I
“Hikâye-i Ayaspaşa”
O kocaman lambalı radyomu zun markası Aga mıydı, Körting iniydi hiç anımsamıyorum, ama müthiş parazit yapardı. Hele an- tensiz Ankara’yı almaya kalkış, kulakların tahribata uğrar, sinir lerin bütün bütün harap olurdu.
T 'T 'S r tŞ 'Ü
Savaş biteli tam on yıl olmuştu, dört yaşındaydım ve böylesi bir radyo azmanından cızırtılı bir
Glenn Miller dinlerken annem ve
babamla Ayaspaşa Lokantası'nda öğle yemeği yiyordum. En azın dan rahmetli babam öyle anlat mıştı, Glenn Miller’a varıncaya kadar; yani bu anı gerçekte önün dür, benim değil. Lokantanın kar şısında ve Taksim’e doğru az yu karıda Park Otel vardı, hani şu 1931’de kurulan, Atatürk’ten Yah
ya Kemâl’e binbir ünlüyü konuk
eden ve 1978’de “hak ile yeksan” olan Park Otel. Üniversitedeydim, yirmilerindeydim ve içkiyle sıkı, ama “mesafeli” bir dostluk kur muştum. Tiyatrocu takımıyla ara da Park Otel’in barına takılırdık, ama öğle (ya da akşam) yemeği
“bermutad” Ayaspaşa Lokantası^
nda yenirdi. O Ayaspaşa Lokan
tası ki “ağabeyi” Rejans’tan tam
dokuz yıl sonra Macar göçmeni
Judith Krischanovski ve Beyaz
Rus kocası tarafından kurulmuş,
“mütevazı”, ama özenli mutfağıy
la çarçabuk “öteki” Rus Lokan tası unvanını almıştı. Yıl 1943’tü... Çok gerilere gidip Ayaspaşa’nın (kesinlikle Ayazpaşa değil, ama her ne hikmetse o bayır hep rüz gârlıdır) tarihine bakıyorum. Va kit Osmanlı zamanıdır ve Ayaş ad lı bir Arnavut ağası yeniçeri ola rak katıldığı tüm muharebelerde yararlık üstüne yararlık göster mektedir. Ayaş Ağa sonraları Kas tamonu Sancak Beyi ve Anadolu Beylerbeyi rütbesine yükselecek, ardından Kanuni Sultan Süley
man’ın sadrazamı olarak Ayaş Pa şa adıyla anılacak, ama ölümün
den yıllar sonra Taksim’den Kaba taş’a inen bir uzun yokuşa adının verileceğini hiç mi hiç bilmeyecek ti! Neyse, Ayaspaşa Lokantası’nm kurulduğu yıllara dönelim: Avru pa’yı sarsan savaş, karartma gece leri, gündüz Pera’da yürüyüş, ak şamüstü önce Park Otel barı, son ra Ayaspaşa Lokantası’nda Ma
dam Judith’in kendi elleriyle ha
zırladığı tipik Rus yemekleri, ya ni “borscht çorbası”, “boeuf stro-
gonoff’, “piliç kievsky”... Tramvay
henüz yenidir ve pek eğlencelidir, ama kapı önünde dizilen Victoria Dodge’lar, Model-T Ford’lar, Bu- gatti’ler, içinde at koşturulası Stu- debaker’lar ve sülün gibi Daim- ler’lar Ayaspaşa Lokantası’nı onurlandıran “muhterem”lerin tramvaya pek “rağbet” etmediği ni kanıtlamaktadır.
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi