T.C.
KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ
ŞEYH SADEDDİN SIRRİ er-RİF Al
ARMAGAN KİTABI
(Vefatının
80. Sene-i Devriyesi
Anısına)Kocaeli, 2018
ÜSKÜP'TEN MANİSA' YA
ŞEYH SADEDDİN SIRRİ'NİN HATIIlATI
Prof. Dr. Mehmet AKKUŞ •
Şeyh Sadeddin Sırtl Efendi, 1869/70-1936 yıllan arasında yaşamış Üsküplü
mutasavvıf şairdir. Yahya Kemal Beyatlı'nın şiirde üstadı kabul edilen Sadeddin Efendi'nin hayatı ve şiirleri hakkında çalışmalar yapılmıştır.418 Onun hakkında
bilinenleri tekraı:lrunak yerine ortaya çıkan yeni belgel_e~den istifade ederek
hayatının bilinmeyen bazı yönlerini ortaya koymak daha faydalı olacaktır.
Çalışmamızın konusu, Ankara'da Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi'nde tespit ettiğimiz Y 648/5 ve Y 648/6 numarada kayıtlı el yazma iki defterin
muhtevasındaki Sadeddin Efendi'nin hatıratına qayanmaktadır. Söz konusu bu iki defter aslında Saffet Örfi Betin'in419 el yazısıyla kaleme alınmış ve genel konusu Üsküp tarih ve kültürüne aittir.
Bu defterlerden Y 648/6 numarada kayıtlı olanı 40 varaktır. Çeşitli yerlerde
düşülen tarihlerden eserin Kasım 1940-0cak 1941 tarihleri arasında istinsah edildiği anlaşılmaktadır. Muhtevasında ise Üsküp'teki Mevlevihane'nin tevsi ve
•Ankara Ü. İlahiyat Fak. Öğrt. Üyesi.
418 Bu konuda bk. Adem Ceyhan, "Üsküplü Mutasavvıf- Şair Sadeddin Sıni- Hayan, Bazı Manzum ve Mensur Eserleri", Ul11slar arası Balkanlarda Tiirk Varlığı Se111poz;wn111-II, Bildiriler, haz.:
Ünal Şene~ Manisa 2010, c. 1, s. 186-213.; ''Üsküplü Mutasavvıf- Şair Sadeddin Sıni Hayan, Bazı Yazı ve Şiirleri Il'', Celal Bqyar Üniversitesi Sosyal Bili111ler Enstitiisii Sosyal Bilitnler Dergisi, Nisan 2013, c. 11, sy. 1, s. 427-445; Ertuğrul Karah.-uş, ''Yahya Kemfil Beyatiı'nın İlk Şiir Hocası Şeyh Sadeddin Sıni'nin Aile Efuidına Ait Üsküp Riffil Tekkesi Haziresinde İki Adet Kitabeli Mezar Taşı", Dede Kork11t Dergisi, Sene 2016, Sayı 9, s. 48-54.
•ı9 Saffet Örfi Betin 1892 İstanbul doğumH.ıdqr. 1910'da İstanbul'da Türkçe öğı:enneni olarak göreve başladı. Daha sonra Dışişleri Bakanlığı.na girdikten sonra 19 Haziran 1924'ten 1927'ye kadar Cenevre'de maslahatgüzar olarak çalıştl. 1928-1930 yıllan arasında Viyana Büyiikelçiliği'nde ikinci Katip idi. Saffet örfi Betin, 2 Ağustos 1933-6 Haziran 1934 arasında ise Üsküp'te görev yaptl. 1934-1935'de Belgrad'da; 29 Ağustos 1937'den 13 Mayıs 1941'e kadar da tekrar Üsküp'te
çalıştl. Bundan sonraki görevleri ise şöyledir. 1947-1951 Atina konsolosu, 1952-1956 Bükreş
konsolosluğu. .
5 Temmuz 1956'da emekliye aynlan Betin, 1968'de vefat etmiştir. (Bk. George, S. Haı:ris,
Alol11rk's Diplo111als aııdTheir BriefBiographies, İstanbul: İsis Yayını, 2010, s. 353.)
Saffet Örfi Betin'in değişik yerlerdeki bu görevleri yanında birçok eser de kaleme alrnışar.
Bunlardan bir kısmı el yazma halindedir. Kütüphane kayıtlanridan tespit ettiğimiz eserleri:
.Saffet Örfi (Betin), Zfya Giikalp ve Mefk11re, İstanbul: Tanin Matbaası, 1923.
Felıejt Ö11ciileriyle Atatiirk, Milli Kütüphane Mf. 994 B 371.
Kenan11 Dilberi (Tiyatro esen), Milli Kütüphane 06 Mk. A. 4575/1, vr. 1'-159".
Fahişe, Milli Kütüphane, Yz. A. 2452/1, vr. 1"-163•.
Hikayeler,~ Kütüphane, Yz. A. 2452/2, vr. 196-219•.
• • • ŞEYH SADEDDİN SIRRİ ec-RİFAİ -ARMAGAN I<iTAllI
cim.iri, bağlı köylerde bulunan cfunilerin tevliyet ve iman, çeşitli zaviyelerin
meşihatına v.s. dair ferman ve berat sfu:etleriyle, bunlara dair Saffet Örfi Betin'in
bazı açıklayıo notları bulunmaktadır. Bu haliyle defter, Üsküp ~rihine dfu önemli bilgi ve belgeler ihtiva etmektedir.
Y 648/5 kayıt numaralı defter ise 55 varaktır. Bu defterin baş tarafında
Saffet Örfi Betin'in Kosova tarihine dair bazı eserlerden yaptığı istinsfilı.lar yer
almaktadır. Bu meyanda 1•-19b varaklar arasında Kosova Salnamesi'nden iktibas
ettiği Kosova ve etrafı baklanda, özellikle Kosova Muharebesi'ne dair bilgiler yer almaktadır. Betin, Şeyh Sadeddln Sırô'nin el yazısıyla rastladığı "Sa'di-i Türki" adlı bir makalesini de kaydederken şu notu düşmektedir:
1934'de Üskiip'te ölen Rijat Şvıhi Sadeddiiı Sznf Eje11di'11in, M11alli111 Sa'dtimzas!Jla
tammmş olan şair Sa'di hakkmda yazdığı bH yawı 0111111 maıızji1J1 mensllr eserler!Jfe do/11 İkinci Keşkiil'ii11de k11rp111 kale111!Jle yaZflvnş olarak b11ld11m. Açık, ok11naklı, giizel bir yaZf. B11 111akalryi qynen istinsah ed!Jonmı .. Çiinkii Sa'dt, Üskiip'iin kiiltiir hqyatında yeri
olan bir ada111dır. Bilhassa 11ıeşrlltfyetten sonra çıkardığı Yzldızgazetes!Jle. 420
Bu esı-.rin diğer kısımlanoda ise şu konular vardır:
vr. 22b-27b arasında Şeyh Sadeddln Sırô Efendi'nin hayatı hakkında bazı
bilgiler ve şiirleri yer almaktadır. vr. 29b-33b'de İsmfill Hakkı Bursevi'nin .. ' muhtasar terceme-i hali ve Hao Bayram-ı Veli'nin Çalabım bir şar yaratmış adlı
nutkunun lasa şerhi buli.ınmaktadır ve bu güftenin Hüseyni makamından ve düyek uswünden bestelendiğini nakl ediyor.
Saffet Örfi Betin bu kısım için şöyle diyor: Üskiip Rifai ş~hi 111erh11111 Sadeddin Sım'ııin İs11ıail Hakkı ya tahsis ettiği bir defterden istinsah edil1Jıqtir.
Diğer taraftan, vr. 36•-39b'de Muhammed Nuru'l-Arabi hazretleri ha.klanda kaydedilen bilgiler için de Saffet Örfi'nin Ş~h Sadeddin Sım""11in diğer bir defterinden
şeklindeki notu, henüz ortaya çıkmamış bazı defterlerin olduğu kanaatini
uyandırmaktadır.
İncelememizin konusunu teşkil eden ve vr. 40b-55b'de yer alan Menakıb-ı
Ttiıih!Jye - Mllsiki başlıklı kısımda ise Şeyh Sadeddin Sırô'nin ~endi dilinden Üsküp, Selanik, İstanbul ve Manisa'daki sergüzeşti anJatılınaktadır. Hatıra/ta yer alan ana konular şöyle özetlenebilir:
Sadeddin Sırô'nin, Mmakıb-ı Tarihqye-Mfisıki adlı iki Keşkül'ünden42t kısmen özetlenerek alınan hatıratın aralarında Saffet Örfi Betin'in özetleri,
421> Bk. vr. 2()b. Şeyh Sadeddin Sıni'nin adı geçen makalesi ise bu y:ızma eserde vr. t 9b-22b arasında
yer almaktadır.
421 Keşkül, dervişlerin içine çeşitli maksatlarla kullandığı çanta .
ÜSKÜP'TEN MANİSA'YA ŞEYH SADEDDİN SIRRİ'NİN Hi\TIRATI /Mehmet AKKUŞ • • • • •
değerlendirmeleri ve verdiği ilave bilgileri yer almaktadır. Betin'in bu
değerlendirmeleri makalemizde parantez içinde italik olarak verilmiştir.
Sırtl, Üsküp Sanayi Mektebi'nden ve genel olarak Üsküp'teki musiki tedrisinin yetersizliğinden söz ederek bu konularda kendisinin bilgisini artıracak
kitaplar temininden söz etmektedir.
Bilgi seviyesini daha da geliştirmek maksadıyla Manastır/Hanlarönü Riffil Tekkesi post-nişini olan amcası Şeyh Bedreddin Efendi'ye gittiğini ve burada Neyzen Nazif Efendi' nin musiki bilgisinden istifade ettiğini anlatmaktadır.
Üsküp tekkelerinde okunan ilahilerin güfte ve bes.telerinden memnun olmadığını beyan ederek, kendi yazdığı bir mersiyeyi Selanik'te bulunan Üdi Ahmed Efendi'ye göndererek bestelemesini talep etmiştir. Sırtl Efendi'nin mersiye güftesi şöyledir:
Mah-ı mate!JJ geldi ya11sm aşıkaıı kan ağlasm Eşk ile saçsın de11Jadem df'de kan kan ağlaSi11
Dil harab-abada dönsiin mate1JJi11le ya Hiisryi11 Sinede dağlar açılsm ciSIJJ ii can kan ağlasm
Sadeddin Efendi, zamanında dil ve edebiyata, şiir ve resime yaklaşım
haklonda ayn ayn görüşlerini serdetmektedir.
Sırtl Efendi, Balkanlar'daki siyasi durumun bozulması üzerine kızlarının eğitimi için İstanbul'a göç etmeye karar verir. Bunun üzerine on kişilik ailesiyle İstanbul'a gelir. Ancak burada istediği seviyede eğitim veren mektep bulamaz.
Maarife yaptığı müracaatta kendisine verilen cevap karşısında sükılt-i hayfile
uğrar. Bu durumu şöyle ifade etmektedir:
En son tanıdığım ehl-i dil bir zat bana şöyle dedı:· ~ziz İstanb11l'da ibtidai mektebi arama. Çomkların adamakıllı tahsil ve terbiyes~İıi arzJı ediyorsan bir ecnebi vıektebine ver. '
Ne diyom11111z! Biz lisa11-ı mili~. ve dini11Jizj tahsil ettimıek ~cin bu zavallı çocukları b11rqya siiriiklryip getirdik. Emebi mektepler bizjm 111e!llleketi1J1izde vaı:
Bilahare anladım ki. kibar çoc11klaıı ecnebi 1J1ektepleri11e gidfyommş. B11rada Ere11kifyii'11ii11 oıta halli ve fakir çoc11klan okıtyom111ş.
İstanbul'da altı ay kaldıktan sorua istediği neticeyi almasının mümkün olmadığını görünce, ailesiyle birlikte daha önce Üsh.iip'ten hicret eden yakınlan.nin bulunduğu Manisa'ya gic:İiyor. Şeyh Efendi'nin Manisa'daki hayatı çok daha renkli geçiyor. Burada da mekteplerin durumunu, eğitimin yetersizliğini, öğretmenlerin ilgisizliğini, ahfilinin perişanlığını gayet veciz bir
şekilde o~ya koymaktadır.
• • • • ŞEYH SADEDDİN SIRRİ cr-RİFAİ -ARMA.CAN KİTABI
Son olarak da Manisa'da kaldığı yıllarda İnas Mektebi'ndeki musiki muallimi olarak yaptığı çalışmaları, buradaki çok başa.alı bir muallimenin kızları nasıl yetiştirrliğini teferruatlı bir şekilde anlatmaküclır.
Sadeddin Sı.trl'nin Hatıriitı.:422
Üsküp'teki Çalışmaları
[40b)423 (Şqh Sadeddf11 Sınf, Menakıb-1 Taıihi1Je-Mı1sikf başlıklı iki broşiir yaZflllŞlardır. Yahut Üskiip'teki Rifaf Tekkesi'11de a11cak bu ikisi kalmıştı. Sadeddfn
Efendi bmı/arda kendi terce!Jle-j halinden bahset111ektediı: Fakat bilhassa tebôriiz ettin11ek
istediği kendisinin 7llı1sikf merakı, öğre11111esi ve sonra Manisaya hicretinde mekteplerde
öğret11ıesidir. Bu, Ş f!Yh 'in 11asıl bir gö11iil ve sanat adamı olduğ1111u anlaqyor. Ş ryh bir
mukaddimeden sonra şi!Jıle başl!Joı:· Saffet Ödf)
Üsküp'te Sanayi Mektebi'nin teşkilinden sonra orada tahsilde bulunan bazı efendilerle görüştüğüm sırada musiki derslerinde bilhassa nota usfilünde bazı şeyler sorar ve dinlerdim. Bütün' sadfiların yedi tam perde içinde dfilıil bulunduğu ve bu tam perdeler arasında makamatın tebeddülü itibanyla bir takını yarım perdeler de mevcut olduğunu ve yarım perdeler diyez, bemol
işaretleriyle gösterildiğini, tam perdelere ise natürel denildiğini öğrenmiştim:
Bu kadar sathi bir mfilumat saik.asıyla bir nev kicibet-i musikiyye
olabileceğini düşündüğij.m (nota) fennini bir muallimden okumak ve bellemek hevesine düştüm. Fakat muallim bulamadım. Yaşım geçmiş olduğu için mektebe gidip de talebe arasına da kaoşamadım. İstanbul'da bazı kitapçılarla muhaberem var idi. Onlara yazdım. ·
(Ona Zalf Bf!Y'in Nazarf;•at-ı Mı1sıkfl24 kitab1111 gö11der1JJiş!er. Sonra Selapik'te intişar
eden Ud M11al/i111i425 risalesliıi de getirl1J1iş. Ok.J111~~ış, cam sıkıhmş. · Nazarf;ıat-ı Mnsik.J...,deki tarif!erden bir f'!Y aıılar~ıa11ıış. Ud Mııal/i11ıi'11de biri 11nzrabm 11asıl f111tl!d11ğu, biri de 11d çalarken alman vazjyeti gösteren iki resim vanmş ki b1111/ara daha çok aklı erwemiş.)
422 Metinde parantez içindeki italik kısımlar Saffet Ôrfi'nin özet ve değetlencliı:mclericlir.
423 Bu r:ılc!.ımbr H:itırô.t'ın yer :.!dığı var.ık nw:nru::ılandır.
424 Mehmcd Zati (Arca) (1863-1951) dokuz yaşında iken Muzıka-i Hümayun'a giı:miştir. Müzik
eğitimine keman ile başlamış, flüt ile devam eaniş daha sonra Çengelköylü Mehmed Ali Bey'in
yönlencliı:mesi ile klamet sınıfuıa geçmiş, !asa zamanda iyi bir .klametçi olmuştur. Haa ı\ı:if
Bey'den Tüı:k müziği öğrenmiştir. Galatasaray Lisesi ve D2rıılmuallimio'de hocalık yapmış, 1924'de Muz.ı.ka-i Hümayun'dan emekli olmuştur. Tüı:k makainıa.ay!a veya Tüı:k müziği havası içinde Bao makamlanyla çok sayıda marşlar ve başka eseı:ler bestelemiştir. Ayı:ıca müzik eğitimine dair eseı:ler telif etmiştir. Yuka.cda sözü edilen 1897 tarihli., Kiililjıha11e-i Mllıikldm Noz.arfy8t-ı Mflsikf.
isimli eseri 19. yüzyılın son nazariyat kitapları.adandır. Bk.: Buğra Koçak, ''Mehmet Zati Arca ve Türk Müziğindeki Yeri", Dohız.Eyliil O. Bura Eğitim Fak. Detgisi, sy. 24 (2ı)08), s. 43, 46-47. (ed.ıı.]
425 Çalgıya yönelik hazırlanan ilk metod kitabı kabul edilen, Hafız Mehmed Efendi tarafından hazıdanan ve 1902 yılında Sclanik'te Osmanlı Asır Matbaasında basılan risale kastediliyor
olmalıdır. [cd.n.]
ÜSKÜP'TEN MANİSA'YA ŞEYH SADEDDİN SIRRİ'NİN HATIRATI/ Mehaıeı AKKUŞ • • • • •
Istı/ahôt-ı Mı1sikiyye kitabını buldum. Bir de Girid'de neşr edilen ve musikiye ait ma'lı1mat-ı ibtidruyyeyi ihtiva eden taş basması küçük bir kitap getirdiler.
Bunlarla bir müddet uğraşom. Heyhat! Anlaşıldı ki bir muallime ihtiyaç var. O zamanda Üsküp'te musiki muallimi ne gezer?!
(Çok kimseler çalgı çal!Jor ama tarif edevıfyor. Osman Çav11ş'1111 gmıatasında coşk1111 Cezı:yir tiirkiisiinü dinlerken nasıl çalındığma Şf!Yh ancak hı:yret edfyor. [41•] On1111 111aksadı ise başka. İstanb11/'da bestelenmiş bir ilahfyi notada gônip ı:yn!Jla Üskiip 'te tatbik etmek, çalvıak. Ona, vazgeç, nota denilen Şf!Y palavradan ibarettir. Kôğıt üzerine hava zabt etmek, s11 üzerine J'aZf yazrJJı:ya benzeı; dfyodanmş. Fakat san4Ji mekteplileri b11 iddıqyı
reddedfyorlar, her hafta kendilerine yeni notalar geldiğini söylijyorlar. ·Sadeddin Efendi de bu fikirde. Adamakıllı bir şarkı ve ilahi dinlemek istfyor.
Yine eserlere 11ıüracaat edfyor. Tanb111i Cemil'in o sırada (ama hangi sırada? Zamanı
Sadeddin Efendi söy!emfyor). &hber-i Mı1sikfl26 eseri çık!Jor'. Şf!Yh b11n11 getirtfyor ve mh11 miincezjb OltfYOr. Cemil Bf!Y'in ka/emisfy!e aşina çık!JOr ve bir Şf!Yler öğrenmf!Ye başlryor.)
Manastır'a Seyahati
Manastır'a, Hanlarönü Riffil postnişini amcam Şeyh Bedı:eddin Efendi'yi ziyarete gittim: Orada Neyzen Nazif Efendi'yi gördüm. Tekkenin ayin günlerinde ney ile zakirlere iştirak ediyordu. Bu adamın evinde musiki imfilathanesi de var imiş. Her nev çalgı çalıyor ve her birini ta.ı:nlr ediyormuş.
Asıl ihtisası da sazda imiş. Bursalı Kolağası Mehmed Tahir Efendi427 ile Nazif Efendi birleşerek tekkede okunan bazı ilahilere çeki düzen vermişler ve icab eden nağmeleri tebdil ederek usfile koymuşlar. Hakikaten bu musahhah ilahilerde bir ruh, müstesna bir zevk görülüyordu.
Bir gün Nazif Efendi'ye bir nefes çalmasını teklif etmiş, dervişlerden birine
okutmuşlar. Nazif, altı defa dinlemiş, çıkarmış. Bu bestenin aksak usfilünde
426 Tanbılô Cemil Bey, bestekiclığı, icracılığı yanında musiki ile ilgili eserler de kaleme almışnr.
Sadeddin Sırtl Efendi'nin istifade ettiği Rehber-i Mfiriki, en önemli eserlerinden olup Türk musikisi nazariyatına d:iirdir. Eserin; 1318, 1321, 1341 yıllarında basılmış olduğu dikkate alınırsa, Şeyh Sadeddin'in "o sırada" ibaresiyle muğlak bıraktığı zaman dilimi bu yıllardan birine tekabül etmektedir. Bk.: Nuri Özcarı, "Cemil Bey, Tanbfui'', DİA, VII, 327. (ed.n.J
427 Burşalı Kolağası Mehmed Tilıir (1861-1925), Osn1a11/ı Miiellifleri isimli meşhılr bibliyografik eserin müellidir. 1883 yılından 1897 yılına kadar on dört sene Manastır'da Askeri Rüşdiye başta olmak üzere muhtelif mekteplerde coğrafya, tarih öğretmenliği yapmıştır. 1897 yılında Üsl-üp Askeri Rüşdiyesi'ne nakledilmiştir. Bursalı Mehmed Tilıir Efendi, Sadeddin Sırtl Efendi ile bu yıllarda tanışmış olmalıdır. Zira Yahya Kemal hatıralarında Üsl-üp Rifıü şeyhi Sadeddin Sırtl Efendi'nin sohbet meclisine d3hil olan zevat arasında onun da ismini zikretmektedir. Yukanda Şeyh Sadeddin'io kendisinden "Kolağası" üovaru ile bahsetmesinden, Üsküp'teki muarefeleı:inio daha sonraki yıllarda devam · ettiği anlaşılıyor. Çünkü Bursalı, 1898 yılında yüzbaşılıktan kolağalığıoa terfi ile Manastır Askeri Rüşdiyesi'ne müdür olarak tiiyio edilmiştir. Bk.: Ömer Faruk Al-ün, "Bursalı Mehmed Tfilıir", DİA, VI, 453. [ed.n.]
• • • • ŞEYH SADEDDİN SIRRİ er-RİFAİ-ARMAGAN KİTABI
uşşak olduğunu da söylemiş. Notaya alma teklifi karşısında da Nazif, "Ne
çalıyorsunuz ki ona göre nota yazayım" deyince şaşıyor. "Demek her çalgının nota tarzı ayn imiş_ Öyle ise körüklü Koman Piyanosu için yaz" derim. Nazif Efendi yüzüme bakarak bu çalgıyı intihap ettin mi? Yüzünde hasıl olan
işmizazlanyla adeta tezyif etti. Fakat, peki yazayım dedi. Evvela yanın tabaka bir kağıt üzerine cetvel tahtasına beşer beşer çizgiler çizdi. Sonra nefesi ilk ilci
mısra olmak üzere kelime kelime ney ile lekeleyerek çizgiyle üzerine bir takım
tersine mimler yazmaya başladı. Kitabet bicim buldu. (41 b]
Heyet-i umiimiyyesini bir defa da ney ile geçti; okuyuşuyla tatbik etti. Sonra
yazılanlara amudi çizgiler çizdi. Usillleri ayırdı. Okuyan noksan okuyordu.
Usill.l.eri ikmfil için aralarda saz payı gibi latif nameler kattı. Usilller doldurdu ve bir defa daha ney ile muayene ederek, tamamdır, alınız dedi. Notayı aldım, fakat fazla tafsilat alamadım.
Üsküb'e geldim. Tekkenin zakiri.Hafız Mehmed'e; Hafız, dedim bu notayı bir tecrübe yapalım. Notanın karargahı, ikinci ve üçüncü çizgiler arasındaki boşlukta olduğu için evvela bu karar perdesini armonide bulmaya 'uğraştık. İki siyah arasında bir beyaz perdeyi intihab ettik. Okuyuşa göre bu perde uşşa~ için bir karargili olabilirdi. Fakat nefes dürüst çalınamıyordu. ·
Vfili Ali Mazhar Bey'de büyük bir piyano var. Bir gün evine gittim.
Kendisine sordum; uşşak makamı karargahı piyanoda hangi perdedir?
Alafrangada uşşak falan yazmaz; fakat aradığınız perde üç siyah arasında ikinci
beyazdır, dedi.
(Nihqyet Mazhar B~y'den yedi esas ses oldrtğ1111111 s!Jahlamı yam11 perdryi teşktl ettiğini ô'ğren!Jor. Ktı111111da da akorttan sonra b11 yanlll perdeleniı de mandallar vasıtds:yla istihsal
edileceğiııi anl9or ve evine döniiııce., Hôfiz b11 ob11f!Jor d!Je bağıT!Jor, S elanik 'im bir kan111ı getirtiı; karar perdesini b11!1111ca diğerlerini /a-ri-do sayarak tayfne rtğraşryoı: Nihqyet nefesi
ka111111da fena bir şekilde çıkarryorlar.)
Canını nota değil mi, işte bu kadar olabilir!
{Bq)'tar nıektepli genç bir zabit !J'i sant11r çal9ommş. Doktor binbaşı Rıza Bry'in evinde
Ş ryh tamŞllllf, kamm111111 gô'steı711iş. Zabit perdeleıi değiş111iş bularak giil111iiş. Biitiiıı mandallanıı da açık bırakrldığım sqyie111iş. Ş ryh, 11şşak akordu istryi11ce zfibıt yapmış ve
11şşak karagôhımıı da -la-oldrtğ111111 bildiı711iş.)
Çabucak "la" telleri üzerine kurşun kalemiyle siyahlatarak nişan koyduk.
Sonra kendi kendimize uzun şerit gibi bir kağıt keserek (42•] tellerin altına uzattık. İşaretli "la" dan tize be peste doğru sırasıyla her perdenin ismini tellerin
üSKüP'TEN MANİSA'Y A ŞEYH SADEDDİN SIRRİ'NİN HATIRATI/ Mehmet AKKUŞ • • • • •
altına ve kağıdın üzerine yazdık. Artık sahili bir sfuette kanun perdelerinin mevkileri tahakkuk etmiş idi.
(Nihqyet Hıiftz!a pratik olarak, fakat bir elle çzkam1tga başl!]orlar amma mandal bir tiir/ii ol!J/1!)101: .fryh diişiini!Jo1: Kitapta yaZ!lan şry ş11: Dryez tam perdenin yarı111 derece
tiz!.
Be111ol J•aıwı derece pestfden. Onlar da ka111111da 111andal/ann yamım açık, yansım kapalı bırakacaklaı: Sonra uşşak akord11 verecekleı: Sonra notqya bakıp hangi makômda hangi
perdeleıin d!Jez hangi perdeleıi11 benıol o/d11ğ111111 a11/qyacak ve b11 sfıretle her 111akliv11
bllfacak/aı: Hijiz b11na 111erak salryor geceleıi t!Jlllllt!J•Or, a!Jlma vmelti saba makamı "re bemol" old11ğ11 halde !Ji çıkmryor da Hicaz ''si)i açıp ''do)11 kapamakla ryi çıkryoı:
Ş ryhin hatımıa şu gel!Joı):
Hafız dedim, kanun yeni, bir muallim elinden geçmemiş. Olabilir ki yapan bu mandalı tam yerine vaz' etmemiş; bu mandalın yerini değiştirelim, aradığımız sadayı bulup oraya koyalım.
Mandalı söktük. Muayene ve tecrübe ile yerill.~ getirdik. Tamam bir saba olmaya başladı. Bunda da Hafız usta olmuştu. İcab .eden mandallann tebeddülünü kolayca yapabiliyordu. Rehber-i Mlisiki'yi verdim. Kendisi musikiye müsteid. Nazariyatı da kitaptan alarak iki hatlılar yarım, bir hatlılar bir, düz kuyruklular iki, açıkgözlüler dört darp itibanyla okuduğu ilahileri notaya alıyor
ve çaldığı vakit dinleyenlere lezzet veriyordu. Noktalı notalarda biraz iyileşmişti.
İşte dedim, kıymet itibanyla bir notun sağ tarafına bir nokta konulursa o notun yarım misli kıymetini yani darb adedini tezyld eder. Kitap bunu kanun olmak üzere yazıyor.
Her şey halledilmiş idi. İlahi okurken bu nihavenddir diye hüküm verip hemen kanun mandallarını nihavende tebdil ile çalmak işten bile değil idi.
Malci.mların karargahları ve siperleri hep anlaşıldı. Açık bir tarza zabt edildi.
İşitilen şeyler çalınmaya ve mevcut notalardan matlılb şarkılar alınmaya
başlanıldı. .
Y a1nız bir ukde var idi. Bizim okuduğumuz tekke ilihilerinin bazıları notaya
yazıldığı vakit (42b] usfiller noksan veya fazla zuhfu edip usfil temin edilemiyordu. İşte bu ilahileri usfilsüz okuyup da dört dörtlük düyek, sekiz darb say, gelmiyor. Baksan a; yanlış! Bunları tashih edelim. İyi amma ilahi çığınndan çıkıyor. Ya uzun ya kısa oluyor. Gelmeyenleri bırak, usfile tevafuk düşenleri al ve onları yaz. Daha ziyade üscid olduğumuz zaman hep bunları tashih eder hem de yeniden besteleriz.
Yeniden bestelemek! Bu . mühim mesele araya karışınca ben, yok Hafız,
dedim. Bestelemek bir güfteye. icab eden nağamatı uydurmak demektir. Bu ise
• • • • ŞEYH SADEDDİN SIRRİ cr-RİFAi -AJUvlAGAN KİTABI
bir cesede can ilga etmek kadar güç bir şeydir. Bu iş müntehi bir üscid ile müddet-i medide düşüp kalkmayınca hasıl olacak şeylerden değildir. Bir güfte
yazdım:
Tfğ-ı aşkınla aplnııştır b11 gbiıltim yaresi
V11slatında11 g'!}n yoktur dil-permdim çaresi Derdimin den11a111m bir ki111sedm elme111 ii111td
Vuslatı11da11 g'!}n yoktıır dil-pere11di111 çaresi
(Nihqyet bmm Üskiib'ii11 o vakitki iistadı Hdfiz Yahja Efe11di bestelfyorlar. Devr-i Hindt ıwlli!Jle, Hicaz'da11 bestelenfyor. Hdfiz da evvela sada ile geçip sonra 11oft!Ja al!Jor.
Ara nağ111esi de ka'!)lorlar, H4ftz'a çal!Jorlar. ''Hele lJll!)'OlllJJdaki sanat insam gaşy edecek
kadanmş." Sonra Hijız Yaqya Efendi, Rifôt'11i11 111irli yoktur, ilahisini değiştirerek İstanbul'da işittiği şekilde k<!Jt!JOr. Hicazkar 111aka111111da, di!Jek 11siilii11de.
c..,.ı.tı~ JK.. \.ij]\ ~ l.,ı 11a'tı111 be.rtelfyor. Şryh, "Doğnwı bu beste tekke 111/Jsikfsine yeniden bir ht!Jal ilkti etti" dfyor.
İşler ilerl!Joı: Fakat adedi11 çalmıp11a takıl!Jorlar. Mesela "lvfahn111d Efe11di'11i11 ud çalıp bi/ôhare Üskiib'e gelen a'111d Ali Bı:y'in kanun çalışı." 011/ardan çokyiiksefe.,H(Jtta Hôfiz'la beraber uğraştık/an halde H4ftzşryhte11[)'i1mzrap v111r!Jom111ş. (43•] Şeyh nihqyet· anlryor ki yıımmk şahıstadır, sanat kabilfyet nıeselesidir.
Ben b11 111esele-i 111iihi1111J1eyi 11Zf111 tJJ11hake111e etti111. Netice şi!J•le bir h11lôst!Jı pkardttJJ.
İnşa ve edebfyat kitaplamıda yazff a11 kavdidi her ki111 okur ve o kavaide tebea11 hareket ederse etse az çok bir 11111harrir vrya edip ol11r. Fakat Na11nk f{e111al Bey gibi yaz!Yaza111azi Tevfik Fikret gibi şiir sijyleye111eZ: Muharrirler şdirler asırlarda yetişir. 42s Ekser!Jet dai111a alelôde saflardadır.
Nasıl olur da her .eli saz tuta11 bir Tanburt Ce11ıil o!sım! Çok teessiif o/111111r ki elôn bizde nota ıwllii hakkmda bir ya11lış fikir ve ka11aat mevuıtt11r. Halb11ki 11ota öğrenmekle
biz 1111/cid olatllt!JIZ: Mllcidlik bir fe11 değil, bir harikadıı:
o
kıratta ihtisası ve ôlf zekqya mô!ik ola11 erbôb-ı istfdôd nota bilsi11 bil111esi11 o fclid eder. Nota11ın hiZfJıeti ne kadar bi/)'iiktiir ki 011/amı 11eft1is-i tSstSnm bize asırlarca ve belki ilelebed hifz ettirmek için vasıtaOlr!Jor. Binaenalf!Yh Sırri'11i11 her şey kadar nıa-bihi'l-ihJtyacz ola11 111iisik!Ji de bilmesi ve
istidadı kadar teremıiinı et111esi nota öğrenmekle kabil ol11ı:
Hdfiz ka111111da ilerl!Jor, 111eclis af!Yor ve tekke 4Ji11leri11i de idare ed!Jor. Şeyh
Sadeddf11'e ka111111 giiç gel!Jor, 11da sanl!Jor. Fakat o da giiç gelfyor. Par711ak basılacak
yerlerde 11işa11yok 0111111a akordu ka111111da11 daha kolt!J. Sadôsı da k!tvvetli ve daha pest.)
428 Fakat şimdi her tarafta mebzul! O cihet de başka. (Şeyh bu tabiri tabian eseri yazarken yaşadığı zamanı telmih etmek istemiştir. Üsküp, 17.2.1921. S.ô.
ÜSKÜP'TEN MANİSA 'YA ŞEYH SADEDDİN SIRRİ'NİN HATIRATI/ Mehmet AKKUŞ
Evvela udun sapını bir kağıt üzerine yatırıp resmini çizdim. Sonra kağıtta kalan resimde telleri gösterdim. Sapın tı'.ilünü pergel ile dörde taksim ederek çivilere yakın yani beş tarafta ikişer taksimin isabet ettiği yerlerde ve en ince gerdaniye teline dört taksimin de isabet ettiği mahallerin k:iffesine birer nokta koydum. Yegfilı telini de işaretsiz bıraktım. Tabii perdelerin mevzileri bu sfuetle
anlaşıldı. Her taksimi de yarıya böldüm. Ortalara da diğer birer küçük nokta koydum. Bunlar da yarım perdelerin yerleri oldu.
(B11 taksimat Şeyh'in zjh11ine yatryor, tatbikata başlryoı: Ud fena ses çıkanyor. Hdfiz da Şeyh 'in 11d çalmak teklifini redded!Jor. Kanım ona yeter. Şeyh ise 11d11 bir notqya bir çafma bakmak mecb11njeti11i tahmil etmediği ele daha 11Jllvafik bılft!JOr.
[43b] Hdfiz kanunda işi ezberciliğe Vl/17JJllŞ, güze~ fakat ara yere giren miistema d!Jez ve bemol/eri çok kere kaçı1?Jor.)
Sonra usfillerin birtakım yerleri noksan kalıyordu. Eserle tezyin edilen çok yerler nağme ile geçiştiriyor ve bu sfuetle müellifıı:ı. sanatı ve hukuku paymfil oluyordu.
(Nih4Jet Hdfiz kammla, kendisi 11dla meşk etmeye karar ver!Jodar. Kendisi 11dda tek
mızrap v11rduğ11 için olmt!JOr. Kendi kendine 11ğraşryor, yapam!Jor. Pjyasa çalgıcılanndan
birini çağırıp 0111111 bildiği şarkryı Şeyh çaf!Jor ve ona dinlet!J01: Çalgıcı Şeyh 'in gezjşini jyi b11ft!Jor. "B11 şarkımn aslı böyle olsa gerektir. Bizjm elimize geçmiş de bozfll1Jm/' d!Jo1:
Fakat Şf!Yh'in ml'zrabım noksan b11lt!Jor. Cem!Jetlerde b11/m11rp dinlemesini, çiinkii 1mzrabm kağıtla fildn olmqyacağım söyli!Jor. Kamm b11 kendi kendine o/11r amma b11rada
değiL
Hakikaten Şeyh Zati B~y'ıiı biitiin izahatından bir netice çıkara!Jl!JOr. Cemil Bey ise
F.ehber'iııde bir f111a ile 1111zrap talimini m11tlaka bir iistdddan gepllelidir deyip kesmiş.
Erı nihayet şu neticeye karar eyledim. Bir sekizlik bir darptı.r. Bir darb da udda mızrabı bir aşağı bir de yukarı vµrmaktı.r. Onaltılıklar zili yarını sayılır.
Yalnız aşağı vurmakla icra ediliyor. Nota 'kav:iidinden bu kıymetleri belledikten sonra üscldlann mızraplanna dikkat ve onları taklit etmeli vesselam.
(Şeyh nihayet bir ke1J(an da alryor, sesi çok berbat çık!Jloı: Meğer yqy sakız/anmış.
e111am1 ke111e11çe gibi t11trgor. Nihayet 111eşh17r bir ke111a11[yi çağıny01: Ters t11t11şr111da bir noksan teşkil edip eftnediğini son!Jor ve 'Vd, k11cağa, kemançe sfneye yakışır" cevabını
al!Jor. B11 kemani ona, orta halli ve nispeten kolqy çalgı olarak yine 11d11 tavs!ye ed!yor. Ve 11ih4Jet sathf bir 11111arefesi olan Selanik'li'Üdt Ahmed Efendi429 ile vmhdbereye koy11ft!Jor.
429Selfuıikli Üdi Ahmed Efendi 186B'de Selinik'te çok yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya
gelmiştir. Okumaya merakı olmadığı için ailesi onu dayısının beı:ber diiklcinıoa çırak ola.tak verdi.
• • • • • ŞEYH SADEDDİN SIRRİ cr-RİFAİ -ARı"IAGAN KİTABI
Gerçi Udt Ah11Jed'i11 çok miinekkidi var; telif-i asarda bi!Jiik bir dehası var; mh-niivaZ:
Fakat eserleıilıdeki nağamat biıibüinin qym vrya 111iişabihi olduğmıdan Dede Eftndi ve Hacı
Arij
Bi!)•ler arasma giremeZ: Oıta halli. [44•] Ş~h ise bu tenkidfeıi yap1111/amı Ahmed ·derecesine varamqyacaklamıı zjkr edtJıoı: AhJ1Jed nihqyet b11 1JJuhtli11 medôr-ı iftiharı bir 11stad11: Eserleri sehi-i 11ıii11ıtenidir.)Bir Muharrem ayı idi. Küçük bir mersiye yazdım; bir de uhuvvet mekruhu.
Udu, Sela.nik'e Üdi Ahmed Efendi'ye gönderdim. Mersiyeyi bestelemesini ve yine notasıyla beraberinde göndermesini rica ettim ve bu mersiye Tekke'de ihvan tarafından daima okunacağı cihetle bir yadigir-ı · hayati olacağını da ilaveten söyledim. Mersiye budur:
Mah-ı 11ıôte111 geldi ya11sm aşıkön kan ağlasm Eşk ile saçsın de1J1ôdem dtde kan kan ağlasm
Dil harab-abôda doiısiin 11ıôte11Jinle ya Hiüryi11
Silıede dağlar açılsm cism ii can kan ağla.n11
(Mers!Jıe bir hafta so11ra 11otasıylagelfyor. Ş~h çok./ı.eğenfyor.)
Bir mülakatımızda Ahmed Efendi'ye sordum:
-Mevlevi tekkeleri gibi bizim de tekkelerin ayinlerine çalgı giremez mi?
-Çalgılarıruz var ya,. dedi. Defler, kudümler, ziller.
Bu sebeple ol..-ula gitmedi ve ol..-uma-yazma öğrenmedi. Küçµk yaşlanndaıi itibaren musiki öğrenme büyük bir hevesi vardı. Berber dükkanında çıraklık yaparken duyup öğrendiği şarla ve g"a2clleri kendi kendine söyler, sesinin güzelliği çevresinin dikkatini çekerdi Ça4şağı dükkanın müşterilerinden Refik Karasu, onun yeteneğin fark ederek musiki dersleri vermeye başlamış;
matbaacı Ferif Efendi'deo ud dersleri aioıışar. Halepli Şanıl'dan aldığı nota derslerinde ise muvaffak olamacruşar. Sel:inik Mevlevih:inesi'ne devam edecek, döo~min şeyhinin derslerinden istifade etmiş; burada hem fasıl geçmiş, hem de musikinin pmik ku.rallanru öğrenmeye çalışmıştır.
Güçlü bir lıifızaya sahip olan Ahmed Efendi, her eseri kolayca öğrenir, öğrendiğİ!li kolay kolay unnırnazclı. Musikide ve ud çalmada hayli ilerledib.1:en sonca berberliği bırakmış ve bir saz takımı 1..-urarak serbest çalışmaya başlamışnr. Bir ara İstanbul ve Edirne'yc giderek o dönemin tanı.nm.ış piyasa sanatlci.tları ile tanışa. Tanınmış ailelerin evinde fü:el dersler vermiş; şöhreti o muhitte yayılmışa. Bu durum sanatkiı: arkadaşları arasında kıskançlığa sebep oldu. 31 Mart vakasından sonca Sel:inik'e dönen Ahmed Efendi, ''İşgal" yıllannda tekrar İzmir'e gelerek burada on yıl kadar kaldı. İzrnir'in tanınmış müsikişinaslarıodan Rakım Ell-utlu, Bülbüli Silih Efendi, Kanwıi Fethi ve Fuad Baba ile yakın aı:kadaşlıklaa oldu. Sesinin tiz ve pest perdelere hakimiyeti, rahatlık ve tatlılığı zamanında çok takdir görmüştü. Bu sebeple geçimini sağlamak için bu iki özelliğinden
·yararlanarak udilik ve hanendelik yapa .. ''Bestekıirlık ban.a dad-ı Hak'nr" diyen Ahmed Efendi, alo yilı'e yakın eser bestelemiştir. Nota bilmediği için şarkılacın.uı çoğu Osman Kaylan ve Tahsin Baysal tarafından notaya almışnr. Son devrin en velüd bestelcitlanndao, ı:ind meşrep Sel:inikll Ahmed'in şöhretindeki en 1..-uvvecli aıniJin, bestelediği şarkılarla her türlü tekellüf ve tasaonudan kaçınarak yeni bir uslüb, bir eda yaratması ve bu su.retle halkın zevk ve duygusuna hitap etmenin sı.mna erdiği söylenir. 4 Aralık 1927 tarihinde vefat Üdi Ahmed Efendi'nin kabri Bülbülderesi Mezarlığı'ndad.ır. Bk.: http:/ /www.eksd.org.tc/bestecilcrirniz/selanikli_ahmed.:_efendi.php. (ed.n.)
ÜSKÜPTEN MANİSA'YA ŞEYH SADEDDİN SIRRİ'NİN HkTIRATI /Mehmet AKKUŞ
-Hayır, ud, keman, kanun gibi şeyler!
-Giremez.
-Niçin?
-Tarik-ı sfıfıyye desti.nizde onun için.
Güldük.
Hissi ve Zevki Fenler
Hissi ve zevki fen üçtür. Şiir, musiki, resim. Maatte~ssüf filem-i İslam'da nasılsa bir yanlışlık neticesi olmak üzere şiir mezmı'.lm, musiki ile resim haram
addedilmiştir. Bu memnfüyet mevcut olmakla beraber ulema-yı mütekaddime ve müteahhiresi her üçüyle de uğraşmaktan bili kalmamışlardır. Fakat şu kadar var ki ulema-yı mutaassıp değil. Ezcümle ulemadan F3.ı;abi, kanunun mucididir.
Hazret-i Aişe'nin resmi, Cebrail vasıtasıyla Peygamberimize cennetten
gönderildiği ve onunla izdivacı emr eylediği, menalob-ı diniyyemiz arasında
mütevatirdir. Şiire gelince; bütün fuzala-yı İslam onun meftfınudur. Hatta Hazret-i Muhammed'in mu'cize-i bi'setleri beligattir.
Bu üç fenn-i refün neden kerahate uğradığı hakkında tetkikat yürütmek burada mevzı'.lmuzla temas etmediğinden söylenebilecek sözleri başka bir sayfaya terk ederiz. Yalnız devr-i İslamiyette [44b] bu fennin geçirdiği istihfileleri burada bu sayfaya muhtasaran kayd etmek isteriz.
Şiir
Araplardan başladı. Zaten dinin de menşei orası. İslamiyet'ten mukaddem de her dinde, her millette şiir mevcut idi. Fakat İslamiyet'le hadd-i kemfile vardı.
Araplai:ın vüs'at-ı lisaruyyesi buna ço);: J'ardım etmiştir. O lisandaki nezahet-i ifade başka bir lisan ile kabil-i ifa olamayacağı bedihi bir hakikattir. İslamiyet Acemistan'a sirayet etti. Acemler kendi edebiyatlarını Arabi edebiyat ile meze ederek milliyetlerine göı::e bir edebiyat-ı İslamiyye ihdas ettiler. Bu da çok rengin oldu. Yalnız Acemler, bu ıslahatta ma'lı'.lm olan mahfıd mübfilağakarlıklaruıı terk etmediler.
İslamiyet Türkler'e geldi. Türkler, lisan itibanyla pek fakir idiler, safi bir Türkçe ile bidayeten şiir namına söylenen şeylerin hiç bir değeri yoktur.
İşte niımı'.lne:
Ôkiiz!in b<!)l/lllZf/1111 eğıi kıla11 Allah Eşeğıiı kı!Jnığı11111 doğm kı/a1/A//ah
• • • • ŞEYH SADEDDİN SIRRİ er-RİFAİ -ARMAGAN KİTABI
Bir zaman sonra Türkler terakki ettiler. Merkeziyet-i diniyye Araplar'dan Türkler'e intilcil etti ve Türklük, Osmanlılığa inkılab etti. Bittabi bu meyanda lisan da teralili:i ediyordu. Nihayet Türk lisfuıı, Osmanlı lisfuıı oldu.
Osmanlı lisaru, din-i İslfun'ı kabul eden bütün milletlerin elsine-i milliyelerinden karıştırılmış bir halita-i müterekkebe olarak tertip edildiğinden
umfun müslümanlarca resmi lisan tanındı. Bu istihaleler ortaya bir Edebiyat-1 Osmaniye doğurdu. Artık Türk lisaru kendi sadeliğinden çıkmış, Arabi ve Ffu:isi
lügatlarının yardımıyla Osmanlı lisaru zengin bir lisan idi.
Vezne Araplar'ın arılzu, kafiyeye Acemler'in ahengi alınarak, fesiliat-1 kelimiyyede her ilcisi kabul edildi. Yavaş yavaş iş bir dereceye geldi ki kırk satırlık bir ibarede kırk kelime Türkçe bulunamıyordu. İki satırlık bir yazı ile ifade edilebilecek bir mefil, her halde yirmi satırlık yazıya iblağ edilmek bir mecbılriyet-i inşfilye hükmüne girmişti. Açık, dürüst yazmak ayıp sayılıyordu.
İnşa ciheti böyle na~mütenahl bir mübfilağakarlık içinde iğlllita boğulduğu sıralarda şiir, vezin ve kafiye sayesinde bir dereceye kadar bu tatvilit-1 ma- layaniden hali kaldıysa ı.la onı.la da [454] ıslfilı-perdazlık, asıl şiirio uia-bihi'l-esası
olan hikmet ve zevk-i bedüyye galebe çalıyordu.
Bu mübfilağakfu:lıklar Araplar'dan gelmiş değildir. Bunlar Araplar\n tumturak-1 elfiz denil::n belağat-1 lafziyelerinden arama birer tarz-1 gayr-1 ma'kıll
idi. Türkçe bilen her insan, Osmanlı lisfuıını yazmak değil, yalnız anlayabilmek için Türkçe'den başka bir tahsile muhtaç idi. ~ütün Arabi ve Ffu:isi kavaidi, lügatları bilmeli idi. Sonra bir başka moda çıktı. Arap).ı.laşmak sevdası. Y alruz bir lis:inla tekellüm eden Fransız milletinin edebiyatındaki sadelik yeni asır gençlerini celbe ve teshir etmeye başladı. Buna rağbet gündeıi güne arttı.
Osmanlıca tekrar Türkçe'ye tahvil edilme:k fikirleri uyandı. İmkan derecesinde
me'nı1s olmayan Arabi, Ffu:isi kelimeler atılmaya başlandı. Hatta bir aralık safi Türkçe yazmak tecrübeleri başladı. O vakit bir şairimiz böyle demişti:
Soğan bizjJJJ soğan iken T11tar b1111a basa/ derler
Bırakır ş11 tatlı balı da
Dôiıer ona asel derler
Bu moda, bittabi Şinasi' den. başlamıştır. O devrin üdeba ve şuarası hakikaten iyi bir çığır açtılar. Namık Kemal, Ziya Paşa, Naci ve saire ortadan bu
manasızlıkları kaldırarak en selim bir üslup vazettiler.
İnşayı pek sade, meramı en selis bir sfuette ifade edebilecek tarza döküp şiiri de layık olduğu şive-i hikmet-nisara uydurdular. Türkler, edebiyatı bir parça
ÜSKÜP'TEN MANİSA 'YA ŞEYH SADEDDİN SIRRİ'NİN HA°fIRATI /Mehmet AKKUŞ • • • • •
anlar gibi oldular. Avam yazılan eserlerden bi-hakkın istifade ediyordu.
Musiki, şiirlerle beraber yürümüştür. Fakat musikinin Osmanlıcası
fi.lan
olmarrııştır. Türk uleması, ehl-i Arab'ın esatine-i kaclimesi tarafından yazılan
edvadao ıslah ede ede nazariyat kısmıru bir dereceye kadar, fakat tatbikat
kısmıru pek fili bir dereceye isfil etmişlerdir. Osmanlı lisanının tasfiyesi devrinde
nasıl ki en mfüena bir üslup vazedildiyse mlisikiye de en güzel bir (45b] tavır
verildi. Dedeler, Hacı
Arif
Beyler, hatta Kemanl Tatyoslar ve saire o zamanın en namdar üscidlarıdır.Resim
Hiç estetiğini bozmamıştır. O, bir mecra-yı salimde yürüyerek her zaman en iyi en canlı eserler en ziyade rağbete mazhar olmuştur. Hiçbir vakit azmamış,
daima tekemmülünde devam etmiştir. Bugün de bö.yle gidiyor.
Bilahare şiirler musikide bir nev (nev-zuhfuizmlik) meydan aldı. Dekadan43o dediler, sembolizm dediler, bilmem daha neler uydurdular. Velhasıl Türkçe'ye Arabi, Farisi kelimeler yerine bir sürü Fransız lügatları geçti. Fakat Arabi, Farisi kelimelerin bakıyyetü's-süyı1fu kaldı. Llsinırnız dört lisandan mürekkep bir halita-i haltiyyat oldu.
Hiç düşünmeden yazmak usfilü, lisinımızın en büyük bir meziyeti
addedildiği gibi bütün bir kitabı bestelemek gibi musiki divanelikleri baş
gösterdi. Artık Fransız şiirleri taklit ediliyordu. Fakat fena bir taklit, çılgınca bir hareket. Sarı rüya, yeşil hülya! Daha bilmem ne gibi manasız kelimeler, sanat icad yerine · geçti. Ediblik, bi-edebliğe kadar vardı. Şairlik, serserilik oldu.
Musikide eskiden tertip edilen fas~a bedel fasallıklar meydan aldı. Sade yaz, sade bağır! Nereye çıkarsa çıksın düşiin.ı:İleye, okumaya vakit mi var, ömr-i beşer
buna müsait mi? Yaz, bağır, eserlerin gazetelere dolsun, notalara doldurulsun.
Al sana; malcilenin üst başında bir resim! Üdeba-yı cedidemizden bir beyefendi. Bir buna bak, bir de makalenin alt tarafında M. Ş.'den ibaret olan imzaya bak! Orta yerini zinhar okumağa gelmez. O okunmak için yazılmamıştır.
Gazeteye inakale olarak geçmek için yazılmıştır. Acaba şu M. Ş. ne demektir?
430 Gerilemiş, çökmüş" anlamına gelen "dekadan" kelimesi, Fransa'da XIX. yüzyıl sonlarında edebiyann çök-üş dönemine rastladıklan için Baudelai.re ve onun izinden giden sembolist ş:l.irler için kullanılmışnr. Bizde de Ahmed Midhat Efendi, alışılmamış tabirler kullandıklan ve dili bozduklan için Edebiyat-• Cedide ,yazatlanna dekadan adını takmış ve kelime o dönemde bu anlamda yazı diline girmiştir. Bk. J.Vıbbea/h Liigah. [ed.n.]
• • • • ŞEYH SADEDDİN SIRRİ er-RİFAİ -ARMAGAN KİTABI
Ne olacak maymun, şebek kelimelerinin ilk harfleri! Zamanımızda bu serserizm zümresi arasında fazıl, muktedir, yazılan rUh-perver zevat da yok değil, var. Var fakat ender: Ekseriyet bunlarda. Şiirlerde vezin yok fakat kafiye de yok.
Notalaröa ruh yok [46•] fakat ahenk de yok. Zannolunmak mümkündür ki bugün bu hospalık da durmuştur. Görmekle mübfilll oluyoruz ki aklı başında, sözü yerinde muharrirler bestekarlar da bulunuyor.
Yazı olsun diye yazılan, nota olsun diye bestelenen eserlere bugünün gençleri metelik vermiyor; herkes mütfilaadan zevk-ı rUharu arıyor.
Sadeddin Sırtl İstanbul'da
(Nihqyet Ş~•h, Sup istflôsmda11 so11ra bir se11e so11ra çomklanm11 tahstli için on kişilik
bir aile ile kalkıp İsta11b11/'a hicret edryoı: -Aile reis~ bakıcısı sade o. Eniştesi Üskiip'te
kalmış.- Bahren İsta11b11l'a gidryor ve Ereı!ki!J'de Sahrôj1ı Cedfd'te Bağdat Caddesi iizpinde Şaşkm Bakkal'da Satı Bry'in kiişkİİ11ii t11lı!Joı: İbtidôf, kmdilen.11e yakm cami ya11mda.)
Bir sabah erkek kız beş tane yavruyu önüme kattını; mektebe yollandık.
Mektep kapısına varınca şaşaladım. Bu küçük bir kapıcık idi ve kııpali idi. Dakk-ı bab ettim. Sakallı bir herif çıkageldi.
-Burası mektep değil mi?
-Mekteptir.
-Niçin Kapalı?
-İçeride kız çocuklar da var da ondan.
-Girmek memnu mu? Evet.
-Tuhaf şey, ben mektep müdürünü .behemehal görmek isterim. Madem yanına girmek mümkün değil; lütfen kendisi buraya kadar teşrif etsin.
-Peki söyleyeyim.
İki dakika sonra, p!ş-i enzanmda cübbeli, kocaman sarıklı, büyük sakallı, ayağındıı. mest kundura, tıı.hmlrıen ellilik bir adam göründü.
-Hayır ola efendim?
Ne diyeceğimi şaşırdım.
-Hoca Efendi, dedim. Bir sürü taşralı muhacir Çocuklarımız var. Yeni geldik ve buraya yerleştik_ Bu yavrulaıi mektebe vermek istiyorum. Sebeb-i hicretimiz de yalnız bunların tahsili meselesidir. İşte işimiz bu. . ·
-A'la Efendim. Fakat peder efendi burada değil, henüz gelmedi. Biraz sonra gelirsiniz ve görüşürsünüz.
ÜSKÜP'1EN MANİSA 'YA ŞEYH SADEDDİN SIRRİ'NİN P .• krIRATI /Mehmet AKKUŞ • • • •
-Mektep müdürü pederiniz efendi mi efendim?
-Evet mübarek bir zattır. Hem tarikat-ı aliyyeye mensuptur. Kendisiyle
görüştüğünüz vakit memnı1n olacaksınız.
-Teşekkür ederim.
Hemen çocukları topladım, eve geldim. Bilıl-tevakkuf trene atlayarak Sirkeci'ye gittim. Maksadım mektepler hakkında biraz mfilılmat edinmek idi. O gün üsküp'te tanışnğım ve istanbul'da bildiğim birçok zevatla temas ettim.
Çocuklarımı hangi mektebe vereyim diye sordum. Aldığım cevaplar:
-Nerede oturuyorsunuz?
-Erenköy'de.
-Öyleyse orada ibti.dfil mektebi var.
-Evet vat atna; canım İstanbul'da en iyi ibtidfil gıektebi hangisidir?
-Hepsi iyidir.
En son tanıdığım elıl-i dil bir zat bana şöyle dedi:
-Aziz, İstanbul'da ibti.dfil mektebi atatna. Çocukların adamakıllı tahsil ve terbiyesini arzu ediyorsan bir ecnebi mektebine ver.
-Ne diyorsunuz? Biz lisan-ı milli ve clinimizi tahsil ettirmek için bu zavallı çocukları buraya sürükleyip getirdik. Ecnebi mektepler bizim memleketimizde Vat.
-Eh, gayrı buradan ötesini siz bilirsiniz.
Doğrusu o gece rahatça uyumak nasip olmadı. Ertesi sabah yine mektebe gittik. Çocukları beraber götürdük. Bu defa müdür-i muazzamı da mektepte
buld~. Bizi avluda dizilmiş birkaç sandalyede oturttular.
Mektep müdürü yetmiş beşi mütecaviz, ak ve uzun sakallı, şalvarlı, cübbeli bir adam idi. Oğlundan fazla olarak bunun başında keçe üzerine yeşil ve büyük bir sarık, elinde tesbih, ayağında da mest pabuç var idi.
Elini öpmek istedim. Estağfırullah deyip vermedi. Çok konuşmuyordu.
Eliyle tespihleri tahrik edip, ağzıyla bir şeyler okuyordu.
Hfilimizi ve işimizi anlatllm. Kolay, dedi. Karşısında duran oğluna: ''Bu küçük beyleri ve hanımları al, içeriye götür" diye emir verdi.
-Azizim, dedim. Galiba Nakşıbencu erenlerindensiniz?
Gülümseyerek,
-Eyvallah! Min gayri haddin.
• • • • ŞEYH SADEDDİN SIRRi er-RiFAi -ARMA~AN KİTABI
-Mektebiniz resmi mi, yoksa hususi mi?
-Ne demek?
-Yaqi şu demek ki, ücretli mi diye sormak istiyorum.
-Hay hay! Fakat sizden o kadar çok ücret almayız. Daha dervişane anlaşırız.
-Teşekkür ederim. Fakat biz ücretin azlığına değil, çocukların [47•]
mükemmel tahsil ve terbiyelerine bakıyoruz.
-İnşallah feyz bulurlar.
-İnşall:1h duanız berelcitıyla. Ancak şunu rica ederim ki, müsaadeniz olursa
sırufları, talebenin tarz-ı tahsilini bir kere göreyim.
-Hacet yok Efendim! Bu mektep gayet namuslu bir mekteptir, emin bir yerdir. Hiç merak etmeyiniz.
-O cihet başka. Ben derslerdeki ~tizama bakmak isterim.
-Olur. Mektebimize kimseyi sokmuyoruz, fakat zat-ı iliniz görebilirsiniz.
Bu müsfuıdeyi fırsat bilerek hemen dershiineye atladım. Bir koğuş; sınıflara
mahsüs odalar yok. Küçük bir müdür odası; kanepe, masa yok. Bir IJ!İnder, köşede bir rahle, üzerinde Kelam-ı Kadim. Talebe için koğuşta sıralar, fılaruaı:.
var. Dilierunadar kız erkek gelişi güzel oturmuşlar, Kur'an çalışıyorlar. Müdüre sordum:
-Başka muallimleriniz var mı?
-Hayır! MahdUın-ı dfilnizle biz idare ediyoruz.
-Allah sa'yinizi meşkfu etsin, himmetinizle bizim de şu ç9cuklar feyz bulurlar. Ücret hakkında emrinize intizar ~diyorum.
-Çocuklara söyleriz, akş~ size haber verirler.
-İyi iyi, müsaade Efendim. Gidiyorum.
-Şerefle.
Bilahare anladım ki, kibir çocukları ecnebi mekteplerine gidiyormuş. Burada Erenköyü'nün orta halli ve fakir çocukları okuyormuş. .
Altı ay kadar Erenköy'de durduk. Çocuklar da bu devre-i hayatlarını havaya sarf ettiler. O süfli mektebe·. gidip gelmeden başka bir şey kazanmadıl~.
Köşkümüzün sahibi maarif müfettiş-i meşhuru Arap Satı Bey idi. Vasi' bir bahçede iki köşk: Birinde kendisi oturuyordu, birinde biz.
Birkaç kere görüşmek istedim. Erken çıkıyor, geç geliyor. İşi çok, mülilita
ÜSKÜP'TEN MANİSA 'YA ŞEYH SADEDDİN SIRRİ'NİN HATIRA'TI / Mehmet AKKUŞ
vakti yok. Bir gece köşkün birkaç aylık kirasını vereceğim dedim ve mülilit talep ettim. Görüştük. Bizi yazı odasına kabul etti. Güzel bir kütüphanesi var idi. İki duvar, yerden tavana kadar muntazam dolaplar; dolapların içi kitap dolu ve mükemmel (47b] ciltlenmiş, sttalanmış, tanzim edilmiş idi. Mefruşat gayet sade ve müstamel.
San Bey, İstanbul'un en muktedir ve en şöhretli maarif memı'.\.ru. Kendisi muallimlikten yetişmiş. Birkaç havil söz teati ettik. Sonra da üç aylık kirayı
verdim. Kayınvalidesi namına bir makbuz yazıp verdi.
-Demek ki köşkler kayınvalide hanımın. Gülerek, evet dedi.
-
..-Fakat Beyefendi! Maarif hakkında bazı marı1zaom var; lütfen dinler misiniz?
-Biliyorum Efendim! Çalışıyoruz, gece gündüz işimiz bu; böyle kalmayacak, her şey yoluna girecektir.
-Yaa! İnşallah her şey olur. Ancak evlad-ı vatanın tahsili esasen ibtidfillerdedir. Gördüğüm mektepler hali bana yeis veriyor. Bunun hakkında ümid-bahş bir şey söyleyemez misiniz?
-Şeyh Efendi! Bir here ü mercdir gidiyor. Benden fazla söz aramayınız.
(Altı qydır Ermkf!yii'11de oitm!Jor, İstanb11/'11n doy!llazyedi başlı bir efder old11ğ111111, parasını çab11k bitireceğini aıılryor, henışfresıjle Kadıki!Jii'nde bir ev t11tlfp kendisi de
çol11ğ111111 çoC11ğ111111 toplt!Jor, Manisa )a gidfyor.) Sadeddin Sırrl'nin Manisa Günleri
İstanbul' dan nefret etmiştim. Tanıdıklarım çok iltifat ediyor, fakat ayrıldık mı hemen unutuyordu. Kimse hfilimi somiadı; tanımadıklarımdan da bir selam, bir merhabaya nail olmak şerefine mazhar olamadım.
Manisa öyle değil, fukara harcı bir yer. Üsküp'ün Gazi Baba Alo gibi bir yerde bir ev tuttuk. O gece yerleştik.'Ert~si gün bütün komşular geçti, hfil haOr sordu. Komşularımız gayet fa)rir kimseler idi. Fakat bir şeye ihtiyacımız olup
olmadığını soruyorlardı. Sahanı yok ise bir çanak ile bir ağaç kaşıkla muavenet etmek için, hele işimize yardım etmek için koşuyorlardı.
Ara sıra bizde yemek görünce arok köle oldular. Senede bir defa evlerinde et
görmüyorlardı. Hele sade yağlı belki de ömürlerinde görmemişlerdi.
Zeytinyağıyla bakla yiyorlardı. Fasulyeyi hiç sevmiyorlardı, yaz sebzesi; en çok kereviz otlarının suda kaynamış çorb_ası ile idare oluyorlardı.
(48•] Nasihat!
Hicret etmeyiniz, ederseniz büyük şehirlere gitmeyiniz. Vatanınız olan kasabaya mümasil bir yer arayınız. Benden nasihat.