(ANADOLO) TTm S 7 « * —
H i k â y e ve R o m a n
Oktay Akhalla bir konuşma
Konuşan
:
Ali Özarslan
S — Umumiyetle hikâyeleriniz de bir mevzudan kaçış kahrama na sırtım dönüş seziliyor.
Bunu istiyerek yaptığınız belli. Fakat Duhamelin sanatı; unani misme yok.
Meselâ en güzel hikâyeleriniz den olan önce ekmek’er bozuldu, köprü üstii’nde topluluğun heye canım göremiyoruz.
Hikâye anlayışınızı nasıl izah edersiniz?
C — Her sanatçının diğerinden ayrı bir şahsiyeti olduğu madun dur. Hattâ bir ekolün müntesıpie ri arasında bile derin farklar gö rülür. Meselâ sanatseverler bugün senboliseme’in iki üstadı Verlain ve Maİlarme arasında ne büyük bir duyuş ve ifade ediş farkı oidu ğunu bilirler. Ayni şey, Unani- misme’in iki romancısı, Jules Ro- mains ve Georges Duhamel !çin ae söylenebilir. Ayni sanat yolun da ilerlemeye başlayan ¡bu iki mu harrir hiçbir zaman b'rbirine ben zememişlerdir. İkisinin kendine mahsus bir deyişi, mevzuları ele alışı vardır. Bu misaller göster; - yor ki sanatçı şahsiyetini muha faza ettikçe, dış tesirlerden aza de kalabildikçe kuvvetini muha - faza eder ve sağlam bir inşaya, nihayet ölmezliğe kavuşur.
Bugün bir hikâyeci. bir roman cı zamanının tesirlerini, temayül
erini eserlerine aksettiren adam dır. Bilindiği gibi devrimizin şiiri bile romanın yapmak istediği, el attığı mevzulara alâka gösteri - yor. Her ileri sanatçı biliyor ki devrini yaşamayan bir sanat ve sanatçı mevcut değildir.
Unanimisme’e gelince. Bu çere yan bugün, artık sadQce Romains’ in veya Duhamei’in inalı olmak tan çıkmış, bütün yeryüzü sanat çılarının müşterek malı olmuş - tur. Bizde de bu cereyandan kur tulanlar hiçbir zaman sanatta bir şey yapmayı beceremeyen aciz ki şileı- olmuşlardır. Bir çok genç ve kuvvetli hikâyecilerimizde bu gö rülebilir.
Yazdığım bir çok hikâyelerde tek insanın mevcut olmaması, ha yatı muhtelf görüş zaviyelerinden seyretmeye çalışmak ve kahra - inanlarımın birçok kişiler olma ları beni de bir ımanimiste olarak gösterebilir. Bu demek değildir ki ben Duhamel’in veya Romains- iin- yolundan gidiyorum. Duhame
lin sanatı yalnız Duhamel’e aittir. Benimki de bana. Her sanatçının kendinden önce gelenlerden bir - çok şeyler öğrendiği b'r vakıadır. Çünkü sanat’ın . edebiyatın bir mektebi yoktur ve olmamıştır. Genç sanatçı tahsilin: büyük üs tatların eserleriyle vapar. Bunla rı okur, inceler kendi öz kişiliği üle yuğurur, ortaya yepyeni bir
şahsiyet çıkar.
Oktay çok eserinde b
AK B AL
Ben Duhamel’i okuduğum bi. nesneye rastla madım. Haîbııl i birçck unani miste bilinmey n romancılardı bu nesneden ,boi bol vardır.
Hikâye anlayışım bu laflarındı az çok meydan* çıkmıştır saniye nım. Kısaca hfliâsa tdiimek isti r.irse, insanın keşfedilememiş b: kir mevzuu, benim mevzuumdur ( Bir hikâyecini|ı veya romancınn: kendi sözlerindin çok, yarattığı e. serlerden ne yaptığı veya 11e yap madığı daha kolayca görülür san yorum.)
S — Montherland roman hak lındaki etüdüme hikâyeden bah sederken (Üç buut) ’hmal edil - memelidir diyoı. Ne dersiniz?
C — Bir çok kimseler bir çok kere kendi anlayışlarını makale ler halinde yasmışlardır. Herbi- rinin ayrı bir anlayışı, ayrı bir id diası olması ga/et tabiidir. Bahsi geçen Montherand kuvvetli bir muharrir ol maun a rağmen be - ııim için nedense fazla bir hay - ranlığı mucip elan bir sanatçı 0- ıamadı. Bunda belki bu zatın
kendini beğenmiş hali ve kendin
den emin edası rol oynamıştır. 'Bu zatın makalesindeki fikirleı daima kabili münakaşadır. Zater edebiyat ve sanat mevzuunda mü nakaşaya zemin teşkil etmeyen bir tek mesele yoktur. Ben Moııt- herlant'ın bu makalesini görme dim. Mauriac’ın bir makalesini okumuştum. Belki bundan buh - setmek istiyorsunuz. Bu zat da kuvvetli bir romancı olmas’na rağmen dini görüşleri ile benim anladığım sanata zıttır. Üç buu tun romanda ihmal edilmemesini kim söylemişse söylesin, her hal- de haksız değildir.
S — Hikâyenin bugünkü gidişin de empresyonların « iç » i , mııhte vayı zenginleştirdiği görülüyor.
Bu zenginliğe hikâyelerinizde de rastlıyoruz. Bu vazıyetten ile risi için ümidvarmısımz?
C — Hikâye ve romanı imp es- yon’lar daima genzin’eştirmişler air. Kuru bir vaka ve hâdise sil silesi, kukla insanlarla dolu bir tornanı okuyamıyorum. Hemen son sayfasını açıp hâdiselerin na sıl sona erdiğini öğrenmek için sabırsızlanıyorum. Sanat eserin de nnpresyon daima rol oynıya - çaktır. Duhamel, Proaıst ve hep sinden çok sevdiğim AlainlFeur- nier bundan çok faydalanmışlar dır. Tabii sadece impressioıı ro manda ve hikâyede tek unsur ola rak bir güzellik getiremez. Bence en iyi hikâyeci diğer insanlar gi bi, ayni hayatı yaşayan, ayni duy guları dayan, ayni arkla seven, ayni ıstırapla ağlayan, ayni çileyi çeken, ayni hayat kasırgalariyle boğuşan içimizden her hangi oir insandır. Yalnız o, bütün huma rı kendi öz kişiliğinin süzgecüı - den geçirip ortaya koyduğu eser le, insan topluluklarının müşte rek hayatlarını ölmezleştirmesini] bilir.
Bazı hikâyelerimde topluluğun heyecanı yok deniyor. Ben bıı ni- kâyeieri topluluğun heyecanı ol sun diye yazdım. Düşündüğüm, ikinci dünya savaşında büyük şehirlerimizden herhangi birinde ¡yaşıyan bir insanın, bu hikâyelere i eğildiğinde kendini görebilmesi,
kendini tanıyabilmesi idi. Zaten bir çok unanimiste’de topluluğun heyecanı denen şey pek yoktur.