i
L ' K I Xütj
__ _
Kfltab yaprakflairD
Bekâr bir çocuk babası
Biz çocuktuk. O , bütün bu Türkiye- nin analarına, babalarına analık babalık dersi veriyordu. Abdülhamid devrinin ka ranlığı içinde kendisini daima fosforlanan bir ilim unsuru diye tanıdık. Yıllar ve yıl lar geçti. Biz ihtiyarlığın kapısını çaldık. Ona gelince, aziz varlığının hergün daha güzel, daha muhterem başını daima faal, taze ve verimli görüyoruz.
Kimden bahsettiğimi söylemeğe lüzum var mı?
Üstad Besim Ömer, kendine nekadar yakışan bir soy adı almış; evet (A kalın) kelimesi bu temiz nasiye üzerinde en hak lı bir şeref damgası gibi duruyor.
Ben rumî üç yüz senesinde doğmuşum. Halbuki üstadın (Sıhhatnumayi E tfal) unvanını taşıyan kitabı 1303 tarihinde basılmıştır. Demek ki bugün benim ya- şımdakiler henüz lâkırdı söylemeğe baş larken Besim Ömer Akalın Türkiyenin irfan kürsüsünde imiş ve oradan memleke te, o büyük hâzinenin malik olduğu en kıymetli mücevheri nasıl korumak lâzım geleceğini öğretiyormuş. Evet, üstadın bu bereketli hayatı, hâlâ ayni feyizli düzen içinde geçiyor. Nitekim bin dokuz yüz otuz dokuz senesi dahi Besim Ömer A k alım, elinde mükemmel bir kitabla gör dü. Çünkü üstad eski mevzuuna hergün daha yeni bir kuvvetle dönmekte ve ço cuk büyütme bilgisini Türkiyede her ka faya aşılamak için bir fedaî savaşı yap maktadır. İşte medenî kahramanlık, işle muslihane cihangirlik... Bütün bir ömrü, asil bir gayeye bağlıyarak tekmil maddî ve manevî kuvvetlerimizi o idealin inşa sında kullanmak; bu ne yüksek, fakat insana nekadar az nasib olur saadettir! Üstadımıza bu hususta bütün tebrikleri mizi sunarken bu duygulardan bir kısmını da kendimize ayırmakta haklıyız. Çünkü onun gibi bir şahsiyetle iftihar ettiğimiz için biz de kendimizi tebrike lâyık bulu yoruz.
Seneler var; bir gün pek takdir etti - ğim bir çift öğretmen birbirile evlenecek ti. Kendi kendime düşündüm; acaba bu sevgili çocuklara nasıl bir hediye vere bilirim? Aklıma gelen fikir ne olmuştur bilir misiniz? Besim Ömer Akalınm külli yatını takdim etmek..
Artık iyice pas tutan hafızamı şöyle bir yokluyorum; bütün yorgunluğuna rağmen bana neler söylemiyor? (Sıhhat- nümayi  ile), (Sıhhatnümayi N evzad), (Çocuk Sıhhati), (Tabibi E tfal), (D o ğururken ve Doğurduktan Sonra) vesaire. E n mahrum aile kimdir diye sorsak bugün bu suale verilecek cevab pek açık tır. «Evinde Besim Ömer külliyatından birşey bulunmıyan ve başka dillerde ço cuk bakımına dair basılmış kitablara ma lik ohnıyan ocak!» deriz. Doğru değil mi? Evet bu cevab pek yerinde olur. Z i ra Besim Ömer Akalın (Çocuklara A ş), (N evzad), (N üfus siyeseti), (T ürk Ço cuğu Yaşamalıdır) filân gibi canlı, fay dalı ve güzel ¿serlerini toprağımıza mü temadiyen yağdırdı. Tıpkı koynunda rahmet ve bereket taşıyan bir nisan yağ muru gibi. Benim oğullarım, elbette sıh hatlerinin bir kısmını ona borçludurlar. Çünkü anaları, evlâdlarma bakmak için lâzım gelen malûmatı yalnız Besim Öme- rin eserlerinden almıştır. Su satırları ya zarken masamın üzerinde bir kitab var. İşte adı:
«Türk Çocuğunu Nasıl Yaşatmah?» Tabiî müellifin adını söylemiyorum. Zaten siz bana soruyorsunuz:
— Besim Ömerden başka kim olabi lir?
Üstadın bu telifini de her eseri karşı sında duyduğum muhabbetle karıştırdım. İşte tıpkı Avrupada gördüklerimiz gibi bir kitab. Temiz basılmış, güzel tertib
Doktor Nihad Reşada
-Yazan: Fazıl Ahmed A Y KAÇ
edilmiş, nefis resimlerle süslenmiş ve ay dınlanmış vesaire.
Doktor Besim Ömer Akalın üstadımı zın yazılarını gördükçe bir nokta dikka timi yalnız uyandırmakla kalmıyor; ayni zamanda gönlümün bir de imrenme duy gusu içinde kaldığını seziyorum. Doktor Besim Ömerin ifadesi, üslûbu hergün gençleşmektedir. Denilebilir ki üstad, Önündeki mevzuun İlmî sıhhatine neka dar özenle bakarsa her yeni cildinin üs lûbuna da türkçenin geçirmekte olduğu istihaleleri ayni dikkatle nakletmek isti yor. İşte size bir misal. Bu misali verir ken yalnız bir üslûb örneği göstermek kaygusu içinde değilim. Herkes için bi linmesinde fayda olan bazı İlmî esaslara dair müellifin okuyuculara öğrettiği bazı hususları da göstermiş bulunacağım. Bu yurunuz, şu satırları beraber okuyalım:
«Yaşıyanların yaratılışında üstün o- lan şey, soyun, nev’in korunması, yani ayni kaynaktan doğan şahıslarda fizik ve biyolojik ayni sıfatların asırlarca sürme sidir. işte bu hal, yaratanların yaratılan lar üzerine, insan için baba ve ananın, hatta atanın çocuk üzerine silinmez tesiri dir. Bu geçme, bu intikal, hilkatte yal nız nev’in esaslı sıfatlarına aid olmayıp belki evvelki nesiller üzerine tesir eden ve ilk tipi, morfolojik ve dinamik surette de ğiştiren muhtelif sebeblerin vücudlerde bı raktığı tahavvüllere kadar uzanabilir. Evvelki nesillerin uğradığı hastalıklar, bahusus bunlardan organik ve fiziyoîojik istihalelere sebebiyet veren bazıları dur maksızın nesilden nesle geçmektedir. Bu halde veraset, yalnız fiziyoîojik sıfatlara değil, patolojik olanlara da şamildir. Ço cuk, baba ve anasının, ecdadının portre sinde olmasa bile hayalindedir. Bu ha yal, kendisine hayat verenlerin sıfatları gibi fizik noksanlarını, kusurları gibi fa ziletlerini dejeneresansları gibi kemallerini de aksettirir. Gerçi tesiri büyükse de ve raset, daima meş’um değildir. Önce bi- linmiyen istisnalar vardır, zaten verasete aid kanunlar da daha o derece malûm de ğildir. H er iki hücrede, ecdada aid bir çok tesirli haller, uyuklamaktadır. Ev - lenmeden, tohumların birleşmesinden, il kahtan önce seçim, (püerikültür) bakı - mından çok mühimdir. Yalnız evlene - çeklerin değil, onların ana ve babalarının sıhhati de ehemmiyetli bir meseledir ve saire..
Görüyorsunuz; her sınıf ilim adamını ayrı bakımdan meşgul eden bu dava, in celendikçe incelenebilir. Doktor Besim Ömer evlâd yetiştirenlere amelî, sıhhî nasihatlerini vermeden evvel, meselenin ta ilk kaynağına bizi götürmek istiyor. Şüphesiz ki hakkı var.
Bilmem şurada küçük bir şakaya yer olabilir mi?. Geçenlerde üstadın memle ketimize hizmetlerinden bahsediyordum. Nükteyi seven bir arkadaş şunu dedi:
Galiba Bay Besim Ömer, evlenmenin bütün içyüzünü herkesten iyi öğrenmiş olduğu içindir ki hayatında hep bekâr kalmış! Ben de onun yerinde olsam ga liba öyle yapardım!
Tabiî biraz güldük. Ve muhterem âlim ve meb’usumuza karşı gönüllerimizi öre- denberi doldurmakta olan saygı hislerini bir kere daha ortaya döktük.
Evet, üstadımız, evlâdlarımızın mane vî b ah sid ir. Onların hayatı, sıhhati, gür büzlüğü gibi meselelerin hepsile uğraşır Ve ilmin o zemindeki fütuhatından meım leketimizin irfanını haberdar eder. Vaı olsun, daim olsun.
Yalnız okuyuculara soracağım. Ma • kaleme koyduğum unvanı fena mı seç • tim?
Bekâr bir çocuk babası!