Yeniçağ’ın
Hükümdarı Fatih ve Bilimin Özgürlüğü
Bilim ve Hikmet
Doç. Dr. Bayram Ali ÇETİNKAYA
“İstanbul’un Müslümanlarca fethedilmesinin arkasından, Fatih, Ayasofya’yı camiye çevirdikten sonra burada bulunan papaz odaları, medreseye dönüştürülmüştür. Yine Osmanlı’nın büyük hükümdarı, 1466’da arka kısmı
tek katlı bir medrese yaptırmış; sonraki sultanlar, yeni ilavelerle medreseyi
geliştirmişlerdir.”
Batı’nın Karanlık Çağı
O rtaçağ, Batı (Avrupa) için, gerçekten karanlık bir zaman ara- lığıdır. Zira Katolik Kilisesi, daha doğrusu onu temsilen hareket ettiklerini söyleyenler, büyücü ve cadılarla mücadele adı altında, insanlık dışı katliam ve cinayetle- re başvurmuşlardır. Zihinleri don- duran bu acımasız eylemler, Or- taçağ’da ve Yeniçağ’ın başlarında çok güçlü olan Papalığa bağlı bir yargı kurumu Engisizyon eliyle gerçekleştirilmiştir.
Bilim Adamlarını ve Düşünürleri Yakan Mahkeme: Engizisyon
Katoliklerin ruhani lideri olan Papa IX. Gregorius, 1231 yılında Engizisyon’u papalığa bağlı bir şekilde müesseseleştirdi. Bu dö- nemde çok sayıda insanın direğe bağlanarak yakıldığı bilinmekte- dir. İspanya’da, 1483 tarihinde ilk başengizitörün atanmasıyla, 2000 kişi direğe bağlanarak ya- kılmıştır. Bununla yetinilmeye- rek bilim ve bilim adamı birçok insan cezalandırılmıştır. 17. yüz- yılda Engisizyon’un verdiği ka- rarlar içerisinde belki en önem- lisi ve tarihi değiştirecek olanı, 1616’da Kopernik’in ve 1632’de
Galile’nin mahkûm edilmesine yönelik olan kararlardır.
Zamanı ve Coğrafyayı Fetheden
‘Bilge’ Hükümdar
Bilim ve düşüncenin Batı’da yok edilmeye çalışıldığı bir çağda, Doğu’da Yeni bir çağı tefekkür ve özgürlükle başlatan bir hükümdar çıkar. Bu hükümdar, hem coğraf- yayı hem de zamanı fetheden, Fatih Sultan Mehmet’tir.
Fatih’in çocukluk çağında okuma ve yazmaya fazla bir eği- limi olmadığı bilinmektedir. Ho- cası Molla Güranî, bu ilgisizlikten dolayı kendisini azarlamış ve teh- dit etmiştir. Ancak, o, Ortaçağ’ın en önemli bilim ve hikmet ko- ruyucusu hükümdarı olmuştur.
Önde gelen bilginlerle tartışmayı seven Fatih, ilim ve felsefeyle ilgi- sini sürekli muhafaza etmiştir. Bi- zanslı tarihçilerin haber verdiğine göre o, Arapça, Farsça, İbranice, Keldanîce, Yunanca, Islavca ve Latince’yi bilmektedir.
Fatih’in Kütüphanesi
İstanbul’un fethinden sonra Topkapı Sarayında, Fatih, bir kü-
tüphane oluşturmuştur. Fatih’in Kütüphanesi denilen bu kütüp- hane de, İslâm dillerinin dışında yazma eserler mevcuttur. Sayı- sı 587’yi bulan bu yazmaların, Bizans’tan kalma eserler olduğu bilinmektedir. Yazmaların yüzde 75’i, 9. ve 10. yüzyıllardan kal- mıştır. Fatih, Doğu Roma İmpara- torluğuna son verdikten sonra, bu eserleri toplatmış, kendi ismiyle anılan kütüphanede muhafaza ettirmiştir. Kütüphanedeki yaz-
ma eserlerin tamamına yakınının, matematik ve fizik bilimleri saha- sına ait olduğu görülmektedir.
Diğer taraftan, kütüphanede- ki, coğrafyaya ait bir eser dikkat çekicidir. Batlamyus’un coğraf- yasının İtalyanca bir çevirisi olan bu kitabın önemi, yazarının eseri Fatih’e ithaf etmesiyle ortaya çık- maktadır. 1480 yılının sonlarında yayımlanan eserin ikinci yapra- ğında, Fatih’e hitaben yazılmış ithaf yazısı mevcuttur.
Bu da gösteriyor ki, Fatih’in müspet bilimlere olan ilgisi ve ilmin koruyucusu olma özelliği, İtalya’da bilinmektedir. İşte yaza- rın, eserini kendi yöneticilerden önce Fatih’e göndermesinin se- bebi de bu noktada düğümlen- mektedir.
Matematik Astronomi Okutulan Medreseler
Osmanlı medreseleri, Sün- nî İslâm anlayışının en özgür fi- kirli geleneklerini takip etmiştir.
Mantık, matematik ve astronomi gibi aklî ilimleri dine aykırı bu- lan, bağnaz ulema az da olsa her dönemde var olmuştur. Ancak Osmanlı müderrisleri, çoğun- lukla, Gâzâlî’nin, bütün ilimlerin temel ögelerini içeren mantıkla matematiğe karşı çıkışın yararsız olduğu düşüncesini taşımışlardır.
Nitekim Osmanlı medreselerin- de, aklî ilimler, okutulacak ders- ler arasında yer almıştır.
Fatih’in korumasında olan Osmanlı bilginleri, İslâm dünyası içinde matematik ve astronomi sahasında önemli mesafeler ka- tederek belirgin bir fark yarat- mışlardır. Örneğin fikrî ilimlerde uzmanlaşan Mehmet Fenârî’nin
mantıkla ilgili eseri, İmparatorlu- ğun son zamanlarına kadar med- rese derslerinin temel kitapları arasında bulunmuştur.
İstanbul’un Müslümanlarca fethedilmesinin arkasından, Fa- tih, Ayasofya’yı camiye çevirdik- ten sonra burada bulunan papaz odaları, medreseye dönüştürül- müştür. Yine Osmanlı’nın büyük hükümdarı, 1466’da arka kısmı tek katlı bir medrese yaptırmış;
sonraki sultanlar, yeni ilavelerle medreseyi geliştirmişlerdir.
Medrese ve onların profes- yonel yöneticilerine çok iyi ve cömert davranan Fatih, bazı za- manlar dersleri takip etmiş ve orada zeki olarak gördüğü öğ- rencileri bir deftere kaydederek, medreseyi bitirdikten sonra boş bulunan kadılıklara tayin etmiş- tir. Ayrıca o, bazı yüksek dereceli ulemâ çocuklarına ve torunlarına ayrıcalıklar tanımış; bunları mü- derris olduklarında, kırk akçe ile görevlerine atamıştır.
Matematik ve ilahiyat çalış- malarının koruyucusu ve teşvik edicisi olarak Fatih, bu konuların medrese içinde önemli bir konu- ma sahip olmasına sürekli destek vermiştir. Bu açıdan özgür dü- şünceli bilginlerin aklî ilimlerde uzmanlaşanlar arasından çıkması şaşırtıcı değildir.
Bu çağda, müspet ilimlere yönelişte bir artış söz konusudur.
Bununla birlikte, felsefî ve bilim- sel düşünüş yükselişe geçmiştir.
Aynı zamanda çok sayıda Latince eser, Türkçe’ye tercüme edildiği gibi, tıp, matematik ve astronomi alanlarında yeni eserler telif edil- miştir.
Fatih ve Felsefe
Sarayında Rumca katibi olarak yaşayan İmroz adalı Kritovulos’un Fatih’in hayatı üzerine yazdığı ve Karolidi Efendi’nin Türkçe’ye ter- cüme ettiği eserdeki şu cümleler, onun bilime ve bilim adamına verdiği değeri en güzel şekilde açıklar niteliktedir: “(Fatih), Arap
ve Acem edebiyatındaki tam bil- gisinden başka, Yunan filozofları- nın Arap ve Acem dillerine çevril- miş eserlerinden felsefe öğretile- rini inceler, öğrenmek ve bilgisini genişletmek için bu konuları iyi- ce bilenleri ve uzmanlarını öğret- men olarak yanına alırdı”.
Fatih, Kelam ve Hıristiyanlığın Temel
inançları
İlahiyat (metafizik) meseleleri- ne karşı aşırı merakı bilinen Fatih, bu konuların tartışılmasından da büyük bir zevk alır. Nitekim ça- ğındaki önemli bilgin Hocazâde Musluhiddin Mustafa’yla Molla Mehmet Zeyrek arasında ger- çekleşen ve altı gün süren uzun tartışma, bizzat onun huzurunda gerçekleşmiştir.
Yine Bizanslı ve Avrupalı ta- rihçilerin bildiklerine göre, Fatih fetihten sonra, Hıristiyan dini ve inanç sistemiyle ilgilenmiştir. Bu çerçevede o dönemde İstanbul Patriği olan Gennadius Scholariu-
Minyatür: Ahmet EFE
s’la Pamma Manastırında Khristo Manastırında (Fethiye camii), Hı- ristiyan inancı üzerinde tartışma yapmıştır. Hatta bir tercüman aracılığıyla, Patrik’ten Hıristiyan- lığın temel akidelerini açık ve özgürce anlatmasını istemiştir. Bu izahların da yazıyla kaydedilme- sini emretmiştir; sonraları mevcut yazı, Mahmut Çelebi’nin babası Karaferye kadısı Molla Ahmet ta- rafından Türkçe’ye tercüme edil- miştir.
Fatih, Sanat ve Şiir
Fatih’in yabancı bir ressama portresini yaptırdığı üzerine yapı- lan tartışmalar, günümüze kadar varlığını korumuş bir meseledir.
Gerçekten çağının büyük hüküm- darı, Gentile Bellini isimli Vene- dikli ressama resmini yaptırmıştır.
Ressam Bellini, 1479-1480 yılları arasında İstanbul’a gelerek, sa- rayda Fatih’in resimleriyle birlikte başka resimler de yapmıştır.
Osmanlı padişahlarının birço- ğu gibi Fatih de, şiir ve şaire bü- yük bir alaka göstermiştir. Öyle ki, aynı zamanda kendisi de bir şair olan hükümdar, Avnî mahlasıy-
la şiirler yazmıştır. Hatta o, çoğu zaman yanında Türk ve İranlı şa- irlerin bulunmasından büyük bir zevk almıştır.
Bununla birlikte Fatih’in güzel sanatlara olan düşkünlüğünü de, Topkapı Sarayı’ndaki İran ve Çin
minyatürleri ispat etmektedir.
Enderun ve Sahn-ı Semân
Fatih Sultan Mehmed’in dö- neminde kayda değer bir ilerle- me ve gelişme gösteren bir kuru- luş da Enderun Mektebi olmuş- tur. Bu eğitim kurumunun okul vasfındaki bir müessese içinde askerlik ve idarecilikten güzel sanatlara kadar çok çeşitli saha- larda bölümleri bulunmaktadır.
Enderunda mevcut bölümlere ek olarak bir hastane de mevcuttur.
Fetihten sonra Fatih, kendi ismiyle anılan bir medreseyi (dö- nemin üniversitesi) Fatih sem- tinde inşa ettirmiştir. Külliyenin yapımı 1463 yılında başlamış ve tamamlanması sekiz yıl sürmüş- tür. Külliye içinde iki minareli ve bir şerefeli cami ile iki tarafında sekiz medrese inşa edilmiştir. Bu
medreselere, Sahn-ı Semân veya Semâniye Medreseleri adı ve- rilmiştir. Zikredilenlerle birlikte Külliye içinde talebe yetiştirmek için de arkasında ‘Tetimme’ ismi verilen sekiz medrese daha ilave edilmiştir. Ayrıca Külliye’de, mi- safirlerin hayvanları için ahırlar, bir imaret, aşhane, dârüşşifa (has- tane), bir muallimhane, bir kü- tüphane, ders okutmaya mahsus dârütta’lim ve iki hamam mev- cuttur.
Fatih, Peygamberimizin akra- bası ve Medine’ye hicret ettiğin- de evinde misafir kaldığı Eyyûp el-Ensarî için bir türbe inşa ettir- miştir. Sahn medreselerinin dör- dü caminin doğusunda, dördü ise batı tarafında bulunmaktaydı.
Medreselerin her birinin ondo- kuz odası bulunurken her med- reseye de bir müderris (profesör) tayin edilir. Medreselerin vakfiye- sine göre, dört köşede bulunan müderrisler, maaş olarak (günlük) ellişer akçe; ortada bulunan mü- derrislere, 40’ar akçe verilir. Ay- rıca bunlara ek olarak da kendi- lerine beşer akçe günlük ile birer muîd (asistan) tayin edilir. Muid- ler, ilk bilgileri öğrenciye okutur ve müzakere ederler ve kendile- rine 5 akçe verilir.
Medreseler, bilimsel açıdan yüksek bir eğitim sunmaktadır.
Nitekim, medreselere girişler cid- di sınavlarla gerçekleşir. Rivayet- lere göre, medresede çalışmak için kendisine bir oda tahsis edil- mesini isteyen Fatih bile, bu sına- va tabi tutulur. Dolayısıyla med- reseye alınacak öğrenci sayısı da sınırlıdır. Her medreseye ancak 15 öğrenci alınabilir.
Medreselerde okuyan öğ- rencilerin barınmaları için yurt imkânları da hazırlanmıştır. Bu çerçevede, her medrese odası, ikişer dânişmendînin (öğrenci) hizmetine sunulmuştur. Ayrıca bu kimselere, vakıftan ödenmek üzere ikişer akçe yevmiye ile imaretten ekmek ve çorba tahsis edilir. Vakfiyenin “Darüşşifaya ait satırlar(ın)da ‘cüziyat ve külliyatı ve tıbbın ilmi ve pratik kısımları- nı bilen, kavrayışlı, belirtilerden sonuç çıkarabilen, hastalıkların nedenlerini kestirebilen ve bula- bilen, onları tedavi edebilen, çok esirgeyici ve merhametli, tecrü- besi çok’ bir hekimin günde 20 akçe maaşla ve bir de cerrahlık sanatını bilen bir cerrahın gün- de 5 akçeyle tayini şart kılınmış olması gösteriyor ki, ilk zamanda müderrislere daha az maaş tahsis edilmiş ve darüşşifaya yalnız bir hekim tayin olunmuştur.”
Külliye’nin vakfiyesi kütüpha- ne için bir takım kuralları da tes-
pit eder. Bu çerçevede vakfiyede dikkat çekici nokta, kütüphane uzmanın görevlerinin açık bir şe- kilde belirtilmesidir:
“Kitaplar, ‘yararlı ve kitapların adlarını bilen’ hâfız-ı kütüp tara- fından müderrislerle öğrencilere nöbetleşe olarak ödünç verilecek ve maiyetinde bulunan bir kâtip de bütün kitapların adlarını bir deftere kaydettikten sonra, onla- rı muhafaza ve hatta bir kitabın yapraklarından birinin kaybolma- masına dikkat eyleyecektir.”
Darüşşifa
Külliyenin yakın kısmında müderris ve öğrenciler için, bir darüşşifa – ki, burada bütün has- talıkların tedavisi yapılır ve ilaçları verilirdi- ile gurbetten gelen ule- ma ve yolcuların barınması ve beslenmesi için bir misafirhane (tâbhane) kurulmuştur.
Darüşşifa, Fatih’in yazdırdığı vakfiyesinin kuralları çerçevesin-
de hizmet vermiştir. Vakfiyenin bildirilen ilke ve kurallar şöyledir:
“Darüşşifa için ilmî ve pratik alanlarda hâzık (usta) ve becerikli, feragat sahibi, hangi taifeden (ka- vimden) olursa olsun, iki hekim, bir göz hekimi, bir cerrah, eczacı, hademe ve kapıcı tayin ve he- kimlerin, her gün iki defa, hasta- ları ziyaret etmesi şart kılınmıştır.”
Vakfiyenin tespit ettiği düzen- lemeler, bunlarla sınırlı değildir.
Düzenlemelerde hastalara veri- lecek yiyeceklere sarf edilecek paranın miktarı da dahil olmak üzere her şey düşünülmüştür.
Darüşşifaya ait vakfiyenin son kısmında aşçının hastalara faydalı olacak her türlü yemekler pişir- mesini bilmesi yazılıdır. Bununla birlikte sağlık hizmetlilerinin has- talarla olan ilişkisi ve görevleri de ihmal edilmemiştir. Bu çerçeve- de hasta hizmetçilerinin, hasta- larla sohbet etmesi ve onlara iyi muamele edecek insanlardan seçilmesinin gerekliliği hususun- da hassasiyet gösterilmesi belirtil- miştir.
1- Adnan Adıvar, Osmanlı Türklerinde İlim, V. baskı, İstanbul 1991.
2- Aykut Kazancıgil, “Osmanlılarda Bilim ve teknoloji”, Osmanlı Ansiklopedi- si (Tarih, Medeniyet, Kültür), İstanbul 1996.
3- AnaBritannica Genel Kültür Ansiklope- disi, “Engizyon” mad., İstanbul 1998, VIII.
4- Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klâsik Çağ (1300-1600), çev: Ruşen Sezer, IV. baskı, İstanbul 2004.
5- İlber Ortaylı, Osmanlı’yı Yeniden Keş- fetmek, XV. baskı, İstanbul 2006.
6- Yusuf Halacaoğlu, “ Osmanlı Devlet Teşkilatı”, Doğuştan Günümüze İslâm Tarihi, İstanbul 1993.
Kaynakça
“Fatih ve Bayezid Camii Çevresini Gösteren Minyatür”