• Sonuç bulunamadı

Silâh Kullanmıyan Kimselerin Canına, Malına Kaselimiz Yok

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Silâh Kullanmıyan Kimselerin Canına, Malına Kaselimiz Yok"

Copied!
14
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

77 (i L

i l bb

= = = = = = = =

Silâh Kullanmıyan Kimselerin

Canına, Malına Kaselimiz Yok

Sözleri yükselmeğe başlamıştı... Hacı Şükrü Bey, millî müfrezelerden yükselen bu vatanperverane sadayı derhal 57 inci Fırka Kumandanı Şefik Beye bildirmişti. Miralay Şe­ fik Bey, Köprübaşına gelmiş; bu mil­ lî arzuyu dinledikten sonra, bütün kumandanları davet ederek bir harp meclisi akdetmişti. Ve bu mecliste, Aydına yapılacak taarruzun neza­ ket ve ehemmiyetinden bahsederek, Türk milletinin asalet ve şerefile uygun gelmiyecek bir hareketin, ka­ zanılacak muvaffakiyeti hiç derece­ sine indireceğini izah eylemişti.

Başta (Yürük Ali Efe) olmak üze­ re bütün millî müfreze kumandanla­

rı:

— Gerek Rum ve gerek T ürk; han gi millete mensup olursa olsun; silâh ı kullanmayan kimselerin canına ve malına dokunulmıyacağına söz veri- ' yoruz. Demişlerdi.

Miralay Şefik Bey bu teminatı al­ dıktan sonra:

[Aydın şehrinin istirdadı, artık millî bir izzeti nefis şeklini alm ıştır.! Millî müfrezelerin bu husustaki gale-1 yanının önü. alınamamaktadır. Şu j anda Aydında, civardan toplanan Rumlarla beraber yetmiş, seksen bin kişi vardır, iki taraf kuvvetleri­ nin çarpışmaları arasında bu büyük halk kütlesi nâzik ve tehlikeli bir va­ ziyette kalacaktır. Buna binaen, Ay­ dındaki Yunan kuvvetleri bir çarpış­ maya meydan vermeden çekilmeli; masum halkın göreceği zarar ve fe­ lâketin önüne geçmelidir. Aksi tak­ dirde bütün mesuliyet Yunan kuman danına aittir.]

Diye bir beyanname yazarak birer nüshasını Aydındaki Yunan kuman­ danına, m utasarrıf Abdurrahman Hamdi Beye, Aydındaki İngi iz irti - bat zabitine, Fransız mümessiline, Ay dm Rum metropolidine gönderdi... Yu nanltlara, iki gün mühlet verilmişti. Eğer bu müddet zarfında, tahliye ha zırlığı başlamazsa, derhal ileri hare­ kete geçilecekti.

Artık herkes, büyük bir heyecan ve asabiyet içinde, bu beyannameye cevap beklemekte idi. Fakat cevap yerine, şu acı haber gelmişti:

— Düşman, Menderes köprüsü is­ tikametinde taarruza geçiyor.

O zaman, orada bulunan kuman­ danlar, tekrar toplanmışlar: Biribir- lerinin yüz"erine bakmışlar; mütevek kilâne bir tavırla:

— Demek ki Yunanlılar, bütün me euliyeti üzerlerine alıyorlar. Şu halde Allahın dediği olacak. Hadi bakalım.

Herkes vazife .başına...

Demeye mecbur kalmışlardı. Şekli ve vaziyeti dolayısile, ya’nız millî mücadelenin değil, dünya harp tarhlerinin bile ender kaydettiği o kanlı ve korkunç (Aydın Şehir muha rebesi); işte bu suretle başgöstermiş ti.

Fakat.. Tarih, şunu iyi bilmelidir ki; orada bulunan mes’ul ve gayri- mes’ul Türk kumandanları; bu em - ealsiz fecaat ve felâketin önüne geç­ mek için insaniyetin, medeniyetin, mi'let ve devlet hukukuna riayetin bütün icabatını icra etmişler; (Türk) ün mertliğini ve asilâne nezaketini ta mamiyle göstermişlerdi. Lâkin, buna rağmen - Yunanlıların hatâ ve inat­ ları yüzünden - mukadder olan o fe­ ci felâketin önüne geçememişlerdi.

*

Şehir sokaklarında sel gibi akan kanlan, tüyler ürperten yangınlari- le, emsali görülmemiş bir haile olan bu muharebeye iştirak eden iki taraf kuvveti, neden iba: tti?..

Biz, tam bir harp tarihi yazmadığı mız için fazla askerî tafsilâttan iç­ tinap ediyoruz; iki taraf kuvvetleri hakkında şu kısa malûmat vermek­ le iktifa ediyoruz:

Yunanlılar:

Dördüncü piyade ala_T Girit alayından bir tabur,

Jandarm a ve milislerden mürek - kep, piyade ve süvari bölükleri.

Çarçabuk yerli Rumlardan teşkil edilen muhtelif müfrezeler.

Bir batarya, seri ateşli top.

Adedi; elliyi mütecaviz mitralyöz, makineli ve - bilhassa - bomba tü­ feği.

Hülâsa:

Muntazam piyade efradının mikda n , (üç bin tüfek)

Yerlilerden teşkil edilen milislerin

adedi; (iki bin tüfek).

Bütün bu kuvvet; - toplu bir hal­ de - Aydın şehrinde bulunuyordu.

Türkler:

Gerek millî ve gerek askerî kuvvet ler, dağınıktı.

Millî kuvvetlerin muntazam kayıt­ ları tutulamadığı için, bunların ade­ di k at’î olarak tesbit edilememiştir. Ancak, fırka tarafından muhtelif müfrezelere verilen silâhlara naza­ ran, harp başlayacağı zaman Aydın çevresinde mevcut millî efrat adedi (iki bin) kadar tahmin edilmektedir.

Asker kuvvetlerine gelince:

(Menderes köprüsü başında) - Bin * Hacı Şükrü Beyin kumandasın­ da:

ü ö inci alayın 1 inci taburu. Mev

Yörük Ali Efe cudu: - 92 nefer

135 inci alayın 3 üncü taburu. Mev cudu: - 59 adet.

Makineli tüfek adedi: 4

Seri ateşli, (iskoda cebel) topu a- det 2

Süvari mızraklı bölüğü: - 40 ne­ fer.

(Umurlu) da, Binbaşı İsmail Hak ki Bey kumandasında:

175 inci alayın 3 üncü taburu.Mev- cudu: 150 nefer.

Seri ateşli sahra topu; adet 2 Istidrat — Harp başladığı dakika­ da Aydın civarında bulunan asker kuvvetleri, bunlardan ibaretti.

(Söke) mıntakasında bulunan 60 nefer mevcutlu bir piyade taburu ile 2 makineli tüfekten mürekkep bir ta kim;

Ve.. Antalyadan celbedilen 124 ne fer mevcutlu bir piyade taburu ile -^oiîinoli tüfek istimal edecek m i k d a r d a e f r a t t a h a r - oe g i r m i ş l e r ise de, bunlar ancak muharebenin üçüncü günü harbe iştirak edebilmişlerdir.]

Görülüyor ki; gerek tüfek adedi ve gerek top ve mitralyöz kuvveti iti barile iki taraf arasında bir n islet mevcut değildi. Buna rağmen, Yunan lıların istedikleri harp, hiç tereddüt­ süz kabul edilmişti. Çünkü, millî ef­ rattaki kuvvei maneviye ,çok yük­ sekti.

Bu millî heyecanı en tabiî mecrası na sevkeden ve ayni zamanda - iti­ lâf devletlerini kızdırarak müşkül va ziyetler ihdasına sebebiyet verme­ mek için - vaziyeti tam bir siyaset ve incelikle .idare eden 57 inci fırka kumandam Miralay Şefik Bey; şu kısa plânı tertip etm işti:

[Harbe, millî kuvvetler girecek. Asker, harbe iştirak etmiyecek. An­ cak, Aydın istirdat edildiği takdirde asker de harekete geçecek. Derhal şehre girerek, asayişi ve emniyeti te min ve muhafaza edecek.]

*

(28 Haziran 1336 - sabahı)

Güneş, doğuyordu. Aydın ovasın - da; Menderes nehrinin yayıldığı yer­ lerden, küçük bataklıklar üzerinden hafif bir sis yükseliyordu. Bu ılık Haziran sabahı, derin bir sessizlik içinde kalplere tam bir emniyet ve sükûnet veriyordu. Bu emniyet ve sükûnet içinde hiç kimse bu tatlı sa­ bah uykusundan uyanmak istemi­ yor; karargâhlarda, nöbetçilerden başka, uyanık kimse görünmüyordu.

(Arkası var) r

(2)

No

58

Z i y a

ŞAKIR

Halk

İşgal Kuvvetini

Silâhla

Karar Vermişti

G eri Atmağa

Aydın çevresinde bu kanlı hadisat cereyan ederken; Yunan istilâsına göğüs geren diğer cephelerde de va­ ziyet şu merkezde idi.

Izmirden kopup gelen felâket dal­ gasının korkunç tehditleri, her ta ­ ra fta bir uyanıklık husule getirmiş­ ti. ödemiş ve Çinede teşkil edilen millî heyetlerin vücuda getirdikleri müdafaa kuvvetleri de her tarafa bir gayret vermişti. Kısa bir za­ manda, şu teşekküller zuhura gelmiş ti:

Manisada: (îstihlâsı V atan ); Kulada: (Reddi İlh a k ); Somada: (Müdafaai V atan ); Kasabada: (Müdafaai Hukuku Os- m a n î);

Palamut nahiyesinde: (Reddi İl­ hak) ;

Karaağaçta: (îstihlâsı V atan); . Demircide: (Müdafaai Hukuku Os- manî) ve (Tenvir ve İ r ş a t) ;

Eşmede: (Reddi İlhak) ve (Müda­ faai Milliye);

Alaşehirde: (Temas Memurluğu); Gördöste: (Harekâtı Milliye); Bahkesirde: (Reddi İlhak).

Fakat; teşekkül eden bu heyetler, ilk zamanlarda biribirlerine ciddî bir irtibat tesis etmemişlerdi. Hemen hepsi de mevziî hareketlerden iba­ retti.

25 Mayıs 335 tarihinde Manisayı işgal eden Yunan 5 inci piyade ala­ yının bir süvari takımı, bir makine­ li tüfek bölüğü ile takviye edilmiş olan 250 piyadeden mürekkep bir müfrezesi; yerli Rum komitecilerinin ısrarile (Akhisar) civarına gelmiş; haziranın 5 inci günü zevalden son­ ra, sessizce kasabayı işgal eylemiş­ ti.

*

Akhisar halkı, bu hâdiseyi büyük bir sükûnetle kabul etmişti. Fakat o andan itibaren de gerek kasabada ve gerek civar köylerde gizli bir hare­ ket baş göstermişti. Halk, her ne pa­ hasına olursa olsun, bu küçük işgal

kuvvetini silâhla geri atmıya karar vermişti.

Akhisarın mevkii mühimdi, ¿eğe* Yunan kuvvetleri burada yerleşirse (Karasi cephesi) tehlikeye girecek - ti. Bu ciheti, Bandırmada bulunan 14 üncü kolordu kumandan: Yusuf izzet Paşa da nazarı dikkate almış; Soma ile Akhisar arasmda bir mü - dafaa hattı tesisine teşebbüs etmiş - ti. Şayet Akhisarı işgal eden düş - man, Balıkesir istikametine doğru ilerliyecek olursa, bu kuvvet muka - vemet gösterecekti.

Halbuki Akhisarı işgal eden Yu - nan kumandam; aradan üç gün go - çer geçmez, gerek kasabada ve ge­ rek muhitte Türklerin gizli bir ha­ rekete hazırlandığını haber almış- derhal telâşa başlamıştı.

Yunan kumandanının bu telâşı, pek tabiî idi. Çünkü, Manisada bu­ lunan alayından iki konak ayrılmak­ la ve arada da irtibat kuvveti bırak makla ciddî bir tehlike içine girmiş­ ti. Buna binaen işgalin dördüncü ge­ cesi, halk uykuda iken Yunanlılar sessizce kasabayı tahliye etmişler; (Tirkeş boğazı) üzerinden Manisa - ya doğru çekilip gitmişlerdi.

Bu hâdise, Akhisar halkı üzerinde derhal bir intibah husule getirmiş;1

(Osman zade Hamdi Bey) in teşeb - büsile millî bir teşkilât yapılmasına k arar verilmişti. Ayni zamanda Ba- lıkesirde bulunan 61 inci fırka ku - mandanı miralay Kâzım Bey (1) de, kendi cephesini emniyet altma al - mak için Böyle bir teşkilâta lüzum göstermişti. Akhisarlılarm bu teşeb­ büslerine yardım etmek için de bir heyet göndermişti.

(15 hazran 335) günü, Akhisar - da (Reddi işgal Cemiyeti) teşekkül etmişti .Bu cemiyet,millî bir alay vü- cude getirecek; ikinci bir işgal teh - likesi karşısında kalınırsa, memleke­ ti müdafaa edecekti.

Cemiyet, derhal faaliyete geçmiş­ ti. Kasabadan ve köylerden epeyce gönüllü temin edilmişti. Fırka ku - mandanı miralay Kâzım Bey tarafın­ dan da kâfi miktarda silâh ve cep - hane verilmişti. Kasabadan ve köy - lerden toplanan bu millî kuvvetlerin Uk müfrezesini Manisa eşrafından ve Kara Osman zadelerden Halit Pa­ şa teşkil etmiş; ve ayni zamanda (Akhisar millî alayı) nın kumandan­ lığını da deruhte eylemişti. Alayın askerlik noktasından sevk ve idare

-(1) Müdafai Milliye Vekili, General Kt- zım.

si için de, -kolordudan- binbaşı Hüs­ nü Bey gönderilmişti.

Alayın teşkili muhitte çok iyi bir tesir husule getirmişti. Birçok genç lerin iştirakile kabaran mevcut, muh telif müfrezelere ayrılarak bunların başına da Akhisarda bulunan muvaz zaf ve ihtiyat zabitler geçirilmiş; git gide bunlar da kâfi gelmediğinden, Binbaşı Hüsnü Beyin teşebbüsile Is- tanbuldan on beş kadar hamiyetli zabit getirtilm işti... Artık Akhisar - lılar, vaziyetten memnun ve müste - rihti.Fakat aradan bir ay kadar geç meden kanlı bir hâdise vukua gel - miş; bütün o muhite derin bir acı vermişti.

Alay kumandanı Halit Paşa, (7 temmuz 1335) akşamı, geç vakit, ya­ nında alayının 40 nefer süvarisi ol­ duğu halde, millî karargâhlardan bi­ ri olan kendi çiftliğine gelmişti. Bu­ rada, alayı efradının bazı ihtiyaçları m tedarik edecekti.

Paşa bu işlerle meşgul olurken, çiftlikte çalışan rumlardan biri

der-• K A D R İ B E Y

Adapazarında kereste fabri­ kasında 40 lira ücretli bekçi hal o civardaki Papazlı köyüne koş­ muş;

— Paşa, on atlı ile çiftliğe geldi. Diye haber vermişti... Papazlı kö­ yü, esasen Türklere karşı isyan ve tuğyan halinde idi. Manisa Yunan - lılar tarafından işgal edildiği esnada, -600 haneden mürekkep olan- bu kö­ yün halkı şehirdeki silâh ve cephane depolarını yağma etmişler; köylerine külliyetli miktarda silâh ve cephane taşıdıktan sonra, kendi aralarında bir Milis kuvveti teşkil etmişlerdi.

işte o günden itibaren artık o ci­ vardaki Türk köylerine tecavüze baş lamışlar, o muhitte rahat ve huzur bırakmamışlardı.

Akhisarda millî alayın teşekkül et mesi, bahusus alayın başına -o mu - hitte herkesin hürmet ve muhabbe­ tini kazanmış olan- Halit Paşa gibi kahraman ruhlu bir şahsiyetin geç­ mesi; Papazlı köyüne büyük bir en­ dişe vermişti, baştan başa komiteci­ lerden mürekkep olan bu köyün hal­ kı; bu millî teşekküle bir darbe vu­ rabilmek için fırsat beklemektelerdi. Halit Paşanın böyle zayıf bir kuv­ vetle çiftliğe geldiğini haber alan Papazlı komitecileri çiftliği basmı- ya hazırlanmışlar, ve ayni zamanda Manisada bulunan Yunan alay ku - mandanına haber yollamışlardı. A - lay kumandanı derhal bir süvari müf rezesi göndermiş, Halit Paşanın kel­ lesini getirene de elli bin drahmi vâ - detmişti (2) Yunan süvarileri Papaz lı köyüne gelmiş, kendilerini bekli - yen 300 kişilik Yunan milis kuvveti üe birleşmişti.

(Arkası var)

(2) Halit paşanın resmini aradık, bula­ madık Manisada bulunan ailesi efradın­ da ve yahut dostlarmda varsa ve bize yol­ larlarsa; çok memnuniyet hissedeceğiz.

Z. Ş. ' 1

BU AKŞAM

İ P E K

VE

MELEK’dı

Bu gece için

(3)

4

No. 59

Ziya

ŞAKlf.

Bu Kahramanca Müdafaa İki

Saat Kadar Devam Etmişti

Mil'" '''KicacMenm ilk topunu patlatanlardan: Aydın cephesinde Sahra topçu bölük kumandanı Gelibolulu Kemal Bey

[Şim di, İstanbul Liman İşleri Um um Müdürlüğü Emlâk Şefi]

Burada bir baskına uğrıyacağmı aklına getirmiyen Halit Paşa, müf - rezesinin ihtiyaçlarını temine çalı - çıyor, yanında bulunan büyük oğlu da kendisine yardım ediyordu... Çift­ lik bu büyük kuvvet tarafından çar çabuk ihata edilmişti. Kudurmuş kurtlar gibi saldıran bu kuvvete 40 kişinin mukavemet edebilmesi,imkân ve ihtimal haricinde idi. Fakat buna rağmen, Paşa ile maiyetindeki ce­ sur Türk evlâtları, bü namert kom - şularına teslim olmayı akıllarından geçirmemişler; kendilerini son sani­ yeye ve son fişeğe kadar müdafaaya karar vermişlerdi.

Bu kahramanca müdafaa, iki saat kadar devam etmişti. Yağmur gibi yağan düşman kurşunları altında kâmilen şehit olan bu müfreze efra­ dından ancak altı kişi kurtulabilmiş­ ti. Bunların içinde Halit Paşanın bü­ yük oğlu da bulunmakta idi. Bunlar da, son fişeklerini yaktıktan sonra - düşmana teslim olmaktansa, ölümü tercih etmişler: - kendilerinin çift - liğin yanındaki bataklığa atıvermiş- lerdi. (Fakat talih, bu fedakâr kah­ ramanlara kıyamamıştı. Yirmi dört saat bu bataklıklar içinde ölümle mücadele eden bu üç Türk yavrusu, nihayet baygın bir halde kendilerini ölümden kurtarmışlardı)

Halit Paşaya gelince, muhtelif yer lerinden yaralandığı halde düşman - ların eline geçmişti. Hırslarını yene- miyen ve 50 bin drahmiye göz diken ler, çiftliğe ateş vermekle beraber. Paşanın başını kesmişler, bir sırığa geçirdikten sonra köylerine götüre - rek alayla ve millî şarkılarla sokak­ larda gezdirmişler; ve daha sonra da Manisaya götürmek için yola dü- zülmüşlerdi.

Bu faciayı haber alan Akhisar hal ki derin bir teessür içinde silâhlana­ rak bu kahbe çetecilerin arkasından yetişmişler; o muhterem şehidin ba­ şını geri almakla beraber yapılan mü 6ademede Yunan müfreze kumanda­ nını da öldürerek beraberce Akhisa- ra getirmişlerdi... Akhisar, matem icmde idi. H attâ, istasyonda bulunan Fransız zabit ve askerleri de bu ma­ teme iştirak etmişler: tam otuz mis­ li düşmana karşı emsa'siz bir kahra menlik gösteren aziz şehitleri takdir ederken: bu kahbece cinaveti irti - kân eden Rum komitacılarını takbih ve tel’in etmekten çekinmemişlerdi.

Akhisar, o günden itibaren bu mu azzez şehitlerin intikamını almıya ka ra r vermişti. Ancak; şimdi zamanı değildi. Teşkilâta daha ziyade kuv

-vet ve ehemmiyet verilecek; zamanj gelince; bu namert Türk düşmanla­ rına mükemmel bir ibret sillesi indi­ rilecekti.

Manisayı işgal eden Yunan (1 inci fırkanın 5 inci alayı) ndan ayrılan iki tabur da, (Kasaba) üzerine yü­ rümüşler, 20 Mayıs 1335 tarihinde, burayı işgal etmişlerdi. Karşılarında hiçbir müdafaa kuvveti bulamadık­ ları için Kasabaya serbestçe girmiş­ ler ve - her yerde olduğu gibi - birtakım nankör komitecilerle bu va ziyetten memnun olan vatan hainle­ ri tarafından istikbal edilmişlerdi.

Bu kolayca işgal, Yunan alay ku­ mandanını sermest etmişti. (Fûtu - hat) ini biraz daha ilerletmek iste­ mişti. Bir taraftan Akhisarı işgal et­ mek üzere bir müfreze gönderirken, diğer taraftan da elinde kalan kuv­ vetlerle (Ahmetli) istikametinde ilerlemişti. Fakat, burada da Akhi- sardaki akıbete uğramış; ayni günde buradaki askeri de geri çekmeğe ve Ahmetliyi tahliyeye mecbur kal­ mıştı.

Bu hâdise de, (Salihli) halkına iyi bir ders vermişti. îzmirin işgali sı­ ralarında, millî teşkilâttan bahse - denlerin önüne geçen, ve:

— Koskoca Yunan ordusunun to ­ puna, tüfeğine hangi kuvvetle karşı, koyacağız. Kendimizi, göz göre gö­ re ateşe atamayız.

Diyenler; - işgal altına giren yer­ lerde Türklere ve müslümanlara karşı yapılan zulüm ve hakaretleri işittikçe, söyledikleri bu sözlere ne­ damet etmişler; zelil ve sefil yaşa­ maktansa, şeref ve haysiyet ile öl­ meğe karar vermişlerdi.

îstanbuldan emir alan hain birkaç propagandacının ortadan kalkmasi- le milletin tabiî ve hakikî düşüncesi engelsiz kalmıştı. Buna binaen (Sa­ lihli) de de derhal millî bir teşkilât başlamıştı. Bu teşkilâtın başına, Salihlinin münevver ve hamiyetper- ver halkından bazılarile orada bulu­ nan nizamiye ve jandarma zabitleri geçmişler; Manisanın işgalile Eşme üzerine çekilen 68 inci alayın fazla silâhlarını aldırarak millî müfreze­ nin silâh ihtiyacını temin etmişler; yokluk içinde bir varlık vücuda ge­ tirmişlerdi. Ve sonra, 50 silâhlıdan mürekkep olan bu müfrezeyi Ah­ metli istikametine sürerek (Sarda)- da bir karargâh tesis eylemişlerdi.

(4)

4

*o.

60

Z i y a

Ş A K İR

Yapılacak İş Müdafaa Kuvvetleri

Arasında Rabıta Tesis Etmekti

Halbuki Salihlililer, bu hareketle file çok büyük hata etmişlerdi. Çün­ kü Yunanlılar bu hareketi haber alır almaz henüz doğmağa başlıyan bu kuvveti olduğu yerde imhaya ka­ ra r vermişler; bu bir avuç kahra - man Türkün üzerine (Miralay îs- kandalis) kumandasında, müteaddit mitralyöz bölüklerde takviye edilmiş tam mevcutlu bir piyade taburu ile yine tam mevcutlu bir süvari bölü­ ğü göndermişler; bir gece baskmı ile fena halde hırpaladıktan sonra, büyük bir saldırışla (Ahmetli) ye girmişlerdi (22 Haziran 1335).

Miralay îskandalis, hırsını bunun­ la yenememişti. Ahmetliye girer girmez, ele geçirdiği 10 Kuvayi Mil­ liye efradile 4 nizamiye zabitini - kı­ sa bir isticvaptan sonra - derhal kurşuna dizdirmişti ve o günden sonra da artık facia, faciayı takip etmiş; Ahmetli, barınılması imkânı olmıyan bir cehennem haline gel­ mişti.

Yunanlılar, vakıa Salihliyi tahliye etmişlerdi. Fakat, bu tahliye kuvvet­ lerinin yerli Rum milislerile birleşe - rek Ahmetli civarındaki kuvayi mil­ liye karargâhına ansızın baskın etme leri, topçu yüzbaşısı Seyit Ali, Mü­ lâzım Haşan Fehmi, çuhacı ustası Kâmil efendilerle sekiz nefer kuvayi milliye efradım kurşuna dizmeleri mu hite çok büyük bir intibah dersi ver­ mişti.

Bu kanlı hâdise de gösteriyordu ki milletin başına musallat olan düş - man, gerek harp ve gerek insaniye­ tin hukuk ve kavaidi ile alâkadar de­ ğildi. Yerli Rum komitecileri ise, Türk unsurunu kâmilen mahvetmek ve onların yerlerine birleşmek fikrin- delerdi... Bu vaziyete nazaran, yapı­ lacak bir şey varsa; artık muhitte bütün müdafaa kuvvetlerini birleştir mek ve millî müdafaa kuvvetleri a- rasında esaslı bir rabıta husule getir­ mekti.

Sâlihli, Yunanlılar tarafından tah liye edilmekle beraber, ufuklarında dolaşan tehlike henüz baki idi. Ah­ metli de Yunanlılar tarafından işgal ve sonra tahliye edildiği halde, işte tek rar işgal edilmiş ve yukarıda ar- zettiğimiz gibi kanlı bir faciaya sah­ ne oluvermişti. Ayni facianın Salihli­ de de tekerrür etmesi, çok mümkün ve muhtemeldi. Çünkü Salihli mınta- kası, uzun müddet müdafaaya elve­ rişli bir kuvvete malik değildi. Mev­ cut müdafaa kuvveti, elli nefer kuva yi milliye ve altmış nefer nizamiye efradı ile dört makineli tüfekten iba­ retti. Kuladan da yetmiş kişilik bir muavenet müfrezesi gönderilmişti.

Bu sebeplerle kendilerini tehlikede gören Salihlililer, (Alaşehir’i lilerle birleşmek ve (Bozdağ) da bulunan Postlu Mestan Efeyi de millî mücade­ leye iştirak ettirmek; bu suretle kuv vetli bir müdafaa hattı vücude getir­ meye lüzum görmüşlerdi.

Tehlike; henüz Alaşehir muhiti - ne girmemekle beraber, orada her yerden daha kuvvetli bir kaynaşma hissedilmekte idi... .tzmirin ilk işgal günlerinde Akhisar, Salihli, Alaşehir muhitlerinde dolaşan 56 inci rirka ku mandanı Miralay Bekir Sami Bey; bu civar halkında biraz kayıtsız görmüş ve bundan da şikâyet etmiş ise de, bu hal sebepsiz değildi. Çünkü halk; neticenin alacağı büyük felâketi bir­ denbire kestirememişti. Ve sonra; yaveri Saiâhaddin Bey ile tek başına buralarda dolaşan Bekir Sami Beyin zahirî vaziyetine bakarak kendisine itimat gösterememişti. Silâhtan, kuv vetten ve h attâ arkasında dört süva­ riden bile mahrum olan bir şahıs, ta ­ biîdir ki halka emniyet ve itimat ve­ remezdi.

Fakat düşman istilâsının hududu İzmir ufuklarını aşıp ta büyük tehli­ ke başgösterir göstermez, yurdunu ve milletini sevenlerin hisleri birden bire değişivermiş; hele “Ayvalık” cephesini tesis eden, ve elindeki bir avuç askerle düşmanın istilâ kuvvet­ lerine ağır bir darbe indiren 172 inci alay kumandanı kaymakam Ali Bey (1) in kahramanlığı halka çok büyük bir ibret dersi vermişti.

İşte o günlerde (Alaşehir) de de hükümet dairesinde bir içtima akte- dilmiş; günden güne ilerleyen düş - man kuvvetine karşı alınacak vaziye tin müzakeresine girişilmiş; ve niha­ yet düşman istilâsına mukavemete karar verilmişti. Birkaç gün sonra halk (Büyük Cami) ye davet edilmiş ve davete iştirak eden büyük halk

kütlesine karşı, evvelâ Yüzbaşı Sü - leyman Süruri, ve sonra da ahzi as­ ker şubesi reisi Binbaşı Ahmet Muh­ ta r Bey tarafından tesirli sözler söy­

lenmişti.

Yüzbaşı Süleyman Süruri Bey; Is- tanbuldan gelirken vapurda Miralay Bekir Sami Beye tesadüf etmiş; Be­ kir Sami Beyin, - mütarekenin ilk gü nünden itibaren başlayan fecaate kar şı, millette mukavemet hislen yarat­ maya çalışan Mustafa Kemal Paşa­ dan mülhem olan - Millî müdafaa fik­ rine derhal iştirak Neyliyerek derhal bu sahaya atılacağına söz vermişti. (1) Umumî harpte Alaşehırde bulun duğu için; muhit, bu zata yabancı değildi. Netekim, Bekir Sami Beyle Alaşehire geldikleri zaman, o havali

Naziîli Jandarma Bölük Kumandam iken Kuvayi Milliyeye iltihak eden ve cephede Millî Menderes Alay K u -. mandanlığı eden Yüzbaşı Nuri Beyi [O havalide (A ra p Yüzbaşı) namı verilen ve pek çok sevilen bu zat şimdi, Erzurum mıntakası jandarma

müfettişidir]

nin en nüfuzlu şahsiyetlerinden Hü­ seyin Paşa zade Mustafa, eşraftan Tevfik ve Akif beyleri Bekir Sami Beyle birleştirmişti.

Yurtlarına bütün kalplerde bağlı olan bu zatlar, Millî Müdafaa esasla­ rını büyük bir memnuniyetle kabul etmişler; fakat halk arasında çarpı - şan hisleri ve fikirleri nazarı dikkate alarak birden bire harekete geçeme­ mişlerdi. Çünkü, Izmirin istilâsı gü­ nünden itibaren bir taraftan Yunan komitecileri, diğer taraftan - bunlar­ la birleşen - hürriyet ve itilâf fırkası propagandacıları yaptıkları zehirli telkinlerle halkı mütereddit bir hale getirmişlerdi.

Fakat - yukarda arzettiğimiz veçhi­ le-Yunan istilâsı genişleyip te her ta ­ raftan fecaat haberleri gelmeye baş­ layınca halkın basireti de açılmış, ar­ tık tehlikeden korunmak ihtiyacı a rt­ mıştı. Böyle olmakla beraber, birçok kimselerde daha hâlâ hükümetle be­ raber yürümek muvafık olacağına da ir bir kanaat vardı. Hattâ, büyük ca­ mide toplamldığı zaman, Süleyman Süruri ve Ahmet Muhtar Beylerin millî müdafaaya teşvik zımnında söy ledikleri sözleri müteakip, eşraftan mütevelli zade Tevfik Bey vaziyetin daha iyi anlaşılmasını istemiş;

(Arkası var)

(1) Bu zat, Malülen tekaüt edilmiştir. Şimdi (Ahmetli) de ilk okul öğretmenidir.

Bir Örnek Fidanlığı

Hazırlanacak

Aydın (Hususî muhabirimiz bildi­ riyor) — Aydında on yıl önce yapı­ lan örnek fidanlığından beklenen fay da tamamen elde edilmemektedir. Bunda fidanlık yapılan yerine küçük­ lüğü ve toprağının elverişli olmaması nin etkisi vardır. Ilbaylık, ilsürel ko misyonuna 150 dönümlük yeniden bir örnek fidanlığı yapılması için ö- nergelemiş, bu komisyonca da kabul olunmuştur. Şimdi örnek fidanlığı yapılacak yer aranmaktadır. Bunun için bu yıl il bütçesine tahsisat konu lacaktır.

(5)

A

m m m

No.

6

i

Z i y a ŞAKIR

Düşman Hesabına Çalışanlar

Propagandaya Başlamışlardı

— Bu teşkilât hakkında hükümeti merkeziyenin fikri nedir?.. Evvelâ bunu kaymakamdan öğrenelim, son - ra ,ona göre hareket ederiz.

Demişti. Orada bulunan kaza kay makamı Bezmi Nusret Bey; bu sual karşısında müşkül bir vaziyete gir - mişti. Hükümeti merkeziyenin fikri­ ni söylemek, orada pişirilmek isteni­ len sıcak aşa, bir anda buz gibi soğuk bir su döküverecekti. Onun için der­ hal ayağa kalkmış:

— Aldığım emirlere bakılırsa, hü­ kümeti merkeziyenin de bizimle be­ raber olması lâzımgelir. Fakat bu kazanın hükümeti, her halde millî bir teşkilâtın yapılması ve gittikçe yaklaşan düşmana karşı müdafaa tertibatı alınması fikrindedir.

Dedi.

Kaza kaymakamı Bezmi Nusret Beyin bu sözleri, fikirlerdeki tered­ düdü bir anda çözüvermişti. Hele, halkın büyük hürmet ve teveccühü­ nü kazanmış olan Hüseyin Paşazade Mustafa Beyin ortaya atılması üze­ rine, derhal teşkilât baş göstermişti. Miralay Bekir Sami Bey, askerî deppoydan yüz silâh çıkarılarak hal­ ka tevzi edilmesi için emir vermişti. Fakat büyük bir talihsizlik eseri­ dir tam bu silâhların tevzi edileceği gün (ödemiş) felâketi zu­ hura gelmiş; yurtlarım büyük bir kahramanlıkla müdafaa etmelerine rağmen, otuz misli faik bir düşman karşısında zarurî ve mecburî olan mağlûbiyet, Aleşihirin maneviyatı üzerinde bir sarsıntı husule getir­ mişti.

Düşman hesabına çalışanlar; bu fırsatı ganimet bilmişler; derhal ha­ raretli bir propagandaya girişmiş - lerdi... Evvelâ, millî müdafaaya kı­ yam edenleri, (bir sürü ittihatçılar) diye tavsif etmişler ve halkın kin ve nefretini tahrik etmişlerdi. Sonra da müdafaa taraftarı olanların arasına nifak sokmak istemişler; ezcümle:

(Kaymakam, buradaki hareketleri Vali izzet Beye bildiriyor; bu kay­ naşmalar, halkın zihinlerini heyeca­ na getiriyor.)

(Kaymakam; Bekir Sami Beyin buralarda dolaşmasındaki maksadı, Valiye haber veriyor.)

(Jandarm a kumandanı, millî teş­ kilâtın başında bulunanları, Rum metrepolidine jurnal ediyor.)

Diye, birtakım şayialar çıkarıver mişlerdi.

Yine fena bir tesadüf eseri olmak üzere, ödemiş felâketinin ertesi gü­ nü, Miralay Bekir Sami Bey erken­ den (Eşme) ye gitmişti. Kumanda­ nın kimseye veda etmeden hareketi, birçok fena tefsirlere sebebiyet ver­ mişti. O menfur kuvvet, Bekir Sami Beyin bu şekilde hareketinden de is­ tifade fırsatını kaybetmemiş; der­ hal:

— Gelen Yunan kuvvetleri, ancak kendilerine mukavemet edenlere zu­ lüm ediyor; ittihatçılar, dün halka silâh dağıtıyorlardı. Bugün Ödemiş meselesini duyar duymaz kaçtılar. Bunlar, memleketin başım ateşe ya­ kacaklar.

Sesleri yükselmişti.

Millî teşkilâtın askerî noksanları­ nı ikmal etmek için çalışan Yüzba­ şı Süleyman Süruri Bey; bir ta ra f­ tan ödemiş faciasından, diğer ta ­ raftan da bu mel’unca propaganda­ lardan heyecan içinde kalan halk arasında şimdilik bir şey yapılamı- yacağmı hissetmiş; birkaç arkadaşi- le (Uşak) a çekilmişti. Fakat bu zevat için burada da büyük bir ta ­ lihsizlik baş göstermişti. Çünkü, ta ­ mamen Hürriyet ve itilâf Fırkasının tesiri altında bulunan Uşak hüküme­ ti ve belediyesi Süleyman Süruri Bey ile arkadaşlarını derhal tevkif etmişler ve Istanbula göndermeğe k arar vermişlerdi. Bereket versin ki, Jandarma Kumandam Yüzbaşı ism et Bey işe müdahale etmiş; pek büyük müşkülâtla pençeleştikten sonra, mevkufların tahliyelerini te­ min eylemiş; bu suretle de hayatla­ rım kurtarabilmişti.

F ak at Aleşehirliler, hakikati anla­ m akta gecikmemişlerdi .Her tarafta baş gösteren millî müdafaa teşekkül­ lerini işittikçe, kendilerini felâkete sevkeden muzır unsurların telkinle­ rini dinlememişler; artık Hüseyin Paşazade Mustafa Bey etrafında birleşmişler; teşkilât işine ehemmi­ yet vermişlerdi.

Süleyman Süruri Bey, Uşaktan kurtulur kurtulmaz, yaya olarak Eşmeye gitmiş, orada bulduğu Mi­ ralay Bekir Sami Beye vaziyeti

nak-etmiş; başlanan işte devam etmek için tekrar Alaşehire avdet edeceği­ ni söylemişti. O zaman Bekir Sami Bey, kendisine: (Alaşehir mevki ku-‘ mandanlığı) m vermişti.

Süleyman Süruri Bey, Alaşehire ?elmiş; işe girişmişti. Millî teşkilâ­ tın başına filen Mustafa Bey geçi­ rilmişti. (19 Haziran 335) gününden itibaren Alaşehirdeki millî müdafaa cuvveti, artık tamamile kökleşmişti.

işte; Salihlililer, Alaşehirlilerle jirleşerek Bozdağda da birleşik bir cephe yapmak istedikleri zaman va­ ziyet bu merkezde idi... Esasen Ala- şehirliler de, diğer kazalarla iştirak etmek fikrindelerdi.- Buna binaen Alaşehir ve Salihliden intihap edilen birkaç zat, Bozdağda bulunan Post- u Mestan Efeye gitmişler; memle­ ketin vaziyeti ile, alınması lâzımge-

en tedbirleri izah etmişlerdi.

Efe, cahil ve müteassıptı. Fakat buna mukabil çok vatanperverdi. O lavalide büyük bir şöhreti ve o nis- bette de taraftarı vardı. Alaşehir millî kuvvetlerinin başında bulunan Mustafa Beyi seviyor ve ona sonsuz jir itim at besliyordu. Bunun için - dir ki, kendisine yapılan telkini hiç müşkülât göstermeden kabul etmiş; ve o havalide çarçabuk kuvvetli bir teşkilât vücuda getirmişti. Bu teş­ kilâtın silâh ve cephane ihtiyaçları, askeri deppoylarından temin edilmiş ti.

Postlu Mestan Efe, teşkilâtını ik­ mal eder etmez, işe başlamış, Boz­ dağda da bir kuvvet teşekkül ettiği­ ni anlatmak için kızanlarile (Yergi)- de bulunan Yunan kuvvetleri üzeri­ ne bir baskın yapmıştı. Efenin bu aaskını birkaç saat süren parlak bir müsademeden sonra hitama ermiş; - efelik hayatındaki çarpışmalarında

kendine mahsus plânlarile şöhret ka­ zanmış olan - bu cesur Türk oğlu, Yunanlılara bir hayli telefat verdir- mişti.

*

Faik ve mevkie hâkim düşman kuv vetlerine rağmen (Aydın) m istir­ dat edilmesi; pek tabiîdir ki, Türk kahramanlığı hesabına büyük bir za­ fer olarak kaydedilmiş; fakat Yunan siyasî ve askerî mahafilinde de o nisbette acı bir tesir husule getir­ mişti.

Pariste bulunan Yunan Başvekili Mösyö Venizelos, her ne pahasına o- lursa olsun Yunan kuvvetlerinin Ay­ dını tekrar ele geçirmesini emret - mişti. Bunun üzerine Izmirdeki Yu­ nan ordu kumandanı da derhal teşeb- büsata girişmişti.

Miralay Seminasa imdat kuvveti göndermekte geç kalan General Ni- der; muhtelif yerlerden topladığı kuvvetleri, acilen Tirede birleştir­ mişti. Fırka Kumandam (Miralay Zafiryus), bu kuvvetlerin başına ge çecek; (Sarı Yanis) te Ayasluğ - Ba- latçık civarında bulunan kuvvetlerin kumandasını deruhde edecek; derhal Aydın üzerine taarruza geçilerek şe­ hir, behemehal işgal edilecekti.

Yunanlılar, bu hazırlıkta devam ederlerken, Aydında da bunun aksi cereyan etmekte idi. 57 inci fırka kumandanı, millî efrattan hiçbirinin hiçbir suretle kıt’ası ve vazifesi ba­ şından ayrılmamasını mütemadiyen emretmesine rağmen - artık Yunan­ lıların Aydına avdet edemiyeceğini zanneden - bir kısım efrat, günlerce devam eden y o r g u n l u k t a n sonra b i r k a ç g ü n i s t i ­ rahat etmek ve çamaşır değiştirmek gibi sebeplerle köylerine dağılıver- mişlerdi. Ancak, Yürük Ali Efe ile Kıllı oğlu Hüseyin Efenin kuvvetle­ ri, mevkilerini k at’iyyen terketme - mişlerdi.

Vaziyeti vahim gören ve Yunanlı­ ların behemehal bir intikam hareke­ tine geçeceklerini tahmin eden Ku­ mandan Şefik Bey, her şeyden evvel şehirde işe yarıyacak silâh, cephane ve sair askerî malzemeyi geri hatla­ ra nakletmeğe karar vermişti.

(6)

T A

Bütün dünyada tanınmış

No. 62

Ziya ŞAKIR

Düşman Mukavemet Kuvvetinin

Miktarını

Tayin

Edemiyordu

Temmuzun üçüncü günü, Yunanlı­ ların Aydın üzerine taarruzları baş göstermişti. Bu taarruz; şu mühim kuvvetlerle yapılmakta idi:

Aydından firar eden miralay Smi- nasın, (Tire) de toplanan alayından mâda, Manisa, Kasaba ve civarından âcilen (Tire) ye getirtilen:

1 — 5 inci piyade alayı - bir bu - çuk batarya top - yarım bölük süva­

ri.

2 — 4 üncü piyade alayından bir tabur - 2 batarya top

3 — 3 üncü piyade alayı.

Bu kuvvet; aşağı, yukarı bir fırka­ ya muadildi. Ayni zamanda birçok

müsellah rum komitecileri de bu kuvvete iltihak etmişti. Aydında fır ka kumandanının elinde kalan kuv­ vetlerin mecmuasına gelince:

Mumtelif alay ve taburların mev­ cudu: - 120 nefer piyade, süvari bö­ lüğünden: - 17 atlı, 4 top, 6 makine­ li tüfekten mürekkep nizamiye kuv

vetleri ile :

Mülâzim • Kadri Beyin kumanda ettiği (20) ve Yörük Ali Efe ile Kıl­ lı Hüseyin efenin kızanlarından (50) nefer ki; bütün kuvvetin toptan mev cudu: 190 silâh endaz, 6 makineli tü fek, 4 toptan ibaretti.

Bu kadar zaif kuvvetin; (beheri 600 mevcutlu) tam 9 tabur piyade ve 54 mitralyöz, 2 topçu taburu ve yüze yakın otomatik tüfekten mü - rekkep olan koca bir Yunan fırka - gına mukabele edebilmesi, mümkün değildi. Buna binaen fırka kumanda nı, derhal köylerine dağılan millî ef­ rada haberler göndermekle beraber, Aydın halkından da çarçabuk bir mi Üs kuvveti çıkarmak istemişti. Fa - k at buna; ne vakit ne de imkân müsaade etmemişti. Çünkü düşman, şimendifer hat boyunun iki tarafın­ daki süvari keşif kollarına taarruza başlamış ve bir alay piyade ile Aydı mn top yatağındaki kuvvetleri üze - rine saldırmıştı... Fırka kumandanı düşma-tun bu taarruz kuvvetine der­

hal top ateşi açtırmıştı.

Taarruz eden bu düşman alayı­ nın karşısında, mülâzım Kadri Be - yin kumanda ettiği (20 nefer) den ibaret müfreze bulunuyor; ve bu kahraman müfreze, düşmanın sel gi bi yalayıcı ateşi altında büyük bir pervasızlıkla şiddetli bir mukavemet

gösteriyordu.

Düşman, bu mukavemet kuvveti­ nin miktarını bir türlü tesbit edemi­ yor; karşısında büyük bir kuvvet bulunduğu zehabına kapılarak iler - lemekten çekiniyordu.

Yunan fırka kumandanı bir ki - sim şimendüfer hattı boyundan Ay­ dın üzerine taarruz ederken diğer bir kol ile de Aydın gerilerine sarkmak istiyordu. Fakat cesur Türk topçu­ larının açtığı kahir ateş altında em niyetle ilerliyemiyordu.

Bir aralık bu dört Türk topunun ateşi, bir noktaya teksif edilmişti. O zaman, bir miktar ilerlemiş olan bir Yunan müfrezesi birdenbire dağı lıvermişti. Bu müfrezenin dağılma - sı, bütün cephede bir bozgunluk hu­ sule getirmiş; Yörük Ali ve Kıllı Hü­ seyin efelerin müfrezeleri tarafından açılan şiddetli bir takip ateşi de baş­ lar başlamaz, artık bu bozgunluk bir panik "haline gelmişti... Hülâsa; harp o gün akşama kada rbütün şiddetile devam ettiği halde, otuz misli faik olan düşman kuvveti; Aydına gire - memişti.

Fakat.. Bu hal daha fazla devam e demezdi. Bu ağır şerait altında h ar­ be devam edebilmek; aklın, fennin ve hikmetin haricinde idi. Onun için 57 inci fırka kumandanı o gece plâ­ nını yapmış; gece yarısından sonra şehri boşaltarak muntazam bir yürü yüşle, Mendires köprüsü istikameti­ ne çekilmişti.

Bu hareketten haberdar olmıyan düşman, ertesi (4 temuz 1335) gü - daha hâlâ top yatağında Türk kuv - vetleri bulunduğuna zahip olarak bu rayı saatlerce beyhude yere top ate- şile taradıktan sonra; şehirde bulu - nan rum komitecilerinin ihbar ve daveti üzerine, şehire girmişti.

Yunan fırka kumandanı; Türk küvetlerini binlerce silâhtan mürek - kep zannederken, rum komitecileri­

nin hakikati söylemesi üzerine bü - yük bir hayret hissetmişti. Koca fır kasma kırk sekiz saatten fazla Ay - din ovalarında hendek kapmaca oy »atan bu cılız kuvveti ezivermek; ar tık ellerini ve kollarını sallıya sallı - ya ilerlemek için ertesi gün Mendres

köprüsü istikametinde taarruza geç­ mişti.

Bu taarruz kuvvetleri .ovadaki köy leri kamilen yakmışlar; taş taş üze­ rinde bırakmamışlardı, ileri sürülen alaylar da, artık Mendres köprüsüne yaklaşmışlardı.

57 inci fırka kumandanı daha e - min bir müdafaa cephesi almak i - çin (Çine) üzerine çekilmiş; zaif ka lan kuvvetlerini takviyeye girişmiş­ ti.

Yunanlılar, (6 temuz 1335) gecesi, Mendres köprüsünün civarından neh ri geçmişler ve Çine istikametine ı- lerlemek istemişlerdi. Fakat karşı - larında dört yüz mevcutlu bir Ital - yan müfrezesi bulmuşlar ve derhal tevakkuf etmişlerdi,

îtalyanlar, bu Yunan kuvvetini ni­ çin böyle silâhla karşılamışlar ; ve, bu Yunan taarruzuna niçin mâni ol­ muşlardı ?..

Bunun sebebini lâyikile anhyabil- mek için; biraz maziye rücu etmek, (Italyan işgali) nin şekil ve maksa - di etrafında biraz malûmat vermek icap eder.

HABIG

Kibarların şapkasıdır.

(Malkoçlar) baskınında ve Aydın muharebelerinde fedakârane hizmet­ leri geçen ihtiyat topçu mülâzimi

Necmi Bey

[Şimdi İstanbul Liman iş­ leri Umum Müdürlüğü ve­ saiti nakliye şubesi me­ murlarından]

Mondros mütarekenamesinin akdini müteakip, Ingiliz ve Fransız kuvvet­ leri, muhtelif bahanelerle Anadolu - yu yer yer işgal etmişlerdi... Müta - reke devrinin ilk ayları, bu işgal­ lerin heyecanlarile geçmişti. Fakat tam bu heyecan sükûn bulacağı sa­ man, (Antalya) mevki kumandanı tarafından, -kendi fırka kumandanı na- şu meş’um telgraf çekilmişti:

—Aynen—•

Şifre: 89

Antalya 28-3-335 27-3-35 te Antalyadan Bordura giden postanın esnayi rahda şakiler tarafından soydurulması; ve bu ge­ ce de Antalyanm hristiyan mahalle sinde henüz faili meydana çıkarda - mıyan ve fakat mürettep olduğu ne ticei tahkikattan anlaşdan bir kutu barutun iştialde bunun bomba infi - lâkı addedilmesi; ve bir mah mukad dem hapishaneden bir kısım mahpıı- sinin firarının da âsayişin fikdanı- na delâlet etmesi bahanesile; bugün badezzeval üç buçukta limanda bu - lunan Italyan zırhlı kruvazörü (1) ta rafından üçyüzü mütecaviz müsel - lâh ve tam teçhizattı bahriye efradı karaya çıkardmış ve Antalyanm iş­ gal altına alındığı (birkaç kelime o- kunamıyordu) bahriye miralayların dan Cano Aleksandronun beyan et - mesile tebliğ kılınmıştır.

Memlekette âsayişsizlik olmadığı, ve harekâtı vakıanın mütareke şera­ itine münafî olduğu bildirilmiş ve talim at ahkâmı dairesinde hareket olunmuş ise de, ihracın men’i kabil olamadığından ancak, hükümeti ma­ halliye de müştereken protesto edd- miştir.

ittihaz olunacak tedabir ve hattı hareketin emrüiş’arı.

176 inci alay kumandanı

Vehbi

[Arfcast var]

Hafta

5 Kuruş

Haç ve Hacılar!

Nurlar içinde bir medeniyi

6u gözler neler gördü?

Bir hükümdar, bir Şair!

Neyzen Tevfik söylüyor!

Nasıl Aktör oldum!

H em en k itapçınız

(1) Bu kruvazörün İsmi, “Berjina Elenaı, idi. Bu vakadan bir hafta evvel Antalya li­ manına gelmiş, demirlemişti.

(7)

4

No

64

Z i y a Ş A K IR

"A y ş e

Osm an"

İsminde

Bir

Şerir Postaya Tecavüz Etmişti

İşgal sahalarından hazin bir manzara

Postanın soyulması, d o ğ r u idi. Başında sekiz nefer avenesi bu - lunan (Ayşe Osman) isminde bir şe­ rir, postaya tecavüz etmişti. Fakat, jandarm a müfrezeleri tarafından şiddetle takip edilmekte idi. (Nite - kim, birkaç gün sonra bu çete imha ve gasbettikleri şeyler de istirdat e- dilmişti.)

Gelelim, bomba meselesineeee... Bu, cidden enteresan bir hâdise idi. ve.. Vak’a, -bügün dahi berhayat o- lan- birçok şahitlerin ifadesine ve resmî tahkikata nazaran şöyle cere­ yan etmişti.

27-28 Mart 335 gecesi, tam saat 2 yi 15 dakika geçe; kale içinde, Rum mahallesindeki büyük harabede bü - yük bir tarrak a işitilmiş; uykuların­ dan fırlayan halk ile zabıta memur - lan, bu sesin geldiği yere koştukla­ rı zaman, İtalya konsoloshanesinin doktoru ile refikasını vak’a mahal - linde görmüşlerdi... Eğer konsolos - hane oraya yakm bir yerde olsaydı, buna pek o kadar ehemmiyet veril - mezdi. Fakat, böyle müthiş bir infi­ lâkı müteakip, bu Italyan doktor i- le karısının -muntazam, düzgün, ace­ le ile sokağa fırlanıldığına delâlet etmiyen bir kıyafetle- orada dimdik ve pervasızca durmaları; müstehzi bir tavurla:

— Ne oldu?..

— Bu bombayı kim attı?..

Diye sormaları; bütün oraya top­ lananlara derin bir hayret vermişti.. Zabrta, halkın yardımı ile tahkikat Ve tetkikata başlamıştı. Bu gürültü - nün faili bulunamamıştı. Ancak yer­ lerden; parçalanmış, şuraya buraya dağılmış ve birçok yerleri de barut lekelerde kararmış, teneke bir kutu enkazı ile üzerleri yanmış ve şuraya buraya fırlamış elektrik telleri top - lanmış.. Ve (münhasıran işgale ba­ hane olmak üzere) bir teneke kutu - nun içine barut doldurularak - porta tif bir elektrik tertibatı ile- patla - tıldığı ve bunu da konsoloshane dok toru ile zevcesinin yaptığı anlaşılmış ti.

Gelelim AntalyalIların İtalyanları davet etmelerine... Bu da, pek âdi ve hattâ, pek iptidaice düşünülmüş bir bahaneden ibaretti. Umumî har­ bin bütün felâketlerine merdane gö­ ğüs geren ve o zaman oraya bir tek düşmanın ayağını bastırmamak için birçok fedakârlıklar eden hamiyetli Antalya halkının; mübarek vatan topraklarını yabancılara çiğnetecek kadar kansız ve vatansız olmalarına imkân ve ihtimal vermek mümkün değildi... Maamafih, İtalyanların eli­ ne böyle bir senet verildiği pek doğ­ ru idi. (Hürriyet ve itilâf) fırkası - na mensup olan ve hepsi de Suriye- den vaktile hicret etmiş melez unsur­ lara mensup bulunan on dört kişi - den mürekkep bir grup; -candan ve samimî dostlan olan sabık İtalya konsolosu ve o tarihte de İtalya hü - kûmetinin siyasî memuru- (Marki Franti) nin teşviki ile hakikaten bir kâğıt imza ederek vermişler; (dün - ya medeniyetinin bânisi olan Roma evlâtlarının bize de medeniyet getir­ melerini isteriz) demişlerdi. (2)

M utasarrıf vekili, derhal Dahiliye Nezaretine bir telgraf çekmiş, işgal hâdisesini anlatmakla beraber, - za­ vallı - jandarma tabur kumandanı­ nın asayişi muhafazaya muktedir o- lamadığından bahsetmişti. O tarih - te Dahiliye Nazırı olan Cemal Bey - den şu cevap geldi:

— Aynen — Antalya Mutasarrıflığına Babıâli

Şifre No.

C. 29 Mart 35 — Bu hususta endi­ şeye mahal yoktur. Buraca Dahili­ ye Nezareti Çelilesi vesatetile mese­ lenin halline tevessül edilmiştir.

(2) Türk tarihi ve Antalya ahalisi, bu hainleri unutmamalı ve affetmemelidir, iş ­ galden birkaç gün evvel Antalyayı terke- den sabık mutasarrıf da bu feci ihanetin eeminini ihzar eylemiştir.

Jandarm a tabur kumandanı da teb­ dil olunmak üzeredir. İşgal kuvvet­ leri erkânile hüsnü suretle münase- bat ve mükâlematta bulunulması ve bir şikâyet vukuuna meydan veril­ memesi ve her vakitten ziyade em­ niyet ve asayişin muhafazası esbabı­ nın istikmali lâzımgelir.

29 M art 335 Dahiliye Nazırı Cemal işgalin halk üzerindeki tesirlerile işgal gecesi Italyan nöbetçileri ta ra ­ fından iki Türk köylüsünün katli hakkındaki telgrafa da şu cevap gelmişti:

— Aynen — Antalya Mutasarrıflığına Babıâli

Şifre No.

C. 30 Mart 335 tele — Asker ihra­ cı, işgal mahiyetini haiz olmayıp emri inzibatın temininde hükümeti mahalliyeye muavenet maksadına müsteniden olacağı beyanile, hay - siyeti hükümeti ihlâl edecek hare­ ketten tevakki etmeleri emrinin ve­ rilmesi için İtalya ordularının Ra- dostaki başkumandanlığına Dersaa- dette bulunan İtalya fevkalâde ko­ miseri tarafından tebligat ifa kılın­ dığı şifahen mütareke komisyonu ri­ yasetinden bildirilmiştir. Bu ve bu­ na mümasil ahvalde, zamanın neza­ keti nazarı dikkate alınarak suite- fehhümlere meydan verecek tarzda idarei umur edilmemekle beraber, kendilerile temas edilip iyice anla­ şılmak suretile hüsnü netayiç istih­ salinin de ihmal edilmemesi lâzım- gelir.

31 Mart 335 Nazır Cemal Mühim iki vesika olarak tarihe tevdi ettiğimiz bu iki şifreli telgraf sureti, işgal hâdisesi üzerine Antal- yaya gelen fırka kumandanının talebi üzerine kendisine aynen not ettirildiği gibi, mutasarrıflığın mah­ rem dosyasında hıfzedilmiştir.

Şu iki telgraf sureti; vahî sebep­ ler, ve pek adi bahanelerle ana va­ tanı işgal eden düşmanlara karşı, İstanbul hükümetinin ne büyük ka­ yıtsızlıklar gösterdiğini ispata kâfi­ dir. İtalya Askerî Kumandanı Mi­ ralay Cano Aleksandra’nın neşretti­ ği beyannamede, en açık ve en sarih kelimelerle İtalya hükümeti ve m üt­ tefikleri namına bugün Antalya iş­ gal edilmiştir.) denildiği halde, Os­ manlI imparatorluğunun Dahiliye Nazırı Cemal Beyin:

[Asker ihracı, işgal mahiyetini haiz olmayıp, inzibatın temininde hükümete yardım etmek]

ten bahsetmesi; acaba (memlekete ve millete karşı ihanet) ten başka, hangi mana ile tefsir edilebilir?..

Aradan, beş gün geçmişti. Ital­ yan işgal müfrezesine yeni kuv - vetler ilâve edilmiş; ve bu işgalin iç Anadoluya doğru ilerliyeceğine dair bazı alâmetler belirmişti. O havali - deki askerî kumandanlar, bu vaziyet karşısında nasıl bir hattı hareket takip edeceklerini mafevk makam­ lardan istizan etmişlerdi. Izmirde bulunan (17 inci Kolordu Kuman­ danı Ali Nadir Paşa), şu cevabı ver­ mişti:

— Suret —

Antalyadaki İtalyanların halen bulundukları noktalarda kalıp iler­ lememeleri hakkında teşebbüsatı lâ- zimede bulunulduğu; ve maamafih, şayet mütareke ahkâmına muhalif harekette devam edecek olurlarsa, tahtı işgalde bulunan sair mahaller­ de ittihaz kılınan tedabire mümasil tedabiri muslihane ve mütelifanenin A n t a l y a d a dahi icrası ve müşkülât hudusuna meydan veril­ memesi, iş’arı vakıâ cevaben Harici­ ye Nezaretinden bildirilmiştir.

K. 17 K: Ali Nadir

(8)

A

»•

65

Ziya

Nadir Paşanın Bu İddia ve

İfadesi Tamamen Yalandır

Antaî

Muhterem karilerimiz un.uuua.iui» lardır ki, bu telgrafı imza eden (Ali Nadir Paşa), İzmirin Yunanlılar ta ­ rafından işgalinde de ayni sükûnet ve soğukkanlılığı gösteren kuman­ dandır. Bu kumandan, - iki buçuk ay sonra, İzmir işgalinde olduğu gi­ bi - Antalya işgalinin de bir emri vaki olduğunu iddia etmiş, alınacak birçok tedbirler varken bunları yap­ mağa vakit bulamadığından bahse­ derek kendisini mazur göstermek is­ temiştir.

Nadir Paşanın bu iddia ve ifade­ si ^alandır.. Çünkü elde bunun ak- s ; ıpat eden bir vesika daha var- d ) da, işte şu şifreli telgraftır:

— Aynen ve harfiyyen — ıir

Şifre

Sevahilimizin bir noktasına, İtal­ yanların bir ihraç yapmalarına kar­ şı sureti hareket, nezareti celileden istizan olunmuştu. Cevaben vürut eden emri nezaretpenahide, keyfiye­ tin makamı sadareti uzmadan sorul­ duğu ve fakat mütarekenaraeye muhalif her hareketin protesto edilmesi, kıtaat ve memurini osma- niyenin k at’iyyen terki mevki et­ memeleri, ve kıtaatımızın toplu bu­ lundurulması lüzumu tebliğ bûyu- rulmaktadşr. icap edenlere buna göre (mahremane ) tebligat ifası.

6-4-35 17 Kolordu K. Ali Nadir Padişah Vahdettin namına hükü­ meti idare edenlerin ihanet ve zil­ letlerini gösteren şu vesikayı da - bugün muhterem karilerimizin ve yarın da tarihin - nazarı ibretine ar- zettikten sonra, hadisatın seyrini ta ­ kibe geçiyoruz.

I t a l y a n l a r , Antalya iş­ galinde h ü k ü m e t i n gös­ terdikleri aciz ve miskinlik üzerine bir taraftan iç Anadoluya doğru is­ tilâ teşebbüslerine girişirken, diğer taraftan da İzmir havalisini işgale hazırlanmışlar ve bunun için - An- talyadakinden daha garip ve daha gülünç bir plânla - harekete başla­ mışlardı

(4 Nisan 335) günü (Fethiye) li­ manına bir Italyan torpitosu gel­ miş; demirlemişti... Halk, bu torpi- tonun gelişinden biraz telâş etmiş ise de, şüpheli hiçbir hareket görül­ mediği için biraz sonra herkese sü­ kûnet gelmişti.

Tam altı gün, hiçbir hâdise zuhûr etmeden geçmişti. Torpitodan si­ lâhsız olarak karaya çıkan Italyan askerleri, birkaç saat kasabanın çarşısında geziyorlar, dolaşıyorlar, ve sonra sükûnetle gemiye avdet ediyorlardı.

Yalnız bazılarının nazarı dikkati­ ni bir şey celbediyordu... Torpitoda,

(Teodor) isminde bir sivil adam bu­ lunuyordu (1). Bu adam da hergün karaya çıkıyor; iyi türkçe bildiği için halkın her zümresile çarçabuk ahbap oluyor; ve bilhassa, - son za­ manlarda ticaret maksadile Rados- tan gelen - Radoslu Cemal ve Niya­ zi isminde iki adamla sık sık konu- uyordu.

Bu esnada, halk arasında:

— Bir iki güne kadar bir salibi- ahmer gemisi gelecekmiş. Bu gemi­ deki doktorlar, kendilerine müraca­ a t edecekleri meccanen muayene edecek ve parasız ilâç verecekler iniş.

Diye bir söz dolaşmağa başlamış­ tı. Gerek Rum ve gerek Türklerden birçok fakir hastalar, bu haberden büyük ümitlere kapılmışlardı.

Bu şayia, çarçabuk tahakkuk et­ mişti. Ayın 10 uncu günü, direğin- 1

(1) Bu adam, sivil elbise giyimiş olan bir İtalyan polis komiseri idi.

ı mî manzarası

de salibiahmer bayrağı olan bir va­ pur limana gelmiş ve demirlemişti. Rumlar, sahile koşuşmuşlar ; vapur­ dan çıkacak olan o (hayır sahibi doktorlar) i beklemeğe başlamışlar­ dı.

Birdenbire kalabalık arasında rumca bir ses yükselmişti:

— Müdür efendi!.. Yanıyorsun. Bu söze muhatap olan adam, fil­ hakika Rum mektebinin müdürü idi. Ve bu müdür efendinin sırtın­ daki ceketin cebinden de ince biı duman tütmekte idi.

Müdür, telâş ile elini cebine dal­ dırmış; yanar bir cıgara çıkarmıştı. Ve sonra:

— Yanar cıgarayı cebime atan... Bu edepsizliği yapan kimdir?..

Diye bağıra bağıra etrafına göz gezdirmişti. Ve gözü, müstehzi ta ­ vırlarla kendisine gülen Radoslu Cemal ile arkadaşlarına ilişmişti. Bu adamların bu küstahça hareket­ leri müdürü bir kat daha hiddetlen­ dirmiş; daha ziyade bağırarak ilâve etm işti:

— Efendiler!.. Bu muameleniz, insanlık terbiye ve nezaketine ya­ kışmaz.

O zaman Radoslu Cemal müdürün üstüne atılmış; elindeki bastonla dövmeğe başlamıştı.

Orada bulunanlar, derhal müda­ hale etmişler; Rum müdür ile Ra­ doslu Cemali ayırarak birer tarafa götürmüşlerdi... Hâdise, çarçabuk kapanmıştı. H attâ, hayır sahibi dok­ torları beklemek için oraya topla­ nanlardan çoğu, - başlamasile bit­ mesi birkaç dakika bile sürmiyen - bu vak’ayı duymamışlardı.

Halbuki., o anda halkı derin hay­ retlere sevkeden bir hareket başla­ mış ve bütün gözler, Italyan torpi­ tosu üzerinde toplanmıştı.. Torpito­ da, evvelâ sert bir boru sesi işitil­ miş; toplar bir anda sahile çevril­ mişti. Sonra, sandallar indirilmiş; içine tam teçhizatlı yirmi neferle iki mitralyöz bindirilmiş; ve daha son­ ra da bu sandallar son sür’atle ka­ raya doğru hareket etmişti.

Hâdiseyi haber alan kaymakam vekili - ve Kayacık nahiyesi müdü­ rü - Hüseyin Efendi, derhal sahile gelmişti. Yanındaki birkaç jandar­ ma ile karaya çıkmak istiyen Ital­ yan askerlerinin karşısına gerilmişti. Fakat, mitralyözlerle mücehhez o- lan bu kuvvete cebren mukavemet edebilecek vasıtaya malik değildi.

Böyle olmakla beraber; bu hami­ yetli zat, ümidini kesmemiş; aklı başında ve memleketini seven bir idare memuru gibi hareket etmişti. Evvelâ, Rum mektep müdürü ile kavga çıkaran Radoslu Cemal ile mürettep bir surette bu kavgaya se­ bep olan Radoslu Niyaziyi tevkif et­ tirmiş: ve kısa bir tahkikattan son­ ra, bir kayığa binerek torpitoya git­ mişti.

Hüseyin Efendi; kumandan ile karşılaşır karşılaşmaz, k at’î bir lisan ile karaya çıkarılan askerlerin der­ hal geriye aldırılmasmı talep etmiş ve hazırladığı protesto kâğıdını ver­ mişti. O zaman, kumandanla ara­ larında şu konuşma geçmişti:

Kumandan — Ne yapalım?... Asa­ yiş muhtel oldu..

Hüseyin Efendi — Asayişin muh­ tel olmasından size ne? İtalya hü­ kümetinin menfaatini sektedar eden bir şey var mı?..

— Yok ama.. Türkler, hıristiyan- lara hücum ettiler.

— Hıristiyanlara, kimse hücum etmemiştir. Şayet böyle bir hare­ ket olsa bile, hükümetin buradaki kuvveti bunu bastırmağa kâfidir...

(9)

A

No. 6«

Z i y a

R

Torpito Kumandanı Askeri Geri

Çekmeğe

Razı

Olmuştu

Vakıâ, karada bir vak’a cereyan et­ ti. Fakat bu vak’aya sebep olanlar, derhal tevkif edildi. Çarçabuk tah­ kikat yapıldı. Bu vak’aya sebebiyet veren Radoslu Niyazinin, dün akşam gruptan sonra, sizin adamınız olan Teodor ile sahilde birleştikten sonra bir Rumun kayığı ile torpitoya gel­ dikleri ve bugünkü vak’anm plânım burada tertip ettikleri anlaşıldı.

Italyan torpitosunun kumandanı şaşırmıştı:

— Bunu, ne ile ispat edebilirsi­ niz?..

— Türklerden ve Rumlardan mü­ rekkep bir heyet huzurunda, gerek Niyazinin ve gerek kayıkçının ifade Ve itiraflarile... Görüyorsunuz ki, zannettiğiniz kadar gafil ve ahmak değiliz. Eğer askerinizi derhal geri çekmezseniz, şimdi Izmirdeki itilâf devletleri mümessillerine müracaat edeceğim. Bir tahkik heyeti istiyece- ğim... Gelecek heyet tarafından ya­ pılacak tahkikat neticesinin, ne size ve ne de İtalya Hükûmtine şeref Verecek bir şekilde zuhûr etmiyece- ğine eminim.

Torpito kumandanı, müşkül bir vaziyete girmişti. Bu haklı sözler ve İddialar karşısında, hakka rücu et - inek mecburiyetini hissetmiş:

— Pekâlâ... Askerimizi geri çeke­ rim. Fakat askerle beraber karaya çıkan doktor, kasabada kalacaktır. Ve yanında da dört muhafız nefer bulunacaktır.

Demişti.

Kaymakam vekili Hüseyin Efendi, kumandanın bu ricatini de büyük bir muvaffakiyet telâkki etmiş; ar - tık daha fazla ileri gitmiyerek:

— Pekâlâ...

Demekten başka çare görmemişti. Italyan askerleri derhal torpitoya r kırılmıştı. Hüseyin efendi de, mem leketin fuzulî yere işgaline sebep o- lan Radoslu Cemal ile Niyazi hakkın da kanunî takibat icrasına başlamış­ tı.

Fakat aradan iki gün geçer geç - mez, ufukta bir duman belirmiş; kı­ sa bir müddet sonra da; -Antalya iş galini himaye eden- (Reçina Elena) kruvazörü kasabanın önüne gelerek demirlemişti. Biraz sonra da kaza kaymakam vekili Hüseyin Efendi, Zırhlıya davet edilmişti.

Zırhlıda Hüseyin Efendiye hüsnü kabul gösterilmiş; ve geminin ku - mandanı miralay iyano Aleksandra ile - Antalya işgalini büyük bir ma­ haretle hazırlıyan - Sabık Antalya konsolosu (Marki Franti) tarafın - dan şöyle bir teklif vukua gelmişti:

— Kasabanızda, müessif bir hadi­ se vukua gelmiş. Bizim burada bulu nan torpitomuzdan da, karaya asker çıkarmak mecburiyeti hissedilmiş... F akat iki tarafm gösterdiği hüsnüni yet dolayısile mesele hallolunmuş. Yalnız, bizim tebaamızdan Radoslu Cemal ve Niyazi Efendiler mevkuf bulunuyormuş. Bunları, bize teslim ediniz. Biz de, karada bulunan dok - torumuzla bu doktorun muhafızı o- lan dört Italyan askerini geri çeke­ lim.

Adi bir darp vak’asından başka ka nunî bir cürmü olmıyan Cemal ile Niyazi, nasıl olsa, birkaç gün hapis yattıktan sonra tahliye edilecekler - di. Buna binaen bu teklif, Hüseyin Efendinin hoşuna gitmişti:

—P e k âlâ... Siz, doktorunuzla,dört neferinizi de geri alınız. Ben de bu İki adamı size yollarım.

Cevabını ’-ermişti. Ve, karar der - hal tatbik edilmişti... Fakat garip - tir ki, bu tabiî alış veriş; bazı saf - diller üzerinde İtalyanların lehine o- larak bir tesir husule getirmişti. Bu hareket, âdeta İtalyanların (hakpe­ restlik) i mânasile tefsir edilmek is tenilmişti. Esas İtalyanların iste­ dikleri de, bundan başka bir şey de­ ğildi. Çünkü, birinci hilede muvaffak olamayınca, ikinci bir hileye baş vur muşlar, ve efkârı umumiyede bir te sir yapmıya muvaffak olmuşlardı.

Ertesi gün, kasabanın sivil doktor larmdan Gümülcineli Halit efendi, Teodor vasıtasile z ır l" ya davet edil­ miş; kumanda.. Aleksandıra, Marki Franti, Sinyor Briçi (1) tarafından şu sözler söylenmişti.

— İtalya hükümeti, İnsanî bir maksatla hareket ediyor. Burada bu­ lunan fak5" hastaİF"i meccanen teda vi etmek istiyor. İtalya hükümeti nâ » m a bu vazifeyi deruht . ederseniz,

size istediğiniz pa.avı vermeye ha­ zırız.

Halit efendi, hiç tereddüt etmeden şu cevabı vermişti:

— Faki hastalarım ın ' ' "-imse- nin yardımına mühtaç olmadan te- vi ediyoruz. Kendi milletimden ve kendi hükümetimden başka, hiçbir millet ve hükümetten para alamam. Beni mazur görünüz.

Italyanlar, Halit Efendiden bu tok cevabı almakla beraber, ümitle­ rini kesmemişlerdi. Ertesi gün de, Fethiyede ticaretle meşgul olan Ra­ doslu Recep Hilmi Efendi vasıtasile belediye reisini zırhlıya davet etmiş­ ler; ona da - yine ayni heyet huzu­ runda - şu sözleri söylemişlerdi:

— OsmanlI Hükümeti; bugünkü vaziyeti dolayısile, nasıl olsa, ecnebi bir devletin murakabesine girecek­ tir. Biliyorsunuz ki, İtalya Hüküme­ ti, Avrupanın en medenî bir devle­ tidir. Eğer ahali tarafından, İtalya himayesini arzu eder şekilde bir mazbata tertip ettirip te bize verir­ seniz, memleketinize pek büyük menfaatler temin ederiz.

Ayni zamanda, Radoslu Recep Hilmi Efendi de belediye reisinin ku­ lağına eğilmiş; şu sözleri ilâve et­ mişti :

— Bu hizmetinize mukabil; şah­ sen size, üç dört bin lira kadar bir para verilecektir.

Belediye reisi bu sözleri sekinetle dinlemiş:

— Hele gideyim de, arkadaşlarla bir müzakere edeyim.

Cevabını vermişti. Ve., karaya av­ detinden bir saat sonra da, zırhlı ku­ mandanına bir kâğıt göndermişti. Fakat bu kâğıt, sabırsızlıkla bekle­ nilen mazbata değil;

[Memleket ve hükümetimizin a - leyhine vuku bulan teklifinizden dolayı, sîzleri millet namına protes­ to ederiz. Ve bir an evvel de lima­ nımızı terkedip gitmenizi bekleriz.]

Mealinde bir notadan ibaretti.

^11 v ıo •'!»'»***{ t '

(Arkası var)

(1) Bir aralık Rados Belediye reisliğin­ de bulunmuş olan bu adam, İtalyanların siyasî memurlarmdan idi.

(2) Bu adam da Fethiyede gizli bir Ital­

yan ajanı idi.

* * *

Doktor Kâzım Samanlının

Bir Mektubu

Denizli Saylavı Dr. Kâzım Saman­ lıdan bir mektup aldık. Tefrikada bahsi geçen denizli k ıt’ası dolayısile bazı noktaların tavzihini istiyen bu mektubu aşağıya koyuyoruz:

“1 — 18/Şubat/1936 tarihli nüs­ hanızda Nazilli’nin Yunanlılar tara­ fından tahliyesi üzerine 57 inci fır­ ka Kumandanı Şefik Bey tarafından Sarayköy müfrezesi kumandanlîğı- na, Nazilliye hareket emri verildiği ve fakat bu müfreze mevcudunun inkısama müsait olmadığı için De­ nizli heyeti milliyesinin komiser Hamdi Bey kumandasında Rumeli muhacirlerinden Boşnak ve Ama- vutlardan mürekkep 70 kişilik bir kuvvetle Sarayköy müfrezesini tak­ viye ettiği yazılıdır.

Esasen Sarayköy müfrezesi De­ nizli heyeti milliyesinin Mendres ge­ risinde müdafaa tesis maksadile topladığı ihtiyat zabitanla gönüllü­ lerden mürekkep bir kuvvet olup

emir ve kumandasını topçu Binbaşı­ sı Muhterem Hakkı Bey deruhte et­ mişti.

2 — Komiseı Hamdi Bey müfre­ zesi Denizli heyeti milliyesinin teş­ kil edip gönderdiği birçok müfreze­ lerden birisi olup efradı meyanında Boşnak ve Arnavut yoktur. Yalnız ikisi Balkan harbinde gelip Denizli­ de yerleşmiş Samakollu Türk, diğer­ leri ise kâmilen Denizli ve civarı hal- kındandır. Bunlardan başka Denizli heyeti temsiliyesi ihtiyat zabitleri kumandasında müteaddit müfreze - ler teşkil ederek göndermiş, Nazilli ve Aydınm istirdadı mücadelelerin­ de büyük fedakârlık yapmışlardır. Bu müfrezelere kumanda eden ihti­ yat zabitleri ile efradı Denizli hal­ kından olup bütün masarifi seferi- yeleri ve iaşe hususatı ile ailelerinin ihtiyacatı Denizli heyeti milliyesin - ce temin edilmiştir.”

Referanslar

Benzer Belgeler

Oysa, 251 milyon y›l önce, Permiyen döneminin sonunda meydana gelen çok daha büyük çapl› yok oluflun nedeni hala tart›flmal›.. Bulgular, Permiyen dönemi sonunda deniz

Altında ölmeden bu mezârın eğilmemek İster gibi duran bacalardan çıkar bir an Bir son nefes hayâlini pek andıran duman.... Donmuş büyük,

“İyi etmemiş Veli amca seni böyle erkenden bırakıp gitmekle” dedi ya- ralarını okşamak ister gibi. “Hiç bırakılıp gidilecek kadın mı benim Cennet

Mesela zeki olursak istediğimiz okulu daha az çabayla kazanabiliriz ya da işverenimi- ze zeki olduğumuz gösterir, zor işlerin üstesinden ge- lirsek terfi alabiliriz.. Diğer

Genetik yapısında küçük de- ğişimler olan bu yeni H1N1 virüsü ilk olarak Meksika’da ve ABD’de büyük çapta grip sal- gınlarına yol açtı.. Dünya genelinde bu virü-

Sonuç olarak sentetik ve çok farklı istenmeyen yan et- kileri olan bağışıklık sistemi baskılayıcı ilaçlara alternatif olacak ve neredeyse bilinen hiçbir yan etkisi şu ana

Eser, bu ifâdenin de gösterdi i gibi, harf sırasına göre hazırlanmı tır. Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar Bölümü, nr. 275; Nuruosmâniye Kütüphanesi, nr. Dil

«Hapisane yapışma kapıları demirden olarak birkaç mah­ zen yaptırıp, işine elvermediği birisini adî suçla tutukladığın­ da o mahzenlerden birisine atar,