- MARMARA ÜN1VERS1TES1 FEN -EDEBİY AT F AKÜL TESt
. . ..
TURKLUK ARAŞTIRMALARI
DERGiSi
7
Kurucusu:
Hakkı Dursun YILDIZ
~ • w
Amil ÇELEBIOGLU Armağanı
İstanbul,
1993
ALİ ŞtR NEVAYİ VE FUZULi ARASINDA BAZI BENZERLİKLER
TAHlR ÜZGöR*
Türk milletinin değişik zamanlarda, değişik mekanlarda ve değişik
kültür çevrelerinde meydana getirdiği zengin, renkli ve bol türlü edebiy!-
tımızın zirve şahsiyetleri içerisinde, hatta en ön planda yer aldıkları
konusunda
hiç
bir tereddüt bulunmayan iki şahsiyyeti, Ali Şir Nevayi ve Fuzull'dir. Anadolu Türkleri dışında yetişen bu iki şahsiyyeı.in bütün Türk edebiyatma çok geniş ölçülerde tesirde bulundukları kanaali yaygın birşekilde benimsenmişı.iri. Ancak 17 Ramazan 8442 (9 Şubat 1441) salı günü
doğan ve bu yıl, doğumunun 550. yılını kutJadı~mız Ali Şir Nevayi'nin 24 Receb 906 (3 Ocak 1501) pazar günü3 vefat ettiğinde henüz dört-beş yaşlarında bir küçük çocuk olan Fuzull üzerinde nasıl bir tesir icra ettiği
konusunda gerekli araştırmaların layıkıyla yapıldığını söylememiz pek mümkün değildir. Bu konuda yapılmış çalışmaların bizce en dikkate değer
olan lan, Ali Nihad Tarlan 'ın Nevayi'nin doğumunun 500. yılı müna- sebetiyle verdiği konferansta4 ve Abdülbaki Gölpınarlı 'nın Fuzuli Divanı girişinde yaptıklan mukayeselerdirS. Biz, yaptJğımız son çalışmanuzda6 iki
sanalkanmızın divan dibaceleri arasındaki paralelliği ve Ali Şir Nevayi'nin gazel söyleme ve divan tertibi konularında söylemiş olduğu fikirlerio Fuzull tarafından sadakaıle uygulama alanına konduğunu gördük. Bu
*Doç. Dr., Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakülıesi Öğretim Üyesi.
I A. Zeki Velidi Togan. Ali Şir Maddesi, Islam Ansik.lopedisi, C.l, s.349-357.
2 Fu:ıd Köprülü, Çağauıy Edebiyalı Maddesi, lsHiın Ausiklopedisi, C.ill, s.270-323.
3 Agah Sırrı Levend, Ali Ş ir Nev :ıyi, C.I, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1965, s.47.
4 Ali Nihad Tarlan, Ali Şir Nevayi (Doğuınunun 500. yılı münasebetiyle Üniversitede verilen konferansl:ırdan), Istanbul 1942.
S Abdülbaki Gölpınarlı, Fuzuli Divıını,lstanbull961.
6 Tahir Üzgör;Türkçe Divan Dlhnce leri, Kültür Bakanlığı. Ankara 1990.
566 TAHİRÜZGÖR
sebeple burada, Fuzull için mükemmel bir örnek teşkil etmiş olan Nevayl'nin, onun sanatı üzerindeki tesirini, divanlarının dlbaceleri ışığında
incelemeye çalışacağız.
Ali Şir Nevayl, bilindiği üzre sırasıyla Bed.ayi'ü'l-bidaye ve Neva- dlrü'n-nihaye ismiyle iki divan tertib etmiş, daha sonra yazdığı şiirleri de bunlarla birleştirerek Hazayfnü'l-ma'anl isimli divanlar külliyatını
meydana getirip bunu Garayibü's-sıgar, Nevadirü'ş-şebab, Beda-yi'ü'l- vasat ve Fevayidü '1-kiber adlarıyla dört dlvfuıa ayırmıştır. Kendi ifadesiyle en az üç dfvan dibacesi yazmıştır ki bunlardan ancak son ikisiqi görme imkaruna sahip o1duk, ilkini veya öncekilerini göremedik.
Nevayl, Garayibü 's-sıgar7 isimli dlvfuıının başında yer alan ve Hutbe-i devavin adını verdiği, 1484 'ten önce yazdığı anlaşılan dibacesinde, klasik edebiyatımızın manzum ve mensur pek çok eserinde görüldüğü üzre, beraat-i İstihlal yolu ile Allah 'a hamd, Peygamber' e sal at ü selam kısmın
dan sonra, aşka düştüğünü, bu yönde güzel şiirler söylediğini, bunların Şah Derviş Muhammed Sultan ve çevresindekiler sayesinde şöhret kazandığını,
Emir Husrev-i Dehlevf, Hafız-ı Şlrazl, Mevlfuıa Abdurrahman-ı Cami'nin Farsça, Sekkakl ve Lütfi'nin Türkçe ve Süheyll'nin Farsça-Türkçe dlvan-
larımn çok rağbet bulmasından dolayı kendisinin de bu yolu benimsediğini,
kendi acizliğinin Ebül gazi Sultan Hüseyn B ahadır Han 'ın tahta geçmesi ve O'nun yardımları vç düzeltmeleriyle ortadan kalktığını, Sultan 'ın emriyle
dlvanı tertip ettiğini, otuz iki harfi katiye olarak kullandığım, gazeller
arasında önce ve sonra yazılınaları bakımından üslı1p farkılılıklarının bulunabileceğini, ancak her gazelde Allah 'a haınd, Hz.Peygamber'e mi't ve mev'ize mahiyetinde bir-iki beyit bulunduğunu, gazelierin matlamdan
maktaına kadar yek-ahenklik içerisinde olmasına dikkat ettiğini, dlvanın
esas sahibinin Sultan olmasından dolayı dlvanına O'nun adını verdiğini anlatır.
7 Ali Şir Nevafı, Gadiyibii's-sıgar, Topkapı Kiit. Revan kıb. 802, 804,806.
Giinay Alpay, Ali Şir Nevayi'nin Birinci Dlviinı Garayibü's-sıgar, Doktora Tezi, Türkiyat Enst. T.690.
ALl Ş tR NEVAYİ VE FUZULİ ARASINDA BAZI BENZERL1KLER 567
Nevayl, Haz§yinü'l-ma'ani isimli külliyatının başmda yer alan, bundan önce andığımız Hutbe-i devavfn isimli dfbaceden sonra, vefatma
yakın bir zamanda kaleme aldığı anlaşılan, müstensih hatalannın pek fazla
olduğu, Agah Sım Levend tarafından yanlış olarak ikinci diye vasıf
landırılan8. ancak en azmdan yazdığı üçüncü divan dfbacesinde9. ilk dibacede bahsettiğimiz şekilde klasik tenibe uygun olarak bamd ve salat
kısmından sonra çocuklnk yıllarından itibaren bir divan tertib etmeye
çalıştığını, Bedayi 'ü '1-bidaye ile bunu gerçekleştirdiğini, daha sonra söyle-
diği şiirlerin biriktiğini, bunlardan Nevadirü 'n-nihaye isimli ikinci bir divan tertib ettiğini, elli-altmış yaşlarma geldiğinde bu iki divanın ter- tibinde kendisinin hiç ihtiyarı bulunmadığını, bu şiirlerin hepsinin "sultan!
bükm ve ihsan ü tahsinler ve bakani emrler ve ta 'Jim ü telkin ler" ile meydana getirildiğini, aşk halinin üstün gelmesiyle kendisinin yalnız
lığında ve dertliliğinde şiirinin dost olduğunu, bu anda pek fazlaca şürin yazıldığmı, bu arada felek hadiselerinin ve aşk zulmünün kendisine zor anlar yaşattığını, bu halde yeni yazdığı şiirleri tertib etmek için kendisinde derman kalmadığını, ancak Ebiligazi Sultan Hüseyn Babadır Han'dan gelen müjdeli haberle son yazdığı şiirlerle iki divan daha tertib etmesi
lazım geldiğinin bildirildiğini, şimdiye ·kadar dört divan tertib etmiş
kimsenin buJunmadığını, sadece Mir Hüsrev-i Dehlevl'nin Sultan Melikşab Alparslan adına dört divan tertib ettiği fakat bunlann da kimse tarafindan
görülmediğinin Sultan tarafından ifade edildiğini, bu haber üzerine
hastalığının şifa bulduğunu, Sultan 'ın destek ve yardımlaoyla bu işi gerçekleştirmeye niyet ettiğini anlatır. Bundan sonra Ali Şir, tekrar kendi
hastalığı ve kırgınlığını sitemli bir eda ile ifade ederek Sultan'ın ilgisizliğinin bunda en mühim iimil olduğunu, ancak O'nun ilgisini yeniden kazanmakla bu halin ortadan kalktığını, her şiirini Sultan'a okuyarale
bunları O'nun fıkirleri ve görüşleri istikametinde düzelttiğini, bu hususlan daha önceki iki divanının dibacelerinde de anlattığını, bu şiirlerin o Sultan 'ın tabi at mahzeninden ve zihin madeninden çıkması sebebiyle HazayinU'I-ma'ani adının verildiğini, dört mevsime paralel olarak bu
külliyatın dört divana ayrıldığını, bunlardan birincisinin yedi-sekiz yaşlan 8 Agah Sım Levend, Aynı eser, s.52-68.
9 Ali Şir Nevayi, Hazayinü'l-ma'ani, Nuruosmaniye Küt. 3999, Vr.21a vd.
568 TAHlR ÜZGÖR
ile yinni yaş ve ikincisinin yirmi ile otuz yaş, üçüncüsünün otuz ile kırk yaş ve dördüncüsünün kırk ile altmış yaş arasında söylenmiş şiirlerden
meydana geldiğini, arada Hamse, Nazmü'l-cevahir, Mecalisü'n-nefayis, Zübdetü 't-tevarih gibi eserleri kaleme aldığını kaydeder. Yine sıhhatinin bozukluğuna dönerek son sözü söylemiş olmanın huzuroyla ahıretle de refaha ulaşacağına dair ümidini ifade ederek Sultan 'a dua ile sözünü bitirir.
Fuzulf. Türkçe Dfvaru'nın dibikesindeıo. aynı şek!lde harnd, salat ü selam kısmından sonra daha çocukluğundan itibaren şiire yakınlık duyup kendi tab'ı içerisinde tahsilde bulunduğunu ve şiire yöneldiğini, nazım sahasında şöhret bulduğunu hinunetinin şiirinin ilimden ari olmasına nza
göstermediğini, itimsiz şiiri ruhsuz ceset ve temelsiz duvar gibi olduğunu,
bu bakımdan akli ve nakil ilimleri öğrendiğini, bir gün bir güzelin kendisini şiir yazmaya teşvik etmesiyle Türkçe divan tertib etme yoluna
girdiğini, bu arada gazel nazım türünün diğer nazım türlerinden daha üstün
olduğunu, daha önce dostlara yazıp dağıttığı gazelleri toplayıp elinde bulunanlarla bir divan tertip ettiğini, kiltipierin dikkatli olmaları gerek-
tiğini, hasedcilerin şiirine bakmamalarınm uygun olacağım, hatalarının
düzeltilip hoş görülmesi dileğini belirtir.
Klasik edebiyatımızın manzum ve mensur eserlerinde Allah'a barnd ü sena ve Hz. Peygamberimiz'e saHiL ü selfun edilir ve övülürken takip edilen yolun benzer ?lması, hatta bu anda anılan ayet ve hadislerin ayntliği
de tabiidir. Fakat Nevayi ve Fuzuli' arasındaki benzerlik ve aynlliklerin,
bahsettiğimiz bu sınırların ötesine vardığı kanaatindeyiz. Şairin, Nevayi
tarafından dalgıça benzetilmesi ile Fuzulf'de okyanusun enginliklerinden selamet sahiline ulaşan kimseye benzetilmesi, bir tesir olarak kabul edilmeyebilir. Hatta yine bu hamd ü sena kısmında, her iki şairde de
Allah'ın "sözil veya söz cevherlerini yaratan'' olarak vasıflandırılması da çok tabii karşılanabilir. Ancak yine bu kısımda yer alan şu sözlerin üzerinde ihtiyatla durulması gerekmektedir:
10 Fuzuli Divanı, Haz: Prof.Dr. Kenan Akyilz, Dr.Sedit Yüksel, Dr.Müjgan Cunbur.
Silheyl Beken, Ankara 1958, s.l-12.
ALl Ş!R NEVAYİ VE FUZULİ ARASINDA BAZI BENZERLIKLER 569
Ali Şir Nevayi:
Ruba'iyye Ol kim çü cihan gallpn agaz itti
Şun' kilkini n~ş-perdaz itti İnsan baylin nu~ ile mümtaz itti
Nu~ ebiini n~m ile ser-efraz itti
Ruba'iyye
Çün bayl-i beşerga nutl$ kfunın birdi Ol nu~ ile n~m ii)tiramın birdi Nazm içre belagat inti=?funın birdi Terkibide i'caz m~amm birdi
Fuzuli
Kıt'a
Zihi Şani' levJ:ı-i cana kilk-i J:ıüsn-i tevfil$ı
Ezelden iktii:a-yı n~m-ı can-perver r~am l$ılmış
Kemal-i şi 'r kesbi m üm kin olmaz bi-meded andan
Aı1a minnet ki !ab' -ı n~m lutf itmiş kerem l$.ılmış
Farisi
ri
J .l ).l Jl ,jJy
!'4.-6:-_? 1/J...:-J~
._;.;;
,Y... Y4) .!ll;.ll ı.~..:....,... Jlı..l'b:-._A,6.l ı;\.p~ jl
w
JJYtf
ll
JL..S'"
~1 ~ JJ..LQ...f.)
ı}&-.:ı f t ~ll ( Mübdil kez hame-i tevfik-ı u dared rakam 1 Safha-i idrak-i erbab-ı suhan nakş-ı hayal 1 Tab' -ı mevzun ez-alfunet-ha-yı lutf-ı has-ı ust 1 Nlst çün ilm-i diger makdGr-ı kesb-i in kemal.) "0, öyle bir yaratıcıdır ki söz erbabının idrak sayfasındaki hayaller, ancak O'nun Jutufkarlığının alametlerindendir. Bu kabiliyelteki olgunluk, b3§ka ilimlerdeki olgunla§malar tarzında elde edilemez.
570 TAHlRÜZGÖR
'Arabi
ı;ıı Jl ır ;.:ll ı;..u.l rJ'~
~ JJ.Y' ~ı Jı.s::..:ı ;.U J
4-W:U
~\&.1 ~} rJ' ır.u;12
4-lS'" r.)i
"L-~ı ~u.
Bu manzumelerde. kudret kalemi sahibi Allah'ın insanı nazm ile seçkin kılmasının beraberce anılmasını, klasik ~debiyatunızm ortak ifade
tarzı olarak manalandırmak bir bakıma mümkündür. Bu bakımdan
Fuzull'nin manzumelerini Ali Şir Nevayi'nin bir şerhi olarak kabUl etmeyebiliriz. Hatta, Nevayi'nin l. dibacesinde, yine bediat-ı istihlal yoluyla Hz.Peygamberimiz 'in şiirle münasebetini anarken " ~ı \.il "13
sözleriyle başlayan hadisin sadece bir kısmını ve "Şiirin öylesi vardır ki hikmetin la kendisidir ... " mealiyle başlayan hadisin bu kısmını alır ki Fuzull'nin de bunları aynen almasını yukarıda belirtmeye çalıştığrrnız
genel temayül içerisinde mütalaa edebiliriz. Ancak her iki şairimizin
"Amın§ ba'dü" ile başlanması adet olan konuya giriş satıriarına bir göz
atalım.
Nevayi:" Amma söz Beytü'l-baramınıng badiye-peyma-yı ve nazm
şah-beylining ziver-arayı el-f~irü 'l-l)al$:ir 'Ali Şir el-mutal).allaşu bi 'n- Nevayi sütire 'uyübühü ve ğufıre zilnübühü andak 'ar;; lç.ılur kim bu bak-i
perişan-rüzgar kiçik yaşdın özümni şi 'rning perişan sevdasıga giriftar bolgayrum ve tufüliyyet zamanıdın könglümni n~mıng perakende ves-
vasıga meş'üfü şifte-dar bolgaynım ve ma-t~addem şu'ara-yı melikü'l-
kelamları düstün. bile divan tertibide sa'y ~ılgaynım. Ni ve niçe mertebe
anıng tedvinine mürettebler irtikab ~ıJıp her şınf şi'rga zib ü tezyin ve
arayiş ü ayin birgenim ... And.ın songra dağı ol cem' tertibdin baş~a yana her tal$nô bile her nev' ebyat aytılıp irdi ol gayal şebistanınıng dıral}şan
12 ( Nusebbihu men ehden nüffisi ile'l-müna 1 Ve kııddere i~kalel umOrı ve hıılleha 1 Nukaddisu men levh3 inayeti fadlihii 1 Lema ·aneme'l-esmau Ademe külleha.) "
İnsanlan ul~tıraru, i~lerinin güçlOğünU ve hallini takdir edeni tesbih ederiz. O Tanrı'yı kutlanz ki O'nun yardımının fazlı olmasaydı, Adem'e bütün isimleri
öğretmezdi."
13 (Ene efsah)" Ben Araplann en fasihiyim" (Hadis).
ALt ŞlR NEVAYİ VE FUZULİ ARASINDA BAZI BENZERLIKLER 571 aJ.!terlerin ve ol köngül gülşenining gevherlerin ... Andın songra )Jayaiimga kiltir irdi ve könglilmge irür irdi kim
Ruba'iyye
Şa'irlı~ bile şöhret ~ılıp atımnı
Zayi' l9ldım şi'r ile ev~atımnı lmdi tüzeyin Tangrı'ga ta'aumnı
Köp ilge müşevveş itmey ebyaumnı
Ruba'iyye
Çiin kim ~arıdım 'ömmi herbad itmey Könglümni yigitler gamıdın şad itmey Her lal}~a birev 'ışlpda feryad itmey I:Iatim şerQin n~ ile bünyad itmey
... Yana rüzgar-ı J:ıavadişdin ol fikrler barça könglümdin bardı ve 'ışl5.
~lm ü bi-dadı ol gayallerni ~ahirimdin çılçardı elimga ança düşvaruglar
yüzlendi ve tikremge ança şa'b giriftfırlıglar ünlendi ve sipihr başımga ança bela taşı attı ve 'ışJ.c sipahınıng ekdügini za'if peykerüm bile süngüklerimni ança ay~ aştıda uşatdı kimni sözümdin ijaberim ve ni özlügüm bile özümdin eşerim !çaldı. 'Iş15-ım aşübı rugyanıda her şu'übet kim yüzlenir irdi. Çün bir hem-derd refilçım yolç irdi kim derdimdin şeırune i~bar J.cılgaymin. Birer beyt birle oll}al matmünın na~m lplıp könglümni ijali Jplur irdim ... "
Fuzul1: " Amma ba'dü ra~-ı tesvidat-ı şal}ayif-i 'ışyan Futüli-i natOvan bu tarz ile beyan-ıl}ai ve bu nehc ile şerl}-i ma-fi'l-bai ider ki çün
zevr~-ı vücüduü bad-ban-ı ~abi' at birle derya-yı gaflet-i tufüliyyetden
saJ:ıil-i idrlik ü il}sasa yetdi ve tal)rik-i heva vü heves birle ateş-i cünün
işti'al bulup l}arfıret-i can ü cenana te'şir itdi ve rayız-ı ilçtiza-yı kemai-i ma'nevi 'inan-ı tevsen-i iJ.cbalümi canib-i iktisab-ı adaba mün'atıf~up ve
afıtab-ı l}ikmet cevher-i tab'uma eşer-i tal}sil-i ma'arif şalup ragbet-i kesb-i edeb ~dulçda ve gül-i baJ.!tum kesb-i hüner hevası ile açıld~da ma'den-i ceviibir-i iktisab-t kemal üm bir debistan-ı cennet-nişan idi ve metal i' -i a)Jter-i t:ıuşül-i iJs:bruüm bir mekteb-i mühezzib idi ki feza-yı şerifi serv-Içad
şanemler birle cana cihan müjdesin yetirür idi.
sn
TAHlRÜZGÖRrarisi
... ~ ı$JJl ıJ4? J
uJaJ
~...,_.. ;_,1.-ıJ~ !.1;1.:--ıJW _,\..l.tl ..f-'...;l ol~ .!.ltJ> 4o ıJ f t
ci
~ J?14 !.l p ci
f
.!.1.~$'
ıJ f t '-1'\:) !.l ,J!Amma henüz ol nev-resiere nezaket-i 'ab'dan tab-ı iktislib-ı de~ayı~-ı
'ulüm ve ı~at-i meş~at-i ta'lim-i l)~ayı~-ı l)udüd U rüsüm olmamağın
mal}fil-i behişt-asalarında hemişe eş' ar-ı 'aşı~Aneden gayn nesne obırnaz
idi ve mU~~Ua'a itdükleri evra~da ciger-süz gazellerden gayn bir ban
bulınmaz idi.
Beyt
Şi'r bir ma'şü~dur I)Usn-i 'ibiD-et ziveri Can ü dilden nazenfn mal}büblar 'i\.şı~lan
Ol ta'ife-i girami müdavemet-i şanayi'-i eş'ID" ve muv~abet-i le\A'if-i gUfU'lr ile hem I)Usn l)alatmdan vu~ bulmuşlar idi ve hem 'ış~ kemaHi- undan baber-dar olmuşlar idi.
Kıt'a
Ey boş ol kim ~ab' -ı mevzünıyla bal)ş-ı şi'r idüp ljüb.-rülar v~ıf-ı ınaimün-ı eş'ar olalar
Dimedin fehm ideler keyfiyyet-i esriD--ı 'ış~
• Aş~-ı bi-çare l)alinden gaberdar olalar
Men ki şal}ife-i cibilletümde bidayet-i rüz-ı ezelden kilk-i ~aza l)arf-i mal)abbet-i n~m r~am lplmış idi ve l)adi~a-i bil~atümde bidayet-i
fıtratdan tobm-ı meveddet-i mevzüniyyet ekilmiş idi , ol mecma'ufi sel)ab-ı imtizacından nihal-i tabi'atüm nem çeküp ~hiD--ı ezhiD--ı isli'diid-ı n~
14 (Sahn-ı latif il hGbin der vey nişeste saf sııf 1 Didlir-ı şan mübarek heın-çiln sütOr-ı Musbaf 1 Hurşid-i !::vb çOn meh her yek nihfu:le der-piş 1 Bcrk-i kı tab çü n gOl her yek gırifle ber-kef.)" Burası, güzelierin saf saf dizitip oturdukları hoş bir yerdi. Hepsinin yozn, Kur'an-ı Kerim 'i o saıırlan gibi milbarekı ı. Bu ay gibi gOzellerin her biri, On lerine gUn~ kad3I p3IIak k:ığıtl3I lc:oymuşi3Idı ve cilcnndeki kiıııplann yapraklan da gOl yaprağını nndınyordu."
AU Ş!R NEV A
Y1
VE FUZULİ ARASINDA BAZl BENZERLlKLER 573itdi ve ol mal)filüii heva-yı ilJtilaundan gül-bin-i cibilletüm ser-sebz olup mezra'a-i rnizacumda gül-i me~~-ı şi'r bitdi.
K.ıt'a
Şahed-i n~m sera-perde-i lçuvvetde iken
~ldı ol bezmigörüp fi'l-fezasına bırarn Gonca-veş göi'ilini açmaga le!a'ifbirle Bülbüle virdi şaba rul]şat-ı ta.l,<rir-i kelam
La-cerem 'andelib-i şeyda kimi ser-mest oldum ve ol güllere ~arşu
terennüm itmege isLi'dad-ı fıtratdan rul]şat buldum. U~-ı !ab'uma hilal-i mevzüniyyet tulü' idüp ol gurşid-veşlerden i~tibas-ı nür-ı şev~ itmegüm gün günden bir gayetde mütezayid aldı ki az müddetde eşi'a-i envar-ı n~um ile çob şetırler ve vilayetler doldı.
Kıt'a
Şlyt-ı feşal)at ile sözüm dutdı 'alemi Men mehd-i i'tibarda ~ıfl-ı zebün henüz
Büy-ı boşumla oldı mu'anar dimağlar
Men nafe-i vücüdda bir ~a!fa bün henüz
Zaman zaman sevda-yı şi'r sa'ir ef'alüme galib düşüp ve gürüh gürüh
Leyli-veşler Mecnün kimi İstima'-ı şi'r içün başuma üşüp şa'i_rlügüm
mulfarrer oldı ve av aze-i n~um ile' alemler daldı ve şöhret-i tam buldı.
Beyt
Tabı' at şöhre-i şehr olmağa meyl-i ternam itdi Ne pinhan eyleyem sevda ıneni rüsva-yı 'am itdi
Kaydettiğimiz bu satırlarda her lki şairin de daha küçük çocukken
aşık olmaları şiir sevdasına kapılmalan, her tilr şiire ve bilhassa gazele intizam vermeleri, şairlikJe şöhret bulmaları, feleğin kendilerini zaman hadiseleriyle çok mitınete maruz bıraktığı gibi pek çok hususu ortaklaşa
ifade ettikleri görülmektedu. Fuzull'nin dlbacesinde, katipierin bilgisiz-
liğinden yakındığı o çok meşhur kıt'ası ile Nevayi'nin Seb'a-i seyyare
574 TAHlRÜZGÖR
isimli mesnevisinin sonunda yer alan beyiller arasındaki benzerlik de gerçekden dikkat çekicidir: ıs
Fuzuli:
~alem olsun eli ol bed-t.al)ririlii Ki fesad-ı ralç.amı sürumuzı şiir eyler Gah bir ~arf su~üpyla ~lur nadiri nar Gah bir nolf1a ~uşürıyla gözi kür eyler
Nevayi: (Seb'a-i seyyare'den)
Köz üze no~ ~oymay eylep zür Merdümi bolmagan dik eylese kiir Öaybdın nÖJ.<~ yunup anda ijat ara 'ayb eylese peyda ijiimesiga közi midad olsun Ol ~aradın anga sevad olsun Tili şa.Jç. bolsun eyle kim bame
'Arızı tire ey le kim name
Nevayt'nin
Şaçdı terdin gül üze ol serv-i gül-ru]Jsar şu
Köymelcim deriga J.<ıldı ot üze i~har şu
matlaıyla başlayan su redifli dokuz beyitlik gazelinden aldığı temel ilhamla Fuzuü "Su kasidesi" gibi bir abide vücuda getirmiştir. Bugün "Su kasidesi"
ele alınırken, mutlaka Nevayi'nin gazeliyle birlikte değerlendirilmelidir.
Zira Fuzull'nin Dlvanı'nda elifden ya'ya kadar her harf ve mesela
lS Aglih Sım Levend, Aynı eser, s.254-255.
ALl ŞlR NEVAYİ VE FUZULİ ARASINDA BAZI BENZERLtl<LER 575
"sadkası" gibi tekran tesadüfi olmayacak kadar pek çok redifte gazel, Nevayi'ye nazire olarak, Nevayi için söylenmiştir. Bir fikir vermesi
açısından sayısı çok artunlabilecek beyillerden bir kaç örnek veriyoruz:l6
Ança kim Şirin ü Leyli'den sining hiisnüng füzün Minde hem Perhad ü Mecnün 'dm füzün 'ış~ ü cünün beyti, Fuzull'nin Divan 'ı ve Mesnevl'sinde kendini miltemadiyen mukayese ettiği Mecnün ile arasındaki farkı bariz bir şekilde ortaya
koyduğu,
Bende Mecnün'dan füzün 'aşıl.dı~ isti'dadı var 'Aşı~-ı şadı~ menem Mecnün 'uii ane~ adı var beytinin hayal ve felsefe olarak çıkış noktasıdır.
beyti Fuzull'ye
ve
Yeke körgözdil sang ah u sarıg ruiJsar şubl)
Ger nihaı:ü mihridin min dik imes birnar şubl)
Ger degill bir malı mihriyle benüm tek zar şubl]
Başuii açup nişe hergün ya.)Jasın yırtar şubl)
ijansı mahuii bilmezem mihriyle olmış zar şubl)
Hergün eyler bal~a bir dag-ı nihan izhar şubl]
malialı iki gazel yazdıracakllr.
Yardın hiç kim ıniııing dik zar ü mehcür olmasun Cümle-i 'alemde rüsvalı~l):a meşhür olmasun
beyti, pek çok bakımdan aynı dili konuşan, aynı samimi ve İlahi neşveyi paylaşan iki şair arasında bir köprü olmuş ve Fuzull'ye,
Benüm tek hiç kim zar ü perişan olmasun ya Rab Esir ü derd-i 'ış)s: u dag-ı hicran olmasun ya Rab matlah gazelini yazdırmışur.
16 FuzuliDivanı, Akçağ Yay. Ankara 1990, Nevayi Divanı, SUleymaniye Küt.. Hkm.640, Vr.139b.
576 TAHTR ÜZGÖR
Asrının "Dahi şairi"I7 Nevayi'nin yalnız Fuzuli'ye değil, asırlar
sonra, meşrep itibariyle farklı olmakla birlikte bir Nedim 'e, bir Şeyh
Galib'e18 dahi dikkate değer derecede tesir ettiğini ve her iki şairin de
divanında birer Çağatayca gazel bulunduğunu ı 9 hatırlatarak iki misal verelim:20
Nevayi:
Nedim:
Ey muşawir ıutgalım ol servi taşvır itesin
Şive-i reftarıga gelgeç ne tedbir itesin
Güzel taşvir idersin l]al ü l]atı-ı dilberi amma
Füsı1n ü 'işveye geldükde ey Behzad neylersin
Nedim, Nevayi'nin çağdaşı, Şarkın en büyük ressamını anarak bir
bakıma tesir kaynağını da göstermiş olur. Şeyh Galib de asırlar arasındaki
uçurwnu kapatmak üzere Nevayi'nin
Ger cefii ~ıl ger vefa kim dilsitanımsın mining Gen mini öltür ü ger tirgür ki canımsın mining beylinden aldığı ilham la dillerden düşmeyen,
Gizlesein de aşikar itsem de canumsun benüm
nakaratlı şarkısını yazar.
Bahsettiğimiz bu paralellik, benzerlik ve ortaklıkların hepsinin bir
bakıma klasik edebiyatımızın hususiyeti olarak vasıflandırılmasının müm- kün olmadığını ifade etmek isteriz. Ancak, her iki sanatkarın eserlerinin, en
azından aynı türde olanlarının mukayesesİ, daha sağlıklı neticelere
varmamızı sağlayacaktır. Biz burada sadece, iki büyük şairimizin divan
17 Avukat Mehmet Mihri, Fuzull'nin Şerh ve Tefsirli Divanı,lstanbul 1937, s.16.
18 Tahir Üzgör, 17, 18,19. Yüzyılda Eski Türk Edebiyatı, istanbul 1978, s.147.
19 Abdülbaki Gölpınarlı, Nedim Divanı,lstanbul 1972, s. 255.
20 Şeyh Galib Divanı, Bul ak 1936, s.55.
ALl ŞlR NEV A Yl VE FUZULİ ARASINDA BAZI BENZERLIKLER 577
dibftcelerinin başlangıçlarının benzer yönlerini tespit ederek bir fikir vermeye çalıştık. Bu konuda mutlaka daha geniş incelemelerin yapılması
gerekmektedir. Ayrıca Nevayf'nin, Nedim, Şeyh Galib ve daha bir çok
şairimize tesiri üzerind~ de bilhassa durulması gerektiği kanaatindeyiz.
"Fani'" mahlasıyla on iki bine yakın Farsça beyti bulunan Nevayi'nin Farsça D\v§nı 'nın da bu kabil bir mukayesede gözden ırak tutulmamasında
isabel vardır.