TOPLUMSAL DEĞİŞME VE DİN
Erkan PERŞEMBE
Toplumsal değişme her gün yaşadığımız bir hadisedir. Günlük ba- sit işlerimizde olsun, dini hayatımızda olsun, dini algılama biçimleri- mizde olsun sürekli bu hadise az ya da çok ama mutlaka bir şekilde yaşanmaktadır. Hayattaki fiziki değişimlere örnek olarak bir sel felake- tini, kimyasal değişimlere bir yanma hadisesini, biyolojik değişimlere de canlıların büyümesi olayını verebiliriz. Toplumsal değişme ise bunlarla alakalı ama onlardan biraz daha farklı bir olgudur.
10.1. TOPLUMSAL DEĞİŞME KAVRAMI
İlkel olsun, gelişmiş olsun hiçbir toplumu durgun ve hareketsiz olarak nitelendiremeyiz. Her toplum sürekli değişme halindedir. Ancak toplumlar, değişme faktörlerine açıklık ve bu faktörlerden etkilenme yönü ve oranı bakımından büyük farklılıklar gösterirler (Tezcan, 1984, 1).
Değişme süreci, değişik topluluk yapılarında ve aynı toplumun farklı kesimlerinde aynı hız ve ahenkte meydana gelmez. Değişmenin hızı, her toplumda farklılık gösterir (Kongar,1985,248).
Toplumsal yapılardaki değişmelerin neden olduğu sorunlar, sosyo- lojinin ilgi alanlarından biri olmuş ve toplumsal değişme hakkında teo- rik ve deneysel araştırmaların önem kazanmasını sağlamıştır.
Değişme olgusunun konusunda Heraklitos, “Tabiata Dair” adlı eserinde, hiçbir nesnenin aynı kalmadığını, sürekli bir değişme içine girdiğini ve farklı biçim ve varlıklara dönüştüğünü belirtmiştir (Gök- berk, 1985, 26).
Sosyolojik anlamda değişmenin açıklanması problemi 19.yüzyılda Endüstri Devrimi ile birlikte gelişen hızlı toplumsal hareketlilikler so- nucunda önem kazanmaya başlamıştır. Çağımızda değişmeler çok yo- ğun bir kapsamda, hızlı, etkili ve sürekli, aynı zamanda çeşitlilik gös- termektedir.
Toplumsal değişme bilimsel ve nesnel bir kavramdır. Bu yüzden iyi- lik ve kötülük gibi herhangi bir değer yargısı taşımaz. Hiçbir yön ifade etmeyen bir kavramdır. Değişme ilerleme şeklinde olabileceği gibi geri- leme şeklinde de gerçekleşebilir. Bu bakımdan toplumların ilerlemesi
Prof. Dr., Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Din Sosyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Samsun. E-mail: [email protected].
de, gerilemesi de toplumsal değişme kapsamına girmektedir (Erkal, 1983, 197).
Toplumsal değişme nüfusun yapısındaki hareketliliklerden, top- lumdaki kurumların düzenlenmelerindeki yeni oluşumlara varıncaya kadar geniş ölçekli değişmeleri ifade eder. Diğer bir ifadeyle toplumsal değişme, toplumsal yapıda yer alan ilişkilerin, fikir ve düşüncelerin yeni bir biçim ve içerik kazanması sonucunda gözlemlenen bir olgudur (Tezcan, 1984, 191).
Her toplum daima bir değişme süreci içindedir. İlkel olsun, gelişmiş olsun hiçbir toplumu durgun ve hareketsiz olarak nitelendiremeyiz.
Ancak toplumlar değişime açık olmaları ve bu değişimden etkilenme dereceleri bakımından farklılık gösterirler. Bir toplumun değişmesi, zamana ve başka bir toplumun değişme hızına göre anlaşılabilir.
Toplumsal değişme, derece derece değişerek gerçekleşir. Toplumsal yapının eski özellikleri ile yeni özellikleri arasında derece derece bir etkileşimle değişme yavaş yavaş meydana gelir. Biz değişme sanki ol- muyormuş gibi bu değişimin hızını fark edemeyebiliriz. Bu nedenle değişme aşamasında/sürecinde toplum görece (görünüş bakımından) işlevsel bir bütünlük gösterir (Tezcan, 1984, 191).
10.2. TOPLUMSAL DEĞİŞME FAKTÖRLERİ
Günümüzde sosyologlar, toplumda meydana gelen olayların ve de- ğişme süreçlerinin son derece karmaşık olduğunu ve bu süreçlerde çeşitli faktörlerin rol oynadığını, bu nedenle tek bir neden veya etken üzerinde durmanın yanlış olduğunu ortaya koymuştur. Modern sosyo- lojide tek bir faktör/sebep toplumsal değişmeyi açıklayabilmek için yeterli görülmemektedir. Toplumsal değişmeyi etkileyen çeşitli faktörler vardır.
Toplumsal değişme faktörleri dendiğinde bu hususta, a) değişime sebep olan faktörler; b) bu faktörler arasındaki ilişki; c) değişmenin yönü ve d) değişmenin hızı gibi konular ele alınmaktadır. Görüldüğü üzere toplumsal değişme faktörleri dendiğinde konu çok basit değildir;
birçok husus üzerinde durmak gerekmektedir. Toplumsal değişme teo- rilerinin, değişmeyi açıklamada farklı yaklaşımları bu nedenle ortaya çıkmaktadır.
Toplumsal değişmede hangi faktörlerin ne zaman ve ne şekilde hangi faktörleri ne ölçüde etkilediğinin tespit etmek, toplumsal değiş- menin o toplumdaki oluşum şemasını ortaya koyar (Kongar,1985, 282).
Şimdi de toplumsal değişim faktörlerine kısaca bakmaya çalışalım:
10.2.1. COĞRAFİ KONUM VE ÖZELLİKLER
Toplumların coğrafi konumu, toplumsal değişme hareketliliği açı- sından önemli bir faktördür. Bir toplumun yerleştiği coğrafi konumun ona sağladığı stratejik üstünlük, bitki çeşitliliği, su kaynakları, hayvan- cılık yapabileceği ovalar, yaylalar, yer altı zenginlikleri toplumun geliş- me potansiyelini artırmaktadır. İbn Haldun, coğrafi faktörlerin toplum- ların hayatı üzerinde büyük etkiler yarattığını ifade ederken, dünyanın yedi iklim bölgesinde medeniyete en uygun bölgenin orta ılıman kuşak olduğunu belirtir. Gerçekten de çok aşırı sıcak ve soğuk bölgelerde in- sanların yaşamlarını devam ettirebileceği geçim imkânları son derece kısıtlıdır. Toplumların sahip olduğu bu zenginlikler, tarih boyunca ol- duğu gibi günümüzde de toplumlar arasında çatışma potansiyelini bes- leyen bir özelliktir.
10.2.2. NÜFUS (DEMOGRAFİK ÖZELLİKLER)
Toplum bir arada yaşayan insanlarla anlam kazanır. Bu bakımdan bir toplumun nüfusunda meydana gelen azalma ya da artışlar, nüfu- sun nitelikleri gibi özellikler toplumun yapısı hakkında ipuçları ver- mektedir. Nüfusun büyüklüğü, artış hızı, hareketliliği toplumsal de- ğişmede önemli bir faktördür. Toplumlar sayısal üstünlükleri yanında, nüfusun eğitimsel donanımı, mesleki örgütlenme düzeyi ve ortak değer- ler etrafında bütünleşme kapasitelerine göre farklı değişme hareketliliği yaşamaktadır. Nüfusun etnik ve dini çeşitliliği toplumun barış ve uyum içinde yaşayabilme potansiyeli açısından önemlidir. Çünkü bir toplu- mun yaşayabileceği iç çatışmalar toplumsal istikrarı sarsıcı değişme hareketliliği yaratabilir.
10.2.3. GÖÇLER
Göç, canlıların büyük bir kısmı için yaşamlarını devam ettirebilme- lerinin önemli bir koşulu olan yer değiştirme eylemidir. İnsanlar, tarih boyunca daha iyi yaşayabileceği coğrafyalar arasında göç etmişlerdir.
Göç, bir toplumun yerleştiği coğrafyanın geçinme imkânları yönüyle yetersizliği ya da savaş, doğal felaketler gibi nedenlerle başka diyarlara yönelik hareketliliğidir. Özer (2004, 11)’e göre “göç, coğrafi mekân de- ğiştirme sürecinin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi boyutlarıyla toplum yapısını değiştiren nüfus hareketleridir”.
Bir toplumun kendi içyapısında gerçekleşen iç göçler de toplumsal değişme açısından önemli sosyal hareketliliklerdir.
Ancak, yaşadığımız yüzyılda göçler daha çok gelişmiş ülkelere doğ- ru ekonomik amaçlı yapılan hareketliliklerdir. Bu durumda, başka bir ülkeye yerleşen göçmenlerin o toplumda karşılaştığı uyum sorunları iki toplum açısından da önemli sosyal problemleri doğurmaktadır. Ayrıca, ülkelerindeki iç savaştan kaçarak çeşitli ülkelere mülteci olarak göç
eden toplumların yaşadığı belirsizlikler ise önemli toplumsal sorunlara yol açabilmektedir.
10.2.4. KENTLEŞME, KENTLİLEŞME
Kent, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, yönetim durumu ve nüfus bakımından kırsal alanlardan ayırt edilen, genellikle tarımsal olmayan üretimin yapıldığı, toplumsal ilişkilerin, toplumsal farklılaş- ma, uzmanlaşma ve hareketliliğin yaygın olduğu yerleşim alanıdır.
Tarımın verimliliği ve kişi başına düşen tarımsal gelir, insanları kö- yünde tutmaya yetmemeye başladığında kentlere göç kaçınılmaz hale gelmektedir. Ayrıca daha iyi yaşam beklentisi de psikolojik olarak in- sanları kentlere yerleşmeye itmektedir. Ancak kentlerin hızlı nüfus ar- tışıyla büyümesi, önemli sorunları da beraberinde getirmektedir. Kent- lerde, barınma sorunu, alt yapı yetersizlikleri ve çevre kirliliği, işsizliğe bağlı sosyal sorunların yol açtığı asayişsizlikler (suçları artması) top- lumsal değişme açısından kapsamlı bir hareketliliği gözlemlememize imkân vermektedir. Kente göç edenlerin kentle bütünleşebilme- si(kentlileşme) sorunu da toplumsal değişme hareketliliğinin kent or- tamlarında yoğunlaşmasını sağlamıştır.
10.2.5. EKONOMİ
Toplumsal değişmeyi etkileyen en önemli faktörlerden biri de eko- nomidir. Ekonomik gelişmenin hızlanması ya da yavaşlaması diğer fak- törlerle birlikte toplumsal değişmelerin yönünü etkilemektedir. Ekono- mik etkinlikleri, insanlığın tarihsel gelişim sürecinde, toplumsal değiş- menin yönünü belirleyen en temel faktör olarak görenler de vardır. Top- lumun bütün kesimlerini ekonomik büyümenin nimetlerinden yarar- landırmak, toplumsal yapının daha dengeli ve uyumlu olmasını sağla- yacaktır.
Ekonomik istikrarı sağlayarak, gelişmek ve toplumsal sorunlarla baş edebilmek bütün ülkelerin ana hedefidir. Emeğin nitelikli hâle geti- rilmesi, sermaye birikiminin artırılması, yaratılan ekonomik değerlerin toplumun bütün üyelerine üretime katkısı oranında ve dengeli biçimde bölüştürülmesi, kişi başına düşen milli gelirin artırılması gibi hususlar ekonomik büyümenin göstergeleridir. Ülkeler arasında ekonomik reka- betin yol açtığı dengesizlikler bazı ülkelerin gelişmesini sağlarken bazı ülkelerin de gerilemesine sebep olmaktadır. Toplumda işsizlik oranları- nın yüksekliği ve gelir adaletsizliği şüphesiz sosyal sorunların büyüme- sine neden olmaktadır.
10.2.6. TEKNOLOJİ
Teknoloji, insanın çevresini değiştirmek için sahip olduğu ve kul1andığı çeşitli tekniklerin bütünüdür.
Teknolojik gelişmeyi teşvik eden unsur, insanların toplumsal ha- yatlarında artan ihtiyaçlarına çareler getirme arzusu olmaktadır. Tari- hin ilk devirlerinden beri teknolojinin yol açtığı ilerlemeler toplumsal yapıların işlevlerindeki değişmeler için hız sağlamıştır. Teknolojinin değişmesi veya topluma yeni teknolojilerin aktarılması, toplumsal çev- renin ve bu yapı içinde bulunan diğer unsurların da etkilenme sürecine girmesini gerektirecektir. Bu açıdan bütün teorilerde teknoloji, toplum- sal değişmenin temel dinamiklerinden kabul edilir.
Bilimsel çalışmalara kaynak aktaran ülkeler, bilimsel ve teknolojik alanlarda büyük ilerlemeler kaydetmektedirler. Toplumsal değişme, teknolojiyi üreten ve kullanan ülkelerde gelişme ve ilerleme yönünde olmuştur. Teknolojinin günümüzde ulaştığı konum, bütün insanlığın gündelik yaşamlarını yoğun ve kapsamlı etkileyebilecek düzeydedir.
Uygarlık tarihi içinde ateşin, tekerleğin, pusulanın, matbaanın, buharlı makinenin, elektriğin, telgraf ve telefonun, televizyonun, bilgi- sayarın ve internetin toplumsal yaşamı nasıl derinden etkilediğini ve değiştirdiğini çok iyi biliyoruz. Atom bombasını, akıllı telefonlar, genetik kopyalama gibi kimi teknolojik/bilimsel buluşlar, toplumsal ilişkilerde geriye dönüşü mümkün olmayan değişimlere neden olmaktadır.
10.2.7. KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI
Teknolojik gelişmelerin günümüzde en belirgin niteliği, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşmasını ve gelişmelerini sağlamasıdır. Kitle iletişim araçları özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında önemli gelişmeler göster- miş, etki alanlarını genişletmiştir. Radyo ve televizyonun etkinlik alan- larının hızla genişlemesiyle, geniş kitlelerin tutum ve davranışları de- ğişmeye başlamıştır. İnternet ve akıllı telefonlar sayesinde internetin her an cebimizde hazır beklemesi gibi kitle iletişim araçları konusun- daki imkânlar, kitlelere, yaşantıları dışında bir hayat biçimi sunarak, onların kendi hayatlarının dışındaki hayat biçimlerini kavrama kapasi- telerini artırır. Böylece kitlelerin yenilikleri benimsemelerinde, toplum- sal ve kültürel yaşantılarında farklı bakış açıları kazanmalarında etkili olabilmektedir.
10.2.8. EĞİTİM
Eğitim, toplumun kültürel değerlerini ve toplumsal davranış örnek- lerini genç üyelerine aktarır. Toplumsal değişmedeki eğitimin nedensel- lik işlevinin özü ise onun yaratıcılığında barınmaktadır. Her toplum, toplumsal yapı içerisinde değişiklikleri hazırlayıcı ve başlatıcı girişimle- re gereksinim duyar. Eğitim topluma yenilikçi elemanlar kazandırır.
Nüfusun eğitimsel donanımı ise, toplumların gelişme dinamiği açısın- dan önemli avantaj sağlar. Dolayısıyla eğitim önemli toplumsal değişme faktörlerinden sayılmaktadır.
10.2.9. KARİZMATİK ŞAHSİYETLER VE TOPLUMSAL HARE- KETLER
Max Weber’e göre karizma (büyüleyici özellik) “bireyin sıradan in- sanlardan ayrılan ve doğuştan gelen üstün özelliklerini kullanarak, diğerlerini yüksek düzeyde etkileme yönünde yansıttığı kişisel yetenek- ler”dir. Karizmatik lider kavramında liderin peşinden gelenlerin lidere olan duygusal bağlılığı, bu kişileri harekete geçirme yeteneği, liderin misyona/göreve duyarlılığı, güvenilir kişi olması gibi hususlara dikkat çekilmektedir. Karizmatik liderler, bireylerin algılarını etkileyen ve onla- rı yönetebilme ve yönlendirebilme yetenekleriyle tarihe damga vurmuş seçkin kişiliklerdir. Tarihte, Atilla, Cengiz Han, İskender, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Mustafa Kemal Atatürk gibi kariz- matik önderler dünyada toplumlarına olumlu yönde önder olmuş ka- rizmatik kişiliklerdir.
10.2.10. SAVAŞLAR VE DOĞAL FELAKETLER
Savaşın toplum ve çevre üzerinde yıpratıcı ve yok edici etkisi bü- yüktür. Savaşlar, toplumsal yaşamı bütünüyle etkilemekte ve çevreye önemli zararlar vermektedir. Savaş durumunda toplumda güven ve emniyet kalmaz, insanlar zorunlu göçe yönelir.
Doğal felaketler, deprem, sel, kasırga, heyelan, volkanik patlamalar vb. gibi tabiatta meydana gelen can ve mal kaybına yol aşan değişiklik- lerdir. Bu felaketler sonucunda yerleşim yerleri büyük zararlar görür.
Felaketlere karşı tedbirli olmak ve doğanın dengesini etkileyecek uygu- lamalar yapılmaması toplumların bu felaketlere karşı engelleyici hare- ketidir.
10.3. DİN VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
Din bilindiği üzere en önemli toplumsal kurumlardandır. Değişme eğer normal bir hadise ise o zaman dinin kendi içinde değişimi normal karşılaması beklenir. İslam’da tedricilik esası bize göstermektedir ki dinler de değişimi normal ve bazen zorunlu görmektedirler. Bir yerde suyun olmaması demek orada yeni bir durumun olması anlamına gel- mekte ve din de bu yeni duruma teyemmüm ile dinamik (canlı/aktif) bir biçimde uyum sağlamış olmaktadır.
10.3.1. DİN KAVRAMI
Berger’e göre, toplumsal gerçekliğin en önemli unsurlarından birisi olan din, toplumsal hayatı etkilemede merkezi bir konuma sahiptir. Bu bağlamda din, insanın kozmos tasavvurlarında (dünya kurma düşünce- lerinde) stratejik bir rol oynamaktadır (Berger, 1993, 58).
Dinin sosyal bir karaktere sahip olması ise, onun öteki toplum olayları ile karşılıklı etki-tepki ilişkileri içinde bulunması ve din olayla-
rının belli ölçülerde coğrafi, toplumsal ve kültürel değişkenlere bağlı bulunması demektir (Günay, 1986, 43).
Öyle ki, her din, belli sosyal şartlarda ortaya çıkmakta ve belli sos- yal gruplar tarafından yaşatılmaktadır. Dinlerin doğdukları toplumlar- da yeni bir içtimai yapılanma oluşturduğu toplumsal değişme açısın- dan dikkate değer bir gelişmedir. Dinlerin tarihi incelendiğinde görül- mektedir ki dinler arasındaki farklar, ortaya çıktıkları sosyal ve kültü- rel koşulların farklılığından kaynaklanmaktadır. Dini yorum farklılıkla- rının temel sebebi de yine kültürel ortamların farklı oluşudur.
Kutsalla kurulan bağla belirlenen din, bir toplum olayı olmak ba- kımından da toplumsal bir karaktere sahiptir. Dinin toplumsal bir ka- raktere sahip olması ise, onun öteki toplum olayları ile karşılıklı etki- tepki ilişkileri içinde bulunması ve din olaylarının toplumsal yapıdaki değişmelerden hem etkilenmesi ve hem de toplumsal yapıyı etkilemesi demektir.
Din zamanla farklı toplumlarda yayılırken bir taraftan o toplumları değiştirmekte, diğer yandan da o toplumların kültürel yapısından etki- lenmektedir. Bir dinin içinde neden farklı yorumların ortaya çıktığını böylece anlamış olmaktayız.
Bireyin toplum içindeki ilişkilerinde dinin yol göstericiliği bulun- maktadır. Böylece bir dine has zihniyetin (fikriyatın),o dine inananlar arasında paylaşılması ve yayılması sonucunda, bireyler normal dünyevî hayatlarını sürdürürken ve gündelik işlerini görürken bile bu zihniyetin etkisi altında kalırlar.
Toplumsal işlevler açısından din, birleştirici bir faktördür (etkendir, nedendir). Toplu yapılan dinî ibadetler, dinî törenler, topluluğun ortak duygu ve düşüncelerini yeniler. Dinî değerler topluluğun dayanışma ve kaynaşmasında önemli bir işlevi yerine getirirler. Aynı zamanda dinin yaptırımları (ödüllendirme ve cezalandırmaları) toplumsal denetimi sağ- lamaktadır. Bunun yanında bazı durumlarda da dini yorumlama (algı- lama) biçimimiz, toplumsal anlaşmazlıklara ve çeşitli huzursuzluklara neden olabilmektedir.
10.3.2. TOPLUMSAL DEĞİŞME VE DİN ETKİLEŞİMLERİ
Din, tarih boyunca ve günümüzde toplumsal değişmelerde etkili olmaktadır. Toplumun yapısında, diğer kurumlarla ilişkilerinde din birçok yönden etkileyen bir faktör niteliği kazanırken, aynı zamanda toplumsal yapıdaki değişmelerden de etkilenmektedir.140
140 Dinin devlet ve toplumla genel ilişkileri konusunda bir örnek olarak, Niyazi Usta, “Din, Devlet ve Toplum”, Dini Araştırmalar Dergisi, Cilt: 3, Sayı: 8, Ey- lül-Aralık 2000, (ss.137-148)’e bakılabilir.
Toplumsal yapının bir unsuru olarak din, toplumdaki genel değiş- meden bağımsız değildir. Çünkü her toplumsal yapı bir bütündür. Bu yapı, aile eğitim, sağlık, hukuk, savunma gibi toplumsal kuruluşlardan ve sevgi-saygı anlayışı, yardımlaşma, kız isteme gibi insanlar arası kar- şılıklı ilişkilerden doğan değerlerden oluşur.
Hem toplumsal değişmeye sebep olan hem de toplumsal değişme- den etkilenen din, sosyal, ekonomik, kültürel, siyasal vb. faktörlerle etkileşim halinde var olmaktadır.141 Bu kapsamda din ile toplumsal değişme ilişkileri iki yönlü olarak değerlendirilebilir:
1) Toplumsal değişme faktörü olarak din (dinin etkili olduğu din- toplumsal değişme ilişkisi).
2) Dinin etkilendiği toplumsal değişme-din ilişkisi.
10.3.2.1 TOPLUMSAL DEĞİŞME FAKTÖRÜ OLARAK DİN Toplumsal değişme faktörü olarak din, dinin toplumsal değişmede- ki etkin rolünü dikkate almaktadır. Dinler, doğuş ve yayılma süreçle- rinde toplumlar üzerinde etkili olabilen temel kurumlardandır. Din, toplumsal hayatta zihniyet kazandırma, bütünleştirme, sosyalleştirme, sosyal kontrol, kimlik kazandırma, kültürü koruma ve aktarma gibi işlev ve nitelikleriyle etkili olur.
Dinler toplumla ilişkiye geçtiği andan itibaren bu mecrada gerçek- leşen her değişimde ya geliştirici-güçlendirici ya da duraksatıcı- engelleyici yönüyle etkili olmaktadır (Subaşı, 2014, 180).
Bütün dinler doğduğu toplumların yerleşik düzenleri ve geleneksel- leşmiş inanç yapılarıyla mücadele dönemi yaşamıştır. Tarih bize aynı toplum bünyesinde ya da dinin yayıldığı coğrafyalarda dinler arasında mücadelelerin rol oynadığı toplumsal değişme hareketliliğini sunmak- tadır. İslam dininin temel kaynağı Kur’an-ı Kerim’de her topluma gön- derilmiş peygamberlerden ve onların mücadelelerini içeren kıssalardan bahsedilir. Bu durum şüphesiz din gerçeğinin tarihi süreçte toplumsal değişme faktörü olarak ön plana çıktığını göstermektedir.
Örneğin, toplumsal değişmelerde temel faktör olarak din gerçeğini, Hz. Muhammed’in yirmi üç yıllık peygamberlik görevinden hareketle Medine’de Ashabı ile birlikte inşa ettiği İslam medeniyetinin gelişmesi
141 Toplumsal değişme ile din arasındaki karşılıklı etkileşim bağlamında iki irdeleme örneği olarak, Osman Eyüpoğlu, Mustafa Cora ve Murat Yıldız,
“Kur’an’ın Sosyal Yaptırımsallığı”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fa- kültesi Dergisi, Sayı: 33, Yıl: 2012, (ss.41-66); Osman Eyüpoğlu ve Murat Yıldız, “Kur’an’ı Anlamaya Yönelik Literal ve Kültürel Yaklaşımların Sosyal Değişmeye Uyum Açısından İşlevselliği”, MANAS Sosyal Araştırmalar Dergi- si, Yıl: 2016, Cilt: 5, Sayı: 3, (ss.163-198)’e bakılabilir.
gerçeğinde görebiliriz. Hz. Muhammed’in tebliğ görevini yerine getirdiği Mekke’de, cahiliye toplumunun geleneksel dinine ve dünya görüşüne karşı yeni bir inanç ve anlayışla ortaya çıkan İslâm dini, şiddetli tepki- lerle karşılaşmıştı. Mekke’de putperestlerin özellikle aristokrat sınıfın bu yeni dine ve taraftarlarına karşı baskı ve şiddetle karşılık vermeleri sonucunda Hz. Peygamber ve ilk Müslümanlar, Medine’ye hicret etmiş ve İslâm dini orada genişleme imkânı bulmuştur. Bu süreç, İslam top- lumunun ana dokusunun oluşturulduğu ve yayıldığı bir kuruluş dö- nemiydi. İslam dini, bireysel ve toplumsal sorumluluklara, toplumsal yardımlaşma ve dayanışmaya önem verirken örnek bir toplumun oluş- turulduğu kapsamlı bir değişmeyi başlatmıştı.142 “Değişme, kültürel, siyasal ve toplumsal alanlar gibi hayatın bütününü kuşatıyordu. Böy- lece cahiliye diye adlandırılan dönemden medeniyet dönemine geçişle, sözlü kültüre dayalı kabile düzeninden ümmet yapısındaki bir medeni- yete adım atılmıştı” (Günay, 1988, 337). İslâm dini, doğduğu coğrafya- nın tarihsel, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yapılarından başlayarak yaşama alanını genişletirken değişik millet, kültür ve medeniyetlerle temasa geçmişti. İslam dininin, Raşid Halifeler, Emevi, Abbasi tecrübe- siyle, Selçuklu ve Osmanlı tecrübelerinin oluşturduğu gelenek, yayıldığı coğrafyalarda Tevhit esasına dayalı yepyeni bir medeniyet kimliğini hâkim kılmıştır (Subaşı, 2014, 181).
Abbasiler döneminde gözlemlenen İslam’ın etkin rolü, bilimsel ge- lişmeler, eğitim, felsefe, teknoloji, güzel sanatlar, mimari, ekonomi ve özellikle ticaret gibi çok çeşitli alanlardaki önemli gelişmelere ve bir şehir medeniyetinin oluşumuna ve gelişimine, kültür ve medeniyetin inkişafına adeta bir İslam hümanizminin şekillenmesine imkân vermiş- tir (Günay, 2001, 13-14).
Daha sonraki dönemlerde ve hatta günümüz dünyasında dahi İs- lam, çeşitli olaylarda, değişik yer ve zamanlarda, çeşitli toplumların siyasal, sosyal, kültürel vb. değişmelerinde, tamamen olmadığı yerlerde de belli düzeylerde, temel değişim faktörü olarak işlev görebilmektedir.
Özet olarak dinin, temel bir sosyal değişme faktörü olarak karşımı- za çıktığı, durum ve şartlara göre her zaman için yaratıcı değerleri vası- tasıyla egemen sosyal değişme faktörü konumunda olma eğilimi ve gü- cüne sahip bulunduğu söylenebilir.
142 Din ve sosyal değişme ilişkisini ma’rûf kavramı örneğinde inceleyen bir ça- lışma için, Osman Eyüpoğlu ve Mehmet Okuyan, “Kur’an’ın Sosyo-Kültürel Koşulları Dikkate Alışı: Ma’rûf Kavramı Örneği”, Ondokuz Mayıs Üniversite- si İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 26–27, yıl 2008, (ss.175–213)’e bakılabilir.
Burada dinin kültürel ortamla girdiği ilişkide mevcut geleneğin yaklaşık 1/3’ünü kabul (ibkâ); 1/3’ünü ret (ilgâ) ve kalan 1/3’ünü de kısmen değiş- tirerek kabul (ta’dîl) ettiği görülmektedir.
Dinler hâkim rolleri ile toplumsal değişmeyi yavaşlatıcı veya engel- leyici bir konumda etkili olmaktadırlar. Toplumsal yapının önemli un- suru olarak din, toplumsal düzenin istikrarı için muhafazakâr bir rol oynamakta, tutucu bir tutumla değişimi yavaşlatıcı işlev görmektedir.
Din bir taraftan özellikle teknolojik değişmelerin benimsenmesinde, dini inançlar muhafazakâr tutumla yeni değerin kabulünü geciktirmek- tedir. Ama diğer yandan da toplumu sarsan olaylar ve değişmeler kar- şısında, dinin muhafazakâr yönü, toplumsal bütünlüğün korunması ve istikrarın devamını sağlamada işlevsel olabilmektedir.
“Hızlı değişme süreçlerinde, dini yapılarda radikalleşme yönünde grupların ya da dinin saf gerçekliğini yeniden temsil edebilme iddiasın- daki oluşumların güçlendiği gözlenmektedir. Din başka değişim biçim- lerinde karşı bir değişim projesi olarak da ortaya çıkmaktadır. Böylece dinler, toplumsal değişmelere karşı yavaşlatıcı veya engelleyici bir et- ken olarak kendini göstermektedir” (Ejder, 2003, 116).
10.3.2.2. TOPLUMSAL DEĞİŞMENİN DİN ÜZERİNDEKİ ETKİLE- Rİ
Din toplumsal değişme ilişkileri, yalnız dinin etkin olduğu bir bakış açısıyla kavranamaz. Dinler de toplumsal değişmelerden etkilenirler.
Din doğduğu andaki saf şekliyle kalmaz, yayıldığı süreçte, farklı top- lumlara özgü kültürel değerlerle yeniden yorumlanarak değişmektedir.
Kültürel, siyasi ve ekonomik bakımdan farklılıklar gösteren toplumla- rın, dini algılama ve yorumlama biçimleri de farklılıklar göstermektedir.
Bu çerçevede, tarih boyunca birçok dinin yeni toplumsal sorunlar ve koşullar karşısında, cemaat, tarikat, mezhep gibi çeşitli dini gruplarla görünür olması toplumsal değişmenin din üzerindeki etkin rolünü ka- nıtlamaktadır.
İslam dininde bu değişimin sonucu olarak, Mutezile, Eş’arilik, Maturidilik gibi itikadi mezheplerden, Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli gibi ameli mezheplerden ve çeşitli tarikat örgütlenmelerinden bahsedilebilir.
Hıristiyanlık, Yahudilik ve diğer dinler zemininde de birçok farklı dini grup gerçeğiyle karşılaşılmaktadır. Devamlılık gösteren bu süreç, dinlerin toplumsal koşullara bağlı yeni grup yapılarını gündeme taşı- maktadır.
İslam dünyasında toplumsal değişme ve din ilişkilerindeki dinamik yapı, sonraki dönemlerde dondurulmuştur. Böylece yeni toplumsal gelişmelere dini çözümler getirebilmede içtihat kapısının kapalı olduğu tezleri bu durgunluğu desteklemiştir. Böylece İslam dünyası, kendini toplumsal yaşamın değişen koşullarına intibak ettiremediği için birçok alanda geri kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde
“zamanın değişimi ile hükümlerin değişimi inkâr olunamaz” görüşü toplumsal sorunlara zamanının icaplarına göre hüküm arayışını zaruri
hale getirmiştir. Batı karşısında geri kalmışlık ezikliği yaşayan İslam dünyasında yeniden tecdit çalışmaları 20. yüzyılda birçok Müslüman düşünür tarafından dillendirilmiştir.
Modern dönemde toplumlar arası etkileşim yoğunluğu ve bilimsel, teknolojik gelişmelerin sunduğu yenilikler nedeniyle toplumsal değişme din üzerinde daha etkili olmaktadır. Kentleşme ve kentlerde biriken nüfus hareketliliği, ulaşım ve kitle haberleşme araçlarının sunduğu gelişmeler, toplumların geleneksel değer ve yapılarında değişimi hızlan- dırmıştır. Dini algılama ve yaşama biçimleri düzeyinde bu değişimin etkileri gözlemlenmektedir.
Modernlikle birlikte dinlerin toplumda etkisini kaybedeceğine iliş- kin değerlendirmeler de geçen yüzyıldan beri gündemi oluşturmaktadır.
Ancak öngörülerin aksine toplumsal yaşam alanlarında dinler varlığını korumaktadır. “Modern dönemde dinin zayıflaması veya çökmesinden ziyade referans gücünde bir farklılaşmanın gerçekleştiği, dinin kendini modern formlar içinde takdim edebildiği bir görüntü söz konusudur”
(Ejder, 2003, 157).
KAYNAKÇA
Berger, Peter L. (1993), Dinin Sosyal Gerçekliği, Çeviren: Ali Coşkun, İstan- bul, İnsan Yayınları.
Erkal, Mustafa E. (1983), Sosyoloji, İstanbul, Filiz Kitabevi.
Eyüpoğlu, Osman ve Okuyan, Mehmet (2008), “Kur’an’ın Sosyo-Kültürel Koşulları Dikkate Alışı: Ma’rûf Kavramı Örneği”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 26–27, ss.175–213.
Eyüpoğlu, Osman, Cora, Mustafa ve Yıldız, Murat, “Kur’an’ın Sos- yal Yaptırımsallığı”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fa- kültesi Dergisi, Sayı: 33, Yıl: 2012, ss.41-66.
Eyüpoğlu, Osman ve Yıldız, Murat, “Kur’an’ı Anlamaya Yönelik Literal ve Kültürel Yaklaşımların Sosyal Değişmeye Uyum Açısından İşlevselliği”, MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 2016, Cilt: 5, Sayı: 3, ss.163-198.
Gökberk, Macit (1985), Felsefe Tarihi, İstanbul, Remzi Kitabevi.
Günay, Ünver (1986), “Modern Sanayi Toplumlarında Din: I”, Erciyes Üni- versitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 3, Kayseri.
_______, (1988), Din Sosyolojisi, İstanbul, İnsan Yayınları.
_______, (2001), Din Sosyolojisi, İstanbul, İnsan Yayınları.
Özer, İnan (2004), Kentleşme Kentlileşme ve Kentsel Değişme, Bursa, Ekin Kitabevi.
Kongar, Emre (1985), Toplumsal Değişme Kuramları ve Türkiye Gerçeği, İs- tanbul, Remzi Kitabevi.
Okumuş, Ejder (2003), Toplumsal Değişme ve Din, İstanbul, İnsan Yayınla- rı.
Subaşı, Necdet (2014), Din Sosyolojisi, İstanbul, Dem Yayınları.
Tezcan, Mahmut (1984), Sosyal ve Kültürel Değişme, Ankara, Ankara Üni- versitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları.
_______, (1981), Eğitim Sosyolojisine Giriş, Ankara: Ankara Üniversitesi Eği- tim Bilimleri Fakültesi Yayınları.
Usta, Niyazi (2000), “Din, Devlet ve Toplum”, Dini Araştırmalar Dergisi, Cilt:
3, Sayı: 8, Eylül-Aralık, ss.137-148.
ÇALIŞMA SORULARI
Soru 1: Toplumsal değişme bilimsel ve nesnel bir kavramdır. Bu yüzden iyilik ve kötülük gibi herhangi bir ……….. içermez. İlerleme de gerileme de değişmedir. Cümledeki boşluğa ne gelmelidir?
a) nesnellik b) bilimsellik c) kötülük d) değer yargısı Cevap: d seçeneği
Soru 2: Toplumsal değişme faktörleriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangi- si dikkate alınmaz?
a) Değişime sebep olan hususlar b) Değişim faktörleri arasındaki ilişki c) Değişmenin dine aykırı yanları c) Değişmenin yönü ve hızı Cevap: c seçeneğidir.
1) Göç 2) Nüfus 3) Ekonomi 4) Teknoloji 5) Eğitim 6)Savaş 7) Deprem 8) Yangın
Soru 3: Yukarıdakilerin hangisi/hangileri sosyal değişme faktörüdür?
a) 1,2,4,5,6,8 b) 2,3,4,6,7 c) 2,4,6,8 d) hepsi Cevap: d seçeneğidir.
Soru 4: Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a) Din toplumsal değişmeye bazen engel olur.
b) Din toplumsal değişmeyi bazen hızlandırır.
c) Din toplumsal değişmeye daima direnir.
d) Toplumsal değişme dine bazen olumsuz etkide bulunur.
Cevap: c seçeneğidir.
Soru 5: Bireyin sıradan insanlardan ayrılan ve doğuştan gelen üstün özel- liklerini kullanarak, diğerlerini yüksek düzeyde etkileme yönünde yansıttı- ğı kişisel yeteneklere ne denir?
a) Keramet b) Pozitif enerji c) Büyüsel güç d) Karizma Cevap: d seçeneğidir.