• Sonuç bulunamadı

BİR ÜNİVERSİTE HASTANESİ HEMŞİRELERİNDE BEL AĞRISI SIKLIĞI FONKSİYONEL YETERSİZLİK DÜZEYİ VE İLİŞKİLİ ETMENLER

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "BİR ÜNİVERSİTE HASTANESİ HEMŞİRELERİNDE BEL AĞRISI SIKLIĞI FONKSİYONEL YETERSİZLİK DÜZEYİ VE İLİŞKİLİ ETMENLER"

Copied!
156
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

1

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

BİR ÜNİVERSİTE HASTANESİ HEMŞİRELERİNDE BEL AĞRISI SIKLIĞI

FONKSİYONEL YETERSİZLİK DÜZEYİ VE İLİŞKİLİ ETMENLER

Zehra ÜSTÜN

HALK SAĞLIĞI ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ

DANIŞMAN

Doç. Dr. M. Esin OCAKTAN

2014 - ANKARA

(2)

2 TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

BİR ÜNİVERSİTE HASTANESİ HEMŞİRELERİNDE BEL AĞRISI SIKLIĞI

FONKSİYONEL YETERSİZLİK DÜZEYİ VE İLİŞKİLİ ETMENLER

Zehra ÜSTÜN

HALK SAĞLIĞI ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ

DANIŞMAN

Doç. Dr. M. Esin OCAKTAN

2014 – ANKARA

(3)

i

KABUL ONAY SAYFASI

(4)

ii

İÇİNDEKİLER

KABUL ONAY SAYFASI i

İÇİNDEKİLER ii

ÖNSÖZ v

SİMGELER VE KISALTMALAR vii

ÇİZELGELER viii

ŞEKİL xii

1. GİRİŞ 1

1.1.Konunun Tanımı ve Önemi 1

1.2. Çalışma Yaşamı ve İşin Sağlıkla İlişkisi 6

1.3. İş Sağlığı ve Güvenliği 8

1.4. Çalışma Yaşamındaki Meslek Hastalıkları ve İş Kazaları 10

1.4.1. Meslek Hastalıkları Tanımı ve Özellikleri 10

1.4.2. İş İle İlgili Hastalıklar Tanımı ve Özellikleri 12

1.4.3. İş Kazaları Tanımı ve Özellikleri 13

1.5. Meslek Hastalıkları Türleri 14

1.6. Mesleki Kas İskelet Sistemi Hastalıkları 16

1.6.1. Üst ekstremite hastalıkları (boyun, omuz, dirsek, el ve el bileği vb.) 18

1.6.1.1. Karpal tünel sendromu: 18

1.6.1.2. De Quervain Hastalığı: 18

1.6.1.3. Tetik parmak (trigger finger): 18

1.6.1.4. Tenosinovit: 19

1.6.1.5. Reynaud sendromu: 19

1.6.1.6. Lateral epikondilit: 19

1.6.2. Bel hastalıkları 19

1.6.2.1. Omurganın Yapısı ve İşlevleri 19

1.6.2.2. Bel Ağrısının Nedenleri 20

1.6.2.3. Bel Ağrısının Diğer Nedenleri 21

1.6.2.4. Bel Ağrısında Risk Etmenleri 22

(5)

iii

1.6.2.5. Bel Ağrısında Tanı ve Tedavi 22

1.6.2.5.1. Tanı 24

1.6.2.5.2. Tedavi 25

1.6.2.5.3. Belin Korunması ve Egzersiz 27

1.7. Sağlık Çalışanlarının Sağlığı 30

2. GEREÇ VE YÖNTEM 37

2.1. Araştırmanın Tipi 37

2.2. Araştırmanın Yeri 37

2.3. Araştırmanın Evreni ve Örneklemi 37

2.4. Araştırma Dışında Bırakılma Kriterleri 39

2.5. Araştırmanın Hipotezleri 40

2.6. Araştırmanın Değişkenleri 42

2.6.1. Bağımlı Değişkenler 42

2.6.2. Bağımsız Değişkenler 42

2.7. Veri Toplama Araçları 43

2.7.1. Araştırmacılar Tarafından Oluşturulan Anket Formu 43

2.7.2. Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği 44

2.8. İzinler ve Etik Konular 45

2.9. Verilerin Analizi 45

2.10. Araştırmaya İlişkin Zaman Çizelgesi 46

3. BULGULAR 47

3.1. Araştırma Grubunun Bazı Tanımlayıcı Özellikleri 47 3.2. Araştırma Grubunun Yaşam Boyu Bel Ağrısı ve Mevcut Bel Ağrısına İlişkin

Verileri 62

3.3. Araştırma Grubunda Mevcut Bel Ağrısı Olanların Oswestry Bel Ağrısı

Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Bağımsız Değişkenler ile Karşılaştırılması 84 3.4. Araştırma Grubunun Lojistik Regresyon Analizi Sonuçları 91

4. TARTIŞMA 94

5. SONUÇ VE ÖNERİLER 113

ÖZET 117

SUMMARY 120

(6)

iv

KAYNAKLAR 123

EKLER 128

ÖZGEÇMİŞ 138

BAŞHEKİMLİK ONAY VE İZİN YAZILARI 140

(7)

v

ÖNSÖZ

Sağlık çalışanları üzerinde kas iskelet sistemi hastalıkları ve bel ağrısı ile ilgili çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Ancak birçok hastanede bu sorun devam etmekte, bel ağrısı hemşirelerin sağlığını etkilemekte, fonksiyonel yetersizliğe ve yeti yitimine neden olmakta ve önemini korumaktadır.

Hemşirelerde yaygın olarak görülen mesleki bel ağrıları önemli bir sağlık sorunudur. Yapılan çalışmalarda bu meslek grubunda çalışanlarda mesleki bel ağrısının, diğer ağır fiziksel iş koşullarında çalışanlara oranla daha fazla ortaya çıktığı bildirilmiştir. Literatürde hemşirelerin en fazla bel ve alt ekstremite ağrıları gibi kas iskelet sistemi ağrılarından şikayet ettikleri bildirilmiştir. Bu nedenle çalışmanın Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin tüm birimlerinde çalışan hemşirelerde uygulanmasına karar verilmiştir.

Çalışma koşulları nedeniyle yaygın olarak görülen ve kas iskelet sistemi hastalıklarını da içeren hastalıklar ve kazalar yönünden risk altında olan hemşirelerde genellikle bu hastalıklar ve kazalar açısından fonksiyonel yetersizlik ve yeti yitimi gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Bu doğrultuda araştırmamızda sağlık çalışanları içinde en çok etkilenen gruplardan olan hemşirelerde bel ağrısı sıklığını, fonksiyonel yetersizlik düzeyini ve ilişkili etmenleri değerlendirmek amaçlanmıştır.

Tez çalışmama vermiş olduğu katkı ve desteklerinden dolayı tez danışmanım Doç. Dr. Mine Esin OCAKTAN’a, ayrıca öğrenimim süresince bilgi ve görüşleri ile bana yol gösteren Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyelerine sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

Tez çalışmamın istatistik aşamasında göstermiş olduğu ilgi ve vermiş olduğu desteklerinden dolayı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik Anabilim Dalı’nda görev yapan Zeynep Bıyıklı GENÇTÜRK ’e (İstatistikçi) teşekkür ederim.

Son olarak maddi ve manevi tüm desteklerini benden esirgemeyen, varlıkları ile bana güç veren aileme, özellikle annem Zeliha ve babam Şerafettin’e ve

(8)

vi kardeşlerime, her zaman olduğu gibi bu süreçte de yanımda olan eşim Haluk’a ve biricik oğlum Yiğit’e, ayrıca mesai arkadaşlarıma tüm kalbimle teşekkür ederim.

(9)

vii

SİMGELER VE KISALTMALAR

BKİ Beden Kitle İndeksi

BT Bilgisayarlı Tomografi

ÇSGB Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

ICN İnternational Council of Nurses (Uluslararası Hemşireler Birliği)

ILO International Labour Organization (Uluslararası Çalışma Örgütü) MKİH Mesleki Kas –İskelet Sistemi Hastalıkları

MR Manyetik Rezonans görüntüleme

OBAÖ Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği

WHO World Health Organization (Dünya Sağlık Örgütü)

(10)

viii

ÇİZELGELER

Çizelge 1.1. Yıllara Göre E Grubunda Yer Alan Meslek Hastalıkları Listesi

(2009-2012) 16

Çizelge 1.2. Bel Ağrısına Neden Olan Risk Etmenleri 22 Çizelge 2.1. Çeşitli Çalışmalarda Saptanan Bel Ağrısı Sıklığına Göre Hesaplanan

Örneklem Hacimleri 38

Çizelge 2.2. Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği Puan Hesaplaması 44 Çizelge 3.1. Araştırma Grubunun Sosyodemografik Özelliklere Göre Dağılımı 47 Çizelge 3.2. Araştırma Grubunun Sağlık Durumu Özelliklerine Göre Dağılımı 49 Çizelge 3.3. Araştırma Grubunun Çalışma Koşullarına Ait Özelliklere

Göre Dağılımı 51

Çizelge 3.4. Araştırma Grubunun Son Bir Yıl İçinde Bel Ağrısı Dışında Ağrı

Yaşama Durumu 52

Çizelge 3.5. Araştırma Grubunun Son Bir Yıl İçinde Bel Ağrısı Dışında Ağrı Sonucu

Tanı Alma Durumu 53

Çizelge 3.6. Araştırma Grubunun Son Bir Yıl İçinde Bel Ağrısı Dışında Ağrı

Varlığının Çalışma Performansına Etkisi 53

Çizelge 3.7. Araştırma Grubunun Yaşam Boyu Bel Ağrısı Durumu 53 Çizelge 3.8. Araştırma Grubunun Yaşam Boyu Bel Ağrısı Sırasındaki Bazı

Özellikleri 54

(11)

ix Çizelge 3.9. Araştırma Grubunda Yaşam Boyu Bel Ağrısı Olanlarda Bel Ağrısı İle

İlgili Bazı Özellikleri 55

Çizelge 3.10. Araştırma Grubunun Yaşam Boyu Bel Ağrısı İçin Kullandıkları 56

Çözüm ve Müdahale Uygulamaları 57

Çizelge 3.11. Araştırma Grubunun Yaşam Boyu Bel Ağrısından Korunma Bilgileri Çizelge 3.12. Araştırma Grubunun Ailelerinde Bel Ağrısı Öyküsü 57 Çizelge 3.13. Araştırma Grubunun Çalışırken Belini İncitme Durumları 57 Çizelge 3.14. Araştırma Grubunun Araba Kullanma Özellikleri 58 Çizelge 3.15. Araştırma Grubundaki Hemşirelerin Hasta Bakım Uygulamaları

ile İlgili Özellikleri 59

Çizelge 3.16. Araştırma Grubunun Beden Mekanikleri ile İlgili Sık Kullandıkları

Pozisyonlar 60

Çizelge 3.17. Araştırma Grubunun Mevcut Bel Ağrısı Durumuna Göre Dağılımı 61 Çizelge 3.18. Araştırma Grubunda Mevcut Bel Ağrısı Olanların Oswestry Bel Ağrısı

Ölçeğinden Aldıkları Puanlara Göre Dağılımı 62

Çizelge 3.19. Araştırma Grubunda Yaşam Boyu Bel Ağrısının Bazı

Sosyodemografik Özelliklerine Göre Dağılımı 64

Çizelge 3.20. Araştırma Grubunda Mevcut Bel Ağrısının Bazı Sosyodemografik

Özelliklerine Göre Dağılımı 65

Çizelge 3.21. Araştırma Grubunda Yaşam Boyu Bel Ağrısının Sağlık Durumu

Özelliklerine Göre Dağılımı 68

(12)

x Çizelge 3.22. Araştırma Grubunda Mevcut Bel Ağrısının Sağlık Durumu

Özelliklerine Göre Dağılımı 70

Çizelge 3.23. Araştırma Grubunda Yaşam Boyu Bel Ağrısının

Çalıştıkları Birimdeki Görevlerine Göre Dağılımı 73

Çizelge 3.24. Araştırma Grubunda Mevcut Bel Ağrısının Çalıştıkları Birimdeki

Görevlerine Göre Dağılımı 76

Çizelge 3.25. Araştırma Grubunda Yaşam Boyu Bel Ağrısının Bel Ağrısı

Dışındaki Ağrı Varlığının Çalışma Performansını Etkilemesine Göre Dağılımı 77 Çizelge 3.26. Araştırma Grubunda Mevcut Bel Ağrısının Bel Ağrısı Dışındaki Ağrı Varlığının Çalışma Performansını Etkilemesine Göre Dağılımı 78 Çizelge 3.27. Araştırma Grubunda Yaşam Boyu Bel Ağrısının Ailede Bel

Ağrısı Öyküsü ve Çalışırken Belini İncitme Durumuna Göre Dağılımı 79 Çizelge 3.28. Araştırma Grubunda Mevcut Bel Ağrısının Ailede Bel Ağrısı

Öyküsü ve Çalışırken Belini İncitme Durumuna Göre Dağılımı 80 Çizelge 3.29. Araştırma Grubunda Yaşam Boyu Bel Ağrısının Araba Kullanma

Durumuna Göre Dağılımı 80

Çizelge 3.30. Araştırma Grubunda Mevcut Bel Ağrısının Araba Kullanma

Durumuna Göre Dağılımı 81

Çizelge 3.31. Araştırma Grubunda Yaşam Boyu Bel Ağrısının Son Bir Yıl İçinde Bel Ağrısı Dışında Kas İskelet Sistemine Ait Ağrısı Olma Durumuna

(13)

xi

Göre Dağılımı 82

Çizelge 3.32. Araştırma Grubunda Mevcut Bel Ağrısının Son Bir Yıl İçinde Bel Ağrısı Dışında Kas İskelet Sistemine Ait Ağrısı Olma Durumuna

Göre Dağılımı 83

Çizelge 3.33. Araştırma Grubunda Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği Puanlarının

Sosyodemografik Özelliklerine Göre Dağılımı 86

Çizelge 3.34. Araştırma Grubunda Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği Puanlarının

Sağlık Durumu Özelliklerine Göre Dağılımı 88

Çizelge 3.35. Araştırma Grubunda Oswestry Bel Ağrısı Ölçeği Puanlarının

Mesleki Özelliklerine Göre Dağılımı 90

Çizelge 3.36. Yaşam Boyu Bel Ağrısı İle Çeşitli Bağımsız Değişkenlerin İlişkisi

Yönünden Lojistik Regresyon Analizi Sonuçları 92

Çizelge 3.37. Mevcut Bel Ağrısı İle Çeşitli Bağımsız Değişkenlerin İlişkisi

Yönünden Lojistik Regresyon Analizi Sonuçları 93

(14)

xii

ŞEKİL

Şekil 3.1. Beden Mekanikleri İle İlgili Bazı İkili Pozisyonlar 60

(15)

1

1. GİRİŞ

1.1.Konunun Tanımı ve Önemi

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün yaptığı tanıma göre iş sağlığı, bütün mesleklerde çalışanların bedensel, ruhsal ve sosyal yönden iyilik hallerinin en üst düzeyde tutulması, sürdürülmesi ve geliştirilmesi çalışmalarıdır. İş sağlığı, işçilerin, eş ve çocuklarının iyilik hallerinin en üst düzeye çıkarılması, yaşam koşullarının iyileştirilmesi, yalnız çalışma çevresinde değil yaşam çevresinde de sağlık zararlarından korunmaları, yeteneklerine uygun işlerde çalışmaları ve her türlü stres etkilerinden olabildiğince korunarak, sağlıklı insanlarla, sağlıklı ve kaliteli bir üretim temin etmeleri demektir (Yardım ve ark., 2007). İş sağlığı ve güvenliği, ILO ve DSÖ tarafından çalışanların sağlıkla ilgili her türlü sorunları ile ilgilenen halk sağlığı dalı olarak da belirtilmektedir.

Çağdaş iş sağlığı ve güvenliği yaklaşımında çalışma ortamında tehlike kaynaklarının belirlenerek sağlık ve güvenlik açısından bir risk değerlendirmesinin yapılması, önleme ve koruma tedbirlerinin belirlenerek uygulanması ve çalışanların bilgilendirilmesi gerekmektedir (ÇSGB 1, 2011).

Sanayileşmekte olan toplumlarda, üretimin sürekliliğini sağlarken, üretimin temel unsuru olan çalışanların sağlığının korunması ve devamı konusunda gerekli önlemleri en başta almak zorundadır. Üretimin sürekliliğinin güvencesi de buradadır.

Çalışan insanın zamanının çoğunu iş yerinde geçirmesi, işin ve çalışma çevresinin neden olduğu birçok sağlık tehlikesinin bulunmasından dolayı iş sağlığı hizmetlerinin önemi daha da artar (Durgut, 1999).

İş sağlığı kavram olarak çalışanlar için çalışma şartları ile kullanılan araç ve gereçlerden doğabilecek tehlikelerin arındırılmasını ya da bu tehlikelerin en aza

(16)

2 indirildiği bir iş çevresinde huzurlu bir biçimde yaşayabilmesini ifade eder (Bilir, 2004, Akbulut, 1998).

İş güvenliği ise kavram olarak çalışanların işte karşılaştıkları tehlikelerin ortadan kaldırılması veya azaltılması için getirilmiş teknik kuralların bütününü anlatır. Bu konuda iş sağlığı, sağlıklı bir yaşam çevresi için gerekli sağlık kurallarını içerirken; iş güvenliği, daha çok işçinin yaşamına ve vücut güvenliğine yönelik tehlikelerin ortadan kaldırılmasını hedef alır (Cennet, 2000).

Çalışma ortamında iş sağlığı ve güvenliği bakımından önemli riskler taşıyan çalışma alanlarından biri olan sağlık hizmet alanında, özellikle de hastanelerde, değişik nitelikteki çalışma ortamı risk etmenleri bir arada bulunmaktadır (Atasoy ve Aksoy, 2008).

Sağlık alanı, bir hizmet üretim dalı, bir iş koludur ve her iş kolu gibi kendine özel riskler içermektedir. Risk altında çalışan personelin vereceği hizmet, o hizmeti alan kişileri de ilgilendirmekte, topluma sunulan sağlık hizmetlerinin niteliği, sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu çalışma ve yaşam koşulları ile yakından ilişkili bulunmaktadır (Saygun, 2012).

Topluma sağlık hizmeti sunmayı amaç edinmiş sağlık kuruluşları, iş kazaları ve meslek hastalıkları açısından en önemli çalışma alanlarındandır. Sağlık personeli mesleklerini uygularken, işe bağlı ve çalışma çevresinden kaynaklanan travmalar, fiziksel, kimyasal, biyolojik ve psikososyal etmenlerle karşılaşmaktadır. Bu zararlara bağlı olarak ortaya çıkan bazı sağlık yakınmalarına ve kazaların artmasına neden olmakta, iş verimini düşürmekte, kurumun ekonomik kaybına ve sağlık personelinin bakım verdiği kişilerin doğrudan risk altında kalmasına neden olmaktadır (Atasoy ve Aksoy, 2008). Bundan dolayı sağlıklı ve güvenli iş ortamı ve güvenli istihdam özellikle sağlık çalışanları açısından çok önemlidir (Parlar, 2008).

(17)

3 Sağlık iş kolunun temel hedefi olan sağlığın korunması, sürdürülmesi, yükseltilmesi, hastalıkların tedavisi ve rehabilitasyon hizmetlerinin yerine getirilebilmesi için öncelikle sağlık personelinin sağlığının korunması gereklidir (İlçe, 2007). Bunun için, sağlık çalışanlarının çalıştıkları ortamların ve çalışma koşullarının değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Öncelikle çalışma ortamlarında sağlığı bozan etmenlerin iyi bilinmesi, korunma önlemlerinin alınması ve bu etmenlere yönelik bilgilendirmenin yapılması gereklidir (Saygun, 2012).

Ülkemizde sağlık çalışanlarının çalışma ortamında karşılaştıkları riskler ve sağlık sonuçları ile ilgili sistematik bir bilgi toplama süreci bulunmamaktadır. Sağlık çalışanları karşılaştıkları iş sağlığı ve güvenliği sorunlarını, tıp alanındaki bilgi ve deneyimlerini kullanarak bireysel olarak çözmeye çalışmaktadır. Ortaya çıkan iş kazalarının ve meslek hastalıklarının izlenmesi ve nedenlerinin ortaya konması, çalışanın özlük hakları açısından önem taşımaktadır (Saygun, 2012).

Sağlık hizmetlerinin bel kemiğini oluşturan hemşireler, dünya uluslarının sağlığını geliştirecek bilgi birikimleri olan, eğitim ve deneyimleri nedeniyle hastalığın tedavisinde olduğu kadar, toplum sağlığının geliştirilmesinden ve meslek alanındaki gelişmelerden sorumlu olan kişilerdir. Toplum sağlığının daha iyiye götürülmesinde hayati rol oynayan hemşirelerin günümüzdeki durumları gözden geçirildiğinde, iş ortamlarında sağlıklarının gerektiği gibi korunmadığı söylenebilir (İncesesli, 2005).

Hemşirelik, çalışma ortamından kaynaklanan pek çok olumsuz etmenin etkisiyle yoğun iş yüküne sahip stresli bir meslek olarak nitelenmektedir (Yılmaz ve Özkan, 2006). Bu nedenle hemşireler, çalışma koşullarındaki farklılıklar nedeniyle daha yoğun baskılar altında kalmakta ve iş ortamında büyük ölçüde stres yaşamakta, ayrıca fiziksel açıdan uygun olmayan koşullarda çalışarak kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına zemin hazırlamaktadırlar (Yılmaz ve Özkan, 2006). Bunun yanı sıra hemşirelik mesleğinin bir kadın mesleği olması, stresin boyutunu geliştirmekte ve iş yaşamından gelen zorluklara, ev yaşamından kadın ve anne rolünün getirdiği sorunlar ile toplumsal baskılar da eklenmektedir (Arcak ve Kasımoğlu, 2006).

(18)

4 İşe bağlı rahatsızlıkların en sık görüldüğü dokuz iş kolu içinde yedinci sırada hemşirelik ve hasta bakıcılık yer almaktadır (Dıraçoğlu, 2006).

ILO hemşirelerin çalışma ortamlarına ait başlıca stresörleri; denetçi ve yöneticilerle yaşanan çatışmalar, rol çatışması ve belirsizliği, aşırı iş yükü, hastaların sorunları nedeniyle yaşanan duygusal stres, hasta ve yakınları ile yaşanan çatışmalar, vardiya ile çalışma, fiziksel olan kötü iş koşulları olarak tanımlamaktadır (Yılmaz ve Özkan, 2006).

Çalışma yaşamının bireyi, bireyin de çalışma yaşamını etkilediği bir gerçektir.

Sağlığı koruma ve geliştirme ile ilgili önemli görev ve sorumlulukları olan hemşireler, hastalara daha yararlı olabilmek için öncelikle kendi sağlıklarını korumak ve geliştirmek zorundadırlar (Yılmaz ve Özkan, 2006).

İş aktiviteleri sırasında fiziksel ve psikososyal risklere maruz kalmaya bağlı olarak gelişen ağrı, hareket kısıtlanması ve sakatlanmalarla seyredebilen kas iskelet sistemi hastalıkları, çalışanların yaygın sağlık sorunudur (Özcan ve Kesiktaş, 2007).

İşe bağlı olarak geliştiklerinde Mesleki Kas İskelet Sistemi hastalıkları olarak (MKİH) kabul edilen bu hastalıkların oluşumunda; işyerinde tekrarlamalı ve zorlamalı hareketler, yoğun ve ağır fiziksel çalışma, sık öne eğilme, itme-çekme hareketleri, statik iş pozisyonları, ağırlık kaldırma, vücudun kötü pozisyonlarda kullanımı ve ergonomik yetersizlikler önemli rol oynar (Akay ve ark., 2003, Yılmaz ve Özkan, 2006, Baran, 2008).

Mesleki kas iskelet sistemi hastalıkları içinde en sık karşılaşılanı ve iş gücü kaybının en önde gelen nedeni bel ağrılarıdır. Bel ağrıları aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu olarak önem taşımaktadır (Altınel ve ark., 2007). Bel ağrısının etiyolojisinde fiziksel, psikososyal, ekonomik, sosyal ve kültürel pek çok risk etmeni üzerinde durulmaktadır (Arasan ve ark., 2009).

(19)

5 Bel ağrısı, birçok işyerinde ve birçok meslek grubunda en sık karşımıza çıkan kas iskelet sistemi hastalığıdır (Yılmaz ve ark., 2006). Doğumsal patolojilerden, maliniteler ve yansıyan ağrıya kadar etyoloji yelpazesi geniştir. Genel popülasyonda hekime başvurma ve işgücü kaybı açısından soğuk algınlığından sonra ikinci sırada yer almaktadır. Fiziksel ve psikolojik çalışma koşullarının bel ağrısı etyolojisinde önemli bir yeri vardır (Baran, 2008).

Kas iskelet sistemi hastalıkları arasında en çok görülen bel ağrısının gelişiminde ilk sırada kişilerin meslekleri etkili olmaktadır (Yılmaz ve Özkan, 2007).

Hemşirelerde başta bel ağrısı olmak üzere sırt, boyun, omuz ve eklem ağrıları gibi kas iskelet sistemi problemleri sık görülmektedir. Konu ile ilgili yapılan çeşitli çalışmalarda hemşirelerde bel ağrısı görülme sıklığının %40 ile %97,9 arasında değiştiği bildirilmektedir. Ağırlık taşıma, ağırlık kaldırma, sık aralarla eğilme ve dönme hareketleri gibi belde zorlanmaya neden olan fiziksel aktivitelerin, vücut mekaniğine uygun hareket etmemenin, uzun süre ayakta durma ya da oturmanın bel ağrısı ile ilişkili fiziksel risk faktörleri olduğu belirtilmektedir (Akıncı ve ark., 2014).

Fiziksel risk faktörleri yanında stres, pasif başa çıkma stratejilerini kullanma, yapılan işten memnun olmama, üstlerinden yeterince destek görmeme, çalışma ortamında gevşeme olanaklarının olmaması, işyerinde destekleyici ve teşvik edici bir kültürün olmaması gibi pskikososyal risk faktörlerinin de bel ağrısı ile ilişkili olduğu, ilave olarak fiziksel ve psikososyal risk faktörlerinin bir arada olmasının da bel ağrıları yönünden kısmen yüksek risk oluşturduğu bildirilmektedir. Yapılan çalışmalarda fiziksel ve psikososyal risk faktörleri dışında yaş, cinsiyet, boy, kilo, Beden Kitle İndeksi (BKİ), sigara içme, egzersiz yapma, medeni durum, eğitim durumu, çalışma suresi ve çalışma şekli gibi bireysel faktörlerin bel ağrıları ile ilgili diğer risk faktörleri arasında yer aldığı gösterilmektedir (Akıncı ve ark., 2014).

Hemşirelerin çalışma koşulları göz önüne alındığında çalışılan iş, vardiyalı çalışma, çok erken ya da çok geç iş başı yapma, çalışma alanı ve çalışma şekli gibi risk etmenleri, bel ağrısına yol açması bakımından önemli bir yere sahiptir. Ayrıca

(20)

6 ağır kaldırma, uygun olmayan pozisyonlarda veya ayakta uzun süreli durma, hatalı çalışma alışkanlıkları, hatalı oturma postürü ve uzun süreli çalışma da bel ağrısını tetikleyici en önemli risk etmenleri arasında sayılmaktadır. (Yılmaz ve Özkan, 2007).

Nitekim çeşitli çalışmalarda hemşirelerde bel ağrısı görülme sıklığının normal populasyon ve diğer meslek gruplarına göre daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur (Arasan ve ark., 2009). Bu riskler nedeniyle bel ağrısı hemşireler için sık karşılaşılan bir durumdur. Bu risklerin ve alınacak önlemlerin belirlenmesi, hem temel bir hak olan sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkının kullanılabilmesi, hem de hizmetlerin sürdürülmesi açısından önemlidir (Kabataş ve ark., 2012).

Hemşireliğin çoğunlukla kadınlar tarafından yapılan bir meslek olması ve kadınların hem iş yerinde hem de evde çalışmaları bel ağrılarının hemşirelerde daha sık görülme nedeni olabilir. Yapılan çalışmalarda da sağlık çalışanlarında görülen ağrının kadınlarda erkeklerden yaklaşık 2 kat daha fazla olduğu ve kadın hemşirelerde bel ağrısının diğer hemşirelere göre daha fazla görüldüğü ortaya konmuştur. Bel ağrılarının hemşirelerin aktivite düzeyini, kişilerarası ilişkilerini ve çalışmalarını aksattığı, uyku problemlerine neden olduğu ve hatta psikososyal problemlere de yol açtığı, bunun sonucunda da hemşirelerin yaşamlarını olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Hemşirelerde bel ağrısı sıklığı ve ilişkili faktörleri belirlemek bel ağrısını ortadan kaldırmak amacıyla planlanacak girişimleri belirleme açısından son derece önemlidir (Akıncı ve ark., 2014).

1.2. Çalışma Yaşamı ve İşin Sağlıkla İlişkisi

Çalışma yaşamı ile insan sağlığı arasındaki ilişkiler uzun yıllar yalnızca sanayi iş kollarında çalışanların sorunları olarak ele alınmıştır. Oysa her iş kolunun ve her üretim dalının meslek üyelerine getirdiği riskler vardır (İlçe, 2007).

İş sağlığında çağdaş yaklaşım bütün çalışanların sorunlarının kapsanmasıdır.

Geleneksel yaklaşımda ise iş sağlığı etkinlikleri olarak başlıca sanayi türü işlerde

(21)

7 çalışanların sağlık sorunları ile ilgilenilmiştir. Son zamanlarda özellikle gelişmiş ülkelerde hizmet sektöründeki hızlı gelişme, bu alanda çalışanların sorunlarının gündeme gelmesine yol açmıştır (Bilir, 2004).

Hizmet sektöründeki en eski alanlardan birisi sağlık hizmetleridir. Sağlık alanındaki teknolojik gelişmeler ve bu alandaki bilgilerin hızlı artışı, bir yandan sağlık sektöründe çalışanların sayısının artmasına yol açarken, diğer taraftan bu alanda çalışanların sağlık ve güvenlik konularının ilgi çekmesine neden olmuştur (Bilir, 2004).

Çağdaş iş sağlığı ve güvenliği yaklaşımında, çalışma ortamında tehlike kaynaklarının belirlenerek sağlık ve güvenlik açısından bir risk değerlendirmesinin yapılması, önleme ve koruma tedbirlerinin belirlenerek uygulanması ve çalışanların bilgilendirilmesi gerekmektedir (ÇSGB 1, 2011).

Çalışma ortamı, birey ve davranışları üzerinde etkili olan çalışma unsurlarının bütününü ifade etmektedir. Çalışma ortamı kavramı; fiziksel çevre, çalışma saatleri, iş sağlığı ve güvenliği, ücret gibi konuları ve çalışma koşulları kavramını da içine alan ancak farklı olarak profesyonel kimlik, anlamlı iş, karara katılma, özerklik, yöneticiler ve diğer meslektaşlarla ilişkiler, etkili liderlik, karşılıklı güven, profesyonel gelişim ve öğrenmenin teşvik edilmesi, fiziksel ve psikolojik güvenlik, etkili iletişim ve ekip çalışması gibi etmenleri barındıran bir kavramdır (Saygılı, 2008).

Çalışma çevresinin olumlu ya da olumsuz bütün değişkenlerinden doğrudan etkilenebilen çalışanlar için, çevrelerinden takdir ve saygınlık kazandıkları, birey olarak kendilerine ve kişisel gelişimlerine önem verildiğini hissettikleri, tatmin elde ettikleri, kısacası ‘mutlu’ oldukları işi yapıyor olmaları büyük önem taşımaktadır (Saygılı, 2008).

(22)

8 Çalışma hayatı; çalışanın bedensel, ruhsal ve sosyal iyilik düzeyini belirleyen en önemli etmendir. İş sağlığı ve güvenliği sürekli gelişen ve değişen dinamik yapısı ile gelişmekte olan ülkelerde olduğu kadar gelişmiş sanayi ülkelerinde de toplumun gündemindedir. İş kazaları ve meslek hastalıkları, çalışma hayatının iki önemli sorunudur. Her yıl azımsanmayacak sayıda çalışan çok rahatlıkla engellenebilecek ve hukuken de engellenmesi zorunlu olan iş kazaları ve meslek hastalıklarından yaşamını yitirmekte veya engelli hale gelmektedir. ILO sayılarına göre, dünya genelinde 2,2 milyonu ölümlü, 270 milyonu yaralanmalı iş kazası meydana geldiğini ve 160 milyon insanda meslek hastalığı saptandığı tahmin edilmektedir (Güven, 2012).

Türkiye’de ise 2012 SGK istatistiklerine göre iş yerlerindeki ölümlerin 744’ü iş kazası sonucu, 1’i de meslek hastalığı sonucu toplam 745 ölüm olduğu belirtilmektedir.

1.3. İş Sağlığı ve Güvenliği

Çalışma hayatı; çalışanın bedensel, ruhsal ve sosyal iyilik düzeyini belirleyen en önemli etmenlerdendir. İş sağlığı ve güvenliği sürekli gelişen ve değişen dinamik yapısı ile gelişmekte olan ülkelerde olduğu kadar gelişmiş sanayi ülkelerinde de toplumun gündemindedir (Yardım ve ark., 2007).

Çalışma ortamında çalışanların sağlığını olumsuz etkileyebilecek risk etmenlerinden çalışanları korumak, üretimin devamlılığını sağlamak ve verimliliği arttırmak için yapılan ve çok disiplinli olarak yürütülen çalışmaları ifade eden ‘iş sağlığı ve güvenliği’ kavramı, sanayinin ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak giderek önem kazanmaktadır (ÇSGB 1, 2011).

(23)

9 Bireyin çalışma hayatına atılmadan önce genel sağlık durumu, fiziksel ve psikolojik kapasitesinin tanımlanması, temel kayıtların tutulması ve testlerin yapılması, iş sağlığı ve güvenliği açısından vazgeçilmezdir (ÇSGB 1, 2011).

İnsan, hayatını devam ettirebilmek, çalışmak ve sosyo-kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yaptığı tüm eylemlerde bedenini rahatlık içinde kullanabilmelidir. Aksi takdirde, verimsiz bir iş ve/veya hizmet meydana gelecektir.

Bu durum zamanla, bedensel ve zihinsel stres olarak kendini gösterecek; eylemi gerçekleştiren bireyde kalıcı sağlık sorunları doğurabilecektir (İlçe, 2007).

Son yıllara kadar çalışan kişilerin sağlığında amaç, iş kazası ve meslek hastalığı geçirmemek, çalışırken yorgunluktan korunmak, erken yaşlanmamaktı.

Bugün, sanayileşmiş ülkelerde bu amaç çok daha ilerilere götürülmüş ve “yüksek nitelikte yaşam” denilen hayat düzeyi sağlamaya kadar uzamıştır. Böylece çalışan insanın “sağlıklı” veya daha doğru olarak “tam bir iyilik hali” içinde olmaları amaçlanmıştır (İncesesli, 2005).

İnsan için iş, kaçınılmaz bir zorunluluktur. Çünkü insan, yaşamı için gerekli olan her şeyi üretebilmek ve elde edebilmek için çalışmak zorundadır. Çalışmak ise yaşamın bir parçasıdır. Ancak bazen insanlar yaptıkları işten ve çalıştıkları ortamdan kaynaklanan sağlık sorunları ile karşılaşabilmektedirler. Oysa yaşamak nasıl bir insan hakkı ise, sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmak da bir insan hakkıdır. Bu doğrultuda, sağlıklı ve güvenli iş ortamı ve güvenli istihdam çalışanlar arasında çok önemlidir (Parlar, 2008).

İş sağlığı ve güvenliğinde sürekli iyileştirme ilke edinilmelidir. İş yerlerinde sağlık, çevre ve güvenlik performansının devamlı gelişimini amaçlayan projeler yaygınlaşmalı; iş sağlığı ve güvenliği konusunda işverenin, çalışanın ve hükümetin temel olarak sıfır risk, sıfır meslek hastalığı, sıfır iş kazası, tam güvenli bir iş ortamı hedefleri olmalıdır (Ulu ve Çakmak, 2009).

(24)

10 1.4. Çalışma Yaşamındaki Meslek Hastalıkları ve İş Kazaları

Çalışma ortamı, çalışanın sağlığını olumlu ya da olumsuz biçimde etkileyebilecek çok sayıda etmeni barındırır. Çalışma yaşamından kaynaklanan başlıca sağlık sorunları; meslek hastalıkları, iş ile ilgili hastalıklar ve iş kazaları olarak üç ana grupta incelenebilir (Saygun, 2012).

1.4.1. Meslek Hastalıkları Tanımı ve Özellikleri

Meslek hastalıkları, işyeri ortamında bulunan faktörlerin etkisi ile meydana gelen hastalıkların ortak adıdır. DSÖ ve ILO gibi uluslararası kaynaklarda meslek hastalıkları; zararlı bir etkenle bundan etkilenen insan vücudu arasında, çalışılan işe özgü bir neden-sonuç, etki-tepki ilişkisinin ortaya konabildiği hastalıklar grubu olarak tanımlanmaktadır (ÇSGB 1, 2011).

Meslek hastalıkları belirli mesleklere özgü hastalıklardır. Bu hastalıklarda yapılan iş ile hastalık arasında doğrudan nedensel bir ilişki söz konusudur. Bu ilişki öyle boyuttadır ki; kişi söz konusu işte çalışmıyor olsa bu hastalık meydana gelmeyecektir. Örnek olarak kurşun zehirlenmesi düşünüldüğünde, bu hastalık ancak kurşun kullanılan işlerde çalışan kimselerde meydana gelebilir. Benzeri şekilde pnömokonyoz da ancak tozlu ortamlarda çalışan kişilerde meydana gelebilir. Meslek nedeniyle kurşun etkilenmesi olmayan bir kişide kurşun zehirlenmesi görülmeyeceği gibi, tozlu yerlerde çalışmayanlarda da pnömokonyoz meydana gelemez (Bilir, 2004).

Meslek hastalığı ile çalışanın yaptığı iş arasında nedensellik bağı vardır.

Meslek hastalıklarının iş kazalarından farkı, hastalık etkeninin devamlı/tekrarlayan biçimde olması, hastalığın ilerleyici oluşu ve başlangıç tarihinin kesin olarak saptanamamasıdır. Örneğin bir patlama sonucu meydana gelen işitme bozuklukları

‘iş kazasıdır’. Ancak, yüksek şiddette gürültülü ortamda uzun süreli çalışmış bir işçinin işitme kaybı ise ‘meslek hastalığı’ olarak tanımlanmaktadır (Özdemir ve

(25)

11 Topçuoğlu, 2009). Aynı şekilde, uzun süre ayakta çalışma ya da ağırlı kaldırma gibi işlerde çalışanlarda uzun süre maruziyet sonucu oluşan bel ağrısı meslek hastalığı olarak düşünülebilir. Ancak herhangi bir çalışma alanında kayıp düşen ve belini inciten bir çalışan için bel ağrısı iş kazası olarak değerlendirilir.

Meslek hastalıkları çoğunlukla kronik seyirli hastalıklardır ve uzun süreli etkilenme sonucunda meydana gelir. Bu yüzden meslek hastalığının tanımında bazı mesleklerde çalışıyor olmanın yanı sıra, belirli bir iş yerinde uzunca bir süreden beri çalışıyor olma özelliği yer almalıdır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar (SS) ve Genel Sağlık Sigortası (GSS) Kanunu’nun 14üncü maddesinde “Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleridir” şeklinde tanımlanmaktadır (5510 sayılı SS ve GSS Kanunu). Tanımda meslek hastalığının meslekle ilişkisi net bir biçimde ortaya konmaktadır. Tanımdaki birinci önemli nokta maruziyet süresidir. Hastalığın oluşabilmesi için hangi hastalıkta ne kadar maruziyet süresi geçmesi gerektiği Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’nde belirtilmektedir. İkinci önemli nokta meslek hastalığının, işin niteliğine göre de farklılık göstermesidir. Yani değişik işlerde etkilenilen etmene bağlı olarak farklı meslek hastalıkları oluşabilmektedir. Tanımda son olarak da meslek hastalıklarının geçici ya da kalıcı olabileceği belirtilmekte ve bu hastalıkların sürekli olabileceğine dikkat çekilmektedir (Bilir, 2004). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği kanununa göre ise meslek hastalığı mesleki risklere maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalığı ifade etmektedir (6331 sayılı İş Sağlığı Güvenliği Kanunu).

Meslek hastalıklarının genel özellikleri kısaca şunlardır:

Kendine özgü bir klinik tablo, İyi belirlenmiş hastalık etkeni,

Hastalık etkeninin biyolojik ortamda bulunuşu, Hastalığın deneysel olarak oluşturulabilmesi,

(26)

12 Hastalığın o meslekte çalışanlarda insidansının yüksek olmasıdır (Özdemir ve Topçuoğlu, 2009).

Meslek hastalıkları etkenle çalışanın ilk temasından 1 hafta ile 30 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir (ÇSGB 1, 2011).

1.4.2. İş İle İlgili Hastalıklar Tanımı ve Özellikleri

DSÖ işle ilgili hastalıkları şu şekilde tanımlamaktadır; yalnızca bilinen ve kabul edilen meslek hastalıkları değil, fakat oluşmasında ve gelişmesinde çalışma ortamı ve çalışma şeklinin, diğer sebepler arasında önemli bir faktör olduğu hastalıklardır.

Kısaca çalışma koşulları nedeniyle doğal seyri değişen hastalıklardır.

İşle ilgili hastalıklarda temel etmen işyeri dışındadır. İşe girmeden önce var olan veya çalışırken ortaya çıkan herhangi bir sistemik hastalık yapılan iş nedeniyle daha ağır seyredebilmektedir. Çalışanın uygun işe yerleştirilmemesi ya da sistemik hastalığın ilerlemesine neden olan etkenlerin çalışma ortamında ortadan kaldırılmaması nedeniyle mevcut hastalığın şiddetlenmesi söz konusudur (ÇSGB 1, 2011).

İşe bağlı hastalıkların belirlenmesinde amaç; hastalığa maruz kalan üzerine olan etkisini ortadan kaldırmak veya azaltmak, diğerlerini etkilemesini önlemek olmalıdır (Özdemir ve Topçuoğlu, 2009).

Çalışanlar arasında meslek hastalıklarından daha sık görülen işle ilgili hastalıklar; kalp hastalıkları, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, kas iskelet-sistemi hastalıkları gibi kronik ve dejeneratif hastalıklardır. Bu hastalıkların oluşumunda birçok etmen rol oynamaktadır. Bazı mesleklerde çalışıyor olmak bazı hastalıklar için riski artıran etmen olabilmektedir (ÇSGB 1, 2011).

(27)

13 1.4.3. İş Kazaları Tanımı ve Özellikleri

ILO iş kazasını “planlanmamış ve beklenmeyen bir olay sonucunda sakatlanmaya ve zarara neden olan durumdur” şeklinde tanımlarken, DSÖ’ ne göre iş kazaları,

“önceden planlanmamış çoğu kez kişisel yaralanmalara, makinelerin, araç ve gereçlerin zarara uğramasına, üretimin bir süre durmasına yol açan bir olaydır”

şeklinde tanımlanmaktadır (Uçak ve ark., 2011).

İş kazaları, gerek neden olduğu sağlık sorunları, gerekse de ekonomik kayıplar nedeniyle, tüm dünya genelinde, çalışandan başlayarak tüm toplumu olumsuz etkileyen bir özelliğe sahiptir ve bu anlamda iş kazalarının önlenmesi, çalışanların fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik halinin sağlanmasını amaçlayan iş sağlığı çalışmalarının önemli ve öncelikli ilgi alanlarından birini oluşturur (Saygun, 2012).

Ülkemizdeki düzenlemelere göre ise iş kazası;

• Sigortalının iş yerinde bulunduğu sırada,

• İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,

• Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,

• Emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,

• Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olaydır (5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, ÇSGB 2, 2011).

(28)

14 Çalışma ortamları iş sağlığı ve iş güvenliği bakımından çeşitli riskler taşıyan alanlardır. Çalışma ortamı, çalışanın sağlığını etkileyecek çok sayıda etmeni barındırır. Bu etmenler; işe bağlı ve çalışma çevresinden kaynaklanan travmalar, fiziksel, kimyasal, biyolojik, psikososyal ve ergonomik etmenlerdir. Bu etmenlere bağlı olarak ortaya çıkan bazı sağlık sorunları iş verimini düşürmekte ve en önemlisi de insanlar üzerinde kalıcı ve bütün hayatını etkileyen bir duruma neden olmaktadır.

1.5. Meslek Hastalıkları Türleri

Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir (5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu). 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanununa göre ise meslek hastalığı mesleki risklere maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalığı ifade etmektedir (6331 sayılı İSG Kanunu).

ILO tarafından hazırlanmış olan listede meslek hastalıkları 29 başlık halinde toplanmıştır. Bu listede tozlar, çeşitli kimyasallar, fiziksel ve biyolojik faktörlere bağlı olarak meydana gelen hastalıklar yer almaktadır (İncesesli, 2005). Türkiye’de ise meslek hastalıkları beş ana grupta toplanmaktadır. Her grubun içinde değişik hastalıklar yer almaktadır. Ayrıca listede yer alan hastalıkların hangi tür işlerde çalışanlarda görülebileceği ve başlıca belirtileri de yer almaktadır (Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği);

A Grubu : Kimyasal nedenli meslek hastalıkları olup 25 ana gruba ayrılmıştır.

Alt grupları ile birlikte 50’den fazla kimyasal maddeye bağlı olarak meydana gelen hastalıklara işaret edilmektedir.

B Grubu : Mesleki deri hastalıkları olup bu grupta deri kanseri ve kanser dışı deri hastalıkları yer almaktadır.

(29)

15 C Grubu : Pnömokonyozlar ve diğer mesleki solunum sistemi hastalıkları olup, Silikosis, Asbestozis, Mesleksel astım, Bisinozis gibi altı tür solunum sistemi hastalığı bu gruptadır.

D Grubu : Mesleksel bulaşıcı hastalıklar olup, parazit hastalıkları, tropikal hastalıklar, zoonozlar ve sağlık hizmetlerinde çalışanlarda görülen viral hepatit ve tüberküloz gibi hastalıklar bu grupta yer almaktadır.

E Grubu : Fizik etmenlerle ortaya çıkan meslek hastalıkları olup, tekrarlayan travmalar, radyasyon, gürültü, basınç gibi fizik nedenli meslek hastalıkları gibi bu gruptadır.

E grubunda bulunan meslek hastalıkları, mesleki kas iskelet sistemi hastalıklarını da içerir.

5510 sayılı kanunun 4-1/a maddesi kapsamındaki aktif sigortalıların 2012 yılı meslek hastalıkları sonucu listesine bakacak olursak E grubu, yani fiziksel nedenli meslek hastalıkları olarak gürültü sonucu işitme kaybı iki, titreşim sonucu kemik- eklem zararları ve anjiönörotik bozuklukları üç, aşırı yükleme sonucu veter, veter kılıfı ve periost hastalıkları iki, maden ocağı ve benzeri işyerlerindeki meniskus zararları yedi, fazla zorlanma sonucu vertebra prosesuslarının yırtılması yedi, sürekli lokal bası sonucu sinir felçleri üç ve kas krampları 13 kişi olarak belirlenmiştir.

(30)

16 Çizelge 1.1. Yıllara göre E grubunda yer alan meslek hastalıkları listesi (2009- 2012)

YILLAR

MESLEK HASTALIKLARI 2009 2010 2011 2012

E-3: Gürültü sonucu işitme kaybı 6 13 5 2

E-5: Titreşim sonucu kemik-eklem

zararları ve anjönöratik bozuklukları 0 0 2 3

E-6 A: Sürekli lokal baskı sunucu

artiküler bursaların hastalıkları 1 0 4 0

E-6 B: Aşırı yükleme sonucu veter,

veter kılıfı ve periost hastalıkları 4 2 9 2

E-6 C: Maden ocağı ve benzeri

işyerlerindeki meniskus zararları 1 0 8 7

E-6 D: Fazla zorlama sonucu vertebra

prosesuslarının yırtılması 2 7 42 7

E-6 E: Sürekli lokal baskı sonucu sinir

felçleri 7 14 8 3

E-6 F: Kas krampları 5 2 6 13

TOPLAM GRUPLAR** 429 533 697 395

*5510 sayılı kanunun 4-1/a maddesi ** Toplam meslek hastalıkları

1.6. Mesleki Kas İskelet Sistemi Hastalıkları

Meslek hastalıkları arasında en çok görülen kas-iskelet sistemi hastalıkları, iş aktiviteleri sırasında fiziksel ve psikososyal risklere maruz kalmaya bağlı olarak gelişen ağrı, hareket kısıtlanması ve sakatlanmalarla seyredebilen ve çalışanların yaygın sağlık sorunu olan hastalık grubudur. (Özcan ve Kesiktaş 2007). İşe bağlı olarak geliştiklerinde Mesleki Kas İskelet Sistemi hastalıkları olarak (MKİH) kabul edilen bu hastalıkların oluşumunda; işyerinde tekrarlamalı ve zorlamalı hareketler, yoğun ve ağır fiziksel çalışma, sık öne eğilme, itme-çekme hareketleri, statik iş

(31)

17 pozisyonları, ağırlık kaldırma, vücudun kötü pozisyonlarda kullanımı ve ergonomik yetersizlikler önemli rol oynar (Yılmaz ve Özkan, 2006, Baran, 2008).

Mesleki kas iskelet sistemi hastalıklarına ilişkin risk etmenleri, tek başlarına veya çoğunlukla da birleşerek insan vücudunun çeşitli bölgelerini etkiler. Genellikle kaslar, tendonlar, sinirler, ligamanlar ve diskler gibi yumuşak dokuları etkiler ve bu risklerin kümülatif etkisiyle de bir takım rahatsızlıkların/yaralanmaların oluşmasına neden olabilir (Özel ve Çetik, 2010, Baran, 2008).

MKİH’na zemin hazırlayan iş ile ilgili etmenler arasında, bilimsel kanıtlara sahip en önemli etmen, mekanik strestir. Aşırı kuvvet sarfı yapılan işe, kullanılan alete ve kişinin vücut biyomekaniğine bağlı olarak mesleki kas iskelet sistemi bozukluğuna neden olabilir (Oğuz ve Kaymak, 2011).

Tekrarlayıcı aktiviteler, özellikle üst ekstremitelerde yumuşak dokuda kronik inflamasyona (tendinit vb.) ve periferik sinir kompresyonuna neden olur. Çok kuvvet ve sık tekrar gerektiren faaliyetlerde çalışan işçilerde mesleki kas iskelet sistemi bozukluğu sıklığı, az kuvvet ve az tekrar gerektiren işlerde çalışanlara göre 30 kat daha fazla bulunmuştur (Oğuz ve Kaymak, 2011).

İş aktiviteleri sırasında fiziksel ve psikososyal risklere maruz kalmaya bağlı olarak gelişen ağrı, hareket kısıtlanması ve sakatlanmalarla seyredebilen kas iskelet sistemi hastalıkları çalışanların yaygın sağlık sorunudur (Özcan ve Kesiktaş, 2007).

Mesleki kas iskelet sistemi hastalıkları genelde iki başlık halinde incelenmektedir:

Üst ekstremite hastalıkları (boyun, omuz, dirsek, el ve el bileği),

Bel hastalıkları (Özel ve Çetik, 2010).

(32)

18 Üst ekstremite hastalıkları olarak; el/bilek ve dirseğe ilişkin en çok görülen rahatsızlıklar karpal tünel sendromu, de quervain hastalığı, tetik parmak (trigger finger) hastalığı, tenosinovit, raynaud sendromu (beyaz parmak olayı), lateral epikondilit (tenisçi dirseğidir). Boyun ve omuza ilişkin en çok görülen rahatsızlıklar ise; trapez kas ağrısı (trapezus myalgia), rotator-cuff sendromudur (Özel ve Çetik, 2010, Baran, 2008).

1.6.1. Üst ekstremite hastalıkları (boyun, omuz, dirsek, el ve el bileği vb.)

1.6.1.1. Karpal tünel sendromu:

En sık görülen sıkışma nöropatisidir. El bileğinde tendonların etrafında oluşan inflamasyon ve ödem sebebiyle median sinirin sıkışmasına bağlı görülür.

Parmaklarda ağrı, uyuşma, güçsüzlük ve karıncalanma hissine neden olur.

1.6.1.2. De Quervain Hastalığı:

Başparmakta iki tendon kılıfı arasındaki sürtünme sonucu oluşan tendon kılıfı inflamasyonudur. Ağrı ve şişlik olur. En sık görülen tenosinovittir. Çok kullanma ve tekrarlayıcı zorlamalar sonucu oluşur.

1.6.1.3. Tetik parmak (trigger finger):

Parmağın fleksör tendonunda zedelenme oluştuğunda görülür. Parmağın bükük pozisyonda kilitlenip kalması ile karakterize ağrılı bir durumdur. Daha çok parmaklarını aşırı ve zorlayıcı işlerde kullanan kişilerde görülür.

(33)

19 1.6.1.4. Tenosinovit:

Tendon kılıflarının yani paryetal ve visseral yaprakların enflamasyonudur.

İnflamasyon sonucu bu yapraklar birbirine veya tendona yapışabilirler ve eklem hareketleri ağrı uyandırır.

1.6.1.5. Reynaud sendromu:

Özellikle soğukta ellerde solukluk, kızarma ve morarma ile kendini gösteren bölgesel kan dolaşım bozukluğudur. Parmaklarda uyuşma, karıncalanma hissi ve ağrı verir.

Özellikle uzun zaman boyunca vibrasyona maruz kalan kişilerde daha sık görülür.

1.6.1.6. Lateral epikondilit:

El bileği eksantörlerinin tenoperiostitidir. Zorlayıcı ve tekrarlayıcı el bilek hareketleri sonucu oluşur ve ağrı el bilek hareketleri ile artar.

İşe bağlı boyun-omuz ağrılarının nedenlerinin başında da tekrarlayıcı hareketler, vibrasyon ve kötü postür (aşırı omuz fleksiyonu ve abduksiyonu ile çalışmak gibi.) gelmektedir. Ayrıca ileri yaş, sigara kullanma ve öncesinde travma geçirme de omuz ağrısını arttıran nedenlerdendir (Yılmaz ve ark., 2006).

1.6.2. Bel hastalıkları

1.6.2.1. Omurganın Yapısı ve İşlevleri

24 vertebranın üst üste dizilerek meydana getirdiği hareketli omurga; boyun sırt ve bel bölgelerinden oluşur (Altun, 2007). Omurga, tüm vücuda destek oluşturur.

Ayakta dik durmayı, dengeyi, tüm yönlerde hareket etmeyi sağlar. Aynı zamanda hayati bir önemi olan omuriliği korur (Özcan, 2004). Sırt, bel, karın, kalça, uyluk ve diğer gövde kaslarının denge içinde çalışması ile omurganın doğal eğrilikleri korunur

(34)

20 (Altun, 2007). Kemiklere komşu olan diskler, bağlar, eklemler ve kaslar omurganın yapısını tamamlar (Özcan, 2004).

Omurgada üç bölge ve üç kavis bulunur. Yedi omurdan oluşan boyun bölgesinde arkaya doğru kavis, oniki omurdan oluşan sırt bölgesinde öne doğru kavis ve beş omurdan oluşan bel bölgesinde öne doğru kavis bulunmaktadır. Bu kavisler normal işlevlerin sürdürülmesi, vücudun ağırlığının taşınması ve omurgadaki yapılar üzerinde yüklenmelerin azaltılmasında önemli rol oynarlar (Özcan, 2002).

Bel bölgesi beş vertebradan oluşur ve bu vertebralar omurganın yarı hareketli sırt ve boyun bölgesi ve hareketsiz sakral bölgesi arasında kalan tam hareketli bölgeyi oluşturur. Bu nedenle de omurganın en çok yük taşıyan ve çalışan bölümü bel bölgesidir. Buna bağlı olarak yaralanmaların, dejeneratif değişikliklerin ve ağrıların en çok ortaya çıktığı yer de burasıdır (Altun, 2007).

1.6.2.2. Bel Ağrısının Nedenleri

Bel ağrısının çok sayıda nedeni vardır. Bel ağrılarının çok büyük çoğunluğu, yaklaşık

%95’i belin mekanik nedenlerle zorlanması sonucu oluşur. Bu ağrılar mekanik bel ağrısı olarak adlandırılır. Mekanik zorlanma duruş bozukluğu, belin ve vücudun yanlış kullanımı gibi nedenlerle kasların, disklerin ve eklemlerin zorlanmasıyla gelişir (Özcan, 2002).

Mekanik bel ağrısına en sık neden olan hastalıklar şunlardır (Özcan, 2004, Altun, 2007):

a. Kas ve bağların zorlanması; gerilmeye bağlı ağrılardır. Genellikle dizleri bükmeden öne eğilme, ağırlık kaldırma ve taşıma, dönme gibi uygun olmayan pozisyonlarda ortaya çıkar. Bel ağrılı ve hareketleri kısıtlanmıştır.

(35)

21 b. Disk hernisi (bel fıtığı); çoğu zaman dejeneratif disk hastalığının bir sonucudur. Akut travmalar sonucunda da oluşabilir. Sıklıkla dördüncü ve beşinci lumbal vertebralar düzeyinde olur. Lumbal hareketler kısıtlı, ağrılıdır.

c. Spondiloz (kireçlenme); kemik, eklem ve disklerin yaşlanmasıyla birlikte, yıpranması ile ortaya çıkan ve çok yaygın görülen bir hastalıktır. Alt bel bölgesi tüm vücut ağırlığını taşıdığı için ve eğilme, dönme hareketleri çok fazla yapıldığı için en sık bu bölgede görülür. Belde ağrı ve tutukluk olur, hareketler kısıtlanır.

d. Spondilolistesis (vertebra kayması); bir vertebranın diğeri üzerinde öne ve arkaya doğru yer değiştirmesidir. Çocukluk çağında görülen bel ağrısının en sık nedenidir.

e. Spinal stenoz (vertebra kanalının daralması); genellikle spondiloz sonucu omurilik kanalı daralır. Bel ağrısı ve bacaklara giden sinirlerin etkilenmesiyle bacakta ağrı, uyuşma ve karıncalanma olur. Ağrı ayakta kalma, yürüme ve özellikle yokuş aşağı yürüme ve arkaya eğilme ile artar, öne eğilme ile azalır.

f. Skolyoz (vertebra eğriliği); normalde omurgaya yandan bakıldığında doğal kavisler gözlenir. Arkadan ve önden bakıldığında ise omurga düzgün olmalıdır. Bu düzgünlüğün kaybolması ve kavislerin bozulması skolyoz olarak tanımlanır. Genellikle çocukluk ve gelişme çağında görülür. Ağrısız olduğu için tanı koymak sıkıntılıdır.

1.6.2.3. Bel Ağrısının Diğer Nedenleri

Bel ağrısının %5 gibi çok az bir kısmı diğer bazı hastalıkların belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Genellikle seyri iyi olmayan ve tedavi edilmediklerinde ciddi sıkıntılar doğuran bu hastalıklarda erken tanı ve tedavi önemlidir (Özcan, 2002). Bu hastalıklar; romatoid artrit, ankilozan spondilit gibi inflamatuar hastalıklar, iyi huylu ve kötü huylu tümörler, osteoporoz gibi metabolik bozukluklar olarak sayılabilir (Altun, 2007).

(36)

22 1.6.2.4. Bel Ağrısında Risk Etmenleri

Çizelge 1.2. Bel Ağrısına Neden Olan Risk Etmenleri*

İş ile ilgili risk etmenleri

Kişisel risk etmenleri Fiziksel ve ergonomik

etmenler

Psikososyal etmenler

Tekrarlamalı ve zorlamalı hareketler Ağır kaldırma, taşıma, dönme, öne eğilerek çalışma Vibrasyon

Bel ve vücudun yanlış pozisyonda kullanımı

Statik iş postürleri

İş

memnuniyetsizliği Monoton iş

Denetçi ve iş arkadaşı

yetersizliği

Yetersiz iş organizasyonu Ağır iş yükü, sorumluluğu ve baskısı altında çalışma

Yaş Cinsiyet

Kas güçsüzlüğü Kondüsyon yetersizliği Aşırı kilo Sigara içme

*Oğuz ve Kaymak 2011, Bilir 2004, Özcan 2006 kaynaklarından yararlanılarak oluşturulmuştur.

1.6.2.5. Bel Ağrısında Tanı ve Tedavi

Bel ağrısı, hem halk sağlığı hem de iş gücü kaybı açısından önemli bir problem oluşturmakta, kronik doğası gereği ciddi ekonomik ve psikolojik sorunlara yol açmaktadır (Altınel ve ark., 2007).

Bel ağrısı mesleğe bağlı hastalıklar içinde en sık karşımız çıkan kas iskelet sistemi rahatsızlığıdır. Aynı zamanda iş gücü kaybının en önde gelen sebebi olarak

(37)

23 görülmektedir. Bel ağrısının etyolojisinde fiziksel, psikolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel pek çok risk etmeni üzerinde durulmaktadır (Gün ve ark., 2009).

Doğumsal patolojilerden, maliniteler ve yansıyan ağrıya kadar etyoloji yelpazesi geniştir. Genel popülasyonda hekime başvurma ve işgücü kaybı açısından soğuk algınlığından sonra ikinci sırada yer almaktadır. Fiziksel ve psikolojik çalışma koşullarının bel ağrısı etyolojisinde önemli bir yeri vardır (Baran, 2008).

Bel ağrılarının lokalize olduğu lumbal ve sakral bölge, hareket siteminde, alt ve üst ekstremiteler arasındaki ilişkiyi kurmak, gövdenin ağırlığını taşımak ve ona hareket olanağı sağlamak gibi çok fonksiyonlu bir görev üstlenmiştir. Bu görev adaleler, bağlar, nöral yapılar, diskler ve eklemlerin oluşturduğu karmaşık bir sistemin kusursuz uyumu sayesinde başarılır. Ancak sistemi oluşturan elemanların birinde veya birkaçında ortaya çıkacak, yapısında veya işlevindeki bir hata, her şeyden önce bel ağrısı olarak kendini belli eder (Özcan, 2004).

Bel ağrısında ileri tetkik ve tedavi gerektiren durumlar şunlardır;

Ağrının süresi uzuyor ve şiddeti artıyor ise,

Bel ağrısına eşlik eden ve kısa zamanda gerilemeyen hatta artan sinir basısı bulguları varsa (örneğin; bacakta uyuşma, his kusuru, kas güçsüzlüğü, bacakta ağırlaşma hissi, idrar kaçırma gibi.),

Ağrı özellikle geceleri oluyorsa ya da sabah bel hareketlerinde tutukluk ile birlikte olan ağrı hareketle rahatlıyorsa,

Eşlik eden ateş, kilo kaybı, bel bölgesine basmakla belirgin hassasiyet varsa ileri tetkik ve tedavi gereklidir (Özcan, 2002).

(38)

24 Bel ağrılarının büyük çoğunluğunun nedeni mekanik zorlanmaya bağlı bozukluklardır. Başka bir deyişle kas-iskelet sistemi kaynaklı (miyofasyal ağrılar, kalça artrozu, sakroiliak eklem patolojileri vb.) ağrılardır. Bunlar arasında en sık görülenleri kas zorlanması, bel fıtığı ve kireçlenmedir. Mekanik bozukluklarda seyir iyidir. Ağrılı atakların büyük bir kısmı kısa sürede iyileşir. Bel ağrısı lumbosakral bölge yakınında enflamatuar, dejeneratif, neoplastik, jinekolojik, travmatik, metabolik ve diğer hastalık tiplerine bağlı olarak meydana gelen akut ve kronik ağrı ve rahatsızlık yakınması olarak tanımlanabilecek nonspesifik bir durumdur. Siyatik, lumbago, spondiloz, osteoartroz ve dejeneratif disk hastalığı gibi bir çok durum bel ağrılarıyla ilişkilidir. Buna karşın çalışma yaşamında bir çok bel ağrısının belirgin bir nedene bağlanması mümkün olmayabilir. Bu nedenle mesleki bel ağrısıyla ilgili bir çok epidemiyolojik çalışmada spesifik bir neden bulunamamıştır. Bel ağrısının nedenleri tam anlaşılamadığından, belirgin bir tedavi planlanmasında güçlükler yaşanmaktadır (Aslanhan, 2004).

1.6.2.5.1. Tanı

Bel ağrısında tanı genellikle sadece klinik muayene ile konur. Fakat bazı vakalarda röntgen filmleri ve daha ileri tetkikler gerekebilir. Öncelikle hasta öyküsü alınmalı ve fizik muayene yapılmalıdır. Daha sonra tanı koyularak tedavi planlanır (Özcan, 2004).

Günümüzde bel bölgesini ayrıntılı olarak görüntüleyebilen bilgisayarlı tomografi (BT) ya da manyetik rezonans (MR), röntgen gibi inceleme yöntemleri bulunmasına karşın bel ağrısı olan hastaların büyük çoğunluğunda erken dönemde bu tetkiklerin istemenin bir yararı olmamakta, hatta yanıltıcı sonuçlar alınabilmektedir.

Hiç bel ağrısı olmayan sağlıklı insanların yarıya yakınında MR ile disk hernisi şeklinde bozuklukların saptanabileceği ama bunların hiçbir şikayete neden olmayabileceği bilinmektedir (Özcan, 2002).

Bel ağrısının çok olduğu ve tedaviye cevap vermeyen olgularda röntgen çekilmelidir. Gereksiz çekimlerden radyasyonun etkisi nedeniyle kaçınılmalıdır. BT

(39)

25 ve MR gibi görüntüleme yöntemleri omurganın kemik, disk, bağ, sinir ve eklemlerini detaylı olarak incelemek amacıyla başvurulan ileri tetkiklerdir. Tedaviye cevap vermeyen, tekrarlayan, sinire bası yapan, mekanik nedenler dışında bir neden düşünülen ve cerrahi tedavi planlanan durumlarda başvurulmalıdır (Özcan, 2004).

1.6.2.5.2. Tedavi

Bel ağrısının nedeni ne olursa olsun bu ağrıyı hafifletmek ya da önlemek mümkündür. Bel ağrısına yol açan nedenler belirlendikten sonra nedene yönelik girişimler dışında günlük yaşamda belin nasıl kullanılacağının öğrenilmesi, tedavinin ve ileriye yönelik korumanın en önemli öğesini oluşturur (Özcan, 2002).

Bel ağrısı tedavisinin amaçları;

Ağrının azaltılması,

Fiziksel fonksiyon ve mobilitenin artması, Uyku düzeninin ve sosyal hayatın restorasyonu, İş gücü kayıplarının önlenmesi,

Psikolojik sorunların çözülmesidir.

Ağrıyı azaltmak için başvurulan çok sayıda yöntem vardır. Sorunu temelde çözmeyen, sadece ağrıyı azaltan bu yöntemler arasında etkililik yönünden belirgin bir farklılık yoktur (Özcan, 2004). Ağrının şiddetli olduğu dönemde ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçların yararı vardır. Zannedilenin aksine, ağrı nedeni ile hareketi kısıtlamak ve uzun süreli istirahat etmek ağrının uzamasına neden olabilir. Bu nedenle omurga kırıkları ya da sinir basısı gibi ciddi sorunlar dışında birkaç günü aşan yatak istirahati önerilmemekte ve hastaların bir an önce aktif yaşama dönmeleri tercih edilmektedir (Özcan, 2002).

(40)

26 Bel ağrılarının çok sık tekrarlayabildiği göz önüne alındığında, tedavide kalıcı etkililiği belin doğru kullanılmasının öğrenilmesi ve düzenli egzersiz yapılması oluşturmaktadır (Özcan, 2002, Özcan, 2004).

Bel ağrısının tedavisinde aşağıdaki uygulamalar önerilebilir;

Yatak istirahati; birkaç gün uygun pozisyonda belin ve dizlerin altına konulan yastıkla uygun destek sağlanarak yatak istirahati önerilir.

Kasları, kemikleri ve kondisyonu zayıflattığı, iyileştirmeyi geciktirdiği için uzun süreli istirahatten kaçınılmalıdır.

Basit ağrı kesici ilaçların kullanılması; ağrının azalmasına yardımcı olabilir. Aynı zamanda bel ağrısına bir enfeksiyon neden oluyorsa bunun içinde enfeksiyon giderici ilaçlar önerilebilir.

Fizik tedavi; yüzeysel soğuk/sıcak uygulamaları (ağrılı atak döneminin ilk üç gününde soğuk, sonra sıcak uygulama),çeşitli elektrik akımları, traksiyon (çekme), masaj ve elle tedavi (manipülasyon) gibi çeşitli yöntemler uygulanmaktadır.

Enjeksiyonlar; bazı bel ağrılarında kaslardaki hassas noktalara ve özellikle disk hernisinde sinir kökü yakınlarına özel tekniklerle kortizan ve lokal ağrı kesici ilaçlar kullanılarak yapılan enjeksiyonlar ağrıyı azaltmada yardımcıdır. Bu yöntem diğer tadavilerin etkili olmadığı durumlarda ve uygun koşullarda yapılmalıdır.

Korse ve destekler; ağrılı atak döneminde bel korseleri bel hareketlerinin kısıtlanmasında destek sağlayarak ağrının azalmasında etkili olabilirler. Fakat uzun süreli kullanımlarda kas güçsüzlüğüne yol açtığı için önerilmez. Oturma sırasında bel kavisinin küçük bir yastıkla desteklenmesi belin korunmasında yararlıdır. Bedensel çalışanlarda, iş sırasında kullanılan bel korseleri korunmada etkilidir.

Cerrahi tedavi; bel ağrılı hastaların %5 gibi çok az bir kısmında, cerrahi tedaviye gerek duyulur. Ancak diğer tüm tedaviye cevap vermeyen, ciddi ve direnen ağrılı durumlarda operasyon düşünülür. Sinire ve/veya omuriliğe bası yaparak bacakta ilerleyen güçsüzlüğe, idrar ve defekasyon

(41)

27 sorununa neden olan bel fıtığında ve diğer hastalıklarda acilen ameliyat gereklidir. Ameliyat sonrasında beli korumaya ve egzersiz yapmaya daha da özen gösterilmeli gerektiği unutulmamalıdır.

1.6.2.5.3. Belin Korunması ve Egzersiz

Günlük yaşantıda uyuma, ayakta durma, oturma, eğilme gibi çok tekrarlanan hareketlerin doğru yapılması ve bunların alışkanlık hareketlerin doğru yapılması ve bunların alışkanlık haline getirilmesi bel bölgesini etkileyen zorlanmaları büyük oranda azaltacaktır. Kötü pozisyonda durmak, bel oyuğunun normal açısını bozarak ağrıya yol açabilir. Öne eğilmek disklerin dış halkasına fazla basınç yaparken, geriye doğru beli esnetmek omurganın arkasında bulunan küçük eklemlere yangıya ve ağrıya neden olur. Bu durum bel kaslarında ‘spazm’ olarak adlandırılan aşırı gerginliğe yol açarak, ağrının daha da artmasına yol açabilir (Özcan, 2002).

Bel çevresi kaslarının güçlendirilmesi ve bu kaslara esneklik kazandırılması bel oyuğunun normal açısının korunmasını, omurlar ve diskler üzerine binen vücut yükünün kaslara aktarılmasını sağlar (Özcan, 2004).

Bel ağrılarının dörtte üçü korunma ile önlenebilir. Belin korunması için yapılması gereken bazı önemli hususlar aşağıda belirtilmiştir.

a) Duruşu iyileştirme

Ayakta dururken omurganın kavisleri korunmalı ve öne ya da arkaya eğilmeden düzgün duş sağlanmalı.

Her iki ayağa eşit ağırlık verilmelidir.

Omuzların ve kalçaların omurgaya göre simetrik tutulmalıdır.

Karın ve çene hafifçe içeriye çekilmeli ve dizler hafifçe bükülmelidir.

Her iki ayak tabanı yere 10-15 cm aralıklı olarak basılmalı ve başın üstünden yukarı doğru bir iple çekiliyormuş gibi hissedilecek şekilde durulmalıdır.

(42)

28 b) Düzgün oturma

Omurganın kavisleri korunmalıdır ve bel kavisi küçük bir yastık veya bel desteği ile desteklenmelidir.

Kalçalar oturma yerinin arkasına dayanmalıdır, dizlerin ve kalçaların dik açıda olması sağlanmalıdır

Kollar kolluğa dirseklerin dik açıda yerleştirilmesi ile konmalıdır ve ayak tabanlarının yerle temas etmesi sağlanmalıdır.

c) Düzgün uyuma

Yatak düz olmalı, ne çok sert ne de çok yumuşak olmalıdır.

Yastık ince olmalı, omuzlara kadar gelmeli ve boyun kavisini desteklemelidir.

Ağrılı dönemlerde sırt üstü yatıldığında belin ve dizlerin altı küçük bir yastıkla desteklenmelidir. Yan yatıldığında da dizlerin arasına küçük bir yastık konulmalıdır.

Omurga sağlığı için karın üstü yatma ve uyuma zararlıdır.

d) Araba kullanma

Araba kullanırken bel kavisi desteklenmelidir, öne kamburlaşarak oturulmamalı, emniyet kemeri kullanılmalıdır.

Yanlardaki aynaların uygun olması zorlanmayı azaltacaktır.

Uzun süreli araba kullanmada sık sık küçük molalar verilmelidir.

e) Öne eğilme ve doğru ağırlık kaldırma

Ön eğilme dönme ile birlikte yapıldığında çok daha zararlıdır. Öne eğilme yerine omurga kavislerini koruyarak, dizler bükülerek çömelmelidir.

Ağırlık kaldırma için ise beli öne eğmeden, omurgayı düz tutarak ve kavisleri koruyarak, kalça ve dizlerden bükerek çömelmelidir. Kaldırma sırasında omurganın düzgünlüğü korunmalıdır. Yana eğilmemeli ve döndürülmemelidir.

Ağırlık sıkıca kavranmalıdır ve orta hatta gövdeye yakın tutulmalı ve omurganın düzgünlüğü korunarak doğrulmalıdır.

Referanslar

Benzer Belgeler

İyi yönetişimin temel ilkelerinden biri olan hesapverebilirlik (accountability) kavramı gerek idari kuruluşların gerekse de özel sektör ve sivil toplum

 Sıklıkla bel kasları, tendonları ve ligamanlarındaki günlük zorlayıcı aktivitelere (ağır kaldırma, uzun süre oturma, ayakta kalma gibi) bağlı olarak ortaya çıkan

Yorgunluk şikayeti olan- larda bel ağrısı yaşama durumu, yorgunluk şikayeti olma- yanlara göre daha fazla olup, aralarında istatistiksel olarak anlamlı

Bunlara göre; akut bel ağrısında spinal manipülasyon tedavisi yapar gibi yapmaktan daha etkili değildir, ancak konuyla ilgili değerlendirilen çalışmalar nitelik olarak

Spinal kaynaklı olanlar: kas zorlanması, ligament zorlanması, spondilolizis, spondilolistezis, faset eklem sendromu, apofizyal yaralanma, sakral stres kırığı (reaksiyonu),

Sonuç olarak, Manisa ili Şehzadeler İlçesi’ndeki bir aile sağlığı merkezi bölgesinde yaşayan 18-64 yaş grubu kadınlar ile toplum tabanlı olarak yaptı- ğımız

Bu hastalarımızın 5 tanesinde BT de bulging, MRG de ise 2 tanesi bulging, biri normal inceleme, biri disk protrüzyonu, birinde ise degeneratif disk çıktı.. Bir

Kronik bel ağrısı olan 60 hasta ile yapılan bir çalışmada hastalar; kinezyo bantlama uygulananlar, plasebo uygulama ve tedavi uygulanmayanlar olarak 3 gruba ayrılmıştır..