CUMHU Rt YET DERGt
Nâzım 99 yaşında...
Memet Fuat, “Türkiye’de Nâzım Hikmet’i susturmak için cezaevine attıranların bu
memleketi onun ölçüleriyle, karşılıksız sevdiklerini sanmıyorum” diyor. Onların
parmaklarına bulaşmış çok bal vardı. Günümüzde de kimse bir şeyin ucundan tutamıyor,
parmaklar hep bal içinde. Nâzım’ı anlatan kitabı üzerine Memet Fuat’la konuştuk...
VASEMtN YAZICI
SfsŞŞ skiden uzun telefon konuşm
alan-£
m ıza bile, kimi şiir dizeleri katardık, pek çoğu da Nâzım’m şiirlerin den olurdu. Şiir, hayatın düşe yansı masıdır. Oysa artık çoğu insanın gelecek düşleri deği 1, gelecek planlan var... Düş ku- ramamak öldürücü müdür bilmiyorum ama, her gün artan şiddet toplumunun çağlı klan - na alıştık... şiddetten kuşkulanmıyor gibiyiz. Ve şiir de usulca bizi bırakıp gidiyor elbet. Bilileri kendi köşelerinde ötekiler için de di renmese, iyice kurak, katı, donuk, metal ta dında bir hay ata es ir olacağız.Sağlık sorunlanna karşın, M emet Fuat özellikle Nâzım dostlanna evinin kapısını açık tutuyor. Bir zamanlar bahçesinde ebru- liiiii hanımeli açan, Nâzım’m Piraye’ye yaz dığı, hepimizin sevdalannın imgesi o evde oturuyor. Piraye biliyorsunuz M emet Fu a t’ın annesi. Nâzım sözlerini tutamayınca, Memet Fuat büyüyünce annesine bu evi yap tırmış. Şimdi kendisi de orada çalışıp, üreti yor. .. Nâzım görseydi herhalde çok duy gula- nırdı bundan.
Kitabını okur okumaz, ben de kendisi ile konuşmak için gittim. Belgesel birroman ta dında olan kurgusuyla, Tük aydınının da portresini çizen anlatısı üstüne zamanımız elverdiğince sohbet ettik.
Sayın M emet Fuat, anılara ya da incele melere dayanarak Nâzım Hikmet 'inyaşamı nı anlatan, daha önce yazılmış p e k çok kitap var. Siz de kendi yaşamöykiinüz “Gölgede Kalan Yıllar "da, beklendiği kadar olmasa bile, konuya değinmiştiniz. Daha önce de “Nâzım de Piraye " adıyla mektuplarla şiir lerden oluşan bir derleme yayımlamıştınız. Nâzım 'ı neden böyle yeniden enine boyuna yazma gereği duydunuz?
Bu kitabın yazılışı birtakım gerekçelerle tasarlanmış bir olay değil. Yıllar önce yazdı ğım bir ansiklopedi maddesini genişletip el li altmış sayfalık biryaşamöyküsüne dönüş türeyim derken ortaya bu kitap çıktı. Benim yaşımda böyle yedi yüz sayfayı geçen birya- pıta önceden tasarlayarak kalkışılamazkanı sındayım.
Nâzım ile Piraye karşılaştıklarında siz kü çük bir çocuktunuz. Ama aşkın tanıklığında büyüdünüz, delikanlılık çağına geldiniz. An ne ve babanız için o zam anki duygularınız nasıldı ? Sizin aşk üstüne düşüncelerinize et kisi ne oldu?
Aşka, aşk şiirlerine değer verilen bir or tamda büyüdüm. Nâzım ’ı insan olarak çev remdeki herkes çok sever, şair olarak da öv gülere boğarlardı. Ben de dört yaşımdan baş layarak onu çok sevdim. Ama babam gibi de ğil de, aileden biri gibi. “Baba,” demezdim, “Nâzım” diye atılırdım boynuna.
Aşka değer veri len bir ortamda yetişmeme karşın kendim bu konuda pek çılgınlıklar yapmadım. Herkes gibi benim de başımdan birtakım aşklar geçti, ama sonuçta hep aklı mın dediğine uydum. Bu benim seçimim, ya da yeteneksizliğim. Aklı ezip geçen aşklar yaşamadığım anlaşılıyor.
Ama aşkı hiçbir zaman yargılamadım. Aşk yolunda yaptıktan kötü işler yüzünden insanlan suçlamadım.
Nâzım ile Piraye aslında oldukça farklı ki şilikler Nâzım duygularını coşkuyla yaşa yan, aktaran biri. Piraye ise daha ölçülü, duygularını fa zla açık etmekten hoşlanma yan bir kadın. Birbirlerine âşık olmalarını etkileyen duygusal durumları nasıldı sizce?
Nâzım kadınlann görüp de âşık olmaya caktan bir erkek değildi. Çok çekiciydi. Ama Piraye’nin uzun süre ondan uzak dur maya çalıştığını, açıkça kaçtığını, saklandı ğını biliyorum, tki çocuklu dul bir kadın ola rak herhalde böyle biraşka kapılmaması
ge-Cumhurreisi Atatürk'ün Yüksek Katına:
Nâzım-Piraye, Mithat Paşa Köşkü ’nün balkonunda.
Memet Fuat çocukluk yıllarında Nâzım ’la..
rektiğini düşünüyordu. Gene de sonuna ka dar direnemedi.
Aslında o da bir aşk çocuğu. Vedat Örfi ’ye âşık olup babası izin vermediği halde evlen diğinde on altı ya da on yedi yaşındaymış.
Piraye’nin aşk anlayışı değişiktir. Bir baş kasına âşık olup kendisini bıraktığında Nâ- zım ’a çok kırılmış, günlerce hasta yatmış, donuklaşmış, çevresindeki güzellikleri algı layamaz hale gelmişti.
Bir süre sonra ise artık N âzım ’ı sevmedi ğini söylemiş, ama bir başkasıyla evlenmeye de yanaşmamış, açık açık, “Ben N âzım ’ın üstüne bir başkasıyla yaşayamam! ” demişti. Gönlünde bir N âzım ’ı vardı. Ölmüştü o Nâzım. Onun üstüne bir başkasıyla yaşaya mazdı.
Bunu herkes anlayamaz. Piraye için aşk cinselliğin çok üstünde bir şeydi.
Sanki Nâzım her zaman bir aile kurma öz lemi içinde, sîzlere hep karım, çocuklarım diye bir sokulması var. Cezaevinde bile para kazanıp ailesine göndermeye çalışıyor, dur madan mektuplar yazıp hep yanınızda olma
ya çabalıyor. Bu coşkulu baba sevgisi, bu gönülden sahiplenme sizi yaşam ı nız boyunca nasıl etkiledi?
Nâzım âşık olduğu kadınlarla hep evlenip aile kurmak istemiştir. Kesin likle zampara bir erkek değildi.
Gençliğinde herkes gibi o da çap kınlık etmiş, ortalarda dolaşmıştır, ama sonra yaşadıklarının nedenini ben kadınlar olarak görüyorum ... Çok üs tüne geliyorlardı, o da herhalde hoşla- nıyordubundan. Kadınlara hayır den mez, ayıptır, erkeklik görevidir gibi sözlerle şakalaşırdı benimle.
Kadını veren, erkeği alan diye gören eski kafalı insanlardan olduğu için de, ilişkiye girdiği kadınlara neler söylü yorsa, hepsi onu kendilerine âşık sa nırdı. O ysa çoğuna karşı erkeklik gö revini yerine getiriyordu.
Gerçekten âşık olduklarıyla her şeyi biryana itip mutlaka evlenirdi.
Piraye ’den ayrıldıktan sonra, Nâ zım için neler hissettiniz? Sözgelimi Nâzım 'in oğlu olduğunu, adını Memet koyduğunu duyduğunuzda?
Ben Piraye’den ayrıldıktan sonra N âzım ’ı görmeye gidiyordum, gide cektim. Ama Cerrahpaşa H astane si ’ nin bahçesinde Cel ile Hanım’ la ko nuşurken yanım ıza gelen Münevver H anım ’ın bana karşı takındığı tavrı görünce vazgeçtim.
Oğlunun adını niye M emet koydu ğunu bilmiyorum. Bu adı T ürk halkıy la özdeşleştirerek seviyordu sanınm.
M emo derdi bana. Çok sevdiği ka naryasının adını da Memo koymuştu.
Nâzım Hikmet 'in cezaevinde geçen günleri Atatürk un de son günlerine rastlıyor. Nâzım hem komünist, hem de Kuvayi M illiye ruhuna âşık bir aydın. Onu ve öteki benzer düşünceli aydın ları tutuklayıp susturm ak istiyorlar. Bu o günlerde orgnize olmaya başlayan ser maye gruplarının iktidar yanlı davranmala rını mı işaret ediyor?
İşin arkasında hangi güçler vardı tam bil miyorum. Biz N âzım ’dan rahatsız olanların Avrupa’daki faşistlere, Nazilere hoş görün- mek isteyenler olduğunu düşünürdük,
önce-N A Z IM ’ D A önce-N ATATÜRK’E.
Türk Ordusunu “ isyana teşvik” ettiğim iddiasıyla “on beş yıl ağır hapis” cezası giydim. Şimdi de Türk Donanmasını “isyana teşvik etmekle"
töhmetlendiriliyorum.
Türk inkılabına ve senin adına and içerim ki suçsuzum.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Gülsün Karamustafa ’nın fırçasından...
Kör değilim ve senin yaptığın her ileri dev hamleyi anlayabilen bir kafam, yurdumu seven bir yüreğim var.
Askeri isyana teşvik etmedim. Yurdumun ve inkılapçı senin karşında alnım açıktır.
Memet Fuat: Memo derdi bana. Çok sevdiği kanaryasının adını da Memo koymuştu.
leri Mareşal Ç akm ak’ın adı geçerdi yalnız, ama sonradan yönetici kadrolardaN âzım ’ı susturmak, yok etm ek isteyen başkaları da bulunduğu anlaşıldı.
A ta tü rk’ten sonra, ikinci Dünya Sava şı 'nda tarafsız olmaya çalışan Türkiye Cum huriyeti 'nde Nâzım 'ı bir biçimde bağışla m ak olanaksız mıydı ? Daha sonraki yıllarda İsm et İnönü hep solda görünüyor...
N âzım ’ın bir suçu yoktu ki bağışlansın. Adli hatanın saptanıp sergilenmesi, suçsuz bir insanı emirle cezaevine attıranların bulu nup yargılanmaları gerekirdi. Kim yapabilir böyle bir şeyi?
Çoğunluğun gücü. Ama tek tek insanlar gibi, çoğunluk da yıllardır hep hasta yatağın da.
Nâzım H ikm et adlı kitabınızı okuduğum da, nedense Arbat Çocukları 'nı anımsadım. Anatoli Ribakov 'un bu nehir romanında Sta- lin döneminde tutuklanan p e k çok Rus aydı nı en az iktidardakiler kadar komünisttirler. Am apekçoğu tutuklanmaktan, öldürülmek ten, işkenceden kurtulamaz. Bizde de kimi
kışkırtıcıların öncülüğünde olsa da p e k çok benzer düşünceli insan (fraksiyonlar) birbi rine çok acı verdi, iktidarlar hep düşünen in sana düşman mı?
Türkiye’de Nâzım H ikm et’i susturmak için cezaevine attıranların bu memleketi onun ölçüleriyle, karşılıksız sevdiklerini sanmıyorum. Onların parm aklarına bulaş mış çok bal vardı.
Görüyorsunuz günüm üzde de kim se bir şeyin ucundan tutamıyor, parmaklar hep bal içinde.
Nâzım 'ın birde sinemacı yanı var. Sinema ile bunca yakınlığının şiirlerine etkisi olmuş mudur?
Hem de çok. G ittikçe artarak. Özellikle M emleketimden İnsan M anzaralarında açıkça görülür sinemanın şiirine etkisi.
Nâzım 'ın şiirlerinin uzun yıllar yasaklan mış olması, Türkiye 'de basılamaması, sizce, edebiyatımızda ne gibi olumsuzluklar yarat tı?
Bir şey söylemek çok güç, ama 1965 ’ten sonraki etki sine bakarak, N âzım 1940T a r - »
Yüksek askeri makamlar, devlet ve adalet, küçük, bürokrat gizli rejim düşmanlarınca aldatılıyorlar.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Deli, serseri, mürteci, satılmış, inkılap ve yurt haini değilim ki, bunu bir an olsun düşünebileyim.
Askeri isyana teşvik etmedim. Senin eserine ve sana, aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yükletilecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirdim.
Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alakalandırmak istemezdim.
Bağışla beni. Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu “inkılap askerini isyana teşvik” damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır.
Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin. Kemalizmden ve senden adalet istiyorum. Türk inkılabına ve senin başına and içerim ki, suçsuzum.-^
8
ı » da şiir yazıyor olsaydı, herhalde şiiri m iz başka türlü gelişirdi diye düşünüyor insan.
Nâzım ’ın doğum günü 15 Ocak. Cum huriyet Dergi için hangi şiirini seçerdiniz? Tek şiir deyince hiç kuşkusuz “Davet”i seçerdim...
Davet
“Buyurun”, deniyor size, “buyurun, oturun” deniyor size, “konuşup ani aşalım M ister”, Siz ter ter tepiniyorsunuz,
“bizde atom bombası var” diyorsunuz. “O ndanbizdede var”, deniyor size. “Ama”, diyorsunuz, “bizde hidrojenlisi de var”.
“Ondan da var bizde”, deniyor size. “Am a”, diyorsunuz, “bizde”, diyorsu nuz...
Boşuna nefes tüketiyorsunuz. “Sizde, orda ne varsa” deniyor size, “burda, bizde de var ondan.” “Hem de şu farkla ki,
“sizde üniformanın içinde: asker, “bizde üniformanın içinde: insan.” “Buyurun, oturun,” deniyor size, “konuşup anlaşalım.”
Siz, terter tepiniyorsunuz, “Emrederim,
konuşmam”, diyorsunuz. Peki,
dünya yanmış, yıkılmış umurunuzda değil, ya kendi halkınız?
Mahvolmuş, olmamış
hep bir mi sizin için? Bağlamıyor mu sizi halkınızla
herhangi bir sevinç, bir keder,
bir umut? Türkülerini sevmez misiniz mesela? Yahut boksamerakım?
Makinakullanmaktaki ustalığını yahut? Sonra, siz de insansınız nihayet. Belki hayatınızda hasta bir kadın vardır, ak saçlı, soluk mavi gözlü bir kadın; bir çocuk,
güneşten kopmuş gibi afacan ve sarışın; bir hâtıra,
biraz gülünç, kederli biraz, ama üstüne titrediğiniz ve bir sokak fenerinin ışığına gizlenmiş. Yahut bir tarladabir ağaç,
her bahar yeşermesini istersiniz sizden sonra da uzun uzun yıllar... Bu sefer bu ağaç köm ür olacak, bu sefer yerle bir olacak
şehir sokak
fener, hâtıranızla beraber. Geçenkiler gibi olmayacak bu sefer, bu sefer sizin oraya da gelecek o,
taa evinizin içine kadar, ve saçlar kana bulanıp örtecek mavi gözleri
ve bir yumurta gibi ezilecek sarışın başı çocuğun. Daha var,
kanı kimin döktüğü ergeç bilinir ve bir sığmak,
bir iki damla zehir. “Buyurun”, deniyor size, “buhurun, oturun,” deniyor size,
“konuşup anlaşalım. Yoktur sözle çözülmeyecek düğüm, dâvaları halletmez ölüm,
hayatı paylaşalım!”... (31 Ağustos 1953, Moskova)
Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Ta h a To ros Arşivi