k
f
■* u t
t
a
a
a
~ KİTAPLAR VE
SANATLAR---ROMAN
Bir yalnızlığın
unutulmaz romanı
«Herkesten başka bir macera ile aramızdan gelip
geçmiş, nesli tükenmiş, bir benzerinin aramızda
yaşaması ihtimali kalmamış bir şair hikayeciydi»
o ve belki de hep kendi yalnızlığını dile getirmişti,
FAHİM BEY VE BİZ Yazan; Abdülhak Şinasi
HİSAR. Varlık Yayınları. 1966 İstanbul. 276 say
fa. 6 T.L.
V
ARLIK Yayınevi S ait F aik ve S abahattin A li’den sonra, şim dide A bdülhak Şinasi H isar’ın «B ütün E - serleri» ni seri h alin d e yayınlıyor, ilk k itap olarak ilk yay ın lan d ığ ı zam an edebiyat çev relerin d e b ü y ü k a k isler yapan «Fahim Bey ve Biz» çıktı. K i tap ta Y aaşr N abi’nin «A bdülhak Ş i nasi H isar üzerine» yazılm ış b ir önsöz var. O k uyucularım ıza F ah im Bey ve Biz h ak k ın d a b ir tan ıtm a yazısı su n m a dan önce, çok önem li b u ld u ğ u m u z b u önsözden bazı p asajlar verm eyi u y g u n btılduk. Y aşar N abi, yazarı p ek y a k ın d an ve pek u zu n zam an d o stluk ede rek tanıyan ve onun ed itö rlü ğ ü n ü yap an b ir tenkitçi sıfatıyla h a y a tı h a k k ın d a h ay li ilgi çekici n o k tay a ışık tu tm u ş bulunuyor.A bdülhak Ş inasi’nin, k en d i içinde yaşayan birçok san atçılar gibi, pek az dostu olm uştur. Son y ılların ı b ü s b ü tü n yalnız ve toplum dan uzak b ir d u ru m d a geçirdi, O nun için kendisini uzunca b ir sü rey le y akından tanım ış o - la n la rın sayısı h ele ed eb iy atçılar a - rasm da, p ek azalm ıştır, işte, b ü tü n e - serlerin i b ira ra y a toplayacak olan bu dizi’nin başına yazılacak önsözü ü z e rim e alm ak gereğini bana d u y u ra n da b u oldu. Ç ü n k ü Şinasi beyle otuz yıllık b ir dostluğum uz olm u ştu r. P e k az kim şeye gösterm iş olduğu b ir m u h ab b et ve hoşgörüden y ararlan d ım ; b u sayede k endisini b ü tü n iç âlem iyle, b ü tü n d u y g u ve düşünceleriyle y a k ın d a n ta m - m ak fırsatım buldum .
Geçm iş g ü n ler özlemi eserin in tem el taşını teşikl eder. B aştanbaşa b ir ş iir- bolluğu ile işlenm iş olan Boğaziçi M eh ta p la rı bu m azi sevgisinin b ir an ıtıd ır, denilebilir. B u uzun şiir içinde b aş lıca ro lü Boğaziçi ve çocukluğunda o tu r m uş olduğu Boğaziçi yalısı o y n ar. A - m a Y akup K ad ri K araosm anoğlu’n u n h â tıra la rın d a n öğreniyoruz ki, Şinasi bey, gençliğinde bu yalıyı h iç sevm e m iş ve N işantaşında b ir ap artım an a taşın m ak tan âdeta b ir k u rtu lu ş se vinciyle söz açarm ış.
Eski Boğaziçi’n in saz âlem lerin d en o k a d a r b ü y ü k b ir h a y ra n lık la b ah se den, m ehtaplı gecelerde söylenen o ş a r k ıları, o tan rısal sazları b ir an latılm az şevkin cezbesi içindeym işçesine h ay ran lık la dile g etiren sanatçı, ay n ı şa rk ı la rın — belki de daha u sta san atçılar tara fın d a n — çalınm asını dinlem eye bile taham m ül edemez, o eski y alıların doğulu hayatını, k o nforsuzluğu içinde, y en id en yaşam ayı asla ak im d an g eçir m ezdi.
Bu çelişim e b a k a ra k on u n eserini sam im iyetsizlikle suçlam aya k alk a c a k la rın gerçekten u zak laşacak ların a in a n ıyorum . Ç ü n k ü sam im î olm adan o e - se rle rd e k i h ay ran çoşkunluğa erişm e n in m üm kün olacağını hiç sanm ıyo rum .
Ş u halde, bu çelişm eyi nasıl y o ru m la m a k ? B ana k alırsa b u kon u d a en ak la yakın y o ru m şu d u r: O, çocu k lu ğ u n u n b u lan ık h â tıra la rı arasm d an geç mişi, olduğu gibi değil de, olm ası ge re k tiğ i gibi görm eye çalışıyor ve i- n a n ç la rm ın boşluğunda belki de hiç duym am ış olduğu ya da pek kısa s ü re le rd e üzerinden b ir ü rp e rti gibi g e- çiverm iş b irtak ım sevgileri, h a y ra n lık la rı ve tatları, hayalinin yenibaştan k u rd u ğ u b ir yapm a h â tıra la r d ü n y a sında b uluyor, can lan d ırıy o r, b ü tü n b u n lar, hayalinin b ir yapıntısı değil
de gerçeğin tâ kendisiym iş gibi h e y e can la n arak , coşarak bu kaybedilm iş cennete ağ ıtlar yazıyordu.
Hiç evlenm em iş, h a ttâ belki de hiç sevm em işti. K ad ın lara yak ın lık duy m az,, m eclislerinden hoşlanm azdı. İlgi lenm eğe değmez, zekâca aşağı, anlayışı k ıt b ir y a ra tık gözüyle b a k a rd ı kadına. B ir yan d an da h ayalinde tadı u n u tu l m az sevgiler ve b u n la rı ilham eden tan rısa l y a ra tık la r can la n d ırır, o sevişm e le rin verdiği h azla rı en erişilm ez n im e tle r gibi co şk u n lu k la dile g e tirir di.
K aba olan, ç irk in olan, zevksiz ve anlam sız olan h erşey e k a rş ı yalnız k a yıtsızlık değil, âd eta d eh şet d u y m u ş tu r. B u d u y g u su n u n altm d a öyle sa n ıy o ru m ki, ölüm ve onun sebebi olan h astalık k o rk u s u y a ta rd ı. B u h astalık k o rk u su onda hayaıtı k en d in e zehreden, teh lik eli b ir psikoz h alin i alm ıştı. A şı rılığa v a rd ırılm ış b ir m ikrop m anisi yaşayışının rotasını tây in etm iş, onu yalnızlığa, d a r b ir çev ren in dışına çı- kam am aya, in san lard a n ko rk m ay a ve kaçm aya, elini k arşısın d ak in e ü rk e re k uzatm aya, h ay atın tad larm d an b ü y ü k b ir k ısm ından b ilerek ve isteyerek uzak d u rm a y a sü rü k lem işti.
K om ünizm den, h a ttâ o n u n ılunlı şekli olan sosyalizm den ölüm den k o rk tu ğ u k a d a r k o rk ard ı. H a y a tta yalnız lây ık o lan lara bahşedilm iş b ü tü n n i m et ve im tiyazları söküp atacak, so k ak ta k i h am alla o nu aynı eşitlik b o y u n d u ru ğ u n a koşacak; sevm iş, inanm ış, bağlanm ış olduğu n e v arsa hepsini d e ğ iştirip y erin e hiç bilm ediği kim bilir ne ç irk in lik le r getirecek b ir siyasî m ez h eb i anlam asına im kân yoktu. A m a bu tü re d i ak ım ları sevm em ekle kalm az, b u n la ra bulaşm ış old u ğ u n u sandığı ya da işittiği kim selere hem en düşm an kesilir, bazan da h erh an g i b ir sebep te n k endisini kızdırm ış olan kişilerin de m u tla k a b u u ğ u rsu z h astalığa tu tu l m u ş in san lar olacağına k e n d in i in an - d ırm ay a çalışırdı. B ir se k re te re ihtiyacı olduğu zam an, b en d en b u vazifeyi gö rebilecek b ir genç tavsiye etm em i is te rk e n , am an k om ünist olm asın! diye sıkı sıkı ten b ih eder, kendisiyle b ir edebî k onuşm a y apm ak için ta v a s su tu m u isteyen genç y az a rla rın d ilek lerin i bildirdiğim zam an da gene kom ünistlik le ilişkileri olm adığm a d a ir tem in at is te r, b u k o rk u ile çok k e re kapısını çalan ları g eri çevirdi. «Ne diye g ire rs i n iz b u sık ın tü a ra , y arım sa a t k o n u şa cağınız kim selerin şu ya da bu in an ç ta olm asından n e çık ar? Ö nem li olan, sem patik ya da an tip atik oluşları d e ğil m idir?» diyecek olsam , yü zü n e kan hücum ed erek , «Mon cher, öyle dem e y in A llahaşkm a, hiç sem patik kom ünist o lu r m u ? » diye k ö p ü rü rd ü .
G elin görü h ki, kom ünistin bu yem inli d ü şm an ı b ir yan d an da b u r ju v a n ın düşm anıydı. A risto k rat ru h - lu y d u , am a onun inandığı aristo k rasi b ir soy aristokrasisi değildi. kendini soyca a risto k ra t saym asına rağm en, ay n ı ölçüde soylarıyla övünebilecek nice kişilerin , bu ara d a bizzat kendi k a r deşinin avam î y aradılışından tiksinirdi. H içbir eserinde açıklam adığı, a ç ık la n m ası da pek kolay olm ayan b ir çeşit ru h , mizaç, zevk ve zekâ aristokrasisi ta sa rla r, bu aristo k rasi için zihninde belirm iş n o rm lara uym ayan kişileri, F ran sızların verdiği anlam la «bourju- va» diye hor görür, böylelikle hiç d
e-A BD ÜLH e-AK ŞİN e-A Sİ H İSe-A R «Usta b ir mozaikçi ve şair—hikayeci..» ğilse bu b u rju v a düşm anlığında n efret ettiği k o m ü n istlerle, fark ın d a olm adan, b ir n o k tad a birleşm iş olurdu.
M u tek it olm ayışı ve ru h u n b e k â - sm a inanm ayışı son dem lerine onu, hiç değilse b ir b aşk a d ü n y an ın n im e t leri tesellisinden de yoksun b ıra k m ış tı. B ir k o nuşm asında din k o n u su n d ak i k an aatin i şöyle açık lar: «Hiç nam az kılm adım v e cam iye gitm edim . Y a zık k i b en m u te k it değilim . N am az ile öteki d ünya d ed ik leri y ere gidileceğini u m m uyorum . F a k a t b u, m ani değildir ki hem en b ü tü n in sa n la r gibi ben de h e rg ü n ve h e r gece A llah tan niyaz, r i ca ve d u ad an geri kalayım .»
M utlak inançsızlığı ile bu d u a la rı nasıl telif ettiği ve ru h u n ebedîliğine inanm adığına göre A llah tan n e d iled i ğini anlam ak g ü ç tü r. H ay atın d a ra s tla n an tü r lü çelişk iler gibi din k o n u su n daki bu k a ra rsız tu tu m u n u da m antık yoluyla açıklam ak im k ân ın ı b u la m a d ı ğım ı itira f etm eliyim .
E d eb iy at üzerin e kesin, keskin, değişm ez k a n a a tle ri v ard ı. P ro u s t’a, D .A nnuncio’y a B a rre s’e ne k a d a r hay ran sa, b irta k ım sözü edilm eye d eğ m ez k işilerin y av an ve ren k siz h a y a t la rın d a n söz açan S ten d h al gibi, Z o- la gibi «pespaye» y azarlara da o k a d a r kızar, böylesine ed eb iy a t dışı, şiirsiz ya za rla rın ciddiye alınm asına ne k a d a r şaş tığ ıtn ı h e r fırsa tta te k ra rla m a k ta n geri durm azdı. B u n ların yanında, d ü n y an ın on b ü y ü k rom ancısını say an o to ritele rin a d la rın ı an m ad an edem dikleri D os- toyevski ile Tolstoy’u da h iç sevm em iş ve okum am ış olm asındaki h ikm eti, bu rom ancıların da k ü çü k ad am ların , acı nacak in san ların h a y atın d an söz açm ış olm asm da m ı, yoksa kom ünizm e olan hıncı y ü zü n d en R us olan h erşey e de duyabileceği b ir an tip atid e m i aram ak gerektiğini h içb ir zam an an lay a m a mış im dir.
Y azılarını son d erece ciddiye alır, eski h a rfle rle verdiği y azılar dergide ba zı dizgi y an lışlarıy la çıkınca çok ü z ü lü r ve d ü zeltm eleri ille kendisi y a p m ak isterdi, isterd i ya, k en d i eliyle dü zelttiği yazılarda bazan ö tek ilerd en de çok yanlış kalm ış olur, b u n a kendisi de şaşar, yanlıksız yazı b astıram am ak T ürk y azarın ın alınyazısı olduğu g e r çeğini b ir tü r lü k ab u l etm ek iste mezdi.
N asıl y azard ı yazılarını? G erçek ten m erak edilm eye değer özellikleri v a rd ır bu yazışm . Öyle akim a geliverm iş b ir konuyu hem en o tu ru p b ir çırpıda yazı verdiği hiç olm am ıştır sanırım . Y az mak, h a ttâ en basitinden de olsa, o n da b ü y ü k b ir hazırlık, k u lu çk a devresi geçirm esi g erek en b ir y a ratm a işiydi. Yazacağı k o n u ları çoğunlukla çok ö n ceden ta s a rlıy a ra k ko n u ü zerin d e n o t lar alm akla işe başlardı. K üçük cep defteri boyunda çizgili k âğ ıtları v a r dı. B u n ları binlercesini birden ısm ar- lıyarak alır, h erh an g i b ir k o n u d a a k
lına gelen d ü şü n celeri b u y a p ra k la ra eski h a rfle rle ve k u rş u n k alem le g e li şigüzel n o t eder, b u n o tla rla dolu sa y faları, k o n u la rın a göre ince m u k a v v a - yazm ak istediği k o n u y u d ah a çok ö - dan a y rı k a b la r içinde sıralard ı. H em en nem sem ek ve ü zerin d e d ah a çok d ü şünm ekle b erab er, yazm ayı ta sa rla d ığ ı ve p ek çoğu gerçekleşm em iş çeşitli k o n u la rd a d ü şü n c e le r ak lın a geldikçe, a y rı y a p ra k la ra n o t ed er, so n ra b u n la rı k o n u la rın a göre k ü çü cü k d o sy alar
h a lin d e toplardı. D aim a cebinde b u çeşit k â ğ ıtla r taşırdı. B erab erce yem ek yediğim iz sıra la rd a bile b ird e n a k im a gelen b ir d üşünceyi hem en ceb in d e n çık ard ığ ı kâğ ıd a not ediv erird i. D üz şiirlerin d en eleştirm e yazılarına, e d e bî h â tıra la rın d a n ro m a n la rın a değin b ü tü n eserleri a y rı zam a n lard a a lın m ış böyle n o tla rın so n rad an b ir b irle riy - le ilişkileri ölçüsünde sab ırla elenip ay ık la n a ra k ay n ı boyda başka k â ğ ıtla ra geçirilm esi yoliyle m ey d an a gelm iştir. B ü y ü k eserleri için b u yazm a ve te m ize çekm e işi ay n ı boy k âğ ıtlar ü - zerin d e üç ya da beş k ere te k r a rla n d ık tan sonra tam am lanır, eser Boğaziçi M eh tap ların d a olduğu gibi a y rı p a r çala r h alin d e te frik a edilm iş olsa bile, so n rad an te k ra r işlenir, y en i b aştan daktilo edilir, güvendiği kişilere o k u n a ra k d ü şü n celeri so ru lu r, birçok k e re d aha d ü zeltild ik ten so n ra dizgiye verilir, p ro v aların kendisi tara fın d a n dü zeltm eleri y ap ılırk en yalnız dizgi y a n lışları değil, k en d j y azd ık ları da te k r a r işlenir, ilâveler, çık a rm a la r y a p ı lır ve tab iî m atb aan ın h ak lı şik â y e tle rin e yol açacak b ir dereceyi b u lu rd u değişiklikler
E serlerin in m acerası da k ita p la rın çıkm asıyla sona erm iş olm azdı. Y ay ın lanm ış k ita p la rı ü zerin d e d ü şü n m ek ten o n larla b irlik te y aşam ak tan hiçb ir z a m an g eri d u rm am ıştır. G ene o k ü ç ü k boy k â ğ ıtla r iç cebinden çıkar, akim a gelen y en i d ü şü n celer, b ir k ita b ın ın i- le rd e k i yeni baskısına eklenm ek ü z e re hem en o racak ta acele not edilirdi. O nun için k ita p la rın ın y en i b ask ıları o l d ukça önem li değişikliklerle çıkm ış, h e r çıkışında say faların ın sayısı b ira z d aha artm ıştı. H ep y e te ri k a d a r a n la ta m adığı k an isiy le d ü şü n c e le rin i b iraz d ah a açıklam ak isteğini d u y a r ve b u isteği h e r zam an eserin in leh in d e so n u ç verm ezdi.
A b d ü lh ak Şinasi b ir filozof, b ir d ü şü n ü r değil, şa ir b ir hikâyeciydi. T ıp k ı S ait F aik gibi. V e g ene tıp k ı on u n gibi, ne zam an h ik ây ed e in s a n la r ü z e rin e d ü şü n celerin i y e te ri k a d a r b e lir- tem ediği sanısıyla aynı şey leri d ü p ed ü z düşü n ce şeklinde h ik ây esin e eklem ek gereğini duym uşsa b u kısım lar eserd e b ir ek gibi kalm ış, b u iki y azarın şu
ta hikâyeci vasıflarına gölge d ü şü r - m ü ştü r.
G ram er ve sen tak s bakım ın d an k u su rsu z cüm le k u rm a k ta , kelim eleri ta m y e rin d e ve gerçek an lam larıy la k u l lanm akta, yalnız son y ılların d ak i h â - fızası bozulm uş devresinde değil, b ü tü n h ayatm ca güçlük çekm iş, o y ü z den h içb ir zam an ken d isin e ve yazdık ların a tam güveni olm am ış yazarım ı zın, F ahim Bey ve Bizdeki, Boğaziçi M ehtap ların d ak i, tanıdığı y a z a rla rı can la n d ıran h â tıra la rın d a k i o tad ın a do yulm az, büyüleyici, şiir y o ğ unluyla in sanı şaşırtan üslûba nasıl eriştiğ in i açıklayabilm ek değm e eleştirm ecinin h arcı olm asa gerek. B u b aşarı, on ıın söze, kelâm e verdiği b ü y ü k önem den ileri gelm iştir h erh ald e. K elim eleri, hiç tatm ad ığ ı olgun m ey v alarm u saresiy le dolu y m u şlar gibi, a y rı a y rı ta d la rm a b a k a ra k ay ırır, u sta bir m ozaikçinin m otifini işlem ek için re n k re n k ta ş la rı seçip y e rle rin e y erleştirişin d ek i özenle cüm lelerin e y erleştirird i. Ne yazık k i h e rşe y gibi diller, d illerle b irlik te söz le r de eskiyip değişiyor; o u sta s a n a t çının nice em ek lerle ve u m u tla rla e - serin e nak şettiğ i ve g ü zellik lerin e h a y ra n olduğu k elim elerd en çoğu a r tık dilim izde ku llan ılm az o lm u ştu r. Y eni k u şa k la r, b ir sü re sonra, d ah a önceki T ü rk ed eb iy atçıları gibi b u d ah a d ü n aram ızd an ayrılm ış u sta san atçıy ı d a m ı anlam az, onun da m ı tad ın a v a ra m az olacaklar? A m a ü zerin d e d u rm a yalım ; bu, T ü rk y azarın ın , şairin in alınyazısı ve ne zam an tam am lanacağı bilinm eyen b ü y ü k dram ıdr.
Y aşar N A B İ
SAYFA: 22
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi