HAZRET.İ
AİşE'NİN
HADİs TENKİDCİLİGİ
Doç. Dr. Mehmed S. HATİBO(~UJ
hlamın temel Kitabınııı Cil geniş tefsiri, ve Şeriat yönünden onun
tamam-layıcısı durumunda olan Sünnet ve Hadis ilmini öğrenme ve yayma çalışmala-rının bizzat Hz. Peygamberin rehberliğinde başladığı ve bu mühim hizmete, bütün Sahabenin, imkanları ölçüsünde katıldıkları malumdur.
İslamı anlamak, Kur'an-ı Kerim'jn: "En güzel misal" olarak tavsif ettiği i
İslamPeygamberinin iyi anlaşılıp doğru takdjm edilmesi şartjyle ancak mümkin olacağı içindjr ki, daha Asr-ı Saadette, tam manasiyl(~ hir islami tenkid ve murakabe faaliyetinin her mertebeden müslümanlar arasında ve her sahada sürdürülmüş olduğunu giiriiyoruz. Zira, her çeşid haberde doğruyu araştırmak ve onu kabul etmek Kur'an-ı Kerim'in emridjr2, ve bu emrin jfasında
şahısla-rın ictimai durumlarının hiçbjr dahli yoktur. Asırlar boyu devam edecek olan bu gayretlerin tek hedefi, tekrar eddim, Hz. Peygamberi, ve dolayısjyle İsla-miyyetj, mümkin olduğu derecede hatasız ve eksiksjz takdim edebilmektir.
Başta da işaret ettiğimjz üzere, bu ana hedefin hizmetkarları olan ilk ta-bakayı Sahabey-i Kjram teşkil eder. Onlarııı bu yolda yaptığı ilmi tenkidler, İslam kültür tarihinin en parlak örnekleri olarak sayılabilir. İslamı öğretme ça-lışmaları sırasında Sahabe'njn birbirlerinin eksjğini tamamladığı, yanlışını düzelttjğj, hatta tekzibe dahi gittiklerj vakidir. Ama bu, sırf K ur'an ve Pey-gamber yanlış anlaşılmasın, İslam yanlış öğretilmesin diyediL
İlk tabaka islam alimlerjnde gördüğümüz bu hal, ilk bakışta t(~reddüd uyandırabjlirse de, keyfiyet tamamiyle normaldir. Çünkü bütün Sahabe, Hz. Peygamberin muhitjnde sabah akşam bulunuyor, her sözüne, her fiiline şahjd oluyor değjldi. Ayrıca, yaratılış ve imkanlar bakımından, lıepsindı~n aynı fik-r.i ve zihni seviyeyi istemeye de mahal yoktu. Bu yüzden onlarda, husfısiyle dini malfımat sahasında, bazı farklı veya mütenakız anlayışların vücud bulmuş
ı33. Alıziib /2ı.
60
(
olmasını tabii karşılamak gerekir. Ne var ki, herbiri, diğerinde gördüğü eksikli-ği ve yanlışlığı giderme lüzumunun dini şuuruna sahib bulunuyordu. Bilhassa Hadis ve Fıkıh kitabıarı hu nevi ilmi yardımlaşma misalleriyle .doludur.
İşte bu islami ilim zihniyetiEin pek çok mümessili arasında en müstesna yeri, en büyük İslam alim kadını olan Hz. AİŞE işgal etmekt.edir. Onun geniş kültürünün mahsfılü olan tenkidlerinden bazısını kaydetmek sfıretiyle ilmi sahadaki islami tcnkid anlayışını onun şabında müşahhaslaştırma imkanı-mız olacaktır. Önce kendilerinin kısa bir hayat. hikayclerini vcrelim:
Tahakat ve Hadis kitabıarının bildirdiğine göre:
Hicretten 8 sene evvel Niibüvvetin 4. senesinde (M. 611) Mekke'de .doğ-muşlardır.
Hierelten 2 veya 3 sene önce, Hz. Hat.iee'nin vefatını müteakip, Hz. Pey-gamber ile nikahlandı. Bu sırada 6 veya 7 yaşlarında idi.
Hicri 2. senenin Şevval'inde (Kisan 624), Berlir dönüşü, Hz. Peygamberle düğünü oMu, 9 yaşlarında idi'.
Evliliği 8.5 sene sürdü. Peygamberin vefatında 18 yaşlarındaydı. 36/656'da, 43 yaşında Cemel harbine işt.irak etti.
Hz. Peygamberden sonra 47 senc daha yaşayarak, 65 yaşında iken, Medi. ne'de, Hz. Muaviye'nin hilMet.i devrinde, 17 Ramazan 58
LU
Temmuz 678 Salı gecesi vefat etti.Medine valisi Mcrvan bu sırada lJmre'de olduğu için, cenaze namazını, onun vekili Hz. Ebfı Hureyre kıldırdı.
Ilm
ı
MerkiiHz. Aişe, Arabiarm neseb ve tarihleri üzerinde rnüt.ebahhir bir zat olan ba-bası Hz. Ebfı Bekir'in evinde büyümüşdü. Daha sonra vahiy kaynağma geçti. İlim membaına en yakın kimse sayılahilirdi. Bu hakımdan, başkalarına nasib olmadık bilgilere sahib oldu. Bilmediği ve a!,.Iamadığı herşeyi Peygamberden soruyordu. Bu öğrenme imkanlarını, yüksek zek£i ve ilim aşkiyle en geniş öl-çüde kullanan Hz. Aişe'nin, Peygamberin vefatlarından sonra bir yarım asır Sünnet. kaynaklığı yapmış olması, kendisinden rivayet edilen hadislerin de
bin-3 Evlendiği zaman yaşının 18 civarında olması liizım geldiği hakkmda Ömer Rıza DOC-RUL'un mütiilaa,. için lık. Asr-, SaaJel II, 1007 -1013; V, 14-25.
HAZHET-İ AİşE'NİN HADİs TENKİDCİLİ(;İ
61
lere ulaşmasını miimkin kılmıştır. Aralarında Halifelerin de bulunduğu en büyük Ashab, pek çok nıüşkilin haBinde ona başvurmuştur.
Ebu Musa'l-Eş'ari (ö. 50/670 ?), ki, çeşidli valiliklerde de bulunmuş ilk müslümanlardandır: "Hz. Peygamberin Ashabı, herhangi bir meselede şübhe etseler ve onu Aişe'ye sorsalar, muhakkak onda buna dair bir bilgi bulurlardı" diyor'.
Hz. Aişe'den ilim alanlardan, Kufe fakihi Mesrfık (ö. 62/682): "Hz. Mu. hammed'in ileri gelen Ashiibını gördüm, Hz. Aişe'den feraiz soruyorlardı" mü-şahedesinde bulunuyor.'
Yine Hz. Aişe'den feyz alanlardan, Mekke'nin meşhur alimi Ata ibn Ebi Hebah'ın (25-114/646-732) Ona olan hayranlığı pek derindir: "Aişe, diyor, insanlarııı en fakihi, en alimidir"'.
Kaynak1arımızda diğer pek çok alimin bu kabilden beyan ve takdirleri hayli yekun tutmaktadır.
Jlmi faaliyeti:
Hz. Aişe sadece hadis .nakilcisi değil, aynı zamanda müfessirdir, fakih ve hatibdir. Devrinin Arab tarihi, Ensab, Şiir ve Tıb sahalarında derin bil-gi sahibidir. Rivayet ettiği hadislerin şuuruna ermiş bulunduğu gibi, kendisine ulaşan rivayetleri de, yüksek islami kültüriine göre değerlendirmekte ve ravi-leri kim olursa olsun, bunlardan yanlış veya eksik bulduklarını düzeItme vazi, [esini hakkiyle yerine getirmektedir.
Hz. Aişe'nin İslam ilmine yaptığı hizmetIerin belki de en büyüğünü, işte onun bu çeşid rivayetIere yaptığı tcnkidleri, yani Hadis ıstılahiyle: istid-rak'leri teşkil eder. Bunları if>lam alimlı~ri müstakil kitabıarda toplamaya ça-lışmışlardır.
Tenkidlerine tahsis edilmiş eserler:
Bu sahada en eski te'lif, Hatib Bağdadi'nin muhaddis arkadaşlarından, Ebu Mansur Ahdu'l-Muhsin ibn Muhammed eş-ŞiM'nin (421-489/1030-1096),ismi "el-Kifiiye" olması muhtemel' bir diz'üdür. Bunda, isnadlariyle birlikte 25 hadis kaydettiğinden bahsedilir8•
4 tbn Sa'd II, 375 (IIıi, 126); Ahvezi X, 380, r. 3970.
5 tbn Sa'd ll. y.; Mustcdrek LV,
ıı.
6 Mustcdrek IV, 14; Nubcla IT, 130.
7 Bk. teabe s. 93.
8 Fehrese 174; Aynu'ı-tsabe Mukaddinıesi; Teralib II, 433. Haydariibiıd Saidiyye Kütüb.
62
MEHMED S. HATiBOGLUİkinci ve en geniş eser, Mısırlı Şafii alim Bedru 'd. Din ez-Zerkeşi'ye (745-794/1344-1392) aiddir. Aslen Türk olan bu büyük alimin kitabı: ~~.)Li ~6....aJI~ :i.:..;~.6".;.\:..-1 lo ~I.ı:')I"ismini taşıyor. İstidrakler, ilgili şahıslara göre sıralanmışdır' .
Üçüncüsü ise, Suyuli'nin (849-911 /1445-1505): "6~ !ll.;..(:..\
.j
~L..,.,.)l1:."':;" ~6....aJI~" ismiyle, yukarıdaki esere yaptığı telhistir. İstidrak1eri fıkıh bab-larına göre (Salat, Cenaiz, Sıyam, Hac, Bey,' Nikah ..) sıralamış, Zerkeşinin ese-rine bazı çıkarma ve eklemelerde bulunmuşturlo.HZ. AişE'NİN iSTiDRAKLERİ
Hz. Aişe'nin dini tenkidIeri başlıca iki sahada olmuştur: a) Hatalı rivayet edildiklerine kani olduğu hadisiere karşı, b) Kendi devri alimlerinin yanlış gördüğü fetvalarına karşı. Aşağıda her iki sınıfa aid birkaç misal vereceğiz:A. HADİs SAHASıNDA
• Başta Muvatta", Buhari" ve Müslim13olmak üzere, belli başlı bütün ha-dis kitabıarının küçük farklarla kaydettikleri bir haha-dis vardır:".L~ y~ .:..).1 <;1
~
.al:
Ölü, yakınlarının kendisine ağlaması y~zünden azaba uğratılır". Hz. Peygamber'in bu kelamı nezaman, nerede ve hangi manada iradet-tikleri ve ölünün azab çekmesinin sebebieri üzerinde herbiri bir hadise dayanan pek çok görüş ve te'viller ileri sürülmüştür. Hadisin zahiri manasını kabul edenler arsında Hz. Ömer ve oğlunun da bulunduğunu kendisine nak1ettikleri zaman Hz. Aişe keyfiyeti şu şekilde vuzuha kavuşturmuştur: "Siz, yalan söy. lemez, yalanla itham da edilmemiş iki zattan hadis rivayet ediyorsunuz, fakat9 Eser, Said el-Efğanl'nin tahkikiyle, ilk defa olarak Dimeşk'te, 1358/1939'da, 183 sahife halinde basılmıştır,
10 Keşju'z-Zurııi.n 1181, 1384; Teratib II, 433-ı34. GAL S ll, 189, Süleymaniye nüshaları için bk. 708/124 (y. 355-357); 1029/6 (y. 66-73); 103012 (y, 5-8). Suyfıtl, işbu telhisinin sonunda: "Zerkeşi'nin kitabından istidrak sayılamıyacak olanlan çıkardım ve onun kaydetmediği şu ziya-delerde bulundum" diyerek iki hadis daha serdetmekte ise de, bunların ilki istidrak sayılamıyaea-ğı gibi (kş. Ahvezi V, 569-570), ikincisini de aslında Zerkeşi kaydetmiştir (Icabe 140), Suyüti'nin
gözünden kaçmış olmalıdır, II i. 234, r. 37. 12 II, 80-81. 13 II, 638- 644.
ırA7.RET-i AişE'!'"iN HADİs TENKİnciLİcİ
63
kulak hata yapabilir ... , Hz. Peygamber bir Yahudinin mezarı yakınından geç-mişdi, yakınları baş tarafına oturmuş ağlaşıyorlardı. Bunun üzerine: Bunlar ağlayıp duruyor halbuki o kabrinde azab çekmekte, buyurmuşlardır .... Size bu hususta Kur'anın rehberliği yeter: Kimse kimsenin günahını çekmez"".
Bu Yahudinin azab çekmesinin sebebIeri arasında, hayatta iken işlediği günahları, veya arkasından matem tutulması gibi, münker bir şeyi vasiyet et-miş olması gösterilmektedir".
İmam Muhammed'in bildirdiğine göre, İmam-ı A'zam Ebu Hanife (80-150/699-767) Hz. Aişe'nin görüşündedirl6• Keza İmam Şafii (150-204/699-820) aynı kanaatte oluşunu şu şekilde açıklıyor: .
"Hz. Aişe'nin rivayeti, Kitab ve Sünnetin ddaletiyle sahih gorunuyor. Kitab'daki deliller şu ayetlerdir: "'Kimse kimsenin günahını çekmez"'17, "'Kişi-ye ancak yaptığı şey verilecektir"'ı" "'Kim zerre kadar iyilik yaparsa onu gö-rür, kim zerre kadar kötülük yaparsa onu görür""., "'Herkes yaptığını bula-cak'"20. Sünnetten delile gelince: Hz. Peygamber bir adama: Şu yanındaki se-nin oğlunmu? diye sordu. O zat: evet, deyince: Bak, dedi, ne o senin işleyeceğin cinayetten mes'fıldür, ne de sen onunkinden. Böylece Hz. Peygamber tıbkı Cenab-ı Hak gibi bildiriyor ki, nasıl bir kimse kendi yaptığını, başkasının le-hine veya aleyle-hine yazdıramazsa, öylece herkes de, işlediği cinayetten bizzat mcs'uldür ... " 21.
Hz. Aişe'yi destekleyen hadisler arasında, Zerkeşi (ö. 794/1392), bazı müslüman mevtaya Hz. Peygamberin ağlamış olduğunu ve ağlayanlara da mani olmadığını bildiren rivayetleri göstermekte, alemlere rahmet olması hase-biyle, Peygamber Aleyhissclam'ın, onlarııı azabına sebeb olacak bir şey yap-masının muhal olduğunu söylemektedir22 •
..
14 35. Filtır118.
15 Rk. Ayn, LV, 86.,; AskalUn, III, 97; Kastalitin, II, 383..; 16 Muvatta-Şe)'bcini 113, r. 320.
17 6. En'am/164; 17. İsra/lS; :~S. Fatır/I8; 39. Zumerf7; 53. Neem/38. 18 53. Necm 139.
i9 99. Zilz:il 17-8. 20 20. Tahil 115.
21 Beyhak, IV, 73.
64 Mi::n~ıım s. HATİBOGLU
Hemen bütün cemiyetlerde ve devirlerde, birtakım şeyleri, bazı günleri, yerleri veya şahısları uğursm: addetme vakıasının mevcud bulunuuğunu bili-yoruz. Bundan, tabiatiyle Arab cemiyetide haric kalacak değildir. Mesela bir müslüman Hz. Peygambere gelmiş ve; "Ya Resulallah, biz bir önceki evi-mizdeyken, sayımız fazla, mahrnız fazla idi, ötekine geçtik, sayımız azaldı, mahmız azaldı" şeklinde şikayette bulunarak", taşındığı yeni evinin neta-meli çıktığını ileri sürmüş, bunun çaresini istemiştir.
Cahiliyye devrinden arta kalan Lu çeşidden iddiii ve tatbikatın izalesinde Hz. Aişe en büyük hizmeti görenlerdendir. Mesela Şevval ayında (iki bayram arası) evlenmenin uğursıızluk getireeeği inancmı devam ettirenlere, Peygam-herİn tatbikatlIlı misal göstererek karşı çıkan odur".
Hz. Peygamberin Im yoldaki irşadlarından bazılarının, her müslüman tarafından aynı şekilde ka'\'Tanamadığı zamanlar da oluyor ve münevver müsliimaıılar arasında dahi fikri ihtilaflar vücud buluyordu. Aşağıda 7\'1ü'ınin-lerin Annesi'nin böyle bir meseleyi nasıl hallediyor olduğunu göreceğiz:
• Birkaç Sahabe tarafından şu mealde hir hadis rivayet edilir:
"i
J..:J\ if.r<JI.J ;;1)\ .J ).ıJIJ:
Uğursuzluk evde, kadında ve attadır" ".Bu ibare: "Şayed uğursuzluk diye birşey obaydı, bu sayılanlarda olurdu" şeklinde de aynı kaynaklarda verildiği için, gerçeğin tesbiti, ancak Hz. Aişe'-nın tavzihiyle mümkün olmuştur. Şöyle ki:
Benu Amir kabilesinden iki zat, Hz. Aişe'nin huzuruna varıp, Ebu Hurey. re'nin Hz. Peygamberden yukarıdaki şekilde rivayet etmekte olduğunu haber verirler' •. Hz. Aişe bunu duyunca fevkalade sinirlenmiş ve Kur'an üzerine ye-min ederek şöyle demiştir: "Bu söz, Peygamberin kendi sözü değildir, sadece, Cahiliyye devri adamlarının böyle söylüyor olduklarını hikaye etmişlerdir".
Bahis konusu hadis, ileriki asırlarda dahi pekçok ihtilaf ve te'villere mev-zu teşkil etmiştir. Hz. Aişe'nin Ebu Hureyre'ye müteveeeih bu reddiyesini kabul etmeyenler arasında, mesela İbnu 'l-Cevzi, Kastallani ve İbn Hacer varılır. Dayandıklan nokta, adı geçen hadisin imadlar bakıınından sağlam,
23 EbU Diivuc1, II, 345. 24 Ayni VI, 601.
25 Muvaua 972; Buhari lll, 217; VI, 124; VII, 31; Muslim 17 47-8; AlıveziVlIl, ILO-IL4;
Ebu Diivuc1l1, 342-345; Nesai VI, 220.... ; Ayni. Vı' 599-602; iX, 380; X, 213; Askalôni VI, 39; IX, 108; X, 189; Kas/al/uni V, 70.
HAZRET-İ J,iŞE';-.-iN HADis TE:\'KiDCİLiGİ
65
başka Sahabeden de aynı şekilde rivayet ediliyor olmasıdır. Meseleyi Kur'an zihniyetiyle mütalaa edeııler ise, Hz. Aişe'nin görüşüne katılıyorlar:
Şafii alimlerinden Ali İbn Abdi'l-Kafi es-SUBKİ (683-756/1284-1355),
*Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman. olanlar bulunabilir .... *27 mealin-deki ayet muvacehesinde, uğursuzluğun, belki düşmanlık ve fitne kaynağı olan kadınlardan gelebileceğini, yoksa hükmün hepsine teşrnil edilemiyeceğini belirttikten sonra şöyle demektedir: " ... Bu, hiçbir iilimin söyleyeceği şey de-ğildir. Kim böyle derse cahilin tekidir. Yağnıurun yağmasını yıldızlara bağla-yan kimseyi kafir gören Cenab-ı Hak ıR, herhangi bir kötülüğü, hiçbir dahli
yokken, kadına yamayan kimseye ne demez!"". *
Buraya kadar kaydettiğiırıiz istidraklerinde Hz. Aişe'nin, yanlış anlaşıl-mış hadisleri nasıl yerlerine koyuyor olduğunu görmüş bulunuyoruz. Şimdi de, muasırlarınca verilmiş bazı dini fetvalardan yanlış gördüklerini düzeltiş tar-zına dair birkaç misal vereceğiz.
B. FETV.ALAR SAHASıNDA
Hadis ve fıkıh usul kitabıarında Sahabeden nakledilen fetvalara ayrı bir önem verilmiş ve bunlarda Sahabenin, Hz. Peygamberden edindikleri bir malumata dayanmış olabileceklerinden hareketle, mezkur fetvaların merfU hadisler derecesine çıkarıldığı olmuştur. Bu telakkinin, Hadisciler çevresinde, Hicrl II. asrın başlarında yerleşmeye başladığı kabul edilebilir. Nitekim Medi-neli alim, muhaddis Salih ibn Keysan ile (ö. 140/757'den sonra) meşhur İbn Şi-hab Zuhri (ö. 124 1712)hirlikde hadis derlerneye başladıkları zaman, Salih, Zuhri'nin aksine, Sahabe kavillerini yazmanııştır, zira, daha sonra pişman ola-cağı üzere, başlangıçta onları Sünnetten saymıyordu30•
Sahabe görüşünün Şeriatteki yerine dair İbn Teymiyye'nin (661-728
i
1263-1328) şu ifadesini kaydedelim:"Sahabenin kavilleri, şayed intişar eder de, kendi devirlerinde inkar ed il-mezlerse, Ülemanın ekserisine göre bunlar Hücceı'dir. Eğer ihtilaf etmişler-se, ihtilaf noktalarında Allah ve Resfılüne başvurulur. Onların ihtilaflı oldukları
27 64. Tegalııın IB.
28 Alimİmİzin İşaret ettiği hadis İçin bk. MM VI, 239, str. 29.
29 Xıırk,;ni IV, 217; Askalani IX, 108.
66
~fEH~ıED S. HATİBOGLUkavlin hüccet olmadığı üzerinde Ülemanın ittifakı vardır. Bir Sahabi bir kavil-de bulunmuş, başkaları bunun hilarmı bildirmemiş, fakat bu kavil intişar da bulmamış ise, mesele ihtilaflıdır. Ekseri alimler onu hüeeet sayar, Ebfı Hanife, Malik... gibi"" .
• Bir bakıma fevkalade bir kıymet ifade eden Sahabe görüşlerinin, ba-zan dini tatbikatta ne türlü hatalara sevkedebilmiş olduğuna dair hayli misal vardır. Bazı kaynaklarda Ebfı Hureyre'nin fetvası olarak geçen aşağıdaki hadis bunlardan birisidir:
Meselenin cereyan tarzını Buhari" ve Muslim'den" hulasaten kaydede-lim:
Yedi meşhurfakihten Tabii Ebfı Bekr ibn Abdirrahman (ö. 93/712?), bir va'zmda Ebfı Hureyre'nin: -Kim eünüb halde sabah ederse, o gün oruç tutma-sın- dediğini duymuştur. Bu hükmü, babası, yine Tabiilerden, Abdurrahman ibnu'l-Haris'e (ö. 43/663) naklediyor. Abdurrahman'ın buna gönlü yatmamış-tır. Birlikte kalkıp Hz. Aişe ile Hz. Ummu Selerne'ye (ö. 60/680?) giderler": Her iki Ummu'l-Mu'minin, Peygamberin fiiliyatını delil göstererek, Ebfı Hu-reyre'nin görüşünü nakzetmişlerdir. Bu neticeyi alan baba-oğul, kalkıp Mer-van'ın (2-65/624-684) yanına çıkarlar. Mervan bu sırada Medine valisidir" ve Abdurrahman'a, Peygamberin hanımlarından aldıkları cevabı gidip Ebfı Hu. reyre'nin yüzüne çarpmasını söyler. Fakat Abdurrahman bu muameleyi hoş karşılamaz. Bir zaman sonra, bir vesileyle, Ebfı Hureyre'ye durumu anlatma fırsatı bulur. Karşılık olarak Ebu Hureyre, va'zmda bahsettiği hükmü, Pey. gamberden bizzat duymuş olmadığını, kendisine Fadl ibn Abbas'ın (ö. 18/639)
31 FetiİL'u 1, 408.
32 Hemmam'ın (ö. 101/718) Sahife'sinde 32 rakamh hadis. Meselii Mıısned'in VI. cildinin 99, 184, 203,245,266. sahifelerinde Ebu Hureyre'nin sözü olarak geçmekte, 216. sahifesinde ise Hz. Peygamberden nakledilmektedir.
33 II, 232-3. 34 S. 779-781.
35 Vak'anın başlangıcı, bir ri,'ayette şöyledir: "Tiibii Ya'lii ibn Ukbe birgün oruç tutmaya niyyetlenip yatar. Sabahleyin eünüb uyanınca, ne yaraeah'Inı sormak üzere EbuHureyre'ye gider. Bu Sahabi ona orueunu bozmasını söyler. Ya'la pek mutmain değildir. Mervan'a başvurur. Ora-da Abdurrahman ibnu'l-Haris vardır ... Tahav. II, 103.
36 Onun ilk tayini 41-49/661-669 tarihlerinde olduğuna göre, bahse menu Mdisen;n 41-43/661-663 arasında eereyan etmiş olması gerekir.
HAZRET-İ AİşE'NİJ'( HADİs TENKİOCİLİGİ
67
rivayet ettiğini söyler ve Peygamber hammlarının bu mevzuda kendisinden daha salahiyetli olduklarını kabul ederek fetvasından döner37•
Bu hadisin tatbiki sadedinde Tahavi (229-321/844-933), EbU Hureyre'-nin hadisini kabul eden kimselerin, ona göre amel ettiklerini, diğerleriHureyre'-nin de ona uymadıklarını söylemekte" ve Ebu Yusuf ve Muhammed'in bu ikinciler-den olduğuna işaret etmektedir39•
Şayed yukarıda isimleri geçen Tabii alimlerinin, kendi islami anlayışlarına ters düşen bir hükmün aslını tahkik himmetleri olmasaydı, belki de bütün müs-lümanlar, mezkur durumlarda oruçlarını, Ebu Hureyre'nin va'zına kurban etmiş olacaklardı!
• Hac veya Umre için ihrama girmiş bir kimseye yasak olan bazı fiiller vardır: güzel koku sürünrnek, dikişli elbise giyrnek, avlanmak gibi. Bir de, ister Cenab-ı Hakkın rızası için olsun, ister keffaret için, Mekke'ye kesilmek üzere kurbanlık gönderme sünneti vardır ki, buna hed y denir. Hedy'i gönderen kimse kendi memleketinde kalır. İşte böyle birisinin durumu, Hicri
ı.
asrın ilk yarısı sonlarında, Basra ilahiyatçılarmı meşgul eden meselelerden birisi olmuştur. Bu noktada İbn Abbas'ın şu fetvasına sahibiz:''.ş.ıtll ~ .;~ (:.J.I
Je-
i.r:.L. ~ i';>4.•.•.
\S .••••1
..:ro:
Kim bir Hedygönde-rirsc, ona, Hacca gitmiş kimseye haram olan şeyler, Hedy kurban edilinceye kadar, haram 0Iur"40.
İbn Abbas, bin altıyüz küsur hadis rivayet etmiş alim Sahabilerdendir. "Tercumanu'l-Kur'an" lakabiyle meşhurdur. Peygamberin vefatlarında 13 yaşında olduğu, Hz. Peygamber'den bizzat 10 kadar hadis işittiği, Cemcl, Sıffin ve Nehruvan harblerine H. Ali tarafında katıldığı, şehadetine kadar onun Basra valiliğini yaptığı, Emevilcr zamanında siyasi hayattan çekildiği, 68/687 de Tiiif'dc vefat ettiği mervidir41.
Peygamberin sağlığında doğmuş olduğu bildirilen Medineli büyük Ta-biilerden Rebla ibn Abdiilah ibni'l-Hudeyr (ö. 93/712)42, Basra'da, 36--40/
37 Fetvasından döndüğü bildirilenler arasında Ata ibn Ebi Rebah (25-114/646-732) ve Ebii Hureyre'nin damadı Said ibnu'I.Museyyib (15-94? /636-713) bulunmaktadır, Beyhaki LV,
215. Bu hadis için aynea bk. tıibar 136-138; Beyhaki IV, 213-215; Tahavi II, 102-107. 38 II, 103.
:19 II, 107.
40 MM V, 58, str. ii (Muvaııa I, 340-1; Buhari II, 183; VI, 239; Muslim 959 .... ).
41 Bk. Tehzib V, 276-279, r. 474.
42 Bu zat için bk. ıbn Sa'd V, 27 (V, 17); Buhari.Tarih Ilı, 281; tsıiab r. 761; Tehzw III, 257.
68
~IEHMED S. HATİBOGLU656-661 seneleri arasında Hz. Ali'n.in valiliğini yapmış olan İbn Abbas'ı, Bas-ra Mescidinin mimberinde
"i~
.
.r.-=-o:
ihramh halde" görmüştür ..Rebia, müteakı-ben Abdullah ibnu'z-Zubeyr'e (ö. 73/692) mülaki oluyor ve bu meseleyi ken-disine açıyor. Abdullah'ın cevabı şudur: "Ka'benin Rabbine yemin ederim ki bu bid'at'tir"43.Basra'da, Ziyad ibn Ebihi'nin 45-53/665-673 senelerindeki valiliği sıra-sında, İbn Abbas'ın fetvasına göre amel edenler bulunduğu, hatta bizzat Ziyad'-ın bunlar arasZiyad'-ında olduğu anlaşılıyor. Ortada fıkhi bir ihtilaf vardır,
fakatçö-züm imkanları da vardır.
Ziyad, meseleyi bir mektubla Hz. Aişe'den soruyor. Alınan cevaba göre iş, İbn Abbas'ın dediği gibi değildir. Zira Ilieri 9. senede, Hz. Peygamber Hac-ca bizzat gitmeyip, kendi yerineHz. Ebfı Bekir'i göndermiş, tabii Hedyini de birlikte, fakat bununla beraber, günlük yaşayısında hiçbir değişiklik olma-mışdır.
Kaynaklarımız, İbn Abbas'ın bu görüşte yalnız olmadığını, İbn Ömer, Kays ibn Sa'd gibi Sahabilerin, Nehai, Ata, İbn Sirin gibi Tabii alimlerinin de aynı görüşte olduklarını bildirmektedir44.
Bu durum karşısında Hz. Aişe'nin tavzihinin belirttiği kıymeti İmam Zuhri (50-125/670-742) şöyle kaydediyor:
"Bu mevzuda halkın körlüğünü gideren ve onlara Sünneti açıkhyan ilk kimse Hz. Aişe'dir. Halka Aişe'nin kavli ulaşınca, onunla amcl edip, İbn Ab-bas'ın fetvasını terkettiler"4s.
Bu fetvayı terkedenler arasında Hanefi İmamları.6 ve İmam Malik de47 bulunmaktadır.
*
İslam fıkıh mezhebIerinin fer'i meselelerde birbirlerinden bazı farklı-lıklar göstermesinin en mühim sebebierinden birisini, muhakkak ki, hadisleri gerçek hüviyetleriyle aksettirmekte ravilerin herzaman başarılı olamaması teşkil eder. Bu durumun dini tatbikatta tcvlid ettiği karışıklığın müşahhas misalIeri pek çoktur. Mevzuumuzu ilgilendiren bir tanesini burada kaydede-ceğiz.
43 Tahtivi II, 267; Aska/ani III, 354.
44 Tahtivi II, 264-268; Aska/ani III, 354-355; Ayni IV, 717-718.
45 Beyhaki V, 234.
46 Tahtivi II, 267;
HAZltET-İ AİşE'NİN HADİs TENKİDCİLİGİ
69
• İkindi namazıarından sonra, güneş batıncaya kadar, namaz kılmmaya-cağını bildiren hadisler erbabının malumudur. Bunun aksini bildirı~nlerine de, hatta Hz. Aişe'den mervi olarak, sıkça rastlanır". Bu arada Zeyd ibn Sabit'in (ö. 50/670 ?), bu çe~idden ters rivayetler kendisine ulaştığı zaman, Hz. Aişe'yi inkar sadedinde: "Biz ( bu noktada) Hz. Peygamberi Aişe'den daha iyi bili-riz" dediği ve Hz. Aişe'den aşağıda nakledeceğimiz izahatın aynısını verdiği mervidir' 9.
İslam ibadet tarihi bakımından tarihi bir kıymet arzedı'n rivayetimizin ravisi Abdullah ibnu'I-Haris ibn ~evfcl'dir.
Bu Haşimi zat, Medine'de, Hicretten II sene önce doğmuştur. Sahiibeılen olduğu da söylenir. Babası ile Basra'ya göçtü. Yezid vefat edinI'e, Basralılar onu başa geçirdiler. 64-65/683-685 senelerinde, burada, ibnu'z-Zuheyr'in bir sene valiliğini yapmış, daha sonra Haceilc'dan kaçarak Uman'a gitmiş, Ricri 79 veya 84'te (M. 698, 70;{) orada vefat etmiştir50•
işbu İbnu'I-Haris şöyle anlatıyor:
"Muaviye (Medine 'yi ziyaretinde, birgün) ikindiyi kıldırmıştı, (Meseid-den) ayrıldı. Bir kısım cemaat ise, ikindiden sonra namaz kılmaya devam edi-yorlardı. (Odasına) girdi, ben de yanında idim, İbn Abbas çıkageldi. Muaviye ona divanda yer açtı, yanına oturttu ve sordu: Halkın kılmakta olduğu bu na-maz ne ola? Hz. Peygamber'in böyle bir namaz kıldığını görmediğim gibi, kı-lınmasım da emretmiş değildir. İbn Abbas cevaben: Bu namazı İbuu'z-Zubeyr'-in fetvası üzerİbuu'z-Zubeyr'-ine (kılıyorlar), dedi. (Az sonra) İbnu 'z-Zubeyr geldi, selam verip oturdu. Muaviye ona şöyle dedi:
- İbnu 'z-Zubeyr, halka kılmalarını emrettiğin bu namaz ne namazıdır? Hz. Peygamberin onu kıldığını görrnediğim gibi, kılınmasını emretmiş de de-ğildir. İbnu'z-Zubeyr eevaben:
- Ummu'l-Mu'minın Hz. Aişe, bu namazı Hz. Peygamberin, kendi evin-de iken, kılmış olduğunu bana bildirmiştir,. dedi.
İbnu'l-Haris daha sonra hadiseyi şöyle naklediyor:
Bunun üzerine Muaviye, benimle birlikte bir zatı Hz. Aişe'ye meseleyi sormamız için gönderdi. Hz. Aişe'nin yanına girdim, İbnu'z-Zuheyr'in söyle-diklerini naklettim. Bana: İbnu'z-Zubeyr iyi beHeyememiş, dedi ve işin aslını
48 Mesel•• Musrıed VI, 50, 109, 1l3, 134, 159, 176.
49 el-Feıhu'r-Rabbtirıi II, 293-294.
70
~IEnMED S. HATİnoGLVanlattı: Gerçekten de bir defasında Peygamber aleyhi:;selam Hz. Aişe'nin evin-de, ikindiden sonra, iki rek'at namaz kılmıştır. Fakat bu iki rek'at, ikindinın değil, mübrem bir meşguliyet dolaymyle vaktinde edasına imkan
bula-madıkları öğle naınazının son sünnetidir. "51
•
Sahabe devriııin ihtilaflı kelam meselelerinden biriı'ini, Hz. Peygambe-rin, Mi'rae'da Rabbini görüp görmediği hususu teşkil eder .
• Hz. Aişe ve İbn !\fes'ud (ii. 32/652) menfi kanaattedir. Bnna mukabil İbn Abbas" ve Kibar-ı TabiIlıldan Drve, Ka'bu'I.Ahbar, Hasan, Zuhri... gibi alim-leri n giirüşü müsbet istikamettedir. Bu sonuncular kendi aralarında da ihtilafa düşmüş, kimisi bizzat gözleriyle gördü derken, diğerleri bunu kalb gözüne yo-rumlamıştır~.l.
İşte, Hz. Aişe'nin talebelerinden olan Mesruk (ö. 62/682), bu ihtilaflı meseleyi, onu Peygambere ilk soran kimse olan" Mü'minlerin alim Annesine açıyor. Hz. Aişe, ayetlerle delillendirdiği cevabına şöyle başlamıştır:
"Söylediğin şeyden saçlarım diken diken oldu. Sana şu üç şeyi kim söy-lerse, yalaıı söylemiştir: Kim Muhammed Aleyhisselam Rabbini gördü,
der-se ... " 55.
Bu mesele müteakib asırlarda da ilahiyatçı çevreleri meşgul etmekte de-vam edecektir. Müsbet görüşü paylaşan büyük muhaddislerden İbn Huzeyme (223-311 /838-923), "Sahih "inde, Hz. Aişe'yi şu şekilde zayıflatmak istemekte-dir: "Hz. Aişe'nin nefyi bir ilme (hadise) dayanıyor değildir. Aişe, Hz. Pey-gamberden, Rahhini görmediğine dair birşey nakletmemektedir. Kendisi bu hükme, sadece ayeti te'vil ederek varmıştır".
Keza Nevevi de (631-676/1233-1278), İbn Huzeyme'ye ittihaen şu görüş-te bulunuyor: "Aişe, rü'yetin vukuunu merfii bir hadisle nefyetmemişdir. Şa-yed böyle bir hadisi olsaydı zikrederdi. Ancak ayetten i~tinhatına dayanmak-tadır. Kendisine başka Sahahiler 'muhaliftir. Bir Sahabi bir kavilde bulunur. Ötekiler ona muhalifkalırsa, bu kavil bir hüccet sayılmaz. Ayetteki "idrak" kelimesinden mutad, ihata demektir. Bu da rü'yete mani değildir".
51 Musned VI, 183-184.
52 Ahvez. IX, 168, r. 33:13; Musıedrek Il, 316, 469.
53 Askalanı VIII, 429-431.
54 ı'Huslim 159, r. 287.
HAZRET-İ ,\İ~E';'iİ;\' HADİs 'fENKİoC:İLİcİ
71
Bu görüşleri nakleden İbn Hacer (773-852/1372-1449), her iki büyük mi.ıhaddisin düştüğü gaflete parmak basmakta ve onlarınyok dediği hadi~in Muslim'de meveud olduğunu", bilhassa Mu~lim'in şarihi Nevevi'ye, kibar bir şekilde hatırlatmaktadır".
Bu meseleye, büyük tarihçi ve muhad(li~imiz, İmam Zehebi'nin (673-748/1274-1347) şu kat'! ifadesiyle son verelim: "Hz. Peygamberin Allah Tea-layı gözleriyle gördüğüne dair bize eeli bir nas gelmiş değildir. Bu mesele Müs-lümanın, dininde sükilda geçiştiremiyeeeği meselelerdendir .. ."".
*
İslam ilimIerinin her dalında olduğu gibi, Tefsir sahasında da, Hz. Aişc'-nin yaptığı tavzihlcrin karar mercii olduğunu görüyorı~z. Bu ~'e~idi~tidraklı,rin-den de misal vererek yazımızı bitirelim .
• Siyasi çıkarların avukatlığını yaptırtmak gaye~iyle, devirler boyunca, sayısız denecek derecede hadis uydurulabilmiş olmasının yanı sıra, Kur'an-ı Kerim ayetlerinden de, mahdut ölçüde de oba, istifadeye kalkışılmış olduğu bir vakıadır. Bu çeşid gayretIerden birisi olarak görünen bir teşebbüsün Hz. Aişe tarafından nasıl başarısızlığa uğratılmış olduğu husilsu aşağıdaki rivayetten ortaya çıkmaktadır.
Mekke'de vefat etmiş tabiilerdeıı Yilsuf ibn Mahek (ö. 103/721?) anlatı-yor:
"Mervan Hicaz valisi idi, Muaviye tayin etmişti (Medine valiliği 4.1-49 ve 56-57 arasındadır). Hutbeye çıktı, Yezid'e, babası Muaviyeden sonra bey'at edilmesinden bahsediyordu. Ebil Bekir'in oğlu Abdurrahman birşeyler söyle-yince Mervan onun yakalanması emrini verdi. O da kaçıp (kız kardeşi) Hz. Aişe-nin evine girdi. Yakalamaya muvaffak olamadılar. Bunun üzerine Mervan: Bu adam o kimsedir ki Allah onun hakkında: -Ana babasına: öf be, ....• aye-tini indirmiştir", dedi. Perdenin ardında bunları duyan Aişe şöyle cevap ver-di: Cenalı-ı Hak, benim ma'silmiyetimi bildiren ayet" dışında, bizim hakkı-mızda Kur'an olarak hiçbir şey inzal etmemiştir"60.
Vak'anın kahramanı olan Abdurrahman, kaynakların verdiği bilgilere göre, Bedir ve Uhud harblcrine Müşriklcr tarafında iştirak etmiş, Kureyşlile-rin en şeci ve keskin okçularındandır. Mübareze için ortaya çıktığında karşısına
56 Aska/ani VIII, 429.
57 NubeM II, UR.
58 46. Ahkilf II7 59 Bk. 24. NUr IU-16. 60 Buhari VI, 42.
72 ~IEH~IED S. IlATİBOGL LT
habası Hz. Ebil Bekir'in dikilmek istediği, fakat Hz. Peygamber tarafınılan bu-na mani olunduğu mezkilrdur. (6/628'de) Hudeybiye'de müslüman oldu. Ce-mel'de Hz. Ajşe ilc bjrlikte jdj. Mekke'de 53 (veya 55) senesinde vefat etmjştjr61
Kayııaklarımızın verdiğj tamamlayıcı bilgilere göre", Abdurrahman'ı feveriln ettjren husus, M~rvan'ın, Yezid'e biat edjlmesinj tekljf ederken, bu işi, Ebil Bekjr ve Ömer'jn S ün ile t'i olarak takdim etmjş olmasıdır. Abdurrah-man haklı olarak buna karşı çıkmış ve "Çocukları jçin biat almak onların değil, HirakI'in, Kayser'jn, Kisra'nın sünnetidir" demiştir. Bu müdaheleye fena halde içerlcyen Mervan'ıp, Abdurrahman'a: "Sen hakkında .... ayeti nazil olan adam değilmi;jn?" ~eklinde hiicum etmesi üzerine, onun da: "Asıl sen, Hz. Peygam-ber'in lanetledjğj habaııın mel'iln oğlu değilmisjn.?" şekliI!.de eevab verdiği ve hadjsenjn, Buhari'njn naklettiği netjeeye müneer olduğu verilen malilmat ara-sındadır. Abdurrahman'ı bu tutumundan çevirebjlmek jçin Muaviye'njn ken-djsine 100000 Dirhem göndenliği, fakat onun bunu geri çevirdjğj de mervidjr.
Ayetjn sebeb-j nüzfılünü Abdurrahman'a bağlayan İbn Abbas rivayeti-ne" Zeecae (24.1-311/855-923): "batıı" demektedir.
Mevzu jle ilgilj rjvayetlerj kaydettjkten sonra İbn Hacer (ö. 852/1449) kendj hükmünü şöyle açıklar: "Aişe'njn reddiyesi jsnad bakımından en sahilı, kabfıl edjlmeye en layık olancır".
Buraya kadar misalolarak verdiğimjz istidraklerinden ve pek çok. benzerlerinden de anlaşılacağı üzere, Hz. Ajşe'njn yaptığı tenkjdlerde hare-ket noktası K ur' an ve Sünnet'tir. Bu iki kaynaktan aldığı İslami kültürüne kendj müşahede ve düşüneelerinj de katarak, pek çok meselede İslami eemiye-tjni aydınlatan bir ilim ve fazilet meş'alesi olmuştur.
Hz. Ajşe'njn şahsında en güzel ifadesini bulan İslam ilminjn devirler bo-yunca arzettiğj manzaranın tesbiti, İslamın hal-j hazır durumu ve istjkbalj bakımındn son derece ehemmjyeti hajzdjr. İslam Kjtabiyatının bütünü jle or-taya çıkarılması ilk şartını yerjne getjrmedikçe, o jstikbalj kurmaya tabiatjyle imkan düşünülemez. Bu kitabiyat yardımiyle İslam kültürünü Hz. Ajşe zih-njyetiyle ortaya koyacaklara ise, devrimizjn herzamankinden daha muhtac bulıınduğun~ söylemeye bjlmem lüzum varmıdır?
61 Viik,di 257; Musıed",k lll, 473 -477; lsıiiib r. 1394; Usdu'ı-Giibe III, 30.1-306; lsiihe II, 399-101, r. 5153; Tehzib VI, 146-147, r. 298....
62 Bir evvelkilerden ayrı olarak lık. A.yni IX, 145-147; Askaliini VIII, 407-408;
Kas/ul-liini VII, 325; Taberi-Ter,;r X XVI, i9; Ş(,~kcini V, 19-20; Zcidu'l-Mcsir VII, 380-381. 63 Mezkiır ,ıyelin niizüıü sırasında İbn Alılıas'ın 1-2 yaşında olması gerekir!
Kur'an-ı Kerim.
HAZRET-I AİşE':-;İN HAOİs TENKİociLİel
:\-lakiilede Zikredilen KAYNAKLAR
73
Ahvezı: l'uhfetu'I-Ahvezi (Tirmizi Şerhi),
ı-ıo,
Mım 1967.AskaIanı: Fethu'l-Bari (Buhiiri şiJrhi), 1-13, Mısır, 1319-1329/1901-1911.
Asr-ı Saadet: Süleyman Nedvi, Ö. R. Doğrııl tercemesi, İstanbul 1928. Aynı: Vmdetu'l-Kari (Buht1ri şerhi), I-ll, htanbul 1308/1890 -?
Aynu'l-İsabe: Suyuti (Süleymaniyedeki yazmaları, bk. Noı: 10).
Beyhaki: es-Sunenu'l-Kubrcı, 1-10, Haydaralıad, B44-1355 11925-1936.
Buhari: el-Camiu's-8ahih, 1-8, İstanbul, 1315/1898.
Buhari-Tarih: et-Tarihu'l-Kebır, Haydarabad, 1~1, B61-B84/1942-l964.
Ebu Davud: es-Sunen, 1--2, Mısır, 1952. Felırese: İbn Hayr, Mısır, 196:t
Fet ii v a, ıbn Teymiyye (1-5) Mısır, 1326-1329/1908.1911.
E 1-Fe tlı u'r- H ab b ani: (N/usrıed'in fıkıh biiblarına göre tertibii nüshası) Saiiti, 1-16... Mısır.
El-Fihrıısu'l-Meşruh, Haydariibiid, 1388/1968.
İbn Sa'd: Kitiibu't-Tabakiiti'l-Kebir, Beyrut ve Leiden baskıları. İ ca b e; Zerkeşi, Diıneşk, 1939.
lstiab: ıbn Abdi'l-Rerr, 1-4, Mısır. İtibar: Hazimi, Haydariibiid, 1319/1901.
Kastalliini: Jrşadu's-Sari (Buht1ri şerhi), 1-10, Mısır, 1307/]889. Keşfu'z-Zunun, Kiitib Çelebi, 1-2, İstanbul, 1941-1943.
MM: el-mu'cemu'l-Mufehres, 1-7, Ltiden, 1936-1969. Mu s] iın: M. Filiid Abdulbiiki neşri.
Musned: Ahmed ibn Hanbel, 1-6, Mısır.
Mustedrek: Hakim, 1-4 Haydarabad, 1334-1342/19]:1-1923.
Muvatta: imam Miilik, M. Fuad Abdulbiiki neşn.
Muvatta-Şeybani: Abdulliitif neşri, Mısır, 1967. N esai: es-Sunen, 1-8, Mısır, 1930.
Nubela: Siyeru Aliimi'n-Nubela, Zehebi, 1-3..., Mısır. Şevkani: Fethu'l-Kadir, 1-:1, Mısır.
74
Taberi-Tcfsir: 1-30, Mısır, 1957.
Tahiivi; Şerhu Meani'l-.Asıir, 1-4, Mısır, 1387-.1388/1967-1968.
Tc h zib: Tehzibu't- Tehzib, lbn Hacer, 1-12, Haydarııbad, 1325-1327 11907-1909.
Teratib: et-Teratibıı'l-ldıiriyye, Kettani, 1-2. Usdu'l-Gabe: İbnu'l-Esir, 1-5, Mısır, 1280/1863. Vakidi: Kitiibıı'l-Meğıizi, 1-3, 1966.
Zadu'l-Mesir: lbnıı'l-Cevzi, 1..9, Diıncşk, 1968. Zurkani: (Muvatta şerhi), 1-4, Mısır, 1310/1893.