• Sonuç bulunamadı

2. İNGİLİZ İMPARATORLUĞU NUN HİMALAYALAR POLİTİKASI; TİCARET, SINIR GÜVENLİĞİ VE REKABET

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "2. İNGİLİZ İMPARATORLUĞU NUN HİMALAYALAR POLİTİKASI; TİCARET, SINIR GÜVENLİĞİ VE REKABET"

Copied!
24
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

2. İNGİLİZ İMPARATORLUĞU’NUN HİMALAYALAR POLİTİKASI; TİCARET, SINIR GÜVENLİĞİ VE REKABET

2.1. Büyük Oyunun Doğu Perdesi

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. 18. asırda Avrupa’da da güç yarışına giren Rus Çarlığı’nın Akdeniz’e doğru inmesinin yanı sıra Orta Asya’daki topraklarını genişletmesi, İngiltere’nin Hint coğrafyasındaki kazanımlarını tehdit etmeye başlamıştır. İngilizlerin Hint coğrafyasında kuzeye doğru ilerleyişini tehdit olarak algılayan Rus Çarlığı da Doğuda Mançurya, Güneyde İran hattında ilerleyerek işgal ettiği bölgeleri de- mir yolu ile ülkeye bağlamıştır. Ruslar stratejik bölgelere Rus kökenli kabileler yerleştirerek ekonomik hayatı kontrol altına alırken işgal etti- ği coğrafyadaki bölgeleri güvenlik altına almayı hedeflemiştir.94

Rus tehditine karşı Belucistan’ı işgal ettikten Afganistan’a yönelen İngiltere bu ülkeye düzenlediği seferlerde başarılı olamamıştır. Özbe- kistan ve Tacikistan’ı aldıktan sonra Afganistan’a yönelen Ruslar da bu hattan ileri gidememiştir. Bu noktada Afganistan, birbirine üstünlük sağlayamayan iki ülkenin arasında bir tampon bölge olarak kalmıştır. Bu noktada iki imparatorluk Afganistan üzerinde kontrol sağlamak maksa- dıyla dolaylı bir mücadeleye girmiş ve askerî alanda karşılaşmaktan kaçınmıştır.95 Afganistan üzerinde sınırlanan İngiliz-Rus rekabeti bun-

94 Ahmed Rashid, Jihad, The Rise of Militant İslam in Central Asia, Yale University Press, New Haven & London, 2002,s.24-25

95 Robert A. Huttenback, ”The ‘Great Game’ in the Pamirs and the Hindu-Kush:The British

(2)

dan sonra İran ve Basra Körfezi öncelikli olarak devam ederken taraflar Himalayalar hattında da bir etkinlik mücadelesine girmiştir. İngiltere ve Rus İmparatorlukları’nın Asya coğrafyasındaki birbirlerini dengeleme zemininde yürüttüğü bu strateji “Büyük Oyun (Great Game)” olarak adlandırılmıştır.96

Bu mücadele kapsamında Afganistan’a doğru ilerlerken İngilizler, yaptıkları iki savaştan sonra (1839-1842 ve 1877-1881), Afganistan’ı işgal etmenin ve Afganistan güneyindeki Peştun aşiretlerin hâkim ol- duğu dağlık bölgeyi kontol altına almanın zor olacağını görmüştür.97 Bu coğrafyayı doğrudan yönetmenin zorunlu olmadığını fark eden İn- gilizler, Afganistan’ın tampon bölge olarak kalmasının ve Afganistan güneyindeki dağlık arazide dolaylı kontrol kurulmasının daha doğru olacağını düşünmüştür. Bu bağlamda başarısız olan Afgan seferi sonra- sında İngiltere İmparatorluğu, çareyi İngiliz karşıtı Afgan Emiri Şir Ali Han’ın devirilerek yerine Abdurrahman Han’ın geçmesinde bulmuştur.

Bundan sonra İngiltere İmparatorluğu, İngiliz Hindistanı ile Afganistan sınırının tespiti için yeni Afgan Yönetimini masaya oturtmuş ve plan- ladıkları sınırı kabul ettirmeyi başarmıştır.98 1893 yılında belirlenen ve 100 yıl geçerlilik süresi olan bu sınır, İngiliz Hindistanı Dışişleri Ba- kanı Sir Henry Mortimer Durand tarafından çizildiği için Durand Hattı olarak adlandırılmıştır.99 Bu politika sayesinde İngilizler, Afganistan coğrafyasını Rus Çarlığı’na karşı bir tampon bölge hâline getirmenin yanında asi Peştun kabilelerin yaşadığı coğrafyayı da ortasından böl- müş ve muhtemel Peştun direnişini zayıflatmıştır.100

Conquest of Hunza andNagar”, Modern Asian Studies, Vol. 9, No. 1 (1975), pp. 1-29 96 Rashid, Jihad, s.24

97 Cansın Özel, “Afganistan ve Pakistan’da Yaşanan Sorunlar ve Bu Sorunların Uluslararası Güvenliğe Etkileri”, BILGESAM, Kasım 2015

98 Ahmed Rashid, Taliban, Militant İslam, Oil and Fundementalism in Central Asia, Yale University Press, New Haven & London, 2001,.s.12

99 Chaudri Muhammad Ali, The Emergence of Pakistan, University of Punjab, Lahore, 1983,s.380

100 Sarah Chayes, The Punishment of Virtue Inside Afghanistan after The Taliban, Penguin Books, USA, 2007, s.119-132

(3)

İngiliz İmparatorluğu bu politikanın bir benzerini de Batı Hima- layalar hattında ve Tibet üzerinde hayata geçirmiştir. Bugün “Azad Keşmir” topraklarında kalan Hunza Bölgesi Batı Himalayalar’daki mücadele alanlarının başında gelir. Tibet-Şincan-Keşmir-Afganistan arasında irtibat sağlayan geçitlerin bulunduğu Hunza bu hattaki ticare- tin kontrolü için kritik bir bölgedir.101 Çin Mançu Hanedanlığı’nın Kaş- gar’ı işgal etmesinden sonra Kaşgar’daki Çin Yönetimi Temsilcisi’ne 1761’de hediyeler gönderek Çin İmparatorluğu’nun güvenlik şemsiyesi altına giren Hunza Mir’i (Han-Lider) bu bölgedeki ticarî ve idarî hak- larını da güvenceye almıştır. Bölge ve bağlantısındaki geçitler Rus Çar- lığı’nın Çin topraklarına nüfuz etmesine kadar fazlaca gündeme gel- memiş ve genelikle iç siyasî çekişmeler ve Kaşgar’da Çin Yönetimi’ne karşı çıkan isyancıların mücadelesine sahne olmuştur. 102

Nepal’den toprak kazanan ve Tibet’e girmeyi başaran Doğu Hin- distan Şirketi temsilcileri bundan sonra Himalayalar’da ticarî ve askerî seferler düzenleyerek bölgeyi keşfetmeye çalışmıştır. Bu kapsamda Kaşgar ve Yarkent’e tüccar görüntülü askerleri gönderen İngiliziler bölgenin ticarî kapasite ile ulaşım imkânlarını tespit etmiştir. Bu ge- lişme sonrasında Ladak Hükümdarı ile bir anlaşma yapan İngilizler, ticarî imtiyazlar elde etmenin yanında Ladak Hükümdarı’nın Sihlere karşı durmasını da sağlamıştır. Böylece Büyük Oyunun Doğu sahnesi de sergilenmeye başlamıştır.103

İngiliz Hindistanı’nın Keşmir’i alarak Hindu Dogra Hanedanı’na devretmesi, Rusların Çin toprakalarına girmesi ve Çin’de Mançu Ha- nedanlığı’nın zayıflaması sonrasında, 19. asır ikinci yarısında Hunza jeopolitik değeri nedeniyle öne çıkmaya başlamıştır. İngiliz, Rus ve Çin imparatorluklarının Hunza’daki kritik geçitleri kontrol altına alma mü-

101 Robert A. Huttenback, The ‘Great Game’ in the Pamirs

102 Hsiao-Ting Lin, “The Tributary System in China’s HistoricalImagination:Chiana and Hunza, ca.1760-1960”, Journal of the Royal Asiatic Society, Third Series, Vol. 19, No. 4 (Oct., 2009), pp.489-507, s .492-494

103 Matthew W. Mosca, s. 185- 191

(4)

cadelesi 1860’lardan sonra önem kazanmış ve Hunza Mir’i 1870’de İngiliz Hindistanı ile bir anlaşma imzalayarak İngilizlere ticarî imti- yazlar vermiş ve kendi iktidarını konsolide etmeye çalışmıştır. Keşmir ve Pamir bölgelerindeki çıkarlarını güvenceye almak isteyen İngiliz Hindistanı 1881’de Hunza ve Nagar’ı kontrol eden Gilgit’e bir Poli- tik Temsilci atayınca bu hattaki çıkarları tehlikeye giren Ruslar da dağ silsilesinin karşı tarafındaki Afganistan’ın Vakhan Koridoru’nu kontrol eden Murgab bölgesi’ni 1885’de işgal etmiştir.104

İngilizlerin Hunza’yı Gilgit üzerinden kontrol etme gayretleri bun- dan sonra Hunza içindeki iktidar kavgasına müdahil olmasıyla devam etmiştir. Rus ve Çin tarafları da bu iktidar mücadelesine dâhil olarak İngiliz karşıtlarına silah yardımı yapınca 1891’de İngiliz Hindistanı askerleri Hunza’ya askerî müdahalede bulunmuş ve yönetimi değiştir- miştir.105 Çin İmparatorluğu üzerinde etkili olan İngiliz İmparatorluğu bu askerî müdahale sonrası Hunza’nın Keşmir Prensliği toprağı oldu- ğunu dikte ederken Çin tarafı bu iddiaya karşı gelmemiştir. Şartların zorlamasıyla İngiliz iddialarını kabul eder bir görüntü veren Çin tarafı dağların karşı tarafında askerî kontrol noktaları kurup Hunza yönetimi ile ilişkisini sürdürerek bölge üzerinde etkili olmaya çalışmıştır. İngi- liz Hindistanı’nın 1899’da Şincan ve Hunza arasındaki sınırları tespit etme girişimlerine de cevap vermeyen Mançu Yönetimi olayların akışı- nı zamana bırakmayı tercih etmiştir. Mançu’ların devrilmesinden son- raki Çin yönetimleri de aynı politikayı sürdürmüştür.106 Çin tarafının bu yaklaşımı zaman içerisinde meyvesini vermiş ve bu sınırların tespit edilmesi güçlü bir ÇHC ile Hindistan’a karşı destek arayan Pakistan’a kalmış ve ÇHC’nin isteği doğrultusunda çözülmüştür.

18. asırın son çeyreğinde Çin İmparatorluğu’nun kontrolüne giren Tibet, Çin İmparatorluğu’nun 19. asırda zayıflaması nedeniyle İngiliz

104 Ting Lin,a.g.e. s. 495

105 Robert A. Huttenback, The ‘Great Game’ in the Pamirs 106 Ting Lin,a.g.e. s. 495-502

(5)

İmparatorluğu ile Çin İmparatorluğu arasında kalmış ve her iki ülkenin taktik manevralarının yaşandığı bir bölgeye dönüşmüştür. Çin İmpara- torluğu’nun zayıflamasını değerlendirerek Çin coğrafyasında yayılan Rus Çarlığı da Tibet üzerinde azalan Çin etkisinden kaynaklanan İngi- liz hamlelerini dengelemek ve bölgedeki etkinliğini artırmak için oyuna dâhil omuştur. Rusların da sahne alması sonrasında Büyük Oyunun Doğu Perdesi bu üç aktör arasında oynanmıştır.

İngiliz Hindistanı Himalayalar’ın doğal engellik vasfını değer- lendirerek Himalayalar hattındaki küçük devletleri kuzeydeki büyük devletler ile arasında bir ara (tampon) bölge olarak kullanmayı düşün- müştür. Genel Vali Lord Curzon döneminde hayata geçirilen ve “Sınır- ların Uzaktan Güvenceye Alınması Politikası (Forward Policy)” olarak adlandırılan bu politikada kuzey sınırları, Himalayalar’daki doğal en- geller ve küçük-zayıf devletler vasıtasıyla güvence altına alınmak isten- miştir. Rus tehdidinin engellenmesi ve Çin’in kontrol altında tutulması stratejinde bu çerçevede özellikle Tibet değer kazanmış ve Büyük Oyu- nunun Doğu Perdesinde sahne olarak yer almıştır.107

Çin-Hint sınır anlaşmazlığının temel kriz noktalarının başlarında gelen Tibet sorununun temelinde, Çin İmparatorluğu, Rus Çarlığı ve İngiliz Hindistanı arasında 19. asır sonları ile 20. asır başlarında Hima- layalar’da yaşanan rekabet yatar.108 Tibet, 19. asır sonları ile 20. asrın ilk yarısında; Rus ve İngiliz ilerlemesi, iç çatışmalar, Batı ülkelerinin uyguladığı yarı sömürgeleştirme siyasetine Japonya’nın da katılmasıyla Çin’in zayıf kalması neticesinde kısmen daha özgür yaşasa da bahsedi- len üç aktörün mücadele alanı olmuştur.

İngiltere Yönetimi Himalayalar’ın kuzeyinde doğrudan işgal poli- tikası gütmemiş; ticarî ve idarî imtiyazlar kazanarak bu coğrafyada do- laylı yoldan söz sahibi olmayı ve çıkarlarına tehdit gelmediği müddetçe kuvvet kullanmamayı tercih etmiştir. İngiliz Hindistanı’nın bölgeye fiilî

107 Vİjay Kapur,”India’s Himalayan Frontier”

108 Robert A. Huttenback, The ‘Great Game’ in the Pamirs

(6)

müdahale taleplerini de reddeden İngiltere Yönetimi, bu tür girişimleri engellerken, Çin’in bölgede etkin olma çalışmalarına da kısmen göz yummuştur. Rus ve Japon tehdidine karşı Çin’i denge unsuru olarak gören İngiliz İmparatorluğu Çin’in bölgede zemin kazanma çabalarını tolere ederek, siyasî ve ekonomik çıkarlarını korumayı öne çıkarmış- tır.109 İngiliz İmparatorluğu aynı zamanda Tibet’i hem Çin hem de Rus etkisine karşı bir tampon bölge olarak düşünmüştür.110

Çin topraklarında yayılma politikası güden Japonya, Himalayalar hatında yaşanan; Çin İmparatorluğu, Rus Çarlığı ve İngiliz İmparator- luğu arasındaki Büyük Oyunda rol kapma yarışına da girmiştir. Japon- ların Asya dengelerini sarsan hamlelerinden sonra İngiliz ve Rusların tehdit algılamaları örtüşmeye başlamış ve bu bağlamda 1907’de imza- lanan İngiliz-Rus Anlaşması ile İngiliz tarafı Tibet üzerindeki Çin hâ- kimiyetini kabul ederken İngiliz ve Rus yönetimleri Tibet’teki bilimsel araştırmalar ile keşif faaliyetlerini de askıya almayı kabul etmiştir. Bu açıdan bakıldığında 1907 tarihli İngiliz-Rus Anlaşması bir bakıma Bü- yük Oyunun Doğu Perdesinde bir son arama çabasıdır.111

Çin Yönetimi ile anlaşmaya varan İngiliz İmparatorluğu 1907’de de Rus Çarlığı ile bir anlaşma imzalayarak; Çin’in Tibet üzerindeki hâ- kimiyetine saygı duyacağını ve Çin Devleti onayı olmadan Tibet yöne- timi ile bir anlaşma yapmayacağını taahhüt etmiştir.112 İngilizlerin 1905 yılı sonrasında Himalaya politikasınının yumuşamasını sadece hükû- met değişimi ile açıklamak eksik olacaktır; zira bu dönemdeki küresel konjonktür de önemli değişimlere sahne olmuştur. Ruslar 1905’te yapı- lan savaşta Japonlara yenilirken Avrupa’da da Almanya’nın ilerlemesi İngilizleri tedbir almaya itmiş ve bu gelişmeleri dikkate alan İngiltere İmparatorluğu Rus ve Çin yönetimleriyle ilişkilerini iyileştirmeye ça- lışmıştır. Nitekim 20 Nisan 1908’de Çin ve Tibet Yönetimi temsilcileri

109 Gaye Gürkan, ”Tibet Sorunu ve Uluslararası Sistem”, BİlGESAM, 10 Kasım 2008 110 Pokharna, a.g.e.

111 Julie G. Marshall,a.g.e., s.358 112 Amar Kaur Jasbir Singh,a.g.e., s. 39-42

(7)

ile bir anlaşma imzalayan İngiliz Hindistanı, Çin’in Tibet üzerindeki otoritesini tanıdığını göstermiştir. Bu anlaşmada 1904 Lasa Konvansi- yonu ile açılan İngiliz Hindistanı ticarî temsilcilikleri korunurken İngi- lizler Chumbi Vadisi’ni boşaltmayı kabul etmiştir.113

İngilizlerin Himalayalar’ın kuzeyine müdahil olmama ve kendileri ile iyi ilişki kurma politikasını tarihi bir fırsat olarak gören Çin tarafı Himalayalar’da etkinliğini artırmak istemiştir. Bu bağlamda Himala- yalar hattındaki hedeflerini 1910 sonrasında ileriye taşıyan Çin tarafı Assam tepelerindeki kabileleri İngiliz Hindistanı’na karşı kışkırtmış- tır. Çin kışkırtmaları sonrasında bu bölgede İngiliz temsilcilikleri ve ticaret konvoylarına saldırılar artmıştır. Bu kabilelere karşı cezalandır- ma seferleri düzenleyen İngiliz Hindistanı Yönetimi, Çin monarşisinin çökmesi sonrasında iç kargaşaya boğulan Çin’in bölgedeki etki kaybını değerlendirerek Himalaya sınırlarını tespit etmek istemiş114 ve zayıf Çin Yönetimini masaya oturmaya zorlamıştır. Rusların 1907 anlaşma- sı şartlarını dışlayarak, Moğolistan üzerinden Tibet’in bağımsızlığını desteklemesi de İngilizlerin Tibet’teki çıkarlarını korumak için alarm durumuna geçmesinde önemli bir neden olmuştur. 115

Bu hedef doğrultusunda hayata geçirilen Simla Konferansı’na Çin tarafı gönülsüzce katılmak zorunda kalmıştır. Simla Konferansı için ilk hazırlık toplantısı Ekim 1913’de yapılmış ve daha sonra Ocak 1914’te çalışmalara devam edilmiş ve bir taslak anlaşma planı ortaya çıkarılmıştır. Anlaşma için yapılan hazırlık toplantılarında Çin temsil- cisi, Tibet üzerinde Çin’in tarihî hakları olduğunu savunarak Tibet’in bölünmesine yönelik itirazlarda bulunmuştur. Temmuz 1914’te asıl görüşmelerine geçilen Simla Anlaşması’nı Tibet ve İngiliz Hindistanı temsilcileri imzalarken Çin temsilcisi imzalamamıştır. Çin yönetimi de bu anlaşmayı onaylamamış ve sürekli karşı çıkmıştır.

113 Amar Kaur Jasbir Singh,a.g.e., s. 44-46 114 Julie G. Marshall,a.g.e., s. 3784-387

115 Robert L. Worden ve Andrea Matles Savada (ed), US Federal Research Division of Library of Congress,Washigton D.C.,1991,s.37-40

(8)

1914-1920 yılları arasında Tibet lideri Dalay Lama Japonlarla iyi ilişkiler kurmuş ve Japon danışmanların nezaretinde ülkede bir moder- nizasyon programı başlatmıştır. Ordunun eğitimi ve modern esaslarla organize edilmesine yardım eden Japonlar ucuz silah ve mühimmat da sağlamıştır. Tibet’te artan Japon etkisi İngiliz Hindistanı’nı alarma ge- çirmiş ve Tibet’e 1920 yılında bir misyon göndererek Dalay Lama’ya Japon danışmanların ülkeden çıkarılması için baskı yapmalarına ne- den olmuştur. İngiliz Hindistanı’nın Sikkim Temsilcisi görevinden yeni emekli olmuş olan Charles Bell, tekrar göreve çağırılarak Tibet’e gönderilmiştir. Tibet dilini iyi konuşmanın yanı sıra Tibet yönetimi ile kuvvetli şahsî bağları olan Charles Bell liderliğindeki bu misyon Ja- pon danışmanların verdiği desteğin kendileri tarafından sağlanacağını garanti ettikten sonra Dalay Lama Japonların görevine son vermiştir.

Japon danışmanlar ülkeden gönderilse de Japonlar Himalaylar Hattı ve Orta Asya’da etkin olma mücadelesinden vazgeçmemiştir.116

13. Dalay Lama’nın 1933’te ki ölümünden sonra İngiltere ve Çin bölgede etkili olmak için rekabet ederken Almanya da bölgeye ilgi göstermiş ve Everest’e bir tırmanma turu düzenlemek istemiştir. İngil- tere’nin itirazına rağmen 1938-1939 yılları arasında bir Alman Dağcı ekibi Tibet’e gelerek Everest’e tırmanmıştır.117 II. Dünya Savaşı’nın çıkması üzerine İngilizler tarafından tutuklanarak esir kampına gönde- rilen Alman dağcıların hayatı daha sonra bir filme konu olmuştur. Esir kampından kaçarak Tibet’e gelen iki dağcıdan biri 14. Dalay Lama’nın öğretmeni olmayı başarmıştır. Bu dağcının Tibet’te yaşadıklarını anlat- tığı anı kitabı, “Tibet’te Yedi Yıl” filmi ile sinemaya aktarılmış ve dünya çapında ilgi çekmeyi başarmıştır.

II. Dünya Savaşında ABD, İngiliz İmparatorluğu ve Çin Yönetimi müttefik olmuş, bu dönemde fiilî bağımsızlık yaşayan Tibet ise tarafsız kalmayı tercih etmiştir. ABD ve İngiliz Hindistanı baskısıyla Tibet, İn-

116 Julie G. Marshall,a.g.e., s. 299 117 Julie G. Marshall,a.g.e., s. 421

(9)

giltere ve ABD’nin Çin’e yardım yapması için ikmal yollarının açılma- sını mecburen kabul etmiş ve ülke toprakları Çin’e yapılan yardımlar için kullanılmıştır. II. Dünya Savaşından sonra Tibet bağımsız bir ülke gibi uluslararası konferanslara katılmış ve kendi pasaportlarını kullan- mıştır. İngiltere çekildikten sonra Lasa’daki İngiliz temsilcisi Hindistan temsilciliğini üstlenerek ülkede kalmış, 1950 yılındaki Çin işgali sonra- sı Tibet’ten çıkarılmıştır.118

2.2. Simla Anlaşması ve McMahon Hattı

İngiltere İmparatorluğu Tibet’i bir tampon bölge olarak kullanma politikasına devam ederken Mançu hanedanının çökmesi ve Çin’in iç karışıklara girmesi İngilizlere Himalayalar’daki sınır sorunlarının çö- zülmesi için bir fırsat yaratmıştır. Yeni konjonktürde 1907’de Rus Çar- lığı ve 1908’de Çin İmparatorluğu ile Tibet’e yönelik olarak yapılan anlaşmaların zayıfladığını gören İngiliz Hükûmeti bu fırsatı değerlen- dirmek istemiştir.119 İngiliz Hindistanı Yönetimi’ne bu fırsatın kullanıl- ması için direktif veren İngiltere İmparatorluğu Cumhuriyet kurmaya çalışan yeni Çin Yönetimi ile bağımsızlığını kazanmaya çalışan Tibet Yönetimi’ni Tibet’in statüsünü tespit etmek ve sınır sorunlarını çözmek için masaya oturmaya çağırmıştır.120

Bu durum aslında biraz da Çin tarafının İngiltere İmparatorlu- ğu’nun Himalayalar kuzeyine fazla müdahil olmama politikasını fırsat olarak görüp 1910’da İngilizlere karşı propaganda faaliyetlerini Assam tepelerindeki kabilelere kadar yayması sonrasında bu bölgede İngiliz temsilcilikleri ve ticaret konvoylarına yapılan saldırıların artmasının bir sonucudur. İngiliz Yönetimi, Çin monarşisinin çökmesi sonrasın- da iç kargaşaya boğulan Çin’in bölgedeki etki kaybını değerlendire-

118 Julie G. Marshall,a.g.e., s. 447

119 Claude Arpi, 1962 and The McMahon Line Saga, s.100

120 Karunakar Gupta,”The McMahon Line 1911-45: The British Legacy”, The China Quarterly, No. 47 (Jul. - Sep., 1971), pp. 521-545

(10)

rek Himalaya sınırlarını tespit etmek istemiştir.121 Bunun yanı sıra Rus Çarlığı’nın, Mançu Hanedanı’nın çökmesi sonrasında Moğolistan’ın Çin’den otonomi kazanmasına yardım etmesi ve Rus kontrolündeki Moğolistan’ın Tibet ile 19 Aralık 1912’de masaya oturarak bir ittifak anlaşması yapması122 İngilizlerin sorunu çözme motivasyonunda etkili olmuştur.

Tibet Yönetimi’nin gönüllü Çin tarafının ise mecburiyet karşısında kabul ettiği bu anlaşma masasını kurmak kolay olmamıştır. Çin tarafı Tibet Yönetimi ile eşit şartlarda görüşme yapmaya karşı çıkmış, ancak Tibet Yönetimi’nin istekli tavrı nedeniyle, İngiliz ve Tibet taraflarının yeni bir Lasa Konvansiyonu imzalamasından da çekinmiştir. Bu arada Tibet’te Dalay Lama’nın bağımsızlık kazanma arayışında olduğunun bilincinde olan Çin Yönetimi askerî olarak da Tibet’te zemin kaybetme- ye başladığından, görüşmelere katılmaya mecbur kalmıştır.123

Simla Konferansı’nın hazırlık çalışmalarına Ekim 1913’te başlan- mıştır. 6-13 Ekim 1913 tarihleri arasında yapılan görüşmelerde Tibet temsicisi Tibet’in bağımsız olma arzusunu dile getirmiştir. Bu görüş- meler daha ziyade Çin ve Tibet temsilcileri arasında, Tibet’in tarihinden kaynaklanan statü arayışına yönelik tartışmalara sahne olmuştur.124 Çin tarafı, Cengiz Han’ın Çin topraklarını işgalinden bu yana Tibet’in Çin bağlısı olduğunu ve 18. asırdaki Gurka işgallerinde kendilerinden yar- dım istemeleri gibi gerekçelerle Tibetlilerin bunu kabullendiğini savu- nurken Tibet temsilcileri bu iddialara karşı çıkmış ve bağımsız bir statü- ye sahip olmak için gerekçelerini açıklamıştır. Çin ve Tibet temsilcileri arasında Tibet’in bağımsızlık talebine yönelik tartışmaların yaşandığı ilk tur görüşmelerde İngiliz tarafı daha çok tarafları yumuşatmaya yö- nelik bir arabulucu rolü üstlenmiştir.125

121 Julie G. Marshall,a.g.e., s. 3784-387

122 Robert L. Worden ve Andrea Matles Savada (ed), a.g.e., s.38-40 123 Claude Arpi, 1962 and The McMahon Line Saga,s.100 124 Amar Kaur Jasbir Singh,a.g.e., s.71

125 Claude Arpi, 1962 and The McMahon Line Saga,s.101-103

(11)

Görüşmelerde İngiltere Hükûmeti’ni İngiliz Hindistanı Dışişleri Bakanı ve anlaşmanın mimarı Sir Hanry McMahon temsil ederken yar- dımcılığını da İngiliz Hindistanı Sikkim Siyasî Komiseri Charles Bell yapmıştır. Tibet Yönetimi’ni temsil eden Lonchen Shatra Paljor Dorje, Dalay Lama’nın Başbakanı olmanın yanısıra 10 yıl önce, Lasa’yı işgal eden İngiliz askerlerinin komutanı Albay Younghusband ile Lasa Kon- vansiyonu müzakerelerini yürüten kişidir. Tibet Başbakanı Lonchen Shatra’nın yardımcısı Trimon ise Dalay Lama’nın Tibet’in yasal statü kazanması için görevlendirdiği kişi olmanın yanında bağımsızlık için yapılan çalışmaların planlayıcısıdır. İngiliz Hindistanı Sikkim Siyasî Komiseri Charles Bell, Dalay Lama da dâhil olmak üzere Tibet Yöneti- mi ile sıcak ilişkileri olan ve Tibet dilini iyi konuşan tecrübeli bir siyasî figürdür.126 Çin Yönetimi dokuz yıl Londra’da konsolosluk yapmış bir diplomat olan Ivan Chen’i temsilcisi olarak atarken, yardımcısı olarak Çin gümrüklerinde çalışan bir Avrupalı B. D. Bruce’u görevlendirilmiş- tir. İngiliz Konsolosluk görevlisi olarak Çin’de görev yapan Archibald Rose da Sir Hanry McMahon’a Çin konularında danışmanlık yapmak üzere görev almıştır.127

İngiliz Hindistanı Yönetimi Himalayalar’ın sert coğrafyasında hu- dut tespit etmenin zorluğunu ve Çin tarafının muhtemel mukavemetini hesaba katarak, Doğu Hindistan Şirketi ve sonraki yönetimin bölgede- ki idarî tecrübelerinden faydalanmak istemiştir. İngiliz Hindistanı bu bağlamda Himalaya Hudutlarının tespiti konusunda Assam tecrübesi- ni esas alarak; 1880 tarihinde hayata geçirdikleri Assam Hudut İdarî Düzenlemesini geliştirmeyi ve hudutları bu mantıkla belirlemeyi tercih etmiştir. Neticede 19. asırda bu bölgede yaşadıkları tecrübeler ve bölge- nin kabile yapıları stratejik çıkarlarla meczedilmiş ve Simla Anlaşma- sı’nın dayandığı McMahon Hattı ortaya çıkarılmıştır.128

126 Claude Arpi, 1962 and The McMahon Line Saga,s.100-101 127 Amar Kaur Jasbir Singh,a.g.e., s.70

128 Lobsang Tenpa,”The Centenary of the McMahon Line (1914-2014) and the Status of Monyul until 1951-2”, Tibet Journal , Vol. 39, No. 2 (Autum/Winter 2014), pp. 57-102

(12)

Tibet’in bağımsızlık iddialarına 30 Ekim 1913’te resmî bir yazı ile karşı çıkan Çin tarafı Tibet’in Çin toprağı olduğuna dair iddialarını yi- nelemiştir.129 Çin ve Tibet temsilcilerinin argümanları üzerinde çalışa- rak bir yol haritası çizen Sir Hanry McMahon, Tibet’i iç ve dış olarak ikiye bölmeyi ve İç Tibet’i sembolik bir Çin varlığı ile temsil edilen bir idarî yapıya dönüştürmeyi düşünmüştür. McMahon’un planına göre Dış Tibet otonom olacak ve Çin’in burada hiçbir hakkı ve temsili olma- dığı gibi müdahale yetkisi de olmayacaktır.130 Ocak ve Şubat 1914’de Delhi’de Simla Anlaşması için hazırlık çalışmalarına devam edilmiş;

Tibet ve Çin temsilcileri Tibet’in aidiyeti üzerindeki iddialarını sürdü- rürken McMahon Tibet’i ikiye bölen bu çözüm önerisini gündeme ge- tirmiştir.131

Tibet’in iç ve dış Tibet olarak bölünmesi ve Çin tarafına sadece İç Tibet’te sembolik bir hükümranlık tanınmasına Çin temsilcisi karşı çıkmıştır. Çin Yönetimi de bu taslaktan haberdar olunca tepki göster- miştir. Bu çalışma toplantılarının haricinde de Delhi’de taraflarla bire bir görüşmelere devam eden İngilizler, Tibetlilere sınır sorunlarının yanı sıra bir de ticaret anlaşması yapmayı önermiş ve bunun şartları- nı da müzakere etmiştir. Şubat 1914 çalışma toplantısında Tibet tarafı İngiliz temsilci Sir Hanry McMahon’un, Tibeti iç ve dış olarak ikiye bölen önerisini kabul etmiştir.132 Bu müzakerelerde İngilizler Himala- yalar’daki sınırları tespit eden bir haritayı da çalışmalara eklemiştir. Bu öneriye ve anlaşma metnine karşı çıkan Çin temsilcisi bu karşıtlığı Mart ve Nisan 1914’te Delhi’de yapılan şahsi temaslarda da sürdürmüştür.133

25 Mart 1914’de İngiliz ve Tibetli temsilcilerinin mutabakata var- dığı taslak metin,134 Çin temsilcisinin de katıldığı 22-26 Nisan 1914

129 Amar Kaur Jasbir Singh,a.g.e., s.71

130 Claude Arpi, 1962 and The McMahon Line Saga,s.102 131 Amar Kaur Jasbir Singh,a.g.e., s.72-73

132 Claude Arpi, 1962 and The McMahon Line Saga,s.104 133 Amar Kaur Jasbir Singh,a.g.e., s.73-75

134 Claude Arpi, 1962 and The McMahon Line Saga,s.105

(13)

tarihleri arasındaki hazırlık toplantısında Çin tarafına sunulmuştur.135 Taslak metin üzerinde yapılan görüşmelerde Tibet’teki Çin nüfüzunun azaltılmasına karşı çıkmaya devam eden Çin temsilcisi136 bu metni ken- di hükûmetine göndermiş ve aynı şekilde Çin Yönetimi de Tibet’in bö- lünmesini kabul etmemiştir.137 27 Nisan 1914’de taslak metin ve harita Tibet temsilcisi tarafından imzalanmıştır. Çin temsilcisi taslak metnin bazı sayfalarını isminin baş harfleriyle paraflarken taslak haritayı pa- raflamış, İngiliz Hindistanı Dışişleri Bakanı ve anlaşmanın mimarı Sir Hanry McMahon ise taslak metni ve haritayı paraflamıştır.138 Butan’ın sınırındaki Tibet toprağı Tawang’ın da İngiliz Hindistanı’na dâhil edil- diği bu harita üzerinde taraflar tartışmaya girmemiştir.139 Sir Hanry Mc- mahon’un siyasî vizyonu ile haritaya dâhil edilen Tawang140 konusunda herhangi bir itirazın kayda geçmemesi bu anlaşmanın ilginç detayların- dan birisi olmuştur.

Tawang konusunda Tibet temsilcileri tarafından bir itirazın yapıl- mamış olması veya yapılmış ise kayda geçmemesini anlamak zordur.

Zira 17. asırda inşa edilen ve Tibet kültüründe önemli bir yeri olan Tawang Manastırı’nın bulunduğu ve çevredeki bütün ticarî yolların ke- siştiği stratejik Tawang Bölgesi’ni Tibet tarafının kolayca İngiliz tara- fına teslim etmesi mümkün değildir.141 Görüşme tutanakları kayıt altına alınmadığı için bu konuda gerçek bilgiye ulaşmak mümkün olmayacak ama bu konu araştırmacıların kafasını karıştırmaya devam edecektir.

Kanaatimce; Sir Hanry Mcmahon’un görüşmelerde yardımcısı olarak görev yapan Charles Bell’in Tibet tarafı ile şahsî dostluğunu kullanarak güven vermesi ya da yapılmış ise itirazları yumuşatarak Tibet tarafını

135 R. S. Kalha,” The McMahon Line: A hundred years on”, Institute of Defence Studies and Analyses, 03 Temmuz 2014, erişim 10 Mayıs 2021 13 25

136 Karunakar Gupta,”The McMahon Line 1911-45 137 R. S. Kalha,a.g.e.

138 R. S. Kalha,a.g.e.

139 Karunakar Gupta,”The McMahon Line 1911-45

140 Lobsang Tenpa,”The Centenary of the McMahon Line (1914-2014)

141 Lars-Erik Nyman,”Tawang-A Case Study of British Frontier Policy in The Himalayas”, Journal of Asian History, Vol. 10, No. 2 (1976), pp. 151-171

(14)

ikna edecek argümanları bulmuş olması kuvvetli bir ihtimaldir. İngiliz- lerin I. Dünya Savaşı sürecinde Arap Yarımadası’nda Osmanlı asker- lerine karşı Arapları kışkırtan ünlü ajanları Lawrence gibi önemli bir figür olan Charles Bell’in Tibet temsilcilerini uyutarak Tawang hususu- nu atlamalarını sağlamış olması da diğer bir güçlü ihtimaldir.142 Charles Bell vizyoner bir yönetici ve siyaset adamıdır. Kuzeydoğu sınırlarının korunması ve yönetilmesi için düzenlenen idarî sistemin kurulmasın- da da önemli katkıları olmuştur. Bell’in önerileri ile 1913’te kurulan Kuzeydoğu Sınırı Batı Bölümü, 1919’da geliştirilerek Balipora Sınır Bölgesi adıyla yeniden yapılandırılmıştır143

Asıl görüşmelerin Temmuz 1914’te yapılacağı Simla Toplantısı öncesindeki iki ay içerisinde İngiliz ve Çin Yönetimleri arasında anlaş- maya yönelik yazışma ve mesajlaşmalara devam edilmiştir. Bu mesaj- laşmalarda; Çin tarafı Tibet’in bölünmesine yönelik itirazlarını sürdü- rürken İngiliz Yönetimi, Çin tarafının anlaşmayı imzalamaması duru- munda Tibet yönetimi ile anlaşmayı resmîleştireceklerini bildirmiştir.144 İngiltere Krallığı mevcut konjonktürün verdiği güç ile Çin tarafı üze- rinde baskıyı sürdürmüş ve asıl toplantıda anlaşmayı onaylamaları için Çin tarafını etki altına almaya çalışmıştır. İngiliz tarafının bütün ikna çalışmaları ile iç siyasî çekişme ve çatışmaların yarattığı zaafiyete rağ- men Çin Yönetimi Tibet’teki hükümranlık haklarından vazgeçmemiştir.

Tibet ve İngiliz Hindistanı temsilcilerinin ortak çalışması sonra- sında ortaya çıkan anlaşma metninde Tibet; iç ve dış Tibet olarak ikiye bölünmektedir. İç Tibet’te Çin tarafının temsili kabul edilirken, başken- ti Lasa olan Dış Tibet’e otonomi verilmekte ve Gyantse’deki İngiliz Hindisanı temsilcisi ihtiyaç hissettiğinde Lasa’ya gidip görüşme yapma hakkına sahip olmaktadır. Simla’da 03 Temmuz 1914’te yapılan top- lantıda Çin temsilcisi Tibet temsilcisinin bu toplantıya katılma hakkı olmadığına ve Tibet’in bölünmesine yönelik itirazlarda bulunarak an-

142 Lars-Erik Nyman,a.g.e.

143 Claude Arpi, 1962 and The McMahon Line Saga, s. 112 144 R. S. Kalha,a.g.e.

(15)

laşmayı imzalamayı kabul etmemiştir. Çin temsilcisi, Tibet ve İngiliz tarafı görüşmelere devam ederken, metni imzalamadan ayrılmış ve ül- kesine dönmüştür. Masada kalan İngiliz ve Tibet temsilcileri anlaşma konusunda mutabık kaldıkları gibi bir de ticaret anlaşmasının detayları üzerinde anlaşmıştır.145 Bu iki mutabakatın yanında Tawang’ın da İn- giliz Hindistanı’na dâhil olduğu bir harita (McMahon Hattı) Tibet ve İngiliz Hindistanı temsilcileri tarafından imzalanmıştır.146

Harita-3: Simla Anlaşması’nda Geçen Tibet Haritası

Simla Accord treaty map, signed in 1914 Kaynak :wikipedia 22 April 2021

Çin temsilcisinin anlaşmayı imzalamaması Çin Yönetimi ile koor- dineli bir tavrın sonucudur. Çin temsilcisinin imzalamadığı anlaşmayı

145 Claude Arpi, 1962 and The McMahon Line Saga,s.105-106 146 Julie G. Marshall,a.g.e., s. 375-376

(16)

Çin Yönetimi de kabul etmemiş ve onaylamamıştır. İngiliz Yönetimi, 08 Ağustos 1914’de başkentlerindeki Çin Büyükelçisi’ne; Çin Yöne- timi tarafından onaylanmasa da Simla Anlaşması ve Tibet ile yapılan ticaret anlaşmasının geçerli olduğunu ve buna göre hareket edeceklerini tebliğ etmiştir.147 Ancak İngiltere Hükûmeti, Rus Çarlığı ile Tibet’teki Çin hükümranlığını tanıdığına yönelik 1907’de bir anlaşma imzalamış olduğu için Çin üzerinde daha fazla baskı uygulamaktan da imtina et- miştir.148 Nitekim Sir Hanry McMahon’un Simla müzakerelerinde yar- dımcılığını yapan İngiliz Hindistanı Sikkim Siyasî Komiseri Charles Bell, 1915 yılında Hükûmet’e yazdığı bir raporda; Çin tarafının imza- lamadığı ve Rus tarafının dâhil edilmediği bir anlaşmanın geçerliliği üzerinde ısrar edilerek konunun üzerine gidilmesinin ters tepebileceği ve kendilerini zora sokabileceği konusunda uyarılarda bulunmuştur.149

Harita-4: Simla Anlaşması’na Göre Güney Asya’nın Siyasî Sınırları

Kaynak.southasia19140703_Simla Accord Historical Atlas of Southern Asia

147 R. S. Kalha,a.g.e.

148 Karunakar Gupta,”The McMahon Line 1911-45 149 Lars-Erik Nyman,a.g.e.

(17)

Çin temsilcisi ve Çin yönetimi tarafından onaylanmayan Sim- la Anlaşması daha başlangıçta sakat doğmuş ve daha sonra da tedavi edilememiştir. Bu tür tartışmalı bir şekilde hayata geçirilmeye çalışı- lan anlaşma hukukî bir geçerlilik kazanamazken; diplomatik bir reali- teden akademik bir realiteye dönüşmüştür.150 Anlaşmanın geçerliliğine yönelik tartışmalar I. Dünya Savaşı’nın çıkması nedeniyle gündemden düşmüş ve savaşın bitmesinden sonra dünya konjonktüründeki deği- şim nedeniyle de gündeme taşınmamıştır. Anlaşmanın geçerliliği tar- tışmaları Çin ve Hint halklarının bağımsızlığına kavuşmasından sonra tekrar gündemi işgal etmeye başlamıştır. Her iki taraf kendi çıkarları doğrultusunda iddialarda bulunsa da anlaşmanın geçerli olduğunu iddia etmek mantıklı değildir. Bir anlaşmanın geçerli olması için uluslararası hukukun koyduğu şartlar ve teamüller bu anlaşmada mevcut değildir.

Anlaşmada yaşanan süreç, İngiliz tarafının konjonktürel üstünlü- ğünü kullanarak Çin tarafını anlaşmaya ikna etmek için uyguladığı bir stratejik oyun görüntüsü vermektedir.151 Simla Anlaşması sonrasında da İngiliz tarafı konjonktüre göre hareket etmiş ve çıkarları tehlikeye gir- mediği müddetçe bu anlaşmaya atıf yapmamıştır. Bu kapsamda İngiliz Hindistanı Yönetimi Tawang konusunda bir adım atmamış ve Tibet Yö- netimi bölgedeki hükümranlığını ve idarî sistemini devam ettirmiştir.152 Simla Anlaşması’nın geçerli olduğunu savunanan Hint argüman- ları genellikle Çin tarafından Hindistan Birliği Hükûmeti Başbakanı Nehru’ya ÇHC Başbakanı Çou En-Lai’nin 23 Ocak 1959’da yazdığı mektuba gönderme yapar. Bu mektupta ÇHC Başbakanı Çou; Himala- ya sınırlarının belli olmadığını ifade ederken sınırları tespit etmek için müzakerelere başlamayı teklif etmektedir. Hint tarafına göre bu zama- na kadar Çin tarafından resmî bir itiraz yapılmaması Çin tarafının bu anlaşmayı tanıdığı anlamına gelmektedir.153 ÇHC Başbakanı Çou daha

150 Karunakar Gupta,”The McMahon Line 1911-45

151 Josef Kolmaš,”Some Formal Problems of Negotiations and Results of the Simla Conference”, The Tibet Journal, Vol. 16, No. 1, Shakabpa Memorial Issue: Part II (Spring 1991),pp. 108-114 152 Lars-Erik Nyman,a.g.e.

153 R. S. Kalha,a.g.e.

(18)

sonra 08 Eylül 1959’da Hint Başbakanı Nehru’ya benzer bir mektup daha yazmış; bu kez sert ifadeler kullanarak anlaşmanın geçersizliğini savunmuştur. Hint tarafı ÇHC Başbakanı Çou’nun bu sertleşen tavrını, Dalay Lama’ya 31 Mart 1959’da Hindistan Birliği Hükûmeti’nin siyasî sığınma hakkı vermesine bağlamaktadır.154

Anlaşmanın uluslarası hukuk açısından değerlendirilmesinde Hint tarafının savunacağı fazla bir şey yoktur. Hint tarafı Uluslararası Ada- let Divanı’nın uzun süre itiraz edilmeyen sınırları geçerli kabul ettiği içtihatları örnek vererek tezlerinin haklı olduğunu iddia etmektedir.155 Ancak hukukî açıdan bakıldığında; her şeyden önce İngiltere Hükûme- ti’nin, Rus Çarlığı ile Tibet’te Çin hükümranlığını tanıyacağına yönelik 1907‘de yaptığı anlaşmaya uygun davranmadığı gibi Rus Çarlığı’na an- laşma hakkında bilgi vermediği de görülür. Anlaşmanın hazırlık toplan- tıları ve asıl görüşmelerinde tutanak tutulmamış ve müzakereler sözlü bir zeminde yapılmıştır. Bu şartlar altında müzakereler kayıtsız kaldığı gibi her türlü yoruma açık bir konuma taşınmıştır. Kayıt altına alınma- yan anlaşmada görüşmelerin nasıl yapılacağına ve nasıl onaylanacağına dair esaslar da belirlenmemiştir. 156

Hint tarafı konuyu daha subjektif esaslarla değerlendirerek; İngiliz Hindistanı dönemindeki hazırlık toplantılarında yaşanan tartışmalarda Çin tarafının sınırlara karşı çıkmazken Tibet’in bölünmesine itiraz et- tiğine yönelik göndermede bulunur. Bu anlaşmada sınırların su bölüm hattını esas alarak tespit edildiğini ve Çin tarafının bu esasa karşı çık- madığını savunan Hintliler, Ocak 1960’ta imzalanan Çin–Burma Sınır Anlaşması’nın da su bölüm hattı temelinde şekillendiğini örnek olarak verir.157 Hintliler genellike Çin tarafının Simla Anlaşması’na 1959’dan itibren resmî zeminde karşı çıkmasını siyasî sebeplerle ilişkilendirir.

Hint tarafının haklı olduğu konular vardır; ancak Simla Anlaşması’nda,

154 Biswanath Singh,”Legality of The McMahon Line”, The Indian Journal of Political Science, Vol. 28, No. 3 (July-September 1967), pp.163-177

155 R. S. Kalha,a.g.e.

156 Josef Kolmaš, a.g.e.

157 Biswanath Singh, a.g.e.

(19)

anlaşmanın onaylanma ve yürürlüğe girmesine yönelik bir mutabakat olmamasının ötesinde Çin tarafının anlaşmayı imzalamadığını ve onay- lamadığını da gözden kaçırmak mümkün değildir. Bu tür şartların ve uluslararası hukuk teamüllerinin hiç birinin bulunmadığı bir anlaşma- nın geçerliliğini iddia etmek doğru olmaz.158

Her iki tarafın anlaşma ve sonrasındaki döneme yönelik birbiriyle çatışan iddialarının bugünkü uluslararası hukukun değerleri ile örtüş- tüğünü söylemek de pek mümkün değildir. Neticede Simla Anlaşma- sı’na yönelik her iki ülkenin o dönemdeki iddiaları ve bu iddiaları des- teklemek için savunduğu argümanlar çelişkilerle doludur. Her iki ülke de bağımsızlık sonrasında bu konudaki çelişkileri gidermek için çaba göstermemiş, aksine mevcut çelişkili kaynaklara bel bağlamayı sürdür- müştür. Bu tutum doğal olarak mutabakata hizmet etmediği gibi mev- cut çatlakları da genişletmiştir.159 Karşılıklı mutabakata dayalı bir sınır tespiti yapılmayıp arazi üzerinde işaretlemeye gidilmediğinden ortaya atılan iddialar, hukukî zemine dayanmaktan ziyade siyasal psikoloji- nin sonucu gibi görünmektedir. Sorunu miras olarak devralan bugünkü Hindistan ve ÇHC’nin birbirlerine olan karşılıklı güvensizliğinin göl- gesinde gündeme getirdiği yeni iddialar da eskilerinin devamı olmaktan öteye gidememektedir.160

2.3. I. ve II. Dünya Savaşları Süreci

Simla Anlaşması sonrasında çıkan I. Dünya Savaşı ve sonrası ge- lişmeler İngiltere yönetimlerini Tibet konusunda temkinli olmaya ve dünya gelişmelerini dikkate alan bir pencereden bakmaya yönlendir- miştir. I. Dünya Savaşı doğal olarak Himalaya sınırlarının tartışılma- sı konusunu geri plana attığından savaş sürecinde de İngiltere Krallığı konuyu gündeme getirmekten kaçınmıştır. I. Dünya Savaşı sonrasında

158 Josef Kolmaš, a.g.e.

159 Karunakar Gupta,”Distortions in the History of Sino-Indian Frontiers”, Economic and Political Weekly, Vol. 15, No. 30 (Jul. 26, 1980), pp. 1265+1267-1270

160 Sam H. Frank,”A History of The McMahon Line and its Controversy (Summary)”, Proceedings of the Indian History Congress, Vol. 27 (1965), pp. 300-301

(20)

30 Mayıs 1919’da Çin Yönetimi Simla Anlaşması’nın değiştirilmesine yönelik teklif yapmış ve Tibet’in iç ve dış Tibet olarak ikiye bölünmesi- ne yönelik itirazlarını yinelemiştir.161 Bu arada Japon etkisi Güney Asya coğrafyasında gözle görülür bir biçimde arttığından İngilizler Simla Anlaşması tartışmaların devam etmemesini tercih ederek konu üzerine gitmemiş ve soğumaya bırakmıştır.

Bu dönemde Japonlar Tibet topraklarına nüfuz etmeyi başarmış;

Tibet’e askerî alanda yardım ederek ucuz silah ve teçhizat sağlayan Ja- ponya’nın yumuşak gücü de Tibet’te artmaya başlamıştır. Bu gelişme- lerin devamında Japon danışmanlar Tibet Yönetimi’nin modernizasyon programlarını üstlenerek ordu ve polis teşkilatlarının yeniden yapılan- masında görev almıştır. Tibet’te artan Japon etkisi Himalaya sınırları- nın tespiti konusunu geriye atarak Japon tehditine öncelik verilmesine neden olmuştur. Bu konuda tedbir almak için arayışlara giren İngiliz Hindistanı Yönetimi, Sikkim’deki İngiliz temsilciliği görevinden yeni emekli olan Sir Charles Alfred Bell’i göreve çağırarak, Japon etkisinin bertaraf edilmesi için görevlendirmiştir. Bu hedef doğrultusunda yapı- lan koordine çalışmaları neticesinde Charles Bell liderliği altında bir misyon oluşturularak Tibet Yönetimi ile müzakere başlatmasına karar verilmiştir.

Japon danışmanların devre dışı bırakılması için oluşturulan Tibet misyonu 1920 sonbaharında Tibet’e gönderilmiştir. Tibet dilini iyi bilen ve Dalay Lama da dâhil olmak üzere Tibet yöneticileri ile dostane iliş- kileri olan Bell Kasım 1920’de Tibet’e gitmiş ve yaklaşık bir yıl orada kalmıştır. Tibet Yönetimi ile şahsî bağlarını da kullanan Bell, Moğo- listan üzerinden gelen ucuz Japon silah ve teçhizatının ülkeye girişini engellemenin yanında Japon danışmanların ülke dışına çıkarılmasını da sağlamıştır. Bell bunu İngiltere Yönetimi’nin, Japonların verdiği desteği üstlenmesi karşılığında başarmıştır. Tibet’e askerî destek veren İngiliz- ler, İngiliz silah ve teçhizatının iç güvenlik ve ülkenin meşru müdafası kapsamında kullanılması şartını da koymuştur. İngiltere Krallığı’nın bu

161 R. S. Kalha,a.g.e.

(21)

coğrafyada uzun süre kalamayacağını gören ve Tibet teokrasisinin za- aflarının da bilincinde olan Bell, Tibet’te uzun vadeli yatırımlara, kalıcı yapılanmaya ve elçilik binası yapımı gibi projelere de karşı çıkmıştır.162

Bell’in başarılı ikna çalışmaları neticesinde İngilizler Tibet’te;

okul inşaatları, yol ve altyapı projeleri, telgraf hattı inşası, maden iş- letme projeleri ve ordunun modernizasyonu gibi projeleri üstlenirken polis teşkilatını da reorganize etmiştir. İngilizlerin öncülüğünde Eve- rest’e keşif seferi düzenlenmiş ve özellikle 1923’ten sonra Tibet’teki Sovyetler Birliği etkisi kırılmaya çalışılmıştır. Japon etkisi azaltılması- na rağmen Japonların bölgede çıkarlarını korumak için çalışmaya de- vam ettiği görülmüştür. Ruslar da bölgedeki çıkar arayışından vazgeç- memiş; Sovyetler Birliği Yönetimi 1922-1928 yılları arasında üç defa Tibet Yönetimi’ni ziyaret etme kapsamında misyon göndermiş ve iyi ilişkileri sürdürmüştür.163

Bu dönemde dünya dengelerinde yaşanan değişimler İngiltere Hükûmeti’nin Çin konusunda daha toleranslı bir politika izlemesine neden olmuştur. Japonya’nın güçlenmesi ve Asya’daki yayılma isteği de Japon tehditine karşı Çin topraklarının korunmasını gerekli kılmış- tır. Savaş sonrasında küresel bir güç olarak öne çıkan ABD de Japon tehditine karşı Çin’in toprak bütünlüğünün korunması istikametinde bir politika izleyince İngiliz Yönetimi bu politikaya destek vermiştir. Bu çerçevede İngiltere Hükûmeti, 1922’de ABD’de yapılan deniz güven- liği anlaşması çalışmaları sonrasında imzalanan Dokuz Kuvvet An- laşması’nı imzalayarak Çin’in toprak bütünlüğüne saygı göstereceğini taahhüt etmiştir.

ABD’nin önderlik ettiği ve İngiltere Krallığı’nın desteklediği ça- lışmalar sonrasında imzalanan Dokuz Kuvvet Anlaşması’nı Japonya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, Portekiz ve Çin yönetimleri de im- zalamıştır. Vaşington’da imzalanan anlaşmanın amacı; tarafların Çin’in

162 Alastair Lamb,TIBET,CHINA & INDIA 1914-1950 A History of Imperial Diplomacy, Roxford Books Great Britain, 1989, s.106 -133

163 Julie G. Marshall,a.g.e., s. 405-412

(22)

bütünlüğü ve topraklarına saygı göstermesi ve tek taraflı adım atmama- sıdır.164 İngiltere ile kısmen düzelen ilişkiler sonrasında Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan 1921-1922 Çin Yıllığı Kitapçığı’nda Tibet konusu üzerinde İngilizler ile yapılan diplomatik görüşmelere ait resmî kayıtlar açıklanmıştır. Bu kayıtlarda Tibet’in iç ve dış Tibet olarak ikiye bölünmesine yönelik Çin itirazlarına yer verilirken Simla Anlaşması’na yönelik bir itiraz yer almamıştır.165

İngiliz yönetimleri, Himalaya rekabetinin ana sahası Tibet üze- rinde bu stratejiyi yürütürken “Sınırları Uzaktan Güvence Altına Alma Politikası (Forward Policy)”nda Nepal ve Butan’ı da diğer ara ülkeler olarak görmüştür. Çin tarafı ile Himalayalar’daki uzun süreli rekabetinde bu iki devleti Çin kontrolüne bırakmamayı başaran İngi- lizlerin bölgeyi terk edene kadar hedefi bu iki ülkede kurulan kont- rolün kaybedilmemesi ve mevcut avantajlı durumun sürdürülmesi olmuştur.166

13. Dalay Lama’nın 1933’teki ölümünden sonra Tibet’i vekiller yönetmiştir. Tibet Budist inancına göre Dalay Lama ölümünden kısa bir süre sonra yakın bir coğrafyada doğacak bir çocuğun bedeninde yeniden dünyaya gelecek (reenkarnasyon inancı) ve tekrar ülkeyi yönetecektir.

Bu ara dönemde Tibet teokrasisi vekiller tarafından yönetildiğinden halkta itibarı az olan yönetimlerin gücü de azdır. 13. Dalay Lama’nın bulunup ilan edilmesi sonrasında da vekiller yönetime devam eder, çün- kü daha çocuk olan yeni Dalay Lama rüştünü ispatlayana kadar sıkı bir eğitime tabi tutulmak zorundadır. Tibet teokrasisinin bu dönemde zafiyet arzettiğini bilen Çin tarafı bu nedenle yönetimdeki meşruiyet zaafı nedeniyle oluşan güç boşluğunu doldurmak için harekete geçmiş- tir. İngiliz Hindistanı da Çinlilerin inisiyatif almasını engellemek için seferber olmuştur. Neticede 13. Dalay Lama’nın 1933’teki ölümünden, 14. Dalay Lama Tenzin Gyatso’nun iki yaşındayken bulunup başkent

164 Karunakar Gupta,”The McMahon Line 1911-45 165 R. S. Kalha,a.g.e.

166 Alastair Lamb,TIBET,CHINA & INDIA 1914-1950, s.355

(23)

Lasa‘ya getirildiği 1937 yılına kadar iki taraf arasında Tibet’te ciddi bir rekabet yaşanmıştır.167

Tawang konusunu da gündeme getirmeyen İngiliz Hindistanı ile Tibet yönetimi arasında 1936 yılında İngiliz vatandaşlarının bölgeye izinsiz girmesi üzerine bir kriz çıksa da İngilizler sorunu yumuşat- ma yönünde bir tavır takip etmiştir. Bu krizde rol üstlenen Balipora Sınır Bölgesi (Tawang karşısındaki bölge) Siyasî Temsilcisi Yüzbaşı Lightwood, Tawang’a giderek Tibet Yönetimi’ne Simla Anlaşma- sı gereği Tawang’ın kendilerine ait olduğunu bildirse de İngiliz Hin- distanı Tawang konusunda ısrarlı olmamıştır. Yüzbaşı Lightwood’un Tawang’da İngiliz hâkimiyetinin güç kullanılarak sağlanması yönünde yazdığı rapora da cevap verilmemiştir. Sorunun devam etmesi üzeri- ne 1938’de Yüzbaşı Lightwood’u 200 askerlik bir birlik ile Tawang’a göndererek hükümranlığını ilan eden İngiliz Hindistanı Yönetimi, II.

Dünya Savaşı çıkınca askerlerini geri çekmiş ve konuyu buzluğa kal- dırmıştır.168

II. Dünya Savaşı süreci de İngiltere tarafını aynı şekilde küresel ge- lişmeleri önceleyen bir stratejiye itmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında ise yeni dönemin belirsizlikleri ve küresel gücünü kaybettiği gerçeğinin bilinci ile İngiltere yöneticileri 20. asır başlarında şekillenen “Sınırları Uzaktan kontrol Altına Alma Politikasını” esas alarak Tibet’i Rus ve Çin tehditine karşı ara bölge olarak tutmaya devam etmeyi düşünmüş- tür. Sovyetler Birliği’nin yükselişi ve Çin iç savaşında Mao liderliğin- deki komünistlerin ilerleyişi de İngilizler için dünyanın yeniden şekil- lenmesini beklemeyi zorunlu kılmıştır. 169

Tibet 1914-1947 yılları arasında aslında bir bakıma fiilî bir bağım- sızlık yaşamıştır. Bu arada 1917-1918 ile 1931-1932 yılları arasında Çin ve Tibet askerleri arasında sınır çatışmaları meydana geldiğinde İngiliz Hindistanı bu çatışmaları durdurmaya ve tarafları uzlaştırmaya

167 Amar Kaur Jasbir Singh,a.g.e.,s.102-110 168 Lars-Erik Nyman,a.g.e.

169 Claude Arpi, 1962 and The McMahon Line Saga,s.267-276

(24)

çalışmıştır. Japon danışmanların Tibet’ten gönderilmesi için başlatılan 1920 girişimleri sonrasında İngiliz Hindistanı aktif bir politika izleye- rek Tibet yönetimi üzerindeki ağırlığını sürdürmeye gayret etmiştir. 13.

Dalay Lama’nın 1933’teki ölümünden sonra İngiltere ve Çin bölgede etkili olmak için rekabet ederken İngiliz Hindistanı 1936’da Lasa’da temsilcilik açmış ve Hugh Richardson’ı burada görevlendirilmiştir.

1946-47 yılları arasında Çin Cumhuriyeti Hükûmeti İngiliz Hindista- nı’na Himalayalar’daki sınırlarda yaşanan anlaşmazlıklar ve Hint ta- rafının McMahon Hattı üzerindeki toprak iddiaları nedeniyle dört defa protesto notası göndermiştir.170

1946-1949 yılları arasındaki Çin Cumhuriyeti döneminde Hindis- tan’ın bağımsızlığı için çalışan liderler ve Çin milliyetçileri arasındaki ilişkiler karşılıklı saygı zemininde gelişmiş ve Çan Kay Şek Yöneti- mi Delhi’de elçi bulundurmuştur. Bu dönemde Yeni Delhi’de, Nisan 1947’de yapılan Asya İlişkileri Konferansı görüşmeleri sürerken kul- lanılan bir haritada Tibet’in Çin topraklarının dışında gösterilmesine Çin tarafının şiddetle karşı çıkması üzerine bu harita kaldırılmıştır.171 Hindistan’ın bağımsızlığını kazanması sonrasında, 16 Ekim 1947’de Tibet Yönetimi Hindistan’a bir mesaj göndererek; Sikkim, Darjeeling ve Butan’ın geri verilmesini talep etmiştir.172 Lasa’daki İngiliz Hindis- tanı temsilcisi Hugh Richardson İngiltere bölgeden çekildiğinde Hin- distan Birliği temsilcisi olarak görevine devam etmiş ve Çin’in Tibet’i işgali sonrasında buradan ayrılmak zorunda kalmıştır.173

170 Karunakar Gupta,”Hidden History of the Sino-Indian Frontier I-1947-1954”, Economic and Political Weekly, Vol. 9, No. 18 (May 4, 1974), pp. 721-726

171 Karunakar Gupta,”Hidden History of the Sino-Indian Frontier I-1947-1954 172 Karunakar Gupta,”Hidden History of the Sino-Indian Frontier I-1947-1954 173 Julie G. Marshall,a.g.e., s. 395

Referanslar

Benzer Belgeler

• Bu çerçevede istihdam biçiminin değiştirilmesi, toplam kalite yönetimi düşüncesi, geleneksel planlama yerine stratejik planlama, müşteri odaklılık anlayışının

Temel olarak, bir enerji yöneticisi, bir dizi enerji faturalarından bir yerin toplam enerji tüketimi hakkında veri topladığı zaman, enerji tüketiminin izlendiğini

Tez çalışmamızın üçüncü bölümünde ise Konfüçyüs Enstitüleri’nin genel merkezi olan Uluslararası Çin Dili Konseyi (HANBAN)’nın resmi internet sayfasında yer

Aynı zamanda, organların işleyişi itibarıyla de (Genel Kurul, Banka Meclisi) ticaret hukuku kurallarına bağlıdır. Diğer yandan, eylem, işleyiş ve düzenlemeleri

Türkiye’de Sporun Teşkilatlanmasında İKİ Modelden Söz Edilir; (1)..  BİRİNCİ MODEL;

Geniş katılımlı toplantılar için uygun bir oturma düzenidir. Heyetler

İkinci bölümde ise Çin’in genel siyasi durumu, ekonomik yapısı, dış ticaret politikaları, işletmelerinin yapısı, işletmelerde hakim olan kültür, insan kaynakları,

Muhafazakârlık, liberalizm, yeni liberalizm ve yeni muhafazakârlık gibi siyasal akımların eklektik bir karıĢımı olan yeni sağ 1980 sonrası devlet yönetiminde