DiYANET iŞLERi BAŞKANLIGI YAYlNLARI: 1543 ilmi Eserler: 231
Proje: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Yayın Yönetmeni Dr. Fatih KURT
Yayın Koordinatörü Dr. Faruk GÖRGÜLÜ
Tashih Zeynep ONAR
Grafik & Tasarım
Ali YÜCEER 1. Baskı, Ankara 2018
2018-06-Y-0003-1543 ISBN: 978-975-19-7051-0
Sertifika No: 12931
Baskı
Önka Matbaacılık Tel.: O 312 384 26 85
Eser inceleme Komisyonu Kararı: 07.11.2018/69
© Diyanet işleri Başkanlığı
iletişim:
Dini Yayınlar Genel Müdürlüğü Basılı Yayınlar Daire Başkanlığı
Tel: [O 312) 295 72 93- 94 Faks: (O 312) 284 72 88 e-posta: diniyayinlarladiyanet.gov.tr
SADAKAT VE GÜVEN
Doç. Dr. Ayşe SIDIKA OKTAY Süleyman Demirel Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
B
u çalışmada bireyden aileye, aileden topluma uzanan sadakat ve güven konusu Kur'an-ı Kerim ve hadis- ler bağlamında İslam ahlak düşüncesi çerçevesinde ortaya konmaya çalışılacaktır. Bizim İslam ahlakında temel kaynak-lanmız Kur'an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) hadisleri, genel olarak sünnetidir.
İslam düşüncesinde bütün ahlaki değerlerin kaynağı Ku-
ran'ı Kerim' dir. Yani temel değer ve ilkeleri belirleyen ve koyan Kur'an ve onun uygulaması olarak Hz. P~ygamberin sünnetidir. ·
Kur'an-ı Kerim bize günlük hayaumızdaki eylemlerimizin ger- çek hedeflerinin neler olması gerektiğini, buna uygun davra-
nışlarm nasıl yapılacağını ve iyi veya kötü seçimlerimizin muh- temel sonuçlanru açıklar. İnsana böylelikle hayatının amacını
ve anlamlı hale gelebilmesi için nasıl yaşaması, neler yapması gerektiğini öğretir, temel hedefleri ve değerleri koyar. Dola-
yısıyla Kur'an insana bir hayat felsefesi sunar. Kur'an'ın bize
sunduğu hayatın nasıl yaşanacağıru, değerlerin nasıl davranışa dönüştürüleceğini biz Hz. Peygamberimizin hayatından öğre
niriz. Çünkü bizzat Kur'an-ı Kerim'de "Ve şüphesiz sen büyük bir ahlak üZerindesin. "1 denilerek ahlakı övülürken, "Şüphesiz ki Allah'a, ahiret gününe iman edenlerle Allah'ı çok anan kimseler için
1 Kalem, 68/4.
103
SADAKAT V~ GÜVEN BAGLAMıNDA AİLE
Allah'ııı elçisinde güzel bir örnek vardıı:"2 Ayetiyle kirnin örnek
alınması gerektiği açık bir şekilde belirtilmiştir. Hazreti Ayşe
annemiz de Peygamber Efendimiz'in (s.a.s.) ahlakını "Onun
ahlakı Kur'an'dı"3 sözleriyle özetlemiştir. Bu sebeple Hz. Pey- gamberimiz'in sünneti de, yaşantısı da Kur'an'ın buyruklarının insanın hayatına nasıl yansı_ulacağını, Kur'an'da anlatılan yaşam
biçiminin nasıl olacağını gösteren bir örnektir. Hz. Peygambe- rin kendisi de bizim için ahlak konusunda bir modeldir.
İslam dünyasında daha sonralan gelişen tasavvuf ve felsefi ahlak gibi farklı yaklaşımlarda da temel bakış açısı değişmemiş,
mesela dinin bildirdiği ile aklın bildirdiği konular arasında bir
çatışma olmadığını düşünen Müslüman filozoflar filozofun ah-
lakıyla dindann ahlakı, akılcı ahiakla din! ahlak arasında bir çatışma olmamasına özen göstermişlerdir.4 Dolayısıyla İslam ahlakı içinde değerlendirilebilecek bütün yaklaşımlar, ilgilen- dikleri konular, yöntemler, değerlendirmeler farklı olsa da İs
lam'ın temel çizgisinden aynlmama noktasında sanki görüş birliği içerisindedirler. Müslüman filozoflar ahlak felsefeleriyle bir bakıma bu bakış açısının akılcı temellerini ortaya koymayı
hedeflerler.
İslam düşüncesinde ahlaki eğitim ve terbiyeye yönelik an-
latım ve tavsiyelere önce bireyden başlanır sonra aile ve toplum olarak giderek genişleyen bir çerçeve içinde ele alınır. Ailenin ve toplumun bir ferdi olarak kişinin ahlaki olarak olgunlaşması
ve güzel huylar kazanması aile ve toplumsal açıdan önemlidir.
Çünkü belli bir ahlaki seviye kazanan bireyin bu alışkanlıklan
nı aile ve toplum içerisinde de devam ettireceği varsayılır. Aile
kişinin hem ilk ahlaki eğitim aldığı hem de uygulama imkanı bulduğu yerdir. Toplum ise bireyin kendisi dışındaki insanlarla en geniş şekilde sosyalleşrne ve etkileşim fırsatı bulunduğu, farklı ahlaki niteliklerinin açığa çıktığı ortamdır.
2 Ahzab, 33/21.
3 Müslim, iman 164, Fiten 16.
4 Mustafa Çağncı, Aııalıatlanyla İslam Ahlahı, Ensar Neşriyat, İstanbul, 2006, s. 77-78.
Hemen hemen bütün ahlak kitaplan insanın sosyal bir var- iık olduğu tezi ile başlar. İnsan fıtri yapısı gereği sosyal bir var-
lıktır, yalnız yaşayamaz ve diğer insanlarla etkileşim içinde bir arada yaşama ihtiyacı duyar. İlk çağlardan itibaren filozoflarm hemen hepsinde bu yaklaşımı görürüz. İlkçağ'da Platon'dan (MÖ. 347)5 başlar sonra Aristoteles'e (MÖ. 322) geçer daha sonra Ortaçağ'da bizim Farabi (950), İbn sına (1037), İbn Mis- keveyh (1030), İbn Rüşd (1198), İbn-i Haldün (1406) gibi
filozoflanmızın tümü insanın sosyal bir varlık olduğu tezini
benimserniştir.6 İrısanın sosyal bir varlık olmasının iki temel sebebi vardır; ilki insanlarm yaşamak için gerekli olan ihtiyaçla-
nnın tamamını kendisinin karşılaması ve tek başına hayatlarını yaşamasının mümkün olrnamasıdır. Bunun için diğer insanlarla bir arada yaşamaya karşılıklı yardımlaşma ve iş bölümüne ih- tiyaç duyar. Karşılıklı iş bölümü ile her birey kendi yeteneği doğrultusunda topluma bir işi yaparak hizmet ederken başka
bireylerde diğer işleri yaparak topluma katkı sağlarlar. Birey toplumun ihtiyacı olan bir işi yaparken diğer bireylerin yaptığı işlerden faydaların ve böylece toplumsal yardımlaşma, daya-
nışma bunun sonucunda düzen sağlanmış olur. Bu düzenin kurulabilmesi için toplumda bireyler arasında karşılıklı güven · ve sadakatin gerekliliği açıktır.
insanın toplum içinde yaşamasının diğer bir gerekçesi ise
insanın insarılarla iletişim kurma ihtiyacıdır ve bu daha çok ün- siyet dediğimiz kavramla ifade edilir. Özellikle İbn Miskeveyh
ürıs kelimesini insanın yapısı gereği yani fıtratı itibariyle diğer
5 Platon, Tlıeaitetos, (çev. Macit Gökberk), MEB Yay., İstanbul 1997, s.
81-82,( 1 72a-c).
6 Ornek olarak bkz. Farabi, el-Mediııetıi'l-fadıla, tahkik ve şerh, Ali BO Mülhim, Dar ve mektebetu'l-hilal, Beyrut, 1995, s. 112; Farabt,
KiU!bıi'l-mille, tahkik Muhsin Mehdi, Darü'l-Maşnk, Beyrut, 1986, s.
53,63; İbn Miskeveyh, Te/ızibıı'l-a/ılalı, Tahkik; İbnu'l-Hatib, 1. Bas- kı, Kahire, 1898h., s.l26-l27, 149; İbn Rüşd, ez-Zarüriyyefi:S-siyaseti
nııılıtasanı lıitdbıı:S-siyllseti li eflahııı, (nşr. Muhammed Abid el-Cabirt), Merkezu Dirasatu'l-Vahdeti'l-Arabiyye, Beyrut 1998, s. 72; İbn Haldun, Mııkaddimetıi'l-tbn Haldıııı, tahkik, metni tahsis, açıklama ve fihrist ek- leme Halil Selılıare ve Suhely Zekkar, c.l, s. 54.
SADAKAT VE GÜVEN BAGLAMINDA AİLE
insanlarla beraber yaşamaya ihtiyaç duyacak şekilde yaratılması
olarak tammlar. Filozofa göre ünsiyet kurma yakıtılaşmak de- mektir ve yalnızlığın fıtri bir durum olmadığını ifade etmek- tedir. İnsandaki sevgi 1 muhabbetin sebebinin de fıtratındaki bu ünsiyet kurma arzusu olduğuna dikkati çekerek Arapça- daki insan kelimesinin üns kökünden türetildiğini yanlışlıkla
unutmaktan 1 nisyan kelimesinden geldiğinin samldığını bu- nun yanlış olduğunu belirtir? Hatta
i6.
yüzyılda yaşamış bir Osmanlı düşünürü olan Kınalızade Ali Efendi (1572) de İbn Miskeveyh'in ünsiyetle ilgili verdiği bilgileri tekrar ederek bu- nun için insanın hassasının yakınlaşmak, başkalarına alışmakve onlarla kaynaşmak olduğunu vurgular.8 Nitekim insan için en ağır ceza yalnız kalmaya mahkum olduğu hücre cezası iken en zor ibadetlerden birisi itikaf olarak gösterilebilir. "Yalnızlık
Allah'a mahsustur." sözü insanın fıtri birlikte yaşama ihtiyacı
nın toplumun kültürel bilincinde de yer ettiğinin göstergesidir.
Buna göre insanın hem fıtn olarak bir arada yaşa:ma. iletişim
kurma, birbirleriyle konuşma, bağlanma hem de iş bölümü - ve yardımlaşma ihtiyacından dolayı başka insanlarla bir arada
yaşamak zorunda olması ister istemez birbirlerine güven ve
karşılıklı sadakat ilişkisini gündeme getinnektedir.
Modem devlet kuramlanmn arkasında da güven ve güven- lik endişesi vardır. Günümüz modem siyaset düşüncesinin ku-
ramcılanndan ve liberalizm, sosyal demolaasi gibi kavramların
fikir babasıjohn Locke (1 704) göre insanlar doğa durumunda henüz bir devlet düzeni içinde olmaksızın özgürce yaşarken
kendi aralannda bir araya gelmişler ve kendi özgürlüklerinin bir kısmını toplumsal anlaşma ile devlete devretrnişler, bunun
karşılığında devletten kendi güvenliklerinin sağlanmasını iste-
rnişlerdir. Benzer yaklaşımlarm da işaret ettiği gibi toplum söz-
leşmesine dayanan modem sosyal devlet kurarnlan insanlarm güvenlik ihtiyacından dolayı bir araya geldiklerini ve bir devlet
7 İbn Miskeveyh, Telızrbu'l-alılalı, s.153.
8 Kınalız~de Ali Efendi, Alıililı-ı Alar, Bulak, 1248/1833, c. Il, s. 90-91.
düzeni içinde yaşama gereği duyduklanna gösterir.9 Bunun için
@ven ve onunla ilişkili sadakat kavramlannın hem bireysel hem de toplumsal öneminden dolayı ne anlama geldiğinin in- celenmesi gerekir.
İslam düşüncesinde Arapça sıdk kelimesi "hakikati konuş
mak, gerçeğe uygun bilgi vermek, doğruluk, dürüst ve güve- nilir olmak, vaadine sadakat göstermek" 10 anlamlarına gelir ve pek çok alanla ilgilidir. Arıcak biz ahlak felsefesi açısından sa- dece insanların eylemleri ile bu eylemlerin.altında yatan inanç,
düşünce, niyet ve iradi düşüncelerine odaklanacağız. Bu ba-
kımdan doğruluk 1 sıdk sadece doğru sözlü olmak, çok doğru
olmak değil aynı zamanda sözünü arnelle doğrulamak anlamına
gelir.11 Bireyin düşünce, inanç, niyetleriyle bunların dışa yan-
sıması konurnundaki eylemleri arasındaki karşılıklı uyum ve denge için kullanılır ve ahiakın zirvesindeki, ahlaki olgunluğa ulaşmış, kaynaklarıınızda irısan-ı kamil olarak tanımlanan kişi
yi ifade eder. Bu bakımdan inanç-amel, düşünce-davranış bü-
tünlüğün sağlanması doğruluğun esasını oluşturur. Dolayısıyla
"Doğruluk inançtan bireysel tavırlara, toplumsal davranışlara, beşeri ilişkilere kadar her alanda bütün faaliyetlerin hareket
noktası"12 olarak karşımıza çıkar.
Kur'an-ı Kerim'de "Kim Allah'a ve elçisine itaat ederse işte on- lar Allah'ın nimet verdiği Peygamberleı; sıddıhlaı; şehitler; salihler/e beraberdi!: Orilar ne güzel arkadaştu:"13 ayetiyle sıddıklar yani
doğrular nebiler, şehitler, salihlerle beraber aynı grup arasında
9 H. Gökçe Zabunoğlu, "Toplum Sözleşmesi Baglamında john Locke'un Devlet Anlayışı", İnönli Üniversitesi Hukuk Fakıllıesi Dergisi, c.7, Sayı 2, ss.435-443.
10 İslam Duşlineesinde sıdk 1 doğtuluk için bkz, Mustafa Ça~cı, "Sıdk", TDVİA, c. 37, ss. 98-100.
l l İsmail Karagoz, "Kuran'da Sıdk Kavramı ve Sıddık İnsan", Diyanet ilmi Dergi, c. 37, S. 1, Ocak -Şubat-Man 2001, s. 105.
12 Abdurrahman Kasapoglu, "Bir Kişilik Özelliği Olarak Kur'an'da 'Sadll- kat'", İ.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi Bahar 2010/1{1) , s. 124.
13 Nisll 4/ 69.
SADAKAT VE GÜVEN BAGLAMINDA AİLE
sayılmıştır. Sıdk kökünden-türetilmiş sıddık kelimesi İslami kaynaklarda "son derece doğru sözlü, asla yalan söylemeyen, sözünde duran, gerçek olduğuna inandığı şeyi onaylamakta tereddüt göstermeyen kimse"14 olarak geçerken Cürcani'nin
sıdk kelimesini "diliyle dışa vurduğu her söze mutlaka kalbiyle ve işiyle gerçeklik kazandıran kimse"15 şeklindeki bizim ahiakla ilgili olarak yukanda verdiğimiz açıklamayı öne çıkaran tanımı
na yer verilmektedir. Dolayısıyla ayette düşünce eylem, inanç amel ilişkisini doğru bir şekilde kurarak günlük hayatımızcia
içi dışı, özü sözü bir olarak tanımladığımız doğru insan olmayı başaranlarm geleceği makama işaret edilmiştir. Ayetin başında
Allah'a ve peygamberine itaat etmeleri istenmektedir. Elbette bu itaatin altında dinin temel kaynaklannı kabul edip onaylama,
doğrulama 1 tasdik etme söz konusudur ve hem inanç hem de
inancın tasdiki olarak davranışlara dönüşmesiyle ortaya çıkan
inanç amel birliğinin, uyumunun gerçekleştiği doğrulukla kast edilen de tam olarak bu olsa gerektir. Nitekim bu tür bir tasdik ve doğrulamanın en güzel örneği olarak Hazreti Ebü Bekir gös- -
terilir. 16 Münafıklığın dindeki olumsuz içeriği hatırlandığında
niçin bu tarz doğruluğun insanlan peygamberlerle aynı maka- ma taşıdığı daha iyi anlaşılacaktır.
Sadakat kavramı da sıddık kelimesinden türemiştir ve insa-
nın doğruluğuna, dürüstlüğüne ve bundan kaynaklanan güveni ifade eden başka marralara da gelir. Mesela Arapçacia arkadaş,
dost anlamlannda kullanılır.17 Çünkü irısarılar arasındaki kar-
şılıklı doğruluk, sadakat ve güvenden doğan sevgi ve dostluğu
ifade eder ki doğruluğun insarılan birbirine yaklaştıran, bağla
yan ve arkadaşlığa dönüştüren anlamı ön plana çıkmıştır.
Peygamberimizin (s.a.s.) güzel da-Yranışlannın biri sadaka-
dır çünkü sadaka iyiliğe, dostluğa, güzelliğe yani hayırlı işlere
14 Mustafa Çağncı, "Sıddık", TDVİA, c. 37, s. 92.
15 Çağncı, "Sıddik", TDVİA, c. 37, s. 92.
16 Çağncı, "Sıddik", TDVİA, c. 37, s. 92.Kasapoğlu, a,g,m, s.l37.
ı 7 Kasapoğlu, a,g,m, s,l33.
vesile olan bir eylemdir ve bunu gerçekleştiren her şey bu an- lamda sadaka kavramı içerisinde değerlendirilir. Bu hayırlı işle-
rin arkasındaki doğruluk ve karşılıklı güven ile belli bir ahlaki
olgurılugun varlığı inkar edilemez. Bunun için sadakanın insanı diğer insanlara ve Allah'a yaklaştrrdığı.na işaret edilir.
Güven "Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve
bağlanma duygusu, itimat"18 şeklinde iman, emanet, emniyet, emin, mürnin olmak gibi hem isim hem de fiil hallerinin hepsi- ni karşılayan Türkçe bir kelimedir. Arapça'da emin ve iman ke- limelerinin aynı kökten gelmesi ve yakın anlamlanndan dolayı
aralanndaki ilişkiye dikkat çekilmiştir. Bu ilişki bir bakımdan
insandan Allah'a diğer taraftan insandan insana olmak üze- re iki boyutludur. İnsandan Allah'a yönünde Allah Teala'nın
El-mü'min ismi vardır ve bu ismi celaline sahip Allah'a iman eden ve bundan dolayı kendisini emniyet ve güven içerisinde hisseden insanın durumuna işaret edilmektedir. Dolayısıyla
"Mümin Allah'a hem inanan hem de güvenendir. Allah her tür- lü kötülükten münezzeh oldugu için O'ndan kuluna ihanet gelmez. "19 Çünkü kulun Allah'a olan güveni ve emaneti söz konusudur. Allah'a olan imam insana güven ve emniyet için- de oldugu, huzur hissini vermektedir. Diğer yarıdan insandan insana baktığımızda ise "Allah'a inanan irısan, O'nun yarattık
Ianna zarar veremez, güvenilmez biri olamaz; sadakatsiz ve
vefasız olamaz. Zira-Kur'an'ın açıkça bildirdiği gibi iman aynı
zamanda bir ahiddir, rnisaktır, ahde vefadır, iman ernanettir, yani güvenilir olma kur. "20 B~rada da mürnin imanından dolayı
Allah'a güvenmekte diğer yandan insanlar onun Allah'a olan
inancından dolayı ona güvenmekte, elinden dilinden kendile- rine zarar gelmeyeceğine inanmaktadırlar. Bireyin Allah'a imam ve bunun getirdiği güven ve eı:nanet duygusu diğer insarılann
18 hupJ/www.tdk.gov.tr güven maddesi.
19 Mustafa Çagncı, "Güven ve Sadakat", Kutlu Dogtım Haftası "Hz. Pey- gamber Kardeşlik Ahla.kı ve Kardeşlik Hukuku Sempozyumu" Bildiriler Kitabı, 21-22 Nisan 2012, DİB yayınlan, Ankara, 2013, s. 313.
20 Çağncı, a.g.m., s. 313-314.
SADAKAT VE GÜVEN BAGLAMıNDA AİLE
kendisine güvenmesine, emin bir insan olduğuna inanmasına
vesile olmakta, bir anlamda kişinin imam diğer insanlara ken- disine güvenilebileceğine dair bir garanti sunmaktadır. Birey
imanın getirdiği emin olma halini diğer insanlara yarısıtınakla
mürnin sıfatını hak etmektedir.
İman bir anlamda insam güzel ahlaka yönlendiren ve mo- tive eden ayrıca iyi ve kötüyü belirleyen bir iç kuvvet olarak
karşımıza çıkar. Bu açıdan bakıldığında "İman, tüm İslami er- dernlerin çıktığı kaynaktır, hepsini oluşturan odur ve İslam'da Allah'a ve vahiylerine karşı içten bir inanışa dayalı olmayan hiçbir fazilet düşünülemez. "21 Buna göre bireyin imanıyla mo- tive edip oluşturduğu ve içselleştirdiği güzel ahlak güvenilirlik olarak dışanya yansımakta, belirginlik kazanmaktadır. Bu se- beple bir kişiye karşı hissedilen emanet ve güven duygusu on- daki imanın sağlamlığına ve bunun sonucu olarak kendisinde
imanın gerektirdiği güzel ahlakın, erdemierin dolayısıyla genel bir değerler bütününün, olumlu ahlaki bir tutum ve duruşun varlığı işaret etmektedir. Böylece bir kişiye karşı duyulan ema- net ve güvenilirlik hissi onda imam ile ahlakı arasındaki sağlam
ve sağlıklı bağ olduğunu gösteren en önemli ölçütlerden birisi haline dönüşmektedir.
Ahlakta bir konu anlatılırken önce erdemler sonra onun
zıttı olan aşınlığı ya da eksikliğinden kaynaklanan erdemsizlik- ler ve rezilliklerden bahsedilir. Doğruluk ve güven konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için zıttı sayabilecek eksikliği bağla
mında hile ve aldatma kavramından da söz edilmesi gerekir.
Aldatmanın dinen yasak, izin verilmeyen bir davranış olduğuna
dair en iyi örnek Hz. Peygamberimizin "Aldatan bizden değil
dir."22 hadisidir. Özellikle "bizden değildir" ifadesi düşündü
ğümüz zaman mürninler safında olmamak, Hz. Peygamberimi- zin ümmetinin içerisinde yer almamak gibi çok ağır bir tehdit,
21 Toshihiko İzutsu, Kur'an'da Dini ve Ahiahi Kavramlar, Pınar yayınlan, 2. Basım, İstanbul, 1991, s. 245.
22 Müslim, İman 164, Fiten 16, Tirmizi, Büyü' 74, 1315; Ebü Davüd, İcare 50, 3452; İbn Macce, Ticarat 36, 2224; İbn Hibban, Sahih, 4905.
yapnnm ve dışlamaya işaret etmektedir. Çünkü aldatmak yalan söylemek, hile yapmak, hak ve adalete aykın davranmak gibi dinen yasaklanmış ahlaksız davranışlan içermektedir. Hz. Pey- gamber "harp hiledir"23 buyurmuştur. Savaşta düşmana karşı yapılanlar dışında insarılarırı birbirlerini aldatması, kandırması
ve bu yollarla haksız kazanç sağlaması asla hoş görülmemiş,
istenmeyen ahlaksız davranışlar arasında sayılıp kesin bir şekil
de yasaklanmıştır. Bunun için aldatmak emanete ihanet olarak
değerlendirilmiş, "Ey iman edenler, Allah'a ve Resülu'ne ihanet etmeyin; bile bile (kasıtlı olarak) birbiıinizin emanetleıine de ihanet etmeyin." 24 ayetiyle emanet, ihanet ve iman arasındaki ilişkiye işaret edilmiştir. Ayrıca insanlan belli bir süreliğine aldatmak mümkün olsa da her şeyi bilen, külli ilim sahibi Allah'ı aldat- mak imkansızdır ve bunun için ayette "Onlar Allah'ı ve ina- nanlan aldatmaya çalı.şırlaı; oysa sadece kendilerini aldatırlar da
farkında değildirler."25 dertilerek bu kişilerin aslında kendilerini
kandırdıklan vurgulanmaktadır. Doğruluğun, güvenin imarıla
olan ilişkisini düşündüğümüzde aldatmanın niçin münafıklık
alameti sayıldığının gerekçesi rahatlıkla arılaşılabilir.
Bunun için müminin olumlu ahlaki davranışlannın temel- lerinde imanının, inancının yattığı yani imanın dışa yansıması olduğunu görülür, görülmelidir. Hakiki Müslüman 1 mürnin bireyin temel özelliği sadakat ve güven duyulan kişilik sahi- bi olmaktır. İnsandaki bu niteliklerin varlığı onda samimi bir iman ve bu imanın gerektirdiği temel ahlaki değerler ile erdem- leri içselleştirdiğinin göstergesi kabul edilir. Bir anlamda insan-ı
kamil, olgun insan olmanın bütün niteliklerine sahip olmuş demektir. Ahlakta insan-ı kamil, olgun insan mükemmel ahla- ki niteliklere sahip olan insanı tanımlar ve İslam ahiakındaki örneği Hz. Peygamberirnizdir. O, Muhammedü'l-Emin sıfatıyla
henüz Peygamber olmadan önce bu sıfatı hak etmiştir. Çünkü
23 Buhaıi, Cihad 157, Menakıb 25, İstiı.abe 6; Müslim, Cih~d 17, 18; Ebü Davüd, Cihad 92, Sünnet 28; Tırmizt, Cihad 5; İbni M~ce, Ci.hAd 28.
24 Enfal, 8127.
25 Bakara, 2/9.
SADAKAT VE GÜVEN BAGLAMINDAAİLE
kaynaklarda ahiakın bir alışkanlık olduğu belinilip 'insanla- rm düşünüp taşınmadan, zorlanmadan, kendiliğinden ortaya
koyduğu davranışlar' şeklinde tanımlanır. Güzel ahlak öyle bir anda, bir günde, hemen kazanabileceğiniz davranış biçimi
değildir. Meleke haline gelmesi, insanın karakteri, kişiliğine dönüşmesi için belli bir sürenin geçmesi gerekir. Dolayısıyla
Hz. Peygamberimiz de (s.a.s.) gençliğinden itibaren oturmuş, yerleşmiş, kişisel karakterinin bir parçası haline gelmiş bir ah- lak yapı mevcuttur. Kendisi de "Ben ahlaki güzellikleri, ta- mamlamak üzere geldim. "26 diyerek bir anlamda Peygamber
olduğu sırada zaten kendisinde böyle yerleşmiş, oturmuş belli bir ahlaki olgunluk düzeyinin varlığına işaret eder. Muhamme- dü'l-Emin lakabmm kendisine verilmiş olması ahlaki nitelikle- rin bir bütün halinde onda bulunduğunun ve bunun toplum
tarafından da fark ve tescil edildiğinin bir anlamda gösterge- sidir. Hazreti Adem'den itibaren gönderilen ahlaki güzellikler, ahlaki değerler Kur'an'la Peygamberimizin şahsiye~de, onun
ömekliğinde zirveye taşınmış olmaktadır.
Günümüzde Kaliforniya sendromu27 olarak anılan bir ha- yat felsefesi veya ruhsal rahatsızlık durumundan söz konusu edilir ki arkasında kapitalizm, liberalizm gibi akınılar ile onlan besleyen hazcı ve faydacı ahlak anlayışlan ve ilkeleri vardır.
Faydaelliğın arka planındaki hazcı ahlakta 'haz veren şey iyidir' veya "Sonuçta bir şey haz veriyorsa fayda veriyor dolayısıyla
bu şey bizim için iyidir." anlayışı egemendir. Bu da bireyci, günübirlik hazlan, faydalan ön plana çıkaran bir ahlak anlayışı
getirir ve maalesef gitgide daha da yaygınlaşarak gençlerimizi ve bizleri esir almaktadır. Günlük hayatımızda "Bana ne faydası
var, bundan çıkanın ne?" anlayışının sonucunu hepimiz kendi- mizde de yaşıyoruz. Oysa bizi haziara yöneiten nefsin varlığının
ancak hayatın hep hazlardan ibaret olmadığının farkında olmak gerekir. Bunun için nefsin arzularının kontrolü ve temel ahlaki
26 Muvaua, Husnü'l-Hulk, 8; Müsned, 21381.
27 https://www.nevzattarhan.com/modem-zamanin-hastaligi-kalifomi- ya-sendromu.html .
!lkelere göre iyi niyetle hareket etmek İslam'ın, t~mel ahlak öğ
retileri arasındadır. Hz. Peygamber "Ameller niyedere göre- dir. "28 buyurmaktadır. İslam ahlakında her şey niyetle başlar
ama sadece niyetle bitmez. İslam niyet ve sonuç arasındaki
dengeyi kurmaya özen gösterir. Çağdaş ahlak anlayışlan gibi sa- dece fayda ve haz gibi sonuç odaklı da değildir ancak insanlığın
genel faydası gibi sonuçlan da ihmal etmeden ikisini beraber gözetir. Aile içerisinde gülü seven dikenine katlarur özdeyişine
uygun hareket etmek, zahmet rahmet dengesini gözetmek, tek
taraflı bir şeyin olmayacağını, hayat boyunca haz elde etmenin, hazlarla, fayda çıkar ilişkileriyle yaşamanın mümkün olmadığı
nı çocuklanrruza, öğrencilerimize öğretmemiz gerekir. Çocuk
yetiştirmede haz odaklı değil erdem ve ilke odaklı, karşılıklı
güven ortamını oluşturacak eğitimi benimsemeliyiz. Her ne kadar toplum, -aldığımız notlar sonucu belirlediği için-eğitim
sistemi, reklarnlar, çevre etkileri haz ve fayda odaklı bir ahlak
anlayışı dayarsa da biz doğruluk ve güveni temel alan İslam'ın
ahlak anlayışını takip etmeliyiz. Özellikle reklarnlara algıda se- çicilik gözlüğüyle bakınca hepsinin bizim haz duygulanrruza hitap ettiğini görürüz. Çünkü haz duygulanrruza hitap edince o duyguyu yaşayabilmek için sunulan ürünü almaya yöneliriz.
Kapitalizm kendi malını sarabilmek için bizim duygulanmızı kullanıp onlarla oynarken ve bizi daha önce hiç tanımadığımız
ürünlere arzı,ı duyup zevk almaya yönlendirirken diğer yan- dan -belki basit bir ürünü pazarlamaktan daha kötüsü-başka alışkanlıklar, sonunda elde edeceği haz ve faydayı, mutluluğu
hedefleyen sonuç odaklı başka ahlak anlayışlan kazandırmak
tadır. Bireyci, çıkarcı kişilik özelliklerini ön plana çıkaran bu
yaklaşımın kendisinden emin olunan mürnin kimliğinden ol- dukça uzak olduğu rahatlıkla. görülebilir.
Aile kurumu evlilik akdiyle başlar ve sağlıklı yürüyebilme- si için insanlarm verdikleri sözleri, anlaşmalan, akitleri, ahde
vefalannı ve bunun gerektirdiği sadakat ve güven duygusunu aile hayatı boyunca devam ettinneleri gerekir. Aile genellikle
28 Buhart, Bedü'I-Vahy, 1; Müslim, İmare, 155; Ebu Davud, Talak, ll.
SADAKAT VE GÜVEN BAGLAMıNDA AİLE
ahlak kitaplannda nesillerin devamı, ümmetin sayısının artması
için istenen bir şeydir ve kan-koca arasında hayatın devam-
lılığı, beraber yürütülmesi ve çocuk yetiştirmede iş bölümü ve yardımlaşmanın zorunluluğundan ortaya çıktığı söylenir.
Yardımlaşma ve işbölümünün sağlıklı bir şekilde devam etti- mebilmesi karşılıklı sadakat ve güvenin varlığına bağlıdır. Ha- dislerde evlenen kadıniann ve aile mahremiyetinin bireylere emanet olduğundan söz ediliyor ki b~ sadakat güven ve iffet erdemleriyle çok yakından ilgilidir.
İffet deyince genellikle kadmlann iffeti anlaşılır. Oysa Kur'an bize iffeti erkekler üzerinden Hazreti Yusuf örneğiyle
anlaur. Erkeğin iffetli olması çok önemlidir çünkü aile mahre-· miyeti ve illetinin korunması erkeklerle başlaulır ve aile reisi olarak öncelikle onun sorumluluğu ·ve koruması altındadır.
Kendilerine kadınlar, çocuklar emanet olarak gönderilmiştir.
Dolayısıyla erkeğin sadakatsizliği ailedeki düzenin bozulmasını ve güvensizliği getireceği için iffet sadece kadınlara ·değil bütün aileye özellikle de babalara ait öncelikli bir görev ve sorumluluk olarak görülür. Verilen sözleri yerine getirmek, aile sırlarını ifşa
etmemek, birbirlerine karşı haddi, sınırlan aşmamak, ölçülü davranmak ailedeki güven ve sadakatİn devamı ve gelişmesi
konusunda son derece önemli ilkeler olarak karşımıza çıkar.
Allah'ın isimlerinden El-Mü'min'in bizim üzerimizde ema- net kavramıyla tecelli ettiği belirtilir. El-VedOd isminin de sevgi olarak ailede ortaya çıkması beklenir. Nitekim ahlak kitaplann- da ailede sevginin, toplumda adaletin ön planda olduğunu vur-
gulanır. Çünkü sevgide sevenin sevdiği için fedakarlık etmesi, kendisinden çok onun için istemesi -yardır. Bu sebeple sevgi küçük topluluklar arasında ortaya çıkar ve biz ailede sevgiyle ilişkilerimizi yürütürüz. Ama toplumlarda, büyük topluluk- larda adalet ilkesi ön plana çıkar çünkü burada herkesin hak- kını alması esastır. Oysa ailede sevgi ön plana çıkuğı için hak aranmaz. Bizim böyle bir aile ortamına, yani sorunlan sevgiyle
çözümleyeceğimiz, aşabileceğimiz bir aile ortamına ihtiyacımız
yardır. Ailede sevgi ve fedak~rlığın varlığı şüphesiz karşılıklı
·güven ve sadakalin varlığı ile açığa çıkacaktır.
Hz. Peygamberimizin eşleri Hazreti Hatice ve Hz. Aişe
annelerimiz arasındaki bağ sevgi, saygı, güven ve sadakate
dayalıydı. Özellikle Hazreti Hatice ile Peygamberimiz (s.a.s.)
arasındaki sevgi, saygı, güven ve sadakate dayalı bağı onlann hayatlanndaki çeşitli olaylar vesilesi ile gözlemlemek mümkün- dür. Hazreti Hatice'nin annemizin ilk vahiy sonrası Hira mağa
rasından korku ve heyecan içinde gelen Hz. Peygamberimizi teskin etmesini hanrlayalım. Eşiniz gidecek aylarca bir mağara
da yalnız başına kalacak, tabiri caizse aileyle ilgili sorumluluk- lann aksatacak, sonra da korku ve heyecanla gelerek, başından
geçenleri anlatacak, herhalde günümüz kadınlan olarak hepi-
miz "Gittin tek başına oralarda kaldın başına bir işler geldi."
diyerek kızardık diye düşünüyorum. Hazreti Hatice annemizin
eşini teskin etmesi, ona güven vermesi, sadakati müthiş ve ka- naatimizce aralanndaki derin sevgi ve güven bağını gösteren çok güzel bir örnektir.
Çocuklar ailede birer emanettir dolayısıyla onlann terbi- yesi ve sorumluluğu anne babaya aittir. Çocuklara sadakat ve güven konusunda örnek olmak, kandırmamak gerekir. Bura- da Hz. Peygamberimizin sana bir şey vereceğim diye çağıran
anneye "Gerçekten verecek misin vermeyeceksen söyledirı söz yalandır." ikazını hatırlatalım. Çocuk güven, sadakat kavram-
lanın aile hem teorik hem de pratik olarak ailede öğrenir. Yani
değerleri, kavramlan teorik, uygulamasını da yine adetler, alış
kanlıklar olarak ailede kazanır. Aile bizim ilk sosyalleştiğimiz
yerdir. Annemizden babamızdan ahlaki değerleri alırız, onlan kendimize rol model yaparız, onlarla beraber bu ahiakın iç-
selleştirilmesini, uygulamasıriı, davranışlara dönüştürülmesini öğrerıiriz. Dolayısıyla biz ne kadar iyi, güvenilir insanlar, anne babalar olursak çocuklanmız da o kadar güvenilir evlatlar ola-
caklardır. Sadakat ve güven ekseninde iman, ahlak, değerler bütünlüğünü sağlamış birey ancak böyle bir aile ortamında yetişebilir. Bunun için ailelerin değer eğitim ve öğretim işini
SADAKAT VE GÜVEN BAGLA.\iiNDA AİLE
ihmal etmemesi, çocuklannın ahlakı yaşayıp uygulayabilecek- leri çevreyi öncelikle kendi evlerinde oluşturması gerekir.
Çocuklann toplum içinde bir birey olarak da varlığını düşünerek sadakat ve güven duygusunun adaletle ilişkisi de
öğretilmelidir. Onlara Peygamberimizin (s.a.s.) kızı Hazreti Fa- nma'ya "Fatıma, Peygamber kızı olduğuna güvenme ibadetle- rini yap."29 dediğini unutmayalım. Yine· zengin ailerıin kızının cezasının affedilmesi için gelenleri "Kızım Fatma olsaydı adalet için bunu yerine getirirdim."30 hadisirıi hatırlayalım. Anneler babalar, öğretmenler olarak çocuklanmıza çok merhamet edi- yoruz, çok seviyoruz onlar bizim için Allah'ın emanetleri ve o emanetlere hakkıyla davranmamız gerekir. Ancak bu olum- suz kötü davranışlannı da hoş görmek anlamına gelmemeli- dir. Çünkü bir süre sonra sevgi göstermek adına her şeyi hoş
görmek, aifetmek adaleti, haksızlığı getirir. Çocuklarm Allah'a isyan ettikleri takdirde hoş görülmeyeceklerini, kötü ahlaki
davranışlannın onayianmayacağım anlamalan sağlanmalıdır.
Bunun için aile içerisinde güven ve sadakat eğitiminin çocuklar da değer ve iman odaklı olarak öğretilmesi gerekir.
İslam'da servetierin emanet olduğuna inanılır. Dolayısıyla elinizdeki malı mülkü cimrilik veya savurganlık gibi erdem- sizliklerden uzak değerlendirmek gerekir. Zekat, sadaka gibi ibadetleri yerine getirirken malın dağıtımını da cömertlik er- demine göre davranmak aileden topluma doğru uzanan güven ve sadakat ilkesini besleyen davranış olarak karşımıza çıkar.
Aksi takdirde bize emanet olarak verilen mallara ihanet etmiş
oluruz.
Ailede mal ve mülkün emanet olması anlayışında da ben- zer bir durum söz konusudur. Erkeklerin helal kazanca haram
kanştırmarnası, çoluğuna çocuğunaharam lokrna yedirmemesi, helalkazanç yollan araması ve buna uygun davranışlarda bu--
lunması ve ailesine bu konuda güvence vermesi ailede güverıi
29 Buharl, Menakıb, 13-14; Müslim, Iman, 348-353.
30 Buhiiri, Enbiya 54, Megazi 53, Hudüd ll, 12; Müslim, Hudüd 8, 9.
sağlayan unsurlar olarak görülür. Aynı şekilde kadının da eşin
den gücünün üstünde şeyler istememesi, helallakma talep et- mesi karşılıklı sadakat ve güveni besleyen ögelerdir.
Güven ile ilgili bir başka konu da ailede karşılıklı mahrerni- yete, özel hayata saygı duymaktır ve genellikle çok ihmal edil- mekte, görmezden gelirunektedir. Kur'an'ı Kerim'de31 ve hadis- lerde32 insaniann mahrem alanlan, mekanlan, evleri, odalanna izin alınarak girilmesi istenerek açık bir şekilde mahrerniyete, özel hayata saygı gösterilmesi emredilir. Günümüzde özel haya- tın dolayısıyla mahremiyetin anlamı da genişlemiştir. Özellikle günümüzde sosyal medya aracılığıyla aileler kendi, eşi ve ço-
cuklannın özel hayatianna ait bilgileri, resimleri paylaşmakta,
bir anlamda mahremiyetlerini kendi elleriyle ihlal etmektedir- ler. Aile birliği içerisinde özel olması gereken şeylerin üyelerden birisi tarafından haberiniz ve nzanız olmadan paylaşılması do-
ğal olarak karşılıklı güven ve sadakat ilişkisini zedelemektedir.
Avrupa ülkelerinde belli bir yaşa gelmiş çocuklann küçüklük ve şimdiki halleriyle ilgili bilgi ve resimlerini sosyal medyada
paylaşan ailelerine karşı "Benim iznim olmadan mahremiyet mi paylaşıyorsun." diyerek dava açtıklannı şaşırarak okuyoruz.
Ancak özellikle henüz kendisi hakkında karar veremeyecek ve koruyamayacak konumdaki küçük çocuklannın resimleri- nin sorumsuzca sosyal medya aracılığıyla paylaşılması onlann hem ilerideki özel mahremiyet alanianna saygısızlık hem de onlan farkına varamadığımız pek çok tehlikenin önüne kendi ellerimizle atmak olduğunu unutmamamız gerekir. Yine tele-
fonlanmız, tabietler vb. eşyalanmıza şifreler koyarak kendi özel
alanlanmızı, mahrerniyetimizi korumak istiyoruz. Çünkü buna
saygı duyulmadığı hissi ve bu konuda güvensizlik ilk olarak ai- lede başlıyor. Nitekim izinsiz telefonun kanştınlması, aralann- daki telefon konuşmalann haber verilmeden ve izin alınmadan
sesinin açılarak başkalanna dinletilmesi, ses ve görüntülerin
31 NOr, 24/29, 59.
32 Buhaı1, İsti'z~n 13; Müslim, Edeb 33-37. Ayryca bk. Ebü Davud, Edeb 127, 130; Tinnizt, İsti'zan 3; İbni Mace, Edeb 17.
SADAKAT VE .GÜVEN BAGLAMINDA AİLE
izinsiz kaydedilmesi veya başkalanna gösterilmesi gibi ailede
karşılıklı güven ve sadakati bozan güncel tartışma konulanyla
karşılaşmaktayız. Oysa birbirinin özel alanına, mahremiyetine
saygının önce ailede başlaması ve öğrenilmesi gerekir.
Emanet ve güven sadece bireylerde değil aynı zamanda toplumlarda da var olması gereken bir niteliktir. Bu bağlamda
emanet ve güven adalet erdemiyle doğrudan ilişkilidir. Yukarıda işaret edildiği gibi ailede sevgi ilkesi ön planda iken toplumda adalet erdemi esastır. Buna göre erdemli, güzel ahlak sahibi, güvenilir insanların bulunduğu toplumlarda güven ortamı olu-
şur ve adalet erdemi açığa çıkar. Çünkü toplumdaki bireylerin yapnklan işleri, görevleri aslında kendileri için birer emanettir.
Herkes görevini en iyi şekilde emanet bilinciyle yerine getir- diginde toplumda düzen ve uyum ortaya çıkar ve adalet ger-
çekleşir. Bu bağlamda toplumda herkes kendi işini, görevlerini
hakkıyla yapmalı ve işler toplumsal hizmetin aksamaması için gerçekten hak edene verilmelidir. Görevlerini tembellik, ih-
malkarlık vb. sebeplerle yapmadıklan takdirde hak etmedikleri ücretleri kazanırlar ki bu durumda sadece kendilerine değil
bütün topluma karşı hırsızlık ve haksızlık yapmış olurlar, ora- da güven ve emanet ortarnı kaybolur, adalet gerçekleşmez tam tersine haksızlıklar meydana gelir. 33 Bu ise hem kendinin hem de tüm toplumun zaranna bir durumdur. Çünkü toplumda
işler daha önce ifade edildiği gibi işbölümü ve yardımlaşma ile yürür. Yani biz topluma bir hizmet sunanz toplumdaki bireyler de bize sunarlar. Bunun için topluma hizmetin de bize emanet
olduğunun bilincinde olmalıyız. Eğer tembellik eder, işimizi
aksamsak üzerimize düşen emaneti yerine getirmemiş oluruz.
Bu bilinçle hareket ettiği zaman hiç kimse 'gözümü kapatının
vazifemi yapanın', 'saat 5:00 mesai bitti paydos' ya da 'bugün git yann gel' anlayışıyla hareket edemeyecektir. Herkes işini hakkıyla yapınca beklenen, arzulanan o adil toplum gerçekleş
miş olacaktır. Burada vurgulanması gereken bir konu da işin
33 Hüsameddin Erdem, Alılah Felsefesi, Hü-Er yayınlan, Konya, 2005, s.
180.
ehline yani o işi hakkıyla yapana verilmesi, torpil, adam kayır
macılık gibi haksızlıklardan kaçınılmasıdır. Nitekim Hz. Pey- gamber "Emanet kaybolduğunda kıyameti bekle. "34 hadisiyle
işlerin ehline verilmemesi ve hakkıyla yapılmaması durumunda emanet ortadan kalktığı için gerçekleşmesi muhtemel durumu
kıyamete benzetmiştir.
İslam ülkelerinin emin beldeler olması, insanların kendile- rini güven içinde hissetmesi gerekir. Oysa bugün İslam ülke- lerinde masum insanlar, çocuklar, siviller bir başka Müslüman elinde, canlı bombalar eliyle öldürülmektedirler. Günümüzde kendini Müslüman olarak tanıtan üstelik acı bir şekilde Pey- gamberimizin mührünü kendine bayrak yapan DAEŞ veya ne olduğu belirsiz başka adlarla anılan terörist gruplar var ve masum insanlan Cuma, bayram namazlanm kılarlarken,
ibadet ederlerken ya da günlük alışverişlerini yaparken hiçbir
şey gözetmeden katletmektedirler. Peygamberimiz Mekke'nin fethinde evde oturanlara, yani kadınlara, çocuklara, bizzat sa-
vaşa katılmayana dokunulmamasını emretmişti. Değil insan- lan, hayvanlarm bile sorumsuzca öldürülmesine karşı çıkan
Hz. Peygamberimizin ümmetinin siyasi çekişmeler, savaşlada
birbirlerini öldürmeleri, zarar vermeleri ve emin belde olması
gereken Müslümaniann yaşadığı bölgelerden gayrimüslimle- rin çoğunlukta olduğu bölgelere güvenlik sebebiyle göç etmek zorunda kalmalan ne kadar acı ve ibret verici bir durumdur.
İslam'da toplumsal ilişkilerde, siyaset, devlet yönetimi, iş hayatında emanet ve güvenle ilgili olarak sözlerin yerine getiril- mesi, ahde vefa, anlaşmalara sadakat de çok önemlidir. Özellik- le güvene dayalı iş akitlerine çok değer verilmiş ve bu anlaşma
lan ihlal etmek şiddetle kınanmıştır Hudeybiye Antiaşması'nda
Peygamberimizin henüz tam ol<irak irrızalanmadığı halde an-
laşma yapıldığı için anlaşmaya sadakat göstermek adına, bütün
· sahabenin muhalefetine rağmen Ebü Cendel'i babasına teslim
34 Buhari, 'ilim, 2.
SADAKAT VE GÜVEN BAGLAMıNDA AİLE
etmiştir.35 Böylelikle harbin hile olduğunu belirterek harp sıra
smda düşmanı kandırmak için bir takım aidatınalara ve yalan söylenmesine izin veren Sevgili Peygamberimiz, bizzat kendisi düşmanla yapılan antlaşmaya sadık kalarak İslam'da verilen sözlerin yerine getirilmesi, akit ve antlaşmalara uyularak sa- dakat ve karşılıklı güvenin tesisi konusunda örnek olmuştur.
Güven, ahde vefa, verilen sözlere sadakat çalışma ahlakı açısından da çok önemli kavramlardır. İş hayatında, ticaret- te verilen sözlerin yerine getirilmesine göre toplumlar yüksek güven toplumlan ve düşük güven toplumlan şeklinde ikiye
aynlmaktadır. Maalesef günümüzde yüksek güven toplumlarını Hıristiyanlığın Protestan mezhebine sahip ülkeler oluştururken düşük güven toplumlan arasında Türkiye ve İslam ülkeleri yer
almaktadır. Halbuki bunun tam tersi olması beklenir. Mesela Türkiye "sözüm senettir" uygulamasının zayıf olduğu ülkeler arasmda sayılmaktadır.36 Bu bile geçen yüzyıllarda ahilik kül- türü ile yüksek bir iş ahlak geliştiren atalanmızın ve Hz. Pey- gamberimizin ahiakından ne kadar uzaklaşmış olduğumuzun
göstergesidir. İslam ülkeleri maalesef 17. yüzyıl sonunda çöken hem ekonomik hem siyasi sistemlerini bir türlü toparlayama-
dıklan gibi olan düzenlerini de kaybetmektedirler. Dolayısıyla
buralarda güven toplumunun çok zedelendiğini, sosyal adalet, sosyal devlet anlayışının çok zayıfladığını gözlemlemekteyiz.
Böyle toplumlarda insanlar güvenliklerini kendileri sağlamaya çalışmakta ve bunun için yüksek meblağlar harcamak zorun- da kalmaktadırlar. Çelik kapılar, kasalar, demir parmaklık
lar, önemli yapılara girişte özel tarama alanlanndan geçmek ve aranmak zorunda kalmak, kimlik kontrolleri hepsi güven toplumu olarnamaktan kaynaklanmaktadır. Güvenlik açıklan
güvenilmeyen insaniann olduğu toplumlarda karşımıza çıkar.
Ülkemiz 15 Temmuz darbe girişimi ile büyük bir tehli- ke atlattı. Ancak bizce bu hareketin sebep olduğu en büyük
35 Metin Yurdagür, "Ahid", TDVİA, 1988, İstanbul, c.l, s. 534.
36 Mahmut Aslan, İş ve Meslelı Alılalıı Dıinya ve Tıirlıiye Önıeği, Siyasal Kitapevi, Ankara, 2012, s. 104.
kötülüklerden birisi müthiş kimlik krizi ve bir kınlmaya yol
aç'masıdır. Gerçekçi olmak gerekirse Müslüman kimliği üze- rinden de çok büyük bir güven problemi yaşadık. Güvenilir
bildiğimiz insaniann çokta güvenilir insanlar olmadıklannı
gördük. Bu aslında sadece onlarla ilgili değil bütün Müslüman
kimliğine ihanet olarak algılanmalıdır. Bir hikaye anlatılır. Çöl- de insanlar yoldakilerle, susuzluk çekenlerle ne olursa olsun ellerindeki suyu paylaşırlarmış. Bedevi çölün ortasında baygın
yatan bir insan görüyor ve kırbası ile yaklaşıp su vermek istiyor.
Baygın gibi yatan adam birden kalkıyor bedeviyi bıçakla yara-
lıyor. Bedevi ölmek üzereyken öldüğüme yanmam da, bundan sonra çölde kimse kimseye su veremeyecek, insanlar susuz- luktan ölecekler ona yananın diyor. İşte 15 Temmuz'un gö- zümüzden kaçırdığımız en büyük ilianederinden birisi budur kanaatimizce. Bundan sonra artık bir insanın tesertürlü olması,
abdestli namazlı olması,
nur
yüzlü olmasıo
insana güvenmek için yeterli sayılmayacaktır. Yine huyunu çalma diye bir ta- bir var. Hikayeye göre adamın bir tanesi yaşlı birini görünce sen çok yaşlısın diyerek atma bindiriyor. Yaşlı adam atı alıp hızlıca gitmeye başlayınca adam atının çalındığını anlıyor vearkasından "Amca sen sadece atımı çalınadın güvenimi çaldın,
h uyumu çaldın." şeklinde bağırarak aslında çalınanın sadece at olmadığına işaret ediyor. Maalesef 15 Temmuz teşebbüsü
böyle insanların huyunu çaldı ve Müslüman 1 mürnin kimliği
sorgulanır hale geldi.
Kur'an'da müminin özellikleri sayılırken onların namazlan-
nı huşu içinde kıldıklan, zekatlannı verdikleri yani ibadetlerini
hakkıyla yerine getirdikleri dile getirilmekte bunun yanında if- federini koruduklan, haddi aşmadıklan belirtilerek onların ah- laki özelliklerine de işaret edilmektedir. Ayetin devamında "Yine onlar (o müminleı:) ki, emaııetleıine ve ahidieline ıiayet ederleı:"37 şeklinde emaneti koruma ve sözlerini tutmanın mürnin olma
niteliğini belirleyen ölçütler arasında özellikle vurgulanması
dikkate değerdir. Aynı anlama sahip diğer bir ayetin kafir ile
37 Mü'mint1n, 23/ l-8.
SADAKAT VE GÜVEN BAGLAMINDA AİLE
inananın niteliklerinin anlatıldığı başka bir surede yer alması
da aynca düşündürücüdür.38 Dolayısıyla emanetini korumak ve sözünü tutmak, güvenilir olmak mürnin olmanın niteliğini
belirleyen ölçütler olarak gösterilmiştir. Bunun bilincinde olan bir mürnin kendini kontrol etmesi, sözlerini yerine getirmesi ve güvenilir olması gerekir. Böyle mürnin insanlardan meydana gelen İslam toplumlannın da yüksek güvenlik toplurolanna
dönüşmesi beklenir.
Sonuç olarak yeniden hakiki inanmış mürninlik üzerinden Müslüman kimliğinin inşasına ihtiyacımız var ve bu konuda hepimize, Diyanet İşleri Başkanlığına çok büyük sorumluluklar
düşüyor. Öncelikle kendimizden başlayarak dalga dalga aile- mize, mahallemize oradan toplama uzanan bir çizgide Haz- reti Peygamber'in işaret ettiği gibi elimizle düzeltebiliyorsak elimizle, elimizle mümkün değilse dilimizle, dilimizde yapa- mazsak kalbirnizle kınayarak39 kötülüğü ortadan kaldırmaya çalışmalıyız, ahlakımızı düzeltmeliyiz. Bunun için de imanımızı
güçlendirmeliyiz. Burada kalpten kınamanın önemine işaret
etmek gerekir. Çünkü o kötülüğe buğz etmek, kızmak, kına
mak onun kötülük olarak bilinmesini sağladığı gibi o kötülük
karşısırıda duyarsızıaşmaya da engel olur. Bir anlamda insanı o kötülük karşısırıda algılarırıı diri tutarak gücü yettiğinde diliyle daha gücü yettiğinde eliyle düzeltme bilincini içinde yaşatır.
Bu sebeple kötülüğe kalpten buğz etmek önemli bir adımdır
ki imanın en zayıf derecesi olarak görülmüştür. Çünkü sadece bilgi ve bilinç var ama uygulama henüz eksik durumdadır. Bil- ginin uygulamaya, davranışa ve güzel ahlaka dönüşmesi ima-
nın kuvvetli olması ile ilgilidir. Bir insan inancında samimi ise
inancının gereği olan ahlaki davranışlan sadakatle yerine getir- mesi gerekir. Oysa halk arasırıda yaygın bir söz var. "Hocanın dediğini yap yaptığını yapma." bu aslında bizlere ayna tutan bir tespittir. Bizim bilgimizden kimsenin tereddüttü yok, biliyoruz ama bildiğimizi uygulamıyoruz. Buna ahlak felsefesinde ahlak
38 Me'aric, 70/ 1-32.
39 Müsliro, iman 78; Tirmizi, Fiten ll; Nesai, lman 17.
uçurumu deniyor. Yani bilmek ama bilgiyi eyleme dönüştüre
memektir. Oysa daha önce işaret edildiği gibi böyle bir durum
rnünafıklık alametidir. Bizler din eğitimi almış ve öğreten ko- numundaki irısanlar olarak ne yazık ki çok iyi örnekler deği
liz. Çocuklanmıza, ailemize, yakın çevrernize, öğrencilerimize
iyi örnekler olamadığımız gibi topluma da örnek olamıyoruz.
Halbuki halka halka örnekliğin genişlemesi gerekiyor. Peygam- berimizin (s.a.s.); "Hepiniz çobansınız ve güttüğünüZden sorumlu- sunuz, Devlet başkanı bir çobandıı; güttüğünden sorumludw: Erkek evinde bir çobandır ve o evdeki ailesinden sorumludur. Kadın koca-
sının evinde çobandır ve o güttiıkleıinden sorumludur ... "40 hadisini
hatırlayalım. Dolayısıyla herkesin kendi sorumluluğu altındaki
bireyleri eğitmesi gerekir. Eğitim bu açıdan da çok önemlidir.
Çevremizdeki irısanlar eğer bize güveniyariarsa bu bizdeki ah- laki niteliklerin varlığını gösteren bir aynadır, bizdeki olgun
kişiliğin bir ifadesidir. Aynı şekilde bir ailedeki güven ortamı
oradaki mutluluğa işaret ederken bölgede var olan güven orta-
mı da oradaki toplumun ahlakına ve inançlarına ayna tutmakta
oranın emin bir belde olduğunu göstermektedir.
Güvenilir insaniann oluşturduğu emin beldenin bir za- manlar bu topraklardaki varlığı ve bunun gerçekleşmesinin
öncelikle bizim kendi ahlakımızı iyileştirmemize bağlı oldu-
ğunun hanrlanması, ahlaki dönüşüme öncelikle kendimizden
başlamak bu idealin bir ütopya olarak kalmamasının en önemli güvencesi olabilir.
40 Buhart, Ahkam, ı.