SAYFA CUMHURİYET 11 AĞUSTOS 1996 PAZAR
KULTUR
Yedi yıldır Fransa’da danseden Tan Sağtürk, ülkesine dönüyor
"Balemizin
(hırın ıııı
beni
çok üzüyor’
K Ö ŞE BE N T
ENİS BATUR
Kıymetli Kâğıt
RANA EVCİM O ’BRIEN_________Karşımda gencecik, yakışıklı mı yakı şıklı bir genç var, Tan Sağtürk. Fran sa’nın devlete bağlı üç bale topluluğun dan biri olan Opéra de Nancy’de ömür boyu kontrat almaya hak kazanmış 12 dansçıdan biri, bir Türk delikanlısı... Fransız basınında “Smima’dan (İzmir)
gelen güneş” olarak tanımlanmış, yete
nekli, bir o kadar da idealist bir sanatçı. Tan, 5 Şubat 1996’da AKM büyük salo nunda düzenlenmiş olan “Sanatçısıyla
Dünyaya Açılan Türkiye” gecesinde
uluslararası başarıları olan sanatçımız
Hülya Aksular’la birlikte iki pas de de
ux (ikili dans) ve bir solo sergilemişti. Bunlardan birinin koreografisi Tan ’a ait ti. Tan, Türkiye’de henüz izlenmemiş olan “Soudé” (Sude) adlı eseriyle geçen yıl Fransa’da başarılı genç koreograf ödülünü kazanmıştı.
- Hoşgeldin Tan, seni İstanbul’da bula bildiğime çok sevindim. Nasıl oldu da Türkiye’ye gelmeye vakit bulabildin?
TAN SAĞTÜRK - Evet, ben de gele
bildiğim için çok sevinçliyim. Turne di rektörümüz bu yıl çok yoğun çalıştığı mız ve yorgun olduğumuz için bir aylık bir tatil vermeyi uygun buldu. Bu saye de buradayım. Bu arada dizimdeki bir sakatlığı iyileştirmeye çalışıyorum. Doktorum, sıcak denizli bir ülkeye git memi salık verdi; çok güldüm; tabii memnuniyetle, ben zaten Türküm de dim. Çok şaşırdı. Neyse, işte buradayım.
- Geçmiş olsun: bu sakatlık neden kay naklandı şence? Önemli bir durum mu? SAĞTÜRK-Teşekkürler, şimdi daha
iyiyim, ama eğer tatilim bittiğinde yeter li bir düzelme olmazsa ameliyat olmam gerekecek. Diz kapağım ile kaval kemi ğim arasındaki ligamentler uzamış, bir kısmı da kopmuş. Şu anda ultrason teda visi uygulanıyor. Sebebi fazlasıyla ağır bir çalışma tempomuz olması. Düşünün, bir yılda 365 gün var; biz bu süre içinde 500 temsil yaptık! Bununla Guinnes Re korlar Kitabı’na girdik. Dolayısıyla, bü tün topluluk elemanlannda sakatlıklar görülüyor. Dansçıların çoğu en az iki menisküs ameliyatı geçirmişlerdir. Ben de Fransa’ya gittiğim ilk yıl Le Jeune Ballet de France’da diğer diz kapağım dan bir ameliyat geçirmiştim. Dünyada ilk olarak bana uygulamışlardı. Bütün diz kapağımı değiştirerek yerine suni diz takmışlardı.
- Çok önemli bir ameliyata benziyor; bunu nerede gerçekleştin!iler? Masrafla rı kim karşıladı?
SAĞTÜRK - Masraflar tabii ki tama
men Fransız hükümeti tarafından karşı lanıyor, çünkü ben devlet himayesinde dans ediyorum. Fransa’da bir diz hasta nesi var, orada yapmışlardı. Ameliyattan sonra altı ayda iyileşmemi bekliyorlardı; ben üç ayda toparlandım. Sonra şimdiki topluluğuma kabul edildim,
- Peki Tan, daha ilk yıldan böyle bir so runla karşılaştığına göre, aklıma şu soru geliyor; Türkiye’de hangi ekolde yetişti rildiğini düşünüyorsun, arada ne gibi farklar vardı?
SAĞTÜRK - Türkiye’de önce İzmir
Konservatuvarı ’nda, sonra yükseğini An kara’da okudum. Hocalarım ağırlıklı ola rak Ruslar ve Türkler’di. Yani ben Rus ekolüyle yetiştirildiğimi düşünüyorum. İzmir’de Kourban Khaulov ve Taflana
Khaulova, Ankara’da Oleg Ilichov, Irina Ilichova, Boris Barronnikov, Panvin Ha- dinia, Vladimir Nııkrizar Magalashvil, Medeya Magalashvili ve Kayum Yaku- pov gibi hocalarla çalıştım. Fransız eko
lü ile Rus ekolü arasındaki fark müthiş! Başlangıçta öyle moralim bozuldu ki, ba leyi bırakmayı bile düşündüm. Rus eğiti minde bacak hızı çok yavaş kalıyor. Fran- sızlarda inanılmaz bir bacak hızı gereki yor ve danslar çok çok daha havada. Ya ni, yerde geçirdiğiniz süre epey azalıyor!
O
péra de Nancy'de
ömür boyu kontrat
almaya hak kazanmış
12 dansçıdan biri olan 27
yaşındaki Tan Sağtürk,
ülkesine dönmek istiyor.
Balemizin durumuna çok
üzüldüğünü vurgulayan
sanatçı, “ Sürekli bizim
dışımızdaki bale sanatını
yüceltmek ve paraları oraya
akıtmak yerine, neden
Türkiye’de küçük bir bale
grubu kurup bütün dünyaya
turnelere yollamayalım ki !
Türk balesini, buradaki
sistemi kıyasıya
eleştiriyorum, ama bu
düzelmesini ve iyiye
gitmesini çok istediğim için.
Bu savaşı kendime ve ülkeme
bir borç biliyorum“ diyor.
- Nasıl bir topluluk Opéra de Nancy? Bize biraz anlatır mısın?
SAĞTÜRK-Yılın büyük bir kısmını turnelerle geçiren bir topluluk. Örneğin geçen sezon önce Japonya, Güney Ame rika sonra İtalya ve İspanya turnelerinde aylarca yollardaydık. Genellikle kış mevsimini hiç yaşamıyoruz. Yalnızca mevsimin yaz olduğu ülkelerde turne ya pıyoruz.
Dansçılar 16-30 yaşlar arasında. Bu tempoda aile yaşamı -sizin de tahmin edebileceğiniz gibi- mümkün değil. Dansçılar aile kurmayı 30 yaş sonrasına bırakıyorlar denebilir. Topluluğumuzun üç direktörü var. Birincisi sanat yönet meni, İkincisi idari yönetmen, bir de tur ne yönetmeni. İki de kadrolu ho camız var. Ayrıca, iki üç haftada bir değişen misafir hocalarımız oluyor. Bizim topluluğumuzda so list kadrosu yok. Bütün dansçılar eşit statüde. Dolayısıyla bu du rum, koreograflar için istediğini seçme özgürlüğünü tanıyor. Ben yerine göre ‘Kuğu Gölü’nde pren si de oynadım, köy pas de deux’u da oynadım.
- Bizde de öyle, ama rolünü be ğenmeyen, itiraz eden çok oluyor. Sonra rol dağılımı koreografın ter cihine aykırı olarak değiştiriliyor.
SAĞTÜRK - Duydum. Bence bu yeterli rekabet olmamasından. Kadrodaki herkes, çok kaliteli dansçı olsa, öyle bir rekabet olur ki, verilene şükredersiniz. Nite kim ben dans etmek istiyorum, öyleyse ne verilirse, onu gururla yaparım. Yeri geldi, Alexandra Ferri’yle Balanchine’nin ‘The- me& Variations’™ (Tema ve Çe şitlemeler) dans ettim, yeri geldi daha ikinci planda kaldım, ‘Uyu
yan Güzel’de dört prensten birini
oynadım. Hepsinin yeri ayrıdır.
- Fransa’da ömürboyu kontrat aldığı na göre, Türkiye’ye dönmeyi düşünmü yor musun?
SAĞTÜRK - Ömür boyu kontrat al mak güzel bir şey, tabii. Yalnızca bizim topluluğumuzda ve Paris Operası’nda olan bir şey. Marsilya’daki toplulukta yok, özel topluluklarda hiç yok. Buna rağmen, Fransız vatandaşlığına kabul edilip, çifte vatandaşlık hakkımı elde et tikten sonra dönmeyi düşünüyorum. Ama Türkiye’ye dönmek müthiş bir kav ganın içine girmek anlamına geliyor, bu nun da farkındayım. Türk balesiyle ilgi li olarak çok daha fazla kitap yazılması, tartışmalar, araştırmalar yapılması gere kiyor.
Balenin ülkemdeki durumu beni çok üzüyor. Türkiye’de baleye harcanan pa ra çok yüksek! İnanılmaz paralarla Ame rikan Bale Tiyatrosu’nu, Barışmkov’u getiriyorlar. Burada bu kişi ve kurumla- nn aldığı paralar, kendi ülkelerinde al dıkları miktarlardan da çok! Sürekli bi zim dışımızdaki bale sanatını yüceltmek ve paralan oraya akıtmak yerine, neden Türkiye’de küçük bir bale grubu kurup bütün dünyaya turnelere yollamayalım ki! Bence ülkemizin doğru tanıtımı ve bale sanatının Türkiye’deki yerinin sağ lıklı olması için bu şart.
Tek çarpıklık bu da değil. Yalnızca İs tanbul Devlet Opera ve Balesi’nde 200 bale sanatçısı var. Dünyanın en büyük
Tan Sağtürk, Alexandra Ferri ile birlikte.
balelerinden Paris Operası’nda bile 120 kişi var! Biz fakir bir ülkeyiz. Bu şişkin kadromuz, bir ay tek, bir ay çift maaş alarak ayda ortalama 90 milyon ücret alı yor. Karşılığında ne yapıyorlar? Çoğu bu ücreti hak edecek bir şey yapmıyor. Bu maaşı hakedenler 30 kişiyi geçmez. Bunun yanı sıra aralannda oldukça ağır bir tempoda çalışanlar var; onlar kadro ya giremedikleri için komik paralar alı yorlar.
Yaşlanan veya formdan düşen balerin lerin sokakta kalması üzücü olabilir, ama Türk balesinin düşürüldüğü durum da ha üzücü. Onlar baleyi gerçekten sevi yorlarsa ve bu sanatın ülkemizdeki ge leceğini düşünüyorlarsa, yapmaları ge rekeni yapsınlar. Türkiye’de cahil politi kacılar halk danslarının balenin yerini tutabileceğini söylüyorlar. Bale özelleş tirilsin diyorlar. Bu çağ dışı fikirlere bir likte iyi bir şekilde cevap vermeliyiz, ki taplar yazmalıyız. Örneğin, ben diyorum ki, o zaman camiler de özelleştirilsin! Olimpiyatlara katılıyoruz, ev sahipliği yapmaktan söz ediyoruz; bu zihniyetle bu soğuk savaşın içinde nasıl başarılı oluruz?
- Uluslararası İstanbul Festivali’nde dans etmek ister miydin?
SAĞTÜRK - İstemez olur muyum! Beni Türkiye’den çok yurtdışında tanı yorlar, bu durum çok ağrıma gidiyor. Ama böyle bir organizasyon festival ko mitesi ile benim topluluğumun yönetici leri arasında halledilecek bir şey. Bir de devlet balelerimizden birinde misafir sa natçı olabilirim. İşte bu çok hoşuma gi derdi. Ayrıca, ‘Sude’yi Türk sanatçılar için sahneye koyabilmek isterdim.
- ‘ S ude ’ ile ilgili olarak yazdığın kısa bir
metin var. Bize bundan söz eder misin?
SA Ğ TÜ RK -‘Sude’ Fransa’da sahne lendikten ve ödül aldıktan sonra bir ba sın toplantısı yapıldı. Bu toplantıda, ko- reografimle ilgili olarak program kitap çığına yazdırmış olduğum tek cümleyle ilgili birçok soru geldi. Cümle şuydu: Tanrı kadındı. Bu metni, ne demek iste diğimi soranlara yanıt olarak hazırladım. Burada tamamını vermemiz olası de ğil, ama kısa bölümler aktaralım:
“...uzaktaki kudretin, ulaşıp dokuna madığım, bana dokunmayan ‘baba nın tanrılığından kuşku duyuyorum. Eğer o bir tanrıysa bile, uzaktaki bir yabancı di ye düşünüyorum. Terk edip, çok uzakla ra, göklere eski evine çekilmiş bir tanrı ya şarkı söylemek istemiyorum... Yeryü zünün kucağında doğdum. Onun uysal koruyuculuğunda yaşadım. O herkesin annesi, benim de annemdi...”
- Şu anda başka koreograf! tasarıların var mı?
SAĞTÜRK - Evet, yedi yıldır hizmet ettiğim Fransız balesine bir armağan bı rakmak istedim. Şu anda Edith Piaf’ın şarkıları üzerine hazırlamakta olduğum bir koreagrafi var. Hafif, kolay izlenir bir şey, küçük bir armağan...
- Süresi ne kadar olacak?
SAĞTÜRK - Sanırım 20 dakikadan fazla olur. Çeşitli pas de dcuxler ve so lolar olacak.
- Tan, Türkiye’ye gelmek istediğini söy- lüyorsun, ama başka ülkelerde de dans etmek istemez miydin?
SAĞTÜRK-Hayır, bu güne kadar Mi- ami Devlet Balesi, Rambert Balesi, An- vers Belçika Kraliyet Balesi gibi toplu luklar bana kontrat verdiler, ama isteme- dim. Şu anda 27 yaşındayım. Daha faz la yaşlanmadan ülkeme dönmek istiyo rum ki, yaşlandı da ondan döndü deme sinler. Türk balesini, buradaki sistemi kıyasıya eleştiriyorum, ama bu düzel mesini ve iyiye gitmesini çok istediğim için. Bu savaşı kendime ve ülkeme bir borç biliyorum.
Teşekkürler Tan, yurtdışmdaki gibi, burada da başanlı olmanı yürekten dili yorum.
Geçenlerde Cumhuriyet’te, bir kitap müzayedesi haberi yer almıştı: “Arap Lawrence”la ilgili belge ve kitapların da satışa çıkacağı müzayede ünlü Sot- hebys’deydi, Londra’da. Kitap kurdu, bir dostum,
Selçuk Altun, telefonda katıldı o açıkarttırmaya, ba
zı çok değerli kitapları Türkiye’ye kazandırdı. Kata- loğu da onda gördüm: Bu yıl içinde ölen Ingiliz ya zarı Kingsley Amis’e ait kitaplar, belgeler ve eşya dan oluşuyordu müzayedenin içeriği.
Eşya derken, katalogda Amis’in daktilosunun, is kemlesinin ve masasının da yer aldığını anımsatmak isterim: Fetiş yanı ağır basan objeler. Asıl öteki cep he pek zengindi: Mektuplar, elyazmaları, özel baskı kitaplar. Bir uygarlık, izlerine sahip çıkarak varoluş ze minini sağlama bağlayabiliyor demek. Bunlar belki elden ele dolaşıyor, el değiştiriyor, ama hepten kay bolup gitmemeleri için gereken özen hep gösterili yor.
Son zamanlarda Türkiye’de de, kültür varlıklarının müzayedelerin gözdesi öldüğünü gözlemliyoruz. Bu etkinliklerde özenti payını yüksek görüp içerleyenler oluyor, ben katılmıyorum bu görüşe: iyi işlere özen mek olumlu bir gelişmedir; bir zaman sonra olayın caka, gösteriş yanı uçar gider, korumacılık güdüsü ağır basar, böylesi konulara yapıcı ölçütler geliştire rek bakmak en doğrusu.
Aslında, neler yitirmiş olduğumuzu düşünerek ko leksiyonculuğun erdemini ölçebiliriz de. On beş-yir- mi yıl öncesinde, çok iyi anımsıyorum, bugün açıkart- tırmalara konu olan mektup, elyazması, imzalı kitap, belge, kartpostal türü kültürel varlıklara ilgi duyanlar salt kültür dünyasının insanları arasından çıkardı. Kü çümen, tutarsız bir koleksiyonum olmuşsa, bunu o yılların ilgisizliğine borçluyum: Antikacılardan, sahaf lardan topladıklarıma bugün yaklaşamıyorum bile. Varsın oisun. Halid Ziya’dan Yusuf Akçura’ya,
Hamdullah Subhi’den Orhan Veli ye pek çok aydı
nımızın mektupları, desenleri, fotoğrafları benim gi bi meraklıların eline ulaşmadığında çarçur olurdu es kiden, şimdi herkes işin bilincine vardı, “kâğıttır” di yerek atmıyor aileler, evrak-ı metrûke’yi.
Daha önce de yazmıştım: Yazarın mektupları, ta rihçinin ya da bilim adamının alıştırma-araştırma def terleri, ressamların desenleri, mimarların krokileri bi rer define boyutu taşır, kültür tarihi açısından. Koru- duğumuz oranda keşfederiz. Keşfettiğimiz oranda değerlendirebilir, anlamlandırabiliriz. Bunların ger çekleşmesi için özerk kültür kurumlarının, yapılaşma larının devreye girmesi gerekir.
Kingsley Amis’le ilgili müzeyedenin kataloğunda, yazara ait kimi değerli dosyaları, önceden, Kaliforni ya’daki bir kültür kuruluşunun aldığı belirtiliyordu. Bizde, bırakın bir kuruluşun, yükseköğrenim kuruntu nun bu tür belgeleri satın almasını, hâlâ bağış konu su bile doğru dürüst gündeme gelmemiştir.
Birkaç yıl önceydi, sevgili Adalet Ağaoğlu bu ko nuyu benimle görüşmek istemişti. Yapıtlarının elyaz malarını, dosyalarını gerçek bir güven duygusu için de emanet edebileceği bir kuruluş olmaması onu haklı olarak tedirgin etmişti.
Bir başka örnek, biyografi çerçevesinde ortaya çıkmıştı. Sothebys’deki müzayedeye katılan Selçuk
Altun, bir Türk yazarının Batılı anlamda araştırmaya
dayalı biyografisini yazabilecek bir başka yazara burs sağlamak için proje geliştirmişti. Araştırdık, yokladık çok “romanse” bir metinle karşılaşacağımızı gördük. Hiçbir kurumun elinde belgeleri, mektupları, özel ar şiv bilgileri düzenli biçimde korunan bir yazara ait, araştırmaya açık yeterince malzeme yoktu.
Bir ülkenin “kıymetli kâğıt"tan tek anladığı tapu, tahvil, bono olmamalıdır.
Bunun yolu eğitimden geçer, biliyorsunuz. Bilme diğiniz, bilemediğimiz: Eğitim’in yolu nereden ge çer?
Hamiş: Bazı toplumların, insanlarıyla doymadığı
zaman ağaçlarını yediği görülmüştür.
Tiyatro ve TV yazarlarından
kınama
Kültür Servisi- Tiyatro ve Televizyon Yazarları Derneği
yaptığı yazılı bir açıklama ile son günlerde sıklaşan kültür yaşamına ve kurumiarına yapılan saldırıları kınadıklarını bildirdi. Açıklamada, ‘Pir Sultan Abdal’ adlı oyunun Şişli Kaymakamlığı tarafından
yasaklanması, İlhan Arsel’in ‘Şeriat’tan Kıssa’lar’ isimli kitabının yayımlanmasına karşın İBDA - C
Ö rplİtİİnİİn K av rıal- V~. —J a r i m IrıınH'»!'1- ■
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Taha Toros Arşivi