İSLAM TARİH, SANAT VE KÜLTÜR ARAŞTIRMA MERKEZi IR CI CA
OSMANLI DUNYASINDA ••
• • \ıp( • •
BILIM VE EGITIM
MiLLETLERARASI KONGRESİ
TE B LiGLERİ
İstanbul 12-15 Nisan 1999
Derleyen
. Hidayet Yavuz
NuhoğluİSTANBUL, 2001
Osmanlı Tarihi Kaynak ve İncelemeleri Dizi Seri No:7
İsHim Konferansı Teşkilatı (İKT) İslam Tarih, Sanat ve Kültür
Araştırma Merkezi (IRCICA) Adres:
Barbaros Bulvan
Yıldız Sarayı, Seyir Köşkü Beşiktaş
Posta Adresi:
P .K. 24, 80692 Beşiktaş -İstanbul -Türkiye
Tel: 0212 259 17 42 Fax: 0212 258 43 65
e-mail: [email protected] web-site: http://ircica.org
Sayfa Düzeni ve Dizgi: Acar Taıılak
Kapak: Hatice Polat
PC/6 - 2001/5
ISBN= 92-9063-090-6 (talnm için) . ISBN= 92-9063-093-8 (Türkçe edisyon ·için)
IR CI CA KÜTÜPHANE KATALOG FİŞİ
Osmanlı Dünya.sında Bilim ve Eğitim Milletlerarası Kongresi (12-15 Nisan 1999: Istanbul)
Osmanlı Dünyasında Bilim ve Eğitim Milletlerarası Kongresi Tebliğleri!Derleyen: Hidayet Yavuz Nuhoğlu.-Istanbul: İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi, 2001. ..
XXXVTI, 76ls.: res., fig.; 24 sm.-(Osmanlı Tarihi Kaynak ve İncelemeleri Dizisi seri no: 7)
ISBN 92-9063 -093-8
1. Eğitim-Tarih" Türkiye-Osrrianlı Dönemi 2. Bilim- Tarih - Türkiye - Osmanlı Dönemi I. Nuhoğlu, Hidayet Yavuz (Derleyen) Il. Osmanlı Dönemi Konu III. K.a.N. (Seri) 370.9561
GELİBOLULU MUSTAFA 'ALİYE GÖRE OSMANLI İLMİYE SlNlFI
Mehmet ŞEKER'
Gelibolulu Mustafa 'All (1541-1600), hJUrn.XVI. yüzyılda yaşamış,
Osmanlı tarihçileri arasmda çok tanmanlarından ve en önemlilerinden biridir. Bu yüzyılın gözde padişahı Kanfull Sultan Süleyman (1520-1566) ile II. Selim (1566- 1574),
m.
Murad (1574-1595) vem.
Mebmed (1595- 1 603) devirlerinde yaşayıp,devlet hizmetinde bulunan 'Ali, tarihçiliği yanında şiir ve n esir halinde yazılmış
altmış civarında eser bırakmış bir kimsedir.
Künlıü'l-Ahbô.r, Gelibolulu'nun en önemli eserlerinden biridir. Tarihçiliği
ile tanınan müellife bu ünü 1598 yılmda tamamlamış olduğu Künhü'1-Ahbar sağlamıştır. Gelibolulu Mustafa 'Ali'nin Osmanlı toplum yapıs1111 ele aldığı önemli bir eseri de Siyaset-name tarzmda kaleme aldığı "Mevô/idü'n-Nefiiis
fi
Kava'idi'l-Meciilis"idir. Adından da anlaşılacağı üzere Meva'idü'n-Nefais'in
adab-ı mu' aşerete dair konuları ihtiva ettiği söylenebilir. Hayatının sonlarına doğru tamamlamış olduğu bu eserinde, yer yer mübalağa sayılabilecek ifadelere
başvurulmuş olsa da, özellikle kendi devrinin olayiarına sosyal hayattan tablolar çizilmek suretiyle ışık tutulmakta ve araştıncılara önemli bilgiler sunulmaktadır.
Burada biz, tarihçimiz Mustafa 'All'nin "Mevii'idü'n-Nefliis
fi
Kava 'idi'l-Medilis"'inde bize tanıttığı kadarı ile, Osmanlı toplum hayatındaki
sosyal s1111flardan İlıniye sınıfı üzerinde duracağız. İlıniye s1111fını tanıdıktan sonra da, bu s1111ftan sayılan; müderrisleri, kitabet mesleğine mensup olan katipleri, naib, imam, hatip ve vaizler ile şairler ve ehl-i 'irf'an sayılanlardan sonra, vakıf
görevlilerini, hafız, hanende ve gfiyendeleri, bunlarla ilgileri yönünden de seyyid ve
şerifleri tanıyacağız.
Daha sonra da ilmiye'de var olan disiplin v~ düzenin 'All'nin döneminde ki durumunu ele aldıktan sonra, bu düzenin bozuluşunu ve bunun sebeplerini yine
aynı eser çerçevesinde ortaya koymaya çalışacağız.
• D.E.Ü.İliihiyat Fakültesi, İslam Tarihi Anabilim D.alı Öğretim Üyesi
1. İlmiyye Sınıfı:
Gelibolulu Mustafa 'Ali, sultan veya hükümdar olan devlet adamlannın danışman olarak yanlannda bulundunnaları gereken kimselerin özelliklerini
anlatmıştır. Yalnız hem devlet adamlan hem de halk, toplumda sözü geçen kimselerin kılavuzluğuna mulıtaçtırlar. Bu kişiler kimler olmalıdır? 'A..li'ye göre Osmanlı toplumunda bunlann birincisi Şeyhü'l-İslam'dır. Çünkü o, herkesin müftisidir ve herkesin kendisine ikram ve iltifat ettiği "Monlay-ı lazımu '1- ikramdır." İkincisi nüfuz ve itibar sahibi Kazaskerlerdir. Üçüncü grup da; başkent kadısı ile halkın işlerini halletmede Şeyhü'l-İslam'ın yardımcılan ve divan hizmetlerinde görevli kadılardır. Yani İlıniye sını:fıdır.
a) Müderrisler ve Kadılar
"Şu var ki, Şeyhü'l-İslfun ve Kadılar bilginler arasından seçilirdi" diyen 'Ali, bize devrinin uleması ile ilgili ilgi çekici bilgiler vererek, bunlan geçmiş dönemlerdeki şartlar ve uygulamalarla karşılaştırmaktadır.
Osmanlılarda ulema sınıfının çoğunluğu medrese öğrencileri arasından yetışır, bazılan da ilim öğrenmeyi seven Çelebiler arasından çıkardı. Bunlar
arasında fakir olanları olabildiği gibi varlıklı olanları da vardı.
Öğrenciler, bilgilerinin temellerini Arapça gramer kurallanın öğrenerek kazanır, ilim ve kaabiliyetlerinin güzelliklerinden zevk alarak bilgi ve görgü derecelerini elde ederler di. Hatta, eser kaleme alan aliınlerin yolunu kendi gayretleriyle öğrenen Çelebiler de Danişmendliğe yükselebiliyor, ilmiye sınıfına
daml olabiliyorlardı.
'Ali, Fatih Sultan Mehrned (ll) tarafından konulan medresede ilmiye
teşkilatı içerisindeki lıiyerarşi kurallannın zamanla uygulanamaz hale gelmiş olduğuna dikkat çekmektedir. O, Fatih'in, Anadolu'da her insanın ilim tahsiline
rağbet etmesini arzu ettiğini ve herkesin derecesine göre tayin edilmesi esasını getirdiğini belirtirken, bir süre sonra rüşvet kapılarını açacak olan büyük hocaların çıkabileceğini ve rüşvetle fetva rütbelerinin dağıtılabileceğini düşünüyor. Onlar, diyor 'Ali, "mücerret kat'ı manasıb-ı ilmiye tayy-ı medtibi 'ameliyye ve fehmiyye ile olur kıyas eylediler". Aynca "dönemin sultaniarına söz geçirebilecek, mal ve para sevgisi fazla olan hocalarm çıkarak mij.derrislerin, kadıların hiyerarşik düzeni
bozacaklanna ihtimal vermelidirler" sözüyle de, artık, ilmiyenin bozulmaya yüz
tuttuğuna işaret etmektedir.
Ulemfunn bozulma temayülüne girişinin Kanfull döneminde başlamadığmı
onun şu sözlerinden anlıyoruz:
"Gerçi Sultan Süleyman Han merhfunun saltanat günlerinin sonuna dek bilginierin yükselme yolunun düzeni bozulmadı. Büyükler, mevkilerinde, iftihar edilecek hocalar topluluğunda normal yoldan ilerleyerek, cahillerin türernesine imkan vermediler"1
Gelibolulu, ilmiye sll1l:finın Kanfull'den sonra bozuluşunu Padişah II.
Selim'in devlet işleriyle yeterli ölçüde ilgilenmemesine bağlamaktadır. II. Selim'in
Cemşid gibi kış ve yaz aylarmda lezzetli içkiler içerek kendi eğlencesine daldığl111,
devlet işlerini sadr-ı a'zam'ı ve damadı Sokullu Mehmed Paşa'ya teslim ettiğini
belirten 'Arı, bu yüzden eğlence sırasmdaki alış-verişler, kanunlarda yapılan
değişiklikler ve benzeri devlet işlerinde hatalı uygulamalann bozukluklara sebep
olduğunu söylemektedir.
Kasaba kadıları rüşvet vermek suretiyle mal defterdan oldular. Vezir-i a' zam herkesin gözünün önünde ölçüsüz işlere girişti. Hüccet ve si cil akçasım nice zorluklarla temin eden, günlük masraflarll11 binbir güçlükle kazanan, pilav ve zerdeyi ancak cuma gecesi yiyebilen köylüler, Beytü'l-maı hazinesine yumuldular.
Yediler, doydular ve hazımsızlık çektiler. Bu şekilde tefessühün başladığma işaret
eden 'Ali, "bu idraksİz kadılardan kese kese hüccet ve sicil akçası toplamak
sfıretiyle sapıtanlarm hiçbirisi onmadı. Sadr-ı a'zamlıkla Rasıll-i Ekrem'in seecadesini İmam A'zam'm kisvesini, cahillerin kırmızı sanğma değişenierin çoğu
"dünya ve ahiretleri perişan olur"2 hükmüne göre rahat yüzü görmediler diyerek bu insanlarm akibeti hakkmda fikir vermektedir.
Ulema Sl11l:finın bozulması III.Murad'm sadr-ı' azamlığa tayin ettiği Hoca Sadeddin'in almış olduğu tedbirler ile önlemnişti. Sultan hemen hocası Hasaıı Canoğlu Sa'deddin'i ulema zümresinin başma getirdi. Bilginler bunu ~sızm gelen bir bela gibi telakkf ettiler. Hoca Sa' deddin kendine danışılmadan hiçbir tayini
1 Melunet Şeker, GeliboJuiu Mustafa 'Ali ve Meva'idü'n-Nef3.is fi Kava'idi'l-Mecllis (M.N.), Ankara 1997, s:
89-90
2 M.N., 90-9ı
t
onaylamadı. Kadıaskerlere baskı uyguladı. Alimıer, onun bir talebeye deruhte
kıldığı kaza ve medreseyi bir başkasına arzedemez hale geldiler.
Gelibolulu, bu durumun, Hoca Sa'deddin'in veratından sonra yerıne getirilmiş olan Şeyhü'l-İslam Sun'ullah Efendi zamanında da devam ederek, bozulmaya tirsat verilmediğini şu şekilde açıklar:
"Nitekim Hoca Sa'deddin'in yerine devrin en tanınmış, cömert, dindar,
aynı zamanda müfessir Ebu's-Suud'un soyundan gelen ve öğrencisi olan Mevlana Sun'ullah'ı Şeyhü'l-İslamlık makanuna getirdi. Başkasını teklif edenlere yüz vermedi. Diğer mevkilerde bozulmalar olduğu halde, kadıların tayinleri sağlam kaldı."3
Bilginierin büyüklerinin bile bu durumdan etkilendiğini belirten
'Ali,
Başkent kadılarının da rüşvet yoluna saptıklarını, kazaskerlerin bu yolsuzluğu işlediklerini ve yalnızca Sadr-ı fetva'nın bundan kurtulduğunu4 belirtmektedir.
'Ali'ye göre, ilmiye teşkilatının bozulmasına bir diğer sebeb, yetersiz
kişilerin kadılıldara atanmış olmasıdır. Kasaba kadıları arasına Rus ve Çerkezler
karışmış, uğursuz ve soysuz kişiler önemli ilmi mevkileri kapmıştı. Bu durum
karşısında Padişah ve vezirler çaresiz kalıyor, çözüm üretemiyorlardı. Bu yüzden
halkın hukfıki işlerini yerine getiren kanun ve malıkernelerin düzenleri bozuldu.
Yine tarihçimize göre, bilginler sınıfinın bozuluşuna diğer bir sebeb olarak, müderrislerin ölümünden sonra, öğrenci olmadıkları halde rüşvetle öğrenciymiş gibi mülazım defterlerine yazılan kişilerin, daha sonra önemli görevlere tayin edilmelerini göstermektedir.
Aliınıerin ileri gelellieri genellikle yoksul idi. Oııların fakirlikleri
hayatlarının sonunda veya ölümlerinden sonra kendisini belli ederdi. Dolayısıyla, bunların Danişmend (Öğrenci kütük) defterleri varisierine miras malı gibi görünürdü. Defter eskiyip yırtılıncaya kadar yeni isimler eklenirdi. Sanki meyve veren koca bir ağaçmış gibi, sayfalarına harf atınak siiretiyle müderrisin çokluk
çocuğunun geliri bu defterden karşılanırdı. Kızlarının çeyizi, oğullarının evlilik
3 M.N., 91-92
4M.N.,92
masrafları, kısacası, fakir düşen vanslerinin tüm ihtiyaçlan, hatta tüm zenginlikleri bu deftere yeni isimler kaydetmek suretiyle tenlin edilirdi. s
Bu şekilde, gözü karamuş paralı manavlara, fikir ve firaset salıibi şehr oğlanlannın düşkünlerine veya müŞteri azlığından dolayı bit pazan teliallerine bile
rüşvetle millazernet sırası gelınekte idi. Tereddütsüz bir şekilde bunların akçalan
alınıp, "merhum babamızın mülazmu idi" deııilerek, talebe olduklarına dair Kazaskere şalıitlik yaptıklan görülürdü. Tablı bÜtün bunlar yapılırken gerçek
Danişmendlerin dedikodu yapmalarından sakmılır, çünkü, onlar bu tür adaletsiz uygulamalara şalıit olunca üzüntüden içieri parçalanırdı Rüşvet vererek mülazım
olanlar Kadılık mevkilerine gelirler, rüşvet verınede de benzerleri ile yanşırlardı. • b)Katipler
Kendisi de bir katip olan Ali, yazı yazma işi ile meşgul olanlan iki grupta ele alıyor:
Birinci grup, eser yazan ve tamim yayınlayanların yazılandır.Bunlaruı
güzel yazılı alınalarından ziyade okunaklı alınalan yeterli görülür. İkincisi ise, geçimini güzel yazı yazmakla sağlayan kimselerdir. Bu şekildeki gruplandımıa ile ilgili Meva'idü'n-Nefais'deki ifadeler şöyledir:
Halbuki " erbab-ı kalem", her biri geçimini, "Zü'l-fikfu-" sahibi gibi,
kalenıle sağlayarak · meşhur olan beylerdir. Orıların salıip olduklan gelir
kaynaklarının, sermayelerinin kalem olduğu herkesçe biliıımektedir. Eser yazan
yfuıi müellif olan saygıdeğer kişilerin, malıkemede hüküm vermekle görevli olan
kadılar ile imza yetkisi olan valilerin ve "hatt-ı hümayfın"lan herkes tarafından saygı gören padişalıların sadece adlan vardır, eserin ve yetkinin kendisine ait
olduğunu gösteren ılİşanlan vardır. Bunlar için "hüsn-i hattlan= güzel yazı"
yazmalan gerekli değildir. Sadece yazılarm okunur o~ası yeterlidir.'
Ama güzel yazı yazanlar, Mir Ali ve Enis! gibi sanatkarlar "size güzel
yazı gerekir" enırine uymuşlardır. Bunlar halkın yazılanın yazmak suretiyle geçinerek "güzel yazı nzkın anahtarlanndaııdır" . sözüne iltifat etmişlerdir.
5M.N., 93
6 M.N., 93
7 M.N.,230
Ellerindeki sanatı güzel kullanarak eserler yazan hattatlar bu halleri ile zenginliklerini elde etmişlerdir.•
Bunlann dışında "bütün katipler cillıildir" ifadesi altında değerlendirilebilecek kimseler de vardı. Bunların yazılan hakkında şikayet
sözkonusudur. Birçok kitapların nakliyle meşgul olurlar. Fakat birçok eksiklik
bırakırlar. Mürekkepleri ve hakkanın içindeki likalannın tazeliği, karmakanşık
sakallan gibi, eşeğin kuyruğu gibi ne artar ne eksilir. Bu kimseler idareleri
altındakileri dert ve sıkıntıda bırakırlar. Bunlar hakkında "kitabete kesilmiş kul"
kavramı kullanılabilir.•
Ali, kitabet mesleğine geçiş yollan hakkında bilgi verirken onlann,
sadrazam'ın ve katipierin başında bulunan kişilerin medrese öğrencileri hatta
öğretmenleri arasından bu mesleğe geçebilecek nitelikleri taşıyanlannı seçerek tayin ettiklerini anlatmaktadır. ı o A ynca bu şekilde geçmişte kitabet mesleğine
yöneltilerek temayüz etmiş olan Cendereci-zacte, Ramazan-dede, Eğri Abdi-zade gibi belli başlı sanatkarlann isimlerini zikretmektedir.
Ali'ye göre, önceleri tuğra çekme gibi ünlü bir rütbe, nişan hizmeti, o mevklye layık olana, "müstehakk-ı sadr" olanlara verilirdi. Hatta divan katipleri
arasında o göreve layık kimse bulunamazsa, Hariç ve dahil medreselerindeki müderrislerden veya Semaniye medreselerindeki müderrislerden biri tayin edilirdi.
Nişancı nanmıda zi-şan "müfti-i kanun-i clivan ve müşkil-küşay-ı hükkam-ı rı1- şinasandur" buyurulurdu. ıı
Kendi döneminde, kitabet mesleğindeki bozulma ve yetersiz kişilerin bu mesleği icra etmeye başlama sebebini Ali, tayinierin rüşvetle yapılınası ve kayınna gibi etkeniere bağlamaktadır. Ona göre, ehl-i kalem'e köle kısmının bönleri olan hizmetliler ginniş, rüşvetle içeriden çıkma sefih, soğuk yüzlü hilekar kölemenlerden bir sürü liyakatsiz divan katibi olmuşlar, aynı şekilde bu şahıslar
muhasbeciler sıınfına da ginnişler ve diğer liyakatsız kişilerle işbirliği yap1111şlardı.
Divan ve kudret, clivan muhasebecileri denen kötü düşüneeli katipierin eline geçmiş, zamanı gelince bir nokta ile biri on yap1111şlar1 külçe halinde gümüş
8 M.N., 230-231.
9 M.N.,.231.
10M.N., 34.
11M.N.,35
tahsil ettiklerinde bir nokta daha koyarak ihtiyaç sahiplerine yüz vermişlerdi.
Sözde hainlik mayalan olgunluk mayasına dönüşmüş, halbuki karşısındaki teşekkür akçesini artırrruştı. Bunlar ihaneti meslek haline getinnişler, yük yük akçe
toplamışlar, on yük teslim edecekken yüz yüke çıkarmışlar, bolca paylaşınışlar,
yeniden iş yaptıracaklarm işlerini de tekrar rüşvet almadan yapmamışlardı. ı o
Önceden kalem ehline "efendi" denilirdi: Köle kısmından bu mesleğe
gelenlere "fülan bey" denildi. Böylece okuma yazma defteri dürüldü. 13
"İş, ehli olmayana verildiğinde kıyametin kopmasını bekle!" hadisini hatırlatan 'Ali, ehliyetsiz kişilerin düşüncesiz hareket ettiklerini, tedbirsiz
davrandıklarını ve "Kıyamet koparsa kopsun. Tek bizim gibiler yerinde dursun"
sözünü dillerine pelesenk ettiklerini söylemektedir. Yine O, devrinde kitabet
mesleği gibi yüksek makam kabul edilen bir rütbenin zamanla "tıfl-ı razi'=süt
çocuğu" hazretlerine layık görüldünü, yeri geldiğinde bu makamlarm açık artırma
ile satışa sunularak callillere vefildi:ğini, bundan dalayıda divan katipliği
müessesesinin kurallarının bozulup yıkıldığını dile getirmektedir. Geçn1İş
dönemlerde şakirt olanlarm kendi zamanında derhal "katip" olduğunu garip
karşılayan, ardından "Tezkireciliğe" getirilmesini şaşkınlık içerisinde izleyen ve
"bu nasıl iştir?" demeye kalmadan aynı şahsa "riyaset" tevcih edildiği haberini alan Aıi, yeni bir haber daha alır: O kişinin hizmet-i tuğraya yükselerek vezir mertebesi sayılan bir mevkiye atandığı duyulur. "Bu hayret edilecek olay gösterdi ki pervasız zaman, 'bir şahs-ı vasi'u's-sadr'a deve kuşu gibi rüşvet keselerini yutturmuştur"14 diyen 'Ali, rüşvet verdiği açıkça ortaya çıkan bu kişi hakkında şu farsça şiirinin uygurı düşeceğini ifade etmektedir:
Kalem buraya kadar yazdı
Ve kalemin ucu burada kırıldı.
Sahifo ise doldurulup yırtılmıştz.
Akıllılar rüşvet şirkinden uzak, Gô.filler ise Jıaris ve mala tapan gibi.
Rindler ayık. diğerleri mey içmede
Halbu ki ben, gayret kadehine tutulmuşum. 15
12 M.N., 231.
13M.N., 34.
14 M.N., 36-37
15 M.N., 27
c) Naib, İmam-Hatip ve Yilizler
'Alı, Osmanlı toplumunda çok önemli fonksiyonlan İcra eden bu sınıflan
halkın işlerine çok kanştıklanndan dolayı eleştirmektedir:
"Bazı kasabalann naib, imam-hatip, kiltip ve şehir kethüdalan, edip olmayan Emir ve kadılar toplantılarda söz söyleye gelmişlerdir. Bu sebeble sözlerinin dinlenmesine gururlanarak her işe sokulmayı ve devlet kapısından bir karar, bir emir çıktıkça, buna karşı halkın ağzına dil sokup t~ etmeyi adet haline getirmişlerdir. Zamanı gelip cezalandınlacaklannı veya intikam sahibi bir hakime çatıp başlarına sürgün cezası, geleceğini hiç düşünmemişlerdir.. Çünkü,
boş yere kendi kendilerine lıükmetme sevdasına kapılarak başkanlıktan tad
aldıklan gibi mnmadıklan bu nimetten kederin ihanetine uğrayarak ondan da
paylarını alacaklardır. "16
Böyle nicelerinin, kadı ve beylerinin iltifatına mazhar olmuşken her işe kanşmalanndan dolayı adalara sürülerek ce:ffi. çektiklerille şahit olunduğunu, ifade eden
'All
bu kirnselerin, "tekill.if-i milliye" geldikçe bunları hayretle karşılayarak danlmamalanna, "filan hatip kadı önünde ne güzel söz söyledi" dedirtmek için yada ne kadar yürekli bir kişi olduğu övgüsünü almak için başlarını belaya sokmamalanna, aksi takdirde vatanlanndan yuvalanndan uzak kalmak zonındakalacaklanna, sürgünde "müzevvir=arabozucu" ya da "şerir" diye anılacaklanna,
memleketlerine döndükten sonra da eskisi gibi davranamayacaklanna17 işaret
ederek öğüt vermeyi de ihmal etmemektedir.
Böyle davrananlar, daha çok Karaman vilayeti kasabasının ileri gelenlerinden, Aydın, Saruhan (Manisa), Teke (Antalya yöresi), Alaiye Sancaklan halkından, Çormn'dan, Ankara halkından ve -'Ali'nin tabiriyle- şeytanın·medhine
layık olan Çankın safilerinden türeyen kötülükleriyle tanınan kimseler idi.
'All'nin
yukanda tavsif ettiği kişiler, halkın eline bir takım imkanlarm geçmesine sebep olarak bazı olumsuzluklara yol açtılar. Halk, istemediği beyleri ve kadılan köylerinde tutmadı. Küçük bahanelerle hakimlerden · öc almayakalktılar. Bazı kasabalardaki kadılar kendi kendilerine hükmetıneye başladılar.
Birkaç köye sahip çıkıp halkı, beylerden ve kadılardan korumaya, onlann
işledikleri suçları üstlenmeye başladılar. Gözlerine kestirdikleri kadılan sürdüler.
16M.N., 250
17 M.N., 250-251
Böylece düzen bozuldu. Suç işlenir, cezalar müeyyidesiz hale geldi. Görev sahibi
kadılar işsiz kaldı. Sipahi ve zu'ama yoksullaştı. Ortalıkta Celaliler türediği için huzur bozuldu. Anarşi aldı başını gitti. Ülkede ne huzur ne de güven kaldı. 18
Tahrikçilerin ve onları destekleyen halkın devlet ve toplum düzeninin bozulmasına ne şekilde etki ettiğini sıralamaya devam eden
'Ali,
döneminin vaizlerini de bunlar içerisinde mütaıaa ediyor:Günümüzde vfuzlere çok yüz verildi. İnsanlar vaizlere iltifat etti. Genç ve sonradan görme devletliler peyda oldu. Aşın itibar gördüler. Hatta gerek Sultan III. Murat zamanında, gerekse -eserin yazıldığı dönemde padişah olan- III.Mebmed döneminde vezir-i a'zamlarm azli veya tayininde bile vfuzlere
danışıldı.
Halbuki vfuzler kürsüde Allalı'ın ayetlerinden Hz. Peygamberin hadislerinden evliya menkabelerinden sözetmelidirler. Ancak zamane vfuzleri kürsülerden Sultan'a vezire, beylereve kadılara dokunan sözler söylediler. Kuzu postuna bürüııüp müslümanları yanılttılar. Şayet maksatlan padişalıı ve vezirlerin durumunu düzeltmek idiyse bunun başka yollan olmalıydı. Ama onlar, halkı
kendilerine rağbet ettirmek ve "filan vfuz amma doğru söylüyor, hak sözü,
kımndan çekilmiş kılıç gibi çekinmeden söylüyor" d edirtmek için konuştular.
Böylece halkı kendilerine çektiler.
Dünyanın aldatan parlaklığına itibar ettiler. Görünüşte yoksul gibi dururlar. Oysa onlar sarnur ve vaşak k:ürkler, güzel yüzlü, yakışıklı uşaklar, ince sevgililer, ayyüzlü canyeler, altın ve gümüş saatler edindiler. Hatta kafir ileri gelenleriyle dostluk kurdular. Gurur şarabıyla sarhoş oldular.
Gözlerine dokunan devlet büyüklerini alaşağı. etmede o kadar ustalaştılar
ki, bu yolla onları iğneleyip, taşladılar. Bilmezlikten gelip sözlerinin tesiri ile sonuç almak istediler. Bunları devlet işlerine bulaştırı:ı'ıamalı, beyler ve emirler ile yetki yanşma sokmamalıdır. Gerçi ilimlerine göre ·görüşlerine başvurulabilir.
Kürsüdeki konuşmalan ile ölçülürse, teklif edecekleri tedbirlerinin de ilimleri gibi
eksik olduğu ortaya çıkar.19 ·
18M.N.,252.
19 M.N., 253-254
d) Şairler ve Ehl-i İrfan
Her şiir söyleyeni şfur saymaz
'Ali.
Şfurden kasdımız, der, sadece 'ehl-i nazm' olup, duyduğu birkaç beyiti söyleyerek gururlanan değildir. Özellikle kale surlan altlanna, kahvehane gibi yerlere gitmeyi alışkanlık haline getirerek gönüleğlendirenlere şfur denmez. Şfur ilim ve marifet sahibi, eserinin ölçüsü, mensup
olduğu tarikata göre olan bilginlerdir. Anadolu'daki şfurlerin büyük eksiklikleri, yol gösterici bir mürşide bağlanmamalandır.
Mesela, acem şfurlerinin ileri gelenleri şiire özendikleri yıllarda bir üstadın yanında yeterli bilgileri öğrendikten sonra bir mürşide bağlanmışlardır. Böylelikle, her yolda benzerinin en değeriisi olma mutluluğuna ulaşmışlardır."0
Gelgelelim, bu yol da bozuldu. Ölçüsüz nazım düzenini getirdiler. Sanki düzgün sözlerinin dizildiği ip liğin düğümleri çözüldü. 21
Kendisi de şfur olan
'Ali,
bazılarının "bütün şfurler yalacılardansayılmıştır" iddialarına karşı akıl yürüterek şunlan söylüyor: Gerçi şfurin sözleri mefhum itibarıyla olması mümkün olmayan sözlerdir. Bununla beraber fesada sebep olması mümkün değildir ve bunca faydalı sözlerin din ve iman kaynaklanndan alınması sebebiyle de yalandan uzaktır. Aynı zamanda manzum sözler aşk savaşının kırhacı olan sevilmiş teşbihlerle doludur. Bu yüzden şiirlerin,
yalanla karışık fitne çıkaran sözlerden yeğ olduğu muhakkaktır. İnci ve güzel
kırınızı süs taşı gibi olan nazmın yalan söze tercih edileceğine dfur bir çok delil
vardır:
Oldı el-kıssa zümre-i şu'ara Bağ-ı 'ışka muadil güya
· · Nağme-i 'andelibi sanma dürfiğ
Yoksa bulmaz sözün Çerağı :fiirfrğ22
'Ali,
deVrinin sözde şfurlerini de şu sözleriyle tavs1f eder: Böyleleri 'insan-ı kimi!' e özgü, 'nazm-ı beliğ' den dem vurmaya kalkar lar. Yaratılışlannda ma 'rifet sahiplerincieki ölçü yok iken gazel okumaya cüret ederler. Belki ahmakları inandırabilirler. Hatta, 'bu sözleri biz söyledik' yalanını söyleyebilirler. Daha da
20 M.N., 115
21 M.N., 34
22 M.N., 84-85
ileri giderek "Karacaoğlan'a, Halil Abdal'a varsağılar vardır, Diyarbekir ve Ermen Ülkesinde bayat ni'mete benzer hayatiler vardır, "Biz onlar kadar da mı olamayız?" derler. Eğer "bu sözleriniz mevzfin(vezne uygun) değildir" denilse,
"gerçekte vezn eylemedik" derler. Bazı mısraların niçin uzun olduğu sorulsa
"endaze urup ölçmedik" diyerek i'tirafta bulunurlar. "Gazelde nükte lazımdır"
diyene de "işte nükte" diye nokta gösrerirler. "Sanat gerekir" diyene de "biz bu sözleri bulup yazınca ya kadar nice sanatlar çıkarc4k" karşılığını veririler. 23
Dünyaya boş vermiş rindler, ince duygulu zarifler ve diğer . ,ir ruhlu kişileri de
Ali
şöyle anlatmaktadır: Bunların çoğu geçinecek kadar bir maaşa razı olurlar. Kimseye baş eğınedikleri için de diğerleri gibi makamları yükselmez.Bunların aşağı mevkilerde kalmalarının birinci sebebi; devlet adamları, ilim salıibi
ve yetişiniş kişiler olmadıklarından dolayı bunların değerlerini bilmemeleridir.
İkincisi sebep ise, bu insanların başkalarının kapfislerine talıanunül edernemeleri ve himmetlerinin büyüklüğünden başkalarına boyun eğınemeleridir. Bu yüzden meyhane köşelerinde kadeh devirmekle avunurlar. Ne koltuğun lezzetinden lrissedar olurlar, ne de kendilerini şeref ve şana kavuşturacak ellerinden tutan birini ararlar.
Eğer en yüksek makamda oturan Sadrazam Bosnalı ise hemşehrilerini
divana doldurup, ünvanlarını yükseltir. Arnavut ise imkanlar onlara açılır. Akraba
kardeş ve yakınlar kayınlır, yüksek mevkilere geçmelerine yardımcı olunur.
Ülkenin çoğunda geçerli olan bu kurala göre erdemli kişiler, mevki ve şöhrete kıyınet vermemelerinden dolayı, layık oldukları makamlara gelememektedirler. 24
e) Vakıf görevlileri
"Ehl-i cihad" denen vakıf görevlilerini şöyle sıralayabiliriz: Ölenlerin
ıniraslarım paylaştıran görevli; Kas sanı, Miiezzil~, İmam, camilerde Kur' an okumalda görevli olan Devr-lıtin, canulerde ve tekk~lerde hayır salıiplerinin adını hayırla anan; mu 'arrif, yine caıni ve tekkelerde Hz.Peygamber'i öven şiirleri
okuyan na 't-lıtin, cüz-lıtin ve lıatfb ...
Bunaların çoğu fakir oldukları için ralıat v.e zenginlik kuşunu bir türlü avlayamazlar, meclis ve mahfillerdeki tavırları da onlann mutlu olmadıklarını
gösterir di.
23 M.N., 67-68.
24 M.N., 113-114
Bunların arasında gerçekten elini kurallara bağlı, diyfuıetine düşkün
olanlan mevcut idi. 'Ni bunlar hakkında söz söyleme ihtiyacı duymuyor, zira,
bunların hayır dualanrun kabul olduğuna delil çoktur, beş vakit namazlarını kılarlar ve aileleri ile kıt kanaat geçinip giderlerdi, diyor.
Ancak
Ali'nin
sıkıntı duyduğu kişiler bu görevlilerin orta hallileriydi.Bunlar, insanların kendilerine uyduklarını iddia ederek onların ıskat akçalarına
konarlar, zenginlik içerisinde yüzerlerdi. Kadıların da sıkı takiplerinden bıkarlar,
mütevellllerin baskısından, noktacıların olur olmaz azanndan, cabilerin diler onrnaz sert ve ters davranışlarından dolayı bezerler, bu yüzden günlerce cemaate gelmezlerdi. Kimi, tahsil hayatına devam edip kadı ya da müderris olmadığına hayıflanır, kimi de başka mernleketlere giderek oradaki bir devletliye imam ve müezzin olmayı aklından geçirirdi. Ne var ki, çoluk çocuklan ayaklannı bağlar, bu
düşünceden vaz geçerek hizmetlerine geri dönerlerdi.
Aslında, diyor 'Ni, bu kimseler mal salribi ıskat-ı salatı fazla olan zenginlerin ölümünden çok hoşlanır, devlet büyüklerinden birinin ölümünü ikinci bir hayat olarak değerlendirip birbirlerine müjdelerlerdi. Allah korusun mernlekette bir salgın taiin başgösterse devlet kuşu bunlara konar, kah hanımına elbise
aleağına söz verir, kah oğlunu sünnet etiirerneyi kendi kendine görev sayardı. Eğer hastalık uzun sürer ve mahallede bir kaç kişi ölürse oğlan kız evlendinneye niyet ederlerdi. Ölümü severlerdi. Zira gelirleri cenazedendi Zarifleri bunlar için
"elbette kefen soyuculardır, zindeyi pir ahenksiz koyan bunlardır" denrişlerdir. 25
'Ali, vakıf görevlilerinden en ağır şekilde cezal~dınlması gereken
kişilerin görevlerine gitmeyen imarnlar olduğunu söyler. Çünkü, der, bunlar bahar günlerinde ve yağmurlu günlerde sabah namazını kıldırmaya gitmezler. Özürleri
gereği bir ikigün gitmeyebilirler. Fakat keyf ehli olup kalın döşeklerinde eşleri ile
yatıp yaz uykusu uyumalan uygun değildir.
Asılması gereken ikinci grubun ise, insanların kendilerine tabi olduklan halde tenrizliğine dikkat etmeyen olduğunu dile getiren
'Ali,
şöyle devam eder:onlar kabir azabına sebep olacak olan bevl pisliğinden korunmayanlardır. Hatta üç dört vaktin namazını bir abdestle kılarlar. Niçin böyle yaptıklan sorulduğunda:
"Allah Teala kabul ediCidir" cevabını verirler.26
25 M.N., 99-101
26M.N., 101
Bir diğer işkence ile öldürülerek cezalandınlması gerekenierin de, abctestsiz namaz kıldıran murdarlar, sehv secdesi gereken yerlerde onu terkedenler ya da ayda yılda bir cüz okumaya gelip de cüzün yapraklanııı sayan görevlilerdir Bu cüz okuyaniann ulUfelerini mütevelli biraz geciktirse hemen ezbere küfrederler.
"Sen okumazmışsın" denildiğinde de "Kur'an ücretle okunmaz" karşılığını
veririler. 27
'Nl'ııin söz konusu vakıf görevlileri hakkındili değerlendirmesini şu beyitler daha iyi açıklayacaktır sanınm:
Böyle cüz-Mniara la 'net sad-bar Terk-i Kur'an ideler leyl ünehar
Vakıftın şartını tutmak 'aınelin
Bileler kendülere müşkil ba.r
Zelır-i katildür o kavmün yedüği
Ta 'm-ı gfun ana göre şeker bar Cüz'ü bi'l-külliye terk eyleyüp
'Aşr veya hizb okusa bari ne var Ta ki merdine ol eyyamun hep Hakk ide seyyi' e harfi n S ettar2'
f) Hafız, Hanende ve Gfiyendeler
Halk arasında Hiifiz; Kur'an-ı Kerim'i okuyana, Hanende; güzel sesi ile Kur'an'dan aşır ve Hz. Peygaınber'e na't okuyana ve Gılyende; murabba', bayatf ve varsağı tarzındaki parçalan sazla veya sazsız okuyana denilmiştir. 29
Ali üç ayn ad altında kaydettiği bu topluluğu müşterek özellikleri ile ele
alır ve bize şöyle tanıtır: Gönül okşayan, cana can katan nağmeleri ile gururlanan bu topluluğun sesleri ruhlara gıda olduğu halde okumaktan kaçındıklan için za:rlf
kişilerin kalpleri bunlardan nefret edegelmiştir. Kötü huylan devlet adamlan nezdinde bunlann mevkilerini küçük düşürmüştür. Toplantılara sadece güzel seslerinden tad almak için davet edildiklerini bildikleri halde okumaktan imtina ederler. Özür dallı dilemeyerek gunırlu bir şekilde yüzlerini döndürilrler. Bazan bu
27 M.N., 101-102
28 M.N., 126
29M.N., 126
davranışlan ileri gelenlerin yanında sergiledikleri için hem kovulur, hem de hediye ve bahşişlerden mahrum olurlar.30
Halbuki bu tür sanatlclrlar kibirli olmaları uygun bir davranış değildir.
Gönül ehilleri mutluluk izlerini taşıyan büyüklerin huzurunda teklifsiz sanatlarını İcra etmek zorundadır. Ç)kumamalan kabalık sayılacaktır. Herşeyden önce bir
sanatçıya gerekli olan, ince ruhlu kişilere maharetlerini sergilemek, bilgi ve
ustalığını ileriettiğini ortaya koymaktır. Çünkü sanatkar İcra etmeyince nağmenin inceliği farkedilemez.31
'Ali, bu topluluğun ileri gelenlerinden biri olarak Malkaralı Mehmet Çelebi'yi zikreder. Bu şahıs bir defasında Eyüp semtinde bahçelerin birinde yiyip içerken saray kapıcılan gelip padişahın kendisini istediklerini söyleyerek onu zorla götürürler. Hanende bu duruma çok üzülür. Padişahın huzuruna varınca "oku!"
denildiğinde "nefesim hastadur" cevabını verir. "Hastalığının sebebi nedir?"
sorusuna; "Kapucular bu defa zorla getirirken kayığı Kasımpaşa iskelesinin
yakınından geçirdiler. Oradan yavaş geçildiği için dimağıma yoğurt kokusu girdi ve hastalanınama sebep oldu" der. Cilian padişahı bu mübalağadan hoşlanarak
güler. Fakat emri yerine getirilmediği için kızmış olmasına rağmen hafızın küstahlığını bağışlar.32
Ali bir diğer örnek olarak da Sultan Selim'in hanendelerinden Şeyh-zade Sami'yi zikretmektedir. Asıl adı Muhanımed olan bu şahsın, nefesini saklamak gibi bir huyu yoktu. Güzel ahlaklı, arzu edileni terennüm etmede kalplerin sevgilisi, ayıpsız bir hanende idi.
Ayın devirde yaşayan hanendelerden biri de TrabzonluTabi idi. Sesinin
güzelliği ve tatlı okuyuşunun yanında, güzellillerin çoğunu kendinde toplayan eseriere sahipti. Fakat yukanda sayılan kötü huylar bunda da var idi. Okuması
defalarca teklif edilmiş olmasına rağmen inadı yüzünden okumaz ve büyüklerin cömetliklerinden istifade edemezdi. Bunların okumadan kaçınınalarından dostlan bile üzüntü duyarlar, meclisin nedimleri bunlan taşlamak için; ''Ne şaşılacak adamlar olmuşsunuz, galiba güvercin pisliği yemişsiniz" derlerdi. 33
30M.N., 127
31 M.N., ı29
32 M.N., 127-128
33 M.N., 128-129
Bunlardan başka 'Ali, Sultan Selim II'nin oğlu Sultan Murad Ili'ın
zamanında zarif kişiler arasında gönül aldatan davı1d1 sesi ile tanınan hafız ve hanendelerden Defterdar
Lam
'Ali Çelebi'nin kardeşi Muhanuned Çelebi'yi, Alıkaralı Hüseyin Çavuşu ve Mısırlı HafızAli ile eser yazan İskender Çelebi'yi zikrediyor.Bunlara ilave olarak da Alı, padişahın huzurunda okumaya yoldaşlık eden
Çaşnigir Handan, sİparn udl Ken'an, usUl de önderlik yapan Hızır Bey adında ki kemençeci ve şeşbllne çalan Kasebaz Muslu ve benzerlerinin bir iki kez huzurda
sanatlarını icra ettiklerini ve beşer filori arınağana kavuştuklarını belirtınektedir.3•
g) Seyyid ve Şerifler
Bilindiği gibi Hz. Peygamber'in soyu kızı Fatıma ile devarn etmiş, onun oğullan İmam Hasan'ın soyundan gelenlere Seyyid(Sfidfit), İmam Hüseyin'in
eviadına da Şerif(Eşraj) denmiştir.
Fakat bazıları, Hz.Peygarnber'in soyundan olmadığı halde onun soyundan
görünmüşlerdir. Günümüzde bunlardan olduğunu iddia edenlerin çoğunun sadat ve
eşrafdan olduğuna şüphe ile bakmak lazımdır. Çünkü nesebiııin sağlamlığını isbata
kalkışan yalancıların sayısı o kadar arttı ki, Nakibu'l-eşraf hangisinin Hz.Peygarnber'in evladından olduğunu, ayırarnarnaktadır.
'Alı gerçek Seyyid'in özelliğini,
Halk içinde biri seyyidlikten dem vurursa Velf olsa bile ona inanmal
Seyyid, Hz. Muhammed'in ahlakı ve Hz. Murteza 'nın cömertliği
Kendisinde görülendir açzkça.35
demek suretiyle farsça bir şiirle böylece izah etmiştir.
Bu iki özelliğin zamanındaki seyyidlerde bulunmadığını belirten
'Ali,
bir çok köy ve kasabada seyyid olduğunu iddia eden insanlara rastlamanın mümkünolduğunu, şerif olduğunu öne sürenlerin de birbirlerine destek olduklarını
söylemektedir. O, bu tür kişileri tavsif ederken şu sözleri ilave etmektedir: Kuru
ağaca benzeyen şecerelerinde doğruluk izi taşıyan tomurcuğa rastlanmadığı gibi,
34 M.N.,. 129.
35 M.N., 97-98
delilleri de her tarafi mühür ve imza ile donanmış bukalemuna dönmüştür. Devrin
kadılan hüküm vermekte şaşınp kalmaktadır.
'Ali
sahte seyyid ve şerillerin ayırt edileceği bir karfne daha ortaya koyarak, onlann deftere kaydedilmeleri sıra ile olmayacağına göre ilim adamı olduklannı gösteren beyaz sarık yerine çoğunun, sadece şeriflik işareti olan yeşil sarık sarmalan yalancılıklannı ortaya çıkarmaktadır, demektedir.36SONUÇ
Tarihçimiz Mustafa 'M'nin "Mevlli'id"inde bize tanıttığı kadan ile,
Osmanlı toplum hayatındaki sosyal sınıflardan İlıniye sınıfi üzerinde durarak, bu
sınıfi tanıdıktan sonra, bu zümreden sayılan; müderrisler, kitabet mesleğine
mensup olan katipler, nfub, imam, hatip ve vaizler ile şairler ve ehl-i 'irfan
sayılanlardan sonra, vakıf görevlileri, hafiz, hanende ve gı1yendeler, bunlarla ilgileri yönünden de seyyid ve şerifler üzerinde durduk.
Her ne kadar, ilmiye sınıfinın başına isabetle seçilerek tayin olunan şeyhü'l-İslamlar sayesinde, ilmiyede uygulanan kurallar korunmuş olup, tayin ve nakiller kuralına uygun bir tarzda işlemiş görünse de, Osmanlı İlıniye sımfinda bozulmanın önüne geçilememiştir. Mustafa 'All'nin zikrettiği bu hususlan şu
şekilde maddeleştirerek özetlemek mümkündür:
1. Rüşvetin yaygınlaşması.
2. Yetersiz ve ehliyetsiz kişilerin kadılıklara atanmış olması. Bu yüzden
halkın hukukf işlerini yerine getiren kanun ve malıkernelerin. düzenleri
bozulmuştur.
3. Müderrislerin ölümünden sonra, öğrenci olmadıklan halde yıne rüşvetle, yani, müderrisin ailesine para ödemek suretiyle, öğrenciyıniş gibi mülazım defteri (Danişmend Defterleri=Öğrenci kütükleri)ne kaydedilip, daha sonra da önemli görevlere tayin edilmeleri.
4. Kitabet mesleğindeki bozulma ve yetersiz kişilerin bu mesleği İcra
etmeye başlama sebebi tayinierin rüşvetle yapılması ve kayırma gibi etkeniere
36 M.N., 98-99.
bağlanmaktadır. Bundan dolayı ehl-i kalem arasına köle kısmının "bönleri olan hizmetlclrlar" girmiş, bir sürü liyakatsız kişiler divan katibi olmuşlardır.
5. Görev sahibi kişilerin işsiz kalmalarına yol açan uygulamalar sebebiyle ilmiye sııııfi da bu . durumdan etkilendi ve suçsuz olarak görevinden
uzaklaştınlmaları artmaya başladı.
6. Vaizlerin kürsülerde devlet işlerine karışır halde konuşmalar yapmaları,
devlet ileri gelenlerini eleştirerek onların işlerine yön verici ifadeler kullanmaları sonucmıda bu sınıfin halk üzerindeki etkisi sebebiyle devlet adarnlarıııın da bu
sııııfin sözlerine kulak vererek hareket etmeleri, bunların şımarmalarına sebep
olmuştur. Bunun sonucu da, bu sııııfin yetkisini ve bulunduklan makaım kötüye
kullanmalarına yol açmıştır.
7. Hemşehri, akraba ve yakınların kayrılınalan neticesinde yüksek makamlara liyakatsiz kişilerin tayin olunmaları da ilmiye sınıfinın bozulmasına
sebep olmuştur.
8. İlıniye sınıfindaıı sayılaıı vakıf görevlilerinin devam etmeleri gereken görevlerini ilınıal etmeleri de bu sınıfla meydana gelen yozlaşma)'l gösteren
hususlardaııdır.