• Sonuç bulunamadı

Hamid'in hususi hayatından parçalar

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Hamid'in hususi hayatından parçalar"

Copied!
3
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Hâmid’in Hususî Hayatından Parçalar

--- <=c=>-- ...

Ölümünden beri her sene yaptı­ ğımız senei devriyeleriyle kendisini çok eyi tanıdığımız Hâmit 1852 yılı Şubatının 5 inci günü Istanbulda Bebekde dünyaya gözlerini açmış ve 1937 yılı Nisan ayının 13 / 13 gecesi saat « l » i beş geçe dünyaya ve bize gözlerini yumuştur.

* *

*

Hâmid’in en hususî bir cephesi samimiyetidir. Onda, yapmacıktan diğer bir tâkım şairlerin eserlerinde gördüğünüz soğukluklardan eser yoktur. O, pek az Şaire nasib ol­ muş bir yaratıcılıkla hep kendini terennüm etmiş ve hayatının en sa­ mimî parçalarını bize vermiştir. On­ da ifade kukreti o kadar büyüktürki biz onu düşünmesek bile, bazı be­ yitleri, bazı münasebetlerle zihnimiz­ de şimşekler yaratarak dudaklarımı ■ zın ucuna gelir. İşte bir şaire san­ at sahasında erişebileceği en yüksek bir nokta.. Daima hatırlanmak ve dilden düşmemek.. Bu sebeplerdirki o küçük bir zümrenin değil bütün münevver ve mütefekkir Türk top­ luluğunun şairidir.

* *

*

O, sanat namına kendi ruhunu ateş­ liyor. Ve tutuşan ruhunun parıltıları

arasında en derin biı ıztırap çek­ mesine rağmen hakikati bize göste­ riyor,

Ferit Ragıb Tuncer

O, vücudunu sarsan en büyük kederleri bile bizle paylaşıyordu. O bize bu kadar yakın, o kadar sami­ mî idi. Bunu karısının ölümünde ne açık görüyoruz :

“ Bombayda karısı Fatma ha­ nımın verem hastalığı şiddetle ilerle­ mektedir. Hâmid karısını Istanbula tedaviye ğetirmek için izin almış ve hareket etmiştir. Vapurda ıztıraplar içinde kıvranan Fatma hanım Berut’a çıkıyor. Hâmid’in kardeşi Nasuhi bey Berut da validir. Ona misafir oluyorlar. Fatma hanım buıada lb85 senesi Nisanının 21 inci günü hayata gözlerini yumuyor. Bu tees­ sürün derinliği onu çıldırtacak de­ receye getirmiştir. İhtiyar ve sadık uşak Ahmed ağa onun yanından ayrılmamaktadır.

Karısı topraklara terk edilirken Ahmat ağa büyük üstadı kırlara uzaklaştırarak bu hareketi ondan saklıyor. Hamid 40 gün Berut da ka­ lıyor. ve bu müddet zarfında hergün karısının mezarına giderek orada göz yaşı döküyor, ve hemen eve gelerek Ahmet ağa ile odasına ka­ panıyor, “ Makber,, i.. Bu en büyük eserini, Edebiyat tarihimizin bu baş eserini yazıyor.

“ Makber,, Fatma hanımın mersi­ yesidir. O, Makber mukaddemesinin sonunda : “ Bu kitap bir merhume­ nin mezarıdır. Zairinden fatiha ni­ yaz ederim.,, diyor. Ondaki sami-14

(2)

mîyyeti, ondaki bu his tuğyanını, ondaki eğilmez vefakârlığı nefsinde toplayan insan bu dünyada az bu­ lunur.

* *

*

Hâmid giym hususunda en güzel, en şık, ve en temiz giyinen o zama­ nın en centilmen erkeği idi. Salon âdetlerine vakıf, sefarethanelerin parlak salonlarında en güzel kadın­ ların kendisine hasret ve iştiyakla baktıkları en göz alıcı erkekdi o ..

etrafinı pervane gibi saran dil­ ber kadınların kalbe saplan; n bakış­ ları onun zaten yaralı olan gönlün­ de rahneler açmama« mümkünmüy- dü.

Dünyanın yaradılışından bugüne gelinceye kadar eskimemiş ve bu günden dünyanın batısına kadar eskimeyecek olan bir tek kelime vardır : sevmek

Çok hassas ve gönül işlerinden çok eyi anlayan ince bir şair olan Hâmid’in de sevmemesine imkân yoktu. Hele böyle etrafını kuşatan dilber salon kadınları arasında olursa.

O da sevdi.. Hemde sarsılarak, bütün âsabiyle tutuşarak sevdi. On­ da şu büyük vasfı da görüyoruz. Sevdiğine delicesine bağlılık .. O bağlandığını çılgıncasına seviyordu Dolaşdığı yerlerde onun vücudunda sarsıntılar yapan sevda maceraları­ nı duyuyorduk.

* *

*

Hâmidi yıprantırıcı hayata, ezici kalp felâketlerine karşı daima diri ve genç tutan en büyük kudret on­ daki yüksek sevmek kabiliyeti idi.

Bu kabiliyettir ki onu daima dinç ve zinde tutuyordu. Sevmek; her güzeli, eyiyi, doğruyu sevmek .. O güzel şey bir taş, bir ot veya baş­ ka bir şey olsa dahi., güzele karşı kalbinde derin bir temayül vardı.

Karısı Lüsyen, kocasının güzele karşı olan estetik duygularından bahsederken :

“ — Benim kocamın eli şimdiye kadar hiç bir çirkin kadın eline değmemiştir,, der.

1912 senesinde Hüseyin Cahit Avrupadan Istanbula dönerken Hâ­ midi Viyanada bir otelin çay salo­ nunda ğörmüştü. 62 yaşındaki bü­ yük üstad halâ dinç, şen, enerjik ve sevimli idi. Halâ aşk ve sevgi il- hâm edecek bir durum taşıyordu, ve yanında çok zarif genç ve güzel bir dadın bulunuyordu. Bu işte şimdiki karısı Lüsyen hanımdır. Yanındaki bu çok genç ve zarif kadın onun, en genç addetttğimiz erkeklerden daha genç ve zarif olduğunu bize isbat eden en canlı bir delil değil­ imdir.

* * *

Genç şairlerimizden Necip Fazıl Kısakürek vardır. Şu Tiyatro âle­ minde “ Tohum,, ve “ Bir adam ya­ ratmak,, gibi piyesleriyle münevver kütleyi kendine çeken ve şiirleriyle bütün gençliği kendisine bağlayan genç arkadaş Necip Fazıl Bu arka­ daş anlatıyordu :

Bir gün Taksim de yeni bir a- partıman tutmuş.. Arkadaşları İsrar etmişler, bu apartıman şerefine bu­ nun bize bir resmi küşadını yap..

(3)

-bizi topla.. Hem Edebiyattan konu­

şalım, dans edelim ve hoş gün geçirelim di­ ye...

Necip Fazıl arkadaşlarını kumamış ve bir toplantı tertip ederek arkadaşlarını çağırmış..

Büyük üstad Hamidi de Tokatlıyan önünde

görerek :

— Üstat yeni tuttuğum apartıman şere­ fine bir küşad resmi yapmam hususunda ar­ kadaşlar zorladılar. O gün bütün arkadaşları çağırıyorum.. Sizin de bize şeref vermenizi rica edeceğim.. >. demiş..

Hâmid bir çocuk kadar saf, nazik ve

mütevazidir. Hürmet telkin eden bir kibarlığı vardır. En ufak bir karıncayı bile incitmekten sakınır.

Necip Fazıl’a : — Hay hay oğlum mem­ nuniyetle gelirim., diyor. Ve adresi alarak muayyen günde apartımana ayak basıyor.

Salona giren büyük üstadı herkes hür­ metle, ayağa kalkarak selâmlanııştır. Estetik

duyguların en ulvisini taşıyan Hâmid şöyle

etrafına bakınıyor. Her şey mükemmel ve her şey y'erli yerindedir. İlerliyor.. İlerde pence­

renin önünde genç güzel ve cazibeli, hesna

ve müstesna bir kız oturmaktadır. 18 — 1.9 yaşlarında olan bu kızı, güzellik vasıfları ü- zerinde perendeler atmış olan 88 yaşındaki Hâmidin gözü 19 yaşındaki bir gencin gözle­

rinden daha süratle ve daha derinden kavra­

yarak, niifûz ederek görüyor. Tabiî artık

Hâmit etraftaki boş koltuklara oturamaz iler­ liyor.. Pencerenin yanında kıza yakın bir kol­

tuğu çekerek kızın yanına oturuyor. Bir sa­

lon gencinde görülecek en zarif bir hareketle Monokl’unu takıyor, ve kıza hayran bakmağa başlıyor. Kız Necip Fazıl’ın arkadaşlarından bir gencin kız kardeşidir. Büyük üstad hayr- ran olduğu bu kıza bir az sonra tevcihi ke­ lâm ederek :

— Ah. hanım kızım 40 —1 45 sene evvel ne’

rede idiniz.

Bakınız okuyucularım bu söz, son günle­

rinde :

( Tat yok gecesinde, gündüzünde. Sen niyleyeyim bu yer yüzünde )

diyen büyük üstadın estatik duygulara karşı

bu kadar geçkin yaşına rağmen ne kadar

kassas vc nü kadar ateşîn olduğunu bize ne

güzel gösteriyor,

* * *

Hâmid filozof değildi. O hayatın felse­

fesini yapmadı. Lâkin o hayatı.bütiin çıplak­

lığı ile, bütün canlılığı ve ihtirasıyla yaşadı,

Duyurdu. Sevdi. Sevildi. Duyduğunu dehası­ nın te’min ettiği muvaifakiyetle ifade sırrını biMi. Bunun için o hakikî bir artistti .. ve bunun için biz Hâmidi büyük olarak tanıyo­ ruz. ve yine bunun içindirki onu derin yrerine ölmezler sırasına gömdük..

(2. i n c i s a h i f e d e n d e v a m ) fedilmesine katiyen hak vermez. Biz (Lozan)a müzakereyé, pazarlığa gittik. Karşımızda bir devletler sistemi vardır,

bu sisteme karşı yapayalnızdık ve Osmanlı impratorluğunun hesaplarını tesviye ediyorduk. Tabiatiyle ehem­ miyetsiz bazı fedakârlıklarda bulu­ nacaktı. Buna rağmen Avrupa mu­ harrirleri bu muahedeyi « Muzaffer Asyanın mütevekkil Avrupaya şart­ larını dikte ettirmesi » olarak kabul ederler.

Hakikat böyle olduğu halde L o­ zan barışının parafe eden ve ettiren bahtiyar insanlar onun son pürüzle­ rini de hallettiler. Borçlar meselesi 23 Nisan 1933 tarihinde halledildi. 21 Kemmuz 1926tarihli [ Montrö Bo­ ğazlar mukavelesi ) ilede askerî ka- yıtler üzerinden sünger geçirildi.

Sözü bir avrupalı muharrire, - Ger­ manos - bırakalım : « Lozan inkilâ- bınm millî mücadelesi Avrupa ve Asyaya verilmiş bir derstir. Avru- palılar insan esaretini lağv edip millet esaretine başladıkları andan itibaren esir etmek istekleri millet tarafından ilk defa mağlubiyete uğ- rayorlar.

« Asyanın esir bütün milletleri Turklerin istiklâl dersinden isti­ fade edecekler ve Avrupa boyundu­ ruğunu sarsacaklardır.»

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Al-Mefty及Dr.Krisht研習一年,引進新穎的腦部手術觀念及方法,術後將縮短病 人恢復期、保留腦部重要構造並減少不必要傷害。

[r]

Bir örnek: Morfojenlerden birinin siyah k›l yap›m›n› sa¤lad›¤› gibi, aç›k renk yap›m›n› üstlenen morfojeni de etkinlefltirip, ayr›ca da ondan daha h›zl›

Quantitative analysis of vitamin A and its offects on lipid metabolism

Istanbulda Yeniler Gurupu tarafından Eminönü Halkevinde 3— 20 temmuz 1943 tarihleri arasında bir resim sergisi açılmıştır. Güzel Sanatlar Akademisinde açılan

rı nsağ ve solunda vazodan çıkan yıldız çiçekleri yanlarda birer servi ağacı, orta kısımda dört ayaklı bir kaide üzerinde kâse içinde armutlar ve kaidenin sağ ve

Bir odasında tahta üzerine yapılmış ç o k ince v e ahenkli Türk tezyinatının en güzel parçalarını saklıyan bu yalı Za- rif Mustafa Paşa yahşidir... Şimdi bu

O boşluğu dolduracak hasleti bulmak ve di- ğer insanlardan sizi ayıran yönü parlatmak için dışarıdan bakmak -kendini tanımak ve kendini imar adına- gereklidir.. ●