
tevdi edecek bir seviyeye geldiğimize inand'k. 1939 dan.beri ak deminin öğretim işi, gen-; bir iğ'stici kadrosunun eline bırakıldı. Bu .müesseseyi şef ola rak r İti yıldanberi başarı ve dirayetle idare eden Se dat Eldem ile arkadaşlarını zikretmeden geçemiya- ceğirn. Bu değerli elemanların mevcudiyetine rağ- men Akademinin gerçek sanat değeri t şıyan yaban- cı profesörlerden de daima faydalnamasmı doğru buluyoruz.
Ancak, bu değerlerden faydalanırken, bundan önce olduğu gibi, her yen; gelen hoca ile akademi sanat temayülünün de değişeceğini artık mümkün gör- müyoruz. Çünkü, bugün Mimarlık bölümünün şefi ve hocaları ona gereken istikameti çizmiş bulunu- yorlar. Bunu beş altı y:ldanberi öğrencilerin çalış- malarında görmeğe başladığımız mahallî karakte- rin mevcudiyetinden anlıyoruz. Bu ümit verici ha- kikatin yeni gelişmekte olduğunu, ancak araştırma çağında bulunduğunu da unutmayoruz. Akademi bu araştırmaları ile, memleket için ileride gerçek bir
«Mimari k Akademisi» halini alacaktır.
Sedat Eldemin on yıldan fazla bir zamandan- beri idare etmekte olduğu millî mimarî semineri mesaıiısi bu ilim ve sanat ak"demisinin bugün bir nüsevini teşkil ediyor. Geçmişi ve geleneği olan bu eiski müessesenin küçük bir gayretle hakikî bir Akademi hüviyetini kazanacağına inanı- yoruz.
Memleket mimarlığı işlerinde söz sahibi ol~n Akademinin diğer yeni mimarlık müesseselerine de rehberlik etmesi gereklidir. Esasen bir kaı? yıl önce teknik üniversitede kurulan mimarlık fakiiltesile, geçen yıl teknıik okuldr. acılan mima~lık kolunun gelişmelerinde Akademinin aldığı mühim hisseyi unutmamalıdır.
Bu yeni kurulların öğretim kadı*olarını liyaket- le dolduran Akademi mezunu mimarlar, kendilerine
düsda yetişdSiricilik görevini aeîâhiyettle yapmak"
tadırlar.
— Sonu 246 ncı sahifada —
Eir Üniversite Kitaphanjsi Ferzan Baydar projesi
G. S. A K A D E M I S I Y. M İ M A R İ Ş U B E S İ 1944 - 1 9 4 5 Y İ L İ D İ P L O M A P R O J E L E R İ
1945 yılı diploma konkuru .olarak İstanbul Üniversitesi için bir kitaphane projesi verilmiştir.
Konkurun programını aşağıda veriyoruz:
V A Z İ Y E T :
1/500 ölçüsündeki vaziyet plânında lıudutla- riyle belirtilen sahada Üniversiteye bağlı u m u m i bir kütüphane inşaası düşünülmektedir. Bu saba bir taraftan şehrin merkezine, diğer taraftan Üniversi- tenin muhtelif şubelerine yakınlığı, nisbeteıı sâkin ve güzel manzaralı olmasından uygun görülmüştür.
Ancak halen yüksek istinat duvarının köşe teşkil et- tiği yere kadar devam eden (Fuat Paşa) caddesini (Fincancılar yokuşu) na bağlamak suretiyle kıy- metlendirmek lâzımdır. (İsmetiye caddesi) bugiin- fy" 'halinde çok dik olduğundan seyri sefere elveriş- li değildir. Vaziyet plânında aşağı yukarı yeri be_
lirtilmiş olan yolların düzeni yeşil saha içinde etüd edilecektir. İsmetiye cadesi ise kademeli yaya yolu haline sokulacaktır. Dökmecileıin önündeki yüksek kısım manzaraya ve yeşil sahaya hâkim bir teras haline getirilecektir. Diğer bilgiler vaziyet plânın- da not edilmiştir.
B i n a :
İstanbul şehrinin yarı resmî karakterli mühim- ce bir binası olacaktır. Projenin tanziminde binaya verilecek mimarî karakter, yapı sistemi ve yapı mal- zemesinin cinsi gözönünde tutularak tayin edilecek- tir.
P R O G R A M : G i r i ş h o l ü :
Binanın yarı resmî karakterine uygun olarak bu iholün mimarîsinde ciddiyet, sadelik ve güzel nisibetler aranacaktır. Bu hol bir bekleme yeri de-
ğildir. Burada yeni yayının ufak ölçüde (meselâ uygun yerlere konulacak vitrinler içinde) teşrihine imkân verilecektir. Bundan başka burada kütüpha- neyi ilgilendiren ilânlar da bulunacaktır. Bu hole doğrudan doğruya bağlı kısımlar şunlardır:
1 Müracaat bürosu;
2 — Yüz kişilik ,gardrop;
3 Kadm ve erkek lavabo ve helaları;
i d a r e :
1 — Müdür odası.
2 — Kabul odası.
3 — Müdür muavini odası.
4 — Büro (dört yazıcı için)
5 — Katalog bürosu (iki memur için) 6 — Muhastlbe bürosu (iki memur için) 7 — Fotokopi atölyesi ve karanlık odası
(takriben 20 m2) O k u m a k ı s m ı :
1 K a t a l o g y e r i : (bu kısım aydın- lık olacaktır, fişlere kolaylık ve oturarak bakılacak- tır. Her hanıgi bir sıkışıklığa meydan verilmiyecek- tir.)
2 — E s a s o k u m a s a l o n u : (Bu salon mimarî bakımdan binanın en önemli yeridir.
Aydınlık ve ferak olmalıdır. Işık mümkün olduğu kadar salonun her noktasında ayni derecede dağıl- malıdır. C am tavan uygun değildir. Salonda mima- rîye tesir edecek şekilde, fakat okuyucuların erişe- miyecekleri bir şekilde kitap bulunacaktır.
Bu kitaplar daha ziyade salonun dekorunu teşkil edecektir.)
K i t a p v e r m e v e k o n t u r o l : Bürosu esas okuma salonu içinde bulunacaktır. Bir
Arka görünüş Ferzan Baydar
Kat plânı Ferzan Baydar
Ön görünüş
1945 DİPLOMA KONKURU PROJESİ
Ferzan Baydar
On ve arka görünüşler Fe rdi Aksel projesi
şef ve üç memurdan ibaret bu büro kitap verme ve imkânları ve sun'î ışık tertibatı gözönünde tutula- alma ve salonu kontrol etme işleriyle uğraşacaktır. ıak eb'adlarındırılacaktır.
O k u m a m a s a l a r ı : Muhtelif okuma 3 — G a z e t e v e m e c m u a o k ı ı -
Menazır Ferdi Aksel m a s a l o n u : Bu salon takriben 50 kişilik o - faza edilecektir. Salonda bir memur yeri buluna- lacaktır. Mecmualar (yenileri) salon içinde muhî- çaktır.
Muhtelif araştırışlar Ferdi Aksel
i/cto-:-
r : T
Bülent Serbes
Vaziyet plânı
4 — Y a z m a v e k ı y m e t l i e s e r - l e r o k u m a s a l o n u : Bu salona hususî
Bülent Serbest
245
izinle girilebilecektir. Sahası takriben 15 - 20 m3 olacak, bir memuru bulunacak ve 15 - 20 m" bir
kitap deposu 'bulunacaktır. (Not : Her okuma sa- lonunda Profesörlere mahsus bir masa ayrılacaktır.)
5 — H a r i t a v e b ü y ü k p l a n ş - s a l o n u : takriben 30 m3
6 — 6 a d e t m ü n f e r i t o k u m a o d a s ı : takriben 10 - 15 m1
( Baş yazıdan devam )
Demek oluyor ki, akademi yirmi yıl önce yapı- lan İslâhatın meyvalarını son zamanlarda vermekte ve yetişdirdiği genç kadrodan değerli elemanları
diğer öğretim müesseselerine de vererek büyük ro- lünü yapmaktadır.
Akademinin yetişdirdiği genç cumhuriyet mi- marlarının memleketin diğer mimarlık işlerindeki müsbet rollerini ayrıca izaha hacet görmiyoruz.
Şu halde, Akademiden, verdiğimizden daha faz- lasını alıyoruz.
Hayatı yarım yüz yilı aşan, genç, şuurlu ve yet- kili bir öğretim heyeti ve üç yüzü geçen müstait, heyecsnlı bir öğrenci kcdrp.su ile müsbet ve verim- li bir şekilde çalışmakta olan bu müesseseye Millî Eğitim Bakanlığının dikkatini çekmek isteriz.
Diğer güzel sanat kollar arasında yüksek bir sanat atmosferi içinde, ahenkli bir şekilde çalışan Akademiye memleket mimarlığında yapmakta oldu- ğu görevle ölçülü bir önem verilmesini bekliyoruz, Miİlî Eğitim Bakanlığının son yıllarda bir çok yeni müesseseler kurarken Güzel Sanatlar Akademi- sine de alâka göstermesini beklemek hakkimizdir.
Yıllarca önce kurulmuş ve bugüne kadar meydana koyduğu başarılarla yüksek bir varlık olduğunu is- bat etmiş olan Akademinin ihmal edilmesine gön- lümüz razı değildir.
Bülent Serbes
K i t a p d e p o s u :
1 E s a s d e p o : (100.000) kitap için düşünülecek ve kitapların bakımına dikkat edile- cektir. Dağıtma işi dağıtma bürosundan depoya ve depodan dağıtma bürosuna icabında ayni memur- lar veya ihtiyaç halinde ayrı memurlar tarafından
Bakanlığın muhtelif kurullar içinde yeni aç- d:ğı mimarlık bölümlerinden yapı institülerine, en yükseğinden en kütüğüne kadar Mimarlık, Tekni- kerlik ve yapı kalfalığı öğretiminin programlarına, meslek formasyonlarına kadar Akademinin İlgilen- mesini, bu suretle memleket mimarlığı işlerine «Na- zım» bir kuvvet olarak müdahale etmesini doğru bulmaktayız. Yaratılacak olan bu koordinasyon sa- yesindedir ki, memleket mimarlığı davası en iyi bir şekilde hal edilmiş olacaktır.
Bir çok münasebetlerle, yakından ilgilendiği- miz yüksek mimarlık bölümünün bakanlıkça hal edilecek, tamamlanacak pek çek noksanlarım da ha- tırlatmak isteriz.
Öğretim heyetini takviye etmek, profesörlerin ve asistanların durumlarını iyileşdirmek, doçentlik kadroları vermek üniversite için kabul edilecek Akademik Kariyer» kanunundan bu müesseseyi de faydalandırmak gibi İslahatın ilk plânda yapılması gerekmektedir.
Yurdun bayındırlığında rol almış bulunan mi- mar kadromuzun, büyük bir kısmını yetişdirmiş o- lan Akademiye bu imkânların verilmesini istemek kadar tabiî bir hak olrmaz.
Millî Eğitim Bakanımız Hasan Âli Yücelin şim- diye kadar başardığı büyük eğitim işleri içinde Gü- zel Sanatlar ve bilhassa Mimarlık davasmada yer vereceğini ümit ediyoruz.
Perspektif TİJGRUL DEVRES PROJESİ
gorunuş
iiHitiiİHÜİKİfiii
AYDIN BOYSAN PROJESİ
yapılabilecektir. (Depo ile bağlantı montarj ve te- lefonla olacaktır.)
2 — Bir cilt tamiri atölyesi, takriben 15 rn"
3 — Dezenfeksiyon odas.
K a n t i n v e b ü f e :
Münasip bir yerde çabuk olarak sanduviç, çay,
Perspektif Ayılın Boysan
kahve, sigara içebilmek için 20 kişilik bir kantin buunacaktr.
H a d e m e o t u r m a o d a s ı : 15 m"
I s ı t 'm a : Ya kalorifer veya (Klimatizas- von) tesisatiyle yapılacaktır. Bu işe müsait büyük- _„kte bir ye kıt deposu bulunacaktır.
m
üGenel durum Aydın Boysan Holden perspektif
D a i r e m ü d ü r ü :
Ailesiyle binada daimî olarak kalacak ve bina- nın muhafazası ve temizliğinden mes ul olacaktır,
i k a m e t g â h ı n p r o g r a m ı : 1 — Oturma ve yemek odası: (ofis mutfak) 2 — Ebeveyn yatak odası.
3 — Çocuk yatak odası (2 çocuk için) 4 1— Hizmetçi odası: (W. C. banyo) İ s t e n i l e n r e s i m l e r :
1 — 1/500 plân (yolların genişlikleri ve kaldırımlar belirtilecektir.)
Elevasyon
2 — 1/500 yerleri belirtilmiş 2 kesit.
Plânlar:
1 — 1/100 kat plânlan 2 — 1/100 enaz 2 kesit.
3 — 1/100 görünüşler.
Esas görünüş: 1/50' (dikey ve yatay kesit paı- çalarile birlikte).
Esas okuma salonu: 1/50 (plân, kesit ve iç görünüşler)
Fasad detayları:
1 — 1/20 giriş kapsmdan fasad detayı.
2 — 1 /'20 pencereden normal fasad detayı (temelden çatıya kadar fasadın bir kısmı, plân ke- sit görünüş olarak ve kısaltılmadan gösterilecektir.
P e r s p e k t i f l e r :
Bir dış perspektif 50X80 boyunda.
Bir iç » okuma salonuna ait.
Ç i z g i t e k n i ğ i :
Resimler terciban şeffaf olmıyan resim kâğı- dına çini tekniğile çizilecek, yazı tekniğine de dik- kat edilecektir. Perspektifler renkli olabileceği gibi maket yapmak da serbesttir.
Perspektif Bedri Kokden
Beşiktaşta bir belediye binası. Prof Sedat Eldem atölyesi
Turgut Sansever
V . M İ M A R L I K B Ö L Ü M Ü
A T Ö L Y E Ç A L I Ş M A L A R I G. S. Akademisi, Y. Mimarlık bölümü atölye- leri çalışmalarından bazı okuyucu projelerini bu sa- yıda yayınlıyoruz. Okuyucular birinci sınıftan iti- baren nazarî derslerle beraber, proje çalışmalarına basit konularla .girerler. İlk sınıflarda okuyuculara projelerinde kompozisyon ve etiid bilgileri, çizgi tekniği gibi esaslar öğretilir. Daha ileri sınıflarda o - kuyuculara daha büyük konular verilir. Akademi- mizde, Prof. Sedad Eldem, F'rof. Arif Hikmet Hol.
tay. Prof. Kemalî Söylemezoğlu'nun atölyelerde, Muallim A'hsen Yapanar, Asım Mutlu, M. Ali Han- dan, Halit Femirin Birinci ve ikinci sınıflara ait
atölyeleri vardır.
Ayrıca Prof. Öelsner, Prof. Seyfi Av'nann şehircilik atölyeleri bulunmaktadır.
Muhtelif görünüşler
ı s a r o H d ı s v N i a s ı ı a a ı a a v a . â v ı s ı â a a
Jdaasıınj jnSmj^
Frof. S. Eldem talebesi Bu proje Beşiktaş iskelesi civarında düşünül-
müştür. Proje ayni zamanda iskele meydanı ve Bar- baros türbesi civarı tanzim edilmiştir. Meydan bir tera sşeklindedir sahile bağlı olan kısmı merdiven- lerde irtibatlandırılmıştır. Güneyde Barbaros abi-
desi bulunmaktadır. Binanın esas cephesi meydana karşıdır. Esas giriş buradadır, bir büro binası olan belediyede evlenme içtima salonları iki başa alın- mış tavan irtialarından meycbna gelen fark cephede iki nihayette hissettirilmiştir.
Kat plânları
KASTAİ'IONIDI! BÎR BELEDİ VE BİN ASİ
Kat p!âm ve elevasyoıılar Menazır görünüşü
alıer.k yaratmaktadır. Giriş holünün uzunluğuna mihveri üzerindeki meyil hol döşemesinde de his- settinilmiştir.
Kastamom vilâyet belediyesi olarak düşünülen bu proje mahallî ihtiyaçları karşılayacak şekilde tanzim edilmiştir.
Bina bulunduğu meydandaki eski eser ile biı*
r r t r
« K U R U Ç E Ş M E » A D A S I N D A B İ R K A Z İ N O P R O J E S İ
Prof. Arif Hikmet Holtay Atölyesi Affan Kırımlı
Kuru Çeşmedeki adanın güzel bir eğlence yeri olması daima düşünülen bir konudur. Bu proje bu- rasının bir bahçeli gazino olarak tanzimini gösteu- yor. Gazino, lokanta ile yüzme havuzunu ihtiva
eden proje, gerek mimarî gerek plân bakımından bir talebe eseri olarak çok güzel tanzim edilmiştir.
Affan Kırımlı, adanın bütün özelliklerini proje- sinde tesbit etmeğe muvaffak olmuştur.
~htd*t: a7tpjtt~unrrjvsi" K3n"mr,*,Ki ~ rfrmr
t
• t
t ' • i f-flr ı "11 ıBi
?
. $2::
I f f ^ f
S i İ n fri It^Pr i ğp. ^
M Jp' l i i ü i 1 ! ! ! : ••. .:• • * k i r J C ' K r
# 5 1 1 . .
H
¥
| t i |
i i?
U . - U
r : 07^/3 AtMN Kil
Prof. Sedat Hakkı Erdem atölyesi Enis Pank
Bu kütüphane Cerrahpaşa camii yanında Cerrahpaşa ha- mamı arsasında düşünülmüş- tür. Programdaki giriş, ka- talog, okuma salonu, kitap deposu ve diğer servisler, birbiriyle irtibaı.landm! ir- ken sade bir hacim i inde tertip edilmesine dikkat c - dilmiştir. Bina pencereli bir duvar ile diğer eski e:erlere bağlanmıştır. Hacimdeki sa- delik cephelerinde de görül- mektedir.
KÜÇÜK BIR KıTAPHANE PROJESI
B İ R T E D A V İ O T E L İ p r o j e s i
Prof. Arif Hikmet Holtay atölyesinden
Muhlis Türkmen
Bu proje otel ve hamam olmak üzere iki kısım- dı!, otel odaları cihetler nazarı itibarı alınarak, faz- la aydınlık olması vc odalara mahremiyet verecek olan birer teras temini için zikzak yapılmıştır. Pro-
jenin şayan dikkat tarafı hamam kısmı tamamen tradisyonel mimarîde olması, otel kısmı ile bu eski tarzın iyi imtiyaç ettirilmiş bulunmasıdır.
M İ M A R L A R B İ R L İ Ğ İ
P R O J E S İ
Prof. H. Kemali Söylemezoğlu atölyesinden Fethi Berker
Mimarların, meslekî ihtiyaçlarını karşılayacak olan bu bina eski Sürp Agop mezarlığını su terazi- sine bağlı olan köşesindeki arsada düşünülmüştür.
İçinde, kütüphane, toplantı salonu, oyun salonu, dinlenme yerleri, bürolar ve sair ihtiyarlara göre kısımlar ayrılmıştır.
aOMda ^ ^
« C E N N E T B A H Ç E S İ » İ N D E B Î R K A H V E P R O J E S İ
Prof. H. Kemalî Söylemezoğlu atölyesi
ibrahim Maro
Bu proje Ayazpaşadaki Çenet bahçesi adile ta- nınan arsada düşünülmüştür. Kahve kışlık ve yaz-
• lık olmak üzere kapalı ve açık 'kısmlardan ibarettir.
Arazî meyli, kademeli teraslarla halledilmiştir.
Umumiyetle projede .mahallî bir karakter aranmış- tır.
Y. M. Muallim Asım Mutlu talebesi
Hidayet Gösterişli Y. M. Muallim M. Ali Handan talebesi
voıt-ı : 0LV65I
Proje basit bir villa programına göre düşünül- müştür.
Muhtelif elemanlar kapalı bir şekil içinde ter- tip edilmiştir. Binanın meyilden hasıl olan alt kıs- mından bir taşlık olarak kullanılabilecektir.
R*Wv AUAOA. BİE YVS Cvi ZfiMİN VATI PIUM,MlWV-W30
Bu proje [bir aile için düşünülmüştür. Tek 'katlıdır.
Malzeme, ahş'p iskelet arası tuğla dolgudur.
Bu hımış karakteri cepihede de kendini göster- mektedir.
Pencere kapı boşlukları ve dolu kısımlar dik- me taksimatına uygun olarak açılmıştır.
IKYVK APUU. Bin V A CvJ wilV M-s,\X.5.l/a«c
M A H M A R A D A B İ R Ş A R A P F A B R İ K A S I P R O J E S İ
Prof. Arif Hikmet Holtay talebesi Raşit Uybadın
Ma- ma:a sahillerinde, şarapçılıkla tanmm'ş bir '-îs-bada sebsst a.r zide düşünülen bu projede şa- r:p imalâtının özellikleri aranılmıştır. Öğrenci mahallî malzrmBİen faydalanmağı ve bitlin st tik mecburiyetleri projesinde göstermektedir.
Persfektif, kat plânı
ffi ' t a j e s l
Elevasyon kesit ve muhtelif görünüşler
Reşit Uybadm
İSTANBUL B E L E D İ Y E S A R A Y I PROJESİ
T. Y. Mimarlar Birliği adına Zeki Sayâr, Şevki Balmumcu ve Vasfi Egeli'den mürekkep bir heyet İstanbul Vali ve Belediye Reisi Dr. Lûtfi Kırdar'ı ziyaret ederek İstanbul fethinin 500 üncü yıldönmü münasebetile yapı- lacak Fatih anıdı ve belediye sarayı projelerinin her- hangi bir yabancı veya Türk mimarına sipariş suretiîe verilmemesini istemişler ve bu millî eserlerin açılacak bir müsabaka ile yapılmasını temenni ve teklif etmiş-
lerdir.
Vali Lûtfi Kırdar, bu hususta T. Y. Mimarlar Birli- ğinin görüşüne tamamen iştirak ettiğini, Belediye sarayı- nın Mimar Bonatz'a kendi müracaati üzerine şehircilik vaziyetinin tetkik ettirildiğini ve projenin ne Bonatz'a ne de Emin Onat'a siparişi mevzuubahis olmadığını heyete bildirmiştir, istanbul Belediye sarayı için şehir bütçesinde hâlen bir tahsisat konulmamış olduğunu, sırası gelince Türk mimarları arasında konkur açdıracağını, ve şehiıe
ait o\an bu temsilî binanın ancak bütün Türk mimarlarının fikrine müracaat yolu ile yapılmasının doğru olacağına inandığını söylemiştir.
Heyet proje işlerinde büyük bir anlayış gösteren va- liye bütün mimarlar adına teşekkür ederek ayrılmıştır.
Prof. Sedat Eldem FABRİKANIN ÖN CEP14CSI
Hastanenin genel görünüşü
A. M İ D W E S T A M E R İ K A N H A S T A N E' S I Mimar Skidmoore Owings ve Mervill
Michiganda, Ptoskeyde bulunan bu yeni has- tane kısmında, dışarıdan gelen hastalara mahsus tam teçhizatlı bir klinik (zemin katında) ve iki kat koğuş mevcuttur. İlâve kısım, asıl hastaneyi yap- mış olan Chicago ve Ne\v Yorklu mimar Skidhıore,
Owings ve Menrill tarafından tasarlanmıştır. Arazi- nin dikine alçalması koğuş katlarının yüksek yapı- sını ve klinik kanadının zemin katma yoldan doğ- rudan doğruya erişilebümesini icapettirmiştir. Ko- ğuş katlarının çapraz durumu, oldukça sert olan bu
HastaWa ait bir teras ve bir yatak odası
Yeni yapılan 'kısım
Klinik katının plânı, merkezî bir sura tedavi o- daları (Burada sunî ışık tercih edilmiştir), etrafta doktorlara mahsus odalar- ve iyi aydınlatılmış bü- yük bir bekleme salonundan müteşekkildir; bu sa- lonun bitişiğinde, küçük mobilya ve oyuncakların bulunduğu çocuklara ait bekleme salonu vardır, iki
— Dev mı sayfa 270 de — iklim de güney batı güneşinden tam istifade etmek
için seçilmiştir.
Avlu tar fında (mevcut hastaneye doğru) iki ü:t kat konsol kirişli olarfk inşa edilmiştir; böylece, hasıl olan daimî koridor, hastane idaresine göre, ba- kım ve işletme masraflarını azaltmıştır.
Kat plânları
Ş E H İ R C İ L İ K T E A B I D E V 1 L İ K
Yazan : Senatör İ. R. Prof. Öelsner Çeviren : Halet ÇAMBEL
Önce şu suali cevaplandıralım. Abidevî ne- dir? Abidevî, kalıba dökülmüş bir şeklin, ruhan yü- ce, sahaca asil ve büyük olanıdır. İlkinden vaz ge_
çilem,ez. Ruhan k çük adam, teferruat adamı, ufak tefek tezyini hileler adamı, aslâ âbidevî olamaz! ra- kat âbidevîlik, acaba büyüklük şartına da bağlı mı- dır? Hayır! Sahavî büyüklük, gerçi belirli bir âbi- devîliğe ulaşmanın en basit vasıtasıdır. Boş arazide kesme taş'arla örülmüş koca bir dıvar, sırf büyüklü- ğü için, yüksek bir âbidevîlik ifadesi taşıyabilir. Fa- kat Romalılar devrinden kalma, üst üste dizili alçak bir kaç taş sırası da öyledir. Tek başına ihtiyar a- ğacı ile kücv k bir meydan, doğup büyüdüğümüz şu veya bu kasabada bir çeşme de böyledir; ve bu, ara sıra hevesıkâr «şehirciler'ce planlaştırılan, mikyas- sız, koskocaman taş meydanlardan çok daha (abi- devîdir) Hayır, büyüklük, âbidevî olmanın bir şar- tı değil, ancak bir vasıtasıdır.
Şu halde, o belki de, malzemenin hastalığı ve- ya uyandırdığı tesirdir. Buna da önce, başka bir sa- nat sahasından misal bulalım: Vatikan «stanza» !a.
rı arasında, Raffael'in elinden çıkma odalar yanı sı- ra, bir de onun dirayetli talebesi Giulio Romano'- nunkiler vardır. Raffael, kaideyi boyayıp mermer- leştirdiği halde, Giulio Romanö, bu iş için, halis kıy- metli mermer kullanmıştır. Buna rağmen Raffael, en yüce bir âbidevîliğe ulaşmış ve hattâ seyirciler üzerinde, «evet, bu iş için, ancak işte böyle bir bo- yanmış mermer kullanılabilirdi» gibi bir emniyet duygusu uyandırmasını bilmiştir. Halbuki malzeme- nin kıymeti dikkatin başka bir yöne çelinmesine yol
açacaktı. Buna karşılık Giulio Romano'nun, o, tez- yini ve temsilî mânada muhteşem eseri, ahenkli hiç bir âbidevîlik duygusu vermediği gibi, insanı çekip kavryamıyor da.
Başka bir misal: Polonyalılarda - benzeri es- kiden her halde buralarda da olacak - garip bir â- det vardır. Büyüklerinden birine hürmet göstermek istedikleri zaman, mezarı üstüne topraktan muaz- zam bir tepe yığarlar. Krakovi yakınlarındaki Kos- ciusko tepesi, işte böyle bir tepedir ve yüksek bir âbidevîlik ifadesi taşır. Ondaki büyük kurtuluş fik- ri kendi şerefi içinde fani toprağa rağmen granit
Mısır ehramları kadar dimdik ayaktadır.
Padua'da Ga Hamelata heykeli
Anadolu dağlarının, o milyonlarca yıl boyun- ca, aşına aşına başkalaşmış şekilleri de, insanda â- bidevî intibalar uyandırırlar. Bergama çevresindeki dağ sırtlarında, ihtimal, Bergama sunağının usta yaratıcılarının da ya,pmış oldukları gibi, küçük bir hayal kuvvetiyle gigantomaniler vehmetmek kabil- dir.
Anadolunun sinesinde bir şeihir yatar: Kayseri!
Arkada haşmetli bir âbidevîlikle Erciyas yi'kseiir.
En kıyı bucak evde bile mimarî! Çünkü bütün şe- killer, o güzel taşın tesiri altında, sade âbidevî olma- ya zorlanmışlardır. Mimarsız mimarî! Şekilce girift şeylerden hiç biri, hiç bir zaman âbidevî olmamış- tır.
Polonyada bir anıt-tepe
Tan'azur, ağır bir resmîlik havası yaratabilir.
Fakat şehircilikte satıhlar ve ölçüler, çok zaman öy- le büyüktür ki, tanazur, kendi kendisini inkâr eder, tesiri küçüktür ve bir nevi zoraki düzen hali yara- tır. Bu, hakikî ihtiyaçları tanazur kalıbı içine zorla- mak olur. Bu yüzden her defasında, hangisinin da- ha yerinde olacağı iyiden iyiye incelenmelidir: ta.
nazur mu, yoksa serbest düzen mi? Meselâ ayrı ay- rı bir çok yolların birleştiği bir meydanda olduğu gi- bi, şekil, hendssî mânada bir tanazuru icap etitri- yorsa, o takdirde tabiî o, artık bediî bir zarurettir.
Şehircilikte, tutulan mikyasın büyiiklrğü veya kul- lanılan malzemenin halisliği, âıbidevîlik için bir e- sas değil, sadece bir yardımcıdır, ve bu arada da- ha başkaları da vardır: Şehrin kurulu bulunduğu ta- biî zemin! Fakat o, sakin, rahat bir zemin olmalıdır, yoksa yanı sıra insan emeğini kolaylıkla küçük ve tesirsiz bırakır.
Işık düzeni de bir yardımcıdır; kule ve kub- beleri, güneşin battığı yöne dönük şehirler, en raü- tevazi şekilli yerlerinde bile, âbidevî tesir çevresi- ne girerler. In'ikâsın da yardımı büyüktür; deniz, göl, nehir kıyılarındaki şehirler buna bir örnektir:
Kolonya ve Cenova, İstanbul ve Nevyork. Ehlisalip şövalyelerinden Villehardouin' in, Istanbuİla daha ilk karşılaşmasında söylediği o güzel sözleri hatır- lıyalım: (İl n'y eut pas d'homme si hardı â qui le
coeur ne fremit..[*]
Mimaride _ şehircilikte âbidevîliğe başka bir misal verelim; âbidevî eser, bunlardan her ikisini de şart koşar: Bursa, Yıldırım c'amiinin heybetli ön avlusu, kurulu bulunduğu dağ düzlüğüne öyle bir oturtulmuştur ki, o çiçekli cennet bahçeleri, boylu kemerlerin ancak alt kenarlarından ince bir şerit halinde gözükürler; tâ yukarıda - bütün genişliğin - ce çepeçevre kublbeleşen gökyüzü. V e böıyle bir gök kubibeti haklı çıkaracak kadarcık bir toprak! o gök- yüzü, o toprak ve o asîl Osmanlı mimarisiyle bir gün baçbaşa kalalım; âbidevîliğin ne demek oldu- ğu, bütün açıklığı ile işte o zaman belli olur.
Kendi kalıbı içine dökülmüş bir şehir gövdesi, planda ve görünüşte, şuurlu bir çizgiler uygunluğu şartına bağlı kalır. Yapıcı, olsa olsa silueti kavrıya- bilir, salhayı kavramak daha zordur.
İstanbul Akademisinin eski hocalarından ve
Binlerce yılın kayalar üzerine oyduğu heykeller
en değerli fikir adamlarımızdan biri, Bruno Taut, şehir siluetleri için, çok şeyler yazmıştır. «Şehir ta- çı» tâbirini yaratan da odur. Abidevî bir eserle taç- lanmış bir şehir, öyle bir devleşir ki, bu, o şehri, â- dsta bir asillik payesine yükseltir. İ^te, harikûlâde bir misal: istanbul! Tek kalesiyle Ankara da ötyle;
fakat en güzeli, Sinan'ın o yüce Selimiyesi ile Edir- nedir. Gelip geçen her yabancıya, memleketin bü- yük mimarî geleneği önünde, daha sınır toprağında dize gelmesini öğreten Selimiye!
Bu yüden, bir yüksekliği, heybetli bir yapı ö- devi için, boş ve serbest bırakmak, şehircinin ilk işi- dir. Burada, ancak, [gökün ve toprağın en yüce kud- retlerine timsallik edebilecek yapılara yer vardır, ister istemez yükseltilmeleri icap eden su depoları ve buna benzer başka faydalı yapılar için, bütün bir şehre hâıkim böyle bir yükseklikten daha başka yer- ler bulunabilse gerektir. Eğer bu, kaçınılmaz bir za- ruretse, o zaman, ön plânı kaplıyacakları yerde, in-
Yıldırım
ce bir ustalıkla başka yapılara bağlamak hattâ giz- lenmelidirler. İşte, bir kere böyle olmuştur, ne ya- palım; bunlar, bir şehre taş olmaya elverişli değil- lerdir!
Konya'nın o şanlı Alâettin camii yanında da böyle depolar vardır; üstelik, ayak altı bir hava fı- rıldağı, manzarayı daha da güzelleştirmeye yarar.
Oradakiler, bunun ne kadar çirkin durduğunun far.
kındadır ve durum müsaade eder etmez, bir çare- sine bakacaklardır.
istanbul'da Süleymaniye'nin yanı başına bir mektep kurulmuştur; bu, o harikulade siluet içine, âdeta zorla sokuşturulmuş gilbidir. Bunu da değiş- tirmek kolaydır!
Böyle kazazede misaller yanı sıra, memlekette, üst- lerinde kaleler ve camiler yükselen sayısız bir şe- hirler kalabalığı yer alır; Şehir taçlarının âdeta kla- sik nümuneleri! Dünyadaki emsalleri arasında en güzellerinden bir tanesi, Niğde'nin siluetidir. Üste- lik o sarışın yapı taşları, akşam güneşi altında, halis, altınlar gibi yanarlar. Kale ve cami ölçülerinin nis- beten küçük oluşlarına, doğru ben de şaştım, kal.
dım. O halde, acaba azametli tesir nereden geliyor?
cevap basitir. Kalenin kurulu bulunduğu tepe yük- sekliğince, sade, tek katlı evler sıralanmıştır; kale ve camiin mikyasını büyüten işte bunlardır. Arala- rına, modern, bir kaç katlı, meselâ yüksek damlı tek bir ev bile sokulmuş olsaydı, bu güzelliğin ge- niş ölç'i de ezilip bozulmasıyla yüz yüze gelmiş ola- caktık. Ben her zaman, Niğdelilerin, doğup büyü- dükleri şehrin, işte bu «şöhir tacı» bütünlüğünü kıs- kanç bir titizlikle koruyacaklarını düşünürüm,
Buna benzer, harikûlâde bir mücevher değe- rinde başka !bir «şehir tacı» örneği daha söyliyeyim:
Seyitgazi! Heybetli bir yapı to-pluluğu, küçük şeh- rin tâ üstünde, bir Graol kasrı gibi, şaşaalı bir si- luet halesi içinde boy verir. Bizanslılar, Selçuklar ve
Osmanlıların, onda hep, âbidevî yaratıcılık payları vardır.
Dağlardan söz açmıştım. Onlar, öyle cüsseli- dirler ki, insan elinden çıkma yapılarla barıştırılıp, omuz omuza yürümelerini sağlamak pek güçtür. Fa- kat birer uçları açıklığa dökülen büyük yol boyla- rının, biter gibi göründükleri son duraklar olarak onlar, haşmetli birer güzellik ifadesi taşırlar. Gözü- müzü onlara ulaştıran ışık hüzmelerin plân üzerine geçirmek kâfidir. İşte o zaman onlar, hiç unutulmı- yacak, ve geçmişte sık sık görülegeldıiği gibi, görüş ufukları hep örtülüp kapatılmıyacaktır.
Yansen, bu düğümü Ankara'da, büyük bir ti- tizlikle çc'zrr esini bilmiştir. Burada dağlar, arka plânda, heybetli birer dekor gibi yükselmektedir.
Dağlar, yapı bütünlüğü içine sokulmak isten- dikleri zaman, âbidevî tesire en çok, sedler basa- mağı üzerinden geçilerek ulaşilalbilir. Her mimari, bir düz ve dik hatlar topluluğudur. Meyilli hattan, ençok merdiven ve rampa yapılabilir. Bütün bun- lar bir de, asırdide riyazi kanunların sanat sa- hasında da pek itibarda oldukları güneyde, kürre, ehram ve üstüvaneden gayrı, o kutsî kubbe şekli, kuzeyde ise kule katışır.
Sedler basamağı üzerinden geçirilerek nasıl bir âbidevîliğe varılabileceği, Almanya'da Mosel vadisi bağlarında görülür. Üst üste yığılı yüksek, kara m o - loz taş dıvarlarla, burada tabiat, insan eliyle yuğu- rulup, en heybetli bir âbidevîlik kalıbı içine dökül- müştür; tıpkı, ışıklı nehrin arka yamacı üstüne yas- lanmış azametli bir amfiteatr gibi.
Bir şehirde, âbidevî tesirin en çok yy.ze çıka- bildiği yerler, meydanlar ve bu arada bilhassa ana meydandır. Gök kubbe ile örtülü kapalı bir saha:
işte en âbidevî meydan şekli! O halde, böyle bir meydanın, her yönde meydan dıvarları bulunmalı ve o, ahenkli bir bütün düzenliyen mimarî değerde yapılarla kuşatılmış olmalıdır. Tek tek ferdleıin, toplu şehir görünüşüne bağlı kalmaksızın, nıarazî bir kendini gösterme hırsına kapılagelıdıikleri bu za- manda, çoklukla buna ancak, yeni yapıların tek el- den çıkmalarıyla ulaşılabilir.
Genişlikler kâfi (gelmeyip te, yapıların mey- dan dıvarı olmıya yetmedikleri hallerde, gedikler,
Mozel vadisinde teraslı duvarlar
meydan dıvarı yerine kemerli geçitlerle kapatılır.
Aynı iş geniş tepeli ağaçlara da gördürüleibilir. Ge- çen gün, topografik bir plânda, 2 mm. uzunlukta, bir ağaç işareti gözüme çarptı. Yalvaç'ta da, tepe kutru 35 m. ve gövde çevresi 11 m. yi bulan, mem- leketin en güzel ağaçlarından birini, bir çınarı göz- lerimle gördüm. İşte böyle bir ağaç, önemli bir â- bide değerindedir. Bu değer, tabiî para ile ölçüle- mez, ama ne de olsa, yine de bir denemelidir! Eğer ona, küçük bir kasaba için 30,000, büyük bir şe- hirde ise, 100,000 türk lirası paha biçilseydi, ihti- mal körlerin bile gözünü açmak kabil olurdu! Böy- le bir ağaca el süren şehre yazıklar olsun!
Birçok cadelerin birleşip kavuştuğu bir «yıl- dız meydan» .hakikî bir meydan değil, olsa olsa ge- nişletilmiş bir yol kavşağıdır o, bütün 'bütüne başka bir kanunun h'ikmü altındadır: Görüş ufku, meydan dıvarlarıyla kesilmemeli, aksine uzaklara açılan is- tikametler boyunca, göz alabildiğine uzayıp gitme- li, öbür yönden ise, şehir gövdesinin :bu sana maf- salı» görülebilmelidıir. Böyle meydanlar için en iyi- si, tam ortada, âbidevî değerde bir sütundur: çok kollu bir tenvir direği, bir nevi ışık çenlberi, bir o- belisk veya asırdide bir dev ağaç. Böyle bir mey- danda âbide, yine meydan dıvarlarını gerektire- cektir. Paris'te (Place des Victoires).
Eski yapı eserlerine, çoklukla, meydanın de- ğerli bir süsü gözü ile bakılmalıdır. Fakat ölçüsüz bir restorasyon, böyle bir yapının âbidevîlik değe- rini hiçe indirir. O asîl pas, patin, o koyu taş rengi, eserin ağır başlılık berâtıdır; ona asalet veren odur.
El sürülmemiş tek minare bile görmedim ki bir asa- let ifadesi taşımasın! Fakat, geçenlerde, bütün bü- tüne yenileştirilmiş bir minare önünde kalakaldım:
zengin ve heybetli bir büyüklükte oluşuna rağmen, mutlak bir kayıtsızlık! Onu, olduğu gibi, bug:in de kurmak kabildi; halbuki eski haliyle ö, bizimde geç- miş nesilerin diliyle konuşuyordu ve şanlı bir gele- neğin habercisiydi. Bug, nse yaşlı, asîl bir insan yü- zünün sadece bir fotoğraifı gibidir ve onda, acemi fotoğrafçı, uzun bir ömrün bütün yüz kırışıklarını ve ıztırap izlerini bir rötuş darbesiyle silivermiştir; ar- ta kalan, kupkuru bir maskedir!
10 veya 20 yıl sonra, memleket bu işe daha geniş imkânlar ayırabildiği zaman, âbideleri koru- ma davası, bugünkünden daha da büyük bir önem kazanacaktır. O güne kadar, elden ne geliyorsa o - nu yapmak; çok sayıda bir âbideler kalabalığını, havaya, rutubete karşı emniyette tutmak ve kenetle- me yolu ile korumıya çalışmak ilk iştir. Bu bana, bilhassa son yılların o acı zelzele felâketlerinden sonra, belirli bir sayının yenileştirilmesinden çok daha önemli görünüyor. Bu yaplamazsa, bir sıra d e - ğerli âbide, biçimsiz birer harabe yığınına dönecek- tir. Bir harabeye, ezilip büzülmüş bir sanat eseri gözüyle bakanlar, ancak pek iptidaî ruhlardır. Bi-
zim içinse o, zamanın v£ iptidaî kuvvetlerin baskısı önünde, ayakta durabilmek için girişilmiş şanlı bir kavganın timsalidir. Gün (gelecek, hep birer moloz yığını olup gideceklerdir. Fakat, hen z, az çok bi- rer şekil ifadesi taşıdıkları müddetçe, elde tutulma- maları, basit yollarla, oldukları gibi birer harabe olarak korunmaları gerektir. Yüzlerinde, belki ide birer asalet çizgisi halinde bir kaç satırcık taşıyan, sarmaşıklarla örtülü (Antalya'da Bougaiııvillia!) üst üste bir kaç kesme taş sırası bile bir âbide de- ğerindedir.
Bir restorasyon mütehassısının, 'bilhassa harap ıbir sanat eseri üzerinde giriştiği gramatikal sanat, denemeleri, yaşın sanat çizgilerini silip süpürdüğü takdirde, bizi pek az ilgilendirir. Harabe, yaratıcı fikri bazan, bir yapıdan daha kolaylıkla açığa vu- rur. Bugünün adamı, Roma kemerli mimarisinin satvetini, eğer kabil olup ta yan yana konabilseler- di, Caracalla hamamlarının asıllarından çok, hara- belerinde daha yakından duyacaktı. Rodin'i, o, taş üzerine oyukı eserlerini, âdeta bitmemiş halde ya- rıda bırakıvermiye zorliyan acaba nedir? Mich"l Angelo'yu da öyle! küçük adam, bir taslaktaki iyi bir fikri, bitirip tüketinceye kadar, artık didikler durur. Dev adamsa, bir fikre şekil verme iradesinin taş ^'zerine boşanıp döküldüğünü hissettiği ânda
«Yalvaç» ta bir çınar
Bir bina aksma konulmuş bir anıtın tesirinin ıslahı
durmasını bilir. Bazan da, yaratıcının, kendi eseri önünde kapıldığı ümitsizlik hissinin neticesidir. O vakit, «tamamlanamayan» eser, aynı zamanda, faz- la büyük tasarlanıp ta başarılamıyanın ifadesi olur.
Abideleri koruma davasının başka bir cephesi de dört yanlarının açılmasıdır. 30 yıl önce yenmesi- ni bildikleri böyle bir meraka, bir zamanlar benim meml: ketimde de kapılmışlardı. Bu, zaman zaman, tabii yerinde olmakla beraber, ana ölçü bozulacağı için, çoklukla, şehircilik mânasında ayırılmaz bir bütünü hiçe indirmenin en kestirme yoludur. Eski değerli bir yapıyı, modern bir sokak görünüşüne gö- bek taşlığı yaptırabilmek için, ayrı ayrı her seferin- de, uzun uzun düşünülmelidir. Meselâ, henüz yü- r rlükte bulunan bir şehir plânında, en güzel mem- leket türbelerinden birinin etrafına, modern, sikat bir meydan çevrilmiş ve işte öyle bir türbe, böyle bir meydana göbek taş yapılmıştır. Şehirci duymu- yor mu ki, kudsî bir eser, modern bir münakale devresine orta direkliği edemez. Şehircilikte ku la- nılan şu veya bu ölçüler bir gün unutulabilir; tabe- lâda yerleri vardır, aranınca bulunabilirler. Fakat bir evvelki cinsten hatalara aslâ düşülmemelidir!
Şehirci, insanin yüksek bir değer ifadesi taşıyan bir çok mânevi servetlerinin vazifeli koruyucusudur.
Orta ve küçük boy şehirlerde, hakikaten bü- yük bir meydan, başarılması güç bir iştir. Çünkü buralarda, bir defa, meydanı çerçevelemeleri ge- rekli büy k âbidevî yapılar eksiktir. Ayrıca bir de, onu (döşemelik taş levhalarla!) münasip şekilde örtüp ve olduğu gibi devam etirerek kaplamak im- kânları yoktur. Bu sonuncu mahzur, daha çok tek- niktir ve zaman zaman, levha şeritleri kullanılarak, meydcnı kısımlara bölmekle az çok giderilebilir.
Böylece bire çerçeve içine aıınmış bölümlerde, ar- tık, hafif dolgu takviyeleri ve bazı hallerde hattâ çimen bile maksada kâfidir. Fazla olarak bu yolla hadden aşırı ziya yaylımları da önlenmiş olur. Ley- ha şeritleri, aynı zamanda, bir âbide kaidesi için, bediî bir desteklik ödevini de başarabilirler.
Vefakâr bir ihtiram duygusu ile, yeni Türk devletinin büyük kurucularına âbideler dikebilmek memleket için yüksek manevî bir mazhariyettir. Bir âbideye, en bakımlı bir çevre ve en tesirli bir dü- zen sağlamak bize düşen vazifedir.
Abide, aşırı bir meydan genişliği üstünde kay- bolmamalı, yolları, geliş gidiş imkânlarını tıkayıp kapamamalıdır. Yani bir yapının ana mihver hattı üstünde, ancak pek seyrek hallerde 'bulunmalıdır.
Hemen, bütün bir klasik âbideler kalabalığı, sırtla- rını, arka plânda, en titiz bir ihtimamla seçilmiş, mümkün mertebe gediksiz birer dıvar bütünlüğüne dayanmışlar, kuzey ülkelerde de, hep ayak altı yol uğraklarında değil de, aksine, kışın yağan karın, o lekesiz saffeti içinde, olduğu gibi koruyabildiği sa- pa yönlerde kurulmuşlardır.
Eğer bir âbideyi bir yapının ana mihver hattı üstüne dikmek bir zaruretse, şehircilik bakımından, çok zaman vaziyet yine de kurtarılabilir. Böyle hal- lerde, ana giriş kapısına, iki taraflı merdivenler y o - lundan geçilerek varılmalıdır. O zaman âbide, gi- riş kapısı topluluğunda, kendisine iyi bir arka plân bulmuş ve böylelikle de ayak atılırken kurtulmuş o - lur.
Bilhassa atlı âbideler, dikilişlerinde bir sanat- kâr inceliği gerektiririn r. Böylelerinin en uy?un gö- rünüş yönleri, hep yanlarıdır. Kendilerine, ancak vanladan yaklaşılabilecek şekilde, büyük bir usta- lıkla kurulmuş üç meşhur atlı âbide tanıyoruz: Pa- dua'da Gattamelsta, Venedik'te Colleoni, Berlin'- de Bü>ük elektör! sonuncusu, Paris'teki Henıi IV âbidesi gibi, kurulu bulunduğu köprü üstüne yan o - tultulmuştur. ilk ikisinde ise, arka plân, masmavi bir gökyüzüdür. Bir heykeltraş sön dür: «Bıonz ha- va ister.»
Bir âbideyi âbidevî kılmak hüneri, ilk ağızda, kaidede ve mimarî çevrede tezyinî hilelerden kaçın- mayı şart koşar. Kendi gününde ünlü bir heykeltraş
olan Begas'ın, Alman Raygtag'ı ör»' nde dikili, o koca Bismark heykeli, işte bu çeşit tezyini hilelerin hazin bir timsalidir. Rînesansta hadsiz hesapsız medıhiyeler toıplıyan Venedik'teki o, Colleoni'nin sütun kaidesi - bu kaide Leopardi'nin eseridir - bizim modern