TÜRK EDEBİYATI
Sh: 15
CİNÛÇEN TANRIKORUR İLE MÜLÂKAT
K O N U Ş A N : A H M E T TA Ş G E T İR E N
T A K D İM
Cirmi,en Tanrıkorur, Türk sanatının başarılar zincirine bir altın halka daha ekledi. Sanatkârımızın Beyatiarabân MCvlevi Ayini
A c a d e m i e I n t e r n a t i o n a l d e L u t e c e t a r a f ı n d a n a l t ı n m a d a l y a ile
ödüllendirildi. Bıı,Türk folklorunun ve orijinal milli giysilerimizin milletlerarası platformda gördüğü büyük alâkanın bir devamıdır. Aynı zamanda, kendi değerlerimizden kopuş sahalarında uğradı ğımız bozgunlara karşılık, milli kültür değerlerimizin, çok farklı kültür ortamlarında dahi ilgi, hatta kabul gördüğünün bir delili... Batılılaşma yolundaki gayretler çerçevesinde, benliğimizi inkâ rın sonuçları da belli, milli kültür çizgisinde kıt imkânlarla yürü tülen fedakâr çalışmaların sonuçları da... Harika çocuk esprisin den geriye ne kaldı acaba? Ama işte 10 yaşındaki çocuklarımızın Türk folkloru ile getirdiği altınlar... İşte Tanrıkorur'un Mevlevi Ayini ile sunduğu başarı belgesi... Milli sanat elçilerimizi yürek ten kutluyor, başarılarının devletin kültür-saııat politikasına da ışık tutmasını diliyoruz.
Not: Dergimize gelen yüzlerce telgrafla sayın Ciniiçen Tanrıkorur tebrik edilmekte ve aynı tebriklerin kendilerine de ulaştırılması için adresleri istenmektedir. Sanatçımızın adresini sunuyoruz: T R T Genel Müdürlüğü Müzik Dairesi Kavaklıdere- Ankara
«Batı’ya,
onun sanatının ikinci, üçüncü
dereceden taklitleri ile gidersek
dudak büküyor, lütfen alkışlıyor. Am a
gerçekten Türk damgası taşıyan kültür değerlerim ize i l g i , saygı duyuyor
«Kendimi ayin bestesinin sahibi
değil, kâtibi olarak görüyorum»
* Academie Internationale de Lutece'e benim çalıp okuduğun, ve se9 sanatçısı Ahmet üzhan'ın da benimle birlikte okuduğu iki erkek sesi ve bir udla yapılmış icranın kaydını nota ve güftele riyle birlikte gönderdim.
* Beyatiarabân ayini besteledim yerine, bana yazdırılmıştı de mem daha doğru olur. İlham edilmişti mânâsına... Zira benim gerek eğitimim, gerek müktesebatım, bir Mevlevi ayini bestele meye müsait değildi. Bu ayinin sahibi olduğumu kabul d eğil,id dia dahi etmiyorum. Belki bir kâtib-i ayin olabilirim.
* Bir Türk'ün Batılüaşması demek, insanın kaplumbağalaşması gibi imkânsız bir metamorfozdur. Bir insan nasıl yaşlı ve düşkün diye kendi babasından-annesindcn utanamaz, vazgeçemezse bir millet de tarihinden, kültüründen utanamaz.
* Okullarımızda çocuklarımıza, gençlerimize hep Batı'nın müzik kültürü aşılanır. Badı, Bethovvcn, Motzart öğretilir. Dede'den, Itri'den Meragi'den bahseden olmaz. Bunlardan korkulur, utanı lır. Ama nasd sihirli bir değnekle dokunulduğu anlaşdmadan üniversite çağına kadar diskotek çocuğu olan gen ç, orada Türk Sanat Musikisi koroları kurmaya başlar. Bu bir öze dönüştür. * Biz, Batılının, Türk müziğini dinlediği zaman dudak bükeceği ni zannediyoruz. Böyle yapmalarım bekliyor yaparlarsa mem nun oluyor, aksi olursa şaşırıyoruz. Aksine Batılı öyle düşünmü yor. Yalnız. I'ürk musikisi değil, Türk damgasını, Türk rengini, motifini, duygusunu, ruhunu taşıyan ne varsa hepsine büyük ilgi duyuyor. Yetcrki gerçekten bizim olanı verelim...
gerçekten gurur verici bir olay... Türk musikîsi adına... Size Türk Edebiyatı'nın tebriklerini sunuyoruz Bu arada bestenizi okuyucularımıza tanıtmak istiyoruz. Bize evve la Academie International hakkında bilgi verir misiniz? Miiessesenin mahiyeti ve ödülün gerekçesi...
- Acadenıie Internationalj d ? L u te'ce milletlerarası
bir kuruluş. Türkçesi, milletlerarası Lutece Akademisi... Lutece Paris'in eski adı. Her yıl çeşitli dallarda, millet lerarası yarışmalar düzenliyorlar. Bu bu yıl düzenleniyor. Katılışım şöyle oldu: Bu akademi idaresinden Şansölye Gill Rock imzalı bir mektup aldım. "Türkiye'deki başa
rılarınızı ilgiyle izliyoruz. Milletlerarası yarışmamızın formlarını size gönderiyoruz, bu yarışmamıza eserleriniz le katılabilirsiniz" meâlinde bir mektup idi. Kendilerine
mektup yazıp, herhangi bir eserimin notalarını veya ka set üzerindeki icrası ile katılıp katı kuruyacağımı sordum.
"M em nuniyetle" diye cevap verdiler. Ben de Beyâtiarâ-
bân Mevlevi Ayininin kaset üzerinde yapılmış bir icrası nı, benim çalıp okuduğum ve ses sanatçısı Ahmet öz- han'ın da benimle birlikte okuduğu; iki erkek sesi ve bir udla yapılmış icrasının kaydını nota ve güfteleriyle bir
likte yarışmaya gönderdim. Aradan birbuçuk ay kadar geçti. "A ltın madalya ödülünü kazandınız, ödül dağıtım
töreni 5 Aralıkta, Paris'te Akademimizin merkezinde ya pılacak, teşrifinizi rica ed eriz" diye yazılan bir mektup
geldi. Mektupla birlikte altın madalyanın kırmızı mürek keple yazıldığı bir diploma geldi.
- Efendim, Ayin Bestenizin Academie International
de LutSce tarafından altın madalya ile ödüllendirilmesi.
- Biraz da Ayinden bahseder misiniz; Muhtevası, tek nik yapısı, hazırlanışı vs...
TÜRK EDEBİYATI
Sh: 16
- Beyâtiarâbân Mevlevi Ayini, 1979'da Konya Turizm Derneği'nin yarışmasına gönderilmek iizere bestelenmiş- ti, daha doğrusu b i 'a yazdırılmıştı diyeyim Çünkü bu. hususiyeti ve hassasiyeti olan bir mevzudur. Bana yazdı - rılmıştır derken, ilhâm edilmişti mânâsına söylüyorum. Zira benim gerek eğitimim gerek müktesebâtım, gerekse bestekâr olarak geçirdiğim merhaleler bu seviyede Mev levi Ayini bestelemeye pek müsait değildi. Bestelememi sağlayacak kadar esaslı değildi. Çünkü Mevlevi Ayini Mi- râciye formunu saymazsak, Türk musikisinin en büyük dini beste formudur. Onun öncesinde İlâhiler,duraklar, semailer, nâtler, nefesler var. Ondan sonra Mevlevi Ayini mevzuubahs olabilir, kademe kademe giderseniz, önce Mevlevi Ayininden başlamak koiav değil. Ama Takdir-i , İlâh i'nin lutfu demek lâzım hurra. Rahmetli bestekâr ve
kudümzenbaşı Saadettin Heper, bana Mesnevi’den ve Di- van-ı Kebir’den seçilmiş şiirler göndermişti. Hem yeni yazıyla, hem eski yazıyla güfteleri yazmıştı. Ben de bü güftelerle beraber doğruca, çok kıymetli dostlarım, Me serret ve Ali Haydar Diriöz çiftini, ziyarete gittim. Arap ve acem edebiyatının çok mümtaz simalarından, kendile ri. Bir Ramazan akşamıydı. İftardan sonra oturduk, gece nin geç saatine kadar Türkçeye tercüme etmeye çalıştık. Bazı beyitler natin yazıldığı orijinal vezinle Türkçe'ye çevrildi. Sabaha karşı eve geldim, niyazımı yaptım. Ka lemi elime alıp oturduğumda Devr-i Kebir Peşrev, dört hanesi ve teslimleriyle birlikte bir.-birbuçuk saatte yaz dım. Yazdım diyorum, çünkü müsveddedelerini görseniz hiçbir tashih olmadığını farkedersiniz. üstelik yazı be nim normal nota yazımla kıyaslandığında çok çirkin, kö tü bir yazı. Çünkü, sürat yapmak mefcburiyetinde idim. Yani âdeta evvelce bildiğim bir eseri yazıyormuş gibiy dim. Kaçırmamak için de çok süratli yazmak mecburiye- tindeydim. Üçgün içinde de her dört selâm, son peşrev, ve son yürük semai olarak bitmiş idi. Bu arada rahmetli neyzen arkadaşım Akagündüz Kutbay'm çok büyük teş viklerini de söylemeden geçmek istemiyorum.
- Kaç dakika tutuyor icrası acaba?
- Eser kırkiki dakika tutuyor. Güfte çek güzel. Acem edebiyatının bütün müzikalitesi Hz. Mevlâna’nın dilinde adeta kristalleşmiş gibi. Ayinin güftesi baştan aşağı e z berimde. Burada fazla yer tutmasın diye birkaç mısra ile iktifa edelim. Birinci Selamdan:
Ey çerâğ-ı âsumân-ü rahmet-i Hak berzem'in Nâle-i menguş dâru derd i hâli menbebin Baz elem neşrah revan kün çarcu dersineem Cü-yı âbii cû yı hamru ciı-yı şır ii mendehin
Bunu şu şekilde tercüme etmiş.idik; Diriöz ailesinin yar dımlarıyla:
Ey semânın şem 'ası, Hâlik 'ın zeminde rahmeti Ver kulak feryada yahu hâlimin gör derdini Su, şarap, süt, bal gibi ırmaklar akar sinede Sen yine Rabbim elemneşrâh akıtsan gönlüme.
İkinci Selâm güftesi:
Sultan ı meni, sultân ı meni, ender dil ii cân imânı meni Dermen bidemi men zinde şeve m yek cân çi şeved sad Cân-ı meni
Türkçesi:
Sultansın bana, sultansın bana, canda gönülde imansın bana Nefh edersen Sen diriltirsin beni, bir can ne demek, bin
cansın bana
Diğer dörtlüklerini de bu şekilde Türkçeleriyle, anla- yazabildiğimiz kadar meallerine de nüfuz edebilmek sure tiyle çevirdik. Bir defa güftenin çok şiddetli tesiri altında kaldım. Güfteyi pek çok tekrarladım, ö yle bir güfte ki, musikîyi zaten kendi içinde taşıyor. 3. Selâmın başında ki dörtlük harikuladedir:
tllicâ-yı ınâbeşûlı-ı Evliyâsl
/an ki nureş, müştâkez ııtır-ı Hiidâ- t Ey ki dâr, Uide-i ruşen be dii Cism ü câııeş, cisııı ii c a n ı M us ta,"âsi
Türkçesi:
ilticam ız şâh-ı Evliyâyadır Çiinkü nuru Tanrı nurundan gelir Ey gören göz sahibi sen bitmiş ol Çisıh ii canı Mustâfa’nın canıdır
diyerek anlamaya da çalışmıştık. Zaten mânâsını bilme den de bir müzisyeni sarsacak bir müzikalitesi var.
Beyâtiarâbân ayini üzerinde söyliyebiieceklerim bu kadar. Konya'da hamdolsun, yarışma neticelerinin belli olmasından bir yıl sonra, icrâ edildi. Çaldım okudum. 3, Selim merhumun Süz-ı dilârâ ayiniyle birlikte icra edilmek şerefine nail oldu. Festivalden sonra pek çok defa udumla çalarak icra ettim. Çünkü gerçekten çok güzel bir şeyin yazdırılmış olduğuna inanıyorum bana. Ama bu ayinin sahibi olduğumu kabul değil iddiâ dahi etmiyorum. Belki bir Kâtib-i Ayin olabilirim.
- Bestenin halkımıza sunulması noktasalda bir çalış
manız var mı? Sanıyorum geniş bir ilgi görecektir. T R T ' nin müsabaka sonucunu bile vermemesi garip değil mi?
■ Ajanslar geçti ayin müsabakası neticesini.-Fakat he
nüz TR T'de seslendiremedik. İnşallah birgün onu da gö rürüz. Çünkü elimizde gerçekten temiz bir stüdyo kaydı nın bulunması arzumuzdur. İnşallah bu da olur birgün.
- Efendim, besteniz milletlerarası bir platformda altın
madalya kazandı. Söz konusu değerlendirmeyi Batılı bir kuruluş yaptı. Milletlerarası yarışmalarda başka dallarda görülen başarısızlıklara bakarak, kendi orijinal sanat ürü nümüzün aldığı sonuç, Türk sanat hayatının gelişme çiz gisini işaretlemesi bakımından da bir örnek olabilir mi? Beynelmilel platformlara bizim olan şeylerle çıkmak... Türk miisıkTsi, Türk folkloru vb...
- Şim di miisade buyurursanız, atasözlerimizden biri
siyle başlıyayım bu sorunuza cevap vermeye: "Güneş
balçıkla sıvanmaz. " aynı mealde "Yanlış hesap Bağdat' tan döner. " sözleri vardır. Benim naçiz kanatim odur k i,
3. Selim'in Napolyon'la Fransızca mektuplaşmasından bu yana Türk cemiyetinin başına bir alaturka - alafranga belâsı musallat olmuştur. Tanzimat’ta zirveye ulaşmıştır bu. 2. Mahmut gibi, üstelik müzisyen de olan bir padişa hın, kaldırmak mecburiyetinde kaldığı Yeniçeri teşkilâ tı ile birlikte, Türk tarihinin, naçiz kanaatime göre en bü yük şahaserleri olarak gördüğüm asker* musiki ocağını da lağvetmesi, benim havsalamın alabileceği birşey değildir.
Osmanlı padişahı kendi musikisini lağvederse, batının bize özenip, bizden kopya ettiği müzikle, Mızıka-i Hüma yun gibi çok acaip bir isimle- yarısı acemce, yarısı İtal yanca olan - bir saray bandosu kurmaya kalkarsa, bu nun başına bir Italyan orkestra şefim hoca diye getirirse, müzik bir defa asker ocağında dejenere olmaya başla mıştır. Türk askeri "Allah Allah" sesleri yerine, birtakım Batı marşlarıyla savaşa gidecek. Ben bunun büyiik bir
aşağılık duygusunun belirtisi olduğu kanaiindeyim. A s
lında meselenin esas itibariyle Batılılaşmak olarak alın
ması da doğru değildir. Bir Ti'rk Batılılaşamaz, bir Ba tılının üoğululaşamayacağı gibi... Çünkü bir Türk'ün Ba
tılılaşması demek, insanın kaplumbağalaşması gibi im kânsız bir metamorfozdur. Bir Türk çağdaş olabilir. Bu sadece T\irke de has değildir. Herhangi bir millete m«ı. sup bir kişi de çağdaş olabilir veya olamaz. Bir insan na sıl yaşlı ve düşkün, hasta diye rasıi kendi babasından an nesinden utanamaz ise, hir millet de, tarihinden, mazisin dm . geçmiş kültürleri .iden utanamaz. Bu hak hiçbir mil-
ete verilmemiştir. Bir milletin kendi tarih vo mazisinden 1-olabileceğim söylemek de, ergeç Bağdat'tan dönecek bir yanlış hesaptır. Çünkü kendisinden koparak çağdaş
TÜRK EDEBİYATI
Sh: 17
olmak mümkün değil. Eğer ayakta durmak istiyorsanız, ayağınızın basacağı sağlam bir zemin bulmak zorundası nız. Bu zemin alınırsa düşersiniz.
- Bu politikanın toplumda bir tabanı var mı efendim?
En azından musikî ile meşgul olan çevre itibariyle... - Efendim, bu öyle bir yanlış ki küçük bir çevreden başka inananı yok.
Ben bu büyiik yanlıştan bir gün dönüleceğine inanan lardanım. Çünkü bir milletin kendi kültüründen ve mazi sinden kopabileceğine inanmıyorum. Bakınız bunu he men isbat edeceğim; Biliyorsunuz ki, okullarımızda, mü zik derslerinde çocuklarımıza gençlerimize, batının mü zik kültürü aşılanmaya çalışılır. Bach, Betoven, Motzart, Şubert, Şopen gibi batılı müzisyenlerin biyografi ve eser lerini ezberlemekle geçerler sınıfları. Okullarda Türk ç o cuğuna kimse Dede'den, Itrî'den, Meragf’den, Şakir Ağa'dan, Hafız Post'dan, Mahmut Celâleddin Paşa'dan Tanburî Ali Efendi'den, Tanburî Cemil'den bahsetmez. Bunlardan korkulur, utanılır. Ve ben elimde udumla Ankara Radyosundan çıkıp Sıhhıye'ye doğru giderken DTCF öğrencilerinin bana dönüp, elimdeki uda bakarak, "Aaa Kanuna bak" diye konuştuklarını çok duymuşum dur. Tabii o gençler bu cehaletlerinden dolayı suçlu de ğillerdir, kusurlu değillerdir. Böyle temelinden yanlış olan bir eğitimin sonucunda Türk gençleri üniversite ça çağına gelene kadar diskotek genci olarak yetişirler. Çok sesli müziği tam olarak öğrenemezler, çünkü kültür lerinin bir parçası değildir. Milli müzikler, sanat ve halk müzikleri hakkında da hiçbir bilgileri yoktur. Zaten ve rilmiyor. Ve başka türlü yayınların bombardımanı altın- dalar. Gazinolar, kasetler, bantlar. Ama nasıl sihirli bir değnekle dokunulduğu anlaşılmadan, üniversite çağına kadar diskotek çocuğu olan genç, üniversiteye geldikten sonra Türk musikîsi koroları kurmaya başlıyor. Türkiye-' nin sadece bütün illerinde, ilçelerinde değil, bütün üniver sitelerinde Türk Musikîsi koroları vardır. Bunlar kendi musikilerini lise tahsilleri boyunca öğrenememiş olmanın acılarını duyan Türk gençlerinin yanlış eğitime bir nevi cevaplarıdır. Bırakınız ud, keman, kanun gibi nisbeten daha harcıâlem olan sazları, ama bugün değil öğreteni, çalanı dahi çok azalmış bulunan kemençe, ney, tanbur gibi Türk musikisinin en zor âletlerini üniversiteli gençle rimiz öğrenmektedirler. Nereden? Nasıl? İşte bu bilin mez. Milli vicdanda, milli şuurda sönmesi mümkün olma yan, asgari beşbin yılın haddeden geçmiş, süzülmüş zevki olan bir kaynaktan, bir cevherden alıyor bu gücü Türk gençleri.
- Batının bakışı nasıl bu kimlik inkârına? Ya da Batı
bizim orijinal sanat ürünlerimiz karşısında ne yapıyor? - Batıya bizden olan birşey gönderdiğimiz zaman,
çok büyük bir takdir reaksiyonuyla karşılaşıyoruz. Ama onların malını onlara satmaya çalıştığımız zaman, "bak, biz de ne kadar güzel yapıyoruz değil m i?" diyerek, in sanlık haysiyetini rencide ederek onlara götürdüğümüz zaman, lütfen alkışlıyorlar. Dudak bükerek kabul edi yorlar. Tabiî, çünkü onlarda bunun çok daha iyisi, oriji nali var.
Şimdi bir Amerikalı şarkıcı gelce, Itrî, Meragî, Hacı A rif Bey, 3. Selim veya günümüz bestekârlarından her hangi birinin eserini söylemeye kalksa. Güleriz. Nezake- ten bir aferin deriz. Batı'nm bizim çok sesli müzik men suplarına gösterdiği bir ilgi - şayet varsa- bundan ibarettir. Çünkü hiçbir insanın, bir yabancı dili, kendi ana lisanı kadar güzel konuşması mümkün değildir. Bu insan bir yabancı ülkenin kültürüyle de yetişmiş olsa, kendi ülkesi ne geldiği zaman, onun bir melodisini dinlediğinde yüre ği titreyecektir. Biz Batılıların, Türk müziğini dinledikle ri zaman, "aman böyle berbat şey olur mu? Bu müzik tek seslidir? Bunu neden atmıyorsunuz? Biz çok sesli müziğe çoktan geçtik, siz neden hâlâ bununla uğraşı yorsunuz?" demelerini bekliyoruz. Böyle derlerse mem nun oluyoruz. Demedikleri zaman şaşırıyoruz. Onlar da aksi gibi demiyorlar. Yalnız Türk musikîsi değil, gerçek ten Türk damgasını, Türk rengini, motifini, duygusunu, ruhunu taşıyan her ne varsa, hepsi çok büyük ilgi görü yor.
Çünkü aslî olan, gerçek olan, hakikat olan birşey gö rüyorlar. Sahte değil, kopya, taklit değil
- Bestenizin kazandığı başarının basında yer alış tar
zını nasıl değerlendiriyorsunuz. Daha geniş bir ilgi bek lenmez miydi? Eurovision veya Güzellik Kraliçesi yarış- ulularındaki bozgunların yolaçtığı tartışmalar kadar en azından? Bu, kendi sanatımızın başarılarını bile kutla ya mama psikolojisine girmemizden mi, yoksa Türk sanatı na olan genel lâkaydiden mi ileri geliyor sizce?
- Bu sorunuzun cevabı, evvelki sorularınızın mantığı içinde verilmek gerekir. Yani heyet-i umumiyenin cüz'- üdür, küçücük bir parçasıdır. Batı kültürü hayranlığı noktasından hareket edecek olursak, şöyle bir sonuca götürür: Batıdan ne gelirse gelsin çok önemlidir. Neden? Biz toplumumuzu mümkün olduğu kadar kısa süıede Ba tılılaştırmaya çalışıyoruz. O halde belli bir yöne doğru kararlı adımlarla yürüyen bir insanın daha çok ilgisini çeken şey arkasında bıraktıkları değil, önünde olanlardır.
Biz kendi sanatlarımızla, kendi kültürümüzle ilgili her hangi bir faaliyeti, herhangi bir başarıyı artık arkada bı raktığımız, bırakmamız gereken, onları bırakmadan Batı lı, çağdaş olamayacağımıza inandırıldığımız, ehemmiyet siz detaylar arasında görüyoruz. Yani bizim sanatlarımıza değer verilmesi, onun başanlanndan bahsedilmesi yadır ganıyor evvela. Ben yabancı ülkelerde ud ve sesle konser ler verdim. Kendi ülkemizde en yakın dostlarımdan dahi, "Türk işçileri için mi konserler verdiniz?" diye sorulara muhatap oldum. Bu sorular neyin işaretleridir? Bizim mü ziğimiz Batıda Türk işçileri için kaydedilir ancak. Yani Batılı sanat mahfellerinde kabul görmez kompleksinden şartlanmasından hareket ediyoruz. O kadar benliğimize sinmiş ki bu. Nasıl olur diye şaşırıp kalıyoruz. Bir anda bütün eğitim hayatımız boyunca öğrendiklerimizin bir hiç'ten ibâret olduğunu görmüş, anlamışız gibi bir şaş kınlık içine giriyoruz. Ondan yeteri kadar ilgi göstermi yoruz. Bir nevi görmezlikten gelmiye çalışıyoruz. Bun lar şartlanmamızın sonucunda, olmaması, olamaması gereken şeyler...
- Efendim, çok teşekkür ederiz. Tekrar tebrikler ..
- Ben teşekkür ederim
İstanbul Şehir Üniversitesi Kütüphanesi Ta ha To ro s Arşivi