Ş
EH Z A D EB A ŞIN D A , Sok. r a t E czahanosinin a rk a sın da, k o n a k ta n küçük, evden büyük ah şap b ir bina. S okak k a pısına m e rm er b a s a m a k la rla çıkı, lıyor. iç e ri girince, solda m isafir odası, E rc ü m e n t E k re m ’le ilk de- fa k a rş ı k a rşıy a oturuyoruz. Tam otuz dört yıl evvel.E rcüm ent, boştaydı o zaman.
A kbaba için yazı istedim . Hiç naz- lanm adan kab u l e tti. Üç g ü n son. ra, b ir hikâye g etird i, bir Evli- ya-yı Cedit, b ir k aç da k üçük fık- ra... B unlar, iyi cins beyaz k â ğ ıt üstüne, yazılm am ış, basılm ıştı sa n ki: Silintisiz, çıkıntısız, çizinti- siz... H ele yazısı, eskilerin m eşk dedikleri bir k alig ra fi örneğiydi...
A radan bir h a fta g eçti geçme di, bize m isafir geldiler: Eşi rah. m etli F e rih a H anım , R eşit H alit, bir de şişm an, p a tla k gözlü, H âle H anım dedikleri, vu r p atlasın , çal oynasın m eraklısı bir kom şu ile. .
Ellerinde bir de çekm ecem si,
m ark ö teri bir k u tu v ard ı: Meğer içinde iskam bil k â ğ ıtla rı, fişler varm ış... K ahveleri içer içmez o. tu rd u k pokere!
îk i seans sonunda, m isafirleri mizde m etelik kalm am ıştı. Hepsi benim önüm deydi. K apıdan çık ar
larken E rcü m en t şöyle bir d ur muş ve E vliy a Çelebi üslûbiyle:
— D arb şüden-i Evliya, Der hane-i Y usuf Ziya!
Diye bir k a h k a h a a tm ıştı. Öbür, leri de güldüler gû y a...
S onra yine kendisinden dinle,
dim, yolda gelirlerk en benim için: — Canım , dem işler, şa ir değil m i? E nayi olur.,. K azanırız mu- hak k ak !
E rc ü m e n t’le k ısa zam an d a dost olduk. A m a, birbirini h e r gün a- ray a n , her gün gören iki dost. O a ra lık Ş ehirem ini O peratör Em in Beye m uavin tâ y in edilm işti. A k şam ları Belediyeye u ğ rard ım . O, değm e sa n a tk â rın erişem iyeceği bir b aşarı ile E m in Beyin taklidi, ni y ap a r, gözlerim izi yaşartınca- ya k a d a r g ü ld ü rü rd ü ...
E rc ü m e n t E krem , h e r taklidi güzel y ap ard ı: E rm eni, Yahudi, Çerkeş, A rn a v u t, A cem ...
V aktiyle o rta oyununa da çıkar, mış. G örm edim . A m a K arag ö z’ü- nü seyrettim . N ükteli, cinaslı, pek güzeldi.
E rte si yıl, ta d ın a doyulm az bir yaz geçirdik b erab er: A rnavutkö- yü iskelesinin sağlı, sollu iki ya. nındaki yalıyı tu tm u ştu k , ü s t ba- şm dakinde o oturuyordu. A lt ba.
şm dakinde ben. İsta n b u l’a inme, diğim günler, s a b a h la n ona uğ ra rd ım : Güm üşî bir tepside, bir ta b a k çilek, bir ta b a k vişne, buz p arç ala rı altın d a ışıldardı, ik i k a deh de ra k ı... B ir s a a t sonra, âde ta sarhoş olurduk. Am a rakıdan değil, neşeden!
R ecaizâde Ü stad E k re m ’in oğ lu E rcü m en t E krem ,” sa lta n a tlı bir yalıda büyüm üştü. E k re m Bey te. peden tırn a ğ a ciddiyet, vek ar, hat. tâ gu ru rm u ş. A m a E rcüm ent, bu k um ral sakallı, siyah redingotlu, a la fra n g a babanın oğlu değildi. O, eşsiz F ran sızcası, o rta İngilizcesi, güzel R um cası, zengin sa n a t kül tü rü ve m u a şeret bilgisi dışında bir halk adam ı, h a ttâ b iraz da halk kom iği idi: N a şit’in yazarı...
G aliba bunun için olacak, meş. hur k a r ik a tü r is t Cem, bir gün:
__E rcü m en t, babanın N e ja t’a niçin o k a d a r ağladığını seni ta nıdıktan sonra anladım , dem işti!
E n güzel eserlerini, y ıllarca Ak- bab a’y a verdi: M eşhedî’nin hik â yeleri, M eşhedî ile Devr-i Âlem, Meşhedî A rslan Peşinde, Papeloğ-
lu, Gün D oğm ayınca... Bunlar,
m izah edebiyatım ızın hâlâ rak ip siz ro m anlarıdır.
E rcü m en t E k re m g ay e t kolay
yazardı. Yalnız, r a h a t bir oda, te. m iz b ir m asa, iyi yontulm uş altı kalem , b ir silgi, b ir deste de be yaz k â ğ ıt veriniz, y eter...
E sk i h a rfle r A kbabasında çı kan «Şerhül lü g a t vel esami» hâ lâ güzeldir. R üya ta b irle ri de öy. fe... B unları, günün v a k a la rtn ı k a rış tıra ra k y az m a k ta erişilm ez bir ustalığı vardı.
O kuyucularım a ra sın d a k i genç leri düşünerek b iraz açıklıyayım : Gül, gel, kel kelim eleri, eski h a rf lerle b ir şekilde yazılırdı. O, isim leri ve lü g a tle ri m ân alan d ıran ya zı serisinde, sıra «gül» e gelince, bir de m âni söylem işti:
A m an am an gül Alim, GUI diblno gel Alim!
A m a, y u k arıd a a n la ttığ ım gibi bu m ânideki «Gül Ali» yi de «gel Ali» yi de «Kel Ali» okum ak pek m üm kün, h a ttâ m uvafıktı. E, o y ıllarda is tik lâ l M ahkem eleri Re isi Kel A li’yi de bilm eyen, hele ondan k o rk m ay a n yoktu... Am a biz k o rk a c a k y a ş ta değildik ki!
E rcüm ent, m em urluk h ay a tın da h er oturduğu koltu ğ u doldur,
muş, yalnız hepsinden de b irer
nükte u ğ ru n a y uvarlanıp g itm iş tir. Dili durm azdı. A ta tü rk evlen diği zam an o C um hurbaşkanlığı U m um î K âtibi idi. L âtife Hanı, mı ilk görü şte:
— «L âtife lâ tif gerek!» demiş ve Ç an k ay a’dan y uvarlanıp git. mişti.
M atbuat Um um M üdürü iken de böyledir:
— A lm anların bizden b ir «H» si fazla, dem iş. O nları H itle r dare ediyor, bizi itler!...
E rte si günü, elinde kalem , so luğu yine A kbaba’da aldı!
B ir ak şam , onu L âleli’deki a-
p artm an m d a düşünceli görmüş-
tüm . Ben odaya girince sevindi. Adımın ilk hecesini çekerek:
— Sorm a başım a geleni Yûsüf, dedi...
— Hayrol! E rc ü m e n t?
— A hm et Cevdet telefon e tti demin,..
—• E vet...
— ik d a m için b ir rom anın var m ı? diye sordu...
—■ E vet...
— Ben de var, dedim. _ E vet...
— A m â yok!... B irazdan, ilân etm eleri için adını söyliyeceğim... Ne yapsam , ne desem, bilm em.,.
— Kolay, dedim, bir isim bu luruz...
B iraz düşündük, b iraz konuş
tuk, b iraz düşündük, b ir İsim bul. duk: K undakçı!... Bu m üthiş bir
çapkının rom anı o lacak tı: E n za rif sosyete hanım ından en körpe m ahalle kızm a k a d a r h er kalbe k undak sokan bir çapkının rom a, tu... Belle Am ie gribi bir şey!
B unu bulunca, hem en telefona
yapıştı. Yüzü, görülecek k ad a r
gülünç bir ciddilik ta k ın m ıştı: —• R om anı y arın d a n itib aren i- lân a başlayınız: İsm i, K undakçı... E rcü m en t E k re m ’in gazetem iz i- çin titiz bir itina ile y ılla rc a çalı ş a ra k hazırladığa büyük aşk, ihti- ras, m a ce ra rom anı dersiniz... t. 1 â n la r bir h a fta k a d a r sürsün... F o to ğ ra fım ı da gönderirim ... E-
fendim .. M üsveddeler m i ?
H epsi hazır, hepsi... Y alnız bir
gözden geçireyim ... U fak tefek
rö tu şla r y ap arım belki!
Size şa şıla ca k bir şey söy! iye yim m i? ... Uç aydan faz la süren bu rom an İkdam gazetesinin satı şını a rttırm ış tı I
E rc ü m e n t E k re m ’in son yılları hazin g eçm iştir. P e k sevdiği kızı Esin ile T o k atliy an otelinde yap yalnız k alm ıştı. T ek oğlu Mu vak. k a r E k re m T alû ’nun, kendi genç liğinde bile y ap tığ ı y ara m az lık la rı, a r ta n b ir öfkeyle affetm ez ol m uştu nedense!.,..
Bu eski C um hurbaşkanlığı Umu mî K âtibinin, bu eski M atb u at U- m um M üdürünün, bu eski S efaret M üsteşarının b ir te k arzu su k a l m ıştı dünyada: Mebus o lm a k '... H alk P a rtisi, so k a ğ a k a d a r d ü şü r düğü m ebusluğu, ona k a d a r yü k seltem edi!
Son y ıllarında b ir te k sevinci, bir te k tesellisi olm u ştu r: Y apı ve K redi B ankasının, ona, k ırkın cı s a n a t yılında hediye e ttiğ i z a rif sa at...
/Vma o y a ş ta otel odalarında b ah tiy ar olm ak kolay değildi, iç i yordu... Ş ekeri vard ı, içiyordu. K albinden hastaydı, içiyordu. Bir gün, sesim b iraz d argın:
— E rcü m en t, dedim...
Elinde kadeh, yüzünün buru
ş u k la n içinde kaybolan b ir gü lüşle sözüm ü kesti:
— Bu, dünya tab ab etin d e yeni bir m etod Y ûsüf!... S istem Talû!.. H a sta lık la n neşeyle tedavi!
Ne dersiniz, A m erik a lıla n n şim di pek m oda olan «Hoşgör h ap la rı» m d ah a önce o m u k eşfetm işti acab a ?
Yusuf Ziya ORTAÇ
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi