• Sonuç bulunamadı

Dördüncü sevgiliyi ararken:Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Dördüncü sevgiliyi ararken:Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956)"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Fethi Naci

seçilmiş Hikâyeler

Dördüncü

SevgiliyiArarken

Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956)

U

ç tane sevgilim var, dedi. Birin­cisi on dört yaşında, siyah ön­ lüklü, kısa çoraplı, kumral saç­ lı, iri ela gözlü, saz benizli,

ipincecik bir mektepli kızdır. Haftada iki gün, pazartesi ve perşembe akşamlan, saat

üç buçukta, Maçka’daki Taşlık’ta buluşuruz. Uysal ve sessiz mizacı gibi, solgun yüzüne uygun ağlamaklı sesi de gevezeliğe hiç müsa­ it değildir. Ben de onun yatımda, susmayı konuşmaya tercih ettiğim için, orta malı ol­ muş kelimelere emanet edemediğimiz sami­ mi, saf ve kınşıksız hislerimizi muhabbetli bakışlarla, veciz tebessümlerle, öpücüklerle ifade etmeye alıştık: Küçük ve bence mu­ kaddes başını göğsüme yasladığı ve günah­ kâr elim kadife yumuşaklığında olan saçla­ rında gezindiği zaman, dünyanın döndüğü­ nü, yaşınım yirmi sekiz olduğunu, günün bi­ rinde öleceğimi unutacak kadar kendimden geçerim. Zaten beni ona bağlayan şey de bu hasletidir: Beni realiteden uzaklaştırmak. Ki­ min nesi olduğunu, Beşiktaş'ın hangi soka­ ğında hangi numaralı evinde oturduğunu bilmiyorum. Bildiğim şey adının Nükhet ol­ duğu ve beni sevdiğidir. On dört yaşındaki bir kız tarafından sevilmenin inşam ne kadar dinlendirdiğini bana sorun... Onun, bana aşıladığı saffet sayesindedir ki hadisata ve eş­ yaya her gün tazelenen bir hayrede bakabili­ yorum.

ikinci sevgilim bir daktilodur. Onun gece­ ler hâzinesi koyu siyah, kesik saçları, meh­ taplı kuyular gibi esrarlı ve güzel sözleri, kendiliğinden esmer ve son derece tadı teni kadar canlılığı, konuşması ve kaydıhayat şartıyla benimsediği neşesi de hoşuma gider. Parmaklarının daktilo makinesindeki gün­ delik talimlerde mütevellit hassasiyeti, kan gibi, vücudunun her tarafında -kulaklarında, burnunda, dudaklarında, boynunda, göğ­ sünde, kalçalarında, bacaklarında... ilah...- kendini gösterir. Sabahlan işime giderken tramvayda ekseriya beraberiz. Diyebilirim ki tramvayda herkes onu dinler, çünkü öyle pervasız, tadı sürükleyici bir anlatışı vardır. Ama nelerden de bahsetmez, bankadaki ar­ kadaşlarından, şefin kel kafasından, kendisi­ ne kur yapmak isteyen budalalardan, kom­ şuların radyosundan, sinemadan, balodan, tuvaletten... ne bileyim daha bir sürü şey­ den... Bu çeneyle at başı giden keskin bir ze­ kâsı da var. Değil yalnız aklınızdan geçeni, aklınızdan geçirmek istediğinizi bile çakacak kabiliyettedir. Hele giyinmekte bitirmiştir. Az ve ucuz şeylerle kendi­

ni öyle bir süslemesini bi­ lir ki! Ve müsaadenizle giydiğini yakıştırır da! Onu kolunuza takıp iste­ diğiniz sosyeteye girebilir ve “nişanlım!” yahut “ka­ rım!” diye takdim edebi­ lirsiniz. Sizi mahçup et­ meyeceğine söz veririm. Onunla aramızda, plato­ nik aşkla alakası olmayan, güneş gibi ısıtıcı, bahar gibi coşturucu bir sevgi var. ikimiz de realistiz. Bu hararetin ve bu coşkunlu­ ğun devam edip etmeye­ ceğini bilmediğimiz için,

nişanlanma ve evlenme Cahit Sıtkı Tarancı

gibi tatsız şeylerle birbirimizin keyfini kaçır­ mıyoruz. Taşa taş, çiçeğe çiçek, kâğıda kâğıt ve insana insan muamelesi yapmasını ondan öğrendim, beni realite ile ve onun kanunla­ rıyla karşı karşıya koyan ilk mahluk Şevki- ye’dir. Cumartesi ve pazarlan öğleden sonra ister bir sinemada, ister Beyoğlu’nun tenha pastanelerinden birinde olsun, onunla bera­ ber geçirdiğim saader, dedikodulanyla, şaka- lanyla, muziplikleriyle, kahkahalanyla beni dünyanın en tasasız, en nikbin, en bahtiyar adamı yapar.

Üçüncü sevgilime gelince; o, bir dul ka­ dındır. ikinci kocasından üç ay evvel ayrıldı. Beş yaşında bir kız çocuğu var. Açık kumral saçlanyla muayyen bir rengi olmayıp mevsi­ mine, gününe, saatine, anma göre değiştiği halde, daima tehlikeli cazibeler yatağı müs­ tesna gözleriyle, her cins kadehe değmiş, etli, şimşekli ve alev lezzetli dudaklarıyla, çocuk­ ları, baştan çıkaracak ve ihtiyarlan çıldırta­ cak kadar tahrik edici, göz karam a, hariku­ lade vücuduyla o, aşkın potasında pişmiş na­ dide bir macundur. Bu fizik imtiyazlarının yanında onlardan aşağı kalmayan kafa ve ruh zenginlikleri de yabana atılamaycak kadar çoktur. Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye devam edememişse de -böyle güzel bir kızın derhal kapılacağı kolayca tahmin edilebilir- kitaplarla alakasını kesmemiş, kendi kendine edebiyat ve felsefe kültürünü arttırmış, birin­ ci kocasıyla Paris’e gittiğinde yarım yamalak Fransızcasını da ilerletmiş... Konuşmasını, oturmasını, yürümesini, sade ve zarif giyin­ mesini, etrafindakileri incitmeden idare et­ mesini bilen zeki ve aynı zamanda iyi kalbli...

Onu bir düğünde tanıdım. Bir Fransız ro­ mancısı üzerinde birleşen hayranlığımız, be­ nim o akşamki müstesna cerbezem bizi bir­ birimize yaklaştırmakta gecikmedi. Bir hafta sonra, Pangaltı’daki garsoniyerime geldi. Sü- heyla gibi adım başında rastlanmaz bir güze­ li kollarında sıkabilmek her babayiğidin kân değildir. Yakışıldı, hiç değilse zengin olmadı­ ğım halde, böyle bir devlet kuşunun nasıl olup da başıma konduğuna hayret etmiyo­ rum desem yalan söylemiş olurum.

Şimdi hayatımı bu üç kadın paylaşmakta­ dır Kıskanılacak bir adam olduğunu söyle­ meyin, çünkü bu vaziyet beni memnun ede­ ceğine bilakis üzüyor ve yoruyor, istiyorum ki Nükhet’in saffetini ve masumiyetini, Şev- kiye’nin canlılığını ve neşesini, Süheyla’nın olgunluğunu bir tek kadında birleşmiş bula­ yım; zira kendimi bölmekten usandım, isti­

yorum ki tasımı ç ayrı çeşmeye tutacağıma bir tek çeşmeye tutayım da bütün susuzluklarımı birden gidereyim! Sizin anlayacağınız, şimdi dör­ düncü ve asıl sevgilimi anyorum. Her genç kıza, her kadına alıcı gözüyle bakmam bundandır. Aradığımı bulabilecek miyim? Yaşım henüz otuzu geçmediği için, dördüncü sevgilimi bul­ maktan ümit kesmeyebi­ lirim, değil m i?*

1950'lann başında...

(Cumhuriyet,

30 Temmuz 1939)

C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 7 5 8

Referanslar

Benzer Belgeler

Metaforu temsil eden Mülteci (f) (%) toplam kodlar (f) (%) Olumsuz tutum 35 Bebek “Gelişmemiş, gelişime ihtiyacı var.” 1 1,9 2 3,8 36 kural “Çok sıkıyor.” 1 1,9 toplam

İbrahim paşa caddesinde, sağda Sarraf madam, Pilevne gazilerin­ den Lofçalı hacı berber, işkem­ beci Lambo, mahallebici Ahmet ağa, eczahane, Servet paşa

This section of the study includes findings regarding the principal component analysis, item-total test correlation, upper and lower %27 total group analysis, reliability analysis and

Horng-tyan-wu " ( Alternanthera sessilis ( L. ) were investigated in the following experimental animal models.. ) and glutamate pyruvic transaminase ( SGPT) levels could be

Hemşirelerin mesleği isteyerek seçme durumları ile HMDÖ alt boyut ve toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında; mesleği isteyerek seçen hemşirelerin

arkadaşlık ilişkileri (b ir edebiyat dergisinin başında bulunmanın bu konuda insana vereceği sıkıntılar, üzüntüler sayısızdır) bakımından >-e önceden

ANKARA, ( H.A.) — Yıllar- dır yaşamakta olduğu Paris’, te verdiği demeçte komünist olmadığını söyleyen ve, «T ü r­ kiye'de ölmek istiyorum» de­ yip,