2
O]layllar ve gfoüşl1er ,s¿
BÎR YALNIZ ADAM
Melih Cevdet ANDAY
N
e sessiz geçti Varlık dergisinin kırkıncı y ıl dönümü! Oysa kırk yıl, aşağı yukarı, iki kuşak demektir ve ülkemizin okur yazar, edebiyatla ilg ili ik i kuşağının yaşantısında Varlık dergisi önemli b ir yer tutar. K ırk yılın ozanları, yazarları, V arlık olmasaydı elbette yapıtlarını ya yımlayacak başka dergiler bulacaklardı; nitekim bu sürem İçinde irili ufaklı bir çok dergi çıktı, battı. N e var ki, şimdi onların bir çoğunu anımsa m ıyoruz bile, yitm iş belleğimizden, kimin şiiri, kimin öyküsü yayımlanmıştı, düşünsek de bula m ayız. Ama sürekli b ir dergi, arkasında bıraktığı sayıların toplamından artık bir değer taşır; in san yaşı gibidir b ir derginin yaşı, öylesine bir birikim , b ir nitelik oluşturur, tarih kurar.V arlık dergisinin kırkıncı yılının böylesine sessiz geçmesinin nedeni, bence onun başarısında aranmalıdır. Çünkü bir edebiyat dergisinin kırk y ıl yaşamasını olağan karşılayabilmek için böyle b ir deneyi yaşamamız gerekliydi. B iz bu deneyi, ne ondan önce, ne ondan sonra, fakat onunla ya şadık. Gerçi edebiyatım ızda bir döneme adını ver m iş, onun ardından gelen başka b ir topluluğa yaym aracı olmuş Servef-i Fünun dergisi burada konumuza karışabilir, bize dergi geleneğimizin daha eskilere uzandığını anımsatabilir. Ne var ki, Servet-i Fünun yalnızca bir edebiyat dergisi de ğildi, baskı sayısı 500 ile 1000 arasında kalmıştır, hiç bir zaman Anadolu'ya vayılamamış, hep dar h ır çevrede kalmış ve asıl önemlisi yaşam gücü nü hep sahibi dışından almıştır. Başka bir deyiş le, Servet-i Fünun demek hiç de Ahmet İhsan demek değildir. Oysa tek bir kişinin çabası ile, b ir ozan, b ir yazar eliyle kırk yıl dirençle çıkarıl mış olan V arlık’tan Yaşar Nabi N a y ır adını ayrı görmek olanaksızdır. Yaşar N abi Nayır, ortaya koyduğu bu inanılmaz örnekle, kendisinden sonra gelenleri cesaretlendirmiş, ozanlara, yazarlara kendi yayım araçlarım kurabileceklerinin güven cesi olmuştur.
Düşüncemi daha da açıklıyayım ; ben kırkıncı yaşını bitiren Varlık dergisi ve (ikinci baskılar dışında) 1000 kitabı bulan V arlık yayınları olayı nın arkasında duranı, Yaşar Nabi N ayır'ı asıl il giye, meraka, tanımağa, tanımlamağa ve açıkla maya değer buluyorum. Bir adam, yalnız başına, çok az bir para ile, bunca olumsuz koşullar, çe şitli sak.vncaiar ve hiç de güven verici olmayan değişik siyasal durumlar içinde edebiyat dergicili ğine ve edebiyat yapıtları yayım cılığına atılabili yor... N edir onu bu girişim de gözü pekliğe iten
güç? N edir onun direnmesini sağlayan umut? N edir onu bu işten vazgeçirtmeyen sabrın tıl sımı?
Kalkıp gittim dostum Yaşar Nabi N avır’ı kut lamağa. Oturup uzun uzun Varlık’la ilgili anıları m ızı tazeledik. B=n ilk şiirimi 193fi’da Varlık der gisinde yayımlamıştım. O zaman Varlık çıkalı üç y ıl olmuştu. Sonra üç arkadaş., şiirlerim izi Y a şar Nabi’nin bize ayırdığı sayfalarda topluca ya yım ladık uzun bir sürem. Ben ayrıca, ama ara dan kaç yıl geçtikten sonra, V arlık’ta her ay dergiler, kitaplar diye bir sayfa da yürüttüm. Cahit Sıtkı Tarancı’yı, Ahmet Muhip Dıranas’ı şi irleriyle ilk o dergide tanımıştım. Sonra o dergi de yazanlar arasında dostluklar, süren arkadaş lıklar kuruldu.
Tek Başına
Ben, Yaşar Nabi N avır’ı, Ankara’da, Hâkimi- yet-i M illiye gazetesinde çalışırken tanımıştım. Bir yandan Varlık dergisini çıkarırken, geçimini ga zetecilikle yürütmeye bakıyordu. Çünkü dergi ona gelir sağlamak şöyle dursun, ondan esirgemezlik istiyordu. Varlık adını Yaşar Nabi N ayır bulmuş tur. İlk sayıdaki niçin çıkıyoruz başlıklı yazıda, yetişm iş edebiyat kuşağının varlığını ortaya koy mak nedeni açıklanıyor. Bu işte ona destekleyici olan Nahit Sırrı Örik, abone bulmakta yardımcı olmuştur. Aralarındaki işbirliği, iki üç yıl içinde sona erer. İlk sayıdan başlayarak, sayfa düzeni, baskı ve düzeltme işlerini tek başına Yaşar Nabi N a yır yürütmüştür.
Sonra M illî E ğitim Bakanlığı Yayım Müdürlü- ğii'nde yanyana odalarda çalıştık onunla. N e coş kulu, ne devinimli günlerdi! Klasiklerin çeviri
leri yapılıyor, basılıyor, Tercüme dergisi çıkarılı yor, Sanat Dergisi yayım lanıyor, K öy Enstitüle rinin türküsü bütün yurdu sarmış... Tercüme Bü- rosu’nun işleri yanında Varlık’ı bir an bile sav samayan N a yır’ı, ne zaman kapısını açsam, işe dalmış görürdüm. Sonra orada çalışanlar, tümü müz dağıldık. Sirer bakan olmuştu. Yaşar Nabi, Ankara’daki evini satıp eline geçen para ile İs tanbul’da yayımcılığa başlamak üzere işinden ay rıldı. Gözümün önündedir, Ahmet Halit Kitabevi- nin karşısındaki bürosunda, öğle yemeğini evden getirdiği sefertasmdan yiyerek, arasız sabahtan akşama dek başını kaldırmadan uğraşırdı. İnsanı şaşırtan düzenliliği, kesiksiz ve sakin çalışması, bunalımsız ve sabırlı tutumu, oldum olası dikka timi çekmiştir. Ama 1933’tekl okuma yazma dü zeyinde dergi çıkarmak, 1946’da hiç bir dağıtım örgütüne dayanmadan yalnızca şiir, roman, öykü basarak yayım cılığa başlamak, o erdem leri de aşan nitelikleri gerektirirdi. Dostumu ziyarete gittiğim gün sordum bunu kendisine; «S abırlı ve dayanıklıydım ,» dedi.
Konumuzun önemli bir yerine geliyoruz. K i tapçılığa başlarken, başkalarının öğütlerine pek aldırmamış Nayır, kendisi deneyerek bir kanı edinmek istemiş bu işin niteliği üstüne. Unutma yalım ki. edebiyattan gelen başka bir yayımcı yoktu o zaman. «Gerçi satıcılara sorarak hangi kitapların satılıp hangilerinin satılmayacağım öğ renebilirdim ,» dedi Yaşar Nabi, «Am a onların dü şünceleri ile vetinseydim yapmak istediklerimi yapamazdım. Söz gelişi onlar bana, sakın şiir ki tabı basma, demişlerdi. Anadolu bayileri benden, Mükerrem Kâm il Su’nun, Muazzez Tahsin Ber- kant’ın, Esat Mahmut Karakurt’un romanlarını
I
f-istiyorlardı. Oysa ben, tuttum, Cahit Sıtkı Taran & cı’nın «Otuz Beş Y a ş» adlı şiir kitabını bastım I B ir yılda 3000 satıldı. Büyük, beklenmeyen biı | başarı oldu. Sonra İsviçreli Robinson, îstrati çe virtleri v çeşitli antolojiler bunu izledi. Bunlar o zaman yenilik sayılan İşlerdi.». Oysa Bab-ı Âli kitapçıları, yakında serm ayeyi kediye yükleyecek diye bıyık altından gülüyorlardı Yaşar N abi’ye.
Okuyucusunda Artış
V arlık dergisinin ilk üç savısı 1500 üzerinden basılmıştır, sonra bu sayı 1000’e, 800’e değin ini yor. Bu süre içinde giderini bile karşılamamakta dır. Yaşar Nabi N ayır, bu yüzden. 1946’ya değin telif hakkı ödeyemez. Fakat, şaşırtıcı bir olay, 1946’dan sonra sürekli bir artış başlıyor derginin satışında. Sürüp giden bu artış, 1954’te 9000’i bu luyor. O yıllarda eğitim çabalarının genişlemesi, K öy Enstitülerinin açılması, klâsiklerin çevrilm e si yolu ile gerçek edebiyatın halka duyurulması, okur yazarlığın artma?1 gibi nedenlerin bunda büyük payı olmuştur. (N e vardı sanki bu halkı, bu gençliği uyandıracak!) Varhk’ın en sağlam okur kitlesi öğretmenler ve öğrencilerdi. Yine de öyledir.
Ancak garip olanı şu ki, Varlık dergisi hiç b ir zaman lcâra geçmemiştir. Satış artmasından gelen para, telif haklarına ayrılm ış çünkü. İşte bunca yıllık uğraşın sonundaki kesin be.sap. «E v i nizi sattığınız zaman neve güvendiniz?» diye sor dum Yaşar Nabi’ ve; «B ir heves!» diye yanıtladı sorumu. İşte maddî bakımdan, edebiyat bakımın dan. arkadaşlık ilişkileri (b ir edebiyat dergisinin başında bulunmanın bu konuda insana vereceği sıkıntılar, üzüntüler sayısızdır) bakımından >-e önceden kestirilemeyecek politik sakıncalar a; smdan bunca üzücü bir uğraşı tek başına yürüten Yaşar Nabi N a yır’a, onun için hep «b ir yalnız adam» diye bakmışımdır.
Yaşar habi, bir kültür işi olarak kitap ve dergi işine, bu alanın ticaret erbabı dışından gel miş, ozan ve yazar olarak gelmiş, çok az bir pa ra ile gelmiş ve tek başına çalışarak iki kolda da başarıya erm iş ilk girişim cidir. Oysa öteki, ti caret ve sanayi kolundaki girişim ciier devletten koruma ve yardım görmeden hiç bir işe girişm ez ler.
Yaşar Nabi N a yır’a ve Varlık’a uzun ömür dilerim.
Taha Toros Arşivi