SENE: 6 No. 298
| SfÜ E SSlSl: SEDAT SÎMAYJ
İdarehanesi: 1 stanbul Ankara caddesi İkdam yurdu ikinci kat Telefon: 23031, Telgraf:
İstanbul: YEDİGÜN
CÎLT: 12 F ÎA T I 10 K U R U Ş T U R 22 İKİNCİTEŞRİN 1938
ABONE ŞARTTAKİ
Türldyenin her tarafr
için seneliği 500 — altı aylığı 250 — 3 aylığı ISO
kuruştur. Hariç için seneliği 800 6 aylığı 400 kuruştur.
S A L I G Ü N L E R İ Ç IK A R H E R Ş E Y C .'N B A H S E D E T . H A F T A L I K R E S İM L İ M E C M U A D IR
O nun ö lü m ü de h a y a tı g ib i b ir m ucize oldu ve m a te m in in e tra fın d a b ü tü n m ile tin i to p a d ı. Ona a ğ lıy a n la r, ye iste n d e ğ il, A t a t ü r k ’ ün b ü y ü k lü ğ ü n e uo ya m a - m ış o lm a k ta n d o la y ı yaş d ö k r ,!er.
K a d ın , e rk e k , genç, y a ş lı b ü tü n o k u y u c u la rım ız d a n b ü y ü k m a te m in heyecan ve ız iıra b ile y a z ılm ış o k a d a r çok m anzum ve m e n su r yazı a ld ık k i, b u n la rı t e t k ik ile k u v v e tlile r in i ta m a m ile a y ırm ıy a im
-| kân o lm a d ı. F a k a t o n la rı b ire r b ire r d ik k a tle o k u y a c a ğ ız ve A ta m ız ın adına lâ y ık k u v v e tte o la n la rı neşredeceğiz. ! Bize yazı gönderen m u h te re m o k u y u c u | lapım ızın bu geç k a lış ı m a z u r g ö rü rle r.
Asil ru .il milletinin ebedî huzuru için yarattığı alt. meşale, Büyük Atanın manevi huzurunu dünyalar durdukça aydınlatacaktır.
AIANINI
(fh u v n cl& n , S a n , Q e çLQ ,.
LELEBET pâyidar kalacak millet ın eoedı Atası önünden na sıl geçtiği, cihana örnek olabi lecek ; bu büyük tarihî hâdise, Yedigüh’ün şayialarında elbette kı layık olduğu yeri tutacaktı.
Görünüşte son defa olarak, fakat ha kikatte bütün Türk milletinin sonsuz öm rünce Atatürk idealine hürmet edeceği ni vadederek yaptığı bu inüessir geçit resmini, yalnız kafile kafile ağlıyarak yürüyen halkın arasında duymak değil, bir kenarda yüreğim titriyerek, saatler ce bekİiyerek görmek bana nasip oldu.
Sabahın çok erken saatlerinde
Dolma-bahçe sarayına gitmiştim. Emniyet di rektörlüğünden sureti mahsusada aldığı mız ve hâdiseleri tesbite geniş imkân lar verecek salâhiyetleri muhtevi vesika mı kapıda gösterdikten sonra mübarek naşın bulunduğu salona doğru yürüyo rum.
Oranın muazzam kapısına geniş mer mer basamaklardan çıkıyorsunuz. Ve sonra alev parıltıları.. Büyük Atanın ta butunu görmeden o emsalsiz devlet ada
mının, büyük insanın altı umdesini tem sil eden altı meşalenin parıltıları gözü nüze çarpıyor.
Fakat bu meşaieler tâ ilerdedir... | Ayaklarınızın ucuna basarak girdiniz. Yüreğiniz göğsünüzü döverek, şakakla rınız zonklıyarak ve gözleriniz birdenbi re coşan yaşlarla bulutlanmış bir halde ileriye doğru yürüdünüz.
Orada... O altı meşalenin teşkil ettiği yarım ayın ortasında, mor bir kadife kaplanmış geniş bir plâtformun üstün de, büyük bir sandukanın üzerinde onun muhteşem tabutu yatıyor.
şan-Meclis Reisi, Başvekil ve Genel Kurmay Başbakanlarının çelenkleri itina ile va zediliyor.
Büyük Ata zaferden sonra tstanbulu ilk şereflendirdikleri gün şehir mümessille rini bu salonda kabul buyurmuş ve se vindirmişlerdi. Bugün bütün İstanbul ay ni salondan gözyaşları dökerek geçiyor.
lı sancağın ortasına harikulade bir gü zellikle kavis çizmiş olan ay, Atatürk’ün temiz alnına isabet edecek yerdedir. Ve büyük yıldız ayaklarını örtüyor.
Bu şanlı tabutun baş ve ayak uçların da kılıçları sıyrılmış, hazır ol vaziyetinde duran dört kahraman subay büyük üni forma ile nöbet bekliyor. Ve üzeri ge niş mor kadife kaplı plâtformun iki ön köşesinde çelik miğferli bahadır iki Türk neferi...
Muhteşem tabutun ardında palmiyeler den mürekkep yemyeşil bir dekor. Onun ardında mor perde üzerine çekilmiş iki beyaz tülün hâsıl ettiği koyu, mahzun bir zemin..
Bir köşede Atatürk’ün ya Genel Sek reterini, yahut yaverlerinden birini nö betle bekleşerek son hizmetlerinde görü yorsunuz. öbür köşede gözleri yaşla ve fakat göğsü - Atatürk’ün bırakmayı as la tecviz etmediği - ümit ve cesaretle dolu bir Orgeneral heybetle duruyor.
Bir aralık dış kapıdan doğru muaz zam bir gölge belirdi. Büyük Atanın si lâh ve fikir arkadaşı, kıymetli halefi İs met İnönü’nün çelenği getiriliyor. Çelenk Atatürk’ün Genel Sekreteri, Vali ve Em niyet direktörü tarafından ihtimamla muhteşem tabutun önüne konuldu. Onun ardından Kamutay Başkanı Abdülhalik Renda'nın, Başvekil Celâl Bayar’m, Ge
nel Kurmay Başkanı Mareşal Fevai Çak*
no.
tim
YEDİGÜN
Sayfa 5Atanın önünden geçen halkın hıçkınkları
mak'm çelenkleri itina ile vazedildi. Geçit başlıyor.
Fakat biraz da etrafa göz edelim. Ge- çitin başlaması, onun önünden geçerek mübarek naşına yaklaşmak, ona bir nevi kavuşmak demek iken, ondan ayrılma sa atlerinin de bir işareti gibi geliyor. Göz ler doluyor, dudaklar titriyor. İşte nite kim başta Orgeneral Fahrettin Altay, General Halis Bıyıkday, Vali Muhittin Üstündağ olduğu halde birlik kamutan ve subayları geçerken hep, «Ağlamamak için kendilerini zor tutuyor»
diyemiyeceğim. Bu yazıda böyle bir tâbirin yeri yok tur, hıçkırarak geçiyor. O- nun ardından, Topçu atış okulu, Fen okulu, Umumî meclis âzaları, Yedek su bay okulu geçiyor., geçi yorlar... Kimi bakıyor, ken dini tutamıyor. Kimi dop dolu gözlerde baktığı hal de görmeden selâm verip geçiyor. Fakat binlerce ve binlerce kalbten müteşek kil bir cephenin yüzünü mutlaka ona çevirerek tit reyip geçtiğini görüyor sunuz...
Bu arada tabutu bekli- yen subaylar nöbet değiş tirdiler... Üniversiteliler geliyor.
Ah bu yüzlerce genci, yanan yüzleri, parlıyan
Dolmabahçenin kubbelerinde hazin akisler bırakıyordu.
gözleri, huşu ve cesaret içindeki tavır ları ile, seciyelerini yaratan büyük kül tür ve metanet Atasının önünden yürür ken görmeliydiniz.
Zaten oraya girenle çıkan hayret ve hayranlıkla seyredilecek bir manzaradır. Bir kapıdan girenleri önce kül gibi ol muş, susmuş görüyorsunuz, ilerleyip A- tanm önüne geldikleri zaman titriyor, sarsılıyorlar. Ve sonra yüzlerini yaştan bir örtü kaplamış olduğu halde müces
sem bir ıztırap şeklinde çıkıyorlar.
Saat on ikide umumi yetle halkın içeri bıra kılmasına başlandı. Şunu hatırlatayım ki, bugün çatısı altında mübarek naşı bulunan bu salon, Büyük Liderimizin kur tarış günlerinde İstanbula ilk geldiği gün İstanbul luları iiK kabul ettiği yer dir. O zaman BÜYÜK ATA, bu yerden «Mihetin bir ferdi olarak hitap ettiği ni» söyliyerek monarşiyi çiğneyip hâkimiyeti mille te verdiğini bir kere daha bütün belâğatile göster mişti.
Kendisine o hâkimiyet bağışlanan millet, o de mokrat Şefin önüne, işte yine bu salonda çıkıyor. Lâkin o zaman yüzün de, Atasının parlak simasını görmek ten doğan bir şevk vardı. Bugün ise o muhteşem çehrenin gülümseyen hayaline bakarak ağlıyor. Kadın, erkek, yaşlı, genç, işçi, memur, subay, nefer, talebe, öğretmen bütün Türkiye ve bütün mü nevver dünya ağlıyor.—
Halkın Atasını ziyareti, Istanbulda üç gün, gece yarılarına kadar durmaksızın devam etti.
Hikmet Münir
IIIB İ R
TATüRK’ÜN pâyansız mate- mile heyecan halinde iken mu azzam şahsiyetini tarife ve en gin dehasını tahlile çalışmak.. Bu, uçuruma düşen bir adamın zamanı kavramak teşebbüsüne benziyor. Zaten öyle bir şahikayı hangi adese hakkile temaşa edebilir? Fakat heyecanımız ve aczimiz tam bir imkân vermese bile onu düşünmeliyiz, vasıflarını anlamıya ve hayranlığımızın sebep ve mahiyetini tah lile uğraşmalıyız kanaatindeyim. Duy duklarımızı bir şuur haline getirmek ve ona ebedî bağlılığımızı kuvvetlendirmek
için böyle bir murakabe lâzım, hattâ bir
vazifedir. Sevgileri tahlil, gönüllerin ze kâlara borcudur.
Büyük ve sevgili Atamızın bence ilk vasfı, bambaşka bir şahsiyet olmasıdır. Onu bütün fânilerden ayıran bu örnek- iizlik, bu hususiyet ve mümtaziyet, si masının çizgilerinden, saçlarının ve göz
lerinin renginden, bakışlarındaki hâkimi
yet ve nüfuza, sesinin tonundan konuş masının nescine, hareketlerindeki kolay lık ve cevvaliyetten düşüncelerindeki ça- lâkiye, muhakemelerindeki kudretten, sezişlerindeki isabete, hislerindeki ince likten heyecanlarındaki taşkınlığa kadar uzviyet ve maneviyete ait her safhada çok bariz olarak görülürdü.
Onun kemali, muhitinde klâsik tanın mış ve örnek tutulmuş bir mükemmeliyet değildi. Vaktile pek akıllı ve bilgili ola rak tanılan âmirlerinin bu alev gibi genç zabiti sezememiş ve kendisine karşı çok defa bir çeşit ihtiraz ve ihtiyat beslemiş
No. 298 YEDÎGÜN Sayfa 7
Ü lk e jl d ü şm a n elin d en k u rta rd ık ta n şuuru m illetin e İm rriy etı ile b e ra b er r c l .lu ıu «la l e ı e ı ı A u ılu r k , zirai k a lk ın m a İnkıiatm ıı böyle ^ k o.viu iiı is b a sın d a İrşat etti. '
Bu bambaşka yaradılışın neticesidir ki, o daima muhitinde mükemmel ve mü- tevazin tanılan insanların hepsinden ay rı ve üstün şeyler düşündü. Kimsenin ha yaline uğratmadığı mefhumları bir dü şünce haline koydu ve en cesur düşünen lerin müphem emellerini bir hakikat şek line getirdi. Onun manevî çapı yalnız muhitindeki mükemmel örneklerden ay rılmakla da kalmıyor.
Yaşadığı devir, dünyada müstesna devlet adamlarının yetiştiği bir zamana tesadüf eder.
Rusyada, İranda, eski Çekoslovakyada, Almanva. İtalya ve nihayet Amerikada, memleketlerinin ve yirminci asrın haya tında izler bırakacak şefler çıktı. Fa kat bizim Atamızla onların hiç birini mukaveseve imkân yoktur. Ona dünya tarihi içinde emsal arıyanlar oldu. Hak kında ciltler neşreden ecnebi âlimler
ve mütefekkirler arasında onun tarihte Sevgili Atamızın sevgi ve nege saçan
yüzü-ki benzerlerini bulmıya çalışanlar vardır. Fakat Atatürk, bir harp ve zafer kahra manı sıfatile, bir inkılâpçı, teşkilâtçı, za manı kavrıyan ve uzağı gören bir dev let adamı olmak, nihayet İçtimaî ve İl mî hâdiselerin sırlarına erişen bir mü tefekkir bulunmak itibarile, birçok cep heli şamil dehasının hususiyeti içinde ga liba ebediyete kadar münferit kalacak
tır.-0 biçimli ve güzel başın zihin meka nizması üzerinde düşünürken dikkati ve hayreti çeken noktalardan biri de zakâ- sındaki seziş «Intuition» kudretidir, dene bilir. Hayatını anlatır, hatıralarını söy ler ve yazarken çok defa «İhtisas ettim.» tâbirini kullanmıştır. Onun lehçesinde asla bir iddia ifade etmiyen bu tâbir sa dece tahmin etmek ve kestirmek mânası nı anlatmak istiyor. Hangi hâdiselerden nasıl neticeler aldığını görünce bu «Flair»
İayfa S
TEDÎQÜN
îfO. 398
dudaklardaki şeklile bu «İhtisas» îarmkudretine hayran olmamak riıümkün de ğildir.
Kanaatimce klâsik zekâ makinelerinin pek çoğu « D é d uctio n - Ta'lil» yolile yü rürler. Onlar için daima muayyen ve sa bit esaslar vardır ve bunlar! hâdiselere tatbik ederler. Böyle işliyen zihinler için evvelce mevcut umumî hükümlere ve kıy metlere bağlı kalmak pek tabiîdir. Ne- kadar iyi ve etraflı düşünseler zekâları nın işleyiş tarzı yeni fikir hamlelerine engel olur.
Kuvvetle söylenebilir ki, Atamızın ze kâsındaki hususiyet bunun tamamile ak si idi. Konuşmalarında ve yazmalarında
Atamızın, her sahada güvenini kazandığı yeni Cümhurreisimlzle bir hatırası.
Büyük Önderin devlet reislerile hatıraları: Eski İngiliz kıralı ile, dost İranın inkılâpçı
Şehinşahı ile ve İsveç veliahtı ile...
zihninin daima İn d u c tif - istikrarî bir yol takip ettiği görülür. Hayat hâdiselerini kendisi toplar ve bunların neticelerine yine kendisi ulaşırdı. Umumî hükümlere ve kendisinden önce mevcut esaslara ve kıymetlere bağlı kalmayışı, yeni kıymet ler ve esaslar yaratması bundandır sanı rım. Bir meseleyi müzakere ederken he men daima etrafındakileri konuşturma sı, en-basit olanlara bile sualler sorması da zekâsının bu işleyiş tarzını ifşa eden bir alâmet değil midir?
Büyük zekâların hafıza bakımından mümtaziyetleri dolgun olmalarından zi yade seçkin bulunmalarındadır zannede rim. Ve muhakkaktır ki, Atatürk’ün ha fızası böyle idi. Bazı defa hayli yakın hâdiseleri unuttuğuna veya unutur gö ründüğüne tesadüf ederdiniz. Fakat bazı defa da en uzak ve en umulmaz
teferru-No. 298
YEDÎOÜN
Sayfa 9
O M
1
J D Ü Ş Ü N Ü R K EN
Ölümün sırrını dünyaca düşündük durduk. Ne gelenlerde haber var, ne gidenlerde b-r iz.
Öyle bir mucize insandı ki kaybettiğimiz Maveradan bize sesler verecek, dinleyiniz!
İBRAHİM A L Â E TTİN GÖVSA
ali vuzuh ile tesbit ettiğine şahit olur dunuz. Demek ki, onda hafıza makinesi faydası ve lüzumu mahdut şeyleri der hal atan ve ancak kuvvetli ve özlü esas ları seçen mükemmel bir tasfiye cihazı halinde işlerdi.
His ve heyecan hayatı itibarile o fır tına kıvamındaki müstesna varlığın kü çük bir portresini çizmiye çalışmak bile gayet güçtür. Sinirleri, bütün hayata ve hâdisata karşı gergin birer anten gibi en küçük ihtizazları dahi derhal zapte- den ve derin akisler uyandıran azamî bir hassasiyet taşımış olacaklardır. O neka- dar çök duyan, nekadar ince hisseden bir fıtrattı yarabbi! Bir heykel gibi, bir âbide gibi adam çok defa küçük bir ço cuk, fakir ve ihtiyar bir köylü karşısın da engin bir rikkat ve merhamete düşer di. Bazı defa herkesi kayıtsız bırakan hazin bir ses dalgası o güzel mavi göz lerin nemlenmesine sebep olabilirdi.
Heyecanlan o derece kuvvetliydi ki, on ların bazı memleket buhranlarında birer sel gibi taşmamış olmasına ancak Ata türk'e mahsus o yüksek irade kudreti hâkim olabilmiştir. Tahmin edilebilir ki, ruhî hayatının birçok safhalan heyecan- larile iradesinin musaraaları şeklinde mütemadi bir iç mücahedesi halinde geç ti. Gözlerinin hiç bir zaman yorgun ol maması, hareketlerinin daima cevval ve pürhayat bulunması mütemadi hareket halindeki ruhunun, daimî vecdinin nişa
neleridir.
O nasıl bir insandı? Heyhat! Denizden bir damla bile olmıyan böyle sözlerle o küllî kudretin zerresini dahi anlatmıya imkân var mı?
Ou tıuıleıce m ünev ver lu rk (¡enen Lıu Au-, O -ı emanetini nıuıutia/n ve ıııudolua edeceğine and iytl—
ÜNYA milletleri bir da ha öğrendiler ki, yer yüzüne bir eşi gelmiyen Atatürk, milletinin için de yaşarken etrafını hiç bir mille te nasip olmıyan sevgi ve saygı
hâlesi ile ördüğü gibi ebediyete göçmesi ile de tarihin kaydetmediği bir matem yarattı.
On yedi milyon Türk, yavrusuna ağhyan bir anne, babasına yetim kalan bir yavru gibi çırpınıyor, hıçkırıyor ve dinmiyen sıcak gözyaşları akıtıyor. «İçinizde yirmi yaşına gelmiş nice Mustafa Kemaller var.» sözü ile itimat ettiği gençliğin kudreti kadar üstün hassasiyet ve mer- butiyeti, inkılâbı ve onu yaratan Atasını nekadar sevdiğinin parlak bir misalidir.
Dünün adamlarına bir çocuk gibi hıçkırtan kuvvet nedir? Bunu bi zim kadar kimse anlıyamaz. Bu, geriye bağlı, gerinin fikirleri ile olgun laşmışların Atatürk mucizesi ile gençleşmeleri, inkılâbı hazmetmeleri demektir.
Onun içindir ki, Atatürk ebedilir. Büyük adı daima Türk gencinin kalbinde yaşıyacaktır. Bir Türk genci ne doğru söylüyor: «Atatürk öldü diyorlar. Gece olurken güneşin de kaybolduğu zannedilir. Fakat ondan ışıklarını alan milyonlarca yıldız parladığı zaman o parlak varlı ğın kaybolduğunu sananlar aldandı'darmı anlarlar.»
Tarih nasıl Atatürk'ün yarattığı mikyasta bir inkılâbı kaydetmiyorsa, Atatürk yası kadar da bir matem kaydetmemişti. Ne Kerbelâ vak'asının asır larca devam eden gözyaşları, ne Sen Bartelmi katli âmının din çemberi içinde kalan acıları Türkün kalbini zıslatana benzemiyor.
Tufanın mahvettiği, yanardağ ve zelzelenin toprağa gömdüğü insan ve medeniyetler de tarihle Atatürk acısını yaratamamışlardı.
Üniversite gençleri Taksimdeki âbideye koyduk ları si vah levhaya şu cümleleri yazdılar:
İstanbul Atatürk Üniversitesi Dünya ağlasın...
Yarattığı tarihe adımız böyle yazılsın.
Dünya ağlıyor ve tarihe bu matem böyle geçe cektir. Dünya bize soruyor; «Ona âbide yapmak için lâzım olan taşları nerede bulacaksınız ? Dağları deş meniz, kayaları parçalamanız lâzımdır.»
On yedi milyonun bir kalp oluşunu gödrükten sonra, Türk vatanının bütün dağ ve taşları Ata- türk‘ün canlı ve ebedî birer âbidesi olduğunu da anlıyacaklardır. Bu vatan onundur ve biz daima onunuz. Büyük Ata, Türk milletine yurdu ve yurda Türk milletini öyle bağladı ve öyle kaynaştırdı.
Bugün biz matem yapıyoruz, tabiat matem dev resine giriyor:.
Sayfa 12
YEDÎGÜN
4- No. 298
TATÜRK’ÜN ebedî ziyamdan mü tevellit hüzün ve teessür için de, gözler az çok endişe ile istikbale doğru çevrildiği zaman, zihinlerde pek tabiî olarak bir isim canlanıyordu: is met İnönü. Türkler duydukları matem ve ıztırapta nasıl müttehit iseler, Ata türk’ün şerefli ve zor vazifesini yükle necek olan halefini tesbit hususunda da j hep ayni his ve kanaat içinde idiler, ismet İnönü, Atatürk’ten sonra, Türkiye Cüm- hurreisliğine, bütün milletin tasvip ve takdiri ile, gayet tabiî bir surette geldi. Şu zor dakikada ismet İnönü’nün varlığı Türklük için büyük bir saadet ve temi- ra t vücude getirdi. O, hepimizi etrafın da topladı ve istikbali emniyet ve itmi nan ile, ümit ile karşılamak hususunda âmil oldu.
Bütün bir milletin kalbini kazanmış olmak bir devlet adamı için hakikaten şerefli bir muvaffakiyettir. Muhterem is met İnönü bu mazhariyeti kendi fıtrî ve müktesep meziyetlerine borçludur, ismet İnönü'nün ilk fârik ve mümeyyiz vasfını tevazu teşkil ediyor. Onu demokrat bir millet içinde demokrat bir şef olarak ta nıdık ve tecrübeden geçirdik. Güler yüzü ile her zaman halk arasına karışmaktan, en küçüklere alâkadar olmaktan zevk al dı. Küçüklerin, fakirlerin, hakirlerin dos tu, hâmisi ve desteği oldu.
ismet İnönü’nü bir kumandan ve bir devlet adamı sıfatile takdir ettiğimiz, sev diğimiz kadar alelâde bir insan sıfatile hayatının temizliği ve sadeliği karşısında hürmet de duyuyoruz. Bir sosyetede fert lerin hususî hayatı yüksek bir kale ile ihata edilmiştir. Oraya hiç kimsenin göz atmıya hakkı yoktur. Fakat büyük si yasî şahsiyetler bütün milletin malıdır lar. Onlar billûrdan bir bina içinde otur- mıya mecburdurlar, işte ismet İnönü
böyle nezih ve temiz bir hususî hayat ile kendisine memlekette hürmet ve mu habbet celbetti; mahviyetile, nezaketile
Cümhurreisimlz Büyük İsmet İnönü.
kalbler kazandı; milletin en küçük iş lerine bile alâkadar olmak suretile ken disini sevdirdi. Onu tahakküm ve şiddetin den korku duyulacak bir şef diye kar şılamıyoruz. Bir dost, bir mürşit, bir baş olarak tanıyoruz; onun yüksek sevk ve idaresi altında memleketin, Büyük Ata
türk'ün ölmez prensiplerine göre saadet ve ikbale doğru yürüyeceğine emin bu lunuyoruz.
Muhterem İsmet İnönü arkasmda bı raktığı uzun bir mesai hayatile, hizmet ve muvaffakiyetler silsilesile bizlerde bu kanaati tevlit etmiştir. Hürriyet uğu runda mücadele eden vatanperverler a- rasmda, halka meşrutiyetin ilânından sonra malûm olmıya başlıyan ismi git tikçe şöhretinin dairesini genişletti, is met İnönü siyaset gürültülerine karış- mıyarak askerlik vazifesini ifa hususun da temeyyüz etti. Büyük harpte değerli hizmetler gördü, millî mücadelede Ata türk’ün en fedakâr ve gayretli bir me sai arkadaşı sıfatile zaferler kazandı. Millî mücadelenin muvaffakiyetle biti rilmesinden sonra, ismet İnönü’nün zekâ ve kabiliyeti kendisini iptida doğrudan doğruya diplomasî sahasmda gösterdi ve nihayet Başvekâlette vatanm bütün İdarî ve siyasî işlerile meşgul olmıya başladı.
Onun için, bugün devlet reisi sıfatile memleketin mukadderatında en yüksek vazifeyi ifa eden muhterem ismet İn önü hükümet mekanizmasının en ince teferruatına vâkıf, tecrübeli bir şahsi yettir. işleri bilir, adamları bilir, mesle ğini bilir. Kıymetli nasihat ve irşatları doğrudan doğruya idare mesuliyetini deruhte edeeek devlet adamlarımız için en emin bir rehber olacaktır.
inkılâbın yürümesinde, inkişafında ve teessüsünde filî ve büyük bir hissesi o- lan ismet İnönü’nün Cümhurreisliği za manında inkılâbın daha derinlere kökler salacağı ve semerelerini bol bol vereceği şüphesizdir.
No. 298 YEDIGUN Sayfa 13
M
İ L L İ
Tarihimizin
A
4
EIZ
4
F F E E
V E
4
SİE
S İM A S I
Hudutların çizilmesinde onun kılıcı, muahedelerin ve inkılâpların
kalemi daima A famızla beraberdi.
yazılmasında onun
ONUN H AYATI İSMET A D I
NIN MÂNASI GİBİ TE M İZ VE İNÖNÜ SOYADININ D E LÂ LE
Tİ KADAR MUZAFFER VE
YÜKSEKTİR,
URTULUŞ mücadelesile kuruluş hamlelerinde da ima beraber bulunduğu Atatürk’e bugün hakkiie halef olan ismet İnönü «25 Eylül 1884» de îzmirde doğmuştur. Muhterem baba sı, müteaddit mahkeme âzalıklarında bu lunduktan sonra Harbiye Nezareti mu- hakemat dairesi mümeyyizi iken ölen merhum Reşit beydir.
ilk ve orta tahsilini İzmir iptidai mek tebinde ve Sivas Askerî rüştiyesile Mül kiye idadisinde ve lise tahsilini de Ha- lıcoğlu Topçu lisesinde bitirdi.
1900 da topçu erkânıharbiye yüzbaşı lığı ile mektepten çıkmıştı.
Yüzbaşı ismet beyin bulunduğu ilk
harp cephesi Yemendir. 1910 da OsmanlI imparatorluğunun Yemendeki vaziyeti ıslahiçin gönderdiği murettep kuvvetin erkânıharbiyesine memur edilmişti. Ora da ve 1912 de binbaşı oldu.
Yemenden döndükten sonra Balkan harbini takip eden sulh müzakereleri es nasında Bulgar murahhaslarile müzake reye memur heyetin askerî müşavirliğin de bulunması onun ilk siyasî cephedeki vazifesini teşkil etmiştir. Büyük harp seferberliği sırasında kaymakam ismet bey, önce birinci ordu erkânıharbiyesine verilmiş, OsmanlI devletinin Cihan har bine iştirakinden sonra da umumî karar gâh birinci şube müdürlüğüne geçmişti. Ve 1915 de miralay oldu.
Cihan harbinde dördüncü, yirminci ve üçüncü kolordu kumandanlıklarında bu lunarak harbetmiş ve mütareke devrinde Harbiye Nezareti müsteşarlığı gibi o za man hem askerî, hem siyasî vaziyet iti- barile en çetin ve en mühim bir işin ba
şına geçirilmişti. Ayni zamanda sulh ha zırlığı komisyonu reisi de o idi.
imparatorluğun uçuruma düştüğü ve düşmanların Türk milletini ebedî bir bas kı altına almak istedikleri o pek mühim zamanda miralay ismet bey, sinirlerin tahammül edemiyeceği kadar müziç ve çetin olan resmî ve millî vazifesini yük sek zekâsı ve fedakârlığı ile başardı. Fa kat düşman çizmeleri altmda ezilen îs- tanbulda gün geçtikçe yapılabilecek iş kalmıyordu.
Miralay ismet bey, 20 Mart 1920 de Anadoluya geçti ve Ankaraya geldi. A- tatürk, o zamanki adile Mustafa Kemal paşa, meziyetlerini pek iyi bildiği bu yüksek silâh arkadaşını büyük bir inşi rah ile karşılamıştı. Onu tanıyanlar, cev herini ve kudretini bilenler millî müca deleye iltihakını duydukları gün büyük bir sevinç ile çırpınmışlar ve millî hare ketin yeni bir muvaffakiyet safhasına
YEDIGÜN gireceğine kuvvetle inanmıya başlamış- '
lardı.
Birinci Büyük Millet Meclisine Edirne j mebusu olarak dahil olan miralay İsmet beyi Millet Meclisi biraz sonra Erkânı- harbiye reisliğine seçti. Birinci İnönü muharebesinde düşman hücumunu püs kürten ve Kütahyada Çerkez Etemin kuvvetlerini ezerek mahveden o büyük askeri, Millet Meclisi 1921 İkincikânunun da generallığa yükseltti. Şimdi ünvanı İsmet paşa olmuştu ve o da paşalığı za man ile değil, en yakın arkadaşı Atatürk gibi zaferle elde etmiş bulunuyordu.
İkinci İnönü muharebesinde dahi Yu nanlıları geri dönmiye mecbur eden İs met paşaya 1921 İkinciteşrininde bütün garp cephesi kumandanlığı emanet edil di. Soyadı, kanunu çıktıktan sonra A- tatürk’ün ona «İnönü» adını yakıştırdı ğını biliyoruz. Generalliğini muharebe meydanlarında kazandığı gibi adını da zaferlerinden aldı.
Sakarya meydan muharebesinde İs met paşa, garp cephesi kumandanı idi ve bu muharebedeki zafer âmili tanılan hizmetlerinden dolayı Büyük Millet Mec lisi ona bir takdirname göndermiş ve büyük zaferden sonra da 31 Ağustos 1922 de rütbesini Ferikliğe yükseltmiştir . Muharebe meydanlarında olduğu gibi sulh masasında da ihatalı ve çalâk zekâ- sile milletinin haklarını koruyacağından herkesin ve bilhassa Atatürk’ün emin bu lunduğu İsmet Paşa Mudanyada topla nan mütareke konferansında Türk ordu su başkumandanlığını temsil etti. Orada İsmet Paşadan başka Fransız generali
Şarpi. învi'iz genera'i Harington ve İta1
yan generali Monbelli hazır bulunuyor lardı. İsmet İnönü Mudanyada dört sene evvelki Mondros mütarekesini yırtmış ol- d’u Simdi parçalanmak sırası Sevr mua hedesine geliyordu. Atatürk’ün bu mü him isi ona ne derin bir itimat ile em? net ettiğini biliriz.
Lozanda bin türlü entrikalar ve güc lük'er arasında müzakereleri idare e1 mek. birkaç mevdan muharebesi kazan mak derecesinde mühim bir işti ve ni hayet İsmet Paşa bu sulh zaferini de kazandı. Oradaki hareketleri ve bu za feri onun beynelmilel büyük adamlar a- rasında çok mümtaz bir şahsiyet olarak tanınmasına sebep olmuştur,
1923 de Hariciye Vekilliği uhdesinde kalmak üzere İcra Vekilleri heyeti reis liğine seçildi. 1924 de kabine reisliğinde dört ay kadar Fethi bulunmuş ve iktidar mevkiini yine İsmet Paşaya bırakmıştı. İsmet Paşa 1938 yazına kadar on beş se ne Türkiye Cümhuriyeti hükümetinin
Sayfa 14
Atatürk ve tsnıet İnönü harp ve inkılâp sahalarında hep böyle beraber yürüdüler.
.■aşında bulundu. 1926 da askerî rütbesi Girinti Ferikliğe yükselmiş ve bir sene ;onra da kendi isteğile askerlikten te- raüt olmuştu.
Bu on beş yıl içinde hem Başvekil sı atile, hem de Cümhuriyet Halk Partisi ıin umumî reisi vekili sıfatile yorulmak öilmez faaliyetlerine ve muvaffakiyetle rine bütün memleket şahittir. Türkiyenin şimendiferlerle, fabrikalarla ve bütün te- akki ve medeniyet vasıtalarile inkişafı işlerinde daimî bir cevvaliyet içinde di- dinmiştir. Büyük medeniyet inkılâpları nın meydana gelmesinde ve yerleşmesin de Atatürk’ün en yakın ve en kuvvetli
yardımcısı tereddütsüz odur.
General İsmet İnönü Türk vatanını demir ağlarla örmek, Türk parasını sağ lamlaştırmak, devlet bütçesini, memle- :etin ihracatile idhalâtmı müvazeneli ıulundurmak, bankalar ve fabrikalar a- jarak millete devamlı bir refah gelmcsi- ae çalışmak gibi bu sayfalarda birer bi rer sayılması imkânı olmıyan faaliyet lerinden ve muvaffakiyetlerinden dolayı bütün milletin itimadını ve sevgisini ka zanmıştır.
Onun hayatı hakikaten İsmet adının mânası gibi temiz ve İnönü soyadının delâleti kadar muzaffer ve yüksektir.
Bütün bir milletin mukadderatına hâkim olan ve ölmüş bir milleti dirilten Büyük Atanm yokluk İçinde mücadeleye giriştiği ve mil-
ü o . m
V
eDİGÜN
"V-r
Sayfa 18
— 47 —
— Küçük., sen bir şeyler biliyorsun, dedi.
— Hayır doktor bey..
— Biliyorsun., böyle olmasa işlerdeki tuhaflık nazarı dikkatini celbedecekti... Mutlaka bir şeyler soracaktın.
Gayet ağır, ciddi bir teessürle;
— Hayır doktor bey, dedim, hiç bir şey bilmiyorum., yalnız telâş ve ıztırap içinde olduğunuzu görüyorum., bir kede riniz var... Benim hem hamim, hattâ he men babam olduğunuz için sizin kederi niz benim demektir. Neniz var?
— Feride., kızım... Kendini kâfi dere cede kuvvetli hissediyor musun?
Merakım, korkumdan daha üstündü. Sakin görünmiye çalışarak;
— Ben gayretli bir kızım., bunun bir kaç misalini gördünüz., söyleyiniz dok
tor bey, dedim.
— Feride! şu kalemi eline al, söyliye- ceğim şeyleri yaz., haydi kızım., ihtiyar dostuna itimat et...
Hayrullah bey dura, dura, düşüne dü şüne bana şu satırları yazdırdı;
«Kuşadası Maarif encümeni riyaseti aliyesine. Hizmeti maarifte devamıma ahvali sıhhiyem müsait olmadığından Kuşadası İnas rüştiyesi müdürlüğünden affımı istirham ederim efendim.» Şimdi kızım, düşünmeden, bir şey sormadan imzanı at., o kâğıdı bana ver. Ellerin tit riyor Feride. Yüzüme bakmıya cesaret edemiyorsun. Daha iyi kızım, daha iyi... j Çünkü sen o temiz gözlerinle bana ba-
I karken ben şaşıracağım. Fevkalâde bir
şeyler geçtiğini anladın değil mi? Dinle beni Feride. Eğer heyecan, teessür gös terirsen sözümü kesmek mecburiyetinde kalacağım. Halbuki her şeyi bilmen lâzım, Feride, hayata karıştığın üç sene içinde insanların ne mal olduğunu anladım sa nıyorsun değil mi? Nafile., şu altmış se neye yakın hayatımda ben bile anlıyama- mışım. Ben ki, dünyada şenaetin, rezale tin bin türlüsüne tesadüf ettim; ben bu
kadarını hâlâ ihtiyar kafama sığdıra mıyorum. Biz seninle dünyanın en temiz, en iyi iki dostuyuz değil mi? Aylarca se nin hasta vücudünü kendi çocuğum gibi kollarımda tuttum, bize ne demişler, ne diyorlar biliyor musun Feride? Mümkün değil tasavvur edemezsin. Ben senin âşı- kmmışım,. ellerini yüzüne kapama., bilâ kis başını dik tut. O hareketi yüz karası olanlar yapar, bilâkis gözlerime bak*
No. ¿Si
.. .... .
tib iö ü îi
İe beni Feride, dinle sonuna kadar söyli-
i
yeyim... Bu melun iftira evvelâ mektepten Çıkmış. Arkadaşların ötede beride aleyhi mizde olmıyacak şeyler söylemiye başla mışlar. Sebep malûm... Kendileri durur ken senin müdire oluşun. Ben, altı ay ev vel sana haber vermeden küçük bir hiz mette bulunmak istemiş, îzmirde defter dar olan bir ahbaba bunun için bir mek tup yazmıştım. Bu terfiin benim elimle olması şüpheleri arttırmış.Bu fesat yangını aylardanberi için için yanıyormuş... İş Maarif encümeninin, kay makamın kulağına gitmiş., uzun uzadıya tahriratlar yazılmış, tahkikat yapılmış.. Vilâyet Maarif müdürlüğünce tercemei halini tetkik etmişler., birçok karanlık noktalar varmış. Meselâ İstanbuldan (B.) ye gelişin, sonra merkez mektebinden is tifa ederek hücra bir köye gidişin şüp heli bir firara benziyormuş. Birkaç ay sonra meçhul bir yerden bir yardım ol muş.. Maarif hayatında misli görülme miş bir süratle terakki etmiş, bir köy muallimliğinden Darülmuallimat muallim liğine yükselmişsin... Sonra yine sebepsiz bir istifa. Bu defa başka bir memlekete gidiyorsun, fakat orada da tutunamıyor- sun. (Ç..) Maarif encümeninden bir ce- vap gelmiş... Okurken içim, zehir kesildi Feride. Gûya sen orada., yok yok Söyle- miyeceğim.. terbiyeli, yüksek ilim, irfan adamlarının kaleminden, ağzından çıkan şeyleri benim o patavatsız asker ağzım da söylemiye cesaret edemiyecek... Ben ki, bilirsin, ağzıma ne gelirse söylerim, en iğrenç kelimeyi bile dudağımda hapis edemem. Hâsılı Feridecik, yaralı geyik leri av köpekleri nasıl sararsa senin et rafını da öylece sardılar. En masum ha reketin aleyhine bir delil olarak tefsir edilmiş; mazbatalara, tahkikat evrakına geçmiş. Arasıra hasta talebelerini tedavi etmek için beni mektebe davet etmen, küçüğümüz ölürken takatsiz başını bir lahza omuzuma dayaman, sonra sen has ta yatarken yatağının yanında geçirdi ğim saatler birer cinayetmiş! Yüzsüzlü ğü o derece ileri vardırmışız ki, bir mem leketin örf ve âdeti, ırz ve iffeti ile alay etmişiz. Etrafımızdaki insanları hiçe say mışız. Herkese seni hasta diye ilân eder ken tarlalarda, kol kola düvene binmi şiz. Vazifenle meşgul olacağın yerde bah çemde at koşturmuşsun., bunlar da kâfi gelmemiş., şehir haricinde çiftliklere çe kilmişiz.
Feridecik, sana bunları bütün çiğliği, çıpkklığile söylüyorum. Mızmız teselli lerle seni bir zaman daha avutabilirdim. ümitlerini yavaş yavaş, birer birer kıra bilirdim. Fakat böyle yapmadım. Niçin
biliyor musun? Mesleğim, yayım bana bir
kanaat verdi; Bir zehri insan bir kerede
yutmUıı.. ya ölür, ya kurtulur...
r i şurupia, dana bilm em ne h a ltla ka rış uirıp yuaum yu du m içm ez p is şey, iğren ç şey... re ıâ z e ti, a ğ ır a ğ ır nauer vermez:, testere iıe auam kesmıye ben zerin
E v e t Feride, h a y a tın en ağır sille sini yedin., yam ız oıayaın ou uaroe sem oiuu- re o ın rd i. Oym ya ; B u za d a r insan, Kuş kanar çocuğun üstüne çu lla nırsa ne o ı u r : E ua et z i, tesaduı Karşına çuruzıuge a- tın ııış b ir ın tıy a r çıza rn ı. Eenue öm rını su a tı a la tu rk a on b iri çaım az üzere... Jra- zac ne ziya n ı v a r t bana Hizmette nıaun- m az ıçm ouzadarcız b ir zaman da z a il d ir. Buna m u v a rıa k oıursam , b ir y ığ ın j manasız v u z u a t ıçmde ziyan oımuş uzun gum t'rım e a cm u ya ca g ım . m orzm a r eıı- ue, ou da geçer., seıı gençsin., dana gu- zeı g um er görm ekten um ıdm i kesme, iş tira m kendim goturecezum .. vazgeçtim , beni üunaıue oıra zm ıya cesaret eueıruye- cegım.... Çocuk Kısmının tu n u deıısızııgı, aeıingı oıur. rıa y u ı r ende, iıa y d i şenime açız ııavaya çızanm , zo yum aria, in e zle r- ıe uğraşalım ., bu H ayvanlar, g ö rü u z ıe n iy iliğ e karşı, emin ol daha nim etşinas
tırlar...
m a y a r d o k to r is tifa n a m e m i z a rfa ko- y a ra z onbaşıya verdi.
Bu kâğıt parçasına sade ömrümün bir parçasını değil, gömümün son bir teselli sini daha gömüyordum... Ne hazin ya- raööi, ne hazin! Hangi ümide sarilsam elimde kalıyor, neyi seversem ölüyordu. İşte üç sene evvel bir sonbahar akşamile beraber ölen genç kızlık rüyalarım, ken di küçüklerim, sonra Munise, onun arka sından belki kalbimin öksüzlüğünü avu turlar diye ümit ettiğim talebelerim., yav rularını tehlikede gören bir ana kuş hır çınlığı ile üstlerine titrediğim bu şeyler, sonbahar yaprakları gibi birer birer sa rarıyor, dökülüyor, ölüyor. Daha yirmi üç yaşına girmedim; yüzümden, vücudüm- den çocukluğun izleri silinmedi; halbuki gönlüm, baştan başa bütün sevdiklerimin ölülerde doldu...
Hayrullah bey beni üç gün yalnız bı rakmadı. Bukadar felâket karşısında gösterdiğim sükûn ve tahammüle inan mıyor, geceleri ben yattıktan son odamın kapısına gelerek;
— Feride., bir şeye ihtiyacın var mı? Uykun yoksa geleyim,, diyordu.
Üçüncü gecenin sabahı idi. Bir Mayıs günü gibi taze, ılık bir sabah vakti., er kenden kalktım, Hayrullah beye elimle süt sağdım, kahvaltı hazırladım...
Elimde tepsi, sakin çehremde hemen
hemen neşeli bir tebessümle odasına
gir-İâ y f a İ f
diğim zaman doktor pek memnun oldu;
— Aferin Feride!. Çok memnun oldum. nene lâzım, dünyanın gamını çekecek sen mi kaldın? dedi.
Penceresini açtım, dağınık birkaç eş yasını düzelttim. Çiftliğe ait şeylerden, koyunlardan, çobanlardan bahsttim. Mü temadiyen söylüyor, gülüyor, hattâ es kiden mektepte yaptığım gibi arasıra ıs lık çalıyordum.
Hayrullah bey okadar seviniyordu ki, tarif edilemez... Onun memnun olduğu nu gördükçe daha neşeleniyordum. Niha yet vaktin geldiğine hükmettim. Dokto run koltuğunu pencere yanma çektim, dizlerine bir örtü örttüm. Sonra perva zın kenarına çıkıp oturarak:
Sizinle konuşacak şeyledim var dok tor bey, dedim.
Hayrullah bey elile gözlerini kapıy? k; — Söyle, fakat aşağı in. Maazallah yu varlanırsan...
— Siz merak etmeyin, benim çocuklu ğum ağaç dalları üstünde geçti. Şimdi' size memnun olacağınız bir karardan bah sedeceğim. Görüyorsunuz ya nekadar sa kinim? Ben dün akşam mühim bir karar verdim.
— Neye?
— Yaşam ıya.. — Bne ne demek?
— Gayet sade., kendimi öldürmemiye. Çünkü birkaç gün, kemali ciddiyetle bu nu düşünmüştüm..
Bu sözleri şaka eden bir çocuk hafifli- ğile, gülerek söylüyordum. İhtiyar dok tor heyecanla yerinden fırladı;
— Ne söylüyorsun yumurcak ?.. Bu ne ? Eğer şimdi senin yerinde olsaydım hay retten aşağı düşer, parça parça olurdum. Fakat sen aşağı in Allah aşkına., ne olur ne olmaz.
Ben gülerek;
— Yaşamaya karar verdiğimi söyledik ten sonra artık aşağı düşmemden kork mak manasız değil mi doktor bey? Bu kararı niçin verdim? Bunu size söyliye- yim. Birçok sebepler var... Evvelâ cesa ret edemiyeceğim. Siz benim arasıra ö* lümfen bahsetmeme bakmayınız. Ne o- lursa olsun ben ölmekten çok korkarım. Bundan başka çarem kalmadığı halde y i ne cesaret edemiyorum doktor bey...
Bu Sözü, ellerimi uzatarak, boynumu bükerek, sâkin, saf bir tavırla söylemiş tim.
Hayrullah bey, heyecanla bileklerimi tuttu, beni zorla pencerenin kenarından indirdi. Hemen hemen hırpalıyarak kar şısındaki alçak bir iskemleye oturttu;
Gelecek nesillerin Yedigün sayfa larında insanlık tarihinin eşini kay detmediği dâhi Türkün huşu içinde seyredecekleri bu resimler, Ulu A- tamızın her resmi gibi canlı, fakat akıl ermez iç varlığı gibi maddî ya şayışının Türk milletine kalacak en kuvvetli hatıralarını tesbit etmek
tedir. Zinde ve sağlam n:r Türk
nesli yaratan Ulu Ata, Floryanın geniş kumluklarını halkın istifadesine hazırlamasını emretmiş ve deniz, plâj, ve neşe zevkini sarsılmaz bir iman gibi aşılamıştı. Yukardaki re sim, Büyük Önderin Floryadaki deniz köşkünde sabah me saisini gösteriyor. Eşyanın ve baktığı her şeyin içine nüfuz
edan derin bakiflarını eeyrederken içimiz ürperiyor. Tabiatın
bugün tekrar kendine almış
olduğu vücuda, yine tabiat,
hiç bir ilâha vermediği kud reti işlemişti.
Alttaki resim; 20 inci asır insanlığının «Eşsiz» vasfını tereddütsüz verdiği sevgili Ata- | mızı, alâyişten âzâde bir sabah kahvaltısında gösteriyor.
Yedigün, Türk milletinin en derin bir matemle sarsıldığı bu
< acı günlerde Atasının canlı ve her biri başlı başına başka
bir âlem olan resimlerile gelecek neaile ebedî bir hatıra bı
GÖRÜNÜŞTE
BİRİ BİRİNE BENZERLER..
F a k a t b u n la r ın c a m m a h fa z a la r ın ın iç in d e h a n g i « a r a r s a k lıd ı r ?
A m p u lu te ş k il e d e n h e r c a m m a h fa z a n ın iç in d e e le k tr ik c e r e y a n ın ı z iy a y a tahvN e d e c e k b i r ta k ım m e r id e le r v a r d ı r .
B u m a d d e le r in m ik t a r ı n a ve b u n la r ın m o n ta jin a g ö s t e r ile n itin a y a g ö r e , te v e llü t e d e c e k z iy a , is t ih lâ k a d ile n aynı m ik t a r e le k t r ik c e r e y a n ın a m u k a b il d a h a fa z la veya n o k s a n o la b ilir .
T u n g s ra m , v a s î te ş k ilâ tı , 6 5 s e n e lik te e rO b e s i. im a lâ t s a fh a s ın d a g ö s t e r d i b ü y ü k it in a ve k o n t r o lü ile ve b ilh a s s a a r a ç t ı r m a la b e r s to v s r t e r ı n ı n v e r d iğ i g a y o t y ü k s e k n e t ic e le r i İle , s a tın a ld ır ı n ız h e r a m p u l iç in en y ü k s e k t e m in a tı a r z e d e r
TUNGSRAM
BOURLA BİRADERLER
İ S T A N B U LA N K A R A İ Z M İ R Ç ü n k ü A S P İR İN s e n e le r d e n b e r i h e r tü r lü s o ğ u k a lg ın lı k la r ın a ve a ğ rıla r a karşı te s ir i şaşm az b ir ilâç o ld u ğ u n u isba t e tm iş tir.AS
lü tfe n
R a m i z A l b ü m ü
Kıymet# ressamımız R*mizTn en güzel Karikatürlerinden meydana geimiş olan bii albümü okuyucularımıza tavsiye ede* riz. F i*tı 25 kuruştur.
BOURLA BİRADERLER
İ S T A N B U L - A N K A R A - İ Z M İ RBasıldığı yer: Yedîgün Matbaası Sahibi ve U. Neşriyat Müdürü: Sedat S.