• Sonuç bulunamadı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "TÜRKİYE CUMHURİYETİ"

Copied!
172
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

SOSYAL ÇEVRE BİLİMLERİ ANA BİLİM DALI

ANKARA KALKINMA AJANSININ ANKARA’NIN SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMASINDA TARİHSEL

ÇEVREYE KATKILARI

Tezli Yüksek Lisans Tezi

Nedim SÖZEN

Ankara, 2020

(2)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

SOSYAL ÇEVRE BİLİMLERİ ANA BİLİM DALI

ANKARA KALKINMA AJANSININ ANKARA’NIN SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMASINDA TARİHSEL

ÇEVREYE KATKILARI

Tezli Yüksek Lisans Tezi

Nedim SÖZEN

Tez Danışmanı

Doç. Dr. Serdar Hakan ÖZTANER

Ankara, 2020

(3)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

SOSYAL ÇEVRE BİLİMLERİ ANA BİLİM DALI

Nedim SÖZEN

ANKARA KALKINMA AJANSININ ANKARA’NIN

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMASI VE TARİHSEL ÇEVRESİ ÜZERİNE ETKİLERİ

Yüksek Lisans Tezi

Tez Danışmanı: Doç. Dr. Serdar Hakan ÖZTANER

TEZ JÜRİSİ ÜYELERİ

Adı ve Soyadı İmzası

1) Doç. Dr. Serdar Hakan ÖZTANER 2) Doç. Dr. Çiğdem Gençler GÜRAY 3) Doç. Dr. Savaş Zafer ŞAHİN

Tez Savunması Tarihi: 04 Mart 2020

(4)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE,

Doç. Dr. Serdar Hakan Öztaner danışmanlığında hazırladığım “Ankara Kalkınma Ajansının Ankara’nın Sürdürülebilir Kalkınması ve Tarihsel Çevresi Üzerine Etkileri”

adlı yüksek lisans tezimdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu, başka kaynaklardan aldığım bilgileri metinde ve kaynakçada eksiksiz olarak gösterdiğimi, çalışma sürecinde bilimsel araştırma ve etik kurallarına uygun olarak davrandığımı ve aksinin ortaya çıkması durumunda her türlü yasal sonucu kabul edeceğimi beyan ederim

Tarih: 13.03.2020

Adı ve Soyadı: Nedim SÖZEN

(5)

TEŞEKKÜR

Yüksek lisans eğitimim ve tez çalışmalarım sırasında, bana her türlü yardımı ve anlayışı gösteren, bilgi ve deneyimi ile çalışmama ışık tutan tez danışmanım ve değerli hocam Doç. Dr. Serdar Hakan ÖZTANER’e,

Tez savunma jürimde görev alarak değerli öneri ve yorumlarıyla çalışmalarıma katkı sağlayan Doç. Dr. Savaş Zafer ŞAHİN ve Doç. Dr. Çiğdem Gençler GÜRAY’a,

Yüksek lisans eğitimim boyunca bana emeği geçen diğer tüm hocalarıma;

Yüksek lisans çalışmalarımda bana gösterdikleri anlayış ve veriler konusunda sağladıkları destekten dolayı Ankara Kalkınma Ajansının değerli yöneticilerine ve personeline,

Bugünlere gelmemde çok büyük emekleri olan ve her zaman bana güvenen canım anneme ve sevgili babama;

Tez çalışmalarımda ve hayatımın her aşamasında desteğini benden asla esirgemeyerek moral desteği veren biricik abime ve sadece yüksek lisans çalışmalarım değil, yaşamımdaki her konuda bana ilham veren, yardımcı olarak ve sabır göstererek tüm başarılarımda payı ve emeği olan çok değerli eşim Ümit’e,

Dünyaya geldiği andan itibaren hayatıma anlam ve renk katarak yaşama sevincimi artıran mutluluk kaynağım biricik oğlum Rüzgar Ege’ye,

Sonsuz minnet ve teşekkürlerimi sunarım…

(6)

v

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER ... v

ŞEKİL LİSTESİ ... vii

TABLO LİSTESİ ... viii

KISALTMALAR ... ix

GİRİŞ ... 1

Çalışmanın Kapsamı ... 2

Çalışmadaki Amaç ... 4

Çalışmanın Yöntemi ... 4

BİRİNCİ BÖLÜM ... 8

1. TÜRKİYE’DE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA VE KALKINMA AJANSLARI ... 8

1.1 Kalkınma Kavramı ile Sürdürülebilir Kalkınma İlişkisi ... 8

1.2 Türkiye’de Sürdürülebilir Kalkınma ... 14

1.3 Bölgesel Kalkınma ve Kalkınma Ajansları ... 15

1.3.1 Sürdürülebilir Kalkınmaya İlişkin Uluslararası Önemli Belgelerde Bölgesel Kalkınma Ajansları ... 21

1.4 Türkiye’nin Bölgesel Gelişme Politikaları ... 23

1.5 Türkiye’de Kalkınma Ajansları ... 27

İKİNCİ BÖLÜM ... 36

2. ANKARA KALKINMA AJANSININ ANKARA’NIN SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMASINA KATKILARI ... 36

2.1 Ankara Kalkınma Ajansı ve Hazırladığı Ankara Bölge Planı ... 36

2.2 Ankara Bölge Planları ve Sürdürülebilirlik ... 37

2.3 Ankara Kalkınma Ajansı Mali Destek Programları ve Sürdürülebilirlik ... 42

2.4 Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri ve Ankara ... 46

2.5 Sürdürülebilir Kalkınma Göstergelerinin Analizi ... 52

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ... 58

3. TARİHSEL ÇEVRENİN SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMADAKİ YERİ VE ÖNEMİ ... 58

3.1 Tarihsel Çevre ve Korunması ... 58

3.2 Tarihsel Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma İlişkisi ... 61

3.3 Türkiye’deki 26 Kalkınma Ajansının Sorumlu Oldukları Bölgelerin Tarihsel Çevrelerinin Korunması ve Geliştirilmesi Üzerine Verdikleri Mali Destekler ... 71

(7)

vi

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ... 114

4. ANKARA KALKINMA AJANSININ ANKARA’NIN TARİHSEL ÇEVRESİNE KATKILARI ... 114

4.1 Ankara’nın Tarihsel Çevresi ... 114

4.2 Ankara Bölge Planında Tarihsel Çevre... 120

4.3 Ankara Kalkınma Ajansının Ankara’nın Tarihsel Çevresi İçin Sağladığı Mali Destekler ... 122

4.3.1 Doğrudan Faaliyet Desteği Programı ... 124

4.3.2 Teknik Destek Programı ... 126

4.3.3 2011 yılı Turizm Potansiyelinin Harekete Geçirilmesi Mali Destek Programı ... 126

4.3.4 2012 yılı Turizm Mali Destek Programı ... 132

4.3.5 2012 yılı Kırsal Kalkınma Mali Destek Programı Mali Destek Programı 133 4.3.6 2015 yılı Sürdürülebilir Kalkınma Mali Destek Programı ... 134

4.3.7 2016 yılı Sürdürülebilir Kalkınma Mali Destek Programı ... 135

SONUÇ ... 138

KAYNAKÇA ... 148

ÖZET ... 158

ABSTRACT ... 160

EK-1 Tanımlar ... 162

(8)

vii

ŞEKİL LİSTESİ

Şekil 1 Sürdürülebilirlik Temel Boyutları ... 13

Şekil 2 Bölgesel Kalkınma Ajansı Kavramsal Yapısı ... 28

Şekil 3 Kalkınma Ajanslarının Sorumlu Olduğu Düzey 2 Bölgeleri ... 35

Şekil 4 Arkeolojik Alanlarda Sürdürülebilirlik Hedefleri ... 70

Şekil 5 Çalışmaya Konu 2010-2016 Dönemi Mali Destek Programlarına Başvuru ve Destek Alan Proje Sayısı ... 123

Şekil 6 Çalışmaya Konu 2010-2016 Dönemi Mali Destek Programları Toplam Destek Tutarı ve Tarihsel Çevreye Yönelik Projelerin Aldığı Destek Tutarı ... 124

(9)

viii

TABLO LİSTESİ

Tablo 1 Geleneksel Ekonomik Yaklaşımlar ve Sürdürülebilirlik ... 11 Tablo 2 Modern ve Klasik Bölgesel Politikaların Karşılaştırılması ... 20 Tablo 3 Ankara için Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri 2010-2016 ... 49 Tablo 4 Ankara için Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri Özet Değişim Tablosu 2010- 2016 ... 57

(10)

ix

KISALTMALAR

AB : Avrupa Birliği

AT : Avrupa Topluluğu

BM : Birleşmiş Milletler

EURADA : Avrupa Bölgesel Kalkınma Ajansları Birliği

EUROSTAT : Avrupa Birliği İstatistik Ofisi

GFN : Global Footprint Network

GMSH : Gayri Safi Milli Hasıla

HABITAT : Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşmeleri Merkezi

ICOMOS : Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi

IUCN : Uluslararası Doğayı Koruma Birliği

İBBS : İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması

SOKÜM : Somut Olmayan Kültürel Miras

TÜİK : Türkiye İstatistik Kurumu

UNEP : Birleşmiş Milletler Çevre Programı

UNDP : Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı

UNESCO : Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim Kültür Kurumu

WBCSD : Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi

(11)

1

GİRİŞ

Sanayi devrimi sonrasında hızlanan ve dünya savaşları sonrasında teknolojik gelişmelerin getirdiği ivmeyle özellikle ülkelerin yeniden toparlanması odaklı yürütülen ekonomik kalkınma hamlelerinin çevreye verdiği zarar göz ardı edilmiştir. Çevre ve ekonomik kalkınma arasında tercih hep ekonomik kalkınmadan yana olmuştur.

Sürdürülebilir kalkınma, gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetine zarar vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılayan kalkınma şekli olarak tanımlanmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma terimi ilk defa Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonunun 1987 tarihinde yayımladığı ve diğer bir adı da “Brundtland Raporu”

olan “Ortak Geleceğimiz” adlı raporda ifade edilmiş ve sonrasında yaygınlık kazanmıştır. Sürdürülebilir kalkınma kavramıyla beraber ekonomik kalkınmanın çevreye zarar vermeyecek şekilde gerçekleşmesi gerekliliği kabul görmeye başlamıştır.

Ülkemizin devlet politikası olan AB'ye üyelik süreci kapsamında Avrupa Birliğiyle (AB) ülkemiz arasında 2001 tarihinde imzalanmış olan Katılım Ortaklığı Belgesinde Avrupa Birliğine ait fonların kullanılacağı bölgelerin belirlenmesi gerektiği belirtilmiş ve söz konusu fonların kullanım sürecini yönetecek kurumsal yapıların kurulması talep edilmiştir. Bu kapsamda, ülkemizde kalkınma ajanslarının kurulma nedeni ülkemizin imza koyduğu anlaşmalara bağlı kalmak, Avrupa Birliğinin bölgelere yönelik strateji ve politikalarını hayata geçirmek için kullandığı parasal kaynaklardan faydalanarak ülke içindeki bölgelerimizin kalkınmasını gerçekleştirmektir.

Ülkemizde kalkınma ajanslarına yönelik mevzuat 8 Şubat 2006 tarihinde 5449 sayı ile yürürlüğe giren “Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun”la oluşturulmuştur. 2006 yılında iki kalkınma ajansı Bakanlar Kurulu Kararıyla (BKK) pilot uygulama olarak kurulmuştur. Sonrasında, 2008 ve 2009

(12)

2

yıllarındaki BKK’larıyla tüm ülke sathında kurulan kalkınma Ajansı sayısı yirmi altıyı bulmuştur. Daha sonra yeni Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi kapsamında 2018 tarihli ve 4 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile güncellenen mevzuatında yer alan temel görevleri bölgesel gelişmeyi hızlandırmak ve sürdürülebilirliğini sağlamak olarak ifade edilen Ankara Kalkınma Ajansı, hazırladığı bölge planlarında sürdürülebilirlik kavramına sıklıkla yer vermiş ve sürdürülebilirliği sağlamaya yönelik strateji, amaç ve hedefler belirlemiştir. Bununla birlikte, bölge planlarında Ankara’nın kültürel ve tarihsel varlıklarının korunması, geliştirilmesi, tanıtılması ve turizme kazandırılmasına yönelik strateji, amaç ve hedefler de yer almıştır. Ankara Kalkınma Ajansı bu hedefleri gerçekleştirmeye yönelik projelere hibe şeklinde mali destekler sağlamıştır ve sağlamaya devam etmektedir. Bununla birlikte Ankara Kalkınma Ajansı dahil Türkiye’deki 81 ilin bölgesel kalkınmasından sorumlu 26 kalkınma ajansının tamamı sorumlu oldukları bölgelerin tarihsel çevrelerinin korunması ve geliştirilmesi üzerine mali destek programları yürütmüş ve yürütmeye de devam etmektedir. Bu kapsamda, bu çalışmada Ankara Kalkınma Ajansının Ankara’nın sürdürülebilir kalkınmasının sağlanmasına ve tarihsel çevresinin korunması ve geliştirilmesine yönelik etkileri sağladığı mali destekler üzerinden incelenecektir.

Çalışmanın Kapsamı

Sürdürülebilir kalkınma 1987’den beri aktif olarak gündemde olan fakat çevresel zararların önüne geçilmesi boyutunda hayata geçirilememiş bir kavramdır. Bölgesel kalkınma amaçlı kurulan kalkınma ajanslarının sorumlu oldukları bölgelerin sürdürülebilir kalkınması ve tarihsel çevreleri üzerine anlamlı bir etkilerinin olup olmadığı üzerine yapılmış çok az sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu araştırmada, sayısal verilerle analizi mümkün olan sürdürülebilir kalkınmaya ve daha nitel olarak ele alınabilecek tarihsel çevreye yönelik problem cümleleri şunlardır:

(13)

3

i) Ankara’nın bölgesel kalkınmasını sağlamakla görevli olan Ankara Kalkınma Ajansının Ankara’nın sürdürülebilir kalkınması üzerine anlamlı bir katkısı var mıdır?

ii) Ankara’nın bölgesel kalkınmasını sağlamakla görevli olan Ankara Kalkınma Ajansı Ankara’nın tarihsel çevresini korumaya ve geliştirmeye yönelik anlamlı bir katkısı var mıdır?

Bu araştırma soruları kapsamında, TÜİK’in sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin erişilebilen verileri ve diğer resmi veriler üzerinden sürdürülebilir kalkınma göstergeleri Ankara Kalkınma Ajansının sürdürülebilir kalkınmaya yönelik mali destek programlarına çıktığı 2010-2015 yılları çerçevesinde Ankara için analiz edilecek ve yine Ajansın Ankara’nın tarihsel çevresinin korunmasına ve sürdürülebilir kılınması boyutunu da içeren mali destekleri incelenecektir. Çalışmada incelemeye konu Ajans mali destek programlarının 2010-2015 arasına ait olmasının nedeni: söz konusu programların ad ve temalarının “Sürdürülebilir Kalkınma Mali Destek Programı”,

“Çevreye Duyarlı Yenilikçi Uygulamalar Mali Destek Programı” ve “Kırsal Kalkınma Mali Destek Programları” gibi doğrudan sürdürülebilir kalkınmaya yönelik olması, Ajansın 2016 ve 2017’de mali destek programları uygulamaması ve 2018 ile 2019 yıllarında ise “İleri Teknoloji Ürün Ticarileştirilmesi”, “Yerel Ürün Ticarileştirilmesi”

ve “Sosyal Girişimcilik ve Sosyal Yenilikçilik” gibi program ad ve temalarının doğrudan sürdürülebilir kalkınma ve tarihsel çevreye yönelik olmamasıdır. Söz konusu programlar içinde bireysel olarak sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayabilecek projeler olma olasılığı bulunmakla birlikte, programların adları gibi amaçları da başka temalara yönelik olduğundan çalışmada kullanılmamıştır. Bununla birlikte, çalışmada kullanılacak karşılaştırılabilir TÜİK verilerinin var olduğu yıllar açısından da 2018 ve henüz değerlendirme aşaması bitmemiş olan 2019 yılı Mali Destek Programlarına ait verilerin kullanılmamasına karar verilmiştir.

(14)

4

Çalışmadaki Amaç

Bu araştırmanın amacı; sürdürülebilir ve bölgesel gelişme kavramları ışığında Türkiye’nin bölgesel politikaları incelenerek Kalkınma Ajanslarının kurulması süreci ele alındıktan sonra en son kurulan ajanslardan olan Ankara Kalkınma Ajansının sağladığı mali destekler ve faaliyetleriyle Ankara’nın sürdürülebilir kalkınması üzerine etkilerini Türkiye İstatistik Kurumu verilerini kullanarak incelemek ve yine Ajansın Ankara’nın tarihsel çevresini koruma ve geliştirmeye yönelik desteklediği projeleri ortaya koymaktır.

Sürdürülebilir kalkınma kavramı üzerine çok sayıda teorik çalışma yapılmasına ve ülkeler düzeyinde sürdürülebilir kalkınma göstergeleri düzenli olarak yayımlanmasına rağmen, bölgesel kalkınma ajansları kapsamında ve bölgesel düzeyde sürdürülebilir kalkınma üzerine yapılmış çalışmalara literatürde pek rastlanmamaktadır.

Özellikle Türkiye’deki bir kalkınma ajansının sorumlu olduğu bölgenin sürdürülebilir kalkınması üzerine etkilerini ele alan çalışma sayısındaki azlık nedeniyle bu çalışma önem arz etmektedir. Çalışma, kalkınma ajanslarının sürdürülebilir kalkınmayı ne derecede sağladıkları, bu konudaki etkililik veya verimlilik durumları için de bir gösterge niteliği taşıyacaktır. Bununla birlikte, literatürde yine bir kalkınma ajansının bölgesindeki tarihsel çevreye yönelik verdiği destekleri alan bir çalışmaya da rastlanmamıştır. Bu kapsamda, tarihsel çevrenin korunması ve geliştirilmesine yönelik projelerin neler olduğu ve kalkınma ajansları tarafından ne düzeyde bir destek sağlandığı da bu çalışma ile ortaya koyulmuş olacaktır.

Çalışmanın Yöntemi

Çalışmada resmi istatistiklerle karşılaştırmalı analiz yapılabilecek olan Ajansın Ankara’nın sürdürülebilir kalkınması üzerine katkılarına ilişkin hipotezi şu şekildedir:

(15)

5

Ho: Ankara Kalkınma Ajansının Ankara’nın sürdürülebilir kalkınmasına olumlu bir katkısı olmamıştır.

H1: Ankara Kalkınma Ajansının Ankara’nın sürdürülebilir kalkınmasına olumlu bir katkısı olmuştur.

Çalışmada yöntem olarak resmi istatistik kurumunun verileri ve Ankara Kalkınma Ajansının mali destek verileri karşılaştırmalı yöntemlerle analiz edilerek Ankara’nın sürdürülebilir kalkınması ve tarihsel çevresi üzerine katkıları incelenecektir.

Çalışmada kamu politikalarının etkisini ölçmeyi amaçlayan etki analizi yöntemi kullanılmamıştır. Bunun çeşitli sebepleri mevcuttur. Öncelikle, etki analizinin sağlıklı ve doğru sonuçlar verebilmesi için yeterli düzeyde detay içeren, doğruluğu kesin olan ve süreklilik arz eden verilerin kullanılması gerekmektedir. Kalkınma Ajansı tarafından verilen desteklerin hibe şeklinde mali destek alan şirket ve kurumların faaliyetleri ve dolayısıyla genel ekonomi üzerine etkilerini ölçebilmek için şirket ve kurum bazında yeterli ve sistematik verilere ihtiyaç bulunmaktadır. Fakat, Kalkınma Ajansından hibe desteği alan şirket ve kurumların yeterli detayda ve sistematik verisine erişim sağlanamamaktadır. Etki analizi ile ilgili diğer bir sorun verilerin ait olduğu zaman aralığıyla ilgilidir. Sağlıklı analizler yapabilmek için destek alan şirket ve kurumların faaliyetlerinin sürekli ve geniş zamansal dilimlerde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Proje karşılığı sunulan hibe desteklerinin bazılarının etkisi kısa süre içinde ve ara amaçlar ve hedefler üzerinde ortaya çıkabilirken, bazılarının etkisi ise uzun dönemde ve daha çok nihai amaç ve hedefler üzerinde ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca, etki analizi açısından özellikle sürdürülebilir kalkınma ve tarihsel çevreye yönelik verilen desteklerin gerek çevre, gerek toplum ve gerekse de turizm ve ekonomiye dolaylı katkılarının sayısal olarak ölçülmesinde söz konusu alanların doğası ve bu alanlarda veri elde etme güçlükleri nedeniyle sıkıntılar bulunmaktadır.

(16)

6

Çalışmanın sayıltıları şunlardır: 2010 ile 2016 yılları arasında Ankara Düzey 2 bölgesinde Ankara Kalkınma Ajansının faaliyetlerine başlaması dışında, Ankara’nın sürdürülebilir kalkınmasına önemli düzeyde etki edecek başka yeni bir olayın gerçekleşmediği varsayılmaktadır.

Çalışmadaki sınırlılıklar şunlardır: Ankara Kalkınma Ajansının sürdürülebilir kalkınma üzerine verdiği destekleri içeren mali destek programları 2010 ile 2015 yılları arasındaki destek programlarıdır. Çalışmada somut ve sayısal olarak ölçülebildiği için Ajans tarafından veriler parasal destek verileri kullanılmıştır. Bunun dışında ölçülmesi güç ve sübjektif olabilecek nitel veriler kullanılmamıştır. Ayrıca, çalışmada sınırlı düzeyde istatistiki veriye erişilebilmiştir. Türkiye İstatistik Kurumuna (TÜİK) ait sadece 2010-2016 yılları arası veriler kullanılmıştır. TÜİK’in sürdürülebilir kalkınma alanında ülke düzeyinde verileri bulunurken, Kalkınma Ajanslarının görev yaptığı Düzey 2 bölgeler bazında bu verileri tutmadığından, TÜİK’in düzey 2 bölgelere ilişkin diğer verileri üzerinden çalışma yürütülmek zorunda kalınmıştır. TÜİK’in Ankara Düzey 2 bölgesi için mevcut verileri içerisinden ulusal ve küresel sürdürülebilir kalkınma göstergelerini temsil etme düzeyi yüksek ve yakın olduğu değerlendirilen sınırlı sayıda gösterge veri olarak kullanılmıştır. TÜİK’in Türkiye ölçeği için oluşturduğu sürdürülebilir kalkınma göstergelerinin, Düzey 2 bölgeler düzeyinde toplanmaması ve hazırlanmamasının, bölgesel sürdürülebilir kalkınmanın ölçülmesi açısından önemli bir eksiklik teşkil ettiği ve en yakın zamanda bölgesel kalkınmanın sürdürülebilirliğinin ölçülebilmesi ve özellikle bu amaçla kurulan Kalkınma Ajanslarının etkililik, etkinlik ve verimliliklerinin ölçülebilirliği açısından söz konusu bölgesel istatistikler konusunda TÜİK tarafından bir çalışma başlatılmasının büyük önem arz ettiği değerlendirilmektedir.

(17)

7

Kalkınma Ajanslarının kurulmaya başlandığı ilk tarih olan 2006 yılından günümüze kadar değişim gösteren Ajanslara yönelik kurumsal yapı değişiklikleri (Ajansların koordinasyonundan sorumlu Bakanlıkların yeniden yapılanması, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi vb.) ve politik değişimler ile mevzuat değişikliklerine dayanan ajans çalışanlarının mali ve özlük haklarında meydana gelen değişimlerin Ajansların faaliyetleri ve yarattığı etkiler üzerindeki sonuçları bu çalışmada değerlendirmeye katılmamıştır.

Tarihsel çevreye olan etkiler bağlamında Ankara Kalkınma Ajansının desteklediği projelerin tamamının bilgilerine erişim sağlanmışken, çalışmada yer alan diğer 25 kalkınma ajansının tarihsel çevrelerinin ve kültürel mirasın korunması ve geliştirilmesine yönelik verdikleri mali destekler söz konusu kalkınma ajanslarının web sitelerinden erişilebilen bilgiler ölçüsünde detaylı örnekler şeklinde yer almıştır.

(18)

8

BİRİNCİ BÖLÜM

1 TÜRKİYE’DE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA VE KALKINMA AJANSLARI

1.1 Kalkınma Kavramı ile Sürdürülebilir Kalkınma İlişkisi

Geleneksel kapitalist sistem çerçevesinde kalkınma, tamamen ekonomik odaklı olarak fert başına düşen gelirin yükseltilmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu geleneksel sistemin öngörüsü şu şekildedir: ekonominin en küçük aktörleri olan fertlerin satın alma güçleri yükseldiğinde ekonomi canlanacak, ekonomik faaliyetler artacak ve dolayısıyla milli gelir yükselecektir, milli gelir yükseldiğinde de fert başına düşen gelir de tekrar artmış olacaktır. Bu tanım çerçevesinde bakıldığında kalkınma kavramı sürekli üretim ve bu sürekli üretimin sürekli tüketimi üzerine oturmaktadır. Konunun çevresel boyutu açısından, sürekli kalkınmanın sağlanması için dünyanın sahip olduğu doğal kaynakların sürekli kullanımı gerekmektedir. Bu şekilde tanımlanan bir kalkınmanın devamlılığını sağlayacak sürekli üretim için sürekli bir doğal kaynak kullanımının mümkün olmadığı, her geçen gün kirlenen ve aşırı tüketim nedeniyle doğal kaynakları sürekli azalan dünyamızın bunu karşılamasının imkansız olduğu ortadadır. Bu perspektifle tanımlanan kalkınma kavramı için öngörülen sürekli tüketim sonucunda ortaya çıkan atık maddeler de doğal çevreye ciddi zarar vermektedir. (Torunoğlu, 2005:

3).

Büyük bir kitlesel yıkıma neden olan 2. Dünya Savaşı sonrası, özellikle yıkıma uğrayan ülkelerin süratle hızla yeni binalar yapması, teknoloji odaklı sanayileşmeleri ve bunların getirdiği yüksek nüfus artışı, doğal kaynakları göz ardı eden ve sürekli tüketim üzerine kurulu bir kalkınma anlayışını doğurmuştur. Doğadaki ekosistemlerin zarar gördüğünün ve dengelerin bozulmaya başladığının, bunlara da tüketime dayalı kalkınma

(19)

9

ile çevre arasındaki ayrılmaz ilişkinin dikkate alınmamasından kaynaklandığı 1960’lı yılların sonunda ancak tartışma konusu olmaya başlamıştır (Özmehmet, 2008: 2).

Teknolojinin çok hızlı geliştiği yirminci yüzyılda ekonomik kalkınma ve doğal çevre ilişkisinde ortaya çıkan tüm çelişkilerde her zaman ekonomik kalkınma yönünde tercihte bulunulmuştur. Bu etkileşimli ilişkide devamlı göz ardı edilen çevre kavramı 1970’lerde yeni yeni dillendirilmeye başlanmıştır. Söz konusu gündeme gelişin temel nedenlerinden biri özellikle 2. Dünya savaşı sonrası kalkınmanın yol açtığı zarar ve oluşturduğu sıkıntıların sınırlı alanlardan çıkıp tüm dünyayı etkileyecek boyutlara gelmesidir. Sürekli üretim ve buna bağlı sürekli tüketim döngüsünde ihtiyaç duyulan yüksek düzeyde enerji tüketimi, bu enerjinin sağlandığı yenilenemeyen doğal kaynakların iyice tüketilmeye başlanması, bunlara bağlı olarak çevrenin kirlenmesi, dünya ölçeğindeki sıcaklık ve iklim değişikliği, bitkisel ve hayvansal yaşam türlerinin yok olmaya başlaması insanlık için büyük bir tehdit oluşturmaya başlamıştır.

Sanayileşmeye ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak kontrolsüz artan nüfusun yüksek işsizlik oranlarına yol açması çevreye ilişkin sorunların yanında fakirlik ve yetersiz beslenme gibi sosyal boyutlu problemleri de ortaya çıkarmıştır (Yalçınkaya, vd. 2011:

3321).

Kelime olarak sürdürülebilirlik, İngilizce bir kelime olan “sustainability”

kelimesinin anlamı olarak ifade edilmekle birlikte, Türk Dil Kurumunun Sözlüğünde sürdürülebilirliğin bir tanımı bulunmamaktadır.

Gerek yerel gerekse de global boyutta sürdürülebilirlik kavramının çok anlaşıldığı ve uygulamaya konulduğu söylenemez. Daha çok bilim insanları tarafından yaygın kullanılan sürdürülebilirlik kavramının İngilizcesi olan sustainability kelimesindeki “subtenir” kökü Latince’dir, anlamı da aşağıdan desteklemek veya korumaktır (Muscoe, 1995; Aktaran Özmehmet, 2008: 2-3).

(20)

10

Çevreye verilen zararların büyük olduğunun 1960’larda anlaşılmasıyla gelişen çevreci hareketler on yıl içinde küresel ölçeğe ulaşarak Birleşmiş Milletlerin önem arz eden kalkınma ve çevre konusuna yönelik faaliyet göstermek üzere Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonunu kurmasını getirmiştir. Bu komisyon tarafından hazırlanan meşhur Brundtland Raporunda sürdürülebilir kalkınma terimi kullanılmış ve açıklanmıştır. Bu kavram daha sonra 1992 yılında Rio de Janerio’da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansıyla birlikte kalkınma literatüründe sıkça kullanılan önemli bir kavram haline gelmiştir (Adams, 2001; Aktaran Özmehmet, 2008: 5).

Sürdürülebilir kalkınma ifadesi, ilk defa Norveç’in o dönemki Başbakanı olan Gro Harlem Brundtland tarafından Brundtland Raporu olarak soyadıyla da anılan Ortak Geleceğimiz adlı Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu raporunda kullanılmıştır ve rapordan sonra yaygın kullanım alanı bulmuştur. Raporda sürdürülebilir kalkınma şu şekilde tanımlanmıştır: “Gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetine zarar vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılayan kalkınma”. Raporun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabulü sürdürülebilir kalkınma tanımına politik ilgi çekilmesini sağlamış ve ülke liderleri Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde 1992 tarihinde gerçekleşen Dünya Zirvesi diye de anılan BM Çevre ve Kalkınma Konferansında sürdürülebilir kalkınmanın temel ilkelerini ortaya koymuşlardır.

Sürdürülebilir kalkınmanın teorik çerçevesi 1972 ve 1992 yılları arasında uluslararası konferanslar ve girişimler aracılığıyla evrilmiştir. İsveç’in Stockholm kentinde 1972 tarihinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı, sürdürülebilirliğin küresel ölçekte tartışıldığı ilk önemli uluslararası toplantıdır.

Konferansta BM Çevre Programının (UNEP) kurulmasına ve çok sayıda ulusal çevre koruma ajanslarının kurulmasına öncülük edecek öneri ve fikirler ortaya konmuştur.

Stockholm’deki öneriler, öncelikli koruma konularını ve anahtar politika opsiyonlarını

(21)

11

tanımlayarak sürdürülebilir kalkınmayı desteklemeyi amaçlayan 1980 Dünya Koruma Stratejisinde daha ileri düzeye taşınmıştır. (UN Background Paper, 2010: 7).

Farklı ve çeşitli tanımlara sahip olmakla birlikte sürdürülebilir kalkınmayı sadece bir cümleyle ifade etmek hiç kolay değildir. Sürdürülebilir kalkınma için kullanılan farklı tanımlar şunlardır: Sürdürülebilir kalkınmanın ilk kez tanımı BM’nin 1987 tarihli Ortak Geleceğimiz adlı raporunda şu şekilde yapılmıştır: gelecek kuşakların ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetine zarar vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılayan kalkınma. Daha sonra Dünya Bankasının hazırladığı 1989 tarihli rapordaki tanıma göre kuşaklar arası adaleti ve eşitliği temsil eden sürdürülebilir kalkınma, fert başına azalma göstermeyen yarar şeklinde tanımlanmaktadır. Diğer bir tanım doğayı korumayı amaçlayan küresel bir kuruluş olan Dünya Vahşi Yaşam Fonunun 1991 tarihinde ifade ettiği şu tanımdır: İçinde bulunulan doğal ekolojik sistemlerin bugünkü insan nüfusunun ihtiyaçlarını karşılama kapasitesi sınırları içerisinde, sahip olunan hayat kalite düzeyinin yükseltilmesidir (Mawhinney 2002: 3; Aktaran, Karabıçak ve Özdemir, 2015: 45).

Çetin (2006: 5), çeşitli çalışmalardan derlenen doğal sermaye, ekolojik sistemler, kıtlık ve sürdürülebilirlik kavramlarının ilişkilerini irdeleyen ekonomik yaklaşımların özetini aşağıdaki tabloda vermektedir:

Tablo 1 Geleneksel Ekonomik Yaklaşımlar ve Sürdürülebilirlik

Kaynak:Çetin, M. (2006). Teori ve Uygulamada Bölgesel Sürdürülebilir Kalkınma. C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 7, Sayı 1.

(22)

12

BM Kalkınma Programı, T.C. Kalkınma Bakanlığı ve İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneğine ait 2012 tarihli “Türkiye’de Sürdürülebilir Kalkınma ve Yeşil Ekonomi Alanında En İyi Uygulamalar Başvuru ve Seçim Süreci”

başlıklı raporda sürdürülebilir kalkınma ile ilgili şu tespitler yer almaktadır:

“Sürdürülebilir kalkınma kavramının temelinde, toplumun ve içinde yaşadığımız dünyanın çevresel, ekonomik ve sosyal refahı yatmaktadır. Bugün dünya üzerinde insan yaşamı için gerekli tüm mal ve hizmetler ancak sağlıklı ekosistemler sayesinde mümkündür. Toplum ihtiyaçlarının ekolojik limitler dikkate alınmadan karşılandığı sürdürülebilir bir kalkınma mümkün değildir. Global Footprint Network’e (GFN) göre ekolojik ayak izi mevcut biyolojik kapasitesinden fazla olan ülkeler, insani gelişmişlik ve ekonomik kalkınmada ileri düzeyde ülkeler olarak gözükseler dahi, yerel çevresel bozulma veya ticaret modellerinde ciddi karmaşa yaşama riski ile karşı karşıyadırlar.

Çevre konusunda bu ülkelerde yaşanan sorunlar insan hayatının kalitesini bozmakta ve yaşanan zararı geri getirmek için yapılan harcamaları ciddi boyutlarda arttırmaktadır.

Ayrıca bu ülkeler doğal kaynaklardan hiçbir şekilde ayrı yaşayamayacak olan insan ırkı için gerekli biyolojik kapasite ve doğal kaynakları yurtdışından ithal etmek durumunda kalmakta ve dolayısıyla ekonomik zenginliklerini bu yolda kullanmaktadırlar. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD) ve GFN tarafından hazırlanan Vizyon 2050 raporunda BM insani gelişmişlik endeksi ve ekolojik ayak izi etkileşimi için yapılan çalışmada insani gelişmişlik endeksinde ön planda olan ülkelerin ekolojik ayak izlerinin de büyük olduğu görülmektedir. ” (s: 3)

Sürdürülebilirlik kavramının özünü 3 temel boyut oluşturmaktadır: çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) söz konusu 3 sütun üzerinde sürdürülebilir kalkınmayı oturtan gösterimi aşağıdadır (IUCN, 2006: 2):

(23)

13 Şekil 1 Sürdürülebilirlik Temel Boyutları

Kaynak: IUCN, (2006). The Future of Sustainability Re-thinking Environment and Development in the Twenty-first Century. Report of the IUCN Renowned Thinkers Meeting.

Sürdürülebilir kalkınmaya yönelik yöntemler belirlenirken 3 politika boyutunun bütünleştirilmesi gerekmektedir: ekonomik boyut, çevresel boyut ve sosyal boyut. Söz konusu 3 boyutun bütünleştirilmesi zorunluluğu ile birlikte sürdürülebilir bir kalkınma elde etmenin nasıl gerçekleştirileceğine yönelik düşüncelere zemin oluşmaktadır.

Kalkınmanın sürdürülebilir addedilebilmesi için toplumda fert başına düşen sermaye varlığının aynı kalması veya yükseliyor olması gerekmektedir. Fert başına düşen sermaye varlığında azalma gerçekleşmeden insanoğlunun yaşam refahını artıran yarar ve hizmetlerin yaratılması da sürdürülebilir kalkınmanın bir diğer tanımıdır.

İnsanoğlunun yaşam refahını artıran yarar ve hizmetlerin yaratılmasını sağlayan ise sermaye varlıklarıdır (Medhurst, 2003; Aktaran Çetin, 2006: 8).

Daha “Yeşil Ekonomi” ye dönüşüm uluslararası olarak hem ekonomik hem de çevresel krizlere bir yanıt olarak ortaya çıkmıştır. Küresel finans krizinden sonra politika yapıcılar, kaynak-verimli düşük-karbon bir topluma geçişin yenilenmiş büyüme, nitelikli işler ve sosyal refahı artırmakla birlikte çevresel etkiler ile kaynakların

(24)

14

aşırı sömürülmesini azaltan bir kaynak olduğunu görmeye başladılar. Yeşil ekonominin geliştirilmesi kentler için de bir fırsat olarak sunulmaktadır. Avrupa’da, yeşil teknolojiler için ekonomik potansiyeller 1990’lardan bu yana aktif olarak değerlendirilmekte ve çevresel politikaları ulusal ve bölgesel kalkınma stratejilerine bağlayan politikalar aracılığıyla yürütülmektedir. Çevresel yatırımlar, alternatif enerji ve diğer sürdürülebilir projeler sadece kentsel çevreyi geliştirmek için değil aynı zamanda kentleri ve bölgeleri vatandaşlar, turistler ve yatırımcılar için daha çekici hale getirerek ekonomik büyümeyi ve rekabetçiliği de artırmak amacıyla gerçekleştirilmektedir. Yeşil ekonomiye büyük umutlar bağlanmıştır. Yeşil ekonomiye dönüşüm sadece acil çevresel sorunları çözmek, kısıtlı kaynaklara bağımlılığı azaltmak ve iklim değişikliğini azaltmak gibi amaçlara yönelik değildir, aynı zamanda kent ve bölgelerde nitelikli istihdam yaratabilecek ve yeni bir ekonomik kalkınmaya imkan verecek dinamik bir sektör yaratmayı da amaçlamaktadır (Anderberg, 2015: 35-38).

1.2 Türkiye’de Sürdürülebilir Kalkınma

Ülkemizin resmi belgelerinde sürdürülebilir kalkınmayla ilişkili şekilde yer alan ilk boyut çevre boyutudur. Sadece ekolojik sistemler ve çevre kirliliğine yoğunlaşmış olan bir kalkınma anlayışı 5. Kalkınma Planı öncesi dönemde süregelmiştir. Yürürlüğe giren 6. Kalkınma Planı sonrası dönemde doğal varlıklar ve kaynaklar tüketilirken etkin bir yaklaşım gösterilmesinin çevrenin daha az kirletilmesi ya da kirletilmemesi kadar önem arz ettiği fark edilmiştir. 1992 tarihli Rio Dünya Zirvesinde kabul edilmiş olan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi yürürlüğe girdiğinde, küresel bazda sürdürülebilir kalkınma anlayışları ülkemiz mevzuatında ilk defa yer almaya başlamıştır. Söz konusu Çerçeve Sözleşme hükümlerine yönelik 2001 tarihinde ülkemizin kendine has durumlarından ortaya koyduğu çekinceler kabul edilmiş ve sonrasında ülke mevzuatının uyarlanma faaliyetleri başlamıştır (Akgül, 2010: 159-160).

(25)

15

Doğal çevre ve içerdiği doğal ve kültürel değerlerin sonraki kuşakları göz ardı etmeden muhafaza edilmesi ve yönetilmesi, bununla birlikte daha insanı temel alan kalkınma anlayışları 9. Kalkınma Planı’nda ortaya konulan anlayışlar olmuştur. Planda daha verimli ve çevreyi daha fazla dikkate alacak, daha az zarar verecek üretim teknolojilerinin oluşturulması ilkeler arasında yer almıştır. Adil olmayan gelir dağılımını ve fakirliği önleyecek sürdürülebilir ekonomik büyüme politikalarıyla beraber sağlık, eğitim ve iş hayatına yönelik hizmetlerin sosyal olarak dışlanmış çocuklar, yaşlılar, göçmenler ve kadınların hayatın her boyutu içine daha çok katılım sağlayabilecekleri şekilde sunulması gerektiği belirtilmiştir. Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Johannesburg kentinde 2002 tarihindegerçekleştirilen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesinde ülkemizin sunduğu raporda Rio Konferansından o tarihe kadarki dönem olan 1992-2002 arasında ülkemizin sürdürülebilir kalkınmaya yönelik yürüttüğü faaliyetleri ve gayretleri belirtilmektedir. Çok katılımlı bir şekilde sivil toplum örgütleri de dahil olmak üzere kamu kesimi ve özel kesimin de katkılarıyla hazırlanan raporda ülkemizin sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin durumu şu başlıklar altında analiz edilmiştir: “1-İkim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma, 2-Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kalkınma, 3-Yönetişim ve sürdürülebilir kalkınma, 4- Yoksullukla mücadele ve sürdürülebilir kalkınma, 5-Sürdürülebilir kalkınmada İş Dünyası ve Sanayi, 6-Sürdürülebilir Kalkınma için Bilgi ve İletişim”

(Akgül, 2010: 160-161).

1.3 Bölgesel Kalkınma ve Kalkınma Ajansları

Literatürde bölgesel kalkınma kavramının bilimsel olarak ortaya çıkışı, Myrdal’a ait 1957 tarihli “Ekonomik Teori ve Azgelişmiş Bölgeler” çalışması ile Hirschman’a ait 1958 tarihli “Ekonomik Gelişme Stratejisi” gibi çalışmalarla birlikte 1958’de gerçekleştiğini öne sürülmektedir (Malecki, 1991).

(26)

16

Ülke genelinde gelişme sağlamak, hayat kalitesini herkes için yükseltmek, daha adil ve eşit bir ekonomik ve sosyal sistem oluşturmak amacıyla yürütülen ülke genelini kapsayan her türlü politika ve faaliyetlerin başarılı olabilmesi için gerekli en önemli ara yapılardan biri bölgesel politikalardır. Diğer bir deyişle bölgesel politika kavramı ülke genelinde uygulanan politika ve stratejilerin yerelde yaşayan vatandaşların problemlerinin daha etkin ve bütüncül bir şekilde ortadan kaldırılması amacıyla ortaya çıkmıştır. Bölgesel politikaların temel prensipleri ülke genelindeki gelişmişlik dengesini değiştirmeden yerel boyuttaki problemlerin yerel düzeyde ortadan kaldırılmasını sağlamak üzerine kuruludur. Ülke geneli boyutu ile yerel boyut arasındaki uzaklığı ve kopukluğu azaltarak yakınlaşma sağlayacak bölgesel politika kavramı değer kazandığında farklı bölgesel politika araçları uygulanmıştır. Çağın ve dönemin farklılaşan imkânları ve sorunları ile beraber söz konusu bölgesel politika araçlarında da değişimler olmuştur. Böyle bir değişim ve gelişim süreci içinde bölgesel politikalar kapsamında kalkınma ajansları kurulmaya başlanmış, 20. yüzyılın ikinci yarısında dünya genelinde yayılma göstermiştir. Günümüzde küresel boyutta bölgesel potansiyellerin ortaya çıkarılması ve kullanılması ve yerel düzeydeki kamu kesimi, özel sektör, üniversiteler ve sivil toplum arasındaki işbirliğini ve koordinasyonu sağlamak amacıyla kalkınma ajansları aktif bir şekilde faaliyetlerini sürdürmektedirler (Gönül, 2007: 1).

Bölgesel politikaların temelini, bir ülkede ya da ülkeler topluluğunda bölgeler veya ülkeler arasındaki başta ekonomik-sosyal, mekânsal eşitsizlikler olmak üzere her türlü dengesizliğin giderilmesine yönelik tedbirler oluşturur. Bu bağlamda, bölgesel politikanın ilgi alanına yoksulluğun azaltılması, bölgeler arasındaki alt ve üst yapı farklılıklarının asgari seviyeye indirilmesi veya mümkünse kaldırılması, bölgeler ve kesimler arasında sosyal adaletsizliğin giderilmesi, istihdam olanaklarının tüm bölgelere yayılması ve bundan tüm toplum kesimlerinin faydalandırılması, nihayetinde de

(27)

17

bölgelerarası farklılıkları kapatarak ülke genelinde sürdürülebilir bir ekonomik büyümenin ve gelişmenin sağlanması girmektedir (Şen ve Kaya, 2014: 190).

Amerika Birleşik Devletlerinde 1930 tarihinde kurulan Tennessee Vadi Otoritesi bölgesel düzeydeki kalkınma ajanslarına bir ilk teşkil etmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde bölgesel kalkınma anlayışı daha ön plana çıkmıştır ve savaş sonrası dönemde kalkınmaya ihtiyaç duyan Avrupa kıtasında birçok kalkınma ajansı faaliyete geçerek takip eden yıllarda daha da yaygınlaşmıştır (Can ve Kocagül, 2008: 112).

Avrupa Birliğinin yürüttüğü bölge politikalarının en önemli özelliklerinin başında Birliğe üye ülkelerin arasındaki gelişmişlik farklarının ortadan kaldırılması yanında bir üye ülkenin kendi farklı bölgeleri arasındaki gelişmişlik farklarının da ortadan kaldırılmasını hedeflemek gelmektedir. Büyük çoğunluğu Avrupa kıtasında geçen ve büyük yıkıma ve zarara yol açan İkinci Dünya Savaşından sonra sanayi üretimi ve dolayısıyla teknolojide yaşanan hızlı ve büyük atılımlar, özellikle hızlı sanayileşen ülkelerde bölgesel gelişmişlik farklarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur.

Bu ülkelerin başında Britanya’da eski üretim merkezlerinin ve sektörlerin yok olması sonucu ortaya çıkan tekrar toparlanma ve yapılaşma sorunu; kuzey ve güney İtalya arasında çok ciddi bir gelişme farklılığının oluşması ve Fransa’nın başta başkent Paris olmak üzere diğer şehirlerden daha yüksek bir gelişmişlik düzeyine erişmesi benzeri durumlar Avrupa kıtasında bölgelere ilişkin gelişme politika ve stratejilerinin doğmasına yol açmıştır (Parlak ve Özgür, 2002; Aktaran Köse ve Konur, 2011: 100).

Avrupa Birliğinde bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farkları olgusu Birlik kurulduğundan bugüne büyük önem verilen bir konu olmuştur. BENELUX ülkeleri diye anılan ve Avrupa Topluluğunu oluşturan ilk ülkeler (Belçika, Almanya, Hollanda, Fransa, İtalya, Lüksemburg) mali ve ekonomi durumu açısından birbirlerine yakın olduklarından bölge gelişmişlik farklılıkları çok ön plana çıkmamaktaydı. Buna karşın,

(28)

18

1957 tarihli Roma Antlaşmasının “Ekonomik ve Sosyal Uyum” bölümündeki aşağıdaki madde 130a Topluluğun bölge gelişmişlik farkları konusundaki tutumunu ortaya koymaktaydı: “Bölgeler arası ekonomik farklılıkları azaltmak ve dezavantajlı bölgelerin kalkınmasına yönelik politikalar üretmek ” (Can ve Kocagül, 2008: 7).

25 Mart 1957 tarihli Roma Anlaşması’nın 2. Maddesi ise şu şekildedir1:

“Topluluk [AET] … topluluk içinde ekonomik faaliyetlerin uyumlu bir biçimde gelişmesini teşvik etmek, sürekli ve dengeli genişlemeyi sağlamak, artan istikrarı, yaşam standartlarının hızla yükseltilmesini ve topluluğa dahil devletler arasında daha sıkı ilişkileri gerçekleştirmek için üye ülkelerin ekonomik politikalarının gittikçe artan bir biçimde yakınlaştırılmasını hedefler.” (The Treaty of Rome, 1957, Article: 2).

Madde, topluluk üyesi ülkeler arasındaki ekonomik politikaların artan bir şekilde birbirine yakınlaştırılmasını öngörmektedir. Roma Anlaşması, şimdiki adıyla Birliğin, o zamanki adıyla topluluğun bölgesel kalkınma politikalarının ilk adımını ve temel taşını oluşturmaktadır. AET’nin kurulduğu tarihten bu yana yarım asırdan daha fazla zaman geçmiştir. Bu süre zarfında topluluğun adı değişmiş, topluluk genişlemiş ve başlangıçta 6 üyesi olan birliğin üye sayısı bugün 28’e ulaşmıştır. Doğal olarak üye sayısının artması, bölgeler ve ülkeler arasındaki dengesizliklerin büyümesini de beraberinde getirmiştir. Tabi tüm bu gelişmeler diğer alanlarda olduğu gibi, birliğin bölgesel politikalarında da değişikliği, gelişen koşullara göre yeniden tanzimi zorunlu kılmıştır (Şen ve Kaya, 2014: 190).

Avrupa kıtasında 20. yüzyılın ortasında kurulmaya başlayan öncü kalkınma ajanslarının temel amacı bölgelerdeki ekonomik aktiviteyi artırmak ve oluşan kalkınmayı sürdürülebilir hale getirmek olmuştur. 2000’lerden önceki on yıl içerisinde ise kalkınma ajanslarının üye ülkelerin bölgesel kalkınma farklılıklarını ortadan

1 https://ec.europa.eu/romania/sites/romania/files/tratatul_de_la_roma.pdf

(29)

19

kaldırmak amacıyla faaliyet gösteren temel yapılardan olmasıyla beraber kıtanın orta kısmındaki ülkelerde de kalkınma ajansları kurulmaya başlanmıştır. Ajansların Birliğin yapısal mali kaynaklarını dağıtma ve kullanma fonksiyonunu üstlenmeye başlaması, ajansların çoğalmasına, görev çeşitliliğinin ve kapasitelerinin de artmasına yol açmıştır.

Üye ülkelerden birçoğu kalkınma ajanslarını kurarken Birlikten parasal ve teknik uzmanlık noktasında yardım almışlardır (Ör. İsveç, Polonya vb.)

İtalya, Fransa ve Belçika, 20. yüzyılın ortalarında Avrupa’da kalkınma ajanslarının ilk kurulduğu ülkelerdir. On yıl gibi kısa bir süre sonra bu ajansları Hollanda ve İngiltere’de kurulan ajanslar takip etmiş, sonraki on yılda ise İrlanda, Almanya ve İspanya’da da ajanslar aktif hale gelmiştir.

Avrupa Birliğinin genişleme süreciyle paralel olarak özellikle 1990 sonrası dönemde yakın gelecekte üye olacak ülkeler dâhil birçok ülkede kalkınma ajansları faaliyete geçmiştir. (Can ve Kocagül, 2008: 112).

Modern ve klasik bölgesel politikaların karşılaştırılmasını özet olarak karşılaştırmalı sunan bir tablo aşağıda yer almaktadır (Bachtler Y.& Yuill D., 2001;

Aktaran Gönül, 2007: 19):

(30)

20

Tablo 2 Modern ve Klasik Bölgesel Politikaların Karşılaştırılması

Kaynak: Gönül, D. (2007). Bölge Planlama Politikaları ve Bir Araç Olarak Kalkınma Ajansları. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü.

Avrupa Birliği yapısal mali kaynaklarını destek olarak alan çeşitli ülkelere (Hollanda, İngiltere, Fransa ve Almanya) ait on iki bölgenin incelendiği bir çalışmada sürdürülebilir gelişmenin önündeki engelleri daha hızlı aşabilmek için yapılması gerekenler şu şekilde tespit edilmiştir (Moss ve Fichter, 2002; Aktaran Çetin, 2006: 10):

• “Ortak bir sürdürülebilir kalkınma anlayışının paylaşılması,

(31)

21

• Sürdürülebilirliğin ölçülmesine ilişkin çeşitli araçların geliştirilmesi,

• Sürdürülebilirliğin gerçekleşmesi için çeşitli ortaklıklar ve işbirliğinin sağlanması,

• Yapısal Fonların program yönetim prosedürünün iyileştirilmesi,

• Politika araçlarının bölgesel sürdürülebilir kalkınma ile ilişkisinin kurulması.”

Bölgesel gelişme kavramı iki farklı anlayışı içermektedir. Bunlar: Bölgesel Sürdürülebilir Gelişme (Regional Sustainable Development) diğeri ise Sürdürülebilir Bölgesel Gelişme (Sustainable Regional Development)’dir. Bölgesel Sürdürülebilir Gelişme, başta ekolojik sürdürülebilirlik olmak üzere canlı-cansız, doğal-yapay tüm çevresel değerlerin sürdürülebilirliğinin temel amaç olarak belirlendiği politikalar için kullanılmaktadır. Sürdürülebilir Bölgesel Gelişme ise bölgesel ekonomik gelişmenin kendi kendini finanse edebilecek ve sürdürülebilecek bir düzeye ulaştığı, ancak ekonomik gelişme sağlanırken çevresel açıdan da bazı önlemlerin alındığı bir süreç olarak nitelendirilmektedir. Yani, bölgesel sürdürülebilir gelişme çevresel hedeflerin öne çıkartıldığı, Sürdürülebilir Bölgesel Gelişme ise ekonomik hedeflerin çevresel hedeflere göre daha üstün tutulduğu yaklaşımları göstermektedir (Mengi ve Algan, 2003: 86-87).

1.3.1

Sürdürülebilir Kalkınmaya İlişkin Uluslararası Önemli Belgelerde Bölgesel Kalkınma Ajansları

Rio 92-Gündem 21 ve Kalkınma Ajansları

1992 yılında Rio’da ortaya konulan Gündem 21’in 37. Bölümü “Gelişmekte Olan Ülkeler Program Alanında Ulusal Mekanizmalar ve Uluslararası İşbirliği ” başlığı altında şu maddeler bulunmaktadır2:

“37.2. Gündem 21’i uygulamak için içsel kapasite geliştirilmesi için ilgili BM kuruluşlarıyla birlikte ülkelerin çaba göstermesi gerekecektir. Ulusal, bölge-altı ve

2 https://sustainabledevelopment.un.org/content/documents/Agenda21.pdf

(32)

22

bölgesel düzeylerde uluslararası topluluk, belediyeler, STK’lar, üniversiteler ve araştırma merkezlerinin ayrıca bu çabalara katkı sağlaması gerekmektedir.

Amaç 37.3. Bu programda içsel kapasite geliştirmenin temel amaçları, sürdürülebilir gelişme için ulusal ve ilgili bölge altı ve bölgesel kapasite ve yeteneklerin geliştirilmesi ve ilerletilmesidir.”

Johannesburg 2002

Sürdürülebilir Gelişme Dünya Zirvesine ilişkin BM Kararında şu ifadeler yer almaktadır3:

“BM, hükümetleri ve ilgili tüm uluslar arası ve bölgesel kuruluşları, …..

bölgesel ekonomik komisyonları, uzmanlaşmış ajansları,…. Sürdürülebilir gelişme üzerine Johannesburg deklarasyonunun ve uygulama planının etkili takibi ve uygulaması için zamanlı adımlar atmaya çağırmaktadır.”

Rio 2012 BM Kararı

27 Temmuz 2012 tarihli İstediğimiz Gelecek Raporuna ilişkin BM Kararında aşağıdaki bölümler yer almaktadır4:

“E. Bölgesel, Ulusal, Ulusaltı ve Yerel Düzeyler.

97. Sürdürülebilir gelişmenin bölgesel boyutunun önemini kabul ediyoruz.

Bölgesel çerçeveler sürdürülebilir kalkınma politikalarının ulusal düzeyde somut adımlara dönüştürülmesi için tamamlayıcı ve etkili dönüştürme etkisine sahip olabilmektedir.

98. Bölgesel, ulusal, ulus altı ve yerel otoritelerin sürdürülebilir gelişme stratejileri oluşturmaları ve yararlanmaları için cesaretlendiriyoruz.”

Bin Yıl Kalkınma Hedefleri 2000

2000 tarihli Bin Yıl Kalkınma Hedeflerine ilişkin BM kararında aşağıdaki ifade yer almaktadır5:

57. Ulusal kalkınma stratejisi uygulanmasının hızlandırılması için bölgesel ve bölgealtı işbirliklerini güçlendirmenin önemini vurgulamaktayız. Ayrıca, bölgesel ve

3 https://sustainabledevelopment.un.org/milesstones/wssd

4 https://sustainabledevelopment.un.org/rio20

5 https://undocs.org/A/RES/55/2

(33)

23

ulusal kalkınma stratejilerine etkili destek sağlamaları için bölgesel ve bölgealtı kuruluşların güçlendirilmesinin önemini vurgulamaktayız.

2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi

2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemine ilişkin Birleşmiş Milletler kararında aşağıdaki ifadeler yer almaktadır6:

“Sürdürülebilir gelişme için bölgesel ve bölge altı boyutların, bölgesel ekonomik entegrasyonun önemini kabul etmekteyiz. Bölgesel çerçeveler sürdürülebilir kalkınma politikalarının ulusal düzeyde somut adımlara dönüştürülmesi için tamamlayıcı ve etkili dönüştürme etkisine sahip olabilmektedir.”

2030 Hedeflerinden aşağıdaki hedef ve alt hedefi doğrudan bölgesel kalkınma ve bölgesel planlama ile ilgilidir7:

“Hedef 11. Şehirleri ve insan yerleşimlerini kapsayıcı, güvenli, esnek ve sürdürülebilir yapmak

11.a. Kent ve kırsal alanlar arasındaki pozitif ekonomik, sosyal ve bölgesel bağlantıların ulusal ve bölgesel gelişme planlamasının güçlendirilmesi yoluyla desteklenmesi.”

1.4 Türkiye’nin Bölgesel Gelişme Politikaları

1917 yılı kayıtlarına göre İstanbul ve çevresinde kişi başı gelir 1.790 kuruş, Marmara, Ege ve Akdeniz’de 990 kuruş ve İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde de 660 kuruş civarındadır. Bu veriler, Türkiye’nin doğu ile batı bölgeleri arasında günümüzde de mevcut olan gelir dağılımı ve gelişmişlik durumundaki eşitsizliklerin cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda da mevcut olduğunu göstermektedir (Baş, 2012:

18).

6 https://www.un.org/ga/search/view_doc.asp?symbol=A/RES/70/1&Lang=E

7 https://www.un.org/ga/search/view_doc.asp?symbol=A/RES/70/1&Lang=E

(34)

24

1968-1972 dönemini kapsayan Beş Yıllık İkinci Kalkınma Planında bölge kavramından kaçınılarak yöre terimi kullanılmakla beraber, ülkemizin bölgeleri arasında gelir ve gelişmişlik açısından farklılıklar olduğu bilinen bir durum olmuştur.

Ülkemizin çok boyutlu kalkınmaya yönelik girişimleri yirminci yüzyılın ortalarında başlamış ve planlamanın bölge düzeyine uygulanması da bu dönemde gerçekleşmiştir. Yereldeki sorunları çözmeyi amaçlayan bölgesel plan uygulamaları örnek bölgeler için yürütülmüştür.

Türkiye’de sosyal, ekonomik ve kültürel olarak kalkınma deneyimleri 1950’li yıllardan başlayarak bölge planlaması çalışmaları başlamıştır. Bu çalışmalar pilot bölgeler için hazırlanmış ve bölge sorunlarına çözüm getirmeyi hedeflemiştir.

Türkiye’nin bölge planı çalışmaları aşağıdaki şekilde özetlenebilir (Sezgin, 2013: 28- 30):

“İlk hazırlanan bölge planı Doğu Marmara Planlama Projesidir. Bunun en önemli nedeni bölgenin İstanbul gibi önemli bir kente sahip olmasıdır. 1961 yılında hazırlık çalışmalarına başlanan Zonguldak Bölgesi Projesi İmar ve İskan Bakanlığı’nca yürütülmüştür. Türkiye’de ilk çok yönlü bölgesel plan niteliğinde olan bu proje, altyapıyı geliştirmeyi, gelir farklılıklarını azaltmayı, kamu ve özel sektör yatırımları arasında bir dengeyi sağlamayı amaçlamıştır. Bu proje yürürlüğe konmamıştır, ancak kendisinden sonraki çalışmalarda temel kaynak olarak kullanılmıştır.

Antalya, Isparta, Burdur illerini içine alan Antalya Bölgesi Projesi, DPT yönetiminde Birleşmiş Milletler Teşkilatı Kalkınma Fonu’ndan ve Dünya Tarım Gıda Örgütü’nden (FAO) sağlanan mali yardımlarla yürütülmüştür. Plan aracılığıyla bölgenin ekonomik yapısına ilişkin özellikleri tanımlamak, gelişmeyi engelleyen unsurları saptamak, kaynakların verimli kullanımını sağlamak gibi amaçlar gerçekleştirilmek

(35)

25

istenmiştir. Fakat bu bölge için hazırlanan plan yeterince uygulanamamıştır. Çukurova Bölgesi Projesi ise, Türkiye’nin en verimli tarımsal alanlarından biri olan Çukurova’yı kapsar. Bu proje bir Bölgesel Kalkınma Programı çalışmasıdır. Bölgenin genel hatları ile analitik etüt biçiminde bir portresi çizilmiştir. Tarımsal kalkınma ve sanayi ağırlıklı kalkınma ana bölümler olarak belirtilmiş, bölgedeki turizm potansiyeli belirlenmiş ve öneriler sıralanmıştır.

Zonguldak-Karabük-Bartın Bölgesel Gelişme Projesi, bölgede bulunan Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) ile Karabük ve Ereğli Demir Çelik İşletmeleri’nin sorunlarına çözüm aramıştır. TTK’nın küçültülmesi ve Karabük Demir Çelik İşletmesi’nin özelleştirilmesi sonucu ortaya çıkacak olan sosyo-ekonomik olumsuzlukların giderilmesi açısından bölgeye özel sektör yatırımlarının çekilmesi hedeflenmiştir. Bölgenin gelişmesini sağlamaya yönelik uzun ve orta perspektifli Bölgesel Gelişme Planı hazırlanmıştır.

Diğer bölgelere göre Türkiye’nin daha az gelişmiş bölgesi olan Doğu Anadolu Bölgesi için Doğu Anadolu Projesi (DAP) hazırlanmıştır. Bu proje 14’ü Doğu Anadolu Bölgesi’nde olmak üzere 16 ili kapsamaktadır. 2000 yılında tamamlanan ana plan, DPT eşgüdüm ve denetiminde Atatürk, Fırat, İnönü, Kafkas ve Yüzüncü Yıl Üniversitelerinin oluşturduğu Ortak Girişimce hazırlanmıştır. Projenin ilk aşamasında, bölgedeki potansiyel girişimcileri harekete geçirmek amacıyla eğitim programı hazırlanacaktır; ikinci aşamada ise proje ve yatırım danışmanlığı kurularak girişimcilere bilgi desteği sağlanacaktır.

Türkiye’nin Kuzeydoğusundaki yedi ili kapsayan Doğu Karadeniz Bölgesel Gelişme Planı için 1999 yılında Japon Uluslararası Teknik İşbirliği Ajansı (JICA) ile çalışmalara başlanmıştır. Planın amaçları arasında bölgenin ekonomik yapısını güçlendirerek ortalama gelir düzeyini yükseltmek, bölgede sosyal gelişmeyi ve

(36)

26

dayanışmayı artırarak bölge içi entegrasyonu sağlamak, bölgenin doğal kaynaklarını koruyarak çevre tahribatını önlemek, uzun dönemli sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirmek yer alır.

Yeşilırmak ve kollarının yer aldığı havzada akım rejiminin düzensizliğine bağlı olarak meydana gelen erozyon, taşkın, su ve çevre kirliliği sorunları önemli boyutlara ulaşmıştır. Bu meselelere çözüm getirebilmek için Yeşilırmak Havza Gelişim Projesi hazırlanmıştır. Projenin coğrafi kapsamı Amasya, Çorum, Samsun, Tokat ve Yozgat illeridir.

Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında Fırat ve Dicle nehirleri sularının sulama ve enerji üretimi amacıyla değerlendirilmesi öngörülmüştür. Proje Mardin, Şanlıurfa illerinin tamamını, Adıyaman, Diyarbakır, Siirt, Batman, Şırnak, Kilis, Gaziantep illerinin bir kısmını kapsar. Türkiye’nin bölgesel kalkınmaya yönelik en kapsamlı çalışması olan proje bölgenin sosyo-ekonomik yönden kalkınmasını amaçlar.

Bölgede baraj ve hidroelektrik santralleri yapımının yanında, kentsel ve kırsal altyapı, tarım, ulaştırma, sanayi, eğitim, sağlık, konut, turizm ve diğer sektörlerdeki yatırımların desteklenmesi ile gelişim sağlanacaktır.”

Ülkemizde bölge bazında kalkınmaya yönelik temel kurumsal girişimler, Avrupa Birliğine adaylık ve üyelik döneminde gerçekleşmiştir. Avrupa Birliği özellikle 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren bölgeler arası ve bölge içi gelişme farklarının ortadan kaldırılması konusuna büyük önem atfetmektedir. Ülkemizin 1999 yılında Avrupa Birliğine adaylığının kabulüyle beraber, Birlik kendi bölgesel gelişme politikaları doğrultusunda ülkemizden bölgeler arasındaki gelişmişlik farklarının ortadan kaldırılması amacıyla yerel bazda teknik kapasite oluşturulması, girişimcilik ruhunun uyandırılması ve bölgesel dinamikleri aktifleştirerek rekabetçiliğin artırılması gibi konularda harekete geçilmesini talep etmiştir (Eryılmaz ve Tuncer, 2013: 173).

(37)

27

Avrupa Birliği, aday ülkelere yönelik yayımladığı ilerleme raporları çerçevesinde ülkemizden de bölgesel gelişmişlik farklarının giderilmesi amacıyla bölgesel kalkınma ajanslarının kurulmasını talep etmiştir. Türkiye bölgesel bazdaki bazı kurumları hizmet birlikleri üst şemsiyesinde toplayarak bu talepleri geçiştirmek istemiştir. Ancak Avrupa Komisyonunun 2004 tarihli raporunda söz konusu husus çok net şekilde tekrar ifade edildikten sonra, 2006 yılında çıkarılan Kalkınma Ajansları kanunu ve pilot kalkınma ajanslarının kurulmasıyla Avrupa Birliğinin bu talebi karşılanmıştır.

Bölgesel kalkınma, ülkemiz ekonomisinin büyüme oranlarının sürdürülebilir olabilmesi için kilit role sahiptir. Yerel potansiyellerin harekete geçirilerek değerlendirilmesi ve ekonomik, kültürel ve sosyal boyutları içerecek şekilde sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için her bölgenin kendine has özellikleri ve sahip oldukları varlıklar dikkate alınarak bölge kalkınma plan ve modelleri tasarlanmalıdır (Yalçın, 2008; Aktaran Baykal, 2010: 69).

1.5 Türkiye’de Kalkınma Ajansları

Kalkınma ajansı tanımı Avrupa Bölgesel Kalkınma Ajansları Birliği tarafından şu şekilde yapılmaktadır (EURADA, 1999: 16): “Belirli bir coğrafi alan için yerel ve/veya bölgesel kamu ve özel otoriteleri ve kuruşlarıyla önemli düzeyde işbirliği içinde kolektif çıkarları kollama görevi üstlenen özerk yapılar”.

Aşağıdaki şekilde (şekil 2) belirtildiği üzere bölgesel kalkınma ajansları küreselleşme ve yerelleşme yaklaşımlarının kesişmesi sonucu yereldeki kurum kuruluşların ortak uzlaşısıyla ortaya çıkan bir sözleşme ile oluşan bir kurumdur. Bu uzlaşma gerçekleştirilirken hukuksal mevzuatın oluşturulması ve bölgesel farkındalığın yaratılması gerekmektedir. Ajansların sorumlu oldukları bölgelerin kalkınma politika ve

(38)

28

hedeflerinin geliştirilmesi, yereldeki kurum ve aktörlerin arasındaki işbirliğinin ve mali kaynakların sağlanması ve yeni kurumsal değişimlere direnç gösteren hali hazırdaki kurumların varlığı problem üreten faktörler olabilmektedir. Kalkınma ajansları bölgenin gelişme planlamasında bölgedeki tüm kurum ve yerel aktörlerin katılımıyla ortak akıl oluşturması ile fark oluşturmaktadır (Özmen, 2008: 328-329).

Şekil 2 Bölgesel Kalkınma Ajansı Kavramsal Yapısı

Kaynak:

Özmen, F. (2008). AB Sürecinde Türkiye’de Bölgesel Kalkınma Ajanslarının Karşılaşabilecekleri Temel Sorun Alanları. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C.13, S.3 s.327-340.

Kalkınma Ajanslarının kanunla kurulan kamu tüzel kişiliğine haiz kurumlar olmaları, temel amaçlarının ekonomik ilerlemeyi sağlamak olması ve sorumlu oldukları bölgenin sınırlı ve belirli bir alan olması nedeniyle hizmet sunumunda vatandaşlara yakın olma, hesap verebilir olma, faaliyetlerinin ve yarattığı faydaların sürdürülebilir

(39)

29

olması ve yereldeki tüm kesimleri kapsayan ve bütünleşme sağlayan yapılar olmaları gibi temel bazı görevler ajanslara verilmiştir. Sorumlu oldukları bölgenin gelişme planlarını bölgedeki kişi, kurum ve kuruluşlarla ortak ve katılımcı bir süreçle oluşturmaları ajansların kabullenilmesinde en önemli özellikleridir (Tutar & Demiral, 2007: 69).

2006 yılında yürürlüğe giren “5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun”un Genel Gerekçesinde; ajansların kurulma sebepleri şu şekilde ifade edilmiştir8: “Ülkemizde bölgeler arası gelişmişlik farklarının dengeli bir yapıya kavuşturulması, bölgesel ve yerel kalkınmanın hızlandırılması ve sürdürülebilir dengeli bir gelişmenin sağlanması için çeşitli politikalar ve araçlar uygulanmıştır. Bunların başında, çeşitli büyüklükteki bölgeleri hedef alan bölge planları yer almaktadır. Bölge planları, kalkınma planlarının hedef ve stratejileri çerçevesinde bölgeler arası gelişmişlik farklarının azaltılması, geri kalmış yörelerde yaşayan nüfusun refah düzeyinin yükseltilmesi, metropollere büyük yük getiren göç eğilimlerinin istikrarlı bir dinamiğe kavuşturulması, plansız kentleşme nedeniyle oluşan sorunların çözüme ulaştırılması amacıyla bölgelerin özellikleri, farklılıkları, gelişmişlik düzeyleri ve temel sorunları ile potansiyellerinin belirlenmesine yönelik olarak merkezde hazırlanmaktadır. Ancak, çoğu zaman kalkınmada öncelikli yöreleri hedef alan destek uygulamaları, organize sanayi bölgeleri politikası, yatırımlarda devlet yardımları ve kırsal kalkınma projeleri ile birlikte yürürlüğe konulan bölge planları, bölgeler arası gelişmişlik farklarının azaltılmasında ve hedeflenen gelişme düzeyini ve ortamını oluşturmada beklenen etkiyi doğuramamıştır.”

8 https://kudaka.org.tr/ekler/mev3.pdf sf.2

(40)

30

Kanun gerekçesinde AB’nin Kalkınma Ajanslarının kurulmasına yönelik talepleri şu gerekçelerle ifade edilmektedir9: “Bölgesel gelişme alanında AB’ye uyum sürecinin bir gereği olarak, yerleşme merkezlerinin kademelenmesini, iller arasındaki fonksiyonel ilişkileri, coğrafi koşulları, istatistik toplama ve plan yapma amacına uygunluğu da dikkate alarak, AB istatistiki sınıflandırmasına (NUTS) paralel bir şekilde, üç düzey halinde İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) yapılmıştır.

AB yetkilileri tarafından da onaylandıktan sonra, 28 Ağustos 2002 tarih ve 2002/4720 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan bu sınıflandırmanın, yine aynı Karar kapsamında bölgesel politikaların çerçevesinin belirlenmesinde esas alınması kararlaştırılmıştır. Bu çerçevede, bölgesel gelişme alanında, Türkiye’den 2003 Yılı Katılım Ortaklığı Belgesinde Ulusal Kalkınma Planı ve İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS)

Düzey 2’lerde (NUTS 2) bölgesel kalkınma planları hazırlanması suretiyle,

- Bölgesel farklılıkları azaltmayı amaçlayan bir ulusal ekonomik ve sosyal uyum politikasının geliştirilmesi,

- Bu başlık altındaki mevzuatın uygulanmasını kolaylaştıracak yasal çerçevenin kabul edilmesi,

- Bölgelere yönelik kamu yatırımlarına ilişkin öncelik kriterlerini ortaya koyan çok yıllı bütçeleme usullerinin oluşturulması,

- Bölgesel kalkınmayı yürütecek idari yapıların güçlendirilmesi ve - Bölgesel kalkınma planlarını uygulamak üzere, NUTS 2 düzeyinde bölge birimlerinin kurulması istenmektedir.”

9 https://kudaka.org.tr/ekler/mev3.pdf sf.3

Referanslar

Benzer Belgeler

Development Council In line with the regional development objective, the Development Council was established in order to improve the cooperation between the public

Ayrıca, beledi- yelerde gerçekleştirilen kayyımlık uygulaması bitirilmiştir (Turan, 2018, s. Yeni yönetim sisteminin yerel yönetimleri ilgilendiren değişiklikler

Seçim sistemine ilişkin ikinci önerimiz daraltılmış bölgeli nispî temsil seçim sistemidir. Burada yapılması gereken halen yürürlükte olan d’Hondt sistemi- nin revize

Öte yandan, çok partili hayata geçiş sonrası orta- ya çıkan hükümet sistemi yeterince güçlü denge-de- netleme kurumlarına sa- hip olmadığı için görece çoğulcu

Bu değişiklikler demokratik başkanlık sis- temlerine görülen sert kuvvetler ayrılığını yürütme lehine arttıran değişiklikler olsa da, yürütme erkinin yasama

Çocuklar ve gençlerin yaratıcılık becerilerinin desteklenmesi ve kültür, sanat, spor, eğitim ve sosyal hizmetlere erişimlerinin artırılması için İstanbul’un tarihi

資訊處教育訓練活動開跑~「你真的搞懂了 Gmail 了嗎?」率先登場 在這個什麼都要雲端的年代裡,Email 帳號的雲端化也不免俗地 成為眾所討論的議題。本校資訊處特別於

Planlama, Programlama ve Koordinasyon Birimi’nin görevleri ise şu şeklidedir; yerel aktörlerin katılımıyla ve Ulusal Kalkınma Planı ile uyumlu olarak ajans