• Sonuç bulunamadı

Katılımcı Kent Yönetimi Yerelliği Yeniden Keşfetmek Diyarbakır Örneği

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Katılımcı Kent Yönetimi Yerelliği Yeniden Keşfetmek Diyarbakır Örneği"

Copied!
241
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ  FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

YÜKSEK LİSANS TEZİ End. Müh. Cuma ÇİÇEK

OCAK 2008

Anabilim Dalı : ŞEHİR VE BÖLGE PLANLAMA Programı : BÖLGE PLANLAMA

KATILIMCI KENT YÖNETİMİ YERELLİĞİ YENİDEN KEŞFETMEK

(2)

İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ  FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

YÜKSEK LİSANS TEZİ End. Müh. Cuma ÇİÇEK

(502041863)

Tezin Enstitüye Verildiği Tarih : 24 Aralık 2007 Tezin Savunulduğu Tarih : 25 Ocak 2008

Tez Danışmanı : Prof.Dr. Gülden ERKUT

Diğer Jüri Üyeleri Y.Doç.Dr. Şevkiye Şence TÜRK (İ.T.Ü.) Doç.Dr. Fatma ÜNSAL (M.S.G.S.Ü.) KATILIMCI KENT YÖNETİMİ

YERELLİĞİ YENİDEN KEŞFETMEK DİYARBAKIR ÖRNEĞİ

(3)

i

ÖNSÖZ

Tez çalışmalarım süresinde göstermiş olduğu anlayış ve yardımlardan dolayı tez danışmanım Sayın Prof. Dr. Gülden Erkut’a, Diyarbakır’da yaptığım saha araştırmasına sunduğu katkıdan dolayı İTÜ Rektörlüğüne, isimlerini burada sayamayacağım Diyarbakır Yerel Gündem 21 Kadın Meclisi ve Gençlik Meclisi Koordinasyon Kurulu ve Kadın Ekonomi Grubu üyelerine, Örgütlü Gruplar Anketi katılımcılarına, Yurttaş Anketi katılımcılarına, anketörlere ve çalışmalarım sırasında sevgilerini ve yardımlarını benden esirgemeyen aileme teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

Aralık 2007 Cuma ÇİÇEK

(4)

ii İÇİNDEKİLER KISALTMALAR iv  TABLO LİSTESİ ŞEKİL LİSTESİ vi  ÖZET vii  SUMMARY xii  1. GİRİŞ 1.1. Amaç 4  1.2. Kapsam 4  1.3. Yöntem 5  2. KÜRESELLEŞME VE KENTLER

2.1. Küreselleşmenin Tanımı ve Küreselleşmeyi Yaratan Dinamikler 8 2.2. Küreselleşmenin Yaratmış Olduğu Kentsel Sorunlar ve Çözüm Arayışları 13

2.2.1. Yoksulluk ve sosyal ayrışma 15

2.2.2. Çevre krizi 20

2.2.3. Kültürel yabancılaşma ve kentsel kimliğin yitimi 23

2.3. Yeni Kent Gündemi 24 

3. KÜRESELLEŞME VE YENİ KAMU YÖNETİMİ SİSTEMİ 27 

3.1. Ulus-Devlet Düzeyi 28

3.1.1. Yerelleşme 30 3.1.2. Kamunun küçülmesi: özelleştirme 32

3.2. Metropoliten Düzey / Kentsel Düzey 33

3.2.1. Küresel kentler 33

3.2.2. Yerelin küreselleşmesi 35 

4. KATILIMCI KENT YÖNETİMİ 37 

4.1. Katılımcı Yönetim 38

4.2. Katılımcı Kent Yönetimi 40

4.2.1. Neoliberal yönetişim modeli ve modele dair eleştiriler 46 4.2.2. Katılımcı demokrasi: iktidarın halka devri 61

4.2.2.1. Porto Alegre ve katılımcı bütçe uygulaması 61 4.2.2.2. Diğer alternatif kuramsal yaklaşımlar 64 4.3.4. Katılımcı kent yönetimi ve yerel gündem 21 süreci 68 

5. YERELLİĞİ YENİDEN KEŞFETMEK: DİYARBAKIR ÖRNEĞİ 73 

5.1. Araştırma Sahasına İlişkin Genel Bilgiler 73 5.1.1. Türkiye’de merkez – yerel ilişkisi ve iki başlı yerel yönetim sistemi 73

5.1.2. Diyarbakır’ın tarihi 76

5.1.3. Diyarbakır’da kentleşme süreci 78

5.1.4. Diyarbakır’ın ülke ve bölgesindeki yeri 80

5.1.5. Diyarbakır’ın demografik, ekonomik ve sosyal yapısı 82

(5)

iii

5.2. Saha Araştırmasının Amacı, Kapsamı ve Yöntemi 89

5.3. Örgütlü Gruplar Anketi Bulguları 93 5.3.1. Diyarbakır’ın ekonomik, sosyal, idari, siyasal, kültürel çevre

analizi 95 5.3.1.1. Ekonomik yapı için GZFT analizi 95

5.3.1.2. Sosyal yapı için GZFT analizi 97 5.3.1.3. Siyasal yapı için GZFT analizi 98 5.3.1.4. İdari (kurumsal) yapı için GZFT analizi 100 5.3.1.5. Kültürel yapı için GZFT analizi 101 5.3.2. Diyarbakır için genel GZFT analizi 103 5.3.3. Katılıma dair politika önerileri 105

5.4. Dar Grup Toplantıları Bulguları 109

5.4.1. DYG21’in mevcut durumu 109

5.4.2. Katılıma dair politika önerileri 112 5.5. Yurttaşların Bakışıyla Kent Yönetimine Katılım Anketi (Yurttaş Anketi)

Bulguları – Yurttaş Algılamaları ve Politika Önerileri 113

5.5.1. Sosyoekonomik yapı 115

5.5.2. Konut ve çevre durumu 120

5.5.3. Örgütlülük durumu 124

5.5.4. Mahalle-İlçe-Kent ölçeğinde yurttaşların kent yönetimine katılımı 132 5.5.5. Mahalle-İlçe-Kent ölçeğinde yurttaşların kent yönetimine

katılımına dair politika önerisi 138

5.5.6. Faktör analizi ile elde edilen yeni değişkenler 147 5.5.7. Sosyoekonomik durum ile katılım algılaması ilişkisi 151 5.5.8. Konut ve çevre durumu ile katılım algılaması ilişkisi 152 5.5.9. Örgütlülük durumu ile katılım algılaması ilişkisi 154 5.5.10. Sosyoekonomik durum ile katılıma dair politika önerisi ilişkisi 154

5.5.11. Konut ve çevre durumu ile katılıma dair politika önerisi ilişkisi 157 5.5.12. Örgütlülük durumu ile katılıma dair politika önerisi ilişkisi 161 5.5.13. Katılım algılaması ile katılıma dair politika önerisi ilişkisi 163 5.5.14. Değişkenler arası ilişki analizlerinin genel değerlendirilmesi 163

5.5.15. Bölgesel karşılaştırmalar 167 5.5.16. Yurttaş anketi sonuçlarına ilişkin genel değerlendirme 170

6. SONUÇLAR VE TARTIŞMA 174 

KAYNAKLAR 184 

EKLER 192 

EK 1: ÖRGÜTLÜ GRUPLAR ANKETİ FORMU 193

EK 2: ÖRGÜTLÜ GRUPLAR ANKETİ KATILIMCILARI 209

EK 3: DAR GRUP TOPLANTILAR SORU BAŞLIKLARI 210

EK 4: YURTTAŞ ANKETİ FORMU 211

EK 5: MAHALLE BAZLI KONUT VE ANKET SAYISI 222 

(6)

iv

KISALTMALAR

AB : Avrupa Birliği

ABD : Amerika Birleşik Devletleri

AKTD : Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu

BMÇP : Birleşmiş Milletler Çevre Programı

BMKP : Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı

DB : Dünya Bankası

DBB : Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi

DİSİAD : Diyarbakır Sanayici ve İşadamları Derneği

DPT : Devlet Planlama Teşkilatı

: Dicle Üniversitesi

DV : Diyarbakır Valiliği

DYG21 : Diyarbakır Yerel Gündem 21

GSMH : Gayri Safi Milli Hâsıla

GUNSİAD : Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği

IMF : International Monetary Fund (Uluslar arası Para Fonu)

NGOs : Non-governmental Organizasyons (Sivil Toplum Kuruluşları)

OECD : Organization for Economic Cooperation and Development (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü)

STK : Sivil Toplum Kuruluşları

TKY : Toplam Kalite Yönetimi

TUİK : Türkiye İstatistik Kurumu

YG21 : Yerel Gündem 21

YKY : Yeni Kamu Yönetimi

(7)

v

TABLO LİSTESİ

Sayfa No

Tablo 2.1 Kitle ve esnek üretim modelleri ve mekansal özellikleri ... 11 

Tablo 2.2 Yerleşim yerlerine göre dünya nüfusunun (%) dağılımı (1975-2000) 13  Tablo 2.3 Dünyanın en büyük 30 metropoliten kentinin son 30 yıldaki nüfus değişimi ... 14 

Tablo 2.4 Eşitsizliğin en kötü ve göreceli olarak daha adil olduğu 10 ülke ... 16 

Tablo 2.5 Günde bir dolardan aza yaşayan nüfus oranı (%) ... 17 

Tablo 2.6 OECD ve seçilmiş bazı ülkelerinde gini katsayıları ve kişi başına GSMH ($) ... 17 

Tablo 2.7 Bölgelere göre ormanlık alanlardaki değişim 1990-2000 ... 21 

Tablo 4.1 Program ve projelerde katılım türleri ... 42 

Tablo 5.1 Diyarbakır ili ekonomik ve sosyal göstergeler ... 83 

Tablo 5.2 Diyarbakır Büyükşehir ve ilk kademe belediye nüfusları 1960-2005 84  Tablo 5.3 Diyarbakır kenti işgücünün ana sektörlere göre dağılımı ... 85 

Tablo 5.4 Eğitim göstergeleri Diyarbakır – Türkiye karşılaştırması (2000) ... 86 

Tablo 5.5 Sağlık göstergeleri Diyarbakır – Türkiye karşılaştırması (2000) ... 87 

Tablo 5.6 Diyarbakır’ın idari-kurumsal yapısı ... 87 

Tablo 5.7 İç çevre analizi ... 103 

Tablo 5.8 Dış çevre analizi ... 104 

Tablo 5.9 Kişi başına düşen yıllık gelir ... 116 

Tablo 5.10 Sosyoekonomik değişkenler ... 119 

Tablo 5.11 Konut ve çevre durumu değişkenleri ... 123 

Tablo 5.12 Örgütlülük durumu değişkenleri ... 131 

Tablo 5.13 Katılım algılaması ölçeği ... 132 

Tablo 5.14 Mahalle/ilçe/kent ölçeğinde yurttaşların kent yönetimine katılımı .. 137 

Tablo 5.15 Katılıma dair politika önerisi ölçeği ... 138 

Tablo 5.16 Mahalle/ilçe/kent ölçeğinde yurttaşların kent yönetimine katılımına dair politika önerileri ... 144 

Tablo 5.17 Vatandaşların katılım alanları ... 146 

Tablo 5.18 Sosyoekonomik değişkenlerinin faktör analizi sonuçları ... 148 

Tablo 5.19 Konut ve çevre durumu değişkenlerinin faktör analizi sonucu ... 149 

Tablo 5.20 Muhtarlığın rolü değişkenlerinin faktör analizi sonucu ... 149 

Tablo 5.21 Mahalle/ilçe/kent ölçeğinde yurttaşların kent yönetimine katılımı değişkenlerinin faktör analizi sonucu ... 150 

Tablo 5.22 Mahalle/ilçe/kent ölçeğinde yurttaşların kent yönetimine katılımına dair politika önerileri ve katılım alanları değişkenlerinin faktör analizi sonucu ... 151 

Tablo 5.23 Değişkenler arası ilişki analizleri tablosu ... 164 

Tablo 5.24 Sosyoekonomik, konut-çevre ve örgütlülük durumu değişkenlerine göre ilk kademe bölge karşılaştırmaları ... 167 

Tablo Ek 2.1 Örgütlü Gruplar Anketi katılımcıları ... 209 

(8)

vi

ŞEKİL LİSTESİ

Sayfa No

Şekil 1.1 : Araştırma süreci ... 7 

Şekil 2.1 : Büyük Doğal Felaketlerin Ekonomik Maliyeti (Milyar $), 1950–2000 ... 22 

Şekil 4.1 : Yurttaş katılım merdiveni ... 43 

Şekil 4.2 : Yönetişim Modeli ... 47 

Şekil 5.1 : Gabriel’in kale planı (Metin Sözen) ... 77 

Şekil 5.2 : Diyarbakır'ın bölgesel konumu ... 80 

Şekil 5.3 : Gelişmişlik endeksine göre kademeli il grupları ... 81 

Şekil 5.4 : Yurttaş anketi araştırma modeli ... 114 

Şekil 5.5 : Yerel yönetimlerin en çok önem vermesi gereken alanlar ... 129 

(9)

vii

KATILIMCI KENT YÖNETİMİ: YERELLİĞİ YENİDEN KEŞFETMEK & DİYARBAKIR ÖRNEĞİ

ÖZET

Demokrasi kadar eski bir geçmişe sahip olan katılım kavramının, 1970’li yıllarla birlikte daha fazla tartışılmaya başlandığı görülmektedir. 1990’lı yıllarla birlikte bu kavramın hem özel sektörde, hem sivil toplum kuruluşlarında hem de kamuda tartışılmaktan çıkıp popüler hale geldiği, çok farklı siyasal kimliklere sahip politik hareketlerin tümünün programlarında yer alan bir kavram olarak öne çıkmaya başladığı görülmektedir. Özel sektörde, endüstriyel demokrasi gibi kavramlar kullanılsa da katılım kavramının daha çok verimlilik, performans artırma, değişen çevre koşullarına uygun dönüşümleri yapma olarak ele alındığı görülmektedir. Sivil toplum kuruluşlarının hem gelişmelerini sağlayan ideolojik arka plan kavramlardan dolayı (demokrasi, insan hakları, özerkleşme, devlet dışı denetim ve katılım, açıklık, hesap verebilirlik gibi) hem de üretim güçlerini, etkinlik düzeylerini geliştirmek için katılımcılık kavramına sarıldıkları görülmektedir. Katılım kavramının kent yönetiminde tartışılmaya başlanması daha çok siyasal literatürdeki değişimlerle birlikte ortaya çıkmıştır. Son yıllarda yapılan demokratikleşme, temsili demokrasiden doğrudan demokrasiye, katılımcı demokrasiye geçiş tartışmaları, devletlerin yaşadıkları meşruiyet krizi, küreselleşmenin yarattığı yeni dinamikler katılım kavramını popüler hale getirmiştir.

Bugün farklı ideolojik ve politik yaklaşımlara sahip kesimlerin sahiplendiği katılım kavramının gelişmesi birbiriyle ilişkili dört temel dinamiğe bağlanabilir. Bu dinamikler şunlardır: (1) 1980 sonrası uluslararası sistemi ekonomik, siyasi, kültürel, idari ve mekânsal açıdan büyük değişimlere zorlayan küreselleşme; (2) 1970’li yıllarla birlikte gündeme giren ve 1992 yılında yapılan Rio Yeryüzü Zirvesiyle tüm ülkelerin gündemine giren sürdürülebilir kalkınma söylemi ve bunu yerellerde uygulama adına geliştirilen YG21 süreci; (3) 1960’lı yıllarla birlikte filizlenen ve 1980’li ve 1990 yıllar ile birlikte tüm dünyada yaygınlaşan ve güçlenen STK’lar ve (4) neoliberal sürece yapısal anlamda karşı çıkan sol, demokratik ve halkçı ideolojik politik söylemler.

Türkiye’de katılım söyleminin küresel eğilime benzer bir süreç yaşadığı görülmektedir. Türkiye, 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararlarla neoliberal politikaları benimsemiş ve uluslar arası ekonomik sisteme uyum sürecini başlatmıştır. 03 Ekim 2005 tarihinde AB ile başlayan müzakere süreci bu uyum sürecini hızlandırmıştır. Öte yandan dünya genelinde yaygınlaşan YG21 süreci 1997 yılında Türkiye’de de başlamış ve bugün 60 üstünde yerleşim yerinde 30’un üstünde kentte YG21 organizasyonları kurulmuştur. Yine tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de 1980 ve 1990’lı yıllarda STK’ların sayı ve güçleri hızla artmıştır. Türkiye’de küresel eğilime paralel gelişmeler olmakla birlikte, devlet yapısı incelendiğinde genel olarak merkeziyetçi-bürokratik bir yönetim sistemi ve anlayışının hâkim olduğu görülmektedir. Türkiye’de kamu yönetiminde merkez-yerel dengesi merkezden yana ağır basıyor iken, merkez-yerel yönetimlerde de seçilmiş-atanmış dengesi seçilmiş-atanmışlardan yana ağır basmaktadır.

(10)

viii

Bu yüksek lisans tezi çalışmasında, (1) STK’ların, özel sektör kuruluşlarının ve vatandaşların katılımını sağlayarak, adı geçen aktörlerin kent yönetimine katılım düzeyini tespit emek; (2) kent yönetimine katılımın artması için politika önerilerini tespit etmek; (3) Diyarbakır’da vatandaşların kentsel politikaların belirlenmesi, uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi süreçlerine katılabildiği, gerçek anlamda katılımın sağlandığı bir model ya da bir politika geliştirmek ve (4) Diyarbakır’da geliştirilecek modelle ya da politikayla, Türkiye’deki kent yönetimlerine yurttaş katılımını arttıracak politikaların geliştirilmesine katkı sunmak amaçlanmıştır. Bu amaçla tez kapsamında küreselleşme süreci ve kentlere yansımaları, yeni kamu yönetimi sistemi ve bu kapsamda geliştirilen yerelleşme, özelleştirme ve yönetişim süreci dikkate alınarak; bugün farklı politik ve ideolojik perspektiflere sahip kesimlerin sahiplendiği katılımcı yönetim yaklaşımı, Diyarbakır kent merkezi özelinde analiz edilmiştir. Çalışma kapsamında ilk olarak, örgütlü grupların katılımına-temsiline dayalı kent yönetimi modellerinin yurttaşların katılımlarına olanak tanıyıp tanımadığı, ikinci olarak, yurttaşların sosyoekonomik durumu, konut/çevre durumu ve örgütlülük durumu ile katılım algılaması ve katılıma dair politika önerisi arasındaki ilişki ve üçüncü olarak yurttaşların katılım algılaması ile katılıma dair politika önerisi arasındaki ilişki irdelenmiştir.

Araştırmanın kapsamı, DBB sınırları dâhilinde bulunan, kent merkezini oluşturan Sur, Yenişehir, Bağlar ve Kayapınar ilk kademe belediye bölgeleridir. 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Büyükşehir’e bağlanan Bağıvar ve Çarıklı ilk kademe belediyeleri ile mahalleye dönüştürülen 85 köy, kentsel yaşama tam olarak entegre olmadıkları, fiziki olarak kente uzak oldukları ve kırsal nitelik taşıdıkları gerekçeleriyle araştırma sahasının dışında tutulmuştur. Araştırma kapsamında bahsi edilen kent yönetimi, ilk kademe belediyeleri, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, il özel idaresi ve muhtarlıkları kapsamaktadır. Kent yönetiminin aktörleri ise vatandaşlar, STK’lar ve muhtarlıklardır.

Araştırma süreci kapsamında, ilk olarak literatür taraması yapılmıştır. Literatür taraması kapsamında ilk olarak küreselleşme ve kentlere etkisi, küreselleşme ile birlikte gelişen yeni kamu yönetimi sistemi, bu yeni sistem kapsamında ulus-devletin geleceği, yeni küresel aktörler olan metropoliten kentler, yerelleşme ve özelleştirme süreçleri tartışılmıştır. İkinci olarak katılımcı kent yönetimi başlığı altında küresel trend olan neoliberal yönetişim modeli ve modele dair eleştiriler, bu modelin dayandığı sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları; neoliberal yönetişim modeline alternatif olarak değerlendirilebilecek olan Porto Alegre katılımcı bütçe uygulaması, konfederalizm: kent komünizmi ve katılımcı ekonomi modellerine değinilmiştir. Katılımcı kent yönetimi başlığı altında son olarak kimi kesimler tarafından neoliberal yönetişim modelinin bir yansıması olarak eleştirilen ancak, farklı alternatiflere de açık olan, dünya genelinde en yaygın katılımcı kent yönetimi uygulaması olarak sunulan ve bugün binlerce kentte uygulanan Yerel Gündem 21 modeli incelenmiştir. Araştırma sorularına bağlı olarak araştırma yöntemi olarak nitel ve nicel araştırma teknikleri birlikte kullanılmıştır. Araştırma yöntemi kapsamında üç aşamalı bir süreç dâhilinde kullanılan araştırma teknikleri şunlardır: dar grup toplantıları, sahada uygulanan anket çalışması. Araştırma yöntemi kapsamında birinci aşamada, yönetişim modeli büyük oranda örgütlü gruplar üzerinden inşa edildiği için, Diyarbakır kent merkezinde bulunan, kamu kurum ve kuruluşları, STK’lar ve özel sektör kuruluşlarından oluşan toplam 44 örgütlü grupla anket yapılmıştır. İkinci aşamada, Diyarbakır Yerel Gündem 21 (DYG21) bünyesinde oluşturulan sekiz ana çalışma grubundan ikisi olan Gençlik Meclisi ve Kadın Meclisinin koordinasyon

(11)

ix

kurulu üyeleriyle ayrı ayrı olarak yarı yapılandırılmış iki dar grup toplantısı yapılmıştır. Üçüncü aşamada, Diyarbakır kent merkezi genelinde bir hane halkı anketi yapılmıştır. Araştırma evreni, sosyoekonomik açıdan farklılık arz eden Sur, Yenişehir, Bağlar ve Kayapınar ilk kademe belediye bölgelerinde bulunan ve Diyarbakır kent merkezini oluşturan, 156.360 konutun bulunduğu 42 mahalle olarak belirlenmiştir. % 95 güven aralığında kenti temsil edebilmesi amacıyla örneklem hacmi 400 olarak belirlenmiş ve tabakalı örnekleme ve sistematik rastgele örnekleme yöntemleri ile kent merkezinde bulunan 42 mahallenin her birine düşen anket sayısı hesaplanmıştır.

Araştırma sonucunda, tarihin her döneminde büyük uygarlıkların önemli merkezlerinden biri olan, bu güne kadar 26 değişik uygarlığa beşiklik etmiş ve 5000 yıllık bir kent tarihi olan Diyarbakır’ın, son yıllarda ekonomik, kültürel, sosyal ve mekânsal alanlarda ciddi bir dağılma süreci yaşadığı görülmüştür. Türkiye’deki 16 büyükşehirden biri olmasına rağmen, DPT tarafından 2003 yılında yapılan çalışmada sosyoekonomik gelişmişlik açısından 63. sırada yer alması bu durumun bir göstergesidir. Saha araştırmasında hem örgütlü gruplarla yapılan ankette hem de yurttaş anketinde elde edilen veriler, bu durumun büyük oranda devam ettiğini göstermektedir.

Saha araştırmasında, zorunlu göç ve yarattığı ağır sosyoekonomik, mekânsal ve kültürel sorunlar; sosyoekonomik geri kalmışlık ve yarattığı ağır yoksulluk ve işsizlik; şehirdeki devlet/hükümet kurumları ile seçilmişler (belediyeler) ve STK'lar arasında ikili bir yapının oluşmuş olması ve tarafların ortak çalışamaması; tarihi ve kültürel değerlere sahip çıkılmaması Diyarbakır’ın en önemli zayıf noktaları tespit edilmiştir. Yatırımların olmaması; şiddet ve çatışma ortamının devam etmesi ve bunun yarattığı istikrarsızlık; merkezi yönetimin kente ve seçilmişlere karışı negatif tutumu; katılımı sınırlayan mevzuat-yasalar ve bürokratik yapılar/engeller; Kürtçe başta olmak üzere farklı kültürlerin yok sayılması ve asimilasyon politikalarının devam etmesi; birlikte yaşayan farklı kültürlerin çatışma potansiyelinin var oluşu ve muhtemel yeni göç dalgası ise kentin önündeki tehditler olarak değerlendirilmiştir. Kentin genç ve dinamik bir nüfusa sahip olması; toplumda dayanışma ağlarının devam etmesi; ekonomik gelişme potansiyelinin yüksek oluşu; kenttin bölgesel bir merkez olması; halkın örgütlü ve politik olması; belediyelerin sahip olduğu geniş halk desteği ve STK’larla kurduğu iyi ilişkiler: Diyarbakır’ın tarihi bir kent olması, tarihsel dokunun canlı olması ve kültürel ve dinsel çeşitliliğin fazla olması saha araştırmasında kentin sahip olduğu temel güçlü yanlar olarak tespit edilmiştir. Ayrıca ulusal ve uluslararası camianın kentte olan ilgisi; Türkiye’nin AB üyelik sürecinin mevcut sorunları çözme konusunda sunacağı olanaklar; ulusal ve uluslararası kuruluşlarla kurulan iyi ilişkiler ve geliştirilen işbirlikleri; dünya genelinde yerel yönetimlere olan ilginin artması ve kamu reformu kapsamında belediyelere yeni yetkilerin verilmesi; kentin farklı etnik-kültürel-dinsel cemaatlerle rahat ilişkilenme ve dış dünyaya açılma olanağının olması; kentin bölgesel ve ulusal çapta yoğun demografik ilişkilere sahip olması, kente fırsatlar yaratan dinamikler olarak değerlendirilmiştir.

Kent yönetimine katılım açısından Diyarbakır değerlendirildiğinde, üzerinde durulan konulardan biri örgütlü grupların durumu olmuştur. Saha araştırmasında, STK’ların ve siyasi partilerin, çok sınırlı bir kesimin katıldığı ve kent genelinde temsil düzeyi olmayan dar bir grubun alanı olduğu görülmüştür. Kentteki örgütlü grupların ortaklığından oluşan DYG21’in (Kent Danışma Konseyi), örgütsüz grupların

(12)

x

katılmadığı ya da katılamadığı; valiliğin ve bağlı kurum ve kuruluşların etkin katılım sağlamadığı, kentteki STK’ların ve belediyelerin ortaklığından oluşan ve belediyelere oranla STK’ların daha etkin olduğu bir yapıda olduğu tespit edilmiştir. DYG21’in, sınırlı sayıda üyenin katıldığı, birimleri arasında kopukluğun olduğu, üye STK’ların üyelerinin katılmadığı bir kurumsal yapıda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca DYG21’de, yerel-mahalle ölçeğinde katılım mekanizmalarının da olmadığı görülmüştür. Ayda bir bazı üyelerinin DBB Başkanı ile kentte dair politikaların tartışıldığı toplantılar yapması dışında, DYG21’in, kent ölçeğinde etkinliği olmayan çeşitli konularda lokal etkinlikler yapan bir konumda olduğu gözlemlenmiştir.

Saha araştırmasında, kent yönetimine katılım konusunda, örgütlü grupların durumu yanında, üzerinde özellikle durulan yapılardan biri de mahalle ölçeğindeki tek yerel yönetim birimi olan muhtarlık olmuştur. Yapılan analizler sonucunda, muhtarlıkların, mahalle ölçeğinde rolü ve etkinliği olmayan, mahalle sakinleri ile çok zayıf ilişkilere sahip, genellikle sadece evraklar için ya da yoksul ailelerin dönem dönem yardım paketleri, yeşil kart gibi nedenlerle başvurduğu bir yerel yönetim birimi olduğu görülmüştür.

Vatandaşların kent yönetimine katılımı değerlendirildiğinde, vatandaşların mahalle, ilçe ve kent ölçeğinde genel olarak yeterince iyi olmayan enformasyon düzeyinde (en alt seviyede katılım) bir katılım algılamasına sahip olduğu görülmüştür. Kent yönetiminin, vatandaşlara çok iyi de olmasa genel olarak çalışmalar hakkında tek yönlü bilgi verdiği, ancak vatandaşların ihtiyaç ve talepleri dikkate alma, düşüncelerine başvurma, yapılacak çalışmaları vatandaşlarla müzakere etme, vatandaşlarla birlikte karar alma gibi gerçek anlamda katılım mekanizmalarını ve süreçlerini geliştirmediği görülmüştür. Genel olarak sosyoekonomik ve konut ve çevre kalitesi iyileştikçe katılım algılamasının olumlu yönde değiştiği tespit edilmiştir.

Katılıma dair politika önerilerine bakıldığında, örgütlü grupların katılımı artırmaya dönük politikalarda halkın sürece katılımı yönünde çok zayıf bir eğilim gösterirken, buna karşın örgütlü grupların katılımına dayalı bir politika önerisi sundukları tespit edilmiştir. Örgütlü gruplar bir yandan merkezi yönetimin yanında yerel yönetimleri güçlendirecek idari ve mali yerelleşmeyi, ekonomik ve sosyal kalkınmayı, siyasi ve ekonomik istikrarı, öte yandan yerelde siyasal ve kültürel çoğulculuğu, kurumlar arası işbirliğini ve koordinasyonu, STK’ları geliştirmeyi ve sorumlu ve bilinçli vatandaş tipini geliştirecek etkinlikler yapmayı önermektedir.

Vatandaşların katılıma dair politika önerilerine bakıldığında, mahalle, ilçe ve kent ölçeğinde ihtiyaç ve talepleri dikkate alan duyarlılık düzeyinde katılım talebinin olduğu görülmüştür. Vatandaşlar kentsel politikaların belirlenmesi, uygulanması, izlenmesi ve denetlenmesi süreçlerine doğrudan katılmaktansa, ihtiyaç ve taleplerini dikkat alan bir yönetim beklemekte ve kent yönetimine doğrudan katılımı STK’lardan ve muhtarlıklardan beklemektedir. Yapılan analizlerde, kamu hizmetlerine daha fazla ulaşan, kamu hizmetlerinden daha fazla şikâyeti olan ve yerel yönetim birimlerini ulaşılabilir bulan kesimlerin daha fazla katılım talebinde bulunduğu tespit edilmiştir. Yoksul kesim mahalle ölçeğinde doğrudan etkilendikleri kararlara daha fazla katılmak istediklerini belirtirken, eğitim hizmetlerine ve kentteki konser, tiyatro, sinema vb. kültür sanat hizmetlerine ulaşan ve kentte uzun süre kalan kesimler, kent ölçeğinde alınan kararlara katılımın artması gerektiğini önermektedir. Sonuç olarak, yapılan analizlerden örgütlü gruplar üzerinden gerçek anlamda bir katılımın sağlanamayacağı tespit edilmiştir. Yine muhtarlıkların mevcut haliyle

(13)

xi

mahalle ölçeğinde etkinliği olmayan bir yapıda oldukları görülmüştür. Vatandaşların kent yönetimine katılımını artıracak bir politika geliştirmek için dikkate alınabilecek dinamiklere bakıldığında, ilk olarak dikkati çeken husus katılım talebi ile kentsel yaşama entegre olma arasında pozitif bir ilişkinin olduğudur. İnsanlar kentsel yaşama entegre oldukça daha fazla katılım talebinde bulunmaktadır. Dolayısıyla kent genelinde katılımı artırmak için vatandaşların kentsel yaşama entegre olmasını sağlayıcı adımlar atmak gerekiyor. İkinci dikkati çeken husus, kentsel yaşama entegre olmak ile yerel yönetimlere ulaşılabilirlik arasında pozitif bir ilişkinin olması ve vatandaşların kent yönetimine ulaşma isteğidir. Buradan da daha fazla katılım için yerel yönetimlerin ulaşılabilirliklerini artırmaları, yerel TV programları, bilgilendirme toplantıları gibi doğrudan ulaşılabilirliği sağlayacak mekanizmaları güçlendirmeleri gerektiği çıkmaktadır. Katılımı artırma konusunda dikkati çeken üçüncü önemli dinamik, belediyenin sahip olduğu geniş halk desteği ve halkın siyasete olan ilgisidir. Belediyelerin STK’larla olan iyi ilişkileri ve bu aktörlerle birlikte oluşturmuş olduğu DYG21 yapısı, katılım konusunda dikkate alınması gereken dördüncü dinamiktir. Komşuluk ilişkileri gibi enformel ilişkilerin kent genelinde güçlü olması ve vatandaşların yarısından fazlasının kentin yerlisi olması ya da uzun bir süreden beri kentte yaşıyor olması beşinci dinamik olarak değerlendirilebilir. Katılım konusunda dikkate alınması gereken son dinamik daha önce de belirtildiği gibi, vatandaşların kent yönetime aktif katılmak istememesi ama bununla birlikte kent yönetiminden de ihtiyaç ve taleplerini dikkate almasını talep etmesidir.

Tüm bu sonuçlardan, duyarlılık düzeyinden öteye, diyalog ya da ortak yönetişim düzeyinde bir katılım için, STK’ların ve halkın büyük bir kesiminin desteğine sahip belediyelerin, Porto Alegre’de olduğu gibi kendi isteğiyle ve kendi iradesiyle, kentsel politikaları belirleme, uygulama, izleme ve denetleme yetkisini halkla paylaşacağı bir sürecin gerekli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elbette belediyeleri böylesi bir sürece zorlayacak ve egemenlik hakkını talep edecek örgütlenmiş geniş halk kesimlerinin ortaya çıkması bunu daha da mümkün kılacaktır.

(14)

xii

PARTICIPATORY URBAN GOVERNMENT: REDISCOVERING LOCALITY & CASE OF DIYARBAKIR

SUMMARY

The concept of participation which has a ancient history like democracy is seen to be discussed with 1970s. Apart from being discussed, with 1990s it is seen that this concept had become popular among private sector, non-governmental organizations and among the public sector. It found place to itself and stood out in the programs of all politic movements having different political identities. Although concepts such as industrial democracy is being used in private sector, it is seen that participation concept is mostly being considered as efficiency, performance building and implementing the suitable transformations to the changing environmental conditions. It is seen that the non-governmental organizations are embracing the participation concept for the ideological background concepts (such as democracy, human rights, autonomy, non-governmental audit and participation, transparency, accountability) enabling their development and to develop their production powers and level of efficiency. The discussion of participation concept in urban administration has mostly appeared with the changes in the political literature. In recent years, the discussions made regarding democratization, shifting from representative democracy to direct and participative democracy, the legitimacy crises experienced by states and the new dynamics created by the globalization have made the participation concept popular.

The development of the participation concept, which is adopted by groups having different ideological and politic ideas today, can be related to four integrated dynamics. These dynamics are: (1) Globalization forcing the international systems for huge changes in economical, political, cultural, administrative and spatial aspects after 1980; (2) the sustainable development concept, which appeared in the agenda with 1970s and become a topic in the agendas of all countries following the Earth Summit held in Rio in 1992, and the Local Agenda 21 process developed to apply this concept at local; (3) The NOGs that begun to develop with 1960s and become prevalent and solid with 1990s through among the whole world and (4) The left, democratic and populist ideological and political concepts objecting the neo-liberal process.

In Turkey, it is seen that the participation concept is experiencing a process similar to the global trend. Turkey has adopted the neo-liberal policies with a decision taken on the date of 24 January 1980 and has started the adaptation to the economic system process. On the date of 03 October 2005, the negotiation process started with the EU has accelerated this adaptation process. On the other side, the Local Agenda 21 process, which had become prevalent among the world, has been initiated in Turkey in 1997 and today Local Agenda 21 organizations have been launched in more than 30 cities and 60 settlement regions. Yet, the number and the strength of the NGOs have increased in 1980s and 1990s in Turkey as well as the whole world. In Turkey, although there have been developments in parallel to the global tendency, when the state structure is looked into it is seen that a centralized-bureaucratic administration

(15)

xiii

system and concept is ruling in general. While the focus is on the centralized administration for the central-local balance in public administration, it is on appointed administrators for selected- appointed balance in local administrations in Turkey.

In this graduate thesis study, it is aimed to, (1) determine the participation level of the mentioned actors to the city administration by ensuring the participation of NOGs, private sector institutions and citizens; (2) determine the political suggestions to increase the participation to the city administration; (3) develop a model or a policy, which enables the actual participation of the citizens to the determination, implementation, monitoring and evaluation process of the urban policies in Diyarbakir and (4) present contribution to the development of citizen participation to the city administrations in Turkey through a model or a policy will be developed in Diyarbakir. To this end, by considering the globalization process and its reflections on the cities, new public administration system and localization, specialization, privatization and governance process; the participant administration concept adopted by groups having different political and ideological perspectives today, has been analyzed in particular to Diyarbakir city Centrum. Within the scope of study, firstly whether the urban administration models based on participation-representation of organized groups have provided citizens to participate or not; secondly the relation between citizen’s socio economic, house/environment and state of organization conditions and participation perception and political suggestions about participation have been investigated.

The scope of the research covers Sur, Yenisehir, Baglar and Kayapinar first level municipality regions located within the borders of Diyarbakir Metropolitan Municipality. Bagivar and Carikli first level municipalities, which have been included into Metropolitan Municipality in accordance with the Metropolitan Municipality Law no 5216 and 85 villages, which have been turned into counties are not included in the research field for not being fully integrated into the city life, being physically far away from city and having rural nature. Urban administration which is mentioned in this research covers first level municipalities, Diyarbakir Metropolitan Municipalities, city special administration and headman offices. Actors of the urban administration are citizens, headman offices and NGOs.

Within the scope of the research process, literature survey has been performed initially. Within the scope of the literature survey, globalization and its effect on cities, new public management system evolved with globalization, the future of the nation-state within the scope of this new system, the metropolitan cities as the new global actors, localization and privatization processes have been discussed initially. Secondly, under the title of participant city administration, neo-liberal governance model as a global trend and the criticism regarding this model, the NGOs and the civil society, on which this model is based on, Porto Alegre budget application, which can be considered as an alternative to noe-liberal governance model, confederalism: urban communism and participative economy models are being mentioned. Finally, under the participative city administration title, Local Agenda 21 model has been looked into, which has been presented as the most prevalent participative city administration model worldwide and is being applied in thousands of cities. Although this model is being criticized for being a reflection of the neo-liberal governance model by some groups, it is also considered to be open to different alternatives.

(16)

xiv

According as research questions, within the scope of the research methodology both qualitative and quantitative techniques are used. The research techniques used within the three stages of the research process are focus groups meetings and questionnaires. Within the scope of the research methodology, at the first stage, as the governance model is mainly based on organized groups, questionnaires are initially filled in with 44 organized groups at total consisting of public institutions and organizations, NGOs and private sector institutions located in Diyarbakir city Centrum. At the second stage, two focus group meetings are held, which are separately structured with the Youth Assembly and Women Assembly as the two of the eight main study groups constituted within the Diyarbakir Local Agenda 21 (DYG21). At the third stage, a household questionnaire has been carried out throughout the Diyarbakir city Centrum. The research universe includes Sur, Yenisehir, Baglar and Kayapinar first level municipality regions having socio-economical differences and 42 counties having 156.360 houses at the city Centrum of Diyarbakir. As the sampling intensity was determined as 400 by considering the questionnaires to ensure the representation of the city at % 95 confidence interval and the number of the questionnaires per each of the 42 counties located at the city Centrum is calculated with stratified sampling and systematical random sampling techniques.

As a result of the research, it is seen that Diyarbakir, which has been one of the important civilization centers at all stages of history, which has hosted 26 different civilizations until today and which has a 5000 year history, is experiencing a serious dissolution in economical, cultural, social and spatial aspects. Although it is one of the 16 metropolises in Turkey, in a study performed by State Planning Organization in 2003, it was ranked 63 in regard to socio-economical development. This result is an indicator of this situation. At the field survey, the outputs obtained from the questionnaires made both with the organized groups and the citizens, show that this situation mainly exists.

At the field survey, the heavy socio-economical, spatial and cultural problems created by the migration, the heavy poverty and unemployment created by socio-economical underdevelopment, presence of a two-sided structure between government/state institutions and selected bodies (municipalities), NOGs in the city and lack of coordination between parties; lack of protection regarding the cultural and historical values have been determined as the weakest points of Diyarbakir. Lack of investment, presence of violence and conflict and the instability caused by this situation, negative attitude of the central administration against the city and the selected bodies, the legislations/laws and bureaucratic structures/obstacles limiting the participation; ignorance of different cultures mainly Kurdish and continuance of assimilation policies; presence of a conflict potential of different cultures living together and a possible migration wave are evaluated as the factors threatening the city.

The city population’s being young and dynamic, presence of solidarity networks in the society, economical development potential’s being high, city’s being a regional center, the society’s being organized and politicized, municipalities’ having large public support and good relations with NGOs, Diyarbakir’s being a historical city, the historical texture’s being vivid and the cultural and religious variety’s being multiple have been determined as the basic strong aspects of the city in the field survey. Besides, the interest of the national and international society into the city, the opportunities will be provided by the accession process of Turkey to the EU in regard to the solution of the problems, the good relationships established and the

(17)

xv

developed relationships with national and international institutions; the world wide increase in the attention to the local administrations and the new authorizations to be given to the municipalities within the public reform, the city’s having opportunity to easily contact with different societies having different ethnicity, culture and religion and to get opened to the outer world, the city’s having intense demographic relations at nationwide and region wide are evaluated as the dynamic factors creating opportunities for the city.

The status of the organized groups has been one of the main topics when Diyarbakir is evaluated in regard to the participation to the city administration. At the field survey, it is seen that the NGOs and the political parties are the field of a narrow group having no representation ground throughout the city and having a very limited group of participants. It is detected that DYG21 (City Advisory Council), consisting of the partnership of the organized groups in the city, has a structure that the unorganized groups are not participating or cannot participate and the governorship and the related institutions and organizations are unable to maintain effective participation. It is also detected that the NGOs in the city, consisting of the partnership of the municipalities, has a more effective structure when compared with municipalities. It is concluded that DYG21 has a participation of limited number of members, its units are unconnected and its organizational structure presents no participation of the members of the member NGOs. Moreover, it is seen that the DYG21 has no local-county scale participation mechanisms. The DYG21 is observed to be in a position that is performing local activities which have no efficiency at city scale except some members’ holding meetings to discuss the policies regarding the city with the Major of the Metropolitan Municipality once in a month.

At the field survey, in regard to the participation to the city administration, besides the status of the organized groups, headman’s office has been one of emphasized structures as the single local administration unit at county scale. As a result of the analysis made, it is seen that the headman’s offices are local administration units that have no role and efficiency at county level, have very weak relations with the county residences, mostly applied for documents or for other reasons such support packages, green card demands of the poor families.

When the participation of the citizens to the city administration is evaluated, it is seen that the citizens have a participation perception at an insufficient information level (participation at lowest level) in general at county, district and city scale. Although the city administration is observed to be providing single sided information regarding the activities in general even if it is not very sufficient, it is seen that it has failed to develop the true participation mechanisms and processes for evaluating the needs and demands of the citizens, applying their opinions, discussing the activities with the citizens to be carried out and making decisions together with the citizens. It is detected that in general, the participation perception changes positively as the socio-economic, spatial and environmental quality improves.

Regarding the political suggestions, it is detected that while the organized groups show a little tendency for the participation of the society to the process in regard to the policies for increasing the participation; the unorganized groups present a political suggestion based on the participation of the organized groups. The organized groups suggests administrative and financial localization that will both strengthen the centralized and local administration, economical and social development, political and economical consistency, political and cultural pluralism,

(18)

xvi

interorganizational cooperation and coordination, developing NGOs and performing activities to built aware and responsible citizen type.

Regarding the political suggestions of citizens for participation, it is seen that there is a participation demand at a sensitivity level considering the needs and demands at county, district and city scale. The citizens are expecting an administration that is evaluating their needs and demands other than directly involving in the determination, implementation, monitoring and auditing processes of the urban policies and they are expecting the direct participation to the city administration from NGOs and headman’s offices. At the analysis made, it is detected the groups that have more access to the public services, that have more complaints about the public services and found the local administration units more accessible, had demanded participation more. While the poor group has stated that they wanted to participate in the decisions which are effecting them directly at county level, the individuals that have access to education services and culture & art services such as concert, theater, cinema etc. in the city and that spent a long time in the city, have suggested that the participation to the decisions at city scale should be increases.

As a result, it is detected from the analysis made that it won’t be possible to maintain a true participation over the organized groups. Yet, the headman’s offices are seen to have an ineffective structure at county scale with their present frame. Regarding the dynamics which can be considered to develop a policy that will increase the participation of the citizens to the city administration, the first noticing point is that there is a positive relationship between the participation demand and the getting integrated into the city life. The individuals are demanding more participation as they got integrated into city life. Therefore, to increase the participation throughout the city it is necessary to take steps that will enable the integration of the citizens to city life. The second noticing point is that the presence of a positive relationship between getting integrated to the city life and accessibility to the local administrations and the demand of the citizens to access the city administration. It is understood that the local administrations are required to increase their accessibility and to strengthen the mechanisms that will provide direct accessibility such ad local television programs, informative meetings. The third noticing and important dynamic is the large public support that the municipality has and the interest of the society in politics. The fourth dynamic that should be taken into consideration regarding the participation is the good relations of municipalities with NGOs and the DYG21 structure that it has constituted with these actors. The informal relationships’ such as neighborhood relations being strong throughout the city and more than half of the citizens’ being the local people of the city or residing in the city for a long time can be considered as the fifth dynamic. The last dynamic that should be taken into consideration in regard to participation is that the unwilling of the citizens to participate in the city administration but demanding their needs and requirements to be taken into consideration.

From all these results, it is understood that to maintain participation at dialogue or common governance level beyond the sensitivity level, a process is required where the municipalities having the support of the NGOs and majority of the society will share their authorization to determine, implement, monitor and audit the urban policies with the society with its own will and wish just like the Porto Alegre. Of course presence of a large organized society groups which will force the municipalities for such a process and demand the sovereignty right will make this more possible.

(19)

1

1. GİRİŞ

1980 yılları ile birlikte hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde köklü dönüşümlerin yaşandığı görülmektedir. Ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal sistemde yaşanan bu köklü dönüşüm genel olarak “küreselleşme” olarak ifade edilmektedir. Yeni dünya düzeni olarak kavramlaştırılan bu dönemde fordist (kitlesel) üretimden post-fordist (esnek) üretime, ulus-devlete dayalı siyasal bir sistemden küresel bir sisteme, modernizmden postmodernizme, yönetimden yönetişime bir dönüşüm yaşanmıştır (DPT, 2000c, s. 10–11).

Küreselleşme ile ilgili birbiriyle çelişen, çatışan bazen de örtüşen çeşitli tanımlamalar yapılmaktadır. Bunlar içerisinde yaşanan dönüşümü tanımlamayı esas alan ve eleştirel bir yaklaşımla değerlendiren tanımlamalar öne çıkmaktadır. Yapılan kimi tanımlarda, küreselleşme ile birlikte dünya çapında bağımlılaşma ve bütünleşmenin arttığı, “sermaye, yönetim, istihdam, bilgi, doğal kaynaklar ve organizasyonun uluslararasılaştığı ve tam anlamıyla karşılıklı bağımlılaştığı bir ekonomik ve siyasal yapılanma”nın oluştuğu ifade edilmektedir (Köse, 2003). Ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal sistemin ölçeğinin küreselleşmesi ile birlikte, coğrafyaya dayalı sınırların etkisini yitirdiğine vurgu yapılmaktadır (Marin, 2004). Küreselleşmeyi kapitalizmin bir aşaması olarak değerlendiren yaklaşımlarda, ulus-devletin doğuşunu sağlayan kapitalizmin, bugün küreselleşme aşaması ile ulus-devletin meşruluğunu ortadan kaldırmaya başladığı ifade edilmektedir. Küreselleşmeye daha eleştirel bakan yaklaşım, küreselleşmenin yeni bir olgu olmadığını, yüzyıllardır süren kapitalist sistemin, emperyalizmin kendisi olduğu ve emperyalizme saygınlık kazandırma, toplumda emperyalizm karşısında çaresizlik, alternatifsizlik düşüncesini yaratma çabası olduğunu ifade etmektedir (Esgin, 2001). Bu yaklaşımlar küreselleşmeyi, başta ekonomik alan olmak üzere, ideolojik, yönetimsel ve kültürel alanda kapitalizmin tüm dünyayı kuşatması olarak tanımlamaktadır (Kiper, 2004).

Küreselleşmeyi yaratan dinamikler konusunda farklı yaklaşımlar olmakla birlikte, bilgi ve ulaşım teknolojisinde meydana gelen değişimlerin önemli bir rol oynadığı genellikle kabul edilen ortak bir görüştür (Harvey, 2003, s. 20). 1980 ve 1990 yılları

(20)

2

arasında dünya genelinde birçok ekonomide meydana gelen liberalleşme ve uluslar arası finanssal marketin tek bir yapıya kavuşması, bu yeni dönemde uluslararası sermayenin uluslararası sistemin güçlü aktörleri haline gelmesi küreselleşmeyi yaratan bir diğer önemli dinamik olarak değerlendirilmektedir (Jimenez, 2000). Küreselleşmenin neden olduğu değişimler en fazla kentler ve kentlerde yaşayan insanlar üzerinde görülmektedir. Kentlerin yönetim sistemi, fiziksel mekânı, kentlerde yaşayan insanların yaşam biçimleri, üretim ve tüketim alışkanlıkları küreselleşme ile birlikte köklü değişimler geçirmektedir (Kiper; 2004). Küreselleşmenin en büyük yansıması, metropoliten kentlerin niteliğini ve niceliğini değiştirmesidir. Metropoliten kent ve bölgeler, küreselleşme süreci ile birlikte bir ağ haline gelen küresel sisteminin düğüm noktaları haline gelmiştir (Marin; 2004). Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde metropoliten kentlerin sayısı hızla artmakta (Scott; 2004) ve metropoliten kentler küresel sistemin ana üretim ve tüketim merkezleri haline gelmektedir.

Küreselleşme süreci ile birlikte kentlerde çok önemli sorun alanlarının oluştuğu ve var olan sorunların daha da ağırlaştığı görülmektedir. Küreselleşme ile birlikte kentlerde yoksullaşma ve sosyal ayrışma önemli ölçekte artmış; dünya çok ciddi bir çevre krizi ile yüz yüze kalmış; kültürel alandan yaşanan hızlı birörnekleşme süreci sonucu yerel kültürler ve kentsel kimlikler hızla yitirilmeye başlanmıştır. Bu sorunlar karşısında, teknolojik yeniliklerden faydalanarak, yeni kent gündemi olarak ifade edebilecek olan sürdürülebilir kalkınma, yerellik (subsidiarity), kurumlar arası işbirliği, bilgi kentleri, eğitim ve araştırma çalışmalarında yenilikçi yaklaşımlar, yaratıcı sınıfın geliştirilmesi gibi çözüm arayışları olsa da uygulamada ciddi başarıların olduğu söylenemez.

Kentlerde meydana gelen değişimlere paralel olarak, dünya genelinde kamu yönetim sistemi de küreselleşmenin etkisiyle değişmeye başlamıştır. Ekonomik, kültürel, sosyal, siyasal, çevresel ve mekânsal değişimlere neden olan küreselleşme süreci, küresel sistemin aktörleri olan devlet yapılanmasında da ciddi değişimlere neden olmuştur, olmaktadır. Ulusların egemenliği, uluslar arası kuruluşlar, ekonomi, standartlar, iletişim, bilgi toplumu ve çevre sorunları faktörlerinde küreselleşme ile birlikte yaşanan değişimler sonucu, dünya genelinde devlet reformu ve kamu yönetimi reformu adı ile ulusal çapta idari sistemde önemli değişimler yapılmaktadır (DPT, 2001, s. 8–10). Bu reformlarla siyasal ve yönetsel sistemin liberalize edilmesi

(21)

3

amaçlanmaktadır. Siyasal ve yönetsel sistemde meydana gelen değişim ile (1) üniter yapıdan federal-yerel bir yapıya, (2) sosyal devletten düzenleyici-denetleyici devlete, (3) kamu bürokrasisinin tek yönetim gücü olduğu bir karar yapısından yerli-yabancı ayrımı olmadan özel sektöre açık bir yönetişimci karar yapısına, (4) kamu hukukuna dayalı bir bürokratik yapıdan özel hukuka dayalı bir bürokratik yapıya geçilmektedir (Güler, 2003b, s. 3–4).

Kamu yönetimi reformu ya da devlet reformu kapsamında geliştirilen yerelleşme ve yönetişim yaklaşımı, büyük oranda katılım ve katılımcılık söylemlerine dayandırılmakta, kamu otoritesi dışındaki aktörlerin ve vatandaşların kamu yönetimine katılımlarını sağlamak olarak gerekçelendirilmektedir. Küreselleşme sürecine daha eleştirel bakan, farklı politik ve ideolojik düşüncelere sahip kesimlerin de bugün demokrasi, insan hakları, eşitlik vb. söylemlere dayandırarak katılım kavramını sahiplendikleri görülmektedir. Demokrasi kadar eski bir tarihe sahip olan ve bugün farklı siyasi ve ideolojik perspektiflere sahip kesimlerin sahiplendiği katılım kavramının, 1970’li yıllarla birlikte daha fazla tartışılmaya başlandığı görülmektedir. 1990’lı yıllarla birlikte bu kavramın hem özel sektörde, hem STK’larda hem de kamuda tartışılmaktan çıkıp popüler hale geldiği, çok farklı siyasal kimliklere sahip politik hareketlerin tümünün programlarında vazgeçilmez bir kavram olarak öne çıkmaya başladığı görülmektedir. Özel sektörde, endüstriyel demokrasi gibi kavramlar kullanılsa da katılım kavramının daha çok verimlilik, performans artırma, değişen çevre koşullarına uygun dönüşümleri yapma olarak ele alındığı görülmektedir. STK’ların, hem dayandıkları demokrasi, insan hakları, özerkleşme, devlet dışı denetim ve katılım, açıklık, hesap verebilirlik gibi ideolojik ve politik argümanlardan dolayı hem de üretim güçlerini, etkinlik düzeylerini geliştirmek için, katılımcılık kavramına sarıldıkları görülmektedir.

Katılım kavramının kent yönetiminde tartışılmaya başlanması daha çok siyasal literatürdeki değişimlerle birlikte ortaya çıkmıştır. Son yıllarda yapılan demokratikleşme, temsili demokrasiden doğrudan demokrasiye, katılımcı demokrasiye geçiş tartışmaları, devletlerin yaşadıkları meşruiyet krizi, küreselleşmenin yarattığı yeni dinamikler katılım kavramını popüler hale getirmiştir. 1992 Rio Yeryüzü Zirvesi’yle sürdürülebilir kalkınma kavramının benimsenmesi ve kalkınmanın yerelliğinin vurgulanması, katılım kavramının yerel yönetimlerin gündemine girmesini sağladı. Bununla birlikte, katılım kavramı hem kamuda, hem

(22)

4

özel sektörde ve hem de STK’larda popüler hale gelmesine ve yoğunca tartışılmasına rağmen, sınırlı bir iki örnek dışında, uygulamada başarılı örneklerin olmadığı görülmektedir.

1.1. Amaç

Bu yüksek lisans tezi kapsamında, küreselleşme süreci ve kentlere yansımaları, yeni kamu yönetimi sistemi ve bu kapsamda geliştirilen yerelleşme, özelleştirme ve yönetişim süreci dikkate alınarak; bugün farklı politik ve ideolojik perspektiflerle hareket eden kesimlerin sahiplendiği katılımcı yönetim yaklaşımı, Diyarbakır kent merkezi özelinde analiz edilmiştir. Bu amaçla, (1) STK’ların, özel sektör kuruluşlarının ve vatandaşların kent yönetimine katılım düzeyini tespit emek; (2) kent yönetimine katılımın artması için politika önerilerini tespit etmek; (3) Diyarbakır’da vatandaşların kentsel politikaların belirlenmesi, uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi süreçlerine katılabildiği, gerçek anlamda katılımın sağlandığı bir model ya da bir politika geliştirmek ve (4) Diyarbakır’da geliştirilecek modelle ya da politikayla, Türkiye’deki kent yönetimlerine yurttaş katılımını arttıracak politikaların geliştirilmesine katkı sunmak amaçlanmıştır.

Çalışma kapsamında ilk olarak, örgütlü grupların katılımına-temsiline dayalı kent yönetimi modellerinin yurttaşların katılımlarına olanak tanıyıp tanımadığı, ikinci olarak, yurttaşların sosyoekonomik durumu, konut/çevre durumu ve örgütlülük durumu ile katılım algılaması ve katılıma dair politika önerisi arasındaki ilişki ve üçüncü olarak yurttaşların katılım algılaması ile katılıma dair politika önerisi arasındaki ilişki irdelenmiştir.

1.2. Kapsam

Araştırmanın kapsamı, DBB sınırları dâhilinde bulunan, kent merkezini oluşturan Sur, Yenişehir, Bağlar ve Kayapınar ilk kademe belediye bölgeleridir. 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile Büyükşehir’e bağlanan Bağıvar ve Çarıklı ilk kademe belediyeleri ile mahalleye dönüştürülen 85 köy, kentsel yaşama tam olarak entegre olmadıkları, fiziki olarak kente uzak oldukları ve kırsal nitelik taşıdıkları gerekçeleriyle araştırma sahasının dışında tutulmuştur. Araştırma kapsamında bahsi edilen kent yönetimi, ilk kademe belediyeleri, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, il

(23)

5

özel idaresi ve muhtarlıkları kapsamaktadır. Kent yönetiminin aktörleri ise vatandaşlar, STK’lar ve muhtarlıklardır.

1.3. Yöntem

Araştırma süreci kapsamında, ilk olarak literatür taraması yapılmıştır. Literatür taraması kapsamında ilk olarak küreselleşme ve kentlere etkisi, küreselleşme ile birlikte gelişen yeni kamu yönetimi sistemi, bu yeni sistem kapsamında ulus-devletin geleceği, yeni küresel aktörler olan metropoliten kentler, yerelleşme ve özelleştirme süreçleri tartışılmıştır. İkinci olarak katılımcı kent yönetimi başlığı altında küresel trend olan neoliberal yönetişim modeli ve modele dair eleştiriler, bu modelin dayandığı sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları; neoliberal yönetişim modeline alternatif olarak değerlendirilebilecek olan Porto Alegre katılımcı bütçe uygulaması, konfederalizm: kent komünizmi ve katılımcı ekonomi modellerine değinilmiştir. Katılımcı kent yönetimi başlığı altında son olarak kimi kesimler tarafından neoliberal yönetişim modelinin bir yansıması olarak eleştirilen ancak, farklı alternatiflere de açık olan, dünya genelinde en yaygın katılımcı kent yönetimi uygulaması olarak sunulan ve bugün binlerce kentte uygulanan Yerel Gündem 21 modeli incelenmiştir. Araştırma sorularına bağlı olarak araştırma yöntemi olarak nitel ve nicel araştırma teknikleri birlikte kullanılmıştır. Araştırma yöntemi kapsamında üç aşamalı bir süreç dâhilinde kullanılan araştırma teknikleri şunlardır: dar grup toplantıları, sahada uygulanan anket çalışması. Araştırma yöntemi kapsamında birinci aşamada, Diyarbakır kent merkezinde bulunan, kamu kurum ve kuruluşları, STK’lar ve özel sektör kuruluşlarından oluşan toplam 44 örgütlü grupla anket yapılmıştır. İkinci aşamada, Diyarbakır Yerel Gündem 21 (DYG21) bünyesinde oluşturulan sekiz ana çalışma grubuyla ayrı ayrı olarak yarı yapılandırılmış iki dar grup toplantısı yapılmıştır. Üçüncü aşamada, Diyarbakır kent merkezi genelinde, araştırma evreni 156.360 ve örneklem hacmi 402 olan bir hane halkı anketi yapılmıştır.

Araştırma yöntemi kapsamında, birinci aşamada, yönetişim modeli büyük oranda örgütlü gruplar üzerinden inşa edildiği için, Diyarbakır kent merkezinde bulunan, kamu kurum ve kuruluşları, STK’lar ve özel sektör kuruluşlarından oluşan toplam 44 örgütlü grupla anket yapılmıştır (anket formu ve katılımcı kurumlar için bkz. EK A ve EK B). Çoğu açık uçlu sorulardan oluşan ve (1) kurumsal kimlik ve kapasite, (2) ekonomik yapı, sosyal yapı, kültürel yapı, siyasal yapı, idari-kurumsal yapı, temsil

(24)

6

edilen kurum, yurttaşlar ve genel olmak üzere 8 GZFT1 (SWOT) analizi ve (3) katılıma dair politika önerileri bölümlerinden oluşan bu anket/bilgi formuyla, kentte bulunan örgütlü grupların, kent yönetimine katılım düzeyinin mevcut durumuna ilişkin algılamalarını ve konuya ilişkin politika önerilerini tespit etmek amaçlanmıştır.

İkinci aşamada, DYG21 bünyesinde oluşturulan sekiz ana çalışma grubundan ikisi olan Gençlik Meclisi ve Kadın Meclisinin koordinasyon kurulu üyeleriyle ayrı ayrı olarak yarı yapılandırılmış iki dar grup toplantısı yapılmıştır. Bu toplantılarda Diyarbakır’daki STK’ların, kamu kurum ve kuruluşlarının ve özel sektör kuruluşlarının temsilcilerinden, muhtarlardan ve kişisel katılımcılardan oluşan ve toplam 363 üyesi olan DYG21’in (Kent Konseyi) durumunu, katılım açısından analiz etmek istenmiştir. Bu amaçla, toplantılarda DYG21 üyesi olan aktörlerin ilişkileri, DYG21’in kendi içinde ne kadar katılımcı olduğu, kent ölçeğindeki temsil ve etkinlik düzeyi, mahalle ölçeğindeki çalışmaları, muhtarlıkların durumu tartışılmış ve katılımcılara, kent yönetimine katılıma dair politika önerileri sorulmuştur (dar grup toplantıları soru başlıkları için bkz. Ek C).

Üçüncü aşamada Diyarbakır kent merkezi genelinde bir hane halkı anketi yapılmıştır. Araştırma evreni, sosyoekonomik açıdan farklılık arz eden Sur, Yenişehir, Bağlar ve Kayapınar ilk kademe belediye bölgelerinde bulunan ve Diyarbakır kent merkezini oluşturan, 156.360 konutun bulunduğu 42 mahalle olarak belirlenmiştir. % 95 güven aralığında kenti temsil edebilmesi amacıyla örneklem hacminin en az 384 olması gerektiğinden, iptal edilecek anketler de dikkate alınarak örneklem hacmi 400 olarak belirlenmiş, mahallelere düşen anket sayılarının hesaplanmasında yuvarlamalardan dolayı 402 olarak hesaplanmıştır (anket formu ve mahalle bazlı konut ve anket sayıları için bkz. Ek D ve Ek E). TUİK’in 2006 yılında yapmış olduğu adrese dayalı nüfus tespit çalışması verileri dikkate alınarak, ilk olarak tabakalı örnekleme yöntemi ile kent merkezinde bulunan 42 mahallenin her birine düşen anket sayısı hesaplanmıştır. Daha sonra mahallelerde bulunan sokak listeleri dikkate alınarak sistematik rastgele seçim yöntemi ile her mahallede anket yapılacak sokaklar

1 GZTF Analizi: Planlama çalışmaları öncesi, mevcut durumu tespit etmek amacıyla kullanılan bir analizdir. Kurumun/örgütün içsel yapısının analiz edilerek güçlü ve zayıf yanlarının ve içinde bulunduğu dış çevrenin analiz edilerek bu çevreden kaynaklanabilecek fırsatların ve tehditlerin tespit edilmesini sağlayan bir analiz yöntemidir. Güçlü yanlar, zayıf yanlar, fırsatlar ve tehditler kelimelerinin baş harflerinin bir araya getirilmesi ile oluşan GZFT Analizi, yaygın olarak İngilizce karşılığı olan SWOT Analizi olarak bilinmektedir.

(25)

7

belirlenmiştir. Bu hane halkı anketiyle, hanelerin, kent yönetimine katılım düzeyine ilişkin algılamalarını ve katılıma dair politika önerilerini tespit etmek amaçlanmıştır. Ayrıca katılım algılaması ve katılıma dair politika öneriler ile sosyoekonomik durum, konut ve çevre durumu ve örgütlülük durumu değişkenleri arasındaki ilişkiler analiz edilmiştir. Araştırma süreci aşağıdaki şekilde gösterilmiştir:

Şekil 1.1: Araştırma süreci Problem

Kent yönetimleri neden katılımcı değil

Amaç

• Kent yönetimine katılım düzeyini tespit emek; • Kent aktörlerinin katılıma dair politika önerilerini

tespit etmek;

• Yurttaşların karar verme yetkisine sahip olduğu bir katılım modeli ya da politikası geliştirmek, • Diyarbakır’da geliştirilecek modelle ya da

politikayla, Türkiye’deki kent yönetimlerine yurttaş katılımını arttıracak politikaların geliştirilmesine katkı sunmak Katılım Alanları • Belediyeler • İl özel idaresi • Muhtarlıklar Aktörler • Vatandaşlar • Muhtarlıklar • STK’lar

Araştırma Soruları / Hipotezler

• Örgütlü gruplara dayalı modeller yurttaşların katılımlarına olanak tanıyor mu?

• Katılım algılaması ile sosyoekonomik durum, konut/çevre durumu ve örgütlülük durumu arasında bir ilişki var mı? • Katılıma dair politika önerisi ile sosyoekonomik durum, konut/çevre durumu ve örgütlülük durumu arasında bir ilişki

var mı?

• Katılım algılaması ile katılıma dair politika önerisi arasında bir ilişki var mı?

Araştırma Yöntemi

• Dar grup toplantıları

• Sahada uygulanan anket çalışması

Araştırmanın Kapsamı

• Kent merkezini oluşturan 42 mahalle • Yurttaşlar

• Kamu kuruluşları • Sivil Toplum Kuruluşları • Özel sector kuruluşları • DYG21

Hanehalkıanketi (402) • % 95 Güven aralığı • Tabakalı Örnekleme Tekniği

• Sistematik Rastgele Örnekleme Tekniği Dar Grup Toplantıları

• DYG21 Kadın Meclisi KK • DYG21 Gençlik Meclisi KK Örgütlü Gruplar Anketi (44) • Belediyeler ve İl Özel İdaresi (15) • DYG21 (4)

• STK’lar (19) • Meslek Odaları (3) • Özel Sektör Kuruluşları (3)

Araştırma Sorularının İrdelenmesi ve Hipotezlerin Testi

Literatür Taraması

(26)

8

2. KÜRESELLEŞME VE KENTLER

2.1. Küreselleşmenin Tanımı ve Küreselleşmeyi Yaratan Dinamikler

1980 yılları ile birlikte hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde köklü dönüşümlerin yaşandığı görülmektedir. Yeni dünya düzeni olarak kavramlaştırılan bu dönemde fordist (kitle) üretimden post-fordist (esnek) üretime, ulus-devlete dayalı siyasal bir sistemden küresel bir sisteme, modernizmden postmodernizme, yönetimden yönetişime bir dönüşüm yaşanmıştır (DPT, 2000c, s. 10–11).

Ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal sistemde yaşanan bu köklü dönüşüm genel olarak “küreselleşme” olarak ifade edilmektedir. Küreselleşme ile ilgili birbiriyle çelişen, çatışan bazen de örtüşen çeşitli tanımlamalar yapılmaktadır. Bunlar içerisinde yaşanan dönüşümü tanımlamayı esas alan ve eleştirel bir yaklaşımla değerlendiren tanımlamalar öne çıkmaktadır.

Yapılan tanımlarda öne çıkan olgulardan biri, küreselleşme ile birlikte dünya genelinde meydana gelen “bağımlılaşma” ve “bütünleşme”dir. Rana, küreselleşmenin “dünyanın bir küre gibi ekonomik, siyasal, kültürel, toplumsal açıdan sıkışması ve bir tek yer olarak algılanması” olarak tanımlandığını ifade etmektedir (Çalt, 2006). Küreselleşme ile birlikte ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel birçok alanda hızlı bir bütünleşme ve benzeşme yaşanmıştır (Köse, 2003). Esgin (2001), bilince vurgu yaparak küreselleşmeyi dünyayı tek bir yer olarak kavramak olarak tanımlamaktadır. Küreselleşme sürecini kültürel açıdan ele alan yaklaşımlarda tek global bir kültürün öne çıktığı vurgulanmaktadır. Bununla birlikte yerelleşmenin de yaşandığı görülmektedir. Aslında yaşanan tam olarak bu ikisinin eş zamanlı olarak ve birbirini tamamlayan bir şekilde gerçekleşmesidir. Bu bağlamda küreselleşme, “sermaye, yönetim, istihdam, bilgi, doğal kaynaklar ve organizasyonun uluslararasılaştığı ve tam anlamıyla karşılıklı bağımlılaştığı bir ekonomik ve siyasal yapılanmadır. Yerel olanın evrenselleşmesi ve evrensel olanın yerelleşmesidir (Köse, 2003).

(27)

9

Öne çıkan bir diğer olgu da ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal sistemin ölçeğinin küreselleşme ile birlikte değiştiğidir. Bu yaklaşım coğrafyaya dayalı sınırların etkisini yitirdiğine vurgu yapmaktadır. Felsenstein, Schamp ve Shachar, küreselleşmenin birçok şeyi kapsamakla birlikte iki önemli değişimi ifade ettiğini söylemektedir. Bunlardan birincisi ekonomik faaliyetlerin küresel ölçekte organize olması, ikincisi ise ulus-devlet ve buna benzer coğrafyaya dayalı sınırların etkisizleşmesidir (Marin, 2004). Küreselleşme ile birlikte uluslar arasında sosyal, kültürel ve iktisadi bağımlılık artmış, yaşamımız çok uzak coğrafyalarda alınan kararlara ve meydana gelen olaylara bağımlı hale gelmiştir. Coğrafik sınırlar önemini yitirmiştir (DPT, 2000b, s. 55), ulusal sınırlar aşılmış, ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal birikimler, bu birikimler ile oluşmuş değerler dünya geneline yayılmıştır (Köse, 2003).

Küreselleşme ile ilgili yapılan tanımlarda öne çıkan bir diğer vurgu piyasa sisteminin/kapitalizmin egemenliğidir. Demirer, küreselleşmeyi, başta ekonomik alan olmak üzere, ideolojik, yönetimsel ve kültürel alanda kapitalizmin tüm dünyayı kuşatması olarak tanımlar (Kiper, 2004). Küreselleşme aslında kapitalizmin, uluslar üstü sermayenin içine düştüğü krizden çıkma çabasıdır. Bu amaçla ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal alanları yeniden yapılandırma, dünyayı tek bir pazar haline getirme çabasıdır (Esgin, 2001). 1980 yılları ile başlayan ve 2000’li yıllara kadar olgunlaşan küreselleşme aslında kamunun ekonomi ve toplumsal yaşamda etkinliğinin azaltılarak, piyasa aktörlerinin toplum yaşamına egemen kılınması, “kapitalizmin tek geçerli sistem” yapılmasıdır (Çalt, 2006). Küreselleşme sermayenin yayılması, kapitalizmin tüm dünyaya egemen olmasıdır. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak plancı yaklaşımlar terk edilerek piyasa zihniyeti esas alınmıştır. Dünya bankasının 1996 yılında yayınlanan bir raporunun başlığı şudur: “From plan to market”. Bu plandan vazgeçilip piyasa mekanizmasına entegre olmayı ifade ediyor (Keleş ve diğ, 2005).

Küreselleşme ile ilgili yapılan tanımlamalarda öne çıkan bir diğer yaklaşım, küreselleşmeyi ulus-devletle olan ilişkisi ekseninde tanımlamaya çalışmaktadır. Bu sava göre küreselleşme kapitalizmin bir aşamasıdır. Ulus-devletin doğuşunu sağlayan kapitalizm bugün küreselleşme aşaması ile ulus-devletin meşruluğunu ortadan kaldırmaktadır. Bu yaklaşıma göre küreselleşme yeni bir olgu değildir, yüzyıllardır süren kapitalist sistemin, emperyalizmin kendisidir, emperyalizme saygınlık

(28)

10

kazandırma, toplumda emperyalizm karşısında çaresizlik, alternatifsizlik düşüncesini yaratma çabasıdır (Esgin, 2001). Küreselleşme ile birlikte batı zaferini tüm dünyaya yaymıştır. Küreselleşme ile “yaşanan süreç, dağılma, sömürgeleşme ve demokratikleşme sürecinde daha geriye savrulma anlamına gelmektedir.” (Güler, 1997).

Küreselleşme ile birlikte ulus-devletin ortadan kalktığı, ulusal olanın küresel olana tabi olduğu tespitleri öne çıkmakla birlikte, bunun gerçeği yansıtmadığını ve yerel-ulusal-küresel düzeylerin birlikte var olduğunu ifade eden yaklaşımlar da söz konusudur (DPT, 2000b, s. 55).

Küreselleşmeyi yaratan dinamikler konusunda farklı yaklaşımlar olmakla birlikte, bilgi ve ulaşım teknolojisinde meydana gelen değişimlerin önemli bir rol oynadığı genellikle kabul edilen ortak bir görüştür. Bilgi ve telekomünikasyon teknolojilerinde meydana gelen değişim birçok şeyi etkilediği gibi kent ve bölgelerin yapılanmasında da önemli değişimlere neden olmuştur. Bu yeni teknolojik değişimlerle kapitalist üretim sistemi küreselleşmiş, sermayenin küresel ölçekte hareket kabiliyeti geçmişle kıyaslanmayacak ölçüde artmıştır (Harvey, 2003, s. 20). Telekomünikasyon ve bilgi teknolojilerinin kalbini oluşturan komünikasyon teknolojileri zaman ve mekândaki farklılıkları önemsiz bir hale getirmekte, adeta elektronik devreye sıkıştırmakta, akışkan bir özellik kazandırmaktadır. Bu yeni durumdan faydalanan firmalar ekonomik faaliyetlerini parçalamakta, karın en yüksek olduğu mekânlarda konumlanmaktadır. Bu durum bir yandan işletmelerin mekânsal organizasyonunu değiştirirken, öte yandan mekânların değişmesin neden olmaktadır (Marin, 2004). 1950’li yıllarda başlayan ama 1970’li yıllarla birlikte daha açık bir şekilde eş zamanlı olarak ortaya çıkan teknolojik, ekonomik ve toplumsal değişimler küreselleşme olarak ifade edilen yeni bir toplumsal sistem yaratmıştır. Yaşanan bu gelişmeler fordist üretim sisteminden esnek üretim sistemine, sanayi toplumundan enformasyon toplumuna, modernizmden post-modernizme geçiş olarak ifade edilmektedir (Esgin, 2001). Kitle (fordist) üretiminin krize girmesi ve yeni teknolojik gelişmelerin etkisiyle esnek üretim sistemi gelişmiştir. Fordis üretim sisteminden esnek üretim sistemine geçiş toplumsal ve mekânsal değişimlere neden olmuştur (Bkz. Tablo 1). Bu dönemde endüstri temelli bir ekonomik sistemden, bilgi temelli bir ekonomik sisteme geçiş olmuştur. Bunun sonucu olarak da endüstri (sanayi) toplumundan bilgi toplumuna geçiş yaşanmaktadır. Üretim süreçlerinde bilginin payı diğer üretim

Referanslar

Benzer Belgeler

Aralarındaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p<0.05) Sonuç olarak, ‘’DVT hasta eğitim rehberi’’ ile verilen planlanmış bir sağlık eğitiminin ameliyat sonrası

Karşılıklı hakaret hükümlerinin uygulanabilmesi üç koşulun ger- çekleşmesine bağlıdır. – Karşılıklı olarak işlenen suçların her ikisi de, 125. maddede yer alan

*HQHO RODUDN \HUHO \|QHWLPOHU IHGHUDO GHYOHWOHUGH GDKD DNWLI QLWHU \DSÕ\D VDKLS GHYOHWOHUGH LVH GDKD SDVLI ELU \DSÕGDGÕU $QFDN EXQXQ KHU ONHGH D\QÕ ROGX÷X V|\OHQHPH] gUQH÷LQ

sırada yer alan “Kent yakını mesire (rekreasyon) alanlarının yetersizliği ve bu ihtiyacın kent merkezindeki yeşil alanlardan karşılanma isteği sonucu yeşil alanların

Bu süreçte, istihdama ilişkin politika çerçevesinin, tam istihdam politikalarından çalıştırmacı refah (workfare) politikalarına, yardımlara iliş- kin politika çerçevesinin

Yapılan bu çalışmada temel amaç, İnsansız Hava Aracı (İHA) ile hızlı, hassas ve Coğrafi Bilgi Sistemlerine altlık olabilecek bir ortofoto oluşturup; veri

Türk boylarında destan olarak ad- landırılan “Lâtif Şah”, “Melikşah ile Gül- lü”, “Asuman ile Zeycan”, “Kirmanşah”, “Sevdakâr Şah” ile “Gülenaz

Araştırmanın sonuçları genel olarak değerlendirildiğinde, kaldıraç, büyüklük ve kâr payı ödemesi değişkenlerinin finansal başarısızlık riskini