C
aıııı-ı A. A. •RA. lllll·I
·ı· ı:KöJtenJilli Süleyman Şeyhf
·~·
EoitôrLer
İsmail Güleç - Ömer Said Güler
Vakıf Araştırmaları Merkezi
VAKAR
Vakıf Araştırmaları Merkezi
VAKAR Vakıf Araştırmaları Yayınları - 3
Cami-i Rum-ili: Köstendilli Süleyman Şeyhi
Editörler: İsmail Güleç - Ömer Said Güler
Birinci Baskı: Şubat 2020 ISBN: 978-605-80624-2-9
Baskı Hazırlık: Çelebi Şenel
Kapak: Fatih Durmuş
Kapak Görseli: "Ya Hazret-i Muhammed Bahaeddin Şah-ı Nakşibend el-Neccari"
Hattat: Mehmed Şefik Bey (ö. 1880)
Baskı
Erkam Yayın San. ve Tic. A.Ş.
Sertifika No: 19891
VAKAR
Vakıf Araştırmaları Merkezi
Adres: Lokmacıdede Sokak, No: 28, Balat Mahallesi 34087 Fatih / İstanbul - Türkiye
Tel: (212) 531 76 89 E-posta: [email protected]
Web: www.vakar.org
İKA
Bu kitap TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı) tarafından desteklenen proje kapsamında hazırlanmış ve yayınlanmıştır.
Giriş
KÖSTENDİLLİ SÜLEYMAN ŞEYHİ EFENDİ'NİN ŞERH-İ
KELAM-I
KİBAR'I·~·
Ert1in Durmlf1*
Şerhler esas itibarıyla, açıklanmasına ve yorumlanmasına ihtiyaç duyulan ifa- deleri ya da eserleri gerek biçim gerekse muhteva yönünden ele alan metin- lerdir. Şerh edilen kaynak eser, yabancı dilde yazılmış olabileceği gibi şarihin
ana dilinde yazılmış da olabilir. Türkçe tasavvufi şerhler, her iki durumu da
karşılayan örnekleriyle şerh metinleri arasında önemli bir yer almaktadır. Bu
şerhler, gramer incelemesinden ziyade, üstü kapalı ifadeleri faydacı bir yak-
laşımla, anlaşılır hile getirme çabasının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Daha çok mutasavvıf ve müi:şid yönleriyle bilinen ve otuzun üzerinde eseri olan Köstendilli Süleyman Şeyhi Efendi'nin (1750-1820) eserlerinden altı tanesi de şerhtir. Bununla birlikte ismen şerh olarak nitelendirilmeyen bazı eserlerinin
kısmen şerh özelliği taşıdığı görülmektedir. Bu durum, Köstendilli Süleyman
Şeyhi Efendi'nin şarih kimliğiyle de ön plana çıkan bir isim olduğunu göster- mektedir. Şerh-i Keldm-ı Kibar da Hz. Ebu Bekir'e ait olduğu değerlendirilen
Arapça bir kelam-ı kibarın Türkçe şerhidir. Tasavvufi içeriğiyle dikkat çeken eser, insanın Allah Teila'nın zatını bilme konusundaki aczini ifade etmekte- dir. Marifetullah meselesinin acziyet, mecaz ve hakikat kavramları etrafında
bir Nakşibendi şeyhinin kaleminden izah edilmesi başlı başına bir önem arz etmektedir. Nitekim mirifetullahın kil ile doğru bir izahının ancak hal ehli
tarafından yapılabileceği, anlaşılmasının da ancak hal ile mümkün olabileceği mutasavvıflar arasında kabul gören bir düşüncedir. Bu çalışmada Köstendilli Süleyman Şeyhi Efendi'nin Şerh-i Keldm-ı I<Jbdr adlı risalesi, muhteva ve şerh
* Dr., T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı
139
ı
~
140
ı
t
cAMH RÜM-İLİ: KÖSTENDİLLİ SÜLEYMAN ŞEYHİ
~
yöntemi açısından değerlendirilmiş ve eserin transkripsiyonu yapılarak günü- müz okuyucusunun istifadesine sunulmuştur.
İki nüshası mevcut olan eserin gerek müellif hayattayken derlenen mecmua içerisinde yer alması gerekse İBB nüshasında bulunmayan kelimeleri içermesi nedeniyle metnin transkripsiyonunda İÜ nüshası esas alınmıştır. İBB nüsha-
sının ek, kelime ve satır düzeyinde eksikleri olduğu da görülmüştür. Metin
neşri esnasında, nüshalar arasındaki ufak imla farklarına değinilmezken an-
lamı etkileyen ya da kelime düzeyinde olan farklar dipnotlarda ifade edilmiş
tir. Metin, günümüz harflerine aktarılırken eserin teşekkül amacına matuf olarak önemli ölçüde günümüz dil kuralları ve imlasına yakın okunuşlar ter- cih edilmiştir. Türkçe kelime ve eklerde ses uyumlarırı.a riayet edilmiştir. Ya-
bancı asıllı kelimelerdeki uzun heceler şapkalı şekliyle (a, i, u); hemze ve ayn harfleri ise sırasıyla ('), (') simgeleriyle gösterilirken orijinal metinde bulun- mayan noktalama işaretleri de gerekli yerlerde kullanılmıştır.
Eserin
/Nüshaların ŞekilÖzellikleri
Şerh-i Kelam-ı Kibdr'ın iki nüshası tespit edilmiştir. İki nüsha da Süleyman
Şeyhi Efendi'ye ait bazı eserlerin bir araya getirildiği mecmua içerisinde yer
almaktadır.
1. Nüsha (İÜ): İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Türkçe Yazmalar, 3469 numarada kayıtlı olan mecmuanın 88b-90b yüzleri arasında yer almaktadır.
Talik hatla yazılmıştır. Esere tarih düşülmemiştir. 1
2. Nüsha (İBB): İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Osman Ergin Türkçe Yazmalar, 297.7 numarada kayıtlı olan mecmuanın 94a-96a yüzleri
arasında yer almaktadır. Talik hatla yazılmıştır. Esere tarih düşülmemiştir. 2
Eserin
MuhtevasıKöstendilli Süleyman Şeyhi Efendi'nin (1750-1820) Şerh-iKelam-ı Kibar adlı
küçük risalesi Hz. Ebu Bekir'e ait olduğu değerlendirilen "Subhdne men lem yec'ali'l-halka ileyhi sebtlen illa bi'l-'aczi 'an ma'rifetiht"3 sözünün şerhidir. Şarih
Bu nüshanın yer aldığı mecmuanın sonunda tasavvuf ıstılahına dair 1 varaklık Farsça bilgi ve 1248/1832 tarihi yer almaktadır. Bu tarihte şarihin hayatta olduğu bilinmektedir.
2 Bu nüshanın yer aldığı mecmuanın sonunda Ceride-i Havadis'ten alınan, Sivastopol zaferi konulu haber istinsah edilmiş ve bu zaferle ilgili bir beyitle 1272/1855 tarihi düşüriilmüştür.
3 "Mahliıkat için, mfuifetullahtaki acziyet dışında kendine ulaşan bir yol yaratmayan Allah'ı tesbih ederim:' Bu sözün kaynağına dair yapılan araştırmalarda sözün Ebıi Nasr Serrac Tıisi'nin (ö.
378/988) el-Lüma' adlı eserinde Hz. Ebıi Bekir'e isnat edildiği görülmüştür (bkz. Ebı1 Nasr Serrac, el-Lüma': İslam Tasavvufu, [çev.] H. Kamil Yılmaz [İstanbul: Erkam Yayınlan, 2012], 33, 144).
ERSİN DURMUŞ
~
şerhine bu sözü "Tesbih ederim şal zata ki halka yol vermedi kendine illa ma- rifetine acz ile" cümlesiyle tercüme ederek başlamıştır. Şarihe göre, ''Ma 'araf nake hakka ma'rifetike ya Ma'rttf'4 hadisi ve ''Aczü'd-derki 'an-derki'l-hakkı
idrakün"5 sözü de bu sözle aynı anlamları içermektedir. Şirih, bu sözlerden
muradın, ":Araftu Rabbt bi-Rabbt"6 mefhlımunca, benliğin fenası ve Hakk'ın bekası olduğunu ifade etmekte ve bir şeyde vücud olmayınca ilmin de olama-
yacağını söylemektedir. Şarihe göre hakikatte halk madtımdur ve Hak mev-
ctıddur. Halkta ne acz ve ne de idrak vardır. Hakikati ve vücudu olmayanın
marifeti de olamaz.7
Şirih buraya kadar olan izahı havas için yapmıştır. Ona göre bir de me- selenin avama dönük izahı vardır. Bu açıklamalardan sonra özelden genele giden bir yorumla, kaynak sözdeki halk (yaratma) ve acz tabirlerinin mecazi
oluşlarını izah eden Süleyman Şeyhi Efendi, burada verdiği diğer sözlerin de mecazi olduğunu eklemiş ve ardından bu gibi sözlerin tamamının avam için mecaz olduğunun altını çizmiştir. Şarihe göre ''Ma 'arafnake hakka ma'rifetike ya Ma'rttf' hadis-i şerifi mecazen ümmete fakr, za'f ve aczi talim için söylen-
miştir. Aksi halde Peygamber Efendimizin "Bilemedik" demesi ona ilmi bir
noksanlık isnadı anlamına gelir ki bu mümkün değildir. Ona ulum-ı evvelin ve'l-ahirin mülhemdir. Nitekim "Ene medtnetü'l-'ilmi ve :Aliyyün bdbuhd"8 ha- dis-i şerifi de bu manayı teyit etmektedir.
Aynı söz, Reşidüddin Vatvat'ın (481-487/1088-1094) derlediği sözlerden hareketle Hii.cegizade Mustafa Efendi'nin, (ö. 988/1590) şerh ettiği Şerh-i Kelimat-ı Çehdr Ydr-ı Güzin adlı eserde, Hz Ebu Bekir'in sözleri arasında "Subhdne men lem yec'al i/a ma'rifetihitari(.mn illa bi'l-'aczi" şeklinde
geçmektedir (bkz. Ersin Durmuş, Şerh-i Kelimat-ı Çehdr Ydr-ı Güzin [Ytiksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi, 2014], 65).
4 "Ey Maruf! Seni hakkıyla bilemedik, tanıyamadık."
5 "Allah Tealayı hakkıyla idrak etmekten aciz olduğunu bilmek, idrakin ta kendisidir:' Bu söz de Hz. Ebubekire isnat edilmektedir. Şerh-i Kelimat-ı Çehdr Ydr-ı Güzin'de aynı SÖZ, Hz Ebu Bekir'in yüz sözünden ikinci sözün şerhinde küçük bir yazım farkıyla yer almaktadır. Hacegizade Mustafa Efendi de Süleyman Şeyhi Efendi gibi bu sözün "Ma 'arafnake ... " hadisiyle alakalı olduğunu vurgulamıştır. Bkz. Durmuş, Şerh-i Kelimat-ı Çehdr Ydr-ı Güzin, 65.
6 "Rabbimi Rabbirnle bildim, tanıdım." Bu ifade Mektubdt-ı Rabbani, 247. mektupta geçmektedir.
Allah Tealanın varlığını gösterenin yine kendisi olduğunu açıklayan bu mektup, Mirza Hüsameddin Ahmed'e yazılınıştır (bkz. İmam-ı Rabbani, Mektubat, çev. Hüseyin Hilmi Işık [İstanbul: Hakikat Kitabevi, 2009], 305).
7 Şarih burada vahdet-i vücud ve "la mevcude illa hu" görüşünü işlemektedir. Her ne kadarvahdet-i vücud görüşünde olan Nakşibendi meşayihi olduğu bilinse de İmam-ı Rabbarnye isnad edilen ve Süleyman Şeyhi Efendinin yolu olan Nakşibendi/Müceddidi yolunda esas olan vahdet-i vücudun ötesine geçilerek vahdet-i şühuda ulaşılınalı görüşüdür. İmam-ı Rabbani'de de bir dönem vahdet-i vücud anlayışı görülınekle birlikte daha sonra bu konudaki düşünceleri değişmiştir (ayrıntılı bilgi için bkz. Necdet Tosun, "İmam-ı Rabbaruye Göre Vahdet-i Vücud ve Vahdet-i Şuhud". Tasavvuf
İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi -İbnü'l-Arabi Özel Sayısı 2-23 [2009]: 181-192).
8 "Ben ilmin şehriyim ve Ali onun kapısıdır:'
141
1
142
ı
~
cAMH RÜM-İLİ: KÖSTENDİLLİ SÜLEYMAN ŞEYHİ (;%
"Süllikun ihtidası acz ü iftikar ve inrihası fena ve bekabillahta istikrar-
dır" diyen şarih bu şekilde meseleyi hem mühtediler hem müntehiler açısın
dan şerh etmiştir.
Bundan sonraki kısımda şarih fenafillah ve bekabillahı anlatmaktadır.
Fena makamının sonlarında alim ile malumun, abid ile mabudun, zikir ile mezkurun, arif ile marufun, sıfat ile zatın bir olduğunu söyler. Bu noktada
Reşahdt-ı Aynü'l-Haydt'tan9 aktarma yaparak, bendeliğinden fani ve-Hak ile baki olanların, Hakk'ı mir'at-ı halkta ve halkı mir'at-ı Hak' da perde olmak-
sızın müşahede eylediğini ifade eder. Bu kimseler halk aynasında Hakk'ın ke- malini; Hak aynasında ise halkın yokluğunu görür. Kulluk cihetinden o kim- seden daha aciz bir kul olmaz.
Şarih bu meselelerin marifetullahtan bahseden tüm kaynaklarda mecaz üzerine bina edildiklerini çünkü hakikatin sözle ve tarifle izah edilemeyece- ğini vurgulamaktadır. Bu nedenle vahdeti tarif etmek de muhaldir. Aşıklara düşen mecazdan hakikate giden yolculuğu gerçekleştirmektedir. insanın ya-
ratılışından maksat da bu saadettir. Bu yolda aşık-ı sadık olmak gerekir. Her- kesin meramı ve maksadı kendi istidadına göre hasıl olur. Ancak bu noktada bilinmesi gereken bir şey vardır ki o da maksuda t:1at ve mücahede ile erile-
meyeceğidir. Senlik ve benlik ile Hakk'a yol yoktur.
Süleyman Şeyhl Efendi, şerhe kaynak olan sözü ''Allah Teala bilinmeyi sevdi ve kendisini bilsinler diye halkı halk etti" ifadesi bağlamında da ele al-
mış ve şerhe konu olan ifade ile bu ifadenin tezat oluşturmayacağının altını çizmiştir. Şarihe göre Cenab-ı Hakk'ın bilinmeyi istemekten muradı, bütün
yarattıklarının marifetullaha ermesi olsaydı, bu tereddütsüz vuku bulurdu.
Halbuki birçok kul, marifetullaha eremeden ölüp gitmektedir.
Süleyman Şeyhl Efendi, şerhinin sonlarında verdiği Farsça bir kıtada; "Onun
lem'aları mekanda ve mekana oturandadır. Onun cilveleri sağda ve soldadır.
Gah perde ardında gizlenmiştir; gah pazarın başında aşikardır" demiş ve bu kadar şerh ile yetineceğini; daha fazlasını anlatmaya cevaz olsaydı iki cihanın
hazinelerini açacağını ifade eden Türkçe bir beyitle şerhini sonlandırmıştır.
9 Fahreddin Ali Safi'nin (ö. 939/1532), Nakşibendi şeyhlerinin biyografisine ve bu yolun adab ve erkanına dair kaleme aldığı Farsça eser. Trabzonlu Mehmed Şerif el-Abbasi tarafından 1585
yılında Osmanlı Türkçesine çevrilen eser, son dönem Nakşi şeyhlerinden Mehmed Zülali Efendi (ö. 1900[?)) tarafından sadeleştirilerek seçkiler şeklinde Müntehiıb-ı Tercüme-i Reşahiıt adıyla
tertip edilmiştir (bkz. N. Tosun, "Reşehat~ Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi [Ankara:
TDV Yayınlan, 2008], 35: 8-9; Mevlana Ali b. Hüseyin es-Safi, Reşahiit, haz. Nizamettin Arslan - Naci Bayraktaroğlu [İstanbul: İz Yayıncılık, 2013]).
Şerh
Yöntemi
Şerh-i Kelam-ı Kibar, gramer ya da dil öğretimi kaygısı gütmeyen tasavvufi bir şerh metnidir. Bu nedenle metinde kelime tahlili ve dilbilgisi ile ilgili içe- rik yer almamıştır. Süleyman Şeyhi Efendi, kaynak ifadeyi verdikten sonra
"Ya'ni tesbih ederim şol zata ki halka yol vermedi kendine, illa ma'rifetine acz ile" ifadesiyle işe kaynak metnin tercümesini yaparak başlamıştır. Ardından
ise metnin tamamında vahdet-i vücud, fenafillah, marifetullah, acz, süluk gibi konular yer almıştır.
Şerh tekniği açısından bakıldığında dikkat çeken bir yöntem soru-cevap yöntemidir. Süleyman Şeyhi Efendi, yer yer" ... deyü sual olunursa, eger sual olunursa" şeklinde kendi ürettiği soruları yine kendi cevaplamaktadır. Birçok ilim dalinda geleneksel olan bu tarz şerh metninde de kullanılmıştır.
Şarih metin boyunca açıkladığı sözleri anlamca benzer sözlere gönderme yaparak da desteklemektedir. Bu sözler bazen bir ayet bazen hadis bazen de
başka kelam-ı kibarlar olmaktadır.
Klasik mensur metinlerin çoğunda kullanılan bir yöntem olan, ifadeye uygun manzum bir parça verilmesi de Şerh-i Kelam-ı Kibar' da kullanılan bir yöntemdir. Şarih, Farsça ve Türkçe iki manzum parça ile şerhine son vermiştir.
Şerhin Kaynakları
Süleyman Şeyhi Efendi, hacim açısından bakıldığında üç varaklık küçük bir risale olarak değerlendirilebilecek olan Şerh-i Kelam-ı Kibar' da ayet, hadis ve
kelam-ı kibarlardan eser ismi ya da kaynak vermeden alıntılar yaparak istifade etmiştir. Bakara suresindeki, ''İnna /il/ahi ve inna ileyhi raci'un"10 ayet-i keri- mesi metinde kullanılan tek ayettir. Şarihe göre ''Ma 'arafnake hakka ma'ri- fetike ya Ma'rnf' hadis-i şeriftir ve "Ene medinetü'l-'ilmi ve :Aliyyün babuhd"
hadis-i şerifi de minen bunu tasdik etmektedir. Şarihin "Rabbimi Rabbimle bildim" sözünde Mekmbdt-ı Rabbani' den de istifade ettiği anlaşılmaktadır.
Metinde ismen zikredilen tek eser ise Reşahat-ı Aynü'l-Hayat'tır.
10 "Doğrusu biz Allah'a akliz ve kuşkusuz ona döneceğiz:' (Bakara, 2/156)
1
143
~
144
ı
*
cAMH RÜM-İLİ: KÖSTENDİLLİ SÜLEYMAN ŞEYHİ
c45
Şerh-i Kelam-ı Kibar'ın Metnin
[SSb]
Bismill!thirrahm!tnirrahtm12
Kelam-ı kibar: "Sübh!tne men lem yec'ali' !-halka ileyhi sebtlen ill!t oi' l-'aczi 'an ma'rifetiht"13 Ya'ni tesbih iderim şol zata ki halka yol vermedi kendine, illa ma'rifetine acz ile.
Bu kelam, "Mit 'arafn!tke hakka ma'rifetike yit Ma'ritf'14 kelam-ı şerifine na-
zır ve "Aczü'd-derki 'an-derki'l-hakkı idr!tkün"15 kelimı dahi buna dairdir. Pes bu kelimattan fehm olunan, mutlaka adem-i derk-i ma'rifetullah ola. Halbuki öyle değildir. Belki bundan murad, '"Araftu Rabbi bi-Rabbt"16 mefhumu üzere kendinin fenası ve Hakk'ın bekasıdır; ma'rifetullaha alem-i hassa, vücuddur.
Pes bir şeyde ki vücud olmaya, ilm dahi olmaz. Bu surette yalnız ma'rifetul- laha değildir. Bir şey için halka sebil yoktur; anunçün ki şey mevhum, sebili dahi ma' dumdur. Eger sual olunursa; çünki şey ve sebil ma' dılmdur, "et-Tu- ruku ilall!th bi-'adedi enf!tsü 'l-hal!tyık"17 nereye mahmılldür? Cevab-ı şafl ol- dur ki hamil-i suver ü ta'ayyün olan hakayık-ı ilahi, esma ve sıfat mezahiri ile mahcubdur. Binaen-aleyh18 kendilerini mevcud ve müstakil zann idüp gayriy- yet da'vasında olduklarından seyr-i sülılku ve "bi-'adedi enf!tsi' !-halayık" turuk iktiza eylemekle enbiya ve varis-i ıs9aı enbiya, evliya delaletleriyle kabil ve müs- ta'iddin ref'-i hicab tarihlerine talih ve sebll dahi kendilerinin mevhumiyetin ve sebilin ma' dumiyetin bilmeye müntehldir. Vakta ki zılliyetleri ma'lum ola sebil ma' dum olup "illa bi' l-'aczi 'an ma'rifetiht" zahir olur. Bu mahalde halk tabiri mecazdır. Belki acz dahi mecazdır. Hakikatte halkta ne acz ve ne id- rak vardır. Bir nesnenin ki hakiki vücudu olmaya, ne ma'rifet ve ne ma'rifete acz i'tibar olunur. Bu kelimatın cümlesi mecazdır. Hakikatte halk ma'dum ve Hak mevcuddur. Amma çünki esma-yı mütekabile evsaf ile ahkamını icra itmeye mezahire muhtac oldu. Halk, halk ve kad olup insan cerni'-i esma ve
11 İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, nr. 3469, 88b-90b.
12 Besmele sadece İBB nüshasında mevcut olup, İÜ nüshasında yer almamaktadır.
13 "Mahlılkat için, marifetullahtaki acziyet dışında kendine ulaşan bir yol yaratmayan Allah'ı tesbilı
ederim:'
14 "Ey Marı'.ıf! Seni hakkıyla bilemedik, tanıyamadık:'
15 "Allah Tealayı hakkıyla idrak etmekten aciz olduğunu bilmek, idrakin ta kendisidir:' 16 "Rabbirni Rabbimle bildim, tanıdım:'
17 "Yarattıklarının nefesi adedince Allah'a giden yol vardır:'
18 İBB nüshasında "aleyh" ifadesi yoktur, ibare sadece "binaen" şeklinde geçmektedir.
ERSİN DURMUŞ
~
sıfata mazhar ve cümlesiyle bi'l-kuvve ve bi'l-fi'l zuhfı.r buldu. Böyle bir nüs- ha-i kübra ve mazhar-ı a'zam bünlz eylediğinden şirket misillü eniyyet ve is- naniyyet da'vaları peyda olmakla başladığından, mertebe-i vahidiyyette şirket hevaları cilve-ger olmuş olduğundan ba'zı nikat ü kelimat ile selb-i şirket ik- tiza eyledi. Pes halka yol yoktur illa aczdir. Bu surette halk, ma' dum oldukta ma'rifetullahtan izhar-ı acz iden kimdir deyü su'al olunur ise bu misillü ke-
limatın cümlesi avam için mecazdır. Zira süllı.kun ihtidası acz ü iftikar ve in-
tihası fena ve bekabillahta istikrardır. Amma ''Md 'arafndke hakka ma'rife- tike ya Ma';Uf' kelam-ı şerifi mecazen ümmete ls9bl fakr ü za'f ü aczi ta'lim ve ma'nen "Hakk-ı ma'rifet ile seni bilen yine sensin" mefhumuyla vücıld-ı
gayrisidir. Bu ma'nayı bilen "'aczü'd-derk"in19 ne ma'naya mahmlıl olduğunu bilmiş olur. Zira Fahr-i Kainat aleyhi etemmü's-salavat ve ekmelü't-tahiyyat hazretleri ''Md 'arafndke hakka ma'rifetike" buyurduğu kelam-ı şerifi ehl-i rüsu- mun zu'm ittikleri ma'naya nazar olundukda cehl isbat itmek kah ider. Bu ise
şan-ı hazrete şe'n iktiza ider. Halbuki şe'n ve noksandan ma'sumlardır. Pes bu
kelam-ı şerifde olan "ma", alemi nafi olmayup vücıld-ı gayr-ı nafidir. "Eneme- dinetü 'l-'ilmi ve 'Aliyyün bdbuhd"20 kelam-ı şerifi ma'na-yı mezkuru musaddık
dır. Ma'rifetullahtan acz şöyle dursun ultı.m-ı evvelin ve ahirin zat-ı alllerine mülhemdir. Amma çünki intiha-yı fenada alim-ma'lılm ve arif-ma'rufve abid- ma'bud ve zikir-mezkur bir olduğu makamdır. Öyle olsa, sıfat ayn-ı zat oldu-
ğundan ariflik na'ti ma'rufa aks idüp belki arif, ayn-ı ma'rfrf olur. Fefhem.21 Ve Reşahdt-ı Aynü'l-Haydt'da mezkfrrdur ki her kaçan ki bende kendinden fani ve Hakla baki olup sıfat-ı subhaniyye ile mevsılf ve mütehallık ve vücud-ı
sini ile mevcud ve mütehakkık ola; cemi'-i meratib ve vücud-ı rılhani ve cis- manide mutasarrıf ola ve daima tecelliyat-ı celaliyye ve cemaliyye ile zaten ve
sıfaten mütecelli ola ve Hakk'ı mir'at-ı halkta ve halkı mir'at-ı Hak'ta birbi- rine hicab olmaksızın müşahede eyleye. Şol vecihle ki halk mir' atında Hakk'ın l9oaı kemalini ve Hak mir' atında halkın yokluğunu göre. Kulluk cihetinden o kimseden aciz kul olmaz. İntiha bu misillü aczden murad, kendi eniyyeti bakiyyesiyle za'f ü aczine i'tiraf değildir. Belki adem-i eniyyeti acz ta'biriyle
izhardır. Ma'rifetullaha müte'allık kaffe-i tahrir ü ta'zir ü ta'rifat mecaz üze- rine mebnidir. Zira hakikat kale ve ta'rife gelmez. Her ne denli hakikati tah- kik eylesen, cümlesi tenakuzdur.22 Onun için ki mu'arrif ve mu'arref bir ol-
duğu i'tibarıyla beynehümada imtiyaz mürtefi' olur. Pes isnaniyyet vechiyle
19 İBB nüshasında, "bu ma'nayı bil ki adem-i derk..:' şeklinde geçmiş; ifadede anlam ve cümlenin
öğeleri açısından uyumsuzluk meydana gelmiştir.
20 "Ben ilmin şehriyim ve Ali onun kapısıdır."
21 Bu kelime İBB nüshasında yoktur.
22 İBB nüshasında "tenakus" olarak yazılmıştır.
145
ı
*
146
ı
t
cAMH RÜM-İLİ: KÖSTENDİLLİ SÜLEYMAN ŞEYHİ
~
vahdeti ta'df, muhal olduğundan talih ve uşşaka sühwet-i fehm hasıl olup me- cazdan urve-i hakikate uruc ve sırr-ı vahdeti ve kendi derecat23 ve zılliyyetini
fehme kabiliyyat hasıl idüp şirk-i hafi derekatından huruc sa' adetine vüluc it-
miş ola. Onun için ki hilkat-i ademiden maksud, bu sa' adete vasıl olmakdır;
gayrı değildir. Senin sıfat-ı behayim ile cehennemde yanmandan ve cennette yiyüp içmenden ne hasıl? Ya'ni bu halayıkın bir mikdarı cennette ve bir mik-
darı cehennemde olmadan ne ma'na zahir olur ki Cenab-ı Lem-yezel ve La- yezal hazretleri bu kadar halayıkı halk ve bunca zayi' kad ve ila gayri nihaye24 suret-i beşeriyye ile idi. Kimi kuytıdat-ı na'im ve25 kuyudat-ı elem birle mu- kayyed kalalar. Bu ise ''İnnd lillahi ve innd ileyhi raci' un"26 nazm-ı kerimine mugayirdir zira "fe-ahbebtü en u'rife"17 sırrı bu vecihle kemal ile zahir olmaz.
Pes mümkündür ki cenab-ı l9obJ Hayy ü Kadir, bilinmeyi sevüp dileye ve halkı
bilsinler deyü halk ve kad ide. Ma'a-haza halkın ekseri ma'rifetullaha vasıl ol- mayup ölüp gide; murad-ı ilahiyye tahallüf ide. Bu muhal ve murad-ı Hak, kaffe-i halayıkta vuku' bulacağı bila-işkaldir. La-muhale ki hubb-ı zati uşşakı
istila ve belki mecmu'-ı halayıkı ihata idüp cümlenin isti'dad ve kabiliyyat-
ları muktezası meramları hasıl ve murad ve maksudlarına vasıl olurlar. Onun için ki mahcub ve firakda olmak uşşak katında cennet dahi bir cihetten ce- hennem ve nar-ı hecrdir. Şundan intikal olunur ki bir aşık-ı mecaza yar ile bile külhan, gülzar-ı ram ve yarsız gülzar, külhan-ı nedemdir. Amma aşık-ı sadık gerek ki bu ma'nayı duya ve bu ni'metten tena"um idüp doya. Heyhat, heyhat ki suffe-i sivadan gayr-ı safi bu arzda cevelan ve bu meydanda top ü çevgan atup tuta!
Kıt'a:
Lem'a-i ust der-mekln ü mekan Cilve-i ust der-yemin ü yesar Gah mestur der-pes-i perde Gah meşhur ber-ser-i pizar28
Hasılı resmi ti 'at ve mücahedat ile maksuda irilmez. Senlik ve benlik ile29 yokluk menzilinde varlık cemali görülmez. Zira senlik ve benlik ile Hakk'a
23 Metinde satır arasına sıkıştırılan bu kelime İBB nüshasında yoktur.
24 İBB nüshasında terkip "i/iı gayri'n-nihdye" şeklinde yazılmıştır.
25 İBB nüshasında ikinci kez "kimi" ifadesi yer almıştır.
26 "Doğrusu biz Allah'a aitiz ve kuşkusuz ona döneceğiz:' (Bakara, 2/156)
27 "Ben gizli bir hazine idim; bilinmeyi sevdim, mahlılkatı yarattım:' (Aclfuıi, Keşfü'l-Hafa, 2: 132) 28 Onun lem'aları mekanda ve mekana oturandadır. Onun cilveleri sağda ve soldadır. Ga!ı perde
ardında gizlenmiştir ga!ı pazarın başında aşikardır.
29 İBB nüshasında buradan sonraki satır atlanmış; bir satır sonraki "senlik ve benlik" ifadesinden
sorıra devam edilmiştir.
ERSİN DURMUŞ
~
yol yoktur. "İlla bi' !-'aczi 'an ma'rifetihi" bu mahalde acz-i derk-i haklkldir.30 Müntehiye nisbet ve avama nisbet, acz-i cehlidir. Fefhem.
Beyt:
Bundan artukça eger olsa cevazı dil-dar Kenz-i kevneyni açardım sana ey aşık-ı zar
Ld-ya'rifulldhe illallah31
Valldhu a'lemu bi-hakfkati'l-hdf-'2
30 İBB nüshasında "hakikattir" şeklinde geçmektedir.
31 "Allah (hakkıyla) bilinemez; Allah'ı bilen ancak Allah'tır."
32 "Halin hakikatini en iyi bilen Allah'tır:' İBB nüshasında bu ifade yer almamıştır.
1
147
f
1
148
f
Kaynakça
cAMH RÜM-İLİ: KÖSTENDİLLİ SÜLEYMAN ŞEYHİ
~
Ceyhan, Semih. "Süleyman Şeyh!". Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 38: 108- 109. Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları. 2010.
Durmuş, Ersin. Şerh-i Kelimat-ı Çehar Yar-ı Güzin. Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üni- versitesi, 2014.
İmirn-ı Rabbani. Mektubat. Çev. Hüseyin Hilmi Işık. İstanbul: Hakikat Kitabevi, 2009.
Örs, Derya. "Vatvat Reşldüddin'', Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 42: 573-574.
Ankara: TDV Yayınları, 2012. -
Safi, Mevlana Ali b. Hüseyin. Reşahat. Haz. Nizamettin Arslan - Naci Bayraktaroğlu.
İstanbul: İz Yayıncılık, 2013.
Serrac, Ebu Nasr. el-Lüma'.· İslam Tasavvufu. [Çev.] H. Kamil Yılmaz. İstanbul: Erkam Yayınları, 2012.
Süleyman Şeyhi. Şerh-i Kelam-ı Kibar. Osman Ergin TY, 297.7. İBB Atatürk Kitaplığı.
---Şerh-i Kelam-ı Kibar. Türkçe Yazmalar, 3469. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi.
Tosun, Necdet. "Reşehat". Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 35: 8-9. Ankara:
TDV Yayınları. 2008.
---"İmam-ı Rabbanl'ye Göre Vahdet-i Vücud ve Vahdet-i Şuhıld". Tasavvuf İlmi
ve Akademik Araştırma Dergisi (İbnü'l-Arabt Özel Sayısı-2) 23 (2009): 181-192.
Yıldırım, Birol. Köstendilli Süleyman Şeyhi Efendi Hayatı, Eserleri ve Tasavvufi Görüşleri.
Doktora Tezi, Atatürk Üniversitesi, 2016.