• Sonuç bulunamadı

ELBANİ NİN BAZI ÇELİŞKİLERİ-Ali Hoşafçı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "ELBANİ NİN BAZI ÇELİŞKİLERİ-Ali Hoşafçı"

Copied!
130
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ELBANİ’NİN BAZI ÇELİŞKİLERİ-Ali Hoşafçı

ELBANİNİN BAZİ ÇELİŞKİLERİ ADLİ YAZİYİ WORD İNDİRMEK İCİN:

https://skydrive.live.com/redir?resid=9CE202391A3078D9!160&authkey=!ABy5gFvjI _q_Qyk&ithint=file%2c.docx

Tavsiye Edilen Kitap: Seyyid Ali Hoşafçı,Selefilik Adı Altındaki Görüşlere Selefice Cevaplar,Yasin Yayınevi, IIstanbul

Ölüler işitir mi, Ölülere Kur’an Okumak, Tevessül, İstiğase, Teberrük, Şefaat, Rabıta, Tazim, Şirk, Bidat, Allah Allah diye zikir, Tesbihte Taş Kullanmak, Cihad ve bunlara benzer konularda bilgi sahibi olmak isteyenlere değerli Seyyid Ali Hoşafçı kardeşimizin Ehl-i Sünnet’e aykırı görüşler ileri süren Vehhabilere ve Selefi geçinenlere cevaplarla dolu bu kitabını tavsiye ederiz.

***

Yasin Yayınevi Sipariş Hattı: 0212 534 04 34 – www.yasinyayinevi.com – www.kitapkalbi.com Kargo ile eve Teslim.

(2)

Elbanî’nin Çelişkilerinden Bir Kaç Tanesi

Elbânî’nin Mâlik ed-Dâr hadisini zayıf göstermeye çalışırken yaptığı tahrif ve Mâlik ed-Dâr hakkında hadis âlimlerinin verdikleri bilgileri eksik ve çarpıtarak aktarması, okuyucularına bildirmemesi, Elbânî’nin güvenilmez olduğuna delâlet eden tek olay değildir.

Meselâ, Prof. Dr. Zekeriya Güler, başka bir hadisi ele alırken şu tespitleri yapıyor:

Ebû’l-Cevza Evs b. Abdullah (Radıyallahu anh)’tan; “Medine halkı şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. Onlar Aişe (Radıyallahu anha)’ye gelerek durumdan yakındılar. Bunun üzerine Aişe (Radıyallahu anha):

“Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabrine bakın, ondan semaya doğru bir delik açın. Onunla sema arasında bir engel bulunmasın!” dedi. Onlar da hemen dediğini yaptılar. Bunun üzerine, bize öyle bol yağmur yağdı ki, otlar yeşerdi, develer yağdan çatlarcasına semizleşti. Bundan dolayı o yıla:

“çatlama yılı” denildi.”

İşine gelmeyen bir hadisi raviyi zayıflatmaya çalışırken Elbânî bakın ne yapıyor:

“Râvîlerden Saîd b. Zeyd in sika olduğunu ifade eden İbn Maîn, İbn Sa’d, Buhârî, İclî, Ebû Ca’fer ed-Dârimî, Ahmed b. Hanbel ve İbn Hibbân gibi otoriteleri âdeta görmezlikten gelen Elbânî “Râvî Saîd b. Zeyd hakkında çok konuşulduğundan zayıf olduğunu delil olamıyacağını söylüyor. Elbânî’nin işine geldiği başka bir hadiste daha önce zayıf dediği delil olarak kabul etmediği aynı ravi olan Saîd b. Zeyd’in hakkında bu sefer şöyle diyor Elbânî: “Hadisin isnadı hasendir. Râvîlerin hepsi de sikadır. Saîd b. Zeyd hakkında söz

söylenmiştir. Ama bu, onun hadisini hasen derecesinden aşağı düşürmez…diyor Elbânî.

Gördüğünüz gibi işine gelmediğinde Buhârî, Ebû Ca’fer ed-Dârimî, Ahmed b.

Hanbel ve İbn Hibbân gibi otoriteleri âdeta görmezlikten gelerek onların sika dediği raviyi kabul etmezken işine geldiğinde bu sefer kabul ediyor sıka dıyor.. Elbânî’nin bu çelişkisi bir tane deyildir.

Elbânî Hişam Ibn Saad-El Albani (“silsiletu’l-ehadisi’s-sahiha, 1/325″) kitabında: Hişam İbn Saad güçlü ravidir diyor, ama (İrvau’l-galil fi tahrici ehadisi Menari’s-sebil, 1/283)-de Elbânî kendisiyle çelişerek diyor ki:”Hişam İbn Saadin zihni zayıf idi”

Ali Ibn Said El-Razi-El Albani onu (“İrvau’l-galil fi tahrici ehadisi

Menari’s-sebil, 7/13″) kitabinda zayıf,( silsiletu’l-ehadisi’s-sahiha, 4/25)- da ise güçlü ravi saymıştır.

Elbani kendinin (“silsiletu’l-ehadisi’s-sahiha, 1/638 no. 365”) kitabinda Yahya bin Malikin 6 esas hadis alimi tarafından redd edildiğini ve

(3)

tehdib,tekrib veya tehdib kitablarında kayd edilmediğini söylüyor.

Bu Elbânî’nin açık bir hatasıdır. İmam Hacer El Askalani Yahya bin Maliki kendi kitabında,”Ebu Eyyub El Meraaci ” lakabi ile kaydetmiştir. (Tahdib el- Tahdib 12/19)

Hz. Aişe (r.a): Kim söylese ki, Resulallah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayak üste abdest bozuyor inanmayın, o oturmadikça abdestini bozmazdı.

(Tirmizi,Nesai) Elbani (Mişkat el-Masabih cilt 1/sayfa 117) adli kitabında bu hadisi zayıf saydığı halde (Mişkat el-Masabih ,cilt 1 sayfa 345 no 201) -da kendiyle çelişerek sahih saymıştır.

Bu kitaptaki ikinci hadisin tahriçinde geçen Hz. Osman (radıyellâhu anhu)’a bir ihtiyâcını anlatamayan adama Osman İbnu Huneyf (radıyallâhu anhu) âmâ hadisindeki gibi tevessülü öğrettiği hadisi zayıflatmaya çalışan Elbânî bakın ne yapıyor.

Tenbîh: İbârelerdeki garip kafa karıştıma ve söz makaslamalardan biri de Elbânî’nin -Allah bizi de onu da affetsin- Tevessül adlı eserinin (sh:86) da Elbânî nin şöyle yapmasıdır:

Alî İbnu’l-Medînî şöyle dedi: “Ticaret için Mısır’a gider gelirdi….” de Elbânî’nin Ali İbnu’l-Medînî’nin ibaresinden Şebîb İbnu Saîd’in ezberinin zayıf olduğuna delil getirmiştir. Halbuki Elbânî İbnu’l-Medînî’nin sözünden başında söylediği en mühim kelimeyi kesmiştir ki o da Alî İbnu’l-Medînî Şebîb İbnu Saîd’in “sikadır…” sözüdür.

İlmî emanet işte böyle olur(!) Allah’tır kendinden yardım istenen…

Elbânî, (ilimden, doğrudan ve haktan) uzaklaşıp kendinden önce hiçbir kimsenin gitmediği garîb bir yola girdi ve Şebîb’i sika gören hafızların sözlerini ihmal etti, zikretmedi. ( Detaylı bilgi için bu kitaptaki ikinci hadisin tahriçine bakabilirsiniz).

Elbânî’nin Saîd b. Zeyd’ bu çelişkili durumu Hasan b. Alî es-Sekkâf,

Tenâkuzât-ı Elbânî isimli birkaç ciltlik eserinde, bu ve başka misallerle bu tezatlıkları açıklamıştır. Ayrıca Mahmud Saîd Memduh Naktu’s-Sahih

Haşiyesi’nde, birçok örnekler ortaya koymuştu.

Mahmud Said Memduh Albânî’nin İmam Müslim’in Sahihi’nde rivayet ettiği bazı hadislere zayıf demesinden dolayı Tenbîhü’l-müslim ilâ te’addi’l-Albânî alâ Sahihi Müslim adlı küçük hacimli kitabını kaleme almış, bilahare Albânî’nin değerlendirmelerini tenkit ettiği “Et-Ta’rîf Bi Evhâmi Men Kassame’s-Sünen İlâ Sahihin ve Zaîf” adıyla (İbadât kısmı) altı cilt halinde Dubai’de tabedilmistir.

Elbânî’nin bu yaptığına ne denir?! Bir yerde haklı çıkmak, hadisi zayıflatmak için Saîd b. Zeyd’i zayıf ravi deyip kabul etmiyor. Başka bir yerde aynı raviyi kabul ediyor. Böyle bir hadisçinin sözlerine ne kadar güvenilir.

Sonuç olarak, bu rivayete itiraz eden Elbanî’nin gerekçelerinin yetersizliği

(4)

anlaşılmakla beraber, bu hadisle amel etmeye engel olacak bir sonuç çıkarmak, pek de ilmî olmasa gerekir. Ciddi hadis çalışmaları olan Elba-nî’nin,

hadislerden yola çıkarak kadına altını haram etmesi, gibi Ehli Sünnet dışı bir görüş ortaya atması başka konularda da hatalı olabileceğini gösterir.

Elbanî, bazı erkekler nişan yüzüğü adı altında, parmaklarına altın yüzük takarlar. Bu âdet bize Hıristiyanlardan geldiği için, evvelâ onlara benzemek olur. Sonra da, İslâm prensiplerine göre, altın takmak erkeklere zaten

harâmdır. İleriki sayfalarda zikrettiğimiz, altını kadınlara bile yasak eden naslara muhalefet etmektir.

Elbânî, erkeklere altın yüzük takmanın harâm olduğuna dair altı tane hadîs-i şerîf zikrettikten sonra, kadınlara da altın yüzüğün harâm olduğuna dair şu hadis-i şerîfi zikretmektedir:

“Dostuna ateşten bir halka giydirmek isteyen, parmağına altın bir yüzük taksın. Mahbûbunun boynuna ateşten bir tasma takmak isteyen, altından bir gerdanlık taksın. Dostunun koluna ateşten bir çember takmak isteyen, altından bir bilezik taksın.” Kitabın mütercimi Ali Aslan, bu hadîs-i şerîfin altına şöyle bir not ilâve etmiş: Elbanî nin bu fetvası, dört mezhebe muhalif bir fetvadır. Dört mezhebe göre de, altın kadınlara helâldir, bilinsin.”

demektedir.

Görüldüğü gibi, Elbanî bilerek veya bilmeden büyük hatalar yapıyor. Böyle hatalar yapan birisinin tahriçlerine güven olur mu? Selefi görüşü üzere olduğunu idda edenler, Elbânî’ye büyük muhaddis diyorlardı. Elbanî’nin durumunu gördükten sonra, Elbanî’nin bir hadise zayıf veya uydurma dediği zaman, o hadisin öyle olmayabileceği bilincinde olmaları lazım.

İTİRAZ

Dost düşman herkesin şehadetiyle konunun uzmanı olan bir âlimin, ulaştığı yeni bilgilerle ictihadını değiştirip hatasından dönmesinin neresinde bir çelişki vardır?

İmam Ebu Hanife, “Ey Ebu Yusuf! Benden her duyduğunu yazma! Çünkü ben bir beşerim. Bugün bir şey söyler, yarın ondan dönebilirim.” Derken size göre

“Ben tenakuzları olan çelişkili birisiyim.” mi demek istemiştir?

İmameyn -söylendiğine göre mezhebin üçte birinden geri dönerken size göre çelişkiye mi düşmüştür? Elbani’nin çelişki ve tenakuzatına değil, hatadan dönme erdemini göstermiştir.

CEVAP

Evet, bir âlimin, ulaştığı yeni bilgilerle ictihadını değiştirip hatasından dönmesi gayet normaldir. Fakat yukarda verdiğimiz örneklere bakacak olursanız burda Elbani’nin okuycudan bazı bilgileri gizleme, bildirmeme gibi durumları var. Burda ulaştığı yeni bilgilerle içtihadını değiştirme gibi bir durum yok.

Ayrıca dikkat edin yukarda gösterdiğimiz gibi ravi hakkında Elbânî nin ilk sözü “hakkında çok konuşulduğundan zayıf olduğunu delil olamayacağını söylüyor. İkinci tesbitinde de Saîd b. Zeyd hakkında söz söylenmiştir. Ama bu, onun hadisini hasen derecesinden aşağı düşürmez diyor Elbânî.

(5)

Yani ravi aynı ravi ilk sözünde hakkında söz söylendiğini söylüyor. İkinci sözünde de bunu tekrar ifade ediyor. Yani ravi hakkında ulaştığı yeni bir bilgi yok. Ulaştığı yeni bilgilerle ictihadını değiştirme gibi bir durum yok.

Biz bu tür çelişkilerinden bahsediyoruz.

Yoksa Elbânî nin ulaştığı yeni bilgilerle ictihadını değiştirip hatasından döndüklerine biz bişey demiyoruz. İctihadını değiştirip hatasından döndükleri o kadar çok ki biz buraya yazmadık zaten onları.

Elbânî’nin çelişkili ifadeleri hataları birkaç tane değil.

Elbanî’nin ne kadar büyük bir otorite (!) olduğu, Mahmud Saîd Memduhun Ref’u’l-Menare’sini, Et-Ta’rîf isimli eserini, ondaki Elbanin Kütüb-i Sitte’deki bin civarındaki rivayet üzerinde cahilce yaptığı “zayıftır”

damgalamaları ve verdiği yersiz hükümleri, en-Nakdu’s-sahîh’ini, Hasan Sekkaf’ın “Tenakuzatü’l-Elbânî” isimli üç ciltlik kitabında yüzlerce zikrettiği çelişkileri okuyanlar çok güzel anlar. Abdulaziz el-Ğumarî’nin eseri baştan sona onun hatlarını çelişkilerini, Abdullah el-Ğumarî’nin bu kıssa ile alakalı olarak kaleme aldığı risalesinde onun, işine geldiği yerde bir raviyi nasıl güvenilir, gelmeyen yerde ise Buhari’nin ravilerini nasıl yerden yere vurduğunu anlatır. Bazı alimler Elbanî’nin bu kadar hata ve çelişkilerini bilmedikleri için ilk başlarda Elbanî’yi övmüş olabilirler.

Fakat ciltler dolusu hata ve çelişkilerini bildikten gördükten sonra Elbanî’yi övmemişlerdir , Abdullah el-Ğumarî’ gibi sonradan tenkit etmişlerdir.

Elbani’in asıl ülkesi olan Arnavutluk olup yirmili yaşlarında hadis ilmi ile meşgul olmaya başladı. Bir yandan saat tamirciliği yapıp bir yandan da

Daru’l-kutubi’z-Zahiriyye giderek oradaki hadis yazmalarını incelemeye

başladı. Böylece bir hocası olmadan kendi kendini hadis alanında yetiştirdi.

Daha sonraları bir hocadan hadis rivayet icazeti aldı.

Bir hocası olmadan kendi kendini yetiştiren Elbani’nin yukardaki

bahsettiğimiz dört mezhebin görüşüne aykırı fetva vermesi, birkaç cilt hadislerin tahriçlerindeki hataları ve çelişkileri olması normal.

Normal olmayan bu kadar hatları çelişkileri olan Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler, “Büyük Muhaddis” dedikleri Elbani’nin bir hadise zayıf veya uydurma demişse artık o hadis zayıf veya uydurma olarak görüyorlar. Diğer eski meşhur muhaddislerin dedikleri ikinci planda atıp kabul etmiyorlar.

Önemli olan bu kadar bilerek veya bilmeden hata eden Elbani nin Müslümanların yaptıklarına dair getirdikleri hadislere zayıf veya uydurma demesine bazı insanların inanıp güvenmesi sonucunda müslümanları bidat veya şirk işlemekle itham etmeleri önemli olan budur. Siz madem Elbani’ nin hataları

olabileceğini hatasından dönmesini bir erdem olarak kabul ediyorsunuz o zaman onun bir hadise zayıf dediği zaman o hadisin zayıf olmayabileceğini de

düşünüp kayıtsız şartsız onun görüşlerine teslim olmamanız lazım. Hadisleri kolayca zayi etmemeniz lazım.

(6)

“İBN TEYMİYYE UYDURMA HADİSLERLE AMEL EDİYOR” MU? -Ali Hoşafçı

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN:

https://skydrive.live.com/redir?resid=9CE202391A3078D9!168&authkey=!ALbERlD9d WcSu_8&ithint=file%2c.docx

Tavsiye Edilen Kitap: Seyyid Ali Hoşafçı,Selefilik Adı Altındaki Görüşlere Selefice Cevaplar,Yasin Yayınevi, IIstanbul

Ölüler işitir mi, Ölülere Kur’an Okumak, Tevessül, İstiğase, Teberrük, Şefaat, Rabıta, Tazim, Şirk, Bidat, Allah Allah diye zikir, Tesbihte Taş Kullanmak, Cihad ve bunlara benzer konularda bilgi sahibi olmak isteyenlere değerli Seyyid Ali Hoşafçı kardeşimizin Ehl-i Sünnet’e aykırı görüşler ileri süren Vehhabilere ve Selefi geçinenlere cevaplarla dolu bu kitabını tavsiye ederiz.

***

(7)

Yasin Yayınevi Sipariş Hattı: 0212 534 04 34 – www.yasinyayinevi.com – www.kitapkalbi.com Kargo ile eve Teslim.

Elbani İbn Teymiyye’nin Uydurma Hadislerle Amel Ettiğini Söylüyor

Utbe b. Gazvân (Radıyallahu anh)’dan rivâyet edilen bir hadis-i şerifte Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

ﻢﻛﺪﺣأ ﻞﺿأ اذإ :لﺎﻗ ﻢﻠﺳو ﻪﻴﻠﻋ ﻪﻠﻟا ﻰﻠﺻ ﻰﺒﻨﻟا ﻦﻋ ﻪﻨﻋ ﻪﻠﻟا ﻰﺿر ناوﺰﻏ ﻦﺑ ﺔﺒﺘﻋ ﻦﻋ ﺎﻳ ،ﻲﻧﻮﺜﻴﻏأ ﻪﻠﻟا دﺎﺒﻋ ﺎﻳ :ﻞﻘﻴﻠﻓ ﺲﻴﻧأ ﺎﻬﺑ ﺲﻴﻟ ضرﺎﺑ ﻮﻫو ﺎﻧﻮﻋ ﻢﻛﺪﺣأ دارأ وأ ﺎﺌﻴﺷ ﻢﻫاﺮﻧ ﻻ ادﺎﺒﻋ ﻪﻠﻟ نﺈﻓ ﻰﻧﻮﺜﻴﻏا ﻪﻠﻟا دﺎﺒﻋ.

“Sizin biriniz bir şey kaybederse yahut yanında arkadaşı bulunmadığı bir yerde yardım dilerse;

“Ey Allah’ın kulları bana yardım edin! Ey Allah’ın kulları bana imdat edin!”

desin. Çünkü Allah’ın bizim görmediğimiz kulları vardır.”

İbn Teymiyye (istigâse) kabul etmezken bu hadisteki “Ey Allâh’ın kulları!”

diye seslenerek yardım istemeyi sünnete uygun görüp nerede nasıl sünnete uygun dua edileceğini öğretmek için yazdığı el-Kelimu’t Tayyib “Sünnete Uygun Duâ” adlı eserine aldığını biz önceki kitapta yazınca bize Medine de rediye yazanlar İbn Teymiyye’nin bu sözüne karşı savunma yapım derken büyük bir açıklarını ortaya koyup şöyle itiraz ediyorlar.

İTİRAZCI

Elbani İbn-i Teymiyye’nin adı geçen kitabında zikredip itiraz etmediği tek zayıf hadis de bu olmadığını kitabın tahkikinde, bununla beraber onlarca zayıf hadis olduğunu, dahası birkaç tane mevzu hadis bulunduğunu da ifade etmiştir. (Elbani, el-Kelimu’t-Tayyib, Tahkik, 49-57)

CEVAP

Selefi olduğunu idda edenler zayıf ve uydurma hadislerle amel etmediklerini hadis ehli olduklarını iddia ediyorlardı. Bakalım öylemi?

Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin büyük muhaddis dedikleri Elbani, el-Kelimu’t-Tayyib, Tahkik, 49-57 adlı eserinde görüşlerinin en büyük

kaynaklarından biri olan İbn-i Teymiyyen’nin kitabında zikredip itiraz etmediği onlarca zayıf hadis olduğunu, dahası birkaç tane mevzu hadis bulunduğunu söylüyor.

Ayrıca Elbani İbn-i Teymiyye’nin sahih bir hadise zayıf bir kısmına uydurma

(8)

dediğini halbuki hadisin sahih olduğunu söylüyor. Elbani kendisinin “Silsietu Hadis sahiha” adli kitabinin 4 ciltinin 344 sayfasinda diyor ki:

“Ben Şeyhülislam İbni Teymiyyenin hadisin (Ben kimin Mevlas’ıysam Ali de onun Mevla’sıdır) birinci kismini zayif ikinci kismini ise yalan ve uydurma

adlandırdığini görünce bu konu üzerine uzun bir yazi yazmak zorunda kaldim.

Benim fikrimce böyle abartisinin (İbni teymiyyenin) arkasindaki sebeb onun (İbni Teymiyyenin) bazi hadisleri uygun şekilde görmeden önce onlarin asilsizliği yönünde aceleci karar vermiş olmasidir” (Silsiletu Hadis sahiha,cilt 4,sayfa 344)

Elbani nin “Silsiletu hadis sahiha” adli kitabinin 4 ciltinin 331-344 sayfasında.:

“Ben kimin Mevlası’ysam Alide onun Mevlasidir.Allah’ım ona dost olana dost ol, ona düşman olana düşman ol…

Bunu Ahmed ibni Hanbel (4/370),Ibni Hibban “Sahihinde (2205)” Ibn Ebu Asim (1367,1368),Taberani (4968)

(Elbani) hadisin senedi hakkinda dedi ki:”Hadisin isnadi Buhari kriterine göre sahihtir”. Heytemi kendi mecmuasinda (9/104) Ahmed (bin Hanbel)

tarafindan bütün raviler sahih, Fatir bin Halife ise sikadir (güvenilirdir)…

Ayni zamanda ben kimin Mevla’sıysam Alide onun Mevla’sıdır Tirmizi tarafindan nakledilmiş (2/298) ve hadis hasen sahihtir demiştir. Elbani sonraki sayfada

“Hadisin isnadi Sahiheyn kriterlerine göre sahihtir” diyor.(Silsiletu Hads Sahiha, cilt 4,sayfa 331-344)

Burada da görüleceği gibi elbani İbn-i Teymiyye’nin zayıf hadislerle uydurma hadislerle amel ettiğini itiraz etmediğini söylemişti şimdi ibn teymiyyenin sahih bir hadise zayıf ve uydurma olduğunu söylüyo.

Ayrıca İbn-i Teymiyye’nin talebesi İbnü’l Kayyim el-Cevziyye’nin Kitâbu’r-Ruh adlı eserini tercüme eden Selefi görüşü üzere olduğunu iddia eden hoca dip notlarda Elbani’nin görüşünü ve kitabını refarans göstererek İbnü’l Kayyim el-Cevziyye’nın Kitâbu’r-Ruh adlı eserinde ölülerin işittiğini, ölülere Kur’an okunabileceğini, ruhların yardım edebileceğini, ruhların rüyalarda insanlara yardım ettiği gibi birçok mesele için delil getirdiği hadislerin bir çoğunun Elbani’ye göre zayıf bazılarında uydurma olduğunu söylüyor.

Elbani İbn-i Teymiyye ve İbnü’l Kayyim’ın kitaplarında itiraz etmeyeyip zayıf ve uydurma hadisleri delil getirerek amel ettiklerini ortaya çıkarıyor.

İTİRAZ

Başka bir itirazcı şöyle dedi: İbn Teymiyye, zayıf hadis ile amel edilmesini caiz görmeyen âlimlerden biridir. Mezkûr hadisi delil getirmesi, onun indinde bu hadisin sahih olduğuna kanaat etmesine işaret eder. Lakin o da, her beşer gibi hatadan masun değildir.

CEVAP

İbn Teymiyye, sorulan bir soruya: “Ölünün, (kendisi için arkasından okunan) Kur’ân, zikir ve duâ seslerini işitebildiği doğrudur.” demektedir.

(9)

İbn Teymiyye ölü işitir diyor. Siz işitmez diyorsunuz. Bu konuda İbn Teymiyye hata etmiş diyorsunuz. İbn Teymiyye, ölüye telkin vermekle ilgili zayıf hadis ile amel ettiklerini, başkalarının da ettiğini söyleyerek şöyle diyor: Ölüye öldükten sonra telkin verilir, biz ve arkadaşlarımız da bunu kabul ediyoruz diyor İbn Teymiyye. Siz İbn Teymiye için burada da hata etmiş olabilir diyecekmisiniz.

İbn Teymiyye: Vefat etmiş Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’ın veya ümmetine mensup salih bir şahsiyetten bir şey dilemeleri, ümmetinden olan salih bir şahsiyetin bu dilekleri karşılamış olmaları; söz konusu dileklerde bulunmanın mutlaka müstehap olduğunu göstermez. Böyle bir dileğin yerine gelmesi, yani başında dua edilen mezarda yatan ölünün kerameti olarak sayılabilir… diyor İbn Teymiyye. Mezarda yatan ölünün kerameti olarak

sayılabilir diyor, şeytandandır demiyor. Siz ise şeytandandır diyordunuz. İbn Teymiyye’nin bu sözünde de hatalı olduğunu söyliyeceksiniz.

İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, hocası İbn Teymiyye’nin çok feraset sahibi olduğunu anlatıyor.

İbn Teymiyye Tatarların kesinlikle mağlup olacaklarını, Müslümanların

muzaffer olacaklarını anlatıyor. Ve bu konuda 70’ten fazla yemin ediyor. Ona diyorlar ki: “İnşaallâh de! “O da cevap veriyor: “Tahkik için inşaallâh diyeyim, ama buna bağlamıyorum yani kesin olacağını biliyorum.”

Ve öğrencisi diyor ki: İbn Teymiyye sonra şöyle dedi:

“Beni zorladıklarında dedim ki: Çok konuşmayın! Allah Levh-i Mahfuz’da onların bu toprakta mağlup olacaklarını yazdı!” Ve dediği gibi oluyor.

İbn Teymiyye nin Levh-i Mahfuz’dan haberdar olmasına da hata etmiş olabilir diyormusunuz. Bunun gibi İbn Teymiyye’nin bu tür sözlerinin kitapta bir çok örnekleri var, bir kısmını buraya yazdık. Meğer size göre İbn Teymiyye’nin ne kadar çok hatası varmış, bunu siz itiraf ediyorsunuz. Görüşlerinizin kaynağı İbn Teymiyye, bu kadar çok hata edebiliyorsa, siz de onu takip ettiğiniz için sizin de çok hatanız olabilir. İbn Teymiyye’nin bunun gibi birçok görüşü bu kitapta var. Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler işte böyle münazarada yenilmemek için “hatası” deyip işin içinden çıkarlar.

Aynı şekilde İbn Kayyım içinde aynı şeyi yaparlar. İbnu’l-Kayyım’ın er-Rûh eserinde ruhların yardım etmesi gibi ruhlarla ilgili konuları açıklamaları ona tabi olanları çok zor duruma düşürüyor.

Kitâbu’r-Ruh’u sayfa 248 de Yüzüncü delil İbnü’l Kayyim el-Cevziyye şöyle diyor: Yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, ölülerin ruhlarına

kavuşabileceğine: onlara soru sorabileceğine; ölülerin, kendilerinin

bilmediği birşeyi haber verebileceklerine ve onları görebileceklerine dair bilginin doğru olduğundan birleşmişlerdir. Bununla ilgili misaller o kadar çoktur ki, inkarla bitirilemez.

İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, Kitâbu’r-Ruh sayfa 46’da: Rüyasında tavsiye edilen ilaçları kullanarak şifa bulanların sayısı da gerçekten çoktur. Birçok

insanın bana anlattığına göre, İbni Teymiyye karşıtı birçok kişi, ölümünden

(10)

sonra onu rüyasında görüp feraiz ve başka konularda sorular sormuşlar. İbn Teymiyye onlara doğru cevaplar vermiştir. Velhasıl, bu gerçeği sadece ruhları hükümlerini ve durumlarını bilmeyen insanlar kabul etmezler. Başarı

Allah’tandır. İbn Kayyim’in sözü bitti.

Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin düştükleri bu zor durumdan kurtulmak için ya İbn Kayyim’in hatası der, ya da İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, Kitâbu’r-Ruhu İbni Teymiyye’nin talebesi olmadan önce tasavvufcu olduğu zaman yazmış derler. Onun için şu bilgiyi burada açıklamak gerekiyor. Buradan da anlaşılacağı üzere, İbnü’l Kayyim el-Cevziyye İbni Teymiyye’nin talebesi olduktan sonra ve İbni Teymiyye’nin vefatından sonra Kitâbu’r-Ruh’u yazmış.

Ayrıca Kitâbu’r-Ruh’u sayfa 172 de hocam İbni Teymiyye demesinden de anlaşılacağı üzere Kitâbu’r-Ruh’u İbni Teymiyye talebesi olduktan sonra yazmıştır.

Bazen dört mezhepten birine yapışır, bazen dört mezhep dışında İbn Teymiyye’nin görüşüne yapışır. Bazen ayetin zahirine, bazende teviline

yapışıp, yorum yaparlar. Bazen sahih hadisten baskasını kabul etmezler. Bazen de zayıf hadisle amel ederler. Bu anlattıklarımızı bu kitabın birçok yerinde kaynaklarıyla görüyosunuz, göreceksiniz. Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin sabit bir duruşları olmadığı için, münazarada haklı çıkmak

maksadıyla bir çok yolu denemelerinden dolayı, onlarla münazara etmek zordur.

Elbanî’nin Çelişkilerinden Bir Tanesi

Elbânî’nin Mâlik ed-Dâr hadisini zayıf göstermeye çalışırken yaptığı tahrif ve Mâlik ed-Dâr hakkında hadis âlimlerinin verdikleri bilgileri eksik ve çarpıtarak aktarması, okuyucularına bildirmemesi, Elbânî’nin güvenilmez olduğuna delâlet eden tek olay değildir. Meselâ, Prof. Dr. Zekeriya Güler, başka bir hadisi ele alırken şu tespitleri yapıyor: Ebû’l-Cevza Evs b.

Abdullah (Radıyallahu anh)’tan; “Medine halkı şiddetli bir kıtlığa maruz kalmıştı. Onlar Aişe (Radıyallahu anha)’ye gelerek durumdan yakındılar. Bunun üzerine Aişe radıyallahu anha:

“Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabrine bakın, ondan semaya doğru bir delik açın. Onunla sema arasında bir engel bulunmasın!” dedi. Onlar da hemen dediğini yaptılar. Bunun üzerine, bize öyle bol yağmur yağdı ki, otlar yeşerdi, develer yağdan çatlarcasına semizleşti. Bundan dolayı o yıla:

“çatlama yılı” denildi.”

Bu hadisi zayıflatmaya çalışırken bakın ne yapıyor: Elbânî (“Râvîlerden Saîd b. Zeyd’de zayıflık vardır” iddiasına delil olarak), Saîd b. Zeyd’in zayıf bir râvî olduğu fikrinde olanları söz konusu ederken, onun sika olduğunu ifade eden (İbn Maîn, İbn Sa’d, Buhârî, İclî, Ebû Ca’fer ed-Dârimî, Ahmed b.

Hanbel ve İbn Hibbân gibi) otoriteleri âdeta görmezlikten gelmektedir.

Elbânî’nin, senedinde Saîd b. Zeyd’in bulunduğu başka bir hadis için şu

değerlendirmeyi yaptığını da görmekteyiz: “Hadisin isnadı hasendir. Râvîlerin hepsi de sikadır. Saîd b. Zeyd hakkında söz söylenmiştir. Ama bu, onun

hadisini hasen derecesinden aşağı düşürmez…

(11)

Elbânî Hişam Ibn Saad-El Albani (“silsiletu’l-ehadisi’s-sahiha, 1/325″) kitabinda: Hişam İbn Saad güçlü ravidir diyor,ama (İrvau’l-galil fi tahrici ehadisi Menari’s-sebil, 1/283)-de Elbânî kendisiyle çelişerek diyor ki:”Hişam İbn Saadin zihni zayif idi”

Ali Ibn Said El-Razi-El Albani onu (“İrvau’l-galil fi tahrici ehadisi

Menari’s-sebil, 7/13″) kitabinda zayif,( silsiletu’l-ehadisi’s-sahiha, 4/25)- da ise güçlü ravi saymiştir

Elbani kendinin (“silsiletu’l-ehadisi’s-sahiha, 1/638 no. 365, “) kitabinda Yahya bin Malikin 6 esas hadis alimi tarafindan redd edildiğini ve

tehdib,tekrib veya tehdib kitablarinda kayd edilmediyini söylüyor

Bu Elbânî’nin açik bir hatasıdır. İmam Hacer El Askalani Yahya bin Maliki kendi kitabında,”Ebu Eyyub El Meraaci ” lakabi ile kaydetmişdir. ( Tahdib el- Tahdib 12/19)

Hz. Aişe (r.a): Kim söylese ki, Resulallah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ayak üste abdest bozuyor inanmayin, o oturmadikca abdestini bozmazdi

(Tirmizi,Nesai) Elbani (Mişkat el-Masabih cilt 1/sayfa 117) adli kitabinda bu hadisi zayif saydiği halde (Mişkat el-Masabih ,cilt 1 sayfa 345 no 201) -da kendiyle çelişerek sahih saymişdir.

Bu kitaptaki ikinci hadisin tahriçinde geçen Hz. Osman (radıyellâhu anhu)’a bir ihtiyâcını anlatamayan adama Osman İbnu Huneyf radıyellâhu anhu ama

hadisindeki gibi tevessülü öğrettiği hadisi zayıflatmaya çalışan Elbânî bakın ne yapıyor.

Tenbîh: İbârelerdeki garib kafa karıştıma ve söz makaslamalardan biri de Elbânî’nin -Allah bizi de onu da affetsin- Tevessül adlı eserinin (sh:86) da Elbânî nin şöyle yapmasıdır:

Alî İbnu’l-Medînî şöyle dedi: “Ticaret için Mısır’a gider gelirdi….” de Elbânî’nin Ali İbnu’l-Medînî’nin ibaresinden Şebîb İbnu Saîd’in ezberinin zayıf olduğuna delil getirmiştir. Halbuki Elbânî İbnu’l-Medînî’nin sözünden başında söylediği en mühim kelimeyi kesmiştir ki o da Alî İbnu’l-Medînî Şebîb İbnu Saîd’in “sikadır…” sözüdür.

İlmî emanet işte böyle olur(!) Allah’tır kendinden yardım istenen…

Elbânî, (ilimden, doğrudan ve haktan) uzaklaşıp kendinden önce hiçbir kimsenin gitmediği garîb bir yola girdi ve Şebîb’i sika gören hafızların sözlerini ihmal etti, zikretmedi. ( Detaylı bilgi için bu kitaptaki ikinci hadisin tahriçine bakabilirsiniz).

Elbânî’nin Saîd b. Zeyd’ bu çelişkili durumunu Hasan b. Alî es-Sekkâf,

Tenâkuzât-ı Elbânî isimli birkaç ciltlik eserinde, bu ve başka misallerle bu tezatlıkları açıklamıştır. Ayrıca Mahmud Saîd Memduh Naktu’s-Sahih

Haşiyesi’nde, birçok örnekler ortaya koymuştu. Mahmud Said Memduh Albânî’nin İmam Müslim’in sahihi’nde rivayet ettiği bazı hadislere zayıf demesinden dolayı Tenbîhü’l-müslim ilâ te’addi’l-Albânî alâ Sahihi Müslim adlı küçük hacimli kitabını kaleme almış, bilahare Albânî’nin değerlendirmelerini tenkit ettiği et-Ta’rîf bi evhâmi men kassame’s-sünen ilâ sahihin ve zaîf adıyla

(12)

(İbadât kısmı) altı cilt halinde Dubai’de tabedilmistir.

Elbânî’nin bu yaptığına ne denir?! Bir yerde haklı çıkmak, hadisi zayıflatmak için Saîd b. Zeyd’i zayıf ravi deyip kabul etmiyor. Başka bir yerde aynı raviyi kabul ediyor. Böyle bir hadisçinin sözlerine ne kadar güvenilir. Ciddi hadis çalışmaları olan Elbanî’nin, hadislerden yola çıkarak kadına altını haram etmesi, gibi ehli sünnet dışı bir görüş ortaya atması başka konularda da hatalı olabileceğini gösterir. Elbanî, bazı erkekler nişan yüzüğü adı altında, parmaklarına altın yüzük takarlar. Bu âdet bize Hıristiyanlardan geldiği için, evvelâ onlara benzemek olur. Sonra da, İslâm prensiplerine göre, altın takmak erkeklere zaten harâmdır. İleriki sayfalarda

zikrettiğimiz, altını kadınlara bile yasak eden naslara muhalefet etmektir.

Elbânî, erkeklere altın yüzük takmanın harâm olduğuna dair altı tane hadîs-i şerîf zikrettikten sonra, kadınlara da altın yüzüğün harâm olduğuna dair şu hadis-i şerîfi zikretmektedir:

“Dostuna ateşten bir halka giydirmek isteyen, parmağına altın bir yüzük taksın. Mahbûbunun boynuna ateşten bir tasma takmak isteyen, altından bir gerdanlık taksın. Dostunun koluna ateşten bir çember takmak isteyen, altından bir bilezik taksın.” Kitabın mütercimi Ali Aslan, bu hadîs-i şerîfin altına şöyle bir not ilâve etmiş: “Bu fetva, dört mezhebe muhalif bir fetvadır. Dört mezhebe göre de, altın kadınlara helâldir, bilinsin.” demektedir.

Görüldüğü gibi, Elbanî bilerek veya bilmeden büyük hatalar yapıyor. Böyle hatalar yapan birisinin tahriçlerine güven olur mu? Selefi görüşü üzere olduğunu idda edenler, Elbânî’ye “Asrın Muhaddisi” diyorlardı. Elbanî’nin durumunu gördükten sonra, Elbanî’nin bir hadise zayıf veya uydurma dediği zaman, o hadisin öyle olmayabileceği bilincinde olmaları lazım.

İTİRAZ

Dost düşman herkesin şehadetiyle konunun uzmanı olan bir âlimin, ulaştığı yeni bilgilerle ictihadını değiştirip hatasından dönmesinin neresinde bir çelişki vardır? İmam Ebu Hanife, “Ey Ebu Yusuf! Benden her duyduğunu yazma!

Çünkü ben bir beşerim. Bugün bir şey söyler, yarın ondan dönebilirim.” Derken size göre “Ben tenakuzları olan çelişkili birisiyim.” mi demek istemiştir?

İmameyn söylendiğine göre mezhebin üçte birinden geri dönerken size göre çelişkiye mi düşmüştür? Elbani’nin çelişki ve tenakuzatına değil, hatadan dönme erdemini göstermiştir.

CEVAP

Evet, bir âlimin, ulaştığı yeni bilgilerle ictihadını değiştirip hatasından dönmesi gayet normaldir. Fakat Elbânî’nin çelişkili ifadeleri hataları birkaç tane değil. Elbanî’nin bir otorite olup olmadığını, Mahmud Saîd Memduhun Ref’u’l-Menare’sini, et-Ta’rîf isimli eserini, ondaki Elbani’nin Kütüb-i Sittedeki bin civarındaki rivayet üzerinde cahilce yaptığı “zayıftır”

damgalamaları ve verdiği yersiz hükümleri, en-Nakdu’s-sahîh’ini, Hasan Sekkaf’ın “Tenakuzatü’l-Elbânî” isimli üç ciltlik kitabında yüzlerce zikrettiği çelişkileri okuyanlar çok güzel anlar. Abdulaziz el-Ğumarî’nin eseri baştan sona onun hatlarını çelişkilerini, Abdullah el-Ğumarî’nin bu kıssa ile alakalı olarak kaleme aldığı risalesinde onun, işine geldiği yerde

(13)

bir raviyi nasıl güvenilir, gelmeyen yerde ise Buhari’nin ravilerini nasıl yerden yere vurduğunu anlatır.

Onu Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenler, Elbânî’ye “Asrın Muhaddisi”

diyorlar. Elbânî bir hadise zayıf veya uydurma demişse artık o hadis zayıf veya uydurma olarak görürler. Diğer eski meşhur muhaddislerin dedikleri

ikinci planda kalır. Önemli olan bunca hataları olan Elbânî’nin Müslümanların yaptıklarına dair getirdikleri hadislere zayıf veya uydurma demesiyle o

Müslümanların yaptıklarına bidat veya şirk denmesine sebep olmasıdır. Siz madem Elbani’ nin hataları olabileceğini hatasından dönmesini bir erdem

olarak kabul ediyorsunuz o zaman onun bir hadise zayıf dediği zaman o hadisin zayıf olmayabileceğinide düşünmeniz lazım kayıtsız şartsız onun görüşlerine teslim olmamanız lazım. Hadisleri kolayca zayi etmemeniz lazım.

Böyle olunca dört durum ortaya çıkıyor.

1.Elbani nin dediği doğruysa İbn-i Teymiyye ve İbnü’l Kayyim’ın kitaplarında itiraz etmeyip zayıf ve uydurma hadisleri delil getirerek amel ettikleri gibi bir durum ortaya çıkıyor.

2. Biz demiyoruz sizin hadis aliminiz olan Elbani sizin diğer aliminiz olan İbn-i Teymiyye’nin sahih hadise zayıf uydurma dediğini dolayısıyla

Resulullah’ın bir sözünü bilerek veya bilmeden iptal ediyor, yok sayıyor.

Kim bilir böyle kaç hadisi zayi etti . Onun için İbn-i Teymiyye’nin bir hadise zayıf veya uydurma dediğinde ihtiyatlı davranıp hemen kabul etmemek lazım.

3. İbn-i Teymiyye ve İbnü’l Kayyim’ın bu hadislerin zayıf ve uydurma olduğunu anlıyamadıkları için mi, yoksa zayıf hadislerle amel edileceğini düşündükleri için mi kitaplarına aldılar.

4. Bu kitaptaki ikinci hadisin tahriçinde geçen Hz. Osman (radıyellâhu

anhu)’a bir ihtiyâcını anlatamayan adama Osman İbnu Huneyf (radıyellâhu anhu) âmâ hadisinde olduğu gibi Elbânî, Şebîb’i sika gören hafızların sözlerini ihmal etip, zikretmeyip bahsetmemesi

Elbânî’nin bir raviye bir yerde zayıf başka bir yerde sika demesi, bir hadise bir yerde zayıf aynı hadise başka bir yerde sahih demesi gibi hata ve

çelişkilerini 6 cilt başka bir muhaddis de 2 cilt kitap halinde açıklamıştır.

Aşağıda örneklerle izah edilecektir. Elbani’nin bu durumunu bildikten sonra İbn-i Teymiyye ve İbnü’l Kayyim’ın kitaplarındaki Elbani’nin zayıf ve uydurma dediği o hadislerin zayıf ve uydurma olmayabileceği ihtimalini de düşünmemiz gerekiyor. Onun için Elbani’nin bir hadise zayıf veya uydurma dediğinde ihtiyatlı davranıp hemen kabul etmemek lazım.

Elbânî’ye asrın muhaddisi demelerinin isabetli olmadığı onun tahriçlerine kayıtsız şartsız teslim olmalarının doğru olmadığı ortaya çıkıyor. Her dört durumdan hangisi doğru olursa olsun Selefi görüşü üzere olduğunu iddia

edenler için pek iyi bir durum değildir. Bütün bunlardan sonra selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin görüşlerinin kaynaklarından olan ibn

(14)

Teymiyye’nin uydurma hadisle amel etmesi sahih hadise uydurma demesi, İbn Kayyım’ın uydurma hadislerle amel etmesi ve muhaddisleri olan Elbânî’nin yukarda anlattığımız çelişkileri ve hatalarından sonra Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin biz hadis ehliyiz demeleri tartışılır bir hal almış oluyor.

CEMAATLE TESBİH ÇEKMEK BİDAT MİDİR?- Ali Hoşafçı

CEMAAT İLE TESBİH ÇEKMEK BİDAT MİDİR YAZISINI İNDİRMEK İÇİN:

https://skydrive.live.com/redir?resid=9CE202391A3078D9!167&authkey=!AN7BNKIem 8ToYLw&ithint=file%2c.ddocx

Tavsiye Edilen Kitap: Seyyid Ali Hoşafçı,Selefilik Adı Altındaki Görüşlere Selefice Cevaplar,Yasin Yayınevi, IIstanbul

Ölüler işitir mi, Ölülere Kur’an Okumak, Tevessül, İstiğase, Teberrük, Şefaat, Rabıta, Tazim, Şirk, Bidat, Allah Allah diye zikir, Tesbihte Taş Kullanmak, Cihad ve bunlara benzer konularda bilgi sahibi olmak isteyenlere değerli Seyyid Ali Hoşafçı kardeşimizin Ehl-i Sünnet’e aykırı görüşler ileri süren Vehhabilere ve Selefi geçinenlere cevaplarla dolu bu kitabını tavsiye ederiz.

***

Yasin Yayınevi Sipariş Hattı: 0212 534 04 34 – www.yasinyayinevi.com –

(15)

www.kitapkalbi.com Kargo ile eve Teslim.

CEMAATLE TESBİH ÇEKMEK BİDAT MİDİR?

Tesbih Çekmek Bid’at Diyenlerin Görüşü:

Boncuklarla olan tesbih bid’attır, çünkü Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem)’in zamanında olmayıp, ondan sonra icad edilmiştir. Lugat âlimleri, tesbihin yeni bir kelime olduğunu ve Arapların bu kelimeyi tanımadığını söylerler. Bu itibarla nasıl olur da, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem), ashabına bilmedikleri bir şeyi tavsiye eder?

İbn Vaddah el-Kurtubi, (el-Bid’a ve’n-Nehyu Anhâ, s.12) Salet b. Behram’dan rivâyet ettiği bir eserde; “İbn Mes’ud boncuklarla tesbih çeken bir kadına uğrar, onları kopartıp atar, sonra da taşlarla tesbih çeken bir adama gelir ve ayağı ile vurur. Ardından şöyle der: “Çok ileriye gittiniz! Karanlık

bid’atlara daldınız! Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem)’in ashabını ilimde geçtiniz!”

Boncuklarla tesbih çekmek Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ın yoluna muhâliftir. Bu konuda Abdullah b. Amr şöyle der: “Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ı sağ eliyle tesbih çekerken gördüm.”

Ayrıca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ın bazı hanımlarına verdiği emre de uymamaktadır. Şöyle buyurur:

“Sizlere Sübhânallah, Allah-u Ekber, deyip Allah’ı eksiklikten tenzih etmeyi emrederim. Gaflet edip de Lâ ilâhe İllalâh’ı unutmayın, parmaklarınızla tesbih çekin çünkü onlar sorulur ve konuşturulurlar.”

Bu hadis hasendir. Hadisi, Ebû Dâvud ve diğerleri rivâyet etmişlerdir. Hâkim ve ez-Zehebî hadisin sahih olduğunu söylerler. en-Nevevî ve el-Askalâni ise, hasen hükmünü vermişlerdir. Diğer taraftan biri gelipte, parmaklar ile olan tesbihin, adet çoğaldıkça sayısının muhafazasını imkânsız olduğunu söylerse, ona şöyle deriz. Bu karmaşıklığa sebep diğer bir bid’attır. Yani dinimizde gelmediği şekilde, Allah-u Teâlâ’nın çokça belirli bir sayıda

zikredilmesidir. İşte bu bid’at boncuklarla tesbih bid’atidir. Sahih sünnette sabit olan en çok zikir adedi “yüz”dür. Bunu da adet edinen kişi kolaylıkla, yanlışsız bir şekilde yapabilir. Parmaklarla tesbihin daha faziletli olduğuna ittifak etmelerine rağmen, boncuklarla yapılan tesbih, parmaklarla sünnet olan tesbihi fiilen bitirmiştir.

Tesbih Çekmek Bidat Değildir Diyenlerin Görüşü

Aşağıda göreceğiniz gibi bizim elimizde tesbih ile ilgili Nebî (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz, taşlarla tesbîh etmeyi görmesine rağmen

yasaklamayıp onlarla da tesbîh edilebileceğine dâir bir takrîrî sünnet bulunmakta. Ayrıca sahabelerin tatbiki bulunmakta ve bid’at olmadığına dair naslar mevcuttur. Tesbihle zikre karşı çıkanların elinde ise Abdullah b.

(16)

Mes’ûd’a âid olan, sıhhat derecesi söz kaldıran, sahih olsa bile “nasıl anlaşılması gerektiği” tartışılabilecek olan, hattâ zâhiri başka sahâbe kavilleri, fiilleri ve takrîrleriyle, hattâ merfû’ rivâyetlerle çelişmekte olan mevkûf bir rivâyeti delil alarak tesbih çekmeye bidat demişlerdir.

Yani işlerine geldiği zaman zayıf hadisi kabul etmezken burada tutunacakları başka bir delil olmadığından zayıf hadise yapışıp onu öne sürüyorlar. Biz zayıf hadisle amel edilir diyoruz sorun onların bu çelişkili durumu.

Şimdi tesbihle zikre karşı çıkanların savunması olan Abdullah b. Mes’ûd’a âit olan o sözün açıklamasına bakalım.

İmâm Dârimî, Sünen’inden yaptığı bir rivâyette “Omer b. Yahya dedesinden nakletmiştir:

Sabah namazından önce Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh)’un kapısında oturuyorduk. Evinden çıkınca beraberce mescide doğru yürüyecektik. Ebû Musa el-Eş’ari (Radıyallahu anh) yanımıza geldi: “Abdullah daha dışarı çıkmadı mı?” diye bize sordu. “Hayır” dedik.

O da bizimle birlikte beklemeye başladı. Derken Abdullah b. Mes’ud

(Radıyallahu anh) evinden çıktı. Hepimiz kalkıp etrafını sardık. Ebû Musa ona dedi ki: “Ey Abdullah, az önce mescitte garibime giden bir olay gördüm.

Hayırda başka bir şey görmedim.

Buharî, Ahmet b. Hanbel ve Yahya’nın zayıf gördükleri (Taberani “el-

Mu’cemü’l-Kebir”deki rivayetine göre farklı olarak beni korkutan bir iş diye söylüyor.

Fakat sonra Ebû Musa orada şöyle diyor: Şüphesiz o, yemin olsun ki kesinlikle hayırlı bir iştir.

Ebû Musa (Radıyallahu anh) bunu söyledikten sonra yemin etmesi orda yapılanları hayırlı iyi bir iş gördüğüne kesinlik kazanıyor.

Abdullah “Neydi o iş” diye sordu. Ebû Musa (Radıyallahu anh): “Beklersen sen de görürsün” dedi. Sonra şöyle anlattı.

“Mescitte halka halinde oturmuş topluluklar gördüm. Her halkanın başında bir adam elinde çakıl taşları olduğu halde komut veriyordu.“Yüz defa tekbir”.

Topluluk bu komutu aldıktan sonra yüz defa tekbir getiriyordu. Sonra aynı adam: “Yüz defa la ilahe illallah deyin” diyordu. Topluluk gereğini yerine getiriyordu. Sonra yine aynı adam “Yüz defa Sübhanallah deyin” diye komut veriyordu. Ve topluluk yine emre uyuyor ve yüz defa Sübhanallah diyordu.

Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) “Sen onlara hiç bir şey söylemedin mi?”

diye sordu. Ebû Musa (Radıyallahu anh) “hayır, hiç bir şey söylemedim ve senin görüşünü almak istedim” dedi. Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh):

“Sen onlara: Siz o çakıl taşları ile günahlarınızı sayın, ben de size bu işin hayrınızı eksiltmeyeceğine garanti vereyim, diyemedin mi?” dedi.

Sonra Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) mescide yürüdü. Biz de birlikte gittik. Mescide gelince bu halkalardan birine rastladı. Tepelerine dikildi.

(17)

“Nedir, sizin şu yaptığınız iş?” dedi. Onlar ise: “Ey Abdullah, bunlar çakıl taşlarıdır. Biz bunlarla tekbir, tehlil ve tesbihlerimizi sayıyoruz.”

dediler.

Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh): “Siz o taşlarla günahlarınızı sayın, ben de size hayrınızın eksilmeyeceğine dair garanti vereyim. Ey Muhammed’in ümmeti, helakiniz ne kadar da hızla yaklaşıyor.

Hem de sizin aranıza bu kadar sahabe varken, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selemin)’ın kefeni henüz nemlenmemişken, yemek tabağı henüz kırılmamışken.

Beni kudretiyle saran Allah (Celle Celalühü) adına söyleyin ki, “Siz Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem) ümmetinden daha mı fazla hidayette olan bir ümmetsiniz? Yoksa, siz dalalet (sapıklık) kapısını açanlar mısınız?

Onlar: “Ey Abdullah, Allah (Celle Celalühü)’a yemin ederiz ki, bizim hayır işlemekten başka hiç bir niyetimiz yoktur” dediler. Abdullah: “Nice hayır uman insanlar vardır ki asla umdukları hayrı bulamamışlardır.

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) “Kuran okuyan fakat okudukları kalplerine işlemeyen” bir topluluk tarif etmişti; Yemin ederim ki sanki o tarife uyanların çoğunluğu sizin aranızda” dedi. Sonra onlardan yüz çevirip oradan ayrıldı. Amr. b. Seleme diyor ki: “Nehravan olayında bu adamların çoğunluğunu Haricilerle beraber bize saldırırken gördük”

Hadisin Analizi:

Hadis zayıftır (İbni el cezvu,El zuafa ve el matrukin cilt 2,sayfa 233,no 2601)

Hadis zayıftır (İbni Adi,el kamil fi el zuafa,cilt 5,sayfa 122,no:1287) Hadis zayıftır (Ibni Hacer,Lisan el Mzan,cilt 4,sayfa 378,no 1128) El heytemi Mecmua el zevaid kitabinin Bab el Umma ala al sadaka adli bölümünde hadisi zayif saymiştir

Ravi Amr hakkinda onu gören İbni Main dedi ki:”Onun rivayetleri deyersizdir”

(el zuafa vel matrukin,sayfa 212 no 3229)

İbni Karraş dedi ki:”O kabul görmeyen birisidir”(el mugni)

İmam Zehebi dedi ki:”O,en zayiflar arasinda yer alan itibar görmeyen birisidir” (Mizan el itidal,cilt 3,sayfa 293)

CEVAP

Birincisi zayıf hadislerle amel etmeyi kabul etmezlerken burada olduğu gibi zayıf hadise yapışmaları onlar için bir çelişki.

Ebû Musa ona dedi ki: “Ey Abdullah, az önce mescitte garibime giden bir olay gördüm. Hayırdan başka bir şey görmedim.

(18)

Buharî, Ahmed b. Hanbel ve Yahya’nın zayıf gördükleri (Tebaranî “el- Mu’cemü’l-Kebir”deki rivayetine göre farklı olarak, Ebû Musa (Radıyallahu anh) beni korkutan bir iş diye söylüyor. Fakat sonra Ebû Musa (Radıyallahu anh)’ın şöyle diyor;

“Şüphesiz ki, o elbette yemin olsun ki kesinlikle hayırlı bir iştir.”

Ebû Musa (Radıyallahu anh)’nın bunu söyledikten sonra yemin etmesi orada yapılanları hayırlı iyi bir iş gördüğüne kesinlik kazandırıyor.

Ebû Musa (Radıyallahu anh)’nın bu sözü ortada iken selefilik iddiasında bulunanların Ebû Musa (Radıyallahu anh)’nın görüşü hakkında zan ve yorumlarının hiç önemi yoktur.

Burada görüleceği gibi Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) ile Abdullah b.

Mes’ud (Radıyallahu anh)’ın görüş ayrılığı vardır.

Bir sahabe bu işi hayırlı başka sahabe bidat olarak görüyor.

Sahabilerden bazıları, Kur’ân’ın toplanıp mushaflaştırılmasını Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) tarafından yapılmadığını söyleyerek bid’at diyorlardı. Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) ise bid’at olarak görmedi.

Kimi âlimlerden sahabi kavlini hüccet görmediği rivâyet edilse de İslâm âlimlerinin cumhuru onu delil görüp, bağlayıcı kabul ederler.

Hanefîler de onlardandır. Hatta bazı rivâyetlerde, bunu, İslâm âlimlerinin sadece cumhuru değil, hepsi kabul eder. Yalnız bir sahabi kavline ters, başka bir sahabi kavli varsa tercihe gidilir, birisi alınır.

Sufiyye de burada aşağıda göstereceğimiz sahâbeden birçoklarının fiilini ve Nebî (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz, taşlarla tesbîh etmeyi görmesine rağmen yasaklamadığına göre, bir takrîrî sünnet bulunmaktadır.

İşte Sufiyye de Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) efendimiz’in bu takrirlerini esas alarak ve başka birçok sahabenin yaptıklarını da delil alarak Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh)’un değil de, Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh)’nin kanâatini seçmişlerdir.

Aşağıdaki rivayetlerde de göreceğiniz gibi birçok sahabe taş, düğüm

kullanarak zikir yapmışlardır. Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) bu konuda bidat demekle görüşünde yanlız kalmıştır. Buna rağmen Selefi görüşü üzere olduğunu iddia edenlerin İbn Mes’ud, (Radıyallahu anh) bidat görüşünde ısrar edip doğru görüş budur derlerse şöyle deriz:

İmam Ahmed, Bezzar, Taberanî ve İbn Merduveyh, sahih bir yolla İbn Mes’ud’dan şöyle rivayet ediyor: “İbn Mes’ud, mushaftan Felak ile Nas surelerini kazımış ve “Sakın Kur’an’a Kur’an’dan olmayan şeyleri karıştırmayın” “Bunların ikisi Allah’ın kitabından değildir. Ancak Resûlullah’a emredilmiştir ki onlarla Allah’a sığınsın” demiştir İbn Mes’ud onları namazlarında okumuyordu.

Bezzar “Bu hususta bir tek sahabi dahi İbn Mes’ud’a katılmamıştır. Resûl-i Ekrem bu iki sureyi de namazda okumuştur.

(19)

Biz bunu niçin yazdık? Bu hususta sahabenin İbn Mes’ud’un bu görüşünü benimsemediğine örnek olsun, diye yazdık.

Başka bir örnek:

Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) ile Hazreti Ammar (Radıyallahu anh) bir konuda görüş ayrılığı Buhari ve Müslim, Abdurrahman b. Ebza (Radıyallahu anh)’dan şu şekilde rivayet etmişlerdir:

Bir adam Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)’in yanına gelip:

— “Ben cünüp oldum ve su bulamadım!” dedi. Hazreti Ömer (Radıyallahu anh):

— “Namaz kılma” dedi. Bunun üzerine Ammar (radıyallahu anh şöyle söyledi:

— “Ey mü’minlerin emiri! Hatırlamıyor musun, ben ve sen bir seriyyede bulunuyorduk. Bu sırada cünüp olmuş ve su bulamamıştık. Sen namaz

kılmamıştın; ben ise toprağı üzerime sürmüş ve namaz kılmıştım. Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm)’da:

— “Ellerini yere vurup sonra üflemen, sonra da yüzünü ve ellerini (kollarını) meshetmen yeterli olurdu” diye buyurmuştu. Bunun üzerine Hazreti Ömer

(Radıyallahu anh): “Allah’dan kork ey Ammar!” dedi. Ammar (Radıyallahu anh)’da: “İstersen bunu konuşmam (rivayet etmem)” dedi. Hazreti Ömer (Radıyallahu anh) dedi ki: “Seni yöneldiğin yöne çeviririz!”

Şakik b. Seleme Esedî’den şöyle söylediği rivayet edilmiştir:

“Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) ve Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) ile birlikte oturuyordum. Bu sırada Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) şöyle söyledi:

— “Ne dersin, ey Ebû Abdurrahman, bir adam cünüp olsa ve bir ay boyunca su bulamasa, namazlar konusunda ne yapacak?” Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) da şöyle söyledi:

— “Bir ay su bulamazsa da teyemmüm etmez.” Bunun üzerine Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) şöyle söyledi: Ammar (Radıyallahu anh)’ın Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)’e söylediği sözü duymadın mı?

Abdullah b. Mes’ud (Radıyallahu anh) şöyle söyledi: “Hazreti Ömer

(Radıyallahu anh)’în Ammar (Radıyallahu anh)’ın sözüyle ikna olmadığını görmedin mi?”

Bunun üzerine Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) dedi ki: Peki, şu âyet-i kerime hakkında ne diyeceğiz:

Ey iman edenler! Siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar- cünüp iken de yolcu olan müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız, yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlara dokunup da (bu durumlarda) su

bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin!

(20)

Burada görüleceği gibi Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) ile Abdullah b.

Mes’ud (Radıyallahu anh) görüş ayrılığı vardır. Ebû Hanife bu konuda Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) görüşünü alırken Ebû Yusuf ile İmam Muhammed Abdullah b. Mes’ud radıyallahu anh görüşünü almış.

Yine sahabilerden bazıları, Kur’ân’ın toplanıp mushaf haline getirilmesinin Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) tarafından yapılmadığını söyleyerek bid’at diyorlardı. Hazreti Ömer radıyallahu anh ise bid’at olarak görmedi.

Kimi âlimlerden sahabi kavlini hüccet görmediği rivâyet edilse de İslâm âlimlerinin cumhuru onu delil görüp, bağlayıcı kabul ederler.

Hanefîler de onlardandır. Hatta bazı rivâyetlerde, bunu, İslâm âlimlerinin sadece cumhuru değil, hepsi kabul eder. Yalnız bir sahabi kavline ters, başka bir sahabi kavli varsa tercihe gidilir, birisi alınır.

Sufiyye de burada yukarıda gösterdiğimiz sahâbeden birçoklarının fiilini ve Nebî (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz, taşlarla tesbîh etmeyi görmesine rağmen yasaklamadığına göre, bir takrîrî sünnet bulunmaktadır. İşte Sufiyye de Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz’in bu takrirlerini esas alarak ve başka birçok sahabenin yaptıklarını da delil alarak Abdullah b.

Mes’ud (Radıyallahu anh)’un değil de, Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh)’nin kanâatini seçmişlerdir.

Tesbihe Karşı Çıkanlar Şöyle Diyebilir

Hadiste ifade olunduğu üzere, sözde zikir meclisine katılmış bu kimselerin, daha sonraları, Müslümanlıkları şekilden öteye geçmeyen ve taassubun en koyu şeklini simgeleyen sözde dindar Haricilerin Hazreti Alî (Radıyallahu anh)’ye karşı savaşında, onlara katıldıklarını görmekteyiz. Demek ki, şeklî

Müslümanlık, gerçek anlamda İslâm değildir.

CEVAP

Ebû Musa el-Eş’arî (Radıyallahu anh) sahabinin ileri gelenlerindendir. Onun bu işi hayırlı görmesi, o mecliste bulunan sahabe ve tabîinin taşlarla ve komutla yapılan zikri benimseyip güzel görmeleri bizim için yeterlidir.

Resûlullah bir yerde taşlarla zikredeni görüp yasaklamadı. Başka bir yerde topluca zikredenleri gördüğünde yasaklayıcı bir söz söylememiş ve o halkaya oturup hamd etmişken sahabelerden biri bu işi bid’at olarak anlamasın mı?

Yoksa bid’at görmeyen sahabe ve yasaklamayan Resûlullah’ın görüşünü mü kabul edeceğiz?

O halkada zikredenlerin hepsini değil bir kısmını hariciler saffında görmek.

O sahabelerin yaptığının kötü olduğuna dair delil olmaz.

Haricilerin saffında olmayan, toplu zikir eden o halkadaki diğer sahabe ve tabîinin yaptıkları delil değil mi?

Ayrıca Hazreti Alî’ye karşı Hazreti Ayşe, radıyallahu anha ve birçok sahabe görüş farklıkları ve fitne yüzünden Hazreti Alî’yle savaşmışlardır. Şimdi biz bu sahabelerin Hazreti Alî’ye karşı savaştıkları için her yaptığına yanlış diyebilir miyiz? Hazreti Ali’ye karşı olmalarını delil getirebilir miyiz?

(21)

İbni Âbidin diyor ki:

Resulullah Efendimiz, bir kadının tesbihleri, çekirdeklerle saydığını görmüş;

fakat yasaklamamıştır. Bu da, tesbihleri, taşla, çekirdekle ve tesbihle çekmenin caiz olduğunu göstermektedir.

Delili de şudur: Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbni Hibban ve Hâkim’in; Said bin Ebi Vakkas’tan [radıyallühü anh] rivayet ettikleri hadis-i şerifte,

Resulullah bir kadının çekirdeklerle veya çakıl taşlarıyla tesbih çektiğini gördüğü halde yasaklamadığını bildirmektedir. (Reddü’l-Muhtar)

İbn Teymiyye Zikrin Küçük Taşlarla Sayılması Güzel Bir İştir Diyor.

Hamd Allah’a salât ve selâm Resulune (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ehli beytine (a.s) ve şerefli sahabilerine(r.a) olsun..

Sevgili kardeşlerimiz, gördüğünüz resim Vehhabilerin büyük şeyhlerinden İbni Teymiyye’nin “Mecmua El Fetava” isimli kitabinin 22-ci ciltinin 506-ci

sayfasidir.Vehhabilerin Şeyhlerinden Ahmed İbn Teymiyye (661-728 h/1263-1328 m) küçük taşlar, meyve çekirdekleri ve tespihle zikr etmek, daha doğrusu edilen zikri bu şeyler vasitasiyla saymak hakkinda diyor ki:

: ءﺎﺴﻨﻠﻟ ﻢﻠﺳو ﻪﻴﻠﻋ ﻪﻠﻟا ﻰﻠﺻ ﻲﺒﻨﻟا لﺎﻗ ﺎﻤﻛ ﺔّﻨﺳ ﻊﺑﺎﺻﻷﺎﺑ ﺢﻴﺒﺴﺘﻟا ُّﺪﻋو

ٌتﺎَﻘَ ﻄْﻨَﺘْﺴُﻣ ٌت َﻻﻮُﺌْﺴَﻣ َّﻦُﻬَّﻧِﺈَﻓ ِﻊِﺑﺎَﺻَ ْﻷﺎِﺑ َنْﺪِﻘْﻋاَو َﻦْﺤِّﺒَﺳ ﻦﻣ ﻢﻬﻨﻋ ﻪﻠﻟا ﻲﺿر ﺔﺑﺎﺤﺼﻟا ﻦﻣ نﺎﻛو ٌﻦﺴﺤﻓ ﻚﻟذ ﻮﺤﻧو ﻰَﺼَﺤﻟاو ىَﻮَﻨﻟﺎﺑ هُّﺪﻋ ﺎﻣأو.

ﻰﺼﺤﻟﺎﺑ ﺢِّﺒﺴﺗ ﻦﻴﻨﻣﺆﻤﻟا َّمأ ﻢﻠﺳو ﻪﻴﻠﻋ ﻪﻠﻟا ﻰﻠﺻ ﻲﺒﻨﻟا ىأر ﺪﻗو ﻚﻟذ ﻞَﻌﻔﻳ ﻪﺑ ﺢِّﺒﺴﻳ نﺎﻛ ةﺮﻳﺮﻫ ﺎﺑأ نأ يورو ﻚﻟذ ﻰﻠﻋ ﺎﻫَّﺮﻗأو.

ﻢﻬﻨﻣو ﻪﻫِﺮﻛ ﻦﻣ سﺎﻨﻟا ﻦﻤﻓ هﻮﺤﻧو زَﺮَ ﺨﻟا ﻦﻣ ٍمﺎﻈِﻧ ﻲﻓ ﻞَﻌﺠُﻳ ﺎﻤﺑ ﺢﻴﺒﺴﺘﻟا ﺎﻣأو ﺮﻴﻏ ﻦﻣ هذﺎﺨﺗا ﺎﻣأو هوﺮﻜﻣ ُﺮﻴﻏ ٌﻦﺴﺣ ﻮﻬﻓ ﺔّﻴﻨﻟا ﻪﻴﻓ ْﺖﻨِ ﺴﺣأ اذإو ﻪﻫَﺮﻜﻳ ﻢﻟ ﻦﻣ ﻮﺤﻧ وأ ﺪﻴﻟا ﻲﻓ راﻮُّﺴﻟﺎﻛ ﻪﻠْﻌﺟ وأ ﻖُﻨُﻌﻟا ﻲﻓ ﻪﻘﻴﻠﻌﺗ ﻞﺜﻣ سﺎﻨﻠﻟ هرﺎﻬﻇإ وأ ﺔﺟﺎﺣ : ﺔﺟﺎﺣ ﺮﻴﻏ ﻦﻣ ﻦﻴﺋاﺮﻤﻟا ﺔﻬﺑﺎﺸﻣو ةاءاﺮﻤﻟا ﺔّﻨِ ﻈَﻣ وأ سﺎﻨﻠﻟ ءﺎﻳر ﺎﻣإ اﺬﻬﻓ ﻚﻟذ تادﺎﺒﻌﻟا ﻲﻓ سﺎﻨﻟا َةاءاﺮﻣ نﺈﻓ ﺔﻫاﺮﻜﻟا ﻪﻟاﻮﺣأ ُّﻞﻗأ ﻲﻧﺎﺜﻟاو مَّﺮﺤﻣ لوﻷا بﻮﻧﺬﻟا ﻢﻈﻋأ ﻦﻣ نآﺮﻘﻟا ةءاﺮﻗو ﺮﻛﺬﻟاو مﺎﻴﺼﻟاو ةﻼﺼﻟﺎﻛ ﺔّﺼﺘﺨﻤﻟا

“Zikrin parmaklarla sayılması sünnettir. Nasil ki, Nebi – (sallallahu aleyhi ve selem)– kadinlara: “Zikr edin ve parmaklarla sayın. Şüphesiz ki, onlar (Kiyametde) Hesaba çekilecek ve konuşacaklardir.” demişti.

Zikrin küçük taşlar ve meyve taneleri ve benzeri şeylerle sayılmasına gelince bu güzel iştir! Sahabiden– (Allah onlardan razı olsun) – böyle edenler vardı.

Nebi – (sallallahu aleyhi ve selem)– müminlerin annesini küçük taşlarla zikr ederken gördü ve buna itiraz etmedi. Ebu Hureyre’nin de bunlarla zikr etdiyi rivayet edilmişdir.

Boncuklar ve benzerlerinin uygun düzülmüş şekliyle(tespihle) zikre gelince insanlardan bunu kerih görenler (hoş karşılamak) ve kerih görmeyenler vardır.

(22)

Niyet iyi olunca bu amel(tespihle zikr) mekruh olmayan güzel bir ameldir!

Kaynak: Ahmed İbn Teymiyye: Mecmu Fetava: 22/506 Medine: 1425/2004

İbn Teymiyye’nin sözlerinden anlaşılan zikrin parmak uclarıyla sayılmasının sünnet olduğu, diger şeylerle – taş, çekirdek ve tesbih gibi – sayılmasının ise şeren caiz ve güzel olduğudur.

Çekirdeklere zikr saymağı kabul edip, bunu tesbihle etmeyi kabul etmeyen kimseyi anlamak zordur. Ayni tanelerin uygun nizamla ipe dizilmesinin hükme tesir edecek türden bir değişiklik midir?

Hanefî müctehidlerinden İmam Tahtavî Dürrü’l-Muhtar Haşiyesi’nde mekruhlar faslında diyor ki :

Mescidde halka olup yüksek sesle zikretmekten kimse menedemez. Zira mescitlerde Zikrullahı menedenler Cenab-ı Hak’kın:

ُﻪُﻤْﺳا ﺎَﻬﻴِﻓ َﺮَﻛْﺬُﻳ ْنَأ ِﻪَّﻠﻟا َﺪِﺟﺎَﺴَﻣ َﻊَﻨَﻣ ْﻦَّﻤِﻣ ُﻢَﻠْ ﻇَأ ْﻦَﻣَو ﺎَﻬِﺑاَﺮَ ﺧ ﻲِﻓ ﻰَﻌَﺳَو

“Kim Allah’in mescitlerinde Allah’in isminin zikredilmesinden mani olanlardan daha zalim olabilir.”

Tesbih Çekmek Bid‘at Mi?

Bid’at konusu, geride “Rabıta Bid‘at Mi, Bid‘at Ne Demektir?” başlıklarında geniş bir şekilde açıklandı. Burada konunun, konu içinde anlaşılması için kısaca özetleyeyim:

Bid’atin Şer’i Anlamı

Hakkında şer’i bir delil olmaksızın yapılan uygulamalardır. İslâm şeriatında aslı olmayan bir şeyi icad etmek demektir. Yani Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) döneminde mevcut olmayan ve dini kaynaklarda delili bulunmayan akîde, ibâdet, dini bir yasaklama gibi alanlar için olan kullanımdır.

Şer’i anlamdaki bid’atler; Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem)’in

“Sonradan ortaya çıkan şeyler bid’attir ve bütün bid’atler sapıklıktır”

ifadesi bu anlamdadır.

Şer’î ıstılahta ise; bütün bid’atler dalâlettir. Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem)’den sonra hiç kimsenin dine, akide ve ibâdet konusunda bir şey sokmaya, dini bir şiar ihdâs etmeye veya ondan bir şey eksiltmeye, dini bir uygulamanin niteliğini değiştirmeye (cehri kırâat olmayan namazlarda cehri kırâat ihdâs etmek gibi), mutlak bir hükmü zaman ve mekan açısından olsun, bireysel ve toplumsal açıdan olsun, şer’i bir delil gelmedikçe

kayıtlandırmaya yetkisi yoktur.

(23)

Bid’atin Lugat Anlamı

Dinde aslı olan Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) döneminde aslı benzeri mevcut olan ve dini kaynaklarda delili bulunan birşeyi icat etmek demektir.

Lügat anlamında kullanılan dinde aslı olan bir şeyi icat etmek ve sünnete muhalif olmayan mutabık olan şeylerde kullanılan bid’at kavramı, şer-i yönüyle kastedilen sapıklık anlamındaki bid’atler değildir, şer’i anlamdaki bid’atle karıştırılmamalıdır.

Günümüzdeki yapıldığı şekliyle bire bir Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) döneminde olmayan fakat benzeri aslı olup hakkında şer’i bir delile dayalı olarak yapılan uygulamalardır. Hadislerin yazıya geçirilmesi, teravih namazı vb… Bunların lugat anlamında bid’at olarak adlandırılması câizdir, zira bunların sünnette aslı ve uygulaması vardır.

Mesala minare Resûlullah zamanında yoktu. Ama ezan yüksek bir yere çıkılarak okunuyordu. Yani aslı vardı Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem)

zamanından sonra icat edilmesi yönüyle minare bid‘at olmakla birlikte

Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem) zamanında yüksekte okunması gibi bir aslı, benzeri olması, Kuran ve sünnete aykırı bir yönü olmaması yönüyle şer‘î anlamda bid‘at değil, lugat anlamında ise bid‘attir. Yani bid‘at-ı hasenedir.

Dikkat edin; iki şekliyle de bid’at diye anılıyor. Ama biri caiz, diğeri değil. Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem), bid’at hakkında “Bütün bid’atler dalâlettir” buyurmuştur.

İmâm Rabbânî de: Bid’atin hepsi kötüdür, güzeli olmaz, demektedir. Bunun izahı bid’atin, hasenesi veya güzeli olmaz. Hepsi seyyiedir, yani kötüdür, diyenler şer’i ıstılahı kastediyorlar; lügat manasındaki bid’ati

kastetmiyorlar.

Bid’atin güzeli de vardır diyenler şer’i ıstılahı kastetmeyip lügat manasını murad ediyorlar. Yani her iki gruba göre bid’atı hasene lugat manada bid’at değildir.

“Bid’at-ı hasene” mefhumunu kullanan sahabe bunu şer’i anlamda değil, lügavi anlamda kullanmışlardır. Âlimlerin kastı aslı dinde olan ve insanların

sonradan keşfettikleri amellerdir. Dolayısıyla burada kullanılan “bid’at-ı hasene” lafzı şerri istilahta değil, lugavidir.

Bid’at kavramı bazen şer’i bir konu hakkında kullanılır. Peygamber

(sallallahu aleyhi ve selem)’in; “sonradan ortaya çıkarılan her şey bid’attır ve her bid’at de sapıklıktır” ifadesi bunun örneğidir.

Hazreti Ömer (Radıyallahu anh)’in, insanları teravih için topladığı ve onların da buna devam etmesi üzerine söylediği “bu ne güzel bid’attir” sözü lugat anlamındadır. Şer’î değildir. Ömer (Radıyallahu anh)’in kasdı, bu uygulamanın 20 rekat şekilde daha önce mevcut olmadığı, ancak dinde aslının bulunduğunu Resûlullah’ın kıldığını ifade etmekti.”

(24)

Tesbih taşları ile zikir yapmak, aslı Resûlullah ve sahabede mevcut olması, Kuran’a ters bir yönü olmamasıdan dolayı, sapıklık ifade eden, İslâm

şeriatında aslı olmayan birşeyi icad etmek anlamında olan şer’i olarak bir bid’at değildir. Tesbih taşları ile zikir yapmak, aslı Resûlullah ve sahabede mevcut olması, Kuran’a ters bir yönü olmamasıdan dolayı “bid’at-ı hasene”

olan lugat anlamında bir bid’attir.

Şimdi Resûlullah ve sahabede olan şekline bakalım;

1. Hadis:

İbn Ebî Şeybe, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve Hâkim, (Abdullah) b. Amr

(radıyallahu anhumâ)’dan rivâyet etmiş ve Hâkim ‘sahih’ olduğunu söylemiştir:

“Nebi (sallallahu aleyhi ve selem)’nin tesbîhleri eliyle saydığını gördüm.”

2. Hadis:

İbn Ebî Şeybe, Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Hâkim, Yüseyre (radıyallahu anhâ)’den - ki hicret eden (Sahâbe) kadınlar(ın)dan idi- şöyle dediğini rivâyet etti:

“Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurdu:

(Ey kadınlar!) Tesbîhe (sübhânellâh demeye), tehlîle (lâ ilâhe illellâh demeye) ve takdîse (“sübhâne’l-meliki’l-kuddûs” veya “sübbûhun kuddûsün Rabbu’l-melâiketi ve’r-rûh” demeye) sarılın, ğâfil olmayın, tevhîdi

unutursunuz. (Onları) parmak uçlarınızla sayın. Çünkü onlar, (bedeninizden, kendileriyle ne yaptığınız) sorulacak ve konuşmaları istenecek

olan(uzuv)lardır.”

3. Hadis:

Tirmizî, Hâkim ve Taberânî, Safiyye (radıyallahu anhâ)’den şöyle dediğini rivâyet ettiler: “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) yanıma girdi;

önümde tesbîh etmekte olduğum dört bin hurma çekirdeği vardı. O, “nedir bunlar, ey Huyey’in kızı?” dedi.

Ben, “onlarla tesbîh ediyorum” dedim.

O, “senin başında dikildiğimden beri bunlardan daha çok tesbîh ettim”

buyurdu. Ben, “(onu) bana (da) öğret, ey Allah’ın Resûlü!” dedim.

O, (ﺊﺷ ﻦﻣ ﻖﻠﺧ ﺎﻣ دﺪﻋ ﻪﻠﻟا نﺎﺤﺒﺳ)/Allah’ı, yarattığı şeyler adedince tesbîh ederim”, buyurdu.” Bu hadis de sahihdir.

Nebî (sallallahu aleyhi ve selem) Efendimiz, taşlarla tesbîh etmeyi görmesine rağmen yasaklamadığına göre, onlarla da tesbîh edilebileceğine dâir bir

takrîrî sünnet bulunmaktadır.

Rivâyetlerin birçoklarında da zikirlerin taşlarla veya hurma çekirdekleriyle sayılması vardır.

4. Hadis:

Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, İbn Hibbân ve Hâkim Sa’d b. Ebî Vakkâs

(25)

(Radıyallahu anhu)’tan rivâyet etmişler ve bu rivâyetin Tirmizî hasen, Hâkim de sahih olduğunu söylemişlerdir:

“Sa’d ve Nebî (sallallâhu aleyhi ve selem) bir kadının yanına girmişler, kadının önünde de hurma çekirdekleri veya küçük taşlar vardı; tesbîh

ediyordu. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem), ‘bundan dahâ kolay’ veya (râvînin tereddüdü) ‘daha efdal olanı sana haber vereyim mi?’

buyurdu…”

5. Hadis:

Hilâl el-Haffâr’ın Cüz’ünde, Beğavî’nin Mu’cemu’s-Sahâbe’sinde ve İbn

Asâkir’in Târîh’inde, Mu’temir b. Süleymân yolundan Ubeyy b. Ka’b’dan, onun, dedesi Bakıyye’den, onun da Nebî (sallallahu aleyhi ve selem)’nin azâdlı kölesi Ebû Safiyye’den yaptıkları şöyle bir rivâyet vardır:

“(Ebû Safiyye’nin) önüne bir deri yaygı konulur ve içinde taşlar bulunan bir sepet getirilir, onunla günün yarısına kadar tesbîh ederdi; sonra da

kaldırılırdı. Birinciyi kılınca(o sepet tekrâr) getirilir, onunla akşama kadar tesbîh ederdi.”

6. Hadis:

Ahmed b. Hanbel de ez-Zühd’de, Yûnus b. Ubeyd’den, anasının şöyle dediğini rivâyet etti: “Ebû Safiyye’yi – ki o Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ın ashâbındandı ve komşumuz idi küçük taşlarla tesbîh ederdi.”

7. Hadis:

İbn Sa’d, Sa’d’ın kölesi Hakîm İbnü’d-Deylemî’den, Sa’d b. Ebî Vakkâs’ın, taşlarla tesbîh ettiği”ni rivayet etmiştir.

8. Hadis:

İbn Ebî Şeybe el-Musannef’de, Sa’d’ın kölesinden, “Sa’d’ın taşlarla veya hurma çekirdekleriyle tesbîh ettiğini” rivâyet etti.

9. Hadis:

İbn Sa’d et-Tabakat’da şöyle dedi: Bize Ubeydullah b. Mûsâ haber verdi (dedi). (Ubeydullâh) bize İsrâîl haber verdi (dedi). (İsrâîl) Câbir’den (haber verdi): Bir kadın ona (Câbir’e), Fâtıme binti Hüseyin b. Alî b. Ebî Tâlib’den rivâyet ederek şöyle dedi:

“O (Fâtıme), düğüm atılmış bir ip ile tesbîh ederdi.”

10. Hadis:

Abdullâh b. Ahmed, ez-Zühd Zevâid’inde, Nuaym b. Muhriz İbn Ebî Hüreyre’den, O (Nuaym), dedesi Ebû Hüreyre’den şöyle rivâyet etti:

“Ebû Hüreyre’nin iki bin düğümlü bir ipi vardı; onunla tesbîh çekmedikçe uyumazdı.”

(26)

11. Hadis:

Ahmed b. Hanbel de ez-Zühd’de (isnâdıyla) Kasim b. Abdirrahmân’ın şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Ebû’d-Derdâ’nın bir kese içinde Acve hurması çekirdeklerinden hurma çekirdekleri vardı; sabah namazını kılınca onları birer birer çıkarır, onlarla tesbîh ederdi.”

12. Hadis:

İbn Sa’d, Ebû Hüreyre’den şöyle rivâyet etti: “(Ebû Hüreyre) yarısı beyaz yarısı kara (alaca) olan hurma çekirdeğiyle tesbîh ederdi.”

13. Hadis:

Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs’de (isnâdıyla) merfû’ olarak şöyle rivâyet etti:

“Tesbîh âleti (Allah (Celle Celalühü)’yu) ne güzel hatırlatıcıdır!”

14. Hadis:

İbn Ebî Şeybe (el-Musannef’de) Ebû Saîd el-Hudrî (Radıyallahu anh)’den

rivâyet etti: “(Ebû Saîd el-Hudrî (Radıyallahu anh) taşlarla tesbîh ederdi.”

15. Hadis:

(İbn Ebî Şeybe yine) Ebû Nadra yoluyla, Tufâve (denilen bir yer)’den olan bir adamdan şöyle dediğini rivâyet etti: “Ebû Hüreyre (Radıyallahu anh)’nin

yanında konakladım; onunla beraber, içinde taşların -veya hurma

çekirdeklerinin- bulunduğu bir kese vardı. Tükenene kadar onlarla Sübhânellâh derdi…”

16. Hadis:

(İbn Ebî Şeybe yine) Zâzân’dan şöyle dediğini rivâyet etti:

“Ümmü Ya’fûr’dan tesbîhlerini aldım. Alî’ye vardığımda, ‘Ümmü Ya’fûr’a tesbîhlerini geri ver’ dedi.”

Sonra, Celâl el-Bülkînî asrında yaşayan müteahhir bir yazara âid Tühfetü’l-

’İbâd’da tesbîh âleti hakkında güzel bir bâb gördüm. Orada aynen şu ifâdeleri müşahade ettim:

Âlimlerin bazısı şöyle dedi: Tesbîhlerin parmak uçlarıyla sayılması İbn Amr hadisinden dolayı tesbîh âletinden daha iyidir.

Ancak şöyle de denilmektedir: Tesbîh eden kimse yanılmayacağına güveniyorsa parmak uçlarıyla sayması daha iyi olur; değilse, tesbîh âleti evlâdır.

Şübhesiz ki, Ebû Hüreyre (Radıyallahu anh)’u gibi kendilerine işâret edilen (meşhûr olan), kendilerinden (ilim ve feyz) alınan ve kendilerine i’timâd edilen efendiler (büyük zâtlar) tesbîh âleti edinmişlerdir.

Ebû Hüreyre’nin iki bin düğüm bulunan bir ipi vardı, onunla on iki bin tesbîh çekmedikçe uyumazdı. Bunu İkrime şöylemiştir.

17. Hadis:

(27)

Ebû Dâvûd’un es-Sünen’inde, Ebû Nadra el-Gıfârî’nin şöyle dediğine dâir bir rivâyet vardır:

Ahmed b. Hanbel, ez-Zühd’de Yunus b. Ubeyd’in anasından şöyle dediğini

rivâyet etti: “Ebû Safiyye’yi ki o Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem)’ın ashabındandı ve komşumuz idi küçük taşlarla tesbih ederken gördüm.”

Bu rivâyet benzer bir lafızla, Hilal el- Haffar’ın Cüz’ünde, Beğavi’nin el- Mu’cemu’s-Sahâbe’sinde ve İbn Asâkir’in Târih’inde dahi mevcuttur.

Ahmed b. Hanbel de Zühd’de, Ebû’d-Derdâ’nın hurma çekirdekleriyle tesbih ettiğini, rivâyet etmiştir.

“Bana, Tufâve’den bir şeyh, şöyle söyledi: Medîne’de Ebû Hüreyre’ye misâfir oldum. Ben, misâfir yüzünden ondan daha çok ve daha kavi kol ve ayak sıvayan (hizmet etmeye girişen) bir adam görmedim. (O adam şöyle) dedi: Birgün ben onun huzûrundayken, o, sedirinin üstündeydi. Beraberinde, içinde taşların yâhut hurma çekirdeklerinin bulunduğu bir kese, aşağı tarafında da kara bir câriye vardı. O, şu taşlarla tesbîh çekiyordu.

Nihâyet kesedekileri bitirince keseyi câriyeye attı. O da onları toplayıp tekrâr keseye koydu ve hemen Ebû Hüreyre’ye geri verdi…”

Denilmiştir ki, ‘Ebû Hüreyre (Radıyallahu anhu) mücezza’ hurma çekirdeği ile tesbîh ederdi.’

Hafız Abdulğanî, el-Kemâl’de, Ebû’d-Derdâ Uveymir (Radıyallahu anh)’in (hâl) tercümesinde, günde yüz bin tesbîh çektiğini anlatmıştır.

(Hafız Abdulğanî, el-Kemâl’de) Seleme b. Şebîb’de şöyle dediğini zikretmiştir:

“Hâlid b. Ma’dân Kur’ân okumasından ayrı olarak kırk bin tesbîh çekerdi;

öldüğünde, yıkanmak için teneşir üzerine konulunca parmağını şöyle hareket ettirmeye başladı -yani tesbîh ile.”

Ma’lûm ve muhakkaktır ki, yüz bin, hattâ kırk bin ve bundan daha azı parmak uçlarıyla sayılamaz. Bununla doğru olarak ortaya çıkmış ve sâbit olmuştur ki, Ebû’d-Derdâ ve Hâlid b. Ma’dân (bu sayıdaki tesbîhleri) bir âlet ile

sayıyorlardı.

Ebû Müslim el-Havlânî (rahmetullahi aleyh)’nin bir tesbîhi vardı. Bir gece tesbîh elindeyken kalktı. (Râvî şöyle) dedi:

Tesbîh döndü ve koluna sarıldı ve tesbîh çekmeye başladı. Bunun üzerine Ebû Müslim döndü; tesbîh de kolunda dönüyor ve şöyle diyordu:

Seni tesbîh ederim, ey yerden bitenleri bitiren ve ey varlığı dâim olan! (Ebû Müslim, hanımına), “Gel, ey Ümmü Müslim! Bak tuhaf olan şeylerin en tuhaf olanına…” dedi. (Râvî), ‘Ümmü Müslim derhal geldi; tesbîh, dönüyor ve tesbîh çekiyordu; (Ümmü Süleym) oturunca da tesbîh de sustu’ dedi. Bu hâdiseyi, Ebû’l-Kasim Hibetüllâh İbnü’l-Hasen et-Taberî, “Kerâmâtü’l-Evliyâ” isimli kitâbında anlattı. Rivâyetleri daha da çoğaltmak mümkün ise de, bizce bu

Referanslar

Benzer Belgeler

Dedesi ve babası vesilesiyle Kâdiriyye ve Zeyniyye tarikatlarını yakından tanıyan Tosyevî, Nakşibendiyye tarikatının önemli isimlerinden biri olan Molla Câmî

Dil, nahiv, mantık, belagat, tefsir, fıkıh ve kelam alanında kazandığı birikimle İbn Hişam’ın “el-İ‘râb ‘an kavâ‘idi’l-i‘râb” adlı eserine yazılmış

İlim Talebindeki İnsanlann Durumlan.54 Nebevi Sünnet Hakikatinde Kur'anî Deliller.54 Sahabede ve Sonraki Nesillerde Münazara ve Delil Getirmeler.55 Kur'an ve Sünnet'in

هنیآ ره ،دزاس روکذم لضف لها ناسل رد و دنادرگ روهشم ار دوخ هک دهاوخ نوچ هک اریز .تسا روذعم وا یلب هرذ نوچ هک ینیبن .رود درک ناوتن هوک زا لظ و دیشروخ زا ه ّرذ ،دهد تبسن

Saʿdî Efendi, kardeşi Dürrî gibi tarih düşürme hususuna önem vermiştir.. Mecmuada Saʿdî’ye ait 8 tarih

Şeyh İshak ibn Abdurrahman Ali Şeyh dedi ki; “ İbn Muflih Şeyh Takiyyuddin’den hikâye ettiği gibi; İslam’ın ve küfrün ahkâmının izhar edildiği beldeye ne

Cevziyye Medresesi’nde imamlık, Necmeddin İbn Hallikân’ın yaptırdığı camide 736 (1336) yılından sonra hatiplik yapan İbn Kayyim, İbn Teymiyye

Hiç şüphesiz bu konuda en önemli çalışmalardan biri İbnü′l-Cezerî′nin de (ö. Hüzelî′yi ayrıcalıklı kılan husus ise, genç yaşta memleketinden çıkıp