• Sonuç bulunamadı

Endüstri Mirası Kapsamındaki Yapıların Korunarak Yeniden Değerlendirilmesinde Tasarımcı-mekan Etkileşimi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Endüstri Mirası Kapsamındaki Yapıların Korunarak Yeniden Değerlendirilmesinde Tasarımcı-mekan Etkileşimi"

Copied!
154
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ĠSTANBUL TEKNĠK ÜNĠVERSĠTESĠ  FEN BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ

YÜKSEK LĠSANS TEZĠ

OCAK 2012

ENDÜSTRĠ MĠRASI KAPSAMINDAKĠ YAPILARIN KORUNARAK YENĠDEN DEĞERLENDĠRĠLMESĠNDE

TASARIMCI−MEKÂN ETKĠLEġĠMĠ

Esra ÇANAKKALE

Mimarlık Anabilim Dalı Mimari Tasarım Programı

Anabilim Dalı : Herhangi Mühendislik, Bilim Programı : Herhangi Program

(2)
(3)

OCAK 2012

ĠSTANBUL TEKNĠK ÜNĠVERSĠTESĠ  FEN BĠLĠMLERĠ ENSTĠTÜSÜ

ENDÜSTRĠ MĠRASI KAPSAMINDAKĠ YAPILARIN KORUNARAK YENĠDEN DEĞERLENDĠRĠLMESĠNDE

TASARIMCI−MEKÂN ETKĠLEġĠMĠ

YÜKSEK LĠSANS TEZĠ Esra ÇANAKKALE

(502081016)

Mimarlık Anabilim Dalı Mimari Tasarım Programı

Anabilim Dalı : Herhangi Mühendislik, Bilim Programı : Herhangi Program

(4)
(5)

Tez DanıĢmanı : Prof. Dr. Nur ESĠN ... İstanbul Teknik Üniversitesi

Jüri Üyeleri : Prof. Dr. M. Harun BATIRBAYGĠL ... Okan Üniversitesi

Doç. Dr. Nurbin PAKER KAHVECĠOĞLU ... İstanbul Teknik Üniversitesi

İTÜ, Fen Bilimleri Enstitüsü‟nün 502081016 numaralı Yüksek Lisans Öğrencisi Esra ÇANAKKALE, ilgili yönetmeliklerin belirlediği gerekli tüm şartları yerine getirdikten sonra hazırladığı “ENDÜSTRĠ MĠRASI KAPSAMINDAKĠ

YAPILARIN KORUNARAK YENĠDEN DEĞERLENDĠRĠLMESĠNDE

TASARIMCI−MEKÂN ETKĠLEġĠMĠ” başlıklı tezini aşağıda imzaları olan jüri önünde başarı ile sunmuştur.

Teslim Tarihi : 19 Aralık 2011 Savunma Tarihi : 26 Ocak 2012

(6)
(7)
(8)
(9)

ÖNSÖZ

Tez çalışmamın tüm aşamalarında fikirleriyle bana yol gösteren, hoşgörüsü ve anlayışıyla beni her zaman motive eden sevgili hocam Prof. Dr. Nur Esin‟e; yoğun meslek hayatlarında bana zaman ayırarak röportajları ve fikirleriyle destek veren Mimar Han Tümertekin, Nevzat Sayın, Hasan Çalışlar ve Semra Uygur‟a; projeleriyle ilgili aktardıkları veriler (çizim, fotoğraf ve video) için MS&R (Meyer, Scherer & Rockcastle) ve Arturo Franco Mimarlık ofislerine çok teşekkür ederim. Bu süreçte hep yanımda olan, desteğini hiç esirgemeyen, sonsuz sabırla beni dinleyen ve anlayış gösteren sevgili aileme, tüm dostlarıma, yakınımdaki uzağımdaki herkese sonsuz teşekkürler…

Aralık 2011 Esra Çanakkale

(10)
(11)

ĠÇĠNDEKĠLER

Sayfa

ÖNSÖZ ... vii

ĠÇĠNDEKĠLER ... ix

KISALTMALAR ... xi

ġEKĠL LĠSTESĠ ... xiii

ÖZET ... xvii

SUMMARY ... xix

1. GĠRĠġ ... 1

1.1 Çalışmanın Amacı, Kapsamı ve Yöntemi ... 1

2. KAVRAMSAL VE KURAMSAL ÇERÇEVE ... 7

2.1 Koruma Olgusu ... 7

2.2 Koruma Bilinci / Korumanın İçgüdüsel Bir Davranıştan Bir Disipline Dönüşümü ... 9

2.3 Koruma Nedenleri ... 12

3. ENDÜSTRĠ MĠRASI VE DEĞERLENDĠRĠLMESĠ ... 15

3.1 Endüstri Mirası Kapsamındaki Yapıların Sahip Olduğu Değerler ... 19

3.1.1 Eskilik değeri (Tarihi izler-katmanlar-patina) ... 21

3.1.2 Anı değeri ... 22

3.1.3 Tarihi değer / Teknoloji tarihi ... 25

3.1.4 Göreceli sanat değeri ... 26

3.1.5 Kullanım değeri ... 27

3.2 Endüstri Mirası Kapsamındaki Yapıların Günümüz Koşullarında Değerlendirilmesi ... 28

3.3 Koruma Yaklaşımlarında Anlamsal Katmanlaşma ve Anlam Karmaşası... 33

4. ENDÜSTRĠ MĠRASI KAPSAMINDAKĠ YAPILARIN DEĞERLENDĠRĠLMESĠNDE TASARIMCI – MEKÂN ETKĠLEġĠMĠ ... 37

4.1 Mekânı Dinlemek ... 37

4.2 Mekânın Hafızası ... 42

5. ENDÜSTRĠ MĠRASI KAPSAMINDAKĠ YAPILARIN DEĞERLENDĠRĠLMESĠNDE TASARIM YAKLAġIMLARI / MÜDAHALE BĠÇĠMLERĠ ... 49

5.1 Varolanı Kabullenme / Durumu Kabullenme: Özgün Olanın Aranması ... 50

5.2 Fragmanlar/Katmanlar: Eski İle Yeninin Bir Aradalığı ... 76

5.3 Yeni Oluşumlar İçin Kullanılan Mevcut Doku ... 98

5.4 Bölüm Sonucu: Mimari Yaklaşımlar ve Müdahale Biçimleri Üzerine Bir Tartışma ... 107

6. SONUÇ ... 111

KAYNAKLAR ... 115

(12)
(13)

KISALTMALAR

KTVKK : Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu

TICCIH : The International Committee for the Conservation of Industrial Heritage

ICOMOS : International Council On Monuments and Sites

UNESCO : United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization ERIH : The European Route of Industrial Heritage

(14)
(15)

ġEKĠL LĠSTESĠ

Sayfa

ġekil 1.1 : Tasarımcıdan öğrenme ve örnekten okuma süreçleri ... 5

ġekil 4.1 : Vimy Ridge Tüneli (Littlefield ve Lewis, 2007). ... 44

ġekil 4.2 : Young Vic Tiyatrosu‟nun müdahale sonrası dış cephesi ve iç mekân görünüşü (Url-5) ... 45

ġekil 4.3 : Entrepot Royal Antreposu, korunan iç mekândan görünüşler (Url-6) ... 46

ġekil 5.1 : Duisburg-Nord Landscharftspark, korunan doku (Url-7) ... 54

ġekil 5.2 : Duisburg-Nord Landscharftspark vaziyet planı (Url-8) ... 55

ġekil 5.3 : Endüstriyel kalıntılar ve peyzaj (Url-9)... 56

ġekil 5.4 : Gezinti yolları, yaya geçitleri, su kanalının çevre düzenlenmesi (Url-10) ... 57

ġekil 5.5 : Kömür depolarının tırmanma yüzeyi olarak kullanımı ve oyun alanları (Url-9) ... 58

ġekil 5.6 : Farklı etkinlikler için kullanılan makine dairesinden görüntüler ... 58

ġekil 5.7 : Deneyimsel bir mekâna dönüşen yüksek fırından görüntüler ... 59

ġekil 5.8 : Havalandırma dairesi kompleksinden görüntüler (Url-9) ... 59

ġekil 5.9 : Varolan doku ve çeşitli aktiviler (Url-11) ... 60

ġekil 5.10 : Santralistanbul kent silüeti (NSMH Mimarlık arşivi) ... 61

ġekil 5.11 : Santralistanbul müdahale öncesi ve sonrası yerleşke planı ... 63

ġekil 5.12 : Santralistanbul Enerji Müzesi‟nin yerleşkedeki konumu (Mimarlar Mimarlık arşivi) ... 64

ġekil 5.13 : Santralistanbul Enerji Müzesi‟nin dönüşümden önceki ve sonraki iç mekân görüntüleri (Mimarlar Mimarlık arşivi) ... 65

ġekil 5.14 : Han Tümerten‟in Enerji Müzesi‟ne ait eskiz çalışmaları (Mimarlar Mimarlık arşivi) ... 66

ġekil 5.15 : Santralistanbul Enerji Müzesi sirkülasyon şeması ve kesiti (Mimarlar Mimarlık Arşivi) ... 67

ġekil 5.16 : Santralistanbul Enerji Müzesi dönüşüm öncesi (üstte) ve sonrası (altta) plan şeması (Mimarlar Mimarlık arşivi) ... 68

ġekil 5.17 : Enerji Müzesi iç mekân görünüşleri; makineler ve dolaşım sistemi ... 68

ġekil 5.18 : Navy Yard Tersanesi, Urban Outfitters Kampüs‟ten görünüşler (MS&R Mimarlık arşivi) ... 69

ġekil 5.19 : Urban Outfitters Kampüs 12 ve 15 numaralı yapılar (Url-17) ... 70

ġekil 5.20 : Urban Outfitters Kampüs planı ve kesiti (MS&R Mimarlık arşivi) ... 70

ġekil 5.21 : 10 numaralı yapının iç mekân görünüşleri; korunan vinçler ve bölücü duvarlarla yaratılan atölyeler (Url-17) ... 71

ġekil 5.22 : 7 numaralı yapı, iç mekânda bütünleşen eski ve yeni malzemeler ve birleşim detayı (Url-17) ... 71

ġekil 5.23 : 12 numaralı yapının iç mekân görünüşleri; eklenen merdiven ve çelik-cam malzemelerden oluşan atölyeler (Url-17) ... 72

(16)

ġekil 5.25 : 543 numaralı sosyal tesisin iç mekân görünüşleri; korunan strüktürler,

vinçler ve ray izleri, tasarlanan bahçeler (Url-17) ... 73

ġekil 5.26 : Antrepo 17 C giriş cephesi, eklenen çelik kapı ve giriş rampası (Url-19) ... 74

ġekil 5.27 : Korunan izler, hasarlı duvar ve kolonlarla yaratılan iç mekân (Url-19) 75 ġekil 5.28 : Sergi mekânlarından görünümler (Url-19) ... 75

ġekil 5.29 : Castelvecchio Müzesi, varolan dikkat çekici diyalektik üzerinden yeni ve eski arasındaki diyalog (Url-21) ... 80

ġekil 5.30 : Eski fragmanlar ile yeni form ve dokuların biraradalığı ... 81

ġekil 5.31 : Kesitteki zaman uyuşmazlığı ... 82

ġekil 5.32 : Yeni döşeme ve duvar birleşiminde yaratılan aralık/mesafe ... 82

ġekil 5.33 : Le Fresnoy Ulusal Çağdaş Sanatlar Stüdyosu‟nun dönüşüm öncesi ve sonrası görünüşleri (Url-22) ... 83

ġekil 5.34 : Eski ve yeni arasındaki bağlantılar; hangarlar, yeni çatı ve sirkülasyon 83 ġekil 5.35 : Hangarlar arasındaki dolaşım ve yaratılan ara mekânlar ... 84

ġekil 5.36 : Yeni çatıya asılan köprüler ve merdivenler ... 84

ġekil 5.37 : Mill City Müzesi‟nin 1874‟den 2000‟e kadar geçirdiği evreler (MS&R Mimarlık arşivi) ... 85

ġekil 5.38 : Mill City Müzesi‟nin görünüşü (MS&R Mimarlık arşivi) ... 86

ġekil 5.39 : Tarihi kalıntılar, yeni doku ve yüzeyler arasında Mill City Müzesi (MS&R Mimarlık arşivi) ... 87

ġekil 5.40 : Yıkılan dış kabuk, kalıntı içinde yeni cephe, cephedeki 1898 yılına ait orijinal değirmen mekanizma kesiti (MS&R Mimarlık arşivi) ... 87

ġekil 5.41 : Ray koridoru, lobi ve kalıntıların bulunduğu avludan görünümler (MS&R Mimarlık arşivi) ... 88

ġekil 5.42 : Mill City Müzesi illüstrasyonu (MS&R Mimarlık arşivi) ... 89

ġekil 5.43 : Sekiz kat boyunca değirmenin hikayesini aktaran tiyatro asansörü (MS&R Mimarlık arşivi) ... 89

ġekil 5.44 : Cer Modern‟in zemin kat planı, varolan doku ve yıkılan bölüm (Uygur Mimarlık arşivi) ... 90

ġekil 5.45 : Cer atölyelerinin dönüşüm öncesi görünüşleri (Uygur Mimarlık arşivi) ... 91

ġekil 5.46 : Cer Modern, hangarlar ve yeni ek yapının birlikteliği ... 91

ġekil 5.47 : Avluda korunan ray izleri (kişisel arşiv) ... 92

ġekil 5.48 : Korunan hangarların dönüşüm öncesi ve sonrası iç mekân görünüşleri 92 ġekil 5.49 : Cer atölyesinin eski hali ve yıkılan kısmı saran yeni cam kabuk (Uygur Mimarlık arşivi) ... 93

ġekil 5.50 : Hangarlara eklenen yeni yapının dış ve iç mekân görünüşleri ... 93

ġekil 5.51 : Tuz Ambarı‟nın yeni kullanımından önceki ve sonraki görünüşleri (Engnoğlu&Çalışlar Mimarlık arşivi) ... 94

ġekil 5.52 : Giriş holünün dönüşüm öncesi ve sonrası görünüşleri (Engnoğlu&Çalışlar Mimarlık arşivi) ... 95

ġekil 5.53 : Kuzey güney aksında uzanan dar geçitler ve yeni ekler ... 96

ġekil 5.54 : İç mekân görüntüleri, taş duvar ve çelik çerçevelerle yaratılan mesafe . 96 ġekil 5.55 : İç mekân görüntüleri, taş duvarlar arasına eklenen cam toplantı odası .. 97

ġekil 5.56 : Taş duvar ve cam kabuk ilişkisi, metal çerçeveye alınan yeni kemerler (Engnoğlu&Çalışlar Mimarlık arşivi) ... 97

ġekil 5.57 : Endüstriyel kalıntının üzerinde biçimlenen yeni kabuk (Url-26) ... 99

ġekil 5.58 : “Plug-over” sistemi; katlar arasında bağlantılar ve bağlantılarla biçimlenen yeni strüktür (Url-26) ... 99

(17)

ġekil 5.59 : High Line eski demiryolu hattı ve yeni peyzaj (Url-27) ... 100

ġekil 5.60 : Ray izlerinin yeni dokuyla birleşimi (Url-27) ... 101

ġekil 5.61 : Demir yolunda yaratılan farklı mekânlar, kenti farklı bir açıdan yeniden keşfetmek (Url-27) ... 101

ġekil 5.62 : Kullanım dışı kalmış beton vinç yolu ve üzerine eklenen ofis binası (Url-28) ... 102

ġekil 5.63 : Vinç yolunun beton strüktürüne yerleştirilen düşey sirkülasyon ve endüstriyel kalıntıdan koparılan cam kabuk (Url-28) ... 102

ġekil 5.64 : Tate Modern‟nin kent silüetindeki görünümü (Url-29) ... 103

ġekil 5.65 : Tate Modern‟nin korunan dış kabuğu ve simgesel bacası (Url-30) ... 103

ġekil 5.66 : Türbin holünün dönüşüm öncesi ve sonrası görünüşleri (Url-32) ... 104

ġekil 5.67 : Tate Modern‟nin sergi mekânlarından görünümler (Url-33) ... 105

(18)
(19)

ENDÜSTRĠ MĠRASI KAPSAMINDAKĠ YAPILARIN KORUNARAK YENĠDEN DEĞERLENDĠRĠLMESĠNDE

TASARIMCI−MEKÂN ETKĠLEġĠMĠ ÖZET

Dünya genelinde üretimin yer değiştirmesi, ekonomide farklı yapılanma ve küreselleşme gibi değişimler kentleri yeniden yapılanmaya iterken, endüstri tesisleri verimli işletilememeleri, teknolojik olarak yetersiz kalmaları, kenti kirletmeleri gibi çeşitli nedenlerle işlevlerini yitirerek kullanım dışı kalmıştır. Endüstri mirası olarak nitelendirilen, sanayi döneminin izlerini taşıyan bu mekânların sahip olduğu değerleri yitirmemesi ve kentle ilişki kurabilmesi için farklı bir işlevle yeniden değerlendirilmeleri gerekmektedir. Burada önemli olan bu mekânların nasıl korunacağı, günümüz koşullarıyla nasıl ilişkilendirileceği ve nasıl yorumlanacağıdır. Bu çalışmada mekânın sahip olduğu özellikler ve değerler göz önünde bulundurularak nasıl bir tasarım yaklaşımı / müdahale biçimi benimsendiğini incelemek amaçlanmıştır.

Öncelikle koruma olgusu, farklı kaynaklarda yer alan bilgiler ve görüşler doğrultusunda tanımlanmış ve korumanın içgüdüsel bir davranıştan bir disipline dönüşümü üzerinde durularak korumaya bakış açımızdaki değişim/gelişim ortaya konulmuş, korumayı gerektiren nedenler açıklanmıştır.

Üçüncü bölümde, endüstri mirası, endüstri arkeolojisi ve bu kavramların gelişim sürecinden bahsedilerek endüstri mirasının sahip olduğu değerlerin farkına varılması ve mekâna yeni bir işlev tanımlanırken bu değerlerin yitirilmemesi için endüstri mirasının eskilik değeri, anı değeri, tarihi değeri/teknoloji tarihi, göreceli sanat değeri ve kullanım değeri açıklanmıştır. Kentle ilişkisi kopan endüstri yapı ve kalıntılarının günümüz koşullarında değerlendirilmesinde yeniden programlama/işlevlendirme, yeniden mimari kavramları ve uygulama boyutunda birbirinden farklı anlamlar taşıyan koruma yaklaşımları açıklanmıştır.

Dördüncü bölümde, tasarımcının mekâna müdahale etmeden önce varolanın sahip olduğu potansiyelleri ortaya çıkaracak mekâna özgü bir tasarım yaklaşımı belirlemesine yol gösteren bir süreç olarak tasarımcı-mekân etkileşimi üzerinde durulmuştur. Mekânla etkileşim sürecinde önemli olan varolanı dinlemek, anlamak ve mekânın hafızasını oluşturan unsurları silmek yerine onları tasarımın bir parçası haline getirmektir. Bu etkileşim sürecinde mekânın birey üzerinde yaratmış olduğu hisler ve bireyin mekânla kurduğu duygusal bağın tasarım kararlarının belirlenmesinde etkili olduğu görülmüştür. Mekânı dinleme ve anlama çabası, mekânın işlevsel dönüşümünde belirlenecek tasarım yaklaşımını / müdahale biçimini ve mekânın hafızasını oluşturan unsurların tasarım yaklaşımında nasıl ele alınacağını etkilemektedir.

Beşinci bölümde, literatür araştırmasına paralel olarak doğrudan tasarımcıyla yapılan görüşme ve örnek üzerinden okuma süreçlerini içeren çoklu analitik bir yaklaşım benimsenerek yurt dışında ve Türkiye‟de yeniden değerlendirilen endüstriyel alan, kalıntı ve yapılara ilişkin başarılı örneklerin incelenmesiyle tasarım

(20)

yaklaşımları/müdahale biçimleri varolanı/durumu kabullenme: özgün olanın aranması, fragmanlar/katmanlar: eski ile yeninin bir aralığı ve yeni oluşumlar için kullanılan mevcut doku olarak belirlenmiştir. Bu yaklaşımlarda neyin ön plana çıktığı ve mevcut dokunun nasıl ele alındığı tanımlanarak, her bir yaklaşıma özgü başarılı bulunan örneklerle bu tasarım yaklaşımları/müdahale biçimleri açıklanmıştır. Örneklerin çözümlenmesiyle belirlenen bu tasarım yaklaşımları arasında bir tercih ortaya koymak değil, tamamen durumsal olan bu uygulamaların katmanlı içeriklerine ışık tutmak amaçlanmıştır.

(21)

THE INTERACTION OF DESIGNER−PLACE IN THE REEVALUATION OF THE CONSTRUCTIONS BEING PRESERVED WITHIN THE

CONTEXT OF INDUSTRIAL HERITAGE SUMMARY

Industrial facilities have been put out of use due to various reasons such as not being managed efficiently, being technologically insufficient, polluting the city while some changes such as the replacement of the production in the world wide and different structuring of economics and globalization have prompted cities to be restructured. Regarded as industrial heritage and having the traces of the industrial age these sites need reevaluating with a different function in order not to lose the values that they have and to establish a relation with the city. The significant point here is how these places will be preserved and will be correlated to today‟s conditions and how the past will be interpreted. In this study, it has been aimed at analyzing what kind of a design approach and the form of intervention by taking the properties and values of a place into consideration.

Focusing on questions related to the relation to be established between site/building/industrial ruins and program which provide the persistence of urban environment yields us to the answers concerning how these sites and constructions will be preserved. In fact, this is closely related to the way of our approach/understanding of preservation. Therefore, the fact of preservation has been primarily completed in accordance with the information and views in different sources. And the change/development in our point of view towards the matter of preservation has been put forward by emphasizing the transition of preservation from an instinctive behavior into a discipline.

The act of preservation which aims at transferring the physical and cultural heritage to the next generations is based not only on the physical definition of which is to be preserved but basically on social, cultural and economical reasons while it keeps intellectual and sensual clues which determine the status of societies in today‟s rapidly changing world and it embodies the values against alienation.

Instead of trying to keep living environment totally in the past or instead of presenting the values of a place as different/interesting supplies in the consumer society by disconnecting the historical context upon the acceptance of this kind of change, it would be a rather true approach to determine new usages peculiar to the site/building/industrial ruins which reveals its values/potentials by discovering the nature of already existing one and to transfer these places to the next generations by transforming them into living and sensible places.

In the third part of the study, industrial heritage, industrial archaeology and the development period of these concepts have been mentioned. In addition, the antiquity, memory, history, relative art and usage values of industrial heritage have been revealed and the necessity to determine a new function for the site/building/industrial ruins without the loss of these values has been emphasized.

(22)

Although there are preservation approaches with different meanings during the application period while industrial sites/buildings/ruins are being utilized for the new usages, these approaches are essentially based on re-functioning or re-architecture. A new program inserted to the existing one means that it is included in a creating period while the program applied in regaining of these kinds of places in cities gains a great importance. However, the act of creating at issue is limited to the place properties of the current construction. In addition to the physical properties of the current spaces in such a designing period, machines and interior fittings that are the witnesses of the history of technology and the traces of the past which states the style and life of a period obtained throughout history in other words which reflect the soul of the time become important inputs. The important point here is the fact that the designer takes the existing one into account, read it before intervening in the place and also it is very important for a designer to determine what kind of an approach he will adopt.

In the fourth part of the study, the interaction between a designer and a place (industrial area/building/ruin) has been emphasized as a duration which leads a designer to determine such a design approach peculiar to the site that it will unearth the existing potentials of the place. The crucial point in the interaction period with the place is not to give an ear to it, to understand or to erase the constituents which compose the memory of the place but to integrate them in the design instead.The senses left on a person by the place and the emotional bond with the place established by that person are very important points in the interaction with the place. To be in that place, to walk in it, to establish an emotional bound with it and to settle there in due course enable us to experience and understand it entirely. This case is closely related to realizing the past traces and remnants of the place (industrial area/building/ruins) and to having an idea about the past life of the place in other words it is closely related to trying to hearing the story of the place. This period of perception and listening will lead a designer to make a number of decisions related to how he will reflect the past traces of the place (e.g machines, cranes, patina etc.) to his design. The historical process of the site, the memory and the aura of it play an important role as reminders in making these decisions related to the design. The integration of these constituents, which affect the designer in the place, with the design also affects the atmosphere of the place and makes the place stronger in this way.

In the thesis study, including the reading process derived by taking the direct interview with the designer and the sample into consideration a multiple analytical approach has been adopted in parallel with the literature research. Moreover related to industrial area, remnant and constructions which have been reevaluated both abroad and in Turkey successful samples have been analyzed. A hypothetical and subjective process has been had in the reading process over the samples and different approaches/the forms of intervention for the design have been determined in the evaluation of the constructions within the industrial heritage.

In the fifth part, three approaches have been referred: accepting the case/the existing one-looking for the authentic one, fragments/layers-coexistence of the old and the new and the current texture used for new formations. Also what comes into prominence in the design approaches/the form of intervention determined and how the current texture has been handled have been described in this part. These kinds of design approaches/the forms of interventions have also been clarified by considering the samples peculiar to each approach found to be successful.

(23)

Accepting the existing one/the case in the reevaluation together with the preservation of industrial heritage: the approach defined as looking for the authentic one consists of minimal interventions as possible as it is with a function appropriate to the existing one by preserving the genuine identity of the current pattern of industrial remnants and machines. Accepting the current truth has led to have new solutions for the problems which the place (industrial area/building/ruins) has been exposed to after the unordinary and uncharacteristic properties of the place have been discovered. The crucial point here is to maintain the soul of industrial site by sensitively handling the historical meaning of the existing one and the parts enriching the place. Within this context, a museum where the production system of technical monuments having big equipments in it such as nonfunctional machines and boiler rooms, or industrial parks where various industrial remnants including cultural activities have been reused with different functions can be given as examples. The production system and the history of the relevant age are shown to the visitors by preserving the installments, outfits and original structures. And sometimes a different function can be identified apart from the suitable museum to the construction of the place by preserving the genuine identity of the industrial construction and the traces of the first function of it. The notion of design entirely focuses on the form and the authenticity of the old. It has also been aimed at maintaining the current atmosphere of the place by preserving damaged surfaces, patina, ruined walls and minimal new supplements in reformation of the place without losing the historical layers.

Industrial constructions and industrial remnants and also new constituents coexist in approaches in which fragments and layers and also differences are emphasized. The past of the place is revealed by comparing new supplements built without losing the value of the past to the historical layers. The most important point here is how the existing one is interpreted and how these different pieces have been put together. The historical and the current reading process intertwine by holding a space/interval between new materials and surfaces newly added to the past fragments. Therefore, a dialogue among the times is enabled by reinterpretation of the historical structure instead of simply repeating the existing one. Because not only the industrial past of the place (industrial area/building/ruin) but also the traces of the important events make the memory of the place stronger, the place is made even stronger by having a new pattern, forms and surfaces instead of repairing the damaged and ruined parts. As for the cases where the current texture is used for new formations, a new design is formed with the emphasized new structures and materials although the current texture somehow reminds itself. Malfunction structure such as crane track, seaport, railway viaduct and the indoors of some industrial constructions become important design inputs for new formations. While new techniques and materials provide the polysemy for the design philosophy and variety for the out layer of building, these kinds of changes on the out layers of the building visually have a dynamic effect on the environment.

It has been aimed at not having a choice between these design approaches determined by the analysis of the samples but enlightening the laminated content of totally situational applications. It is considered that the approaches‟ being so various is related not only to the problem‟s being multidimensional but also to the individuality of a designer, the differences of a personal approach and the level of sensitiveness.

(24)
(25)
(26)
(27)

1. GĠRĠġ

1.1 ÇalıĢmanın Amacı, Kapsamı ve Yöntemi

Sürekli gelişim ve değişim içinde olan birçok farklı zaman katmalarından oluşan kentin tarihsel sürekliliğinin sağlanmasında endüstri alanları; üretimin gerçekleştiği yapıları ve mekanik donanımları, içinde yer aldıkları strüktürlerle birlikte barındırdığı yaşam biçimi ile kentin gelişimi/değişiminde sosyo-ekonomik ve mekânsal açıdan önemli rol alan endüstri devrimine ait fragmanları oluşturur. Bu alanlarının kentin ihtiyaçlarını karşılamak adına bir rant alanına dönüşmesi, yapılarının ve peyzajlarının bağlamından koparılarak mekânın ve zamanın ruhunu yansıtmayan uygulamalarla dönüştürülmesi ve yok edilmesi, tarihi katmanları ayrıştırarak, birbirinden koparır ve kent hafızasını kesintiye uğratarak bireyin geçmişiyle kurduğu ilişkiyi de zayıflatır. Anıları, yaşanmışlıkları biriktiren bu mekânların sosyal, tarihsel ve psikolojik anlamları ifade etme kapasitesine sahip olan hatırlatıcı özellikleriyle toplumsal bellekte ve kent belleğinde önemli bir yer tutması bu mekânların korunması gerekliliğini de vurgular. Kentin tarihsel sürekliliği için önemli tarihi izlere sahip işlevini yitirmiş endüstri mekânlarının kentle tekrar ilişki kurması ve yaşayan mekânlar haline gelmesi için çevresi ile uyum sağlayan yeni bir kullanıma ihtiyacı vardır. Bu bağlamda kentsel çevrenin sürekliliğini sağlayan yer/mekân ve program arasında nasıl bir ilişki kurulacağına dair sorular üzerinde durmak aslında bizi bu alanları ve yapıları nasıl koruyacağımıza ilişkin cevaplara götürür.

Endüstri alanlarının ve yapılarının nasıl korunacağı nasıl bir koruma yaklaşımı / anlayışı benimsediğimizle yakından ilişkilidir. Koruma eylemi, Tekeli (1988)‟nin belirttiği gibi “yaşam çevresini geçmişte dondurmaya çalışan bir anlayış değil çevresindeki ögelerin bir bölümünü koruyarak, yeni değişimlerin eklemlenmesiyle çevreyi zenginleştirici ve geliştirici bir anlayış” olarak benimsendiğinde (sf.22), varolana tanımlanan yeni program mekânın gündelik yaşantıyla olan ilişkisini güçlendirerek bireyin mekânla kurduğu ilişkiyi sadece işlevsel ihtiyaçlar

(28)

doğrultusunda değil duygusal, sembolik ve bağlanma gibi ihtiyaçlarını da karşılayabildiği anlamlı mekânların oluşmasına imkân verecektir.

Kullanım dışı kalmış bu tür mekânların sahip oldukları değerler ortaya çıkartılarak kente yeniden katılmasında program önem kazanırken varolana yeni bir program tanımlamak da onu bir “yaratma sürecine” dâhil etmektir. Ancak buradaki yaratma eyleminde, mevcut yapının mekânsal özellikleri yeni bir tasarım düzeneğinin belirlenmesinde başrol oynayan gizli bir güç olur. Böyle bir tasarlama sürecinde mekânın sahip olduğu fiziksel özellikler, teknoloji tarihinin tanıkları olan makine ve iç donanımları dışında, tarih boyunca kazanılan bir dönemin tarzını ve yaşamını anlatan yani zamanın ruhunu yansıtan geçmişin izleri de önemli bir girdi teşkil eder. Bu bağlamda tasarımcının “mekânla etkileşimi” ön plana çıkmaktadır. Burada sözü edilen etkileşim, tasarımcının bir değerlendirme yapmadan önce varolanla yüzleşmesine ve mekânın sahip olduğu değerleri ortaya çıkaracak tasarım yaklaşımını belirlemesine yol gösteren bir süreç olarak ele alınmaktadır.

Mekânla etkileşim sürecinde varolanı dinlemek yenileme, dönüştürme projesine başlamadan önce tasarıma yön veren bir ilk adım olarak ele alınmaktadır. Burada “mekânı dinlemek” tasarımcının varolanı yeniden keşfetmesine izin veren, tasarımcıyı mekânın zaman skalasında konumlandırarak varolanı anlama/okuma çabası, mekâna verilen duygusal bir cevaptır aslında. Çünkü terk edilmiş endüstri mekânlarını okumak, geçmişte ve şimdide görülmeyen, yitirilmek üzere olan değerleri ifade etme potansiyeline sahip olmaktır. Bu varlık ve yokluğu açığa çıkarır; terk edilen bu alanların ne kadar hayati önem taşıdığını gösterir ve onların önemli bir mirası biçimlendirdiğini doğrular çünkü bu mekânlar geçmiş ve gelecek arasında bir köprü oluşturmaktadır (Buchli ve Lucas, 2001). Bu nedenle koruma ve tasarlama bir ayrım değil bütün olarak ele alınması gereken bir süreci kapsar: programın en iyi şekilde karşılanması ve neyin korunması gerektiğine karar vermek, Stratton (2000)‟nun da vurguladığı gibi istenenlerle varolan arasındaki dengeyi sağlamak… Tasarımcının varolanı anlama ve dinleme çabası, eski bir mekân içinde olma deneyimi, mekânın sahip olduğu geçmişin izleri, kalıntıları fark etmek, bir önceki mekânın yaşantısına dair fikir edinmek yani mekânın hikâyesini duymaya çalışmakla yakından ilişkilidir. Gösterilen bu çaba, tasarımcının mekânın geçmişiyle nasıl bir ilişki kurduğu ve bu ilişkiyi tasarım girdisi olarak nasıl yorumladığı hakkında bize ipuçları verir. Böyle bir mekânı gözlemlemek, tasarımcıyı dönüştürmede geçmişin

(29)

izlerini vurgulamak, mekândaki belli bir noktayı güçlendirmek ya da gizli tutmak, endüstriyel imajı sürdürmek gibi bir takım kararlar almasına da yönlendirecektir. Bu tasarım kararlarının belirlenmesinde mekânın tarihsel süreci, mekânın/ yerin hafızası, mekânın aurası, hatırlatıcılar ön plana çıkmakta ve mekânın geçmişini vurgulayan bu unsurlar, varolanın yeniden yorumlanmasında bir takım sorular üzerinde düşünmeye yönlendirmektedir. Mekân geçmişle ilgili nasıl bir ilişkiye sahip ve geçmişi nasıl hatırlatır ya da unutturur? Mekânın bileşenlerinin hatırlatıcı rolü nedir? Neler hatırlatıcı olarak muhafaza edilebilir? Mekânın atmosferi bu yaratma sürecinde nasıl sürdürülür? Bu sorular tasarımcının mekânın geçmişiyle kurduğu ilişkiyi vurgulaması ya da geri plana atması gibi cevapları içinde barındırırken aynı zamanda kullanıcıya neyin ön plana çıktığını da gösterir; Yerin hafızası mı? Bireyin hafızası mı? Yoksa her ikisi de mi?

Tasarımcının mekânla etkileşimde üzerinde durduğu bu sorular ya da duruma göre üretilen başka sorular hem programın yerleştirilmesinde hem de mekânın yeniden yorumlanmasında nasıl bir tasarım yaklaşımı belirleneceğini ve yapılacak müdahale biçimini de etkileyebilir. Tasarımcının eski yapıyı yeni bir yol geliştirerek yorumlaması mı ya da eski ve yeni arasındaki sınırın belirsizleşmesi mi? Endüstri yapılarını koruma/dönüştürme projelerinde bunlardan hangisi tasarım felsefesi olarak yer alır?

Bu çalışmada duygusal, kültürel ve kullanım değerlerine sahip olan endüstriyel mekânların kente yeniden kazandırılmasında, tasarımcı mekân etkileşimi üzerinde durularak, tasarımcının mekânın hafızası, hikâyesi/yaşanmışlıkları, atmosferi/aurası ve sahip olduğu fiziksel özellikleri göz önünde bulundurarak tanımlanan programla, varolan mekânın nasıl yorumlandığı ve nasıl bir tasarım yaklaşımı benimsediğini incelemek amaçlanmıştır. Üzerinde durulan husus sözü edilen etkileşim/dönüşüm süreçlerinin kuram/pratik alana yansıyan yapısı ve boyutlarıdır. Mekânla kurulan, düşünsel alt yapının sonuç ürünü nasıl etkilediği anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Yöntem olarak, öncelikle koruma olgusu, endüstri mirası ve endüstri arkeolojisi kavramları, bu kavramların kapsamı ve gelişim süreci, endüstri yapılarının sahip olduğu değerler, tasarımcı-mekân etkileşiminde mekânı dinlemek ve mekânın hafızası üzerinde durularak bu mekânların yeniden değerlendirilmesiyle ilgili yaklaşımlar açıklanmıştır. Tez çalışmasında literatür araştırmasına paralel olarak doğrudan tasarımcıyla yapılan görüşme ve örnek üzerinden okuma süreçlerini içeren

(30)

çoklu analitik bir yaklaşım benimsenmiştir (Şekil 1.1). Var olan mekân üzerinden yaratma süreci, tasarımcının mekânla kurduğu zihinsel süreç, yani tasarımcı-mekân etkileşimi ve uygulamadan oluşan ikili bir süreçtir. Bu nedenle Türkiye‟de endüstri mirası kapsamında yeniden değerlendirilen başarılı örnekler seçilerek tasarımcılarıyla röportajlar yapılmıştır. Mimarın, mekânla ilk karşılaşmasındaki hissiyatının mekânın dönüşümüne nasıl yansıdığını ya da ne sebeplerle yansıtılamadığını aynı zamanda tasarımcının mekân, bellek ve tarih bağlamında varolanla nasıl ilişki kurduğunu ve tüm bunların ışığında mekâna nasıl bir müdahalede bulunduğunu belirlemek için röportajlar şu sorular kapsamında gerçekleşmiştir:

1- Mekânla bağ: Bu mekânı daha önceden biliyor muydunuz? Bir bağınız var mıydı?

2- Duygulanım: İlk karşılaştığınızda size mekânın hissettirdikleri nelerdir? 3- Etki eden unsurlar: Mekânla ilk karşılaşmanızda sizi etkileyen şeyler

nelerdir? Tasarım yaklaşımınıza nasıl bir etkisi oldu?

4- Deneyim: Geçmiş deneyimlerinizin bu mekânı ele alırken nasıl bir etkisi oldu?

5- Örnekler: Endüstri yapılarının dönüştürülmesiyle ilgili sizi etkileyen ya da mekânı dönüştürürken size yön veren bir proje oldu mu?

6- Tasarım problemi: Yapının özgün mekânsal özellikleri, mekânın geçmişi, mekânın hafızası, dönüşüm projesini nasıl etkiledi ve bu durum fiziksel anlamda tasarıma nasıl yansıdı? Tasarlama sürecinde varolan mekân ve program arasında yaşanan zorluklar nelerdir? Bu süreç içerisinde korunması gerekene nasıl karar verildi?

7- Mekânın Hafızası: Endüstriyel strüktür geçmişin hangi izini taşır? Mekânın bileşenlerinin hatırlatıcı rolü nedir? Bu projede nasıl yer almıştır? Bu hatırlatma eylemi varolan mekân hakkında bize neler aktarır?

(31)

ġekil 1.1 : Tasarımcıdan öğrenme ve örnekten okuma süreçleri.

Her bir röportaj, bu açık uçlu soruların tek bir cevabı içermemesi ve bazı soruların diğerlerini kapsamasından ötürü birbirini tetikleyen fikir alışverişlerinin yaşandığı bir tartışma ortamında yaklaşık 1–1,5saat aralığında gerçekleşmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda tasarım yaklaşımına ilişkin bir takım ipuçları elde edilse de genel olarak yeterli veriye ulaşılamadığından aynı sorular yurt dışından seçilen başarılı örnekler üzerinden irdelenerek tasarımcının düşünceleri anlaşılmaya çalışılmış ve tasarım yaklaşımları/müdahale biçimleri incelenmiştir. Örnekler üzerinden yapılan bu okuma sürecinde literatür araştırmasından, mimarlık ofislerinden aktarılan yazılı ve görsel kaynaklardan, videolardan da yararlanılmıştır. Tüm bunlar ışığında varsayımsal ve subjektif bir süreç yaşanarak endüstri mirası kapsamındaki yapıların yeni kullanımlar için değerlendirilmesinde tasarım yaklaşımları/müdahale biçimleri belirlenmiş ve kavramsal olarak açıklanmıştır.

(32)
(33)

2. KAVRAMSAL VE KURAMSAL ÇERÇEVE

2.1 Koruma Olgusu

2682 sayılı KTVKK Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunun‟da “koruma” ve “korunma”, taşınmaz kültür varlıklarında muhafaza, bakım, onarım, restorasyon, fonksiyon değiştirme işlemleri; taşınır kültürel varlıklarında ise muhafaza, bakım, onarım, restorasyon işleri olarak tanımlanır (Tabiat Varlıkları Mevzuatı, 1990). W. Frodl‟a göre koruma; insanın duygusal yaşantısı ve bilincinde oluşan bir düşüncedir ve gerçekleşmesi tarih, doğa bilimleri, teknik, sanat alanlarındaki bilgi birikiminin yardımıyla ve kamu kuruluşlarının olanakları, toplum ve toplumsal yaşamı düzenleyen organların maddi ve manevi desteği ile sağlanabilmektedir (Tütengil, 1995, sf.7).

Sözen (1990)‟e göre ise koruma kavramı, “toplumun geçmişteki toplumsal ve ekonomik koşullarını, kültürel değerlerini yansıtan fiziksel yapının günümüzün değişen toplumsal ve ekonomik koşulları altında yok olmasına engel olmak, çağdaş toplumda çağdaş gelişmelerle bütünleşerek yaşamasını sağlamaktır” (sf. 19).

Kent ölçeğinde koruma kavramı, kentlerin belli kesimlerinde yer alan tasarım değerleri yüksek yapılarla, anıtların ve doğal güzelliklerin kentte bugün yaşayanlar gibi gelecek kuşakların da yararlanması için her türlü yıkıcı ve saldırgan eylemler karşısında güvence altına alınması anlamına gelmektedir (Keleş, 1998).

Daha geniş bir kapsamda koruma, insan uygarlığının gelişim sürecine dâhil olan her şeyi içerir. Bu sürecin oluşturduğu birikim ve değerlerin hepsinin koruyabilme imkânı olmadığından dolayı neyin korunması gerekliliğine karar verebilmek için korunacak nesnelerin sahip oldukları değer ve nitelikler üzerinde durulmaktadır. Kayın‟a göre yapılanmış mekânda, bir anlayışın ya da biçimin artık tekrarlanmamakta olması beraberinde yok olma tehlikesini de getirdiğinden, böyle bir nesne koruma konusu haline gelmektedir (Kayın, 2007).

Fiziksel ve kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasını amaçlayan koruma eylemi, fiziksel çevrenin korunan ögelerinin, günümüzün hızla değişen dünyasında

(34)

bireylerin ve toplumların kimliklerini belirleyen düşünsel ve duygusal ipuçlarını ve yabancılaşmaya karşı tutunacak değerleri barındırmaktadır. Hewison‟unda belirttiği gibi “geçmişi muhafaza etme güdüsü, insanın kendi benliğini muhafaza etme güdüsünün bir parçasıdır ve geçmişte nerede olmuş olduğumuzu bilmeksizin gelecekte nereye gidiyor olduğumuzu anlamak güçtür. Geçmiş, bireysel ve kolektif kimliğin zeminidir; geçmişin nesneleri kültürel semboller olarak anlam kaynağıdır” (Harvey, 2006, sf. 106).Dolayısıyla koruma olgusu geçmişten bugüne katmanlaşan kültürel değerlerimizi yansıtarak günümüzü daha iyi değerlendirmemize, tanımamamıza imkân vermektedir.

Zamanın sürekliliğinde değişen toplum yapısı, kültürel olarak yeniden yapılanma sürecine girmekte ve değer yargılarında oluşan önemli değişiklikler sonuncunda gereksinim ve isteklerinde gözle görülür farklılıklar oluşması beraberinde mekânların da değişimini gerektirmektedir. Değişen her değer, geçmişten gelen birikimlerin toplum tarafından benimsenmesini ve ilerleme arzusuyla yenilenmeyi beraberinde gelişmeyi barındırmaktadır. Böyle bir değişim sürecinde koruma olgusu, yaşam çevresini geçmişte dondurmaya çalışan bir anlayış değil, çevresindeki öğelerin bir bölümünü koruyarak yeni değişimlerin eklemlenmesiyle çevreyi geliştiren ve zenginleştiren bir anlayışı gerektirir (Tekeli, 1988).

Değişimi, kültürel kimliğin sürekliliğini sağlayan bir yeniden yorumlama olarak gören Kuban (2000) bu durumu şu sözleri ile ifade etmiştir:

Değişme, çaresiz ve doğal bir evrensel süreç, bir aksiyom olarak kabul edilince, tarihin her anı eskinin yeni bir yorumunu içerir. Kültürel süreklilik, değişmenin doğası ve hızının kontrolü ile gerçekleşir. Kültür, sürekli değişerek insanı ve toplumu aşan zorunlu değişimlere adapte eden bir mekânizmadır. Bugünün kültürü, bugüne ait değildir. Bütün geçmiş birikimleri belleğinde saklar. (Kuban, 2000, sf. 54)

Değişimin sürekliliğini sağlayan, yapının kendi fiziksel tanımlılığından çok, kendisi ve bütünleştiği çevresi ile yaşayanlarının ortaya çıkardığı deneyimdir. Bu deneyimin oluşabilmesi için tarihi çevrenin bileşenlerinin korunması, geçmişte var olmuş yaşantıları, günümüze bağlar ve geleceğe taşır. Yani geçmişin mekânlarının, günümüzün mekânları olmasına olanak tanır. Bu bağlamda tarihi yapılar, sadece sembolik ve biçimsel olarak korunan mekânsal organizasyonlar değil, “üretildikleri dönemin iş ve çalışma yaşamının örgütlenişi, inanışı, ekonomisi gibi toplumsal yapısı hakkında somut veriler taşıyan göstergelerdir” (Taşkıran, 1997, sf.16).

(35)

Kültürel mirası geçmişten geleceğe aktaran yapı taşlarıdır. Tüm bu anlatılanlar ışığında geçmişi öğrenmek, gelecek için örnek almak adına koruma eylemi gerekli bir davranış biçimidir.

2.2 Koruma Bilinci / Korumanın Ġçgüdüsel Bir DavranıĢtan Bir Disipline DönüĢümü

Tarihsel süreç içerisinde farklı bilinç düzeylerinde ve anlayışında varlık gösteren koruma eylemi 18. yüzyılda Fransız İhtilali‟nde (1789-1799) birçok eserin yok edilmesi ile Avrupa‟da koruma düşüncesi önem kazanmıştır. 19. yüzyılda ise Viollet le Duc‟un o güne dek önemsenmeyen ortaçağ sanatının araştırılması ve onarılması gündemli ortamında kendine bilimsel düzeyde söylev oluşturarak yer bulmuş ve paralelinde hızla gelişen bir bilince dönüşmüştür. Viollet le Duc‟e göre yapının korunmasını sağlayan kişi, kendini tarihi yapının mimarının yerine koyup yapıyı dönemine ait üslup birliği içerisinde tamamlaması gerekir (Ahunbay, 1996). Fakat bu yaklaşıma karşı çıkan romantik görüşün öncülerinden John Ruskin‟e göre yapının bakımının yapılması ve kendi haline bırakılması en iyi koruma yoludur (Arabacıoğlu ve Aydemir, 2007). Ruskin (1900), rekonstrüksiyon ve rekompozisyon adı altındaki çalışmaları “onursuz sahte kopyalar” olduğunu ileri sürerek reddetmekte ve “yıkılan yerleri demir kenetlerle sağlamlaştırın… Bu tür desteklerin görünmemesi için uğraşmayın. Yok olmuş bir elemandansa, bir destek görmek tercih edilmeli” (sf. 368) şeklinde ifade etmektedir.

Korumanın, içgüdüsel bir davranıştan bir disipline dönüşümü 20.yy‟ın başında çağdaş restorasyon kuramı çerçevesinde Giovannoni‟nin görüşlerinin “Carta Del Restauro” olarak kabul edilen bir tüzüğe dönüştürülmesi ile yasallaşma adına ilk adım atılmıştır (Ahunbay, 1996).

Doğal ve fiziksel çevrenin bozulmasına ilişkin duyarlılık sanayi devrimiyle ortaya çıkmıştır. II. Dünya Savaşı‟nda yaşanan yıkımlar ile kentlerin yaşadığı tahribat, yapılı çevrenin korunması konusunda önemli bir rol almıştır. Koruma bilincini ön plana çıkaran bir başka unsur ise modernizmdir. Sanayi devrimi ile birlikte etkin olan modernizm düşünce biçimi, geçmişi reddediş ve tarihsel olan her şeyle arasında bir ayrımı barındırmaktadır (Kayın, 2007).

(36)

Harvey (2006) de “yaratıcı-yıkma” imgesinin moderniteyi anlamak açısından büyük önem taşıdığını ve bu imgenin modernite projesinin uygulanmasında karşılaşılan pratik ikilemlerden türediğine, daha önce yapılmış pek çok şeyi yıkmadan yeni bir dünya yaratılamayacağına değinmektedir. Bu durumda modern geçmişe müdahale edemediği zaman, geçmişle arasında net bir sınır koymaktadır (Kayın, 2007). Modernizmin oluşturduğu sınır ve yıkımlar aynı zamanda geçmişe dair bir uyanışı sağlamıştır. Çünkü değişimin en iyi gözlemlediği kolektif bir iradenin temsiliyeti olan ve tarihi katmanları içinde barındıran kent, sürekli bir değişim içindeyken, müdahalelerle yeniden yorumlanırken birçok kültür varlığımız ve sayısız yaşanmışlıklar yok edilmekte ya da kullanıcıdan uzaklaştırılan bir sergi nesnesine dönüştürülmektedirler. Kentin sürekliliğini sekteye uğratan değişimler (yıkımlar), kent hafızasını zedelediği gibi bireyin geçmişiyle kurduğu ilişkiyi de zayıflatır. Bu nedenle tarihi bir döneme ya da olaya tanıklık etmiş toplumun kültürel yaşamında yer edinmiş yapıların korunması, kentin zihinsel sürekliliğini sağlarken yeni yaşamın içinde geçmişin hatırlatıcıları olarak kişinin kendi alıştığı çevrede yabancılaşmasına engel olur. Bu hatırlatıcılar, Rossi (1982)‟nin de tanımı ile sosyal, tarihsel ve psikolojik anlamları ifade etme kapasitesine sahip olan “kentsel artifakt” lardır. Kentin geçmişine atıfta bulunan ve kent hafızasını dinamik tutan kentsel artifaktlar kentle bütünleşerek hem geçmişin izlerini hatırlatmaya hem de yeninin kurgulanmasına katkıda bulunabilir. Tam da bu noktada; Rossi (1982), modernizm trajedisine karşı, kolektif bellek duygusunu cisimleştiren ve muhafaza eden anıtları kullanır ve bu durumu şu sözleriyle ifade eder:

Spekülasyon ve işlevsizleşme dolayısıyla yıkma, yok etme, istimlâk ve kullanımda hızlı değişlikler kentsel dinamiğin en kolay gözlenebilen göstergeleridir. Ama her şeyin ötesinde görüntüler, bireyin hayat çizgisinin, kesintiye uğradığını, kolektif hayatın gelişimine çoğunlukla hüzün verici ve güç bir katılım yaşadığını düşündürür. Bir bütün olarak bu manzara kentsel anıtlarda bir kalıcılık niteliğiyle yansımasını bulur. Kolektif iradenin mimari ilkeler dolayımı ile dile getirilmesinin işaretleri olan anıtlar, kendilerini, kentsel dinamiğin birincil unsurları, sabit noktaları olarak ortaya koyarlar. (Rossi, 1982, sf. 22)

Bu bağlamda geçmişin izlerinin nasıl korunacağı ve günümüz koşullarıyla nasıl ilişkilendirileceği, yorumlanacağı önemli bir girdi olmaktadır. Geçmişle ilişki kurma, kültürel birikimlerden yararlanma ve geçmişin yorumlama biçiminin farklılıklarını vurgulayan ve bu farklılıkları Modern/Postmodern süreçlerdeki koruma paradigması üzerinden ele alan Kayın (2003), geçmişle ilişki kurmada Modernin geçmişin kendi

(37)

ideolojisini zedelemesinden korktuğu için geçmişi gündelik yaşantıya sokmadığını ancak onu bir öğrenme aracı bir bilgi kaynağı olarak yanı başında tuttuğunu ve böyle bir tavır içinde Modern ve tarihsel olanın kendi kimliklerini net bir şekilde ortaya koyduğundan; Postmodernin ise geçmişi biçimsel içerikle bile olsa yeni işlevler tanımlayarak gündelik yaşantıyla iç içe olmaktan korkmadığını, ancak günümüze ve geçmişe ait olanların kimliklerini ifade etmelerinde bir netsizleşme olduğunu ifade eder. Geçmişi yorumlamada Modern dönemde koruma eylemi, tarihsel geçmiş duygusunu güçlendirmeyi, onun gerçekliğini vurgulamayı, kültürel farklılıkları netleştirmeyi ve parçaların bütün ile birlikte ele alınmasını amaçlarken Postmodern dönemde ise çağın ihtiyaçlarına ayak uydurmak için tarihsel mekânın daha çarpıcı fakat tanınmaz hale getirildiği uygulamaların da ortaya çıktığını ve bu durumun geri dönülmez sonuçlara neden olduğunu vurgulamaktadır (Kayın, 2003). Tarihsel bağlamdan koparılarak mekânların sahip olduğu değerler farklı/ilginç bir malzeme olarak tüketim toplumunun ilgisine sunmak yerine, yapıların sahip olduğu potansiyelleri ortaya çıkartacak yapıya özgü yeni kullanımlar tanımlayarak, bu mekânların yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Bu yaklaşımın doğrultusunda korumaya tekrar bakarsak, Heidegger‟in de ifade ettiği gibi “korumak sadece bir şeyi tehlikeden kurtarmak çekip almak demek değildir. Korumak demek gerçekte bir şeyi kendi özüne serbest bırakmak demektir” (Heidegger, 2008, sf.82). Korkmaz (2004), Heidegger‟in bu söylemi üzerinden “nesnenin doğasını keşfetmenin”, “nesnenin kendini açmasına izin vermenin” korumanın gerçek anlamını ön plana çıkarttığını vurgular ve “nesnenin kendisini açmasına izin vermesini, onun karanlıkta kalmış potansiyellerini de anlamak” olarak tanımlar ve bu düşüncesini şu sözleriyle aktarır:

Bunun olabilmesi için mekân ve tasarımcı arasında, şu an ile geçmiş arasında bir güç kavgası veya sahiplenmenin değil, tasarımcının kendini bir adım geri çekerek mekânı anlamaya çalışması önemlidir. Ancak o zaman geçmişle kurulan ilişki, korunması gerekenin bir kopyasını yapmak ya da bütünlemek gibi durumların dışında başka durumlarında olabileceği fark edilebilir ve geçmişi anlamak bir geriye dönüş olmaz, aksine bir değişim motivasyonu sunar.(Korkmaz, 2004)

Bu değişim, yapının taşıdığı potansiyelleri ortaya çıkartarak onların gündelik yaşantı ile olan ilişkisini güçlendirerek terk edileni yaşayan mekânlar haline getirmenin bir yolu değil midir aslında? İşte tam da bu noktada mekânı kullanıcıyla buluşturan

(38)

onları yaşanan, hissedilen mekânlar haline getiren koruma eylemi, Kayın‟a göre “zamanın ve mekânın bilgisine ulaşmak”, “bireysel ve toplumsal dünyaları zenginleştirmek”, “zamanın ve mekânın içinde aidiyet sağlayabilmek” gibi yaşamsal nedenlere yönlendirildiği zaman hem birey bu mekânlarda yabancılaşmadan kendini kolayca konumlandırabilecek hem de katı tarihselliklerin ağırlığından kurtulan yeni miraslar kendilerine koruma statüsü içinde yer bulabilecektir (Kayın, 2007).

2.3 Koruma Nedenleri

Korumanın nedenleri her ülkenin toplumsal, kültürel, yasal ve ekonomik yapısına göre değişiklikler göstermekle beraber, temel anlamda hepsi toplumsal, kültürel ve ekonomik nedenlere dayanmaktadır.

Toplumsal ve Kültürel Nedenler

Tarihi ve kültürel değerlere sahip yapılar, dönemin yaşam kültürünün, teknik düzeyinin, toplumsal yapısının somut belgeleridir ve koruma ile elde edilen yararlar bireysel olmaktan çok, toplumsal nitelik taşırlar. Toplum geleceğinin daha sağlıklı biçimlendirilmesini sağlayan koruma eylemi sadece mekânsal ve yapısal özellikleri ile ele alınmamalıdır. Çünkü fiziksel ve mekânsal oluşumların temelinde toplumsal ve sosyal ilişkiler vardır. Bu nedenle koruma olgusu fiziksel ve mekânsal düzenlemenin yanı sıra, toplumsal ilişkilerin bütününü de içermektedir. Bireylerin toplumsal ortaklıklarının özü, uzun yıllar boyunca bir arada yaşamış bireylerin, somut ya da soyut olan her şeye ortak olarak yükledikleri anlamda saklıdır. Tapan‟nın da belirttiği gibi “bireylerin birbirleriyle olan bağını güçlendiren, bireyleri birbirine bağlayan da bu ortak geçmişlerdir” (Tapan, 2007, sf.30-31). Anıların, yaşanmışlıkların deposu işlevi gören bu yapılar toplumsal bellekte / kent belleğinde önemli hatırlatıcılar, referans noktalarıdır. Sağlıklı bir toplumsallaşma için gerekli ön koşullardan biri, bireyin çevresindeki sürekliliktir. Süreklilik, köklü bir toplumsal yaşamın temel öğelerinden biri olup gelişen çevre koşulları içinde geçmişten belirli değerlerin korunması ile sağlanabilir (Ekinci, 1992).

Geçmişe ait değerleri içeren bir çevre, toplum bireylerinin duygusal, görsel ve düşünsel algısını zenginleştiren, yaşam deneyimini yoğunlaştıran bir unsurdur. “Geçmişe ait birikimleri, uygarlıkların gelişim sürecini anlamak için geçmiş, bugün ve gelecek arasında güçlü bağlar kurarken aynı zaman da bu birikimleri içeren

(39)

zengin bir çevre, bireyi duygu ve düşünce açısından uyaran yaratıcı bir ortam oluşturur” ( Kuban, 2000, sf. 50).

Tarihsel-kültürel miras; geçmişle gelecek arasında bağ kuran, kimlik sorununu çözebilen, tarih derinliği ve bilinci yaratan, kuşaklararası iletişimi sağlayabilen; yenilenemez, sınırlı kaynak niteliği olan değerlerdir. Bu değerlerin yok olması, toplumlar arasındaki bağı, iletişimi ve dayanışmayı zayıflatmakta, giderek kimlik bunalımı ya da bir yere ait olamama “aidiyetsizlik” duygusu gibi sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Bu bağlamda koruma olgusu, toplumun ruh sağlığı açısından da önem taşır. “Kentsel öğelerin (sokak, meydan, mahalle v.b.) oluşturduğu çevrelerin, kullanıcıları tarafından kolaylıkla algılanabilir ve tanınabilir olması, ruhsal düzeyde güvenlik ve kentle özdeşleşme duygusu uyandırır” (Tütengil, 1995, sf.14). Böylece kişi kendini alıştığı çevre içinde yabancı hissetmez. Tarihi yapıların korunması ile yapısal çevrenin değişim süreci ve hızı denetim altına alınmış olur.

Ekonomik Nedenler

Eski yapıların günümüz çağdaş fonksiyonlarla yeniden işlevlendirilmesinde, toplumun kolektif belleği ve kimliğini oluşturmak için kültürel mirasların tarihi, mimari ve arkeolojik karakterini sürdürmek ve toplumu bilgilendirmek gibi toplumsal amaçlar yanı sıra bu konunun ekonomik boyutundan da söz edilebilir. Eski işlevlerin anlamını yitirmesi, arsa fiyatlarının yükselmesi, yapıların strüktür ve konstrüksiyon olarak büyük masraflar gerektiren müdahalelere lüzum göstermesi, kentsel boyutta koruma kararlarının gerektirdiği büyük parasal masraflar, bu mali kaynakların kamu kuruluşlarınca savunulmaması, yeni işlev vererek restorasyonu sağlayacak ekonomik kaynak yaratmayı en yaygın müdahale türüne getirmiştir (Kuban, 2000, sf.117).

Her yeni binanın, yapım sürecinde doğal çevreye zarar veren bir tutum sergilediği düşünülürse, binayı yıkıp yeniden yapmak yerine, mevcut yapı stoğunu kullanmak işgücü, enerji verimliliği ve kaynakların kullanımı bakımından ekolojik ve ekonomik girdileri oluşturur. Günümüzde sadece kültürel miraslarımızın dışındaki yapılar bile ekolojik yaklaşımlar kapsamında elimizdeki malzemeleri en az düzeyde kullanmak adına yıkmak yerine dönüştürülmektedir.

Tarihsel korumanın aynı zamanda, toplumsal kalkınmanın etkin bir aracı olduğu kabul edilmektedir. Koruma, kente yeni bir ekonomik canlılık getirmektedir.

(40)

Tarihi-kültürel çevreler, doğru değerlendirildiğinde, yerel ekonomileri canlandırır, yeni iş alanları açar, vergi gelirlerini artırır, yeni iş kolları yaratır (Kiper, 2004). Eski bölgelerin ve kent merkezlerinin, geniş alanlar kaplayan endüstriyel bölgelerin yenilenmesine yönelik olarak yapılacak koruma uygulamaları ile yeni vergi geliri ve istihdam yaratılıp; büro, ticaret, barınma, sosyal ve kültürel aktiviteler için iyileştirilmiş özgün mekânlar sunulabilmektedir. Örneğin Şişli, Beyoğlu ve Galata gibi bir zamanlar konut birimlerinden oluşan semtler, günümüzde işlev değişikliğine uğrayarak sanat galerileri, dükkân ve pasajlar, restaurantlar, etkinlik alanları gibi farklı kullanımlara imkân veren mekânlara dönüşmektedir. Böylece, tarihsel ve kültürel değerlerin korunması, kentlerde mevcut yapı stoğunun değerlendirilmesi sonucunu da yaratarak, sürdürebilirlik ilkesi çerçevesinde, kentlerin yapılı çevrelerinin, bir bakıma geri dönüşümünü de sağlamaktadır.

(41)

3. ENDÜSTRĠ MĠRASI VE DEĞERLENDĠRĠLMESĠ

“Endüstriyel miras” genel olarak mekânik araçlarla ve düzeneklerle mal ve/veya hizmet üretme etkinliğinin gerçekleştiği özgül mimariyi bütünsel olarak kendisine konu alan bir disiplin olarak tanımlanmaktadır (Tanyeli, 2000). Endüstri arkeolojisi ise çöküntüleşen-atıl endüstri bölgelerinin, binalarının, makinelerinin, alt yapı sistemlerinin, işçi konutlarının korunması ve bunların yeniden kullanım ölçütlerinin geliştirilmesi ile ilgilenmektedir (Gedikli, 2002). Endüstri arkeolojisi, kentin endüstri devrimini yansıtan bu mekânların tamamen yok olma tehlikesine karşı geliştirilmiş bir çalışma alanıdır. Endüstri anıtlarının araştırılması, yerinde incelenmesi, kayda geçirilmesi ve bazı hallerde koruma altına alınmasıyla ilgili çalışma alanını tanımlayan bu kavramın hedefi, bu anıtların sosyal ve teknolojik tarih bağlamı içerisindeki önemini değerlendirmektir (Kazas, 2008).

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi‟nin 2007‟de Zonguldak‟ta düzenlediği “Endüstri Mirası/Atölye” çalışmasında katılımcı olarak yer alan Gül Köksal, endüstri arkeolojisinin bir disiplin olarak çok farklı bilim dallarını barındırdığını şu sözleriyle ifade etmiştir:

Bu disiplin, buradaki yapılaşmanın tarihi açısından hem mimarlık tarihini hem teknoloji tarihini ilgilendiriyor; çünkü aslında bu bir teknolojik süreç. Sanayi devrimiyle birlikte makinenin farklı alanlarda farklı şekillerde kullanılmaya başlanması, seri üretim, seri üretime dayanan mekân ve malzeme gelişimi, yüksek sıcaklıklara dayanan çeliğin, camın, artık farklı büyük ölçeklerde kullanılmaya başlanılması gibi. Hem mimarlığı hem de teknolojik gelişimi ilgilendiren bir tarih bu. Arkeoloji boyutu var. Tabi, yüzey araştırmaları, yer üstünde gördüğümüz kısımlar. Bir de yer altında gördüğümüz kısımlar var. Bir de koruma boyutu var. Bu, kültürel dokunun, endüstri kültürü adını verdiğimiz dokunun korunması, kullanılması ve yeni kuşaklara aktarılması durumu .( Madran ve diğ., 2008, sf. 44)

İngiliz sanayi devrimine ait bazı anıtların korunması ve kaydedilmesi ilişkili olarak “Endüstriyel arkeoloji” terimi, Birmingham Üniversitesi'nde bu konuda çalışmalarını sürdürüen Michael Rix‟in 1955 yılında “Amateur Historian” dergisinde yayınladığı “Endüstri Arkeolojisi” başlıklı makalesinde ilk defa dile getirmiştir:

Sanayi Devriminin çıkış noktası olarak İngiltere, bu devrimin bir seri anıtlarıyla dolu. Diğer ülkeler makinelerini dünyanın çehresini değiştiren hareketi simgeleyen anıtların listelenmesi

(42)

ve korunması için düzenliyorlar. Fakat birkaç özellikli müze dışında bunların ulusal miras olduğundan habersizler, bu yerlerin çoğunluğu farkında olmadan yok edilmekte. (Rix, 1955, sf. 225)

Diğer endüstriyel tarihçilerin aksine, Rix (1955) endüstrinin fiziksel kalıntılardan bir şeyler öğrenilebileceğini vurgulamıştır. Rix‟in bu terimi kullanması the Council for British Archaeology (CBA) konuyla ilgili çalışmalarında itici bir güç olmuştur. Bu çalışmaların kapsamı, endüstri arkeoloji üzerine bir araştırma komitesi kurmak ve kamusal bir çağrı yapmak için erken endüstri kalıntılarını korunması ve kaydedilmesinde hükümetin acil bir şekilde ulusal bir politika oluşturmasını amaçlamıştır.

Endüstri mirasın korunmasına dair bir bilinç oluşturulmaya çalışırken bir yandan da modernleşme söylemi altında kentleşme hareketleri ile birçok endüstri mirası, yerel yönetimlerin futurist yaklaşımından dolayı yok olmuştur. Londra‟daki Euston Arch yıkımı kamusal protestolara neden olmuş ve bunun üzerine 1963‟te “Endüstriyel Anıtları İnceleme Kurulu” (The Industrial Monument Survey) kurulmuş ve ilk kayıt işlemleri de “Ulusal Endüstri Anıtların Kayıtları”(NRIM) ile başlamıştır. Endüstriyel mirasın korunması özellikle ilgili modern anıtların, mimarlık tarihi bilinciyle yayılmıştır (Palmer ve Neaverson, 1998, sf. 2).

1964‟de oluşturulan tarihi anıtların ve yerleşmelerin korunması için uluslararası tüzük olarak da bilinen Venedik Tüzüğü‟nde genel olarak korumanın sürekliliğinin sağlanması, anıtların çağdaş yaşam içinde toplumsal amaçlarla kullanılıp değerlendirilmesinin ilke olarak kabul edilmesi, onarımda çağdaş teknolojiden yararlanma, çevre düzenleme, arkeolojik sitlerde yapılacak onarımlar tartışılmıştır. Bu tüzükle mimari miras ve korunması ile ilgili konular gündeme gelmiş ve zamanla endüstri mirası kavramı da bu çalışmalar içinde yer armaya başlamıştır (Url-1).

Endüstri arkeolojisinin kavram olarak koruma tarihçesine girişi ve yoğun olarak kullanılmaya başlanması 1970‟lerde olmuştur (Özen ve Sert, 2006). Endüstri alanlarının korunmasında artan akademik ve kamusal ilgi ile miras kriteri daha geniş bir anlamda ele alınmıştır. Sadece endüstri yapısı değil bu yapılar ve alanlarla ilişki kuran ve endüstriyel peyzajı oluşturan yollar, su yolu, tren yolları da miras kapsamına girmiştir.

Endüstriyel mirasın korunması yönünde yapılan çalışmaların başlangıcında gönüllü ve bireysel çabalar etkin olmuş, sonrasında bu çabalar, ülkelerdeki mevcut koruma

(43)

kurumlarının endüstriyel miras üzerinde tespit çalışması yapması, endüstriyel mirasın kayıt altına alınması ve bu mirasa özgü kurumların kurulması şeklinde gelişmiştir (Şimşek, 2006). Kamusal ve akademik farkındalıkla 1973‟de Britanya, Ironbridge‟de ilk uluslararası endüstri arkeolojisi konferansı yapılmıştır. Ardından 1975‟te Almanya‟nın Bochum‟daki Ruhr bölgesinde ikinci konferans ve üçüncü konferansta 1978‟de İsveç Grenada‟da gerçekleştirilmiştir. Üçüncü konferansta “International Committee for the Conservation of Industrial Monument” olarak endüstri anıtlarını koruma amaçlı bir örgütün kurulması gündeme gelmiştir ve “TICCIM” adındaki “monuments” anlamına gelen son kelimenin, “heritage” ile yer değiştirmesi kararlaştırılmıştır. Böylelikle açılımı “The International Committee for the Conservation of Industrial Heritage” (Uluslar Arası Endüstri Mirasını Koruma Komitesi) olan TICCIH kurulmuştur.

Endüstriyel mirasın korunması, belgelenmesi, araştırılması ve iletilmesi amacıyla kurulan TICCIH, endüstriyel mirası ICOMOS (International Council On Monuments And Sites, Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi-Türkiye Ulusal Komitesi)‟a tanıtan bir dünya organizasyonudur. Bu kurumun çalışma alanı, endüstriyel binalar, bina içindeki makine ve donanımları, endüstriyel ürünler ve endüstriyel yerleşim bölgelerini içermektedir. Ancak kurumun hareket etme gücü oldukça sınırlı olmuştur. UNESCO tarafından uygulanan Dünya Mirası Listesi etkisi, muhtemelen dünyanın en önemli doğal ve kültürel miras alanlarının seçimi ile bağlantılı olmasının yanı sıra uluslararası bir birleşmenin finansman ve meşrulaşmasını sağlamıştır. Endüstri mirası sitelerinin bu listeye dâhil olması, onlar için ulusal bir prestijle birlikte mali destek ve kısmen de olsa turistik artışı beraberinde getirmektedir.

1980 yılında UNESCO tarafından ilk sanayi sit olan Norveç Røros maden kasabasının dünya mirası kabulünden iki yıl geçtikten sonra, 1986‟da Britanya‟daki Ironbridge Gorge köprüsü, 1993‟te İsveç‟teki Engelsberg Ironworks (demir işletmeleri), 1994‟de Almanya‟da Zollverein Ironworks Dünya Mirası Listesine alınmıştır. 1980‟lerden itibaren daha bilinçli olan bakış açısı mirası ekonomik bir kaynak olarak görmektedir. Tarih ve miras, mekânın gerçek değerini vurgularken, sürekliliğini gösterir ve ayırt edici bir rol oynar. Kurumlar ve bireyler için bu alanlar ilgi çekici olsa da bu yerlerin turizm için bir kaynak oluşturmasının temelinde ekonomik sebepler yatmaktadır.

(44)

2003‟de TICCIH üyeleri tarafından Rusya Federasyonunun Nizhny Tagil‟deki kongrede oluşturduğu Nizhny Tagil Sanayi Miras Tüzüğü (The Nizhny Tagil Charter for the Industrial Heritage) sanayi mirasının tanıtımı, önemi, nasıl araştırma yapılıp korunma altına alınacağı ile ilgili kararlar alarak endüstri arkeolojisi ve miras kavramlarına şu şekilde açıklık getirmiştir; “Endüstri mirası, endüstri kültürünün tarihi, teknolojik, sosyal, mimari ya da bilimsel değer taşıyan kalıntılarını içerir. Bu kalıntılar binalar ve makineler, atölyeler, imalathaneler ve fabrikalar, madenler ile işletme ve arıtma sahaları, ambarlar ve depolar, enerji üretilen, iletilen ve kullanılan yerler, ulaştırma ve tüm altyapısı, ayrıca sanayi ile ilgili barınma, ibadet etme veya öğretim gibi sosyal faaliyetler için kullanılan yerlerdir. Endüstri arkeolojisi somut ya da soyut bütün bu kalıntıları, belgeleri endüstriyel üretim için veya endüstriyel işlemlerle oluşan yapıları, yerleşimleri, doğa ve kent peyzajlarını inceleme yöntemidir”(Url-2).

TICCIH‟ten sonra endüstri mirası konusunda en kapsamlı çalışmayı yürüten kurum ERIH adlı bir Avrupa topluluğudur. ERIH (The European Route of Industrial Heritage-Avrupa endüstri mirası rotası) Avrupa‟da özellikle eski sanayi bölgelerindeki değişimleri duyurmak, sanayi mirası ile ilgili bilinci geliştirmek ve turisttik ilgi yaratmak amacıyla 1999‟da kurulmuştur. ERIH sanayi mirası için benzer bir yaklaşım sergilemekte ve sanayi mirasının, sanayi dönemi insanlarının tarihi olduğunu ve bu tarihten günümüze kalan görsel değerler olarak bu mirasın değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bunun için 2001‟de tamamlanan projenin ilk aşaması kapsamında, İngiltere, Hollanda, Belçika, Almanya gibi Avrupa ülkeleri ile 32 ülkeyi ve 850 endüstri sitini kapsayan “endüstri mirası güzergâhı” ve güncel olarak “77 durak noktası” belirlenmiştir (Url-3).

Tarihi anıtlar ve sitlerin korunması, muhafaza edilmesi ve değerlendirilmesine yönelik teoriler, yöntemler, teknikler ile ilgili her türlü araştırmayı desteklemek ve yönlendirmek için kurulan uluslararası ve hükümetler dışı bir organizasyon olan ICOMOS, Uluslararası Anıtlar ve Sitler günü 2006‟nın konusunu “endüstri mirası” olarak ilan etmiştir. Bir bildiri yayınlayarak, endüstri mirası, dünyadaki diğer kültür mirası alanlarında olduğu gibi, tehdit altında olduğunu yineleyerek yanlış anlaşılmış ve genelde bu mirasın önemine yönelik bilinç ve özellikle de halkın onunla bütünleşme isteğinin eksik kalmış olduğunu saptamıştır.

Referanslar

Benzer Belgeler

• Peptit kütle parmakizi (peptide mass fingerprinting, PMF) yaklaşımı: İki boyutlu poliakrilamit jel elektroforezi (2D-PAGE: Two Dimensional

Bu durum “Yerlere çöp atma” istenmeyen öğrenci davranışının sınıf ortamını olumsuz etkilediği, öğretmenlerin bu davranışla “bazen” ve “çok az”

Böylece ışığın kablo içindeki yolcu- luğu neredeyse tamamen havada gerçekleşeceği ve ışık havada cama kıyasla yüzde 45 daha hızlı yol al- dığı için kabloların

1981 İlköğretim Okulları Türkçe Eğitim Programı’nda genel amaçlar bölümünde “Öğrencilere, görüp izlediklerini, dinlediklerini, okuduklarını tam ve

K›rka¤aç ve Adana gibi baz› yerlerde kahvecilik de yapan Remzî’nin, Adana’da arka- dafllar›yla âfl›k kahvesi iflletti¤i s›rada bafl›ndan geçen bir aflk ve

1980’li yıllarda başlayan küreselleşme süreci ve çalışma hayatında ortaya çıkan yeni gelişmeler, endüstri ilişkilerinin temel çerçevesini değişime

laylıkları değil, A ğa camiinde, ki döşeme tarzını, hattâ Hacı Bayramdaki secde yerlerini ¡dahi bir bid'at sayardı.. Büyük peygamberimizin “ Ko •laylık

https://www.magyarora.com/magyar/weekly.html ilgili linkin 24 numaraları bölümünde“24.Juliska néni 106 éves” adıyla yer alan dinleme ile ilgili olarak:... 1-Konuyu