• Sonuç bulunamadı

Türk Kadın Girişimciliğinin Sosyo-Politiği: Yönelimler Ve Eleştiriler

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Türk Kadın Girişimciliğinin Sosyo-Politiği: Yönelimler Ve Eleştiriler"

Copied!
9
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

TÜRK KADIN GĠRĠġĠMCĠLĠĞĠNĠN SOSYO-POLĠTĠĞĠ: YÖNELĠMLER VE ELEġTĠRĠLER1

Yrd. Doç. Dr. Elifhan KÖSE2

Arş. Gör. Arzu MALTAŞ3

Yaşanan bilimsel ve teknolojik gelişmeler; neo-liberal politikalar, kadınların iş dünyasındaki konumlarını değiştirmiş ve (görece) görünürlüğünün artmasına olanak tanımıştır. Özellikle kadın girişimciliği noktasında değerlendirildiğinde bu görünürlüğün dikkat çekici oranda artmış olduğu da gözlemlenmektedir.

Girişimcilik olgusunun çoğu zaman toplumsal cinsiyete duyarsız ve kişilik özelliklerine göre bir sınıflandırmaya tabi tutulması; erkek ve kadınların biyolojik farklılıklarının iş dünyasında somutlaştırılarak sunulması ve bununla bağlantılı olarak iş dünyasında sıkça karşılaşılan liderlik gibi özelliklerle kadınların bağdaştırılamaması girişimciliğin yalnız slogan olarak kullanılmasına neden olmaktadır. Kadınların mekânları olarak görülen evler ise, kadınların girişimci rollerine bürünerek faaliyet gösterdiklerinde dahi evlerine/ailelerine hizmet edici noktada kalmasına sebep olmakta ve kadın faaliyetlerinin tali ve boş zaman uğraşı olarak değerlendirilmesine yol açmaktadır.

Bu çalışmada, kadın girişimleri olarak değerlendirilen faaliyetler analiz edilerek, hizmet ettiği amacın kadınların kendi gelişimlerine katkıda bulunup bulunmadığı, girişim adına verilen teşviklerle, kadınların iş hayatında yer bulup bulamadıkları incelenecektir. Çalışmada güdülen amaç ise, girişimcilikte cinsiyet faktörünün ne kadar belirleyici olabileceğini ortaya koymak ve kadın girişimcilerin kendilerine bu faaliyetler doğrultusunda alan açma yeterlilikleri incelenecektir.

Anahtar kelimeler: toplumsal cinsiyet, kadın girişimcilik, neoliberal politikalar

SOCIOPOLITICS OF THE ENTREPRENEURSHĠP OF TURKISH WOMEN: TENDENCIES AND CRITICS

Existing scientific and technological achievements and neo-liberal policies have changed the positions of women in business, which has led to an increase in their appearance in business. When considered in terms of entrepreneurship of women, it is observed that this appearance has increased dramatically.

Classification of the phenomenon of entrepreneurship as usually indifferent to gender and individual based, embodying the biological differences between men and women in business, and not associating such phenomena as leadership with women-which is seen most of the time in business- have caused entrepreneurship to be just a slogan. Homes, which are usually considered to be the places where women should be, put women in the position of a supplier for the family and cause women activities to be considered as non-essential free time activities even though women attempt to take an active role. Within this study; it will be investigated, by analyzing the activities which are considered to be entrepreneurship of women, whether women’s aim

1

Bu bildiri 6. Uluslar arası Girişimcilik Kongresi’nde sunulmuştur.

2

Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, İİBF, Siyaset ve Sosyal Bilimler ABD, [email protected] 3Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, İİBF, Kentleşme ve Çevre Sorunları ABD, [email protected]

(2)

contributes to their self-improvement and they can take part in business through the incentives given them. The main objective of the study is to indicate how significative the gender factor is in entrepreneurship and to investigate the capabilities of women entrepreneurs in pioneering a field through these activities.

Key Words: gender, women’s entrepreneurship, neoliberalism

GiriĢimcilik, Toplumsal Cinsiyet ve Ataerki :

“Girişimciler herkesin karmaşa olarak gördüğü durumları fırsat olarak görüp değerlendiren atılımcılardır. Kıvraklıkları sayesinde yenilikleri yaratmayı ve hızla yaşama geçirmeyi

başardıklarından, girişimciler meydana getirdikleri hareketlilikle ekonomiyi canlandırma potansiyeline sahip olarak görülürler”(Atasoy, 2009: 2). Girişimcilik, karar verme yetkisini ele alma ve kullanma, kaynak ve durumları belli uygulamalara dönüştürmek için sosyal ve ekonomik mekanizmaları yeniden düzenleme ve risk almanın ya da başarısız olmanın peşinen kabulü demektir (Atasoy, 2009: 8). Girişimcilik özellikle 1980lerden sonra neoliberalleşme sürecinde kamunun istihdam yaratma ve sosyal korumadaki rolünün azalması, bunu yerine ise yoksulların kendi kendine istihdamı, risklerin öz yönetimi, kendi kendine organizyon gibi mikro finans uygulamalarının yaygınlaştırılmasına dayanmaktadır (Ergüneş, 2010:196).

Yapılan araştırmalarda kadın girişimcilerle erkek girişimciler arasında “güdü; başlama noktası, fon kaynakları, kişilik özellikleri, kurulan iş tipi” konularında farklılık olduğunu belirten Atasoy’un karşılaştırmalı tablosunda özellikle kişisel özellikler açısından kadın ve erkeğin öne çıkarılan farklılıkları dikkat çekmektedir: Erkek “bilmiş ve ikna edici, amaca odaklı, yenilikçi ve idealist, yüksek düzeyde kendine güvenen, hevesli ve enerjik; kendisinin patronu olma isteğiyle dolu” iken kadın girişimcinin kişisel özellikleri “esnek ve tahammüllü, amaca odaklı, yaratıcı ve gerçekçi, orta düzeyde kendine güvenen, sosyal ve ekonomik

çevrenin gereklerini yerine getirme becerisi” olarak öne çıkar (Atasoy, 2009:15). Açıktır ki bu farklılaştırma dişil ve eril kutuplaşmasını ifadelendiren hetero normatif bir cinsiyet düzenini “doğal”laştırmaya yönelik normatif değerler sisteminden beslenir: Girişimciliğin olumlanan “karmaşayı fırsata çeviren”, “riske, atılıma açık olan” , “kendine güvenli hal” gibi özellikleri hiyerarşik olarak erkeğin cinsiyet düzeni içerisinde zaten kendiliğinden sahip olduğu varsayılan, yani “doğal” ve bu açıdan avantajlı konumu güçlendirir ve

(3)

girişimcilikteki erkek baskın durumu girişimciliğin doğal son ucu olarak kendiliğinden olumlar; eleştirilemez bir durum olarak meşrulaştırır.

Girişimcilik onu tanımlayan ideal özellikleri itibariyle cinsiyet, etnik ve sınıf gibi yerelleştirici özelliklerden bağımsız olunduğunu iddia eden neoliberal bir fısat eşitliği

çerçevesi çizer. Oysa ki dünya üzerindeki girişimcilikle ilgili çalışmalar başta cinsiyet olmak üzere girişimciliğin tecrübe edilme biçiminde sınırlılıklar olarak karşılaşılan dezavantajlı konumları teşhis ederler. Burada örneğin kadın girişimciliğini çoğu zamanna-mümkün kılan bilgi ve maddi sermaye kaynaklarına ulaşamama sorunun nedeni onları “atıl” kılan dişil “doğa”larından ziyade kadınları kaynaklardan uzak tutan “toplumsal cinsiyet” kimikleri ve ataerkil ilişkiler olduğu çalışmalarda tespit edilen durumlardır. Bu noktada kadın

girişimciliği dendiğinde psikolojik farklılıklardan ziyade sosyo-politik bir farklılaşmadan bahsetmek çoğu zaman daha açıklayıcı olmaktadır.

Aterkiyi “maddi temeli olan ve hiyerarşik olsa da erkekler arasında, onların kadınlara egemen olmasını sağlayan bir karşılıklı bağımlılık ve dayanışma kuran erkekler arası bir sistem” olarak tanımlayan Hartmann’a göre ataerki erkeklerin kadınların emek, mülk ve bedenleri üzerinde açık ya da dolaylı denetimini ifade eden bir kavramdır ve bu haliyle sosyo-politik eşitsizlik için açıklayıcı bir kavram olabilmektedir(Hartmann, 2006). Ataerki toplumsal ve maddi kaynaklara ulaşılabilirlik, kaynakların verimli kullanılması ve toplumsal ağlar kurma konusunda erkek girişimciliğinin avantajlı konuma sahip olmasını sağlamaktadır. “Özel ve kamusal patriarkanın kadınların işgücüne katılması üzerindeki etkisi toplumsal sınıf, dini inanç ve etnisiteye göre farklılık göstermektedir”(Toksöz, 2010: 243). Ayrıca ataerki dişil ve eril değerlerin nasıl algılanacağına ilişkin sembolik bir evren de yaratarak, erillik özelliklerini evrensel, hiyerarşik olarak üstün ve sadece erkeklerin sahip oldukları bir değerler sistemi olarak mutlaklaştırır. Örneğin kadın girişimcilerle ABD de yapılan bir çalışmada mağazaya giren müsterilerin erkek çalışanları girişimci kadın mülk sahibini ise çalışan olarak

kodlayarak, iletişim kurmak için doğrudan erkeklere yönelmesini çok sık rastlanan bir durum olarak dile getirilir. Yine özellikle kadın girişimci bir de “beyaz” değilse girişimci

olmadığına ilişkin algı daha da sertleşmektedir.(Hanson ve Blake, 2005:179). Ataerkil toplumsal cinsiyet algısı erkeklerin “doğal” mülk sahibi olduklarına ilişkin bir algıüretir, ancak bu algının temelinde de ataerkil toplum düzenini doğrulayan maddi bir temel vardır: dünyadaki mülklerin yüzde 98i erkeklerin elindedir(Ergüneş, 2010). Bu durum aşağı sınıfta olan kadınların girişimciliğinin önünü kesen bir “sosyal dışlanmışlık” içinde olduğunu göstermektedir. “Sosyal dışlanmanın yaygın kullanılan bir tanımına göre eğer birey içinde

(4)

yaşadığı toplumun temel faaliyetlerine katılamıyorsa sosyal olarak dışlanmıştır. Bunun göstergeleri ekonomik koşullar (gelir, refah, toprak vb), sağlık(fiziki ve ruhi), kişisel huzur(duygusal boyutlar dahil olmak üzere), eğitim ve mesleki eğitime erişim, barınma, ulaşım gibi hizmetlere erişim olabilir” (Toksöz, 2012:43). Dünya üzerindeki istatistikler kadınların özellikle dışlanmış etnik grup ve alt sınıflara ait olduğu durumlarda tam bir sosyal dışlanmışlık içinde bulunduğunu gösterir.

Oyle ki ataerki ve sosyal dışlanmanın yarattığı eşitsizlik piyasa ilişkilerinde açık bir şekilde gözlenebilmektedir. Örneğin “enformel sektörlerde kadınlarve formel sektördeki kadınların çoğunluğu kendi hesabına satıcı, üretici, geçici işçi, parça başı işçi veya ücretsiz aile işçisi iken çok azı işverendir. Kadınlar erkeklere göre çok daha küçük ölçekli faaliyetler

yürütmekte olup, erkekler gıda dışı ürünlerin ticaretini yaparken kadınlar gıda ürünlerinde yoğunlaşmaktadırlar. Enformel istihdamda formel istihdamdan düşük olsa da iki cins

arasındaki gelir farkları enformal sektörde daha yüksektir. Bu durum kadınların istihdamdaki düşük statüleriyle bağlantılıdır…Kadın olmakla enformel sektörde çalışmak ve yoksul olmak örtüşmektedir”(Toksöz, 2012: 156). Kadın girişimciliği ise çoğu zaman enformel sektörün bir parçası olarak gelişmekte ve cinsiyet eşitsizliklerini korumaktadır. Örneğin Türkiyeli kadın girişimcilerikmapsayan onemli bir tespit “kendi hesabına çalışmanın sosyal güvenlik kapsamı dışında kalmanın en yaygın olduğu, gelir düzeyi en düşük çalışma biçimleri

arasında” olduğudur(Toksöz, 2010:. 252). Bir başka nokta ise girişimciliğin Türkiye’de aslında yaratıcılık ve innovasyon gibi orta ölçekli ve eğitim düzeyi gerektiren girişimcilik projelerinden daha çok yoksulluğu önleme politikaları çerçevesinde çözülen sosyal politikalar konusunda kişiyi kendinden sorumlu kılan “neoliberal bir kendilik” kurma konusunda işlevselleşmesidir. Girişimciliğin tanımladığı küçük-büyük ölçekli işletmeler kurmaya yönelik piyasa teorisi kadın girişimciliği söz konusu olduğunda başka bir biçime bürünür.

Maddi kaynaklara ulaşma açısından kadın ve erkek girişimciler için eşitsizlik söz konusudur. Girişimciler için fon kaynağı olarak kişisel varlıklar ve tasarruflar, kişisel borçlar her iki grup için de öne çıkarken ayrıca “banka finansmanı” ve “yatırımcılar” seçeneği erkek girişimciler için fon kaynakları arasında gösterilmektedir (Atasoy, 2009: 14). Bu durum aslında kadınların başta bankalar olmak üzere formel finans kaynaklarına ulaşma konusunda

(5)

yaşadıkları sıkıntılara işaret eder. Örneğin bankadaki gerekli fon kaynaklarından yararlanmak için odeme güvencesi ve mülk güvencesi kadınları formel kredikaynaklarından uzak

tutmaktadır. Bu durumda çoğu zaman büyük sermaye yerine mikro kredi örneklerinde

görüldüğü gibi küçük miktarlarda ve iş yeri açmaya yeterli olmayacak şekilde geleneksel hane içi emeği piyasayla bağlantılandıran bir girişimcilik türü ortaya çıkmaktadır. “Özellikle mikro kredi uygulamalarında kişinin gruba üyeliği şeklindeki sosyal sermaye ona verilen borcun garantisi olarak kabul edilmiştir. Formel veya enformel sosyal ilişkilere kişilerin kriz, şiddet veya diğer risk kaynaklarıyla baş etmesindeki rolü nedeniyle değer atfedilmiştir” (Toksöz, 2012:42).

Piachaud(2002) ise bireylerin kendi toplumlarının faaliyetlerine katılabilmeleri için gerekli şeylerin yararlı bir listesini yapmaktadır: maddi varlıklar, diğer varlıklar(toprak ve diğer mülk), beceriler (yetenekler, eğitim ve öğretim), kamusal altyapı (yollar, okullar, hastaneler) ve kolektif sosyal kaynaklar (ağlar, paylaşılan norm ve değerler, yani sosyal sermaye)….hem kalkınmış hem de kalkınmakta olan ülkelerde yoksulluk üzerine yapılan çalışma yoksul insanların başka insanlarla sosyal ilişkileri olsa da ilişkide oldukları benzer güçlükleri yaşayan insanların birbirine yardım etmek durumunda olmadıklarını, bunların zayıf ilişkiler olduğunu ve insanlarının zamanlarının büyük kısmını yaşamlarını sürdürebilmek için harcadıklarını ortaya koymaktadır. Bu yüzden sosyal sermayenin diğer eksik biçimlerini (insani, doğal ve mali) ikame edici olduğu düşünülmemeleridir” (Aktaran Toksöz, 2012:43).

Yine girişimcilik çok sık biçimde işçi olarak daha önce çalışılan ve tanıdık olan sektörlerde mümkün olduğu için kadınlar genel olarak emek yoğun,geleneksel ev emeğiyle ilgili el zanaatlarına ya da tekstil alanlarına yoğunlaşmaktadır (Ergüneş, 2010).Kadınlar girişimci olmadan evvel de emek olarak sanayinin ender sektörlerinde yoğunlaşırken erkekler hepsinde yoğunlaşmaktadır. “Kadınların yoğunlaştığı sektörler gıda, tekstil, konfeksiyon, kimya, lastik ve elektroniktir ve bu sanayi dallarının ortak özelliği emek yoğun olmasıdır. Tüm emek yoğun sanayiler kadınları istihdam etmez ama kadınların çokça istihdam edildiği bütün sanayiler emek yoğundur” (Toksöz, 2012:146).“Sınai işgücü içindeki oranları yüzde 16 civarında olan kadın işçilerinin ezici çoğunluğu tütün, mensucat ve gıda işkollarında

çalışmaktadır. Düşük ücretli ve emek yoğun olan bu kollarda kadın işçilerin ücretleri erkek işçilerin ücretinin yarısı ila dörtte üçü arasındadır”(Toksöz, 2010: 222). Bu durum girişimci olmak istedikklerinde kadınların bildikleri tek sektörel alana, yani emek yogun alanlara

(6)

yönelmelerine neden olur. Yine metropollerden uzakta, taşrada olmak kadınlar için hem büyük sermaye ve ağ olanaklarından yoksun olmak hem de daha az kalifiye olmak anlamına geldiğinden, kadın girişimciliği taşrada çok daha geleneksel, kar oranı düşük ve hane içi üretime endeksli bir hal almakta, mikrokredi tarzı girişimciliğe bürünmektedir(Hanson ve Blake, 2005). Özellikle Türkiye’de bu durum kadın girişimciliğinin özeti niteliğindedir.

Fırsatın ortaya çıkması ve değerlendirilmesi girişimcinin o alandaki bilgi, deneyim ve sezgi gücüne dayanmaktadır. Girişimcinin sahip olduğu bilgi o konuda girişimcinin sahip olduğu bilgiyi ve kendisinin ve çalışma alışkanlıklarının kişisel deneyimlerini kapsar(Atasoy, 2009: 22). Aslında bu tam da farklı cinsiyette olan girişimcilerin neden belli işkollarında yoğunlaştığı bilgisini vermekle birlikte; daha önemli bir eğilime de işaret etmektedir: İşkollarında neredeyse bir cinsiyeti belli alanlara tahsis etme yönünde olan farklılaşma eğiliminin girişimcilik kültürünün kendi iç dinamikleriyle dönüştürülemeyeceği gerçeği! Başka bir deyişle “girişimcilik” piyasada yaşanan eşitsizliği ortadan kaldırmaya yönelik bir dinamik değildir. Burada önemli olan farklı sektörlerde farklı cinsiyetlere ait girişimcilik eğilimleri arasındaki farklılaşmanın hiyerarşik bir katmanlaşma içinde olmasıdır: “dünya üzerinde genel eğilimlerde erkek girişimcilerin yoğunlaştığı ve uzmanlık kazandığı alanların karlılık oranları yüksek ve teknolojik yenilemeye açık olmasına rağmen kadın girişimcilerin emek yoğun; fon kaynaklarını kullanma konusundaki elverişsizlik ve diğer yapısal nedenlerle nedeniyle büyüme konusunda önü kapalı sektörlerde yoğunlaşmasıdır“(Hanson ve Blake, 2005). Bu işlerde vasıfsız emek kullanıldıgından yükselme mümkün olmamakta, teknolojik yenilemeye kapalı oldugundan da kadının vasıfsız emek niteliği değişmemektedir. Ayrıca kadın girişimcilere yönelen mikrokrediler çoğu zaman yeni bir işyeri açmaya izin vermeyen, hane içi yoksullugu kısmen gideren ve erkeğin işyerinin yenilenmesi icin kullanılan biçime bürünmektedir.

Girisımcilik ile “Güçlenme”?

Güçlenme literatürü ve “ana akım kalkınma söylemi güçlenmeyi kolektif değil bireysel bir süreç olarak gördüğü sürece güç yapılarına meydan okumak için işbirliğinden ziyade

girişimcilik ve kendine güven vurgusu yapmaktadır” (Toksöz, 2012:206). Toplumsal cinsiyet ve kalkınma yaklaşımı içinde yer alan ve konuya feminist perspektiften bakan araştırmacılar

(7)

için ise “güçlenme …içsel gücünü arttırma, kendi gücüne dayanma, yaşamdaki tercihlerini belirleyerek bunların gerçekleşmesi için uğraşma, bu doğrultuda kolektif eylemde

bulunabilme ve kaynaklar üzerinde denetim sahibi olabilme anlamına gelmektedir (Toksöz, 2012: 204).Girişimcilik kültürü; başta kadın emeğinin piyasalaştırılmasını geliştirmek üzere neoliberal esnek ihtihdamı savunan ve “yardımı hak” etmeye dayalı yoksulluk karşıtı söylemi destekleyen; bireyi“yoksulluktan kurtul” sorumluluğuna sokan bir kendilik süreci olarak tümüyle bireyseldir.Toksöz’un de belirttiği gibi kalkınma düşüncesinin başında kadınlar yoktur; neoklasik yaklaşımda kadın hane içindeki doğal kabul edilen işbölümü sonucu çocuklara bakan, büyüten, dolayısıyla piyasa ekonomisine katılmadığı için üretici olmayan bir aktördür.Ekonomik büyümeyle birlikte toplum refahı arttıkça ailenin ve onun

koruyucusu, kollayıcısı olan kadınlarının durumunun da iyileşeceği varsayılır” (Toksöz, 2012:48). Dolayısıyla kadınların kendi hanelerine piyasada çalışarak refah katkısı yapmasına çağrı oldukça yeni ve 1980lerden sonra neoliberal girişimcilik kültürüyle dinamik kazanmış yeni bir süreç olarak okunmalıdır. Piyasada kadın emeğini öne çıkaran neoliberalleşme pek çok ülkede feminizmle güçlü bir ittifak yaptığı konusunda ayrıca eleştirilmektedirler (Özuğurlu, 2013).

Özellikle mikrokredi türünde girişimcilik kaynaklarıyla istihdam kazanan kadınların refah düzeyinin yükselip yükselmediği, gerçekten güçlenip güçlenmediği konusunda çelişkili açıklamalar vardır. Bu çelişki aslında kadın girşimciliğinin refahı bireysel değil “ailesel refah” olarak tanımlamasıyla ilgili görülebilir. Mikrokredilerin maddi ve sembolik nitelikleri kadınların yeni iş kurmalarına değil, “ekmek kazanan erkek” merkezli haneyi tamamlayıcı geleneksel emek sürecini geliştirmekte; bu yönüyle yoksulluğun azalmasını

sağlamaktadır(Erguneş, 2010; Köse ve Maltaş, 2013). Ancak kadınların kişisel refahı açından aynı mutlak olumlu sürecten bahsetmek mümkün değildir, Sadece piyasa sürecini düzenleyen kamu ataerkisi değil, özel aterkil ilişkiler de bu refah düzeyini etkilemektedir. Örneğin TÜİK in ilkkez 2006 da yaptığı ev içi işlere ayrılan zaman anketi çalışsalar dahi kadınların ev içi işlere ayırdıkları zamanın nerdeyse hiç azalmadığını, erkeklerin ise çalışsalar da çalışmasalar da ev işine çok zaman ayırmadıklarını göstermektedir( Memiş,2012). Karşılığı ödenmeyen “ev içi emek” doğal olarak kadının alanı olarak görülmektedir. Kadının girişimciliği

kendiliğinden bir refah artışı ve güçlenme sağlamamakta, “kadının ücretli işinin evin içinde ya da dışında olması, ücretli çalışmaya ek olarak ev işlerinin tüm sorumluluğunun kadınların omuzlarında olup olmaması, formel veyaenformel sektörde çalışması , aile üyelerinin gelirleri

(8)

üzerindeki denetimleri, aldıkları ücretlerin yüksekliği, yaptıkları işlerdeki çalışma koşulları üzerinde ne ölçüde denetim sahibi oldukları” önem kazanmaktadır(Toksöz, 2012:207).

Girişimciliğin kadınların çıkarına olup olmadığı sorusu ise yine “stratejik ve pratik cinsiyet çıkarı açısından” iki yönlü cevaplandırılması gereken bir sorudur: “Stratejik toplumsal cinsiyet çıkarı kadınların erkeklere olan tabiyetinin ortadan kaldırılmasını hedefler; …stratejik ihtiyaçlar feminist olarak damgalanır. Pratik toplumsal cinsiyet ihtiyaçları ise mevcut cinsiyete dayalı işbölümü içinde kadınların yaşamlarını sürdürebilmeleri için onların somut ihiyaçlarına bağlı olarak ortaya çıkan ihtiyaçlardır; bunlar toplumsal cinsiyet

eşitliğini hedeflemez ve tabiyetin mevcut biçimlerine bir tehdit oluşturmazlar… kadınlara beceri kazandıran ve gelir elde etmelerine yönelik üretici faaliyetlere yönlendiren projeler bu çerçevede görülebilir” (Toksöz, 2012:60). Bu tanımlar çerçevesinde bakıldığında özellikle mikrokredi temelli kadın girişimciliği pratik çıkarlara uygundur, ancak “stratejik çıkarlar”a aykırı bir gelişme sürdürür. Burada Toksöz’ün işaret ettiği gibi kadın emeğinin bu “yeni coğrafya”sındaki olumsuz sonuçları izlerken bu deneyimin kadınların özgül toplumsal cinsiyet kimliklerini sürekli nasıl yeniden formüle ettiğini ve kadınların sermaye birikimi ve toplumsal cinsiyetin geleneksel kimlikleri arasındaki etkileşimde nasıl aktif ajanlar haline geldiklerini göz ardı etmemek gerekir (Toksöz, 2012:211). Kadın girişimciliğinin psikolojik temelli açıklamalarından çok kamu aterkisi ve özel ataerkiyi birbirine ilişkilendiren

“sosyopolitiği” bu iktisadi “ yeni coğrafya”nın haritasını çok daha açıklayabilecek bir metodoloji yaratabilir.

Kaynakça

Atasoy, T.(2009) Kendinizin Patronu Olmak: GiriĢimcilik;Odtü Yayıncılık: Ankara

Ergüneş, N.(2010), “Kadınlara Yönelik Kredi Biçimleri ve Kadın Emeğinin Enformelleşmesi”, Kapitalizm, Ataerkillik ve Kadın Emeği, SAV: İstanbul Hartmann, H. (2006)Marksizmle Feminizmin Mutsuz Evliliği, Agora.

Hanson S. ve M. Blake (2005), “Changing the Gender of Entrepreneurship”, A Companion to Feminist Geography, Lise Nelson ve Joni Seager(eds), Blackwell Puplishing s. 179-194

(9)

Köse E. ve A. Maltaş (2013) “Kamusal Alan Tanımında Neo-Liberal Dönüşümler ve Toplumsal Cinsiyet: Karaman Örneği”, Dünya ġehircilik Günü 37. Kolokyumu, İzmir Memiş E. ve diğ. (2012) “Kadınların Ev-Kadınlaştırılması: Ücretli ve Karşılıksız Emeğin Toplumsal Cinsiyet Temelli Bir Analizi”, Türkiye’de Refah Devleti ve Kadın, der. S. Dedeoğlu ve A.Elveren, İletişim: İstanbul.

Özuğurlu, A. (2013) “Neoliberalizm ve Feminist Politikada Sınıfsal Tutum Arayışları”, 21. Yüzyıl Feminizmine Doğru, Neoliberalizmin Ötesinde Bir Kadın Hareketi Ġçin TartıĢmalar, Editör: Aynur Özuğurlu, Nota Bene Yayınları, Ankara

Referanslar

Benzer Belgeler

Selin Beauty Center girişimci profili yeterli finansal güce sahip kadın yatırımcılar ve kadın işletmeciler için uygun olmakla birlikte, kozmetik, güzellik sektöründe

Kadın Girişimciler Ticaret Odası ziyaret edilerek, kadınlara yönelik çalışmaları ve Kosova’daki Kadın Girişimciler’in ticari faaliyetleri ile Oda’nın

Dünyanın dört bir yanında yüzyıllardır, farklılaşma ve ayrışmanın sosyal ve kültürel simgeleriyle, bahsi  geçen  bu  farklılaşmanın  içindeki  erkek 

6 ncı maddeye aykırı Ģekilde Ģube açılması halinde birinci fıkranın (c) bendi hükmü uygulanmakla birlikte bunlar Kurumun talebi üzerine valiliklerce geçici

There are also amphibious assault ships, classified as Landing Helicopter Dock (LHD), Landing Helicopter Assault (LHA) and Landing Platform Helicopter (LPH) that possess

KARAPINAR TICARET VE SANAYI ODASI 59 FATMA TUĞÇE ERKUŞ KALIN ERKON DÖKÜM İNŞAAT TURİZM TİCARET VE SANAYİ LTD.ŞTİ.. KONYA

osyalist Devrim Partisi’nin genel başkanlığına Mehmet Ali Aybar, Genel Sekreterliğe DÎSK’e bağlı ASİS Genel Başkanı Cenan Bıçakçı, Genel.. Saymanlığa

İşte bu sayılamaz sonsuz olan kümenin eleman sayı- sı, sayılabilir sonsuz dediğimiz kümenin (doğal sayılar ör- neğin) elemen sayısından daha büyüktür ve bu kümenin