CONSEIL DE L EUROPE AVRUPA KONSEYİ AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ. İKİNCİ DAİRE ACET vd - TÜRKİYE DAVASI. (Başvuru no: 22427/06) KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

Tam metin

(1)

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRE

ACET vd - TÜRKİYE DAVASI

(Başvuru no: 22427/06)

KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ

STRAZBURG

18 Ekim 2011

İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.

__________________________________________________________________________________________

© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2011. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.

AVRUPA KONSEYİ CONSEIL

DE L’EUROPE

(2)

2 USUL

Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (22427/06) no’lu davanın nedeni, T.C.

vatandaşları Nusrettin Acet, Ahmet Acet, Fikret Acet, Musa Acet, İdris Acet, İsa Acet, İbrahim Halil Acet ve İlyas Acet ileBehiye Sütçü, Yasemin Acet (Sütçü), Ayşe Acet (Ekinci), Berivan Acet, Halime Acet (Bağatur), Emine Acet, Fatma Acet ve Gülcihan Acet’in (Özdemir) (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 22 Mayıs 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.

Başvuranlar, Batman Barosu avukatlarından E. Taşkın tarafından temsil edilmektedir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

Başvuranlar, sırasıyla 1956, 1974, 1972, 1986, 1978, 1985, 1994, 1980, 1961, 1973, 1974, 1981, 1984, 1979, 1993 ve 1987 doğumludur.

Başvuran Nusrettin Acet, 13 Şubat 2007 tarihinde vefat etmiştir. Varisleri onun adına davayı devam ettirme niyetinde olduklarını dile getirmemişlerdir.

İsmail Acet’in (bundan böyle « İsmail » olarak anılacaktır) annesi Behiye Sütçü, 14 Ocak 1983 tarihinde doğmuş ve 26 Mayıs 2004 tarihinde vefat etmiştir. Musa Acet, İdris Acet, İsa Acet, İlyas Acet, Ayşe Acet (Ekinci) ve Fatma Acet, İsmail’in erkek ve kız kardeşleridir.

Diğer başvuranlar onun üvey erkek ve üvey kız kardeşleridir.

7 Ekim 2003 tarihinde İsmail, Manisa’da askerlik hizmetine başlamıştır.

İsmail, 1. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı’na katılmadan önce psikolojik muayene de dahil olmak üzere herkese uygulanan bir sağlık kontrolünden geçirilmiştir.

Sağlık muayenesi sırasında doktorlar, ilgili şahıs için, zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasını gerektirmeyecek kadar küçük bir yetersizlik olarak değerlendirdikleri « A tipi ruhsal özür » tanısı koymuştur.

31 Ekim 2003 tarihinde İsmail, İzmir Askeri Hastanesi’nde bir psikiyatri doktoru tarafından muayene edilmiştir.

14 Kasım 2003 tarihinde, Manisa’daki acemilik dönemi bittikten sonra İsmail, Kırıkkale’de bulunan bir zırhlı piyade taburuna katılmıştır.

16 Aralık 2003 tarihinde İsmail, Ankara Askeri Hastanesi’nde bir psikiyatri doktoru tarafından muayene edilmiştir.

(3)

3 4 Ocak 2004 tarihinde, izinli olan İsmail, katıldığı bir düğünde kavga etmiştir.

18 Ocak 2004 tarihinde yüzbaşı M.Y. İsmail’i dinledikten sonra bir rapor hazırlamıştır.

17 Şubat 2004 tarihinde İsmail, Ankara Askeri Hastanesi’nde bir psikiyatri doktoru tarafından muayene edilmiştir.

24 Şubat 2004 tarihinde İsmail, Ankara Askeri Hastanesi’nde bir psikiyatri doktoru tarafından muayene edilmiştir.

4 Mart 2004 tarihinde İsmail, Ankara Askeri Hastanesi’nde alanında uzmanlık yapan asistan doktor tarafından muayene edilmiştir.

6 Mart 2004 tarihinde İsmail, kalp krizi geçiren annesinin ziyaretine gitmek üzere özel izin almıştır.

Ancak ilgili şahıs, kışlaya gerektiği gibi 16 Mart 2004 tarihinde değil, 20 Mart 2004’te geri dönmüştür. Komutan, İsmail’i dinlemiş ve savunmasını almıştır.

6 Nisan 2004 tarihinde, nöbet tutmak istemeyen İsmail, önce kasıtlı olarak kendisini jiletle kesmiş ve sonra komutanların çalışma odasının kapılarını teklemeyerek kırmıştır.

İsmail komutanları tarafından dinlenmiştir.

Yüzbaşı M.Y. tarafından bir olay raporu düzenlenmiştir.

İsmail disipline uygun olmayan eylemleri gerekçesiyle 7 gün disiplin koğuşu cezasına mahkûm edilmiştir.

4 Mayıs 2004 tarihinde İsmail, Ankara Askeri Hastanesi’nde bir psikiyatri doktoru tarafından muayene edilmiştir.

24 Mayıs 2004 tarihli bir iddianame ile Albay İ.A., Kırıkkale Disiplin Mahkemesi’nden komutanların çalışma odasının kapılarını kırma eyleminden dolayı İsmail’in mahkumiyetini talep etmiştir.

26 Mayıs 2004 tarihinde İsmail, 18–20 nöbetini aniden terk etmiş ve garnizona doğru koşmaya başlamıştır. İlgili şahıs askerlik görevi nedeniyle kendisine verilen G3 tipi tüfeği taşımaktaydı. Önce havaya ateş eden İsmail, daha sonra kendisine dur diyen askeri personele doğru ateş etmeye başlamıştır. Futbol sahasının ortasına gelene kadar havaya ateş etmeye devam eden ilgili şahıs, bir cep telefonu istemiş ve eğer yanına yaklaşan olursa ya da hemen kendisine bir cep telefonu getirilmezse hiç tereddüt etmeden kendi kafasına ateş edeceğini belirtmiştir. İçinde bulunulan durumu dikkate alan komutan, İsmail’in isteklerini kabul etmiş ve kendisine bir cep telefonu verilmiştir. Bunun üzerine İsmail, bir askerden babasının telefon numarasını çevirmesini istemiştir. İlgili şahıs babasıyla tartışmış ve sonra annesiyle konuşmak istemiştir. Annesi bakkala alışveriş yapmaya gittiği için ilgili şahıs telefonu kapatmış ve askerden bu kez Fatma’nın numarasını çevirmesini istemiştir. Ancak, Fatma onunla konuşmak istememiştir. Buna rağmen Asker, İsmail’e Fatma’nın evde olmadığını ama gelir gelmez kendisini arayacağını söylemeyi tercih etmiştir. İsmail telefonla annesine ulaşmış ve bir süre onunla tartışmıştır. Tartışma şiddetlenmiş; İsmail bağırmış, ağlamış ve

(4)

4 konuşmanın sonunda annesine bütün gücüyle kendisini öldüreceğini haykırmıştır. Daha sonra, İsmail telefonu yere atmış ve kafasına kurşunu sıkmıştır. Kırıkkale Hastanesi’nin acil servis doktorları ilgili şahısa derhal müdahale etmiş, ancak kurtaramamıştır.

Savcı, en kısa zamanda olaydan haberdar edilmiştir.

Aynı gün, savcının nezaretinde cesedin dış beden muayenesi yapılmıştır.

27 Mayıs 2004 tarihinde, bir klasik otopsi gerçekleştirilmiştir. Bu otopsi neticesinde İsmail’in yakın mesafeden atılan bir kurşunun beyin dokusunu tahrip etmesi sonucu öldüğü anlaşılmıştır.

Savcı, olaya tanık olan askerlerin ifadelerine başvurmuştur. Askerler, İsmail’in garnizonda çok iyi muamele gördüğünü ve baskı altında olmadığını, üstlerinin onunla ilgilendiğini, para sıkıntısı çektiğinde üstlerinin kantinde toplanan yardım paralarını ona verdiğini belirtmiştir.

Askerler ayrıca İsmail’in kız arkadaşıyla da sorun yaşadığını; kızın ailesinin onu istemediğini ifade etmişlerdir.

Savcı, ayrıca İsmail’in 24 Mayıs 2004 tarihinde yazdığı bir mektubu ele geçirmiştir. Fatma’ya hitaben yazılan bu mektup « çok sevdiğim Fatma’ya, aşkım Fatoşçan » cümlesiyle başlamaktadır. İsmail mektubunda incittiği kız arkadaşından özür dilemektedir.

Soruşturma tamamlandıktan sonra savcı, 1 Eylül 2004 tarihinde, özellikle tanık ifadelerine ve otopsi sonucuna dayanarak takipsizlik kararı vermiştir. Savcı, İsmail’in geçirdiği depresyon sonucu, herkesin önünde, bütün engelleme çabalarına rağmen, intihar ettiği kanaatine varmıştır.

27 Nisan 2005 tarihinde, başvuranlar Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde Milli Savunma Bakanlığı aleyhine bir tazminat davası açmıştır. Başvuranlar, İsmail’in ruhsal bozukluk yaşadığını ve bu durumdan haberdar olan askeri yetkililerin kendisine hiçbir zaman silah emanet etmemesi gerektiğini savunmuştur. Başvuranlar ayrıca yakınlarının uygun bir tedavi görmediğini ve yaklaşık yarım saat süren bu olaylar sırasında yetkililerin İsmail’in intihar etmesini engelleyebileceğini ileri sürmüştür.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 19 Ekim 2005 tarihli kararında başvuranların talebini reddetmiştir. Mahkeme, intiharın arkasındaki gerçekler ile askeri idareye atfedilebilecek herhangi bir hata arasında nedensellik bağı bulunmadığı sonucuna varmıştır. Hakimler, özellikle İsmail’in altı yedi kez psikiyatri servisinde muayene edildiğini ve bu muayeneler sonucunda doktorların, askerlik hizmeti sırasında hastanın silah taşımaması gerektiği kanaatine varmadıklarını not etmiştir. Aksine doktorlar, ilgili şahısın yükümlülüklerinden muaf tutulmaması ve ona kendi yeteneklerine uygun görevler verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

1 Şubat 2006 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, 19 Ekim 2005 tarihli kararın hem yasaya hem de usul kurallarına uygun olduğunu kaydederek, başvuranların karar düzeltme talebini reddetmiştir.

(5)

5

HUKUK

I. AİHS’NİN 2. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA

Başvuranlar, İsmail’i askerlik hizmeti sırasında intihara sürükleyen olayların AİHS’nin 2.

maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuranlar, özellikle kanaatlerine göre İsmail’in ruhsal bozukluk yaşadığını bilen askeri yetkililerin onun hayatını korumaya yönelik gerekli tedbirleri almadığını ve dolayısıyla AİHS’nin 2. maddesinden kaynaklanan pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunmaktadır.

Hükümet, bu sava karşı çıkmaktadır.

İlk önce AİHM, başvuran Nusrettin Acet’in 13 Şubat 2007 tarihinde vefat ettiğini ve varislerinin onun adına davayı devam ettirme niyetlerini dile getirmediklerini gözlemlemektedir. Bu nedenle, ilgili şahıs adına yapılan başvurunun AİHS’nin 37.

maddesinin 1 c) paragrafı uyarınca kayıttan düşürülmesi uygun olacaktır.

A. Kabuledilebilirliğe ilişkin

Hükümet, herhangi bir kabuledilemezlik itirazı dile getirmemektedir.

AİHM, şikâyetlerin AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve ayrıca başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, sözkonusu şikâyetlerin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.

B. Esasa ilişkin

Başvuranlar, yakınlarının zorunlu askerlik hizmetini yerine getirirken, yani Devlet’in sorumluluğu altındayken öldüğünü iddia etmektedir. Başvuranlar, bu bağlamda intiharı engelleyebilecek önleyici tedbirlerin alınmadığından şikâyetçi olmaktadır.

Hükümet, başvuranların savına itiraz etmekte ve İsmail’in intiharında yetkililerin hiçbir sorumluluğu olmadığını savunmaktadır. Hükümet bu bağlamda, askerlerin fiziksel ve ruhsal bütünlüğünü korumak için öngörülen mekanizmanın aşağıdaki gibi işlediğini belirtmektedir.

Bir asker çağrılmadan önce, askere alınacaklar arasında sağlık sorunları bulunma riski taşıyanların belirlenmesi için önlemler alınmıştır. Büyük şehirlerde, askerlik şubelerinde yasal yeterlik muayenesi sırasında müdahale edecek bir psikiyatri doktoru bulunmaktadır. Kırsal kesimde, köy muhtarları, ilgili şahısın varsa geçmişteki sorunları ve karakteri hakkında yetkilileri bilgilendirmekle yükümlü olup, ilgili şahısın özel sorunları olup olmadığını da araştırması gerekmektedir. Savunma Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasında imzalanan bir protokol gereğince, hastaneler, geçmişte sağlık sorunu yaşayan kişileri askerlik şubelerine bildirmekle yükümlüdür. Psikolojik sorun yaşadığını söyleyen ya da bu yönde sağlık raporu olan asker adayları psikiyatrik muayeneden geçirilmek üzere askeri hastanelere gönderilmektedir.

Orduya katılımlarından on beş gün sonra askerler, bir davranış analizi testine tabi tutulmaktadır; davranış bozukluğu gösterenler tıbbi merkezlere gönderilmekte ve gelişimleri takip edilmektedir. Askerlerin dış dünya ile temasları teşvik edilmekte ve iletişim imkânları

(6)

6 sağlanmaktadır. Karşılaşılan ailesel ve kişisel sorunlar sürekli olarak değerlendirilmekte ve buna bağlı olan çevresel faktörler her durum için ayrı ayrı iyileştirilmektedir. Askerlere bir görev verildiğinde, psikolojik durumlarını önceden tahmin edebilecek kişilerin kontrolü altında tutulmaktadır.

Orduya katıldıktan sonra, bir sağlık muayenesi ve psikolojik kontrol sistemi hayata geçirilmiş ve her askere bir doktora görünmeyi talep etme hakkı verilmiştir. Orduya katılmadan önce şizofreni, depresyon hastası ya da uyuşturucu bağımlısı olan kişiler, misyonlarının ağır yükü nedeniyle baskıya maruz kalan kişiler gibi, yakından ve düzenli olarak izlenmektedir. İhtiyaç duyulduğunda, bu kişiler misyonları sırasında ya da misyonları bittikten sonra psikolojik rehabilitasyon merkezlerine gönderilirler. Psikolojik sorunları olduğu kesinleşmiş kişiler, görevlerini yaparken yardım almaktadır. Gerektiğinde, ilgili şahısın askerlik hizmetini yerine getirmedeki ruhsal yeterliliğini belirlemek için askerin yakınları çağırılmaktadır.

Subay ve astsubaylar, çeşitli kaza ve istenmeyen olayların önlenmesi konusunda gerekli eğitimi almaktadır. Komutanlar, emirleri altındaki mevcut askerlerin kişisel özelliklerini özümsemek ve uygun denetçi personel kadrosu sağlamakla yükümlüdür. Bölük bünyesinde diyalog ve işbirliği teşvik edilmekte ve askerlerin moral ve disiplinini yükseltmek amacıyla ödüllendirme dahil birçok önlem alınmaktadır. İzinler öngörülmekte ve eğlendirici faaliyetler sunulmaktadır. Askerlere hakaret etme ve kötü muamele uygulama yasaklanmakta ve bu yönde hareket edenler cezalandırılmaktadır.

Hükümet, İsmail’in birçok kez doktorlar tarafından muayene edildiğini ve doktorların kendisinde intihara yol açacak ciddi bir psikolojik sorun tespit etmediklerini kaydetmektedir.

Hükümete göre, her ne kadar ilgili şahıs zaman zaman sıkıntılı ve huzursuz olduğunu gösterse de, davranışları onun böyle bir eylem gerçekleştireceğine işaret etmemiştir. Hükümet, askeri yetkililerin İsmail ile ilgili tıbbi önerileri harfiyen yerine getirdiklerini ve içinde bulunduğu durumu dikkate alarak ilgili şahısı yakından takip ettiklerini savunmaktadır. Hükümet, askeri yetkililerin İsmail’in hayatını korumak için kendilerinden beklenen tüm makul çabayı gösterdiklerini kaydetmektedir. Hükümetin kanaatine göre, askeri yetkilileri İsmail’in intiharını öngörmemek ve bu eylemi engellemek için daha fazla çaba göstermemekle suçlamak, dosyadaki unsurlar ve AİHS’nin 2. maddesinden doğan yükümlülükler bağlamında onlara aşırı bir yük yüklemek anlamına gelecektir.

Başvuranlar, Hükümetin savına karşı çıkmakta ve iddialarını yinelemektedir. Başvuranlar, özellikle askeri yetkililerin psikolojik sorunları olan İsmail’e asla silah vermemeleri gerektiğini savunmaktadır.

AİHM, AİHS'nin 2. maddesinin 1. paragrafının ilk cümlesinin Devletler’e iç hukuki düzende kendi yargısına tabi kişilerin üçüncü şahısların eylemlerine ya da gerektiğinde kendi eylemlerine karşı korumak amacıyla gerekli tüm tedbirleri almaları yönünde pozitif yükümlülük getirdiğini bir kez daha hatırlatmaktadır (Tanrıbilir -Türkiye davası, no 21422/93, prg. 70, 16 Kasım 2000, ve Keenan -Birleşik Krallık davası, no 27229/95, prg. 89-93, CEDH 2001-III).

Bilahare AİHM, zorunlu askerlik hizmeti için de tartışma götürmez bir biçimde geçerli olan bu yükümlülüğün (İspanya aleyhine Álvarez Ramón davası (karar), no 51192/99, 3 Temmuz 2001), Devletler’e yaşama hakkını tehdit eden durumlara karşı etkin bir tedbir sağlayacak yasal ve idari çerçeve kurma görevi verdiğini hatırlatmaktadır (Abdullah Yılmaz, ilgili bölüm,

(7)

7 prg. 55-58, ve gerekli değişiklikler yapılmak şartıyla, Öneryıldız -Türkiye davası [GC], no 48939/99, prg. 89, CEDH 2004-XI).

AİHM, askerlik hizmetine ilişkin özel alanda, yasal ve idari çerçevenin güçlendirilmesi ve bir Devlet vatandaşlarını askere almaya karar verdiğinde, bazı faaliyetlerin ve insan unsuru nedeniyle askeri görevlerin niteliğinden dolayı hayati tehlikeye neden olabilecek riskler düzeyinde benimsenen bir düzenlemeyi kapsaması gerektiğini yinelemektedir. (Lütfi Demirci ve diğerleri -Türkiye davası, no 28809/05, prg. 31, 2 Mart 2010).

AİHM’nin daha önce de belirttiği gibi, böylesi bir düzenlemede, kendilerini askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikeler karşısında bulan askerlerin etkin bir şekilde korunmasını gözeten uygulamaya ilişkin önlemler ile hiyerarşinin farklı basamaklarındaki sorumlular tarafından işlenebilecek kusur ve hataların tespit edilmesini sağlayacak usuller öngörülmelidir.

AİHM son olarak, bu bağlamda, askerlerin korunmasının sağlanmasına yönelik düzenleyici tedbirlerin ilgili sağlık kuruluşları tarafından uygulamaya geçirilmesinin de gerekli olduğunu hatırlatmaktadır (Álvarez Ramón, ilgili bölüm). Zira, askeriyeye bağlı sağlık hizmet birimlerinin sağlık uygulamaları dahilindeki tutum ve ihmalleri, bazı durumlarda, onlara AİHS'nin 2. maddesi açısından sorumluluk yükleyebilir (Kılınç ve diğerleri, ilgili bölüm, prg.

40-43, ve Powell - Birleşik Krallık davası (karar), no 45305/99, CEDH 2000-V).

Mevcut davada, askeri yetkililerin İsmail Acet’in hayatını korumaya yönelik pozitif yükümlülüklerini yerine getirmedikleri iddiasına karşı, AİHM, yerleşik içtihadına uygun olarak, askeri yetkililerin ilgili şahısın intihar etmesi için ortada bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri mi gerektiğini; şayet ilk sorunun cevabı olumlu ise, bu riskin önlenmesi için sözkonusu yetkililerin kendilerinden makul olarak beklenen her şeyi yerine getirip getirmediklerini araştıracaktır (Tanrıbilir, ilgili bölüm, prg. 72, ve Keenan, ilgili bölüm, prg. 93).

AİHM önce İsmail’in askerlik hizmetinin başından beri düzenli bir şekilde tıbbi ve psikolojik takip altında olduğunu gözlemlemektedir. İlgili şahısın durumu ayrıca hiyerarşik üstleri tarafından da takip edilmiştir. Böylece, İsmail 31 Ekim 2003 ile 26 Mayıs 2004 tarihleri arasında altı kez muayene olmuş ve görüşmeler yapmıştır.

AİHM daha sonra, başvuranların yakınının yaşadığı ruhsal bozukluğun doğrudan askerlik hizmeti ile alakalı olmadığını kaydetmektedir. Gerçekten de, doktorlar daha önceden askerliğe elverişliliğin belirlenmesi için herkese uygulanan sağlık kontrolü sırasında İsmail’de küçük bir ruhsal yetersizlik tespit etmişlerdir.

AİHM son olarak, ilgili şahısın psikolojik bozukluğunun diğer askerlerin ya da hiyerarşik üstlerinin aşağılayıcı tutumlarından kaynaklanmadığını not etmektedir (Abdullah Yılmaz, ilgili bölüm, ile karşılaştırınız).

Üstelik Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin kararından anlaşıldığına göre, ilke olarak, eğer bir asker silah taşımayı gerektiren görevleri yerine getiremeyecek durumda ise, doktorlar raporlarında bu durumu açıkça belirtmektedir.

Oysa mevcut davada, tam bu noktada sorun ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, ya sistem iyi işlememiştir, ya da davanın bu yönü pasif kalan yetkililer tarafından derinlemesine

(8)

8 incelenmemiştir. Her iki durumda da askeri yetkililer, her ne kadar tıbbi muayene ve takipleri sıklaştırmak suretiyle İsmail’i yakından kontrol altına almış olsalar da, gerekli korumayı sağlayamamışlardır. Askeri yetkililerin, ilgili şahısa uyguladıkları psikolojik ve tıbbi takiplere paralel olarak, silah kullanımı gerektiren görevlerden muaf tutmaları ve hatta silaha ulaşmasını engellemeleri gerekirdi (Lütfi Demirci ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 35).

Nitekim askerliğin zorunlu olduğu ülkelerde Devlet’in, pozitif yükümlülükler ışığında, silah taşımayı gerektiren askerlik hizmeti gibi bireylerin hayatlarının tehlikede olduğu durumlarda özel bir itinayla hareket etmesi ve psikolojik rahatsızlıkları bulunan askerler için uygun önlemler ve tıbbi tedavi öngörmesi gerekmektedir. Mevcut davada, böylesi bir bozukluk askerlik hizmetinin başlangıcında ortaya çıktığına göre, Devlet’in askerlik hizmeti sırasında intiharları önlemek amacıyla kurduğu sistemde yetkililerden beklenen makul somut önlemlerin alınmadığı, yani ilgili şahısın öldürücü silahlara ulaşımının engellenmediği anlaşılmaktadır (Lütfi Demirci ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 35, Ataman- Türkiye davası, no 46252/99, prg. 61, 27 Nisan 2006, karşılaştırınız Ömer Aydın - Türkiye davası, no 34813/02, prg. 6-32 ve 51-59, 25 Kasım 2008, ve Salgın -Türkiye davası, no 46748/99, prg.

11-50 ve 79-84, 20 Şubat 2007).

Dolayısıyla, Devlet’in İsmail Acet’i kendi davranışlarına karşı korumak için uygun önlemlerin alınması yönündeki pozitif yükümlülükleri bağlamında AİHS’nin 2. maddesi ihlal edilmiştir.

II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA

AİHS’nin 41. maddesi uyarınca, başvuranlar, ortaklaşa olarak, maruz kaldıklarına kanaat getirdikleri maddi ve manevi zarar ile yargılama masraf ve giderleri için 100.000 Euro talep etmektedirler.

Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.

Maddi zararla ilgili olarak AİHM, iddia edilen zarar ile AİHS ihlali arasında açık bir illiyet bağı bulunması gerektiğini ve adil tatminin, gerektiğinde, mali destek kaybı başlığı altında bir tazminat içerebileceğini hatırlatmaktadır (Lütfi Demirci ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 41, ve Kavak- Türkiye davası, no 53489/99, prg. 109, 6 Temmuz 2006). Ancak, mevcut davada AİHM, başvuranların, İsmail Acet’in ölüm tarihine kadar kendilerine maddi destek verdiği konusunda herhangi bir kanıt belgesi sunmadığını gözlemlemektedir. AİHM, bu nedenle maddi tazminat talebini reddetmektedir.

Manevi tazminat ile ilgili olarak ise AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvuran Behiye Sütçü’ye 18.000 Euro ve diğer başvuranlara ortaklaşa olarak 15.000 Euro ödenmesine hükmetmektedir.

Hiçbir kanıt belgesi sunulmadığını göz önüne alan AİHM, başvuranların yargılama masraf ve giderleri başlığı altındaki taleplerini reddetmektedir.

AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.

(9)

9 BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,

1. AİHS’nin 37/1 c) maddesi uyarınca başvurunun Nusrettin Acet ile ilgili kısmının kayıttan düşürülmesine;

2. Başvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;

3. AİHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;

4. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından Behiye Sütçü’ye 18.000 Euro (on sekiz bin Euro) ve başvuranlar Ahmet Acet, Fikret Acet, Musa Acet, İdris Acet, İsa Acet, İbrahim Halil Acet, İlyas Acet ile Yasemin Acet (Sütçü), Ayşe Acet (Ekinci), Berivan Acet, Halime Acet (Bağatur), Emine Acet, Fatma Acet ve Gülcihan Acet’e (Özdemir) ortaklaşa olarak 15.000 Euro (on beş bin Euro) manevi tazminat ödenmesine;

b) Yukarıda belirtilen sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankası’nın anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenmek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;

5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;

KARAR VERMİŞTİR.

İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.

paragraflarına uygun olarak 18 Ekim 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :