1 Siyaset bilimi nedir:
Mareel Prelot siyaseti bir devlet bilimi olarak ele alırken H. Laswell, R. Dahi, R.
Aran ve M. Duverger gibi yazarlar siyaset bilimini bir iktidar bilimi olarak ele alırlar.
Siyasetin bu tanımlamalarındaki yakınlıklar güç, otorite, kaynakların dağalıma olarak karşımıza çıkmaktadır.
Günümüz siyaset biliminin temel konusu siyasal iktidardır. Bu bağlamda, siyasal iktidarın ne olduğu kaynağı ele geçirilmesi, devredilmesi kullanılması, sınırlandırılması onu etkileyen faktörler egemenlik siyasal partiler ve siyasal sistemler siyaset biliminin konusu içindedir.
Siyaset biliminin temel konu ve alanları şöyle sıralanabilir:
• Siyaset Teorisi
• iktidar ve meşruiyet
• Devlet
• ideolojiler
• Siyasal sistemler
• Demokrasi
• Siyasal Kültür
• Siyasal Partiler
• Seçim sistemleri
• Kamuoyu ve baskı grupları
• Sivil toplum
• Seçkinler ve aydınlar
• Bürokrasi
• Feminizm
• Ulus-devlet ve milliyetçilik Platon (Eflatun) (İ.Ö. 427-347)
Platon, Devlet (Politeia) adlı eserinde "ideal devleti" anlatır. Platon'a göre
"ideal devlet"in belirgin özellikleri şunlardır.
a. Üçlü sınıfsal yapı: Üreticiler (Çitçiler ve zanaatkarlar), koruyucular (askerler, bekçiler) ve yöneticiler (Bilginler, filozoflar) . Bu üç sınıfın da kendilerine özgü erdemleri (sırasıyla kanaatkarlık, cesaret ve bilgelik) vardır. Adalet tüm
sınıfların ortak erdemidir.
b. Ya filozoflar kral olmalı, ya da krallar filozof gibi eğitilmelidir (Filozof kralların yönetimi).
c. Görevlerini etkin olarak yapabilmek için yönetici ve koruyucuların ailesi, özellikle de mülkiyetleri olmamalıdır. Mülkiyet sadece üreticilere özgüdür.
d. Yarı -kast olarak değerlendirilebilecek bir toplumsal yapı mevcuttur.
e. Kadın ve erkek koruyucular eşittir. Her iki cins de eşitçe eğitim alır.
f. ideal devlet adaletli devlettir.
JACK PAROL
Yasalar (Nomoi) adlı eserinde ise en iyi ikinci ideal devletini ortaya koyar.
Devlet Adamı adlı eserinde de yine siyasetle ilgili düşüncelerini açıklar.
Platon, "mağara" metaforunda olduğu gibi, olanı incelerneyi değil; olması gerekene (normatif idealist) ulaşmayı amaçlamıştır. Ancak bu, siyaset biliminin değil, siyaset felsefesinin uğraş alanıdır.
Aristoteles (İ.Ö. 384-322)
Siyasal düşünce alanında felsefeden bilime yani olması gerekenden olanı
bulmaya doğru yöneliş Aristoteles ile başlar. Aristoteles, Politika adlı kitabında çağının Yunan kent devletlerini ve Akdeniz havzasındaki belli merkezlerin hukuk ve siyasal sistemlerini karşılaştırmalı bir şekilde incelemeye çalışmıştır. Ayrıca, Aristatetes insan etkinliklerinin en kapsamcısı olarak gördüğü politikayı
"Üstün Bilim" olarak nitelendirmektedir. Ayrıca Aristoteles, insanı, sahip olduğu akıl ve konuşma yetileri sayesinde toplum halinde yaşarken kişisel çıkarlarının yanı sıra toplumsal çıkarları da gözetmesinden ötürü "siyasal hayvan" (zoon politikon) olarak nitelendirir. Aristoteles'in etik anlayışındaki en önemli noktalardan biri olan "siyasal hayvan" kavramı özgür ya da toplumsal (sosyal) insana işaret eder. "Siyasal hayvan" nitelemesinin, insan varlığının toplumsal oluşunun kabulü
açısından ilk adım olduğu kabul edilir.
Aristoteles'e göre üç tür iyi yönetim ya da devlet türü vardır:
1. Monarşi: Ortak iyiliği amaçlayan tekin yönetimi 2. Aristokrasi: Ortak iyiliği amaçlayan azınlığın yönetimi 3. Politeia: Ortak iyiliği amaçlayan çoğunluğun yönetimi
Aristoteles, fakir çoğunluğun kendi sınıfsal çıkarı doğrultusunda siyasal iktidarı elinde bulundurduğu rejime demokrasi adını verir.
Yukarıdaki üç devlet türü içinde demokratik yönetim biçimi olarak da
nitelenebilecek, Aristoteles'in tercih ettiği, ortak iyiliği ve doğruluğu amaçlayan devlet modeli Pollteia'dır.
3. Sofistler
Yine bu dönemde sofistler de önemli ve etkili felsefi ekallerden biridir. Sofist düşüncenin başlıca unsurları şunlardır:
• Geleneksel değer yargılanna eleştirel yaklaşım
• Pratik bilgiye atfedilen değer
• Düşünce kapsamında insana atfedilen merkezi konum
• Faydacı yaklaşım C. Modern Dönem Öncesi 1. Roma
Romalılar siyaset bilimine düşünürler ve onların fikirlerinden ziyade ortaya çıkardıkları kurumlar ve uyguladıkları hukuk hükümleriyle katkı yapmışlardır.
JACK PAROL
Devlet, cumhuriyet, hükümet, emperyalizm, ulus, anayasa gibi modern siyaset bilimi literatürüne giren birçok kavram Roma kökenlidir.
Roma düşüncesinde Cicero, De Republica ve De Legibus adlı eserleriyle siyaset bilimine katkıda bulunmuştur. "Ona göre De Republica bir hukuk ve çıkar anlayışıyla bir araya gelmiş insan topluluğudur."
Orta Çağ'da krallığın iktidarı (siyasal iktidar), Kilisenin iktidarı karşısında ikinci plana itilmiştir. Aziz Augustinus, bir Hıristiyan siyasal düzeninin olanaklı olduğunu ileri sürmüştür. Aziz Augustinus'un en önemli eseri Ciuitate Die (Tanrı Sitesi) dir.
2. İbni Haldun
Yine bu dönemin önemli düşünürlerinden biri de Tunuslu İbni Haldun'dur. İbni Haldun (1332·1406) devlet ve iktidar kavramlarını bilimsel bir yaklaşımla incelemiştir. En önemli yapıtı Kitabul l-iber adlı yedi ciltlik eserine yazdığı giriş mahiyetindeki Mukaddime' dir. İbni -Haldun, toplumları üretim biçimlerine"
göre ayırmıştır. İbni Haldun'un toplum sınıflandırmasında bedevilik kabile toplumu
ve site devleti bulunmaktadır. ibni Haldun'a göre siyasal sistemi etkileyen toplumsal olgu ve olayların temelinde ekonomik etmenler yatmaktadır. ibni Haldun, devletin ve uygarlıkların tıpkı canlı varlıklar gibi doğup, gelişip yok olduklarını ileri sürerek, on dokuzuncu yüzyıl organizmacılığının (Spencer) öncülüğünü yapmaktadır.
D. Modern Çağ
Yeni Çağ'da düşünürlerin siyasal olguları ele alış şekilleri de değişmiştir.
Rönesans döneminde temel vurgu egemenlik (iktidar) kavramı ve egemenliğin kullanılış biçiminedir.
1. Machiavelli (1469-1527)
Bu dönemde Machiavelli, gözlemlediği olaylara dinsel ya da ahlaksal açıdan yorum yapmayıp var olanı saptamaya çalıştığı için laik düşüncenin temellerini atmış olarak yorumlanabilir. En bilinen eseri Prens (Hükümdar) 'dır.
2. Montesquieu (1689-1755)
Fransız düşünürü ve siyaset bilimcisi olan Montesquieu, Yasaların Ruhu adlı eserinde, farklı politik toplumlardaki farklı pozitif hukuk sistemlerinin çok çeşitli faktörlere, örneğin, halkın karakterine, ekonomik koşullarla iklim gibi faktörlere bağlı olarak değiştiğini, bunun da yasaların gücünün
(ruhunun) bir sonucu olduğunu söylemiştir. Dolayısıyla tüm insanlar için geçerli bir doğa yasası ya da evrensel insan doğasından bahsetmek mümkün değildir.
Montesquieu, bir toplumdaki kuralların o toplumun yaşadığı coğrafya ile yakından ilişkili olduğunu ve insan davranışları üzerinde iklimin büyük rol
JACK PAROL
oynadığını açıklamıştır. Acem Mektupları adlı yapıtında 18 yy. Fransız ulusundaki etnosentrik önyargıları silmek istemiştir.
Montesquieu, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrı olduğunu vurgulayarak günümüzdeki "kuvvetler ayrılığı" prensibini ilik kez kavramsallaştıran kuramsal bir temele oturtmuştur. Siyaseti fiziki, kültürel, psikolojik, sosyolojik ve tarihsel bağlamda bir bütün olarak görmektedir. Bu anlamda siyaset bilimindeki
yapısal-işlevselci yöntemin kurucusudur.
Montesquieu'nun siyaset bilimine başlıca katkıları şöyle sıralanabilir:
• Siyaset biliminin teolojik etkilerden arındırılması
• Despotizm, monarşizm ve cumhuriyet olarak üç farklı yönetim anlayışı
• Toplumsal sorunları spekülatif değil, kurumsal ve çevresel koşullarla açıklamaya çalıştığı için çağdaş siyaset biliminin kurucusu sayılır.
• Bir ülke siyasal sistemi, yasaları ve kurumları üzerinde coğrafi ve kültürel öğeler rol oynamaktadır.
• Kuvvetler ayrılığı
• Toplumsal olayların nedensellik içinde açıklanması yöntemi 3. Jean Bodin (1530-1596)
Jean Bodin, egemenlik kavramını ilk olarak tanımlayan sistemleştiren ve teorileştiren isimdir. Bodin, Devletin Altı Kitabı adlı kitabında egemenliği, bir ülkede yaşayan insanlar üzerindeki yasayla kısıtlanamayan en üstün iktidar olarak tanımlamıştır.
Bodin'e göre egemenlik tek ve bölünmez sınırsız mutlak devredilmez ve kanunla kısıtlanmamış iktidardır.
E. Aydınlanma Çağı
17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa'da gelişen, akılcı düşünceyi temel alan, felsefede ve doğal bilimlerde deney ve gözleme dayalı önemli gelişmelerin olduğu, eski, geleneksel önyargılardan, skolâstik düşünceden ve dogmalardan insanı
özgürleştirmeyi amaçlayan düşünce sistemine aydınlanma (enlightment), bu döneme de aydınlanma çağı denir.
lmmanuel Kant'ın dönemin parolası olarak "akil kullanma cesaret' olarak tanımladığı aydınlanma felsefesinde, akli (ussalcılık) esas ve kurucu ilke olarak alınarak geleneksel insanın ve toplumun dinsel dogmalardan evrensel ussal ilkeler doğrultusunda özgürleşmesi, insanın aklıyla doğru bilgiye ulaşması doğru bilgiyle de toplumun ilerlemesi amaçlanır.
Aydınlanma felsefesinin gelişimine katkıda bulunan önemli düşünür ve aydınlar şöyle sıralanabilir:
Polonyalı Kopernik ( 1473-1 543) ve İtalyan Galileo Galilei (1564-1642) aydınlanma çağına öncelik eden doğa bilimcilerdir.
Aydınlanmanın ilk temsilcileri Fransız Rene Descartes ( 1596- ı 650) ve Alman Gottfried Wilhelm Leibniz 'dir (1646-1716). İngiliz aydınlanma hareketini,
JACK PAROL
İngiliz maddeciliğinin ve modern deneysel bilimlerin öncüsü sayılan İngiliz Francis Bacon ( 1561 - 1626) başlatmıştır.
iskoç David Hume (1711 -1776), John Locke (1632-1704) ve Thomas Paine de İngiliz aydınlanmasının diğer temsilcileridir.
Aydınlanma felsefesinin doğa bilimleriyle desteklenmesini sağlayan düşünür ingiliz lsaac Newton'dur ( 1642-ı 72 7).
18. yüzyılın ilk yarısında Fransız Aydınlanmasının en önemli isimlerinden biri F.M. Voltaire'dir (1694-1778).
Diderot ( 1713- 1784). Helvetius {1715- 1771 ), Montesguieu ( 1689-1755) ve Rousseau ( 1712-1778) da diğer Fransız aydınlanmacılarındandır.
Alman Aydınlanmasının öncüleri Herder (1744- 1803), lmmanuel Kant ( 1724- 1804) ve Wolff' dur (1679- 1744). Alman edebiyat akımının önemli isimleri ise j.W.Goethe (1749-1832) ve F. Schiller'dirm (1759- 1805).
F. On dokuzuncu Yüzyılda Siyaset Bilimi
Modern çağın ilk iktisat ekolü merkantilizmimdir. Merkantilizm kısaca, altın, gümüş gibi değerli madenlerin bir ülkenin siyasetinin ve ekonomik gücünün temel göstergesi olduğunu ileri süren bir düşüncedir.
Merkantalizmin Fransa'da uygulanan şekline Kolbertizm, Almanya ve Avusturya'da uygulanan şekline Kameralizm, İngiltere ve ispanya' da uygulanan şekline ise Bulvonizm denmektedir.
Diğer bir düşünce akımı da fizyokrasidir. Fizyokratlara göre doğadaki zenginliğin tek kaynağı toprak olduğundan toprak sahiplerinin devlet yönetiminde yönetici olarak söz sahibi olmaları gerekir.
Bu dönemde siyaset bilimi sosyolojinin gerisinde kalmıştır. Sosyoloji toplumsal sorunlara olgusal (pozitivist) açıdan çözüm bulmak amacıyla Auguste Comte ( 1 789-185 7) tarafından temellendirilmiştir.
Pozitivizmin kurucusu A. Comte'dur. Spencer ise sosyolojiyi biyolojik bir temelde ele almıştır.
19. Yüzyılın bir diğer önemli düşünürü de Karl Marx ( 1800-1895) tır. K. Marx, f.
Engels ile diyalektik materyalizm yöntemini geliştirmiştir.
Diyalektik yöntem kısaca şöyle tanımlanabilir:
"Tarihsel, toplumsal ve düşünsel süreçlerin aşağıda sayılan öncüllere dayanarak çözümlenmesi yöntemidir:
a. Doğadaki tüm olgu ve süreçler karşılıklı hareket ve evrensel bağlılık ilişkisi içindedirler; karşıtlar iç-içe geçmişlerdir ve aynı zamanda çatışma halindedirler.
b. Bu çatışma sürekli devinimi sağlar. Her yadsıma yadsınarak yeni bir süreci başlatır.
c. Niceliksel değişmeler belli bir birikim ve yoğunlaşma aşamasından sonra niteliksel dönüşümlere neden olurlar."
JACK PAROL
Maddecilik (materyalizm) ise, "Maddenin ezeliliğini, her türlü gerçekliğin özünün veya temelinin maddeye indirgenebileceğini ve dünya ötesi bir hayatın yokluğunu savunan dünya görüşüdür"
Bu iki tanımdan çıkarım yaparak, diyalektik materyalizmi, materyalist varlık bilimi (ontoloji) ile diyalektik yöntembilimin (metodoloji), tarihin okunmasına birlikte uygulanması diyebiliriz.
Marx' a göre toplumların tarihi, toplumsal sınıfların diğerlerine göre
bölüşümden daha fazla pay alabilmek için yaptıkları mücadelelerden oluşur.
Tarihin itici gücünü de bu sınıf savaşımı oluşturur.
19. yüzyıl siyaset bilimine Alexis de Tocqueville, yöntem açısından büyük katkı yapmıştır. 1835 ve 1840 yıllarında Amerika'da Demokrasi adlı iki bölümlük bir eser yayınlamıştır. Bu eserinde siyaset ve iktisat arasındaki ilişkilerin
karmaşıklığını, diğer değişkenlerin de siyasal analizlerde hesaba katılmasının zorunlu olduğu fikrini ortaya koymuştur.
Max Weber (ı 864-1920), siyaset bilimine siyasal iktidarın meşruluğunun temellerini açıklayarak katkı yapmıştır. Weber'e göre siyaset bir kişinin diğer kişiler üzerinde egemenlik kurmasıdır.
Ancak bu egemenliğin türüne dikkat çeker. Çünkü hiçbir iktidar baskı ve şiddet üzerine temellendirilemez. Weber otorite kavramını geleneksel, bürokratik (yasal, ussal) ve karizmatik otorite olarak üç ideal tip olarak sınıflandırmıştır.
Weber'in en bilinen yapıtları arasında Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı eseri bulunmaktadır.
Siyaset biliminin temel disiplinleri şunlardır:
• Siyaset felsefesi
• Siyasi teori
• Uluslararası ilişkiler
• Siyasal düşünceler tarihi
• Yöntem bilimi
• Siyasal İdeolojiler
SİYASET BİLİMİNDE YAKLAŞIMLAR A. Hukuksak Yaklaşım
Bu yaklaşım iktidarın zaman içinde mutlak, meşruti ve demokratik biçimlere dönüşmesi sürecinde ortaya çıkmıştır. Hukuksal yaklaşım çeşitli siyasal rejimleri inceleyip sınıflandırmalar yapmıştır. Bu yaklaşımda ülkelerin diakronik ve senkronik yöntem kullanılarak {aynı ülkenin farklı zaman dilimlerinde veya farklı ülkelerin aynı zaman dilimi içindeki) araştırmaları yapılmıştır. Hukuksal yaklaşım siyasal rejimleri yasa, anayasa gibi hukuki
metinler üzerinden değerlendirirken, yasa metinlerinin parti isimlerine vurgu yapmaması bu yaklaşımın zayıf bir yönünü ortaya çıkarmıştır. Çünkü çağdaş siyasal rejimlerde iktidar siyasal partilerde yoğunlaşmaktadır. Bu yaklaşımın
JACK PAROL
bir eksiği de, yeni bağımsızlığını kazanmış ülkelerde siyasal rejimler gelişmiş ülkelerin anayasaları ve kurumlan örnek alınarak oluşturulmasına rağmen hukuksal yapının fiili durumu ile siyasal yaşamın pratiğinin aynı sonuçları verememesini açıklayamamasında görülmektedir.
B. Davranışçı istatistiksel Yaklaşım
Bu akımın öncüleri Charles Merriam ve Harold D. Laswell'dir. Bu yaklaşımın konusu, siyasetteki ölçülebilir olgulardır. İstatistik bu yaklaşımın temel aracıdır ve bu da siyaset bilimini ölçülmesi mümkün olmayan konulan inceleyemez hale getirdiğinden siyaset biliminin kapsamını daraltmaktadır.
C. İşlevsel Yaklaşım
İşlevsel yaklaşım, davranışçı - istatistiksel yaklaşıma bir tepki olarak, onun boş bıraktığı noktaları inceleme alanına almak üzere ortaya çıkmıştır. Bu yaklaşımın temel tezi, toplumda hiçbir şeyin tek başına bir anlam ifade etmediği, her şeyin bir bütünün parçası olması önünden değerlendirilmesi gerektiğidir.
İşlevselciliğin ilk temellerini Durkheim ve Spencer atmasına rağmen bu
yaklaşımın gelişmesine en büyük katkıyı B. Malinovski ( 1884 - 1941 ) yapmıştır.
Robert K. Merton ve Talcott Parsons da bu yaklaşımın temsilcilerindendir.
D. Yapısalcı Yaklaşım
Yapısal yaklaşımı incelemelerinde ilk kullanan kişi Montesquieu' dur. Yapısal yaklaşımın iki ayrı kökeni, organcı yapısalcılık ve dilbilimci yapısalcılıktır. Yapı kavramını ilk kez Redcliffe Brown tanımlamıştır. "R. Brown'a göre yapım aralarında kurumsal olarak belirlenmiş ve denetlenmiş
ilişkiler bulunan kişiler arasındaki bir düzenlemedir." R Brown organcı
yapısalcılığın bir temsilcisi iken, Claude Levi Strauss, dilbilimci yapısalcılığın bir temsilcisidir. Strauss'a göre "Olayları yaşayan insanlar, olayların içindeki
yapıyı kavrayamazlar. Bu nedenle yapısalcı incelemenin amacı bu yapıyı bulmak ve bilimsel bir yasa biçiminde ifade etmektir. Böylece, görüntüleri n ardındaki yapı ortaya çıkarılmış olmaktadır.
E. Sistem Yaklaşımı
Sistem Yaklaşımının öncüsü David Easton'dur. Sistemi birbirleriyle yapısal ilişkiler içinde bulunan bir bütün olarak tanımlayabiliriz. Bu bağlamda siyasal sistem de o toplumdaki eğitim sistemi, üretim sistemi, tüketim sistemi, ... Vb.
çeşitli sistemlerle bir bütünü oluşturmaktadır.
"Easton’a göre, siyasal sistemin üç öğesi bulunmaktadır: Siyasal topluluk, siyasal rejim ve siyasal otorite. Siyasal topluluk, sistemin üyelerinden, yani genel olarak ülke yurttaşlarından, dar anlamıyla da seçmenlerden oluşur.
Rejim ise, siyasal topluluğun benimsediği siyasal davranış kural ve kalıplardır.
Siyasal otoriterin öğeleri ise, siyasal karar alma yetkisi kendilerine sistemin üyeleri tarafından tanınmış olan yöneticilerdir."
2.SİSTEM KAVRAMI ve SİYASAL SİSTEM
JACK PAROL
Siyasal sistem ise, toplumların kolektif amaçlarını belirlemesi ve bu belirlenen amaçlara ulaşılması için kurdukları bir örgütler dizisidir.
Siyasal sistem kapsayıcıdır. Sistemin faaliyetleri, girdileri veya çıktıları toplumdaki bütün üyeleri ilgilendirir. Sistemin kararları bağlayıcıdır. Toplumun (siyasal sistemin) üyeleri, sistemin ürünü olan kurum ve/veya yasalara uymak zorundadır. Siyasal sistem kendisini etkileyen çevresel faktörlere sahiptir. Son olarak da, bir siyasal sistem diğer siyasal sistemlerle etkileşim içindedir.
A. Easton'un Sistem Analizi
D. Easton, Siyasal Sitem (The Political System), Siyasal Analiz için Çerçeve (A Frameworkfor Political Analysis), Siyasal Yaşamın Sistem Analizi (System Ana/ysis of Political Life) gibi eserleriyle siyasal sistem analizleri yapmıştır.
B. M. Duverger'in Sistem Modeli
Fransız siyaset bilimci M. Duverger, 1973 yılında yazdığı Siyaset Sosyolojisi adlı eserinde bir siyasal sistem tipolojisi ortaya koyar. Modelini kurarken de sosyal sistemlerin hemen hemen tümünde görülen dört temel değişkeni göz önünde bulundurur bunlar:
- ekonomik değişken - sosyal sınıflar - ideolojiler
- siyasal örgütlenme II. HÜKÜMET SİSTEMLERİ
Parlamenter sistem, İngiltere, Almanya, Türkiye, İtalya, Yeni Zelanda gibi ülkelerde uygulanmaktadır.
a. Parlamenter Sistemin Özellikleri
1. Bu sistem kuwetlerin yumuşak ayrımına dayanır.
2. Yürütme organı iki başlıdır (düalizm). Devlet baskanı. yürütme organının sorumsuz kanadını, bakanlar kurulu ise, sorumlu kanadını oluşturur.
3. Hükümet (kabine), yasama organı (parlamento) içerisinden doğar, yasama organından aldığı güvenoyuyla yürütme işlevini götürür ve yasama organına karşı sorumludur. Bu nedenle parlamenter hükümet sistemi diye de anılır.
4. Bu sistemde yasama organı yürütme organını istifaya zorlayabitir ya da güvensizlik oyu ile düşürebilir; yürütme organı da yasaman organını feshedebilir.
2 . Başkanlık Sistemi
Başkanlık sisteminin en belirgin örneği Amerika Birleşik Devletleri'dir. Ayrıca Venezuella, Arjantin, Brezilya gibi ülkelerde de bu sistem uygulanmaktadır.
a. Başkanlık Sisteminin Özellikleri
1. Bu sistem kuvvetlerin sert ayrımına dayanır.
2. Yürütme organı ve devlet başkanı tek kişinin elinde toplanmıştır (monizm).
Bakanlar yalnızca baskana karşı sorumludur.
JACK PAROL
3. Başkanın yasama organını feshetme, yasama organının da güvensizlik oyu ile başkanı düşürme yetkisi yoktur.
4. Parlamenter sistemin aksine, devlet başkanı (başkan) halk tarafından seçilir 3. Yarı Başkanlık Sistemi
Bu sistemin uygulandığı ve ilk olarak akla gelen örnek ülke Fransa' dır. Portekiz ve Finlandiya'da yarı başkanlık sistemi uygulanmaktadır.
a. Yarı Başkanhk Sisteminin Özellikleri 1. Bu sistemde yürütme iki başlıdır.
2 Devlet başkanı halk tarafından seçilir. Devlet başkanının tek başına (re'sen) karar alma yetkisi olduğu gibi " karşı imza" kuralına da ihtiyaç duyabilir.
3. Bakanlar kurulu parlamentoya karsı sorumludur.
3.bölüm Siyasal Güçler
Siyasal partileri, "bir program ya da ideoloji etrafında toplanmış siyasal iktidan elde etmek ya da paylaşmak amacını güden, sürekli ve resmi üyelik temelinde bir örgüte sahip kuruluşlar
Günümüz siyasal partilerine yakın ilk siyasal partiler Amerika Birleşik Devletleri ve ingiltere'de görülmüştür. Duverger'e göre, 19. yüzyıl Avrupası'nda modern siyasal partilerin doğuşu iki nedenle açıklanabilir: Bunlar, temsili ve sorumlu hükümet ilkesinin ortaya çıkışı ve oy hakkının tüm topluma yayılmasıdır. İlk siyasal parti, 1795 - 1800 yılları arasında Amerika'da kurulan Cumhuriyetçi Parti' dir. ingiltere'de kurulan ilk siyasal parti ise 1877 yılında kurulan Liberal Federasyon'dur.
siyasasi parti işlevleri 1. Temsil:
2. Siyasal Devşirme: Profesyonel siyasetçiler, yönetici kadrolar ve liderler parti kadroları içerisinden çıkmakta ve yine partiler aracılığıyla siyaset yapmaktadırlar. Siyasal devşirme sistemi, partilerin kendi içlerinde uyguladıkları aday gösterme ve seçimler yoluyla yapılmaktadır.
3. Menfaatlerin
4. Politika Belirlenmesi
5. Sosyalleşlme ve Mobilizasyon: Siyasal partiler, halkın siyasal sisteme katılmasını ve bireylerin başka bireyler veya gruplarla, farklı düşünce kalıplarıyla tanışmalarını sağlayan, halk kitleleri ile iktidar arasında köprü işlevi gören aracı kurumlardır.
6. Hükümetin Organizasyonu:
B. Siyasal Partilerin Unsurları Beşeri Unsur a. Yöneticiler
b. Profesyonel Politikacılar c. Militanlar (Partizanlar) d. Sempatizanlar
JACK PAROL
PARTi TİPOLOJİLERi
Sınıflandırmanının faktörleri :
a) Parti içinde iktidar dağılımı ve merkezileşme derecesi, b) Liderin (veya liderler kadrosunun) rolü;
c) Parti disiplininin sıkı ya da gevşek oluşu;
d) Kararların alınmasına katılma olanakları;
e) İdeolojinin parti politikasındaki ağırlık ve etkenlik derecesi;
f) Partinin parlamento grubu ile diğer parti kurulları (özellikle merkez yönetim kurulu} arasındaki ilişkilerin niteliği;
g) Parti tutarlığı (üyeler arasındaki tutum ve davranış birliği) h) Üyelerle parti arasındaki ilişkilerin niteliği
Kadro ve Kitle Partileri
Partilerin örgütlenmeleri temeline dayalı bu parti tipolojisi M. Duverger'e aittir 1. Kadro Partilerinin Temel Özellikleri
- Bu partiler 19. yüzyılda parlamento içinden doğmuş partilerdir.
- Kadro partilerinin temel birimleri komitelerdir.
- Komitelerde görev verilen kişiler çevrelerinde isim yapmış, son derece şöhret sahibi, soylu, zengin ve statülerinden dolayı çevresindekilere etki yapabilecek, yani ekonomik ve sosyal bakımdan güçlü ve itibar sahibi kişilerdir.
- Bu partilerin etkinlikleri seçim dönemlerinde yoğunlasır.
- Komiteterin üye sayısını artırmayı pek düşünmezler, üyelerin niceliğinden ziyade niteliğine önem verilir.
- Komiteterin merkezle ve örgütle olan ilişkileri zayıftır.
- Ağırlık meclis gruplarındadır.
- Faaliyetleri seçim dönemleriyle sınırlıdır.
- Katı parti disiplini yoktur ve genel merkez otoritesi zayıftır.
- Parti finansmanını gönüllü yardım ve bağışlarta sağlar.
Kısaca kadro partileri, genellikle toplumsal ve ekonomik olarak güçlü kesimlerin siyasal temsilcisi olan, asıl ağırlığının meclis gruplarında bulunduğu, parti disiplini ve genel merkez otoritesinin zayıf olduğu, çoğunlukla seçimle sınırlı faaliyetleri olan partilerdir. Günümüz Avrupasının liberal ve muhafazakar partileri bu gruba girer.
2. Kitle Partilerinin Temel Özellikleri
- Kitle partileri 19. yüzyılın sonlarına doğru 20. yüzyılın başlarında, parlamento dışından doğmuş partilerdir.
- Partiye üye olanların niteliği değil , niceliği önemlidir.
- Parti finansmanını üye aidatiarından sağlar.
- Faaliyetleri sadece seçim zamanıyla sınırlı değildir. ideolojilerini geniş kitlelere benimsetmek için sürekli çalışmalar yaparlar.
JACK PAROL
- Kitle partilerinin merkez örgütlenmeleri, katı ve oligarşik eğilimler gösterir.
Kısaca kitle partileri, demokrasi tarihinin erken dönemlerinde (19.yy) ortaya çıkmış, toplumsal tabanlarını sosyal ve ekonomik olarak güçsüz kesimlerinin oluşturduğu, üyelerinin siyasal bilinçlerini geliştirmeye çalışan, sürekli ve yaygın bir siyasal etkinlik içinde bulunan ve parti genel merkezi ile meclis grubu arasında bir dengenin olduğu siyasal parti türüdür.
Önceleri sosyalist partiler; daha sonraları ise komünist ve faşist partiler kitle partisi özellikleri göstermişlerdir.
a. Sosyalist Partilerin Temel Özellikleri - Temel örgütlenme birimleri "kol" dur.
- Partiye oy toplamanın yanında üyelerin eğitimi, üyelerin dayanışması, ideolojik propaganda kollarının temel görevleri arasındadır.
- Parti disiplini katıdır.
b. Komünist Partilerin Temel Özellikleri - Temel örgütlenme birimleri "hücre"dir.
- Hücreler, isletmeler düzeyinde örgütlenirler. (Fabrikalar, okullar, çeşitli toplumsal kurumlar)
- Hücre üyeleri arasındaki ilişki sıkı ve yoğundur.
- Hücre üyelerinin özel hayatları bile üst parti organlarınca düzenlenir.
- Komünist partiler her ne kadar kitle partisi olarak üye sayılarını artırmak isteseler de, herkes parti üyeliğine kabul edilmez. Üyeler arasında uyum ve ideolojiye sadakatle bağlılık esastır.
- Parlamento üyeleri, ve sadece parti merkezinin almış olduğu kararları uygulama parti merkezince belirlenen planlara uymakla yükümlüdürler. Aşırı merkeziyetçilik hakimdir.
c. Faşist Partilerin Temel Özellikleri
- Faşist partiler, tartışılmayan ve eleştirilemeyen tek bir lidere bağlıdırlar.
- Bu partiler askeri disiplin ve tekniklerle örgütlenirler.
- Parti örgütlerinin üyelerine "milis" denir.
- Parti liderinin emirleri parti organları ve milislerce tartışmasız yerine getirilir.
Kadro
Partileri KITLE PARTILERI UZMANLAŞ
MlŞ K
DÜZENLERINI GETIRICI Sosyalis
t omünis Faşist
Partile Kökeni Parlament
o içi Parlament
d Parlamento
d Parlament
d Temelöge Komite Seksiyon Hücre Milis Parti içi Zayıf Kuwetli Çok
li
ÇokKuwe Ba!llantı Yatay ve
Dik Dik(?y ve bir
t Sadece
dik Sadece
Merkezileş Ademi dik k i
Nispi yerel k i
Demokrat Merkeziyet Parti biçimi XVIII.
yy. kısıtlı oyu ile
l
XIX yy.'ın ortaların-
XX . yy.
ürünü XX.yy.ürü nü
JACK PAROL
Fonksiyonl
arı Seçimler
ve
parlarnen toyla ilgili faaliyetler
Siyasal eğitim ve yeni elitlerin yeli§li- rilmesi
Olaylar yaratan propag anda, çevrete rne ve
Güç ve zor kullanar ak halk hareketl Siyasal
k
Seçmenler Uyeler ve l
Üyeler ve Üyeler ve Sosyal
temel Küçük ve büyük
Buıjuvalaş maya
işçi sınıfı Burjuv azi ve orta sınıf Faaliyeti Devamlı
olmayıp geçicidir
Devamlı ve
düzgün Devamlı Devamlı Mahiyeti Uzmaniaş
ma gerektiri
Uzmaniaşm a gerek- tiriyor (T l l k
Düzen getirici ( t it
Düzen getirici
(D k
Yönetilen lerin seçilmesi
Nispi bir otokrasi vardır ve
Nispi bir otokrasi vardır ve
i lidi
Son derece kuv-
tli
Son derece kuwetli otokrasi Yenilenme Son
derec
Yenilenme çok güç yaşianma ile
Kontrollü Kontrollü
Parlamente rlerin gücü
Son derece etkili bir güç
ilke olarak parla- menterler partinin verecekleri
Partiye tam bağlı olma durumu.
Milletvekil
Partiye tam bağım lı durumu vardır.
B. Temsil Partileri- Bütünleşme Partileri
Partilerin işlevlerini temel alan bu parti tipolojisi Sigmund Neumann'a aittir.
Temsil partilerinin temel amacı seçimlerde mümkün olduğunca çok oy alabilmektedir.
Kamuoyunu etkileyebilmek için pragmatik politikalar geliştirirler.
Bütünleşme partileri temsil partileri gibi sadece temsil etmeyi amaçlamazlar.
Ayrıca kitleleri siyasi açıdan eğitmeyi, sosyalleştirmeyi amaçlarlar. Bu yüzden totaliter nitelikler gösterme eğiliminde olabilirler.
Neumann partileri işlevleri açısından, Duverger ise örgütlenmeleri açısından inceleyerek tipolojilerini geliştirmişlerdir
Hepsini Yakala Partileri
Bu parti tipolojisi Otto kicheimer'e aittir.
"Hepsini yakala" partileri; belirli toplumsal kesimlerin veya sınıfların sözcüsü olmaktan çok tüm ulusun sözcülüğünü yapmak isteyen, finansmanını hem kamusal hem özel pek çok kaynaktan sağlayan, üyelerden çok liderlerin etkin
JACK PAROL
olduğu ve baskın bir ideolojik karakter taşımayan bir örgütsel yapıya sahip olan partilerdir."
Kitlesel Bürokratik - Profesyonel Seçimlere Dönük Partiler Bu parti tipolojisi Panebianco'ya aittir.
Panebianco'nun kitlesel bürokratik partiler dedigi şey, Duverger'nin kitle partisine ve Neumann'm bütünleşme partilerine tekabüI eder; ideolajik karakterli, güçlü bir teşkilatlanmaya sahip, finansmanı üye aidatlanndan saglayan bir yapıya sahiptir. "Seçimlere dönük profesyonel partiler" ise, ideolojinin hakim olmadıgı, profesyanellerin teşkilat içinde baskın olduğu, finansmamm belirli çıkar grupları ve devlet yardımları vasıtasıyla sağlayan partilerdir.
E. Kartel Partileri
Katz ve Mair, bu tipolojiyi, partilerin devletle olan ilişkilerini temel alarak oluşturmuşlardır.
"Kartel partileri dağınık ve geniş bir seçmen kitlesini cezp etmeye çalışan , özellikle seçim kampanyalarında yapılan harcamalarla kendisini göstermek isteyen, yönetim konusundaki maharetine vurgu yapan, üyeleri ile bağı ve örgütsel yapısı son derece zayıf olan partilerdir. Katz ve Mair'in vurguladığı üzere; kartel partileri, partilerin geleneksel işlevlerinden olan sivil toplum ile devlet arasındaki arabuluculuk görevini bir kenara bırakıp, devletin elinde bir vasıta haline gelmiş partilerdir."
F. Modern Kadro Partileri
Bu tipolojinin sahibi Ruud Koole'dlr.
Buna göre modern kadro partilerinin temel nitelikleri şöyle sıralanabilir;
1. Profesyonel lider grubunun hakimiyeti (özellikle parlamentodaki partilerde) söz konusudur. Ancak bu gruplar parti tabanına hesap verirler.
2. Düşük üye ve seçmen oranı söz konusudur. Bununla birlikte varolan üyeler hem parti finansmanı hem de aday belirleme süreçleri açısından önemli görülür.
3. Seçmenlere dönük güçlü ve geniş bir yönelme söz konusudur.
4. Parti içi disiplini sağlamaya dönük dikey bir örgüt yapısı vardır.
5. Parti finansmanı hem üye bağış ve aidatiarına hem de devlet yardımına bağlıdır.
III. PARTi SiSTEMLERi
Parti sistemleri içinde en bilinen sınıflandırmayı M. Duverger yapmıştır.
Duverger, partileri sayılarına göre sınıflandırmıştır: Tek partili sistem, iki partili sistem ve çok partili sistem.
Giovanni Sartori de, partilerin sayılarının yanı sıra ideolojik duruşlarını da esas kriter olarak kabul ederek parti sınıflandırması yapmıştır. " Bunlar, "iki partili",
JACK PAROL
"üç-beş partinin yer aldığı ılımlı çok partili" ve "altıdan fazla partinin yer aldığı aşırı çok partili" sistemlerdir."
A. Tek Partili Sistem
Tek partili sistemi, sistemin niteliklerine göre alt sınıflandırmalara tabi tutabiliriz.
1. Gerçek Tek Partili Sistem
Bu parti sisteminde hukuken ve fiilen başka partilerin kurulmasına izin verilmez. Gerçek tek partili sistemi de iktidardaki partinin amaçlarına göre ikiye ayırabiliriz: Totaliter tek parti ve otoriter tek parti.
a. Totaliter tek parti: Totaliter tek parti sisteminde toplumun sosyal, hukuki, siyasal ve ekonomik yapısı belirli bir ideolojiye göre düzenlenir. Bu sitemde iktidardaki tek partinin amacı ideolojinin gerekleri doğrultusunda bir toplum yaratmaktır. (Komünist ve faşist tek partili sistemler)
b. Otoriter-Pragmatik Tek Parti: Bu sistemde iktidardaki parti ulusal birliği gerçekleştirme, ekonomik kalkınmayı ve siyasal ve toplumsal modemleşmeyi sağlama amacını güder.
2. Karmaşık Tek Partili Sistem
Bu tip bir tek partili sistemi de demokratik olup olmaması yönünden ikiye ayırabiliriz.
a. Hakim (Üstün) Parti
Siyasal sistemde, hukuken (de jure) ve fiilen (de facto) parti kurmaya izin vardır. Seçimler, özgür ve demokratik şekilde gerçekleştirilir. Ancak bir parti halkın oylarıyla uzunca bir süre iktidarda kalabilir. Hakim (üstün) parti sistemi özü itibariyle demokratik ve çoğulcu bir sistemdir. (Örnek Hindistan'daki Kongre Partisi)
b. Hegemonya Partisi
Bu sistemde hukuken parti kurmaya izin vardır. Fakat kurulan partiler iktidardaki partinin uydusu niteliğindedir. iktidarı ele geçirmeleri hatta iktidara ortak olmaları söz konusu değildir. Görünürde (de jure) çok partili, gerçekte (de facto) ise tek partili bir sistemdir.
B. iki Partili Sistem
"Westminster" tipi demokrasi de denilen bu sistemde hukuken ve fiilen çok partili hayata izin vardır. Seçimler özgür ve demokratik bir ortamda yapılır.
Fakat toplumun homojen olması nedeniyle toplum parlamentoda iki parti tarafından temsil edilir. Bu partilerden biri parlamentoda sandalye üstünlüğünü elde ederek iktidar partisi olma görevini üstlenirken, diğeri de muhalefet görevini üstlenir. Seçim sonuçlarına göre iktidar ve muhalefet, bu iki parti arasında el değiştirir. (Örnek İngiltere'de İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti)
C. Çok Partili Sistem
JACK PAROL
Çoğulcu, uzlaşmacı olarak da adlandırılan bu sistem de, kendi içerisinde iki farklı ayrıma tabi tutulabilir. Giovanni Sartori çok partili sistemi parti sayılarına ve partilerin birbirlerine karşı tutumlarına göre "ılımlı" ve "aşırı" çok partili sistem olarak ayırmaktadır:
1. ılımlı Çok Partili Sistem
Bu sistem iki partili sisteme yakın bir mantıkla işler. Partiler sadece aralarında kutuplaşmıştır. Ancak bu kutuplaşma ideolojik bir kutuplaşma değildir.
Program ve ortak hareket etme noktasında kutuplaşmalar görülür. İktidar, alternatif parti koalisyonları arasında el değiştirir.
2. Aşırı Çok Partili Sistem
Bu sistemde ideolojik kutuplaşmalar çok fazladır. Partilerin siyasal sistem üzerindeki mutabakatı çok zayıftır. İdeolojik olarak uç siyasal partilerin fazlalığı siyasal istikrarsızlığa sebep olur.
G. Sartori, parti sistemini belirlerken parlamento dışındaki partileri nazara almaz. "Ona göre, partilerin parti sisteminin unsurları olarak sayılabilmeleri için, ya "koalisyon Potansiyeli”ne veya "şantaj potansiyeli" ne sahip olmaları gerekir. Bir parti hükümet koalisyonlarına (veya şüphesiz, bir tek-parti hükümetine) katılmışsa yahut büyük partiler onu muhtemel bir koalisyon ortağı olarak görüyorlarsa, koalisyon potansiyeline sahip demektir"
Jean Blondel de partilerin sayılarını ve nispi büyüklüklerini göz önünde bulunduracak bir parti sistemi oluşturmuştur.
Parti sistemleri üzerinde seçim sistemlerinin de büyük etkisi vardır.
"Duverger'nin 'sosyolojik kanunlar' olarak formüllendirdiği etki ilişkileri üç noktada toplanabilir:
a) Tek turlu basit çoğunluk usulü iki-parti sistemini geliştirir;
b) Nisbi temsil usulü çok parti sistemini teşvik eder;
c) iki turlu çoğunluk usulü partiler arasında seçim ittifaklarına yol açan bir çok parti sistemini geliştirir."
Robert Michels (1876 - 1936), bürokratikleşmeyi, modern toplumların oligarşik eğilimlerine bağlamaya çalışan ilk kuramcılardandır. " "Oligarşinin tunç kanunu" adını verdiği genellemede, hukuken ve görünürde demokratik
JACK PAROL
ilkelerle yönetildiği zannedilen örgütlerin zamanla yöneten azınlık ile yönetilen bir çoğunluğa dönüştüğünü ifade eder. Michels çalışmalarını demokratik gibi görünen siyasal partiler (Alman Sosyal Demokrat Partisi) ve sendikalar üzerinde yapmıştır. Ortaya çıkan sonuç ise şudur: "Örgütlerin tümü, hatta yapıları resmen demokratik olanları bile, yapılarını fiilen oligarşiye dönüştüren
"tunçtan bir kanuna" tabi olurlar.
IV. BASKI VE ÇIKAR GRUPLARI
Baskı ve çıkar grupları, siyasal partiler gibi siyasal iktidarı doğrudan ele geçirmek yerine, üyelerinin maddi manevi her türlü çıkarlarını korumayı amaçlayan, dolayısıyla siyasal iktidarı menfaatleri doğrultusunda etkilemeye ve yönlendirmeye çalışan örgütlü veya örgütsüz insan gruplarıdır. Diğer bir deyişle baskı grupları, ortak çıkarlar etrafında yapılanmış ve bu çıkarları gerçekleştirmek için siyasal otoriteyi etkilerneye çalışan, ancak siyasal partiler gibi iktidarı elde etme ya da paylaşma amacı gütmeyen örgütlenmelerdir.
Çıkar grupları, üyelerinin maddi ve manevi çıkarlarını korumak için örgütlenirler. Dernekler, sendikalar, meslek kuruluşları çıkar gruplarına örnektirler.
Baskı grupları ise, çıkar gruplarının siyasal iktidara kendi çıkarları ve görüşleri doğrultusunda karar alınması ve bu kararların uygulanması yönünde faaliyet gösterdikleri anda ortaya çıkarlar. Kısacası her baskı grubu aynı zamanda çıkar grubudur fakat her çıkar grubu birer baskı grubu değildir.
A. Baskı Gruplarının Türleri 1. Anomik Baskı Grupları
Bu tip baskı grupları örgütlü bir yapıya sahip değildirler. "Önceden herhangi bir tasarlama, hazırlık ve çaba olmaksızın bir olay veya uygulamayı protesto etmek, siyasal otoritenin belli kararlar almasını temin etmek amacıyla baskı kurmaya yönelirler."
2. Örgütlenmemiş Baskı Grupları
Bu tip baskı grupları da örgütlü bir yapıya sahip değildirler. Örgütsüz olmalarına rağmen ortak menfaat algılayıp siyasal iktidarı o yönde karar almaya zorlamaya çalışan kişilerden oluşan baskı grubu niteliğindedirler.
3. Örgütlenmiş Baska Gruplara
Bu tip baskı grupları, üyelerinin menfaatlerini korumak ve bu menfaatler doğrultusunda siyasal iktidarı kararlarında etkilerneyi amaçlayan ve bu yüzden de örgütlü ve planlı yapıya sahip gruplardır. Meslek odaları bu tür baskı grubuna girerler.
4. Kurumsal Baskı Grupları
Bu tip baskı gruplarının kuruluş amaçları siyasal iktidara baskı yapmak değildir.
Fakat, süreç içerisinde baskı grubu niteliğini kazanırlar. Üniversiteler.
JACK PAROL
hastaneler ordu ve bürokrasi bu tip baskı gruplarına örnek olarak gösterilebilirler.
Resmi statüde olan, devlet veya kamu tüzelkişilikleri olan bu kamu kurum ve kuruluşlarının bu tür etkinliklerine siyaset biliminde "bürokratik siyaset"
denmektedir.
B. Baska Gruplaranın Baskı Yöntemleri 1. İkna Yöntemi (Lobicilik)
2. Siyasi Tehdit Yöntemi
3. Para veya Maddi Çıkar Sağlama Yöntemi 4. Grev, Boykot ve Kitlesel Eylemler
V. KAMUOYU
"Kamuoyu, belli bir zamanda, belli bir tartışmalı sorun karşısında, bu sorunla ilgilenen kişiler grubuna veya gruplarına hakim olan kanaattir."
Bir sorun karşısında kamuoyu oluşurken kamuoyunu oluşturan bireysel kanaatierin etkisi büyüktür. Bu etkiler şöyle sayılabilir:
- Bireylerin kişilik yapılarını oluşturan psikolojik faktörler - Sosyal çevre ve ait olunan sosyal tabaka
- Karşılıklı yapılan müzakereler ve kanaat önderlerinin rolü - Kitle iletişim araçları
Kamuoyu oluşumunu etkilemek amac ıyla yapılan propagandanın da belirli kuralları vardır. Bunlar;
konuyu basitleştirmek,
genel ifadelerle anlatmak,
tekrar etmek,
sevilen ögeleri kullanma
oybirliği sağlamak şeklinde belirtilebilir. "
A. Totaliter ve Otoriter Sistemlerde Kamuoyu
Totaliter ve otoriter sistemlerde kamuoyu oluşturmak için etkili kitle iletişim araçları devlet tekelinde ve kontrolünde olduğu için yönlendirme hep tek yönlüdür. Buna güdümlü kamuoyu da denilir.
B. Çoğulcu - Demokratik Sistemlerde Kamuoyu
Kamuoyunun serbestçe oluşabilmesi için olması gereken koşullar düşünce ve ifade özgürlüğü, basın - yayın özgürlüğü, örgüt kurma ve siyasal faaliyete katılma özgürlüğüdür. Bu gibi olanakların sağlandığı sistemlerde kamuoyu çeşitli fikirlerin serbestçe tartışılıp değerlendirilmesi sonucu oluşur.
C. Azgelişmiş Ülkelerde Kamuoyu
Bu gibi ülke insanları aynı devletin üyesi olma bilincine ulaşamadıklarından , ülke ve toplumsal sorunlara ilgiyle yaklaşmazlar. Ekonomik açıdan tabakalaşmalar olmadığından farklı çıkarları koruma çabası görülmez. Eğitim seviyesinin {okuma-yazma oranı) düşük oluşu da, kamuoyunun özgürce
JACK PAROL
oluşmasını engellemektedir. Bu yüzden de azgelişmiş ülkelerde güdümlü kamuoyu oluşması doğaldır.
VI. ELİTLER (SEÇKiNLER)
Seçkinterin siyasal sistemler üzerindeki etkilerini açıklamaya çalışan teorilerin temel tezi şudur: En ilkelinden en gelişmişine kadar tüm toplumlar yöneten azınlık ile yönetilen çoğunluk olarak ikiye bölünmektedir. Yönetilen kısım yöneten azınlığın kararlarına uymak durumundadır. Bu teorilerin kökeni ta Eski Yunan'a, Platon'a kadar uzanır.
A. Klasik Elit Teorileri
1. Vilfredo Pareto: "Eiitizm (Seçkincilik)" Teorisi
Elit sözcüğünü ve elitizm kavramını siyaset bilimi literatürüne Vilfredo Pareto sokmustur. Pareto, toplumu elitler ve elit olmayanlar, elitleri de kendi içerisinde yönetici elitler ve yönetici olmayan elitler şeklinde kategorize etmiştir. "Pareto'ya göre, toplumsal yaşamın her alanındaki en başarılılar seçkinleri oluşturur." Pareto, seçkinlerin üstün nitelikleri nedeniyle saygınlık sağlamış kişiler olduğunu savunur. Ayrıca seçkinleri de kendi içinde ikiye ayırır: "Yönetici elit" ve "yönetici olmayan elit". Yönetici elit siyasal iktidar üzerinde doğrudan veya delaylı olarak söz sahibi olan sınıftır.
Pareto ayrıca "elit dolaşımı" kuramını geliştirmiştir Bu kuramı geliştirirken de bedevilikten (göçebe toplumdan) uygar topluma (kent yaşamına) geçerken, yöneticilerin rahatlıktan dolayı zayıflayıp onların yerini başkalarının aldığını savunan ibni Haldun'dan etkilenmiştir. Pareto'ya göre seçkinler nitelikli insanlardır. Ancak onların çocukları kendileri kadar nitelikli olmayabilir. Bu da seçkinlerin sayıca azalmalarına sebep olur. Bu yüzden seçkinler, toplumun alt tabakalarından yetişen en başarılıları aralarına almalıdırlar. Ancak bu şekilde
"seçkin dolaşıma " sürebilir.
2. Gaetano Mosca : "Yönetici Smıf" Teorisi
Gaetano Mosca "elit" terimini kullanmaz. Sistematiğini "Yönetici Sınıf"
üzerinden kurar. Ona göre tüm toplumlar kaçınılmaz olarak "Yönetici sınıf" ve
"yönetilen sınıf" olmak üzere ikiye ayrılır. Yönetici sınıf daima azınlıktır. Azınlık durumundaki yönetici sınıfın çoğunluğu her zaman kendi yönetimi altında bulundurmasının sebebini ise şöyle açıklar: "Bunun bir tek nedeni var o da yöneten mutlu ve seçkin azınlığın çok iyi örgütlenmiş olmasıdır. Çünkü çok iyi örgütlenmiş ve dayanışma içinde, iletişim kanalları kurulmuş bir sınıf ya da grup; örgütlenmemiş dağınık, kendi içinde çelişkilerle dolu yığınları ve kitleleri kolayca yönete bilir. "
Mosca'ya göre yönetici sınıf sadece siyasal iktidarı elinde bulunduran grup değildir, ayrıca, siyasal iktidarı karar almada güçlü bir şekilde etkileyebilecek olanlar da bu sınıfa dahildir. Mosca yönetici azınlığın yönetilen çoğunluğun istek ve taleplerini göz önünde bulundurmak zorunda olduğunu savunur.
JACK PAROL
Yönetici sınıfın, yeni toplumsal güçlerin yükselmesine engel olmasının bir devrime neden olacağını savunur.
R. Michels'in daha önce üzerinde durduğumuz "Oligarsinin Tunc Kanunu" adlı tezi de, klasik seçkinci teoriler arasında sayılabilir. Michels de modern toplumların içlerinde oligarşik eğilimler taşıdığı savıyla seçkinlerin bütün toplumlarda var olacağını savunur. " Klasik seçkinci kuramlar, bir yandan sınıfsız toplumun olanaksızlığını vurgularken, öte yandan seçkinlerin kapalı bir güç oluşturmadıklarını ve oluşturmamaları gerektiğini savunurlar. "
B. Klasik Seçkin Teorilerinin Ortak Özellikleri
Temeli eşitsizlik varsayımına dayanır.
Toplumlar istisnasız iki sınıfta toplanır: yönetenler ve yönetilenler.
Elit grubun kendi içinde türdeş ve ortak hareket ettiği varsayılır.
Elit gerçeği belli bir döneme ait değil, tüm toplumların tarihinde mevcuttur.
Elitler, sorumluluk ve hesap verme yükümlülükleri taşımazlar.
C. Çağdaş (Demokratik) Elit Teorileri 1. Harold D. Laswell
Laswell'e göre, demokrasi ile seçkinlerin varlığı birbiriyle çelişmez. Yeter ki iktidardaki seçkinler halka karşı sorumlu tutulup gerektiğinde halkın oylarıyla bulundukları konumdan ayrılabilsinler. Yönetilen çoğunluk yönetici azınlığı her zaman seçimler, referandumlar, baskı ve çıkar gruplarıyla denetleyip kontrol altında tutuyorsa sistem demokratiktir.
2. Raymond Aron
Aron'a göre, geçmişten günümüze kadar toplumların siyasal sistemi ne olursa olsun çoğunluğun azınlığı yönettiği görülmemiştir. Bu nedenle de, bütün rejimler oligarşik niteliktedirleri Kalabalık ve karmaşık toplumlarda "halk için"
ve "halk adına" yönetim olabilir. Fakat, "halk tarafından yönetim" olamaz.
3. Joseph Schumpeter
J.Schumpeter 1942 yılında kaleme aldığı Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi adlı kitabında demokrasiden şöyle bahsetmiştir: "Demokrasi, halk tarafından yönetim olmaktan ziyade seçilmiş elitler eliyle yönetimdir." Ona göre demokrasi bir amaç olmaktan ziyade bir yöntemdir.
4. C. Wright Mills
Mills, seçkinler hakkındaki düşüncelerini, iktidar Eliti adlı kitabında ortaya koymuştur. "İktidar eliti, Mills' e göre toplumda 'stratejik kumanda mevkilerini' işgal edenlerden meydana gelir."40 Ona göre, iktidar elitini oluşturanlar
JACK PAROL
toplumda bir sınıf oluşturmazlar fakat, kültürleri, yaşayış biçimleriyle türdeş bir yapıdadırlar.
5. Robert Dahl
Dahl'a göre, modern toplumlarda tek bir seçkin grup tüm topluma yön veremez. Toplumda çok sayıda seçkin grup vardır ve bu gruplar birbirlerinden farklı özellikler gösterir, hatta birbirleriyle çelişirler. Bu yüzden R. Dahi, Poliarşi kavramını geliştirmiştir. "Buna göre, modern toplumlardaki iktidar yapısı ve güç dağılımı birden fazla seçkinler grubunun var olabilmesine imkan tanımakta, demokratik süreçler sonunda seçilen yönetici elitler, toplumdaki bütün önemli karar merkezlerine ve anahtar niteliğindeki işlere nüfuz edememekte, bu alanlar alternatif elitler tarafından doldurulmakta, bu yüzden de her şeyi denetiminde tutan bir elitin yönetimi mümkün olmamaktadır. "
Kısacası R. Dahi'ın poliarşi olarak kavramlaştığı şey, elit çoğulculuğunu ifade eder.
6. Giovanni Sartori
Sartori, demokratik ülkelerdeki seçkinlerle demokratik olmayan ülkelerdeki seçkinler arasında bir ayrım yapar. Ona göre demokratik ülkelerde seçkinler çoğuldur ve topluma önderlik ederler. Demokratik olmayan ülkelerde ise seçkinler tekildir ve topluma hükmederler.
D. Çağdaş (Demokratik) Elit Teorilerinin Ortak Özellikleri
- Elit grupları çoğuldur ve aralarında demokratik bir rekabet vardır.
- Elitler iktidara halk tarafından getirilirler.
- iktidardaki elitler kendilerini seçen halka karşı sorumludur.
4 Bölüm DEVLET VE İKTİDAR
Bir ülkenin ve bu ülke sınırları içinde yerleşik bir halkın varlığı devletin oluşması için yeterli değildir. Bu halkın örgütlenmiş siyasal iktidarı olması gerekir.
Esasen hükümet (siyasal iktidar) devletin bir organıdır. Hükümet, devlet adına onun tüzel kişiliğini kullanarak karar alma ve uygulama yetkisine sahiptir.
Hükümet ile devlet arasındaki temel fark: devlet süreklidir; hükümet ise secimlerle birlikte değişir.
"Pierson ise devletin sekiz ana özelliğini seçebileceğimizi düşünür. Bunlar:
( 1) şiddet araçlarının (tekel) denetimi.
(2) toprak, (3) egemenlik, (4) anayasallık ,
(5) kişisel olmayan iktidar.
(6) kamu bürokrasisi, (7) meşru yetki ve (8) yurttaşlıktır.
JACK PAROL
Pierson, bu listeye 9. bir özellik olarak "vergilenclirme"yi eklemektedir
K. Marx ve f. Engels, devletin var oluş sebebini sınıf mücadelelerine ve toplumdaki çıkar catışmalarına dayandırırken ; Hegel, devletin toplumun tümünün çıkarlarını savunduğunu düşünür.
Devletin kökeninin bir sözleşmeye dayandığını ileri süren Thomas Hobbes.
John Locke ve Jean Jacques Rousseau gibi düşünürlerin görüşleri "sosyal sözleşmecilik" başlığı altında toplanmaktadır:
Thomas Hobbes (1588-1679)
Hobbes, devletin ortaya çıkış sebebi olarak güvenlik gereksinimini görür. O'na göre uygar bir yönetimin olmadığı doğa durumunda, "insan insanın kurdudur"
(homo homini lupus), "herkesin herkesle savaşı" vardır. Bu durumda bireyler zımni (üstü kapalı) bir sözleşmeyle bazı haklarını sözleşmeye taraf olmayan bir egemene devretmişlerdir. 1651 yılında Leviathan (Dev) adlı yapıtını yazan Hobbes, bu eserinde "Cismi olmayan söz saçmadır" diyerek Materyalist felsefesini açıkça ortaya koyar.
2. John Locke (1632 - 1704)
Locke, doğa durumunda yaşayan insanların hem bir toplum hem de bir devlet düzeni içinde yaşamak üzere anlaştıklarını savunur. Doğa durumunda herkes yargılama hakkına sahiptir ancak uygar toplumda bu hak devlete verilmiştir.
Ancak, devredilen yargılama ve yönetme hakkı mutlak. sınırsız değildir.
Yönetim, yönetilenlerin sözleşmeden önce de var olan yaşam, mülkiyet ve özgürlük gibi doğal haklarını çiğnerse sözleşmeyi bozmuş olur. Bireysel özgürlükler de devlete karşı "denetleme ve dengeleme" (check and balance) düzeneği, yani kuvvetler aynlığı ile sağlanır. Locke, 1690 yılında siyasal yapıtı olan "Uygar Yönetim Üzerine İnceleme"yi yayımlamıştır.
3.Jean Jacques Rousseau (1712 -1778)
1775 yılında yazdığı insanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı adlı yapıtında, Rousseau, uygarlığa, mülkiyetin doğa durumundaki eşitliği bozmasıyla geçildiğini söyler. 1762 yılında yazdığı Toplum Sözleşmesi adlı yapıtında ise, doğa durumundaki eşitliğin uygar toplumda da sürmesi gerektiğini söyler.
Rousseau, insanları hem doğa durumundaki özgürlüklerinden vazgeçemeyecek, hem de uygar toplumdaki kavgalara son verecek bir yönetim altında toplamanın yolunu "genel irade" de bulmuştur. Rousseau'ya göre genel irade, bir toplumu oluşturan bireylerin iradelerinin toplamından daha fazla ve ondan daha üstün; toplumun ortak menfaatini temsil etmesi nedeniyle de toplumun tamamı üzerinde bağtayıcı olan güçtür. Ona göre, herkes tüm haklarını topluma devredecek, böylece hiç kimseye devretmemiş olacaktır.
insanlar toplumun yönetimi altına girerek de, kimsenin yönetimi altına girmeden kendilerine itaat etmiş olacaklardır. Rousseau, genel irade ile birey-
JACK PAROL
toplum sentezi yapmaya çalışmıştır ve birey çıkarları ile toplum çıkarlarının genel iradede uyuştuğunu savunmuştur.
4. John Rawls (1921-2002)
Amerikalı filozof John Rawls, liberal adalet anlayışını sözleşmecilik ilkesiyle birlikte temellendirdiği için "toplumsal sözleşme" geleneğini devam ettiren çağdaş toplum sözleşmesi kuramcılarından
sayılır. 1971 'de yayımladığı Bir Adalet Kuramı ile 1993'de yazdığı Siyasal Liberalizm başlıca eserleridir. Çalışmalarında toplumsal adalet ya da adaletin eşit dağılımını Inceleyen Rawls adalet düşüncesi oluşturma kaygısını taşır.
Franz Oppenheimer'in görüşüne göre insan, gereksinimlerini karşılayabilmek için iki temel araca sahiptir: çalışmak ve yağmalamak. Biri ekonomik (çalışmak) diğeri ise siyasidir (yağmalamak). Devlet de, bu iki aracın örgütlenmesinden doğmuştur.
Otoriter ve baskıcı rejimler piyasa (pazar) ekonomisinin gelişmesiyle yerlerini liberal demokrasiye bırakmaya başlamışlardır.
Devleti kuwete dayandıran otoriter rejimierin başlıca özellikleri şunlardır 1. Kapsayıcı ideoloji
2. Pazar ekonomisi 3. Tek parti
4. Organize terör 5. İletişimde tekel
Konfederasyon , ikiden fazla devletin bağımsızlıklarını koruyarak genellikle de ortak savunma amaçlı kurdukları birliklerdir. İlke olarak birliğe dahil olan ülkeler bağımsızlıklarını sürdürürler ve istediklerinde birlikten ayrılabilirler. Bireyler açısından konfederasyon vatandaşlığı söz konusu olmaz, her birey kendi devletinin vatandaşıdır.
Federasyon Birden çok devletin ortak bir anayasada birleşmesinden meydana gelen devlet topluluklarıdır. Yasama, yürütme ve yargı sistemi hem federe devletlerde hem de federal devletle ayrı ayrı bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri bunun tipik örneğidir.
Irsi (Soya Bağlı) Monarşi Devlet başkanlığı makamının veraset yoluyla el değiştirdiği monarşi türüdür.
Seçimli Monarşi Monarkın üyesi bulunduğu hanedan içinden seçilerek göreve getirildiği monarşi türüdür.
Siyasal iktidarın Özellikleri - Siyasal iktidar kapsaycıdır.
- Siyasal iktidar en üstün iktidardır.
- Siyasal iktidar maddi kuvvet ve zor kullanma tekeline sahiptir.
- Rıza ya dayalı bir iktidardır.
Demokratik Teoriler
JACK PAROL
1. Milli Egemenlik Teorisi
"Milli egemenlik teorisine göre, belli bir zamanda ve ülkede yaşayan insanların kişiliklerinden ayrı bir manevi kişiliği olan millet, egemenliğin tek meşru kaynağı ve sahibidir. " Bu teori, genel ve soyut nitelikleri haiz "milli irade"
kavramıyla J.J. Rousseau' nun düşüncelerinde temellenmiştir.
2. Halk Egemenliği Teorisi
Bu teori, "Milli Egemenlik Teorisi" ile benzerlikler gösterse de, temelde birbirinden farklı vurgular yapmaktadır. "Milli egemenlik teorisinde, egemenliğin soyut bir bütün olarak kendisine manevi kişilik tanınan millete verilmesine karşılık, halk egemenliği teorisinde egemenlik, somut olarak belli bir zamanda milli topluluğu meydana getiren vatandaşlar kitlesine verilmektedir."
Max Weber'e göre meşru iktidarın (otorite) üç ideal tipi mevcuttur.
Geleneksel otorite Karizmatik otorite
Yasal-ussal (rasyonel) otorite
Webere göre, bürokratik yapı ve örgütlenmenin temeli yasal-ussal otoritedir.
David Easton'a göre meşruiyet üç kaynakran beslenir ideolojik kaynak, yapısal kaynak ve liderin kişisel nitelikleri.
Egemenlik kavramını ilk kez tanımlayıp sistemli bir teori haline getiren, bu kavramı siyaset bilimi literatürüne sokan kişi jehn Bodin'dir. Ona göre egemenlik sınırsız. bölünemez ve devredilemez mutlak bir iktidardır.
Egemenlik kavramının kökü Latince "superanus", yani "en üstün iktidar"
kelimesidir. Bu anlamda Machiavelli (1469 - 1527) de, 1513 yılında yazdığı, ancak ölümünden 5 yıl sonra 1532 yılında basılan Prens (Hükümdar) adlı eserinde kurguladığı teorinin merkezine iktidar olgusunu oturlmuştur.
Egemenliği en üstün iktidar anlamında kullanan bir başka düşünür de Thomas Hobbes'tur. Onun düşüncesinde de egemenlik sınırsız, bölünemez ve devredilemez bir güçtür. Siyasal iktidarın meşruiyeti herkesin herkesle savaşını bitirebilmesinde yatar. Hobbes bu görüşlerini 1651 de yazdığı Leviathan adlı eserinde ortaya koymuştur.
''Machiavelli, Bodin ve Hobbes'un egemenlik anlayışında {klasik egemenlik), günümüz egemenlik teorilerinin en önemli ilkesi olan, siyasal iktidarın sınıriandırılması ilkesini bulamayız . Toplumu bir bütün olarak algılama , bu bütünlüğü soyut irade ile tanımlama, egemenliği bu iradenin yansıması olarak sunma ve sonuçta da, bu iradeyi tek bir kişinin/egemenin şahsında temsil etmeye indirgeme şeklinde gelişen bu süreçte, siyasal iktidarın meşruiyeti sadece egemenin keyfi iradesine bağlıdır.
5 bölüm siyasal gelişme
JACK PAROL
L. Pye, siyasal gelişme üzerine araştırma yapan siyaset bilimcilerin siyasal gelişme tanımlarını sınıflandırmaya tabi tutarak, siyasal gelişmenin ele alınış biçimlerini belirlemiştir:
"- Ekonomik gelişmenin zorunlu siyasal önkoşulu olarak siyasal gelişme ; - Sanayileşmiş toplurnlara uygun siyasal sistemin oluşturulması olarak siyasal gelişme;
- Siyasal modernleşme (eşitlik, katılma, liyakat gibi) olarak siyasal gelişme - Ulus-devletin işleyişine bağlı olarak siyasal gelişme;
- İdari ve yasal geli§me olarak siyasal gelişme;
- Kitle mobilizasyonu ve kitle katılımı olarak siyasal gelişme;
-Demokrasinin kurulması açısından siyasal gelişme;
- Çok- boyutlu sosyal değişim sürecinin bir yönü olarak siyasal gelişme: '' A. Edward Shils'in Tipolojisi
Shils, 1960 yılında siyasal sistemlerin gelişmesini beş aşamada inceleyen Yeni Devletlerde Siyasal Gelişme (Political Development in the New States) adlı bir araştırma yayınlamıştır. Bu beş aşama sırasıyla, siyasal demokrasiler, vesayet altındaki demokrasiler, modernleştirici, totaliter ve geleneksel oligarşilerdir:
1. Siyasal Demokrasiler: Shills bu demokrasi aşamasını batı demokrasisini temel alarak modelleştirmiştir. Bu rejimin kurumsallaşma, siyasal sorunları çözmede ve taleplere cevap vermede en mükemmel rejim olduğu
düşüncesindedir. Diğer ülkelerdeki sistemler bu sistem temel alınarak yorumlanmaktadır.
2. Vesayet Altındaki Demokrasiler: Siyasal demokırasilerin düzeyine erişememiş , fakat siyasal demokrasiyi örnek almış rejimlerdir. Siyasal demokrasilerde bulunan unsurların çoğunu bu sistemde görebiliriz.
3. Modemleştirici Oligarşiler: Hızlı bir modemleşmeyi ve iktisadi kalkınınayı gerçekleştirmek amacıyla sivil ya da asker yöneticilerin siyasal sistem üzerinde tüm insiyatifi ellerinde bulundurmalarıdır.
4. Totaliter Oligarşiler: Topluma belirli bir ideolojiyi tüm yönleriyle benimsetme ve uygulatma amacı taşıyan sistemlerdir.
5. Geleneksel Oligarşiler: Siyasal iktidarın çoğunlukla akrabalık yoluyla el değiştiği, geleneksel değerlerin hukuk kuralı olarak uygulandığı sistemlerdir.
B. Organski'nin Tipolojisi
Organski, toplumların gelişmesi nde dört önemli aşamanın olduğunu ileri sürmektedir. Bunlar: ilkel birleşme, sanayileşme, refah ve bolluk.
1. İlkel birleşme: Ekonomideki tek sektörün tarım olması nedeniyle
yönetenlerin sanayileşme politikası gerçekleştirmek istemeleri, halk üzerindeki idari ve siyasi denetim mekanizmalarının güçlendirllmesi, sivil ve askeri
seçkinlerden oluşan bürokratik bir aygıt geliştirmektedir.
JACK PAROL
2 . Sanayileşme: Uygulanan sanayileşme politikalarının sonuçlarının alınmaya başlandığı dönemdir.
3. Refah: Bu aşamada ise sanayileşmenin ortaya çıkardığı dağıtım sorunları Baş göstermektedir.
4 . Bolluk: Bu aşamada refahın ve üretilen malların artması sonucu ortaya çıkan siyasal isteksizlik durumu vardır.
C. Gabriel Almond - Bingham Powell'in Tipolojisi
Almond ve Powell, sistemleri üç kategoride sınıflandırmışlardır: ilkel sistemler, geleneksel sistemler ve çağdaş sistemler.
D. David Apter'in Tipolojisi
Apter, harekete geçirici sistem, ortaklık sistemi, modem otokrasi sistemi olmak üzere üç ayrı gelişme sınıflandırması yapmıştır.
1. Harekete geçirici sistem: Bu sistemin örgütlenme gücü sayesinde değişime ve gelişmeye yönelik değer yargıları yeniden sistemleştirilmektedir.
2. Ortaklık sistemi: Toplum u oluşuran farklı istek ve amaçları olan birçok grubun, müzakere yoluyla bazı ortak değerler yarattığı sistemdir.
3. Modem Otokrasi sistemi: Bu tip sistemde, düzen ile gelişme bir arada yürütülür .
6 bölüm ideoloji I.İDEOLOJİ KAVRAMI
''Siyasal ideoloji, bir ülke devlet millet siyasal bir parti veya siyasal bir grup tarafından benimsenen belirli siyasal hedefleri olan ve siyasal, sosyal, ekonomik olayları kurumları, bu amaçlara göre yorumlayan inanç ve fikirler bütünüdür."
Başka bir tanımlamayla da "İdeoloji, bireylerin gerçek var oluş koşullarıyla kurdukları imgesel ilişkinin, imgesel bir tasarımlanmasıdır.
ÇAGDAŞ SİYASAL İDEOLOJİLER A.Liberalizm
Liberalizm Avrupa'da bin yıl kadar hüküm süren feodalitenin parçalanması sonucu, aristokrat sınıf denilen toprak soyluları ile sanayileşme ve ticaretin gelişmesiyle ortaya çıkan kentsoylular denilen burjuva sınıfı arasındaki çatışma sonucu ortaya çıkmıştır. On beşinci yüzyıldan itibaren gelişmeye başlayan sanayileşme ve ticaretin ortaya çıkardığı ekonomik yönden güçlü burjuva sınıfı ekonomik, siyasal ve hukuki bazı haklara kendilerinin de sahip olması gerektiğini savunuyordu. Çünkü aristokrat sınıfının doğuştan siyasal, toplumsal ,ekonomik ve hukuksal hakları vardı. Liberalizm bu koşullar altında üç temel ilkeye dayalı olarak doğdu: Eşitlik, Özgürlük ve Çoğulculuk.
l. Liberalizmin Öğeleri
Bir siyasal ideoloji olan liberalizmin içerdiği başlıca değer ve ilkeler arasında bireycilik, özgürlük, hukuk devleti, çoğulculuk, eşitlik, özel mülkiyet, serbest piyasa, hoşgörü ve akıl sayılabilir.