• Sonuç bulunamadı

Balkan Savaşlarından Milli Mücadeleye vatan savunmasında şehit olan Malatyalılar

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Balkan Savaşlarından Milli Mücadeleye vatan savunmasında şehit olan Malatyalılar"

Copied!
75
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

TARİH ANA BİLİM DALI

ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ BİLİM DALI

BALKAN SAVAŞLARI’NDAN MİLLÎ MÜCADELE’YE

VATAN SAVUNMASINDA ŞEHİT OLAN MALATYALILAR

YÜKSEK LİSANS TEZİ

DANIŞMAN PROF. DR. NURİ KÖSTÜKLÜ HAZIRLAYAN RESUL KÖSE 044202051005 KONYA 2008

(2)

İÇİNDEKİLER

Kısaltmalar………...III Önsöz……….IV Giriş

I. Araştırmanın Amacı ve Önemi……….1

II. Araştırmanın Kaynakları ve Değerlendirme Metodu………...3

III. Malatya’nın Kısa Tarihçesi………..8

BİRİNCİ BÖLÜM BALKAN SAVAŞLARI’NDA ŞEHİT OLAN MALATYALILAR I. Şark Meselesi Çerçevesinde Balkan Savaşları’nın Yeri ve Önemi………10

II. Balkan Savaşları’nda Şehit Olan Malatyalıların Listesi……….16

III. Balkan Savaşları’nda Şehit Olan Malatyalılar Üzerine Bazı Değerlendirmeler17 İKİNCİ BÖLÜM I. DÜNYA SAVAŞI’NDA ŞEHİT OLAN MALATYALILAR I. I. Dünya Savaşı’na Kısa Bir Bakış……….18

II. I. Dünya Savaşı’nda Şehit Olan Malatyalıların Listesi……….22

III. I. Dünya Savaşı’nda Şehit Olan Malatyalılar Üzerine Bazı Değerlendirmeler……44

1. Yerleşim Birimlerine Göre Dağılım………...44

2. İsimlere Göre Dağılım………44

3. Lakaplara Göre Dağılım……….44

4. Medeni Hallere Göre Dağılım………45

5. Şehit Düştükleri Cephelere Göre Dağılım………..45

6. Yaşlara Göre Dağılım……….45

(3)

II

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

İSTİKLAL SAVAŞI’NDA ŞEHİT OLAN MALATYALILAR

I. İstiklal Savaşı’nın Türk Tarihindeki Yeri………...54

II. İstiklal Savaşı’nda Şehit Olan Malatyalıların Listesi………57

III. İstiklal Savaşı’nda Şehit Olan Malatyalılar Üzerine Bazı Değerlendirmeler……...59

1. Yerleşim Birimlerine Göre Dağılım………...61

2. İsimlere Göre Dağılım………62

3. Lakaplara Göre Dağılım……….63

4. Medeni Hallere Göre Dağılım………64

5. Cepheler Göre Dağılım………...65

6. Yaşlara Göre Dağılım……….66

Sonuç………..67

(4)

KISALTMALAR

a.g.e : Adı geçen eser

Bkz : Bakınız

C. : Cilt

K.Evvel : Kanûn-i Evvel

K. Sâni : Kanûn-i Sâni

M.K. : Mahkeme Kararı

MVMVD : Malatya Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri

MSB : Milli Savunma Bakanlığı

S. : Sayfa

T. Evvel : Teşrin-i Evvel T. Sâni : Teşrin-i Sâni

TTK : Türk Tarih Kurumu

Yay. : Yayınları

(5)

ıv

ÖNSÖZ

Bir topluluğun geçmişinde bulunan ortak gurur ve hüzünler o topluluğu millet yapan değerlerdendir.

Türk milletinin tarihine baktığımızda gururlanacağımız konuları saymakla bitiremeyiz. Ama bunun yanı sıra hüzünlendiğimiz dönemler de olmuştur ve bunları görmezden gelemeyiz. Gurur dolu günleri yaşamamız için, hüzünlendiğimiz dönemlerden ibret almamız gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan önce yaşananlar 1815’te adı konulan “Şark Meselesi”nin hayata geçirilme projelerinden başka bir şey değildi.

10 yıllık savaş dönemi olarak nitelendirilen 1912- 1922 yılları arasında yaşanan Balkan Savaşları sonrasında Türkler Balkanlar’dan büyük ölçüde çıkarılmıştı.”Şark Meselesi” heveslilerini heyecanlandıran bu olay sonrasında konunun diğer aşamasının hayata geçirilmesi isteği ise I.Dünya Savaşı ve Mondros Mütarekesi sonrasında yaşananlardır. Hedeflenen aşama Türk’lerin Anadolu’dan atılmasından başka bir şey değildi.

Bu savaşların siyasi ve askerî yönlerini bilmemizin yanı sıra bunlar kadar önemli olan sosyal yönünü de bilmemiz gerekmektedir.

Yaşanan savaşlarda Türk insanı kutsal saydığı vatan savunmasında, türlü fedâkarlıklar yapmış sayısız şehitler vermiştir.

Bu şehitlerin ortaya çıkarılması, sosyal tarih açısından önem taşıdığı gibi, şüphesiz bu savaşların önemini ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasının bizler açısından ne anlam ifade ettiğini, edeceğini bizlere kavratmada büyük önem taşımaktadır.

Atatürk’ün “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” sözünü hatırlayarak yakın Türk tarihini özellikle şehitlerimizi yeni nesillere anlatmak ve öğretmek durumundayız.

Bu bağlamda “Balkan Savaşları’ndan Milli Mücadele’ye Vatan Savunmasında Şehit olan Malatyalılar” çalışmamızla bu düşünceye bir katkımız olursa bahtiyar olacağız.

Ayrıca burada çalışmamın her safhasında benden yardımlarını esirgemeyen, sayın hocam Prof. Dr. Nuri KÖSTÜKLÜ ‘ye en içten dileklerimle teşekkürü bir borç bilirim.

Resul KÖSE Konya-2008

(6)

GİRİŞ

I. ARAŞTIRMANIN AMACI VE ÖNEMİ

Yakınçağ Türk milleti için sıkıntılı geçen bir süreç olmuştur. Yakınçağda Balkan Savaşları’ndan itibaren başlayan süreç Türklerin Balkanlar’dan akabinde ise Anadolu’ dan atılması grektiği konularının görüşüldüğü dönem olmuştur. Osmanlı Devleti’nin artık Batının üstünlüğünü kabul ettiği, mevcudiyetinin ancak Batılı devletlerin desteğinde olduğunu düşündüğü bu dönemde Avrupa Devletleri Türk’leri artık Balkanlar’dan arma vaktinin geldiğini düşünmüşler idi. 1815’te Viyana Konferansı’nda “Hasta adam Osmanlı ”nın paylaşılmasının açıkça planları yapılmaya başlandı. 19. yüzyılın başlarından itibaren başlayan bu sürecin ilk aşamasını 93 Harbi diye de tarihte bilinen 1877- 78 Osmanlı- Rus Savaşı oluşturdu. Bu savaşın kaybedilmesi üzerine Osmanlı Devleti’nin Balkanlar ve Kafkaslar üzerindeki üstünlüğü sona eriyordu.

“ Şark Meselesi ”ni bir an önce gerçekleştirme heveslilerinin ikinci önemli kilometre taşını ise Balkan Savaşları oluşturdu. Trablusgarp Savaşı esnasında yakalandığı bu savaşta Osmanlı Devleti Balkan coğrafyasında var olmanın ya da yok olmanın mücadelesini verecekti. Ancak bu savaşta 93 Harbi gibi yenilgiyle sonuçlanmış ve Balkanların büyük bir bölümü elden çıkmıştır.

Balkan Savaşları yaşanırken dünya ise bu yıllarda, patlak verecek yeni bir savaşın sancılarını çekiyordu. Çıkacak olan bir dünya savaşında Osmanlının savaş dışında istese de istemese de kalması düşünülemezdi. Nitekim şartların gerçekleşmesiyle Osmanlı devleti bir anda kendini savaşın içerisinde buluverdi.

Osmanlının kaybettiği toprakları geri almak için girdiği I, Dünya Savaşı’nı İttifak Devletlerinin kaybetmesi üzerine Osmanlının Anadolu’daki varlığı bile tartışılmaya açılmıştı. Savaşın ardından imzalanan Mondros Mütârekesi sonrasında toprakların işgale uğramasıyla fiilen sona eren Osmanlı için “ Şark Meselesi”ni tam gerçekleştirdik dediklerinde ise işgalci devletlerin karşısına Mustafa Kemal önderliğinde Türk milleti çıktı. Türk milletinin emperyalist devletlere karşı verdiği “ Millî Mücadele” adeta yeni bir destanın adı idi. Ve bu destan zaferle sonuçlanmış “Şark Meselesi”nin gerçekleştirilemeyeceği tüm dünyaya gösterilmiştir.

İşte bazılarının “10 yıl savaş” dedikleri Balkan Savaşları’ndan Milli Mücadele kadar sonuna kadar devam eden süreç Türk milletinin tarih sahnesinde var olma mücadelesinden başka bir şey değildi. Cumhuriyete giden yolda Balkan Savaşları’ndan itibaren cereyan eden olayların ve gelişmelerin Milli Mücadele ile birlikte bütün boyutlarıyla çok iyi incelenmesi ve öğrenilmesi zarureti vardır.

(7)

2

Bu zaruret gelecekle de ilgilidir. Çünkü Türkiye’deki tarih anlayışı genelde olayları sadece askeri ve siyasi yönleriyle ele almak şeklinde yaygınlık kazanmış idi. Halbuki geçmişte cereyan eden olaylar, kendini etkileyen diğer faktörlerle birlikte özellikle sosyal ve ekonomik boyutlarıyla ele alınırsa daha sağlıklı ve faydalı sonuçlar elde edileceği gerçeği ortadadır.

Yukarıda ifade ettiğimiz tarih dilimi içinde, yakın Türk tarihi’ni sosyal tarih anlayışı çerçevesinde yeterince incelediğimiz söylenemez. Sosyal tarih içerisinde “ Şehitler” konusu henüz yakın Türk tarihi içersinde yeterince konu edilmiş bir alan değildir. Bu konunun bilimsel çerçeve içerisinde layıkıyla ele alınıp incelenmesi ve tarih eğitiminde topluma aktarılmasıyla tarih şuurunun toplumda inşası hususunda çok büyük faydalar sağlayacağı kanaatindeyiz.

Bu çalışmadaki amacımız, Osmanlı Devleti ve Türk milletini derinden etkileyen Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, İstiklal Savaşı ve İç İsyanlarda ( Yemen ve Anadolu ) şehit düşen Malatya Merkez Kazası şehitlerini tespit etmektir.

Şehitler isim isim tespit edildikten sonra sosyal tarih açısından önemli sayılacak ayrıntılarda ;

O dönem Malatya’ da en çok kullanılan isimler, lakaplar Babasıyla aynı adı taşıyan şehitler,

Evli bekar oluşları,

En çok şehit verilmiş savaş ve muharebe alanı, Şehitlerin mahalle ve köyleri,

Yaşlara göre dağılımları...

gibi istatistikî veriler çıkartılacak ve bu konular üzerine bir değerlendirme yapılacaktır.

Malatya Merkez Kazası ile ilgili kastedilen ise, merkez ilçe, merkez ilçeye bağlı köyler ve şuan ilçe haline getirilmiş Battalgazi, Kale, Yazıhan, Yeşilyurt’ tur. Pütürge, Akçadağ, Arapgir, Arguvan, Darende, Doğanşehir, Doğanyol, Hekimhan, Kuluncak ilçeleri araştırmamızın kapsamı dışındadır.

(8)

II. ARAŞTIRMANIN KAYNAKLARI VE DEĞERLENDİRME METODU 1. Araştırmanın Kaynakları

Araştırmamızın temel kaynağını Malatya İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü Arşivi’ndeki “ Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri I, II ve III’ oluşturmaktadır.

Balkan Savaşları’ndan Milli Mücadele’ye uzanan tarih dilimi içerisinde “şehitler” konusunun yanı sıra pek çok sosyal tarih konusu içinde önemli ip uçlar veren “Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri” Osmanlı döneminde sancak veya kaza merkezi olan il veya ilçe merkezlerinin nüfus müdürlüklerinde bulunmaktadır.

Bu defterlere, nüfus müdürlüklerinin kurulumu ve gelişimiyle yakından alakalı olarak 1900’lü yılların başlarından itibaren kayıtlara rastlamak mümkündür.

Osmanlının son dönemlerinde “yenilik hareketlerinin başlamasıyla birlikte yeni bazı kurumlar teşekkül etmeye başladı. 2. Mahmud döneminde yapılan yenilikler çerçevesinde diğer görevlerin yanı sıra nüfus işleriyle ilgilenmek üzere “Defter Nazırlıkları” Tanzimat’ın getirdiği yenilikler çerçevesinde 1871’de çıkarılan “ İdare-i Umumiye-i Vilayet Nizamnâmesi’yle Defter Nazırlıkları’nın nüfusla ilgili işleri, biraz daha geliştirilerek ihdas edilen emlak ve nüfus müdürlüklerine bırakıldı. Meşrutiyet ve arkasından cumhuriyet dönemlerinde nüfus işlerine, kayıtlara daha da önem verilmiş ve bugünkü il ve ilçe nüfus müdürlükleri teşekkül etmiştir.”1

“ Vefâyâta Mahsus Vukuat Defteri” işte bu kurumlarda bulunmaktadır. Defterler, 76x 54 ebatında büyük olup, vefat eden kişi hakkında bilgilerin yazıldığı matbû sütunlardan oluşmaktadır. Her sayfada sırasıyla; “müteselsil numarası”, “kayıt tarihi”, “kaza”, “mahalle veya karyesi, “sokağı”, “mesken numarası”, “ilmu haber ve tarihi”, “isim ve şöhret sanat ve sınıfı”, “velâdeti”, “mileti”, “müteehhil” ( evli) ise kimin zevci veya zevcesi olduğu”, “mahal- i vefatı”, “tarih- i vefatı”, “sebeb- i vefatı”, “esasen nüfustaki mahal-i kaydı” gibi matbu ifadelerin yazıldığı matbû sütunlar bulunmaktadır. Vefat eden kişi hakkındaki bu bilgiler her bir sütuna sıra ile yazılmıştır. Şehit olarak şehitlerin “sebeb-i vefatı” yazan sütuna “şehiden” ifadesi düşülmüştür. Buna bağlı olarak şehitlerle ilgili diğer sütunlardaki bilgiler bize sosyal tarih açısından önemli sayılabilecek, değerlendirme yapabilecek veriler sunmaktadır. Bu verilerin ne anlama geldiğini biraz aşağıda, “Verilerin Değerlendirilmesi” başlığı altında ele almadan önce bu defterler tanıtıcı kısa bazı bilgiler daha vermek istiyoruz.

1

Nuri Köstüklü,“Balkan Savaşları’ndan Milli Mücadele’ye Şehitler Üzerine Yapılacak Bilimsel

Araştırmalarda Metod ve Kaynak Meselesine Dair Bazı Düşünceler”, 9. Askeri Tarih Semineri Bldirileri,C. II,Genel Kurmay Atase Yay., Ankara 2006, s. 207.

(9)

4

Düşülen vefat tarihlerine bakıldığında “ Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri”nin 1900’lü yılların başlarından itibaren tutulmaya başlandığı görülmektedir. “Defterlerde; ihtiyar heyeti, askerlik şubesi ve diğer ilgili makamlardan verilen resmî ölüm raporları üzerine kayıtlar yapılıyordu”.2

Bu defterlerde harf inkılâbın gerçekleşmesi sonrasında kayıtların yeni harflerle yapılmaya başlandığı görülmüştür. Bu defterler “1933 yılından itibaren “Vukuat Defteri” adını almış 1974 yılından itibaren ise defter uygulamasından vazgeçilerek “Ölüm Tutanakları” klasör halinde tutulmaya başlanmıştır.”3

Bizim araştırmamıza konu olan Balkan Savaşları’ndan Milli Mücadele sonunu kadarki süreç içinde şehit olan Malatya Merkez Kazası şehitlerinin bulunduğu defterler I, II ve III nolu defterler olmaktadır.

Araştırmamızı yaparken faydalandığımız bir diğer önemli kaynak ise Milli Savunma Bakanlığı Lodumlu Arşivi’ndeki kayıtlardır. Bunlar üzerine MSB’nin yayımlamış olduğu “Şehitlerimiz”4 adlı 5 ciltlik eser konunun aydınlığa kavuşmasına yardım edecek fevkalâde bir eserdir.

Araştırmamızın temel kaynağını oluşturan “Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri” ile “Şehitlerimiz” adlı eserin konumuzu ilgilendiren kısmı5 karşılaştırılmış, arada sayıca kayda değer bir fark tespit edilmiştir. “Şehitlerimiz” adlı eserde 239 Malatyalı şehit gözükürken biz söz konusu defterlerden 239 şehitten 68’nin ismine aynen rastladık. Ancak defterlerde yukarıda ifade edilen rakamın dışında 204 şehide daha rastlanmıştır. 443 şehit tespit edilmiştir.

2 Nuri Köstüklü, ,“Balkan Savaşları’ndan Milli Mücadele’ye Şehitler Üzerine Yapılacak Bilimsel Araştırmalarda Metod ve Kaynak Meselesine Dair Bazı Düşünceler”.,s.207

3 Nuri Köstüklü, ,“Balkan Savaşları’ndan Milli Mücadele’ye Şehitler Üzerine Yapılacak Bilimsel Araştırmalarda Metod ve Kaynak Meselesine Dair Bazı Düşünceler”,s.207

4 Şehitlerimiz- Osmanlı- Rus, Osmanlı Yunan, Trablusgarp, Balkan, I. Dünya, İstiklal, Kore, Kıbrıs, İç Güvenlik, c. I- V, Milli Savunma Bakanlığı Yayınları, Ankara 1998 ( Bundan sonra bu esere yapılan atıflarda “ Şehitlerimiz” kısaltması kullanıldı. )

(10)

2. Verilerin Değerlendirilmesi

“Şark Meselesi”nin aşamalarının hayata geçirilmeye çalışıldığı 93 Harbi, Balkan Savaşları I. Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı esnasında Malatyalılar, vatan savunmasında Anadolu’nun diğer coğrafyaları gibi hiçbir zaman geri planda kalmamış imkanlar ölçüsünde gerek maddi gerekse mânevî anlamda vatan savunmasına her zaman destek olmuştur.

Yapmış olduğumuz araştırmada, 93 Harbi, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, İstiklal Savaşı ve iç isyanlarda şehit olan 443 Malatyalı tespit edebildik. Şüphesiz, bizim ifade ettiğimiz bu sayı, bizim ulaşabildiğimiz yazılı kayıtlardan çıkan sonuçtur. Malatya merkez Vefâyâtâ Mahsus Vukuat defterlerini esas alarak, şehitlerimiz adlı yayını da gözden geçirerek tespit ettiğimiz listede vefat tarihi “Rumi” tarih olarak yazılanlar “Vefâyâtâ Mahsus Vukuat Defterleri’nden, “Miladi” tarih olarak yazılanlar ise şehitlerimiz adlı yayından tespit edilenleri ifade etmektedir. Listede italik yazıyla belirtilen şehitler ise hem “Vefâyâtâ Mahsus Vukuat Defterleri”nde hem de Şehitlerimiz adlı yayında geçen şehitlerdir.

Bu sayının yanı sıra kayıt altına alınmamış veya o günlerin olağanüstü şartları içinde günümüze ulaşmamış kayıtlarında olabileceğini düşünecek olursak bu rakamın çok daha üstünde şehidin çıkması ihtimal dâhilindedir.

Şehit listelerinin tespitinde yararlanılan “Şehitlerimiz” adılı eseri Milli Savunma Bakanlığı 1998’de büyük bir özveriyle hazırlamış, 93 Harbi olarak bilinen 1877 – 78 Osmanlı Rus Savaşından Kıbrıs Barış Harekâtına kadar iç güvenlik de dâhil verilen şehitlerin il il listesini 5 cild halinde yayımlanmıştır.6

5

Şehitlerimiz,, c.4, s. 174-187 6

MSB’nın şehitlerimiz (Ankara 1998) adlı yayını ile Vefâyâtâ Mahsus Vukuat defterlerinin bir kaynak olarak ayrıntılı bir mukayesesi için Bkz. Nuri Köstüklü, “Balkan Savaşlarından Milli Mücadeleye Şehitler Üzerine Yapılacak Bilimsel Araştırmalarda Metod ve Kaynak Meselesine Dair Bazı Düşünceler,”

Bir fikir vermesi açısından Milli Mücadelede şehit olan Malatyalılar ile İlgili “Şehitlerimiz adlı yayındaki bilgilerle Malatya Merkez Nüfus Müdürlüğü Vefayata Mahsus Vukuat Defterlerindeki (MVMVD) kısaltması kullanıldı) birkaç örnekle karşılaştırmak istiyoruz.

1. Şehitlerimiz; C. 3, s. 185 sıra no:529, Köy: Çolaklı Tanışık, Lakap: Yok baba adı : Koca, Doğum Tarihi (yazılmamış), ölüm tarihi : 28-3-1915 olarak kayıtlı şehit ile ilgili bilgiler

2. Nolu MVMVD 18. sayfada, 464 müteselsil numarası, köy-mahalle Kamin, Lakap: Molla Mehmed oğlu, baba adı : Koca, Adı : Ali bin Koca, Anne adı: Fatma, Eşi : Aişe

(11)

6

Büyük bir gayretin ürünü olarak hazırlanmış olmasına rağmen söz konusu yayında eksikler ve hatta bazı yanlış bilgiler de bulunmaktadır. Ancak “Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri”nde bu eksiklikleri giderici ve tamamlayıcı verilere rastlamak mümkündür.

Malatya Merkez “Vefayata Mahsus Vukuat Defterleri” (3 adet, Defter no: 1, 2, 3) tarafımızdan taranmış ve buradan tespit ettiğimiz Balkan Savaşlarından Milli Mücadeleye şehit olan Malatyalılar listesi, MSB’nin söz konusu yayımıyla da karşılaştırılarak son listeye ulaşılmıştır. Bu çalışmalarımızda 434 şehit tespit edilmiştir.

Tespit edilen şehitler, Balkan Savaşları’nda, I. Dünya Savaşı’nda ve İstiklal Savaşı’nda şehit olan Malatyalılar şeklinde ayrıma tabi tutulmuştur.

Şehitlerle ilgili defterlerde geçen diğer bilgiler sosyal tarih açısından önemli sayılacak veriler sunmaktadır. Bunlar:

a. Şehitlerin Yerleşim Birimlerine Göre Dağılımı

Tutulan kayıtlar içinde şehitlerin yaşadığı ilçe, mahalle ve hatta köylere kadar ayrıntılı bilgiye de ulaşabilmekteyiz. Bu bilgi de bizlere bu savaş esnasında hangi yerleşim biriminde ne kadar şehit verildiğini göstermesi anlamında veriler çıkarmamıza yardımcı olmaktadır.

b. Şehit Adları ve Lakaplar

Şehit adları ve lakaplar şüphesiz o dönemdeki toplumun tercihlerini, değer yargılarını anlamada bizlere ipuçları sunmaktadır. Çalışma yaptığımız yörenin sosyolojik yapısı ve kültürel tercihlerini bu verilerde görebilmekteyiz. Örneğin ileride de ayrıntılı bir şekilde değinileceği üzere Malatya yöresinde en çok tercih edilen isim Mehmet olmuştur. Bu da yöre de isim koymada örf ve inançların etkili olduğu gibi, karakteristik Türk aile yapısının varlığı düşüncesini de ortaya çıkarmaktadır.

Doğum Tarihi : 1302, ölüm tarihi : 28 Mayıs 331 olarak kayıtlıdır. Aynı şyehitle ilgili her iki şehidi karşılaştırdığımızda şehitlerimizde köy-mahalle ismi yanlış yazılmış, Anne adı eşi. Lakap ile ilgili bilgi yazılmamıştır. MVMVD’de yukarıdaki eksikler tamamlandığı gibi, köy-mahalle doğru yazılmıştır.

2. Şehitlerimiz; C.3, s.176, Sıra no: 53, Köy Mahalle yok (yazılmamış) Lakap: yok, baba adı : Osman adı: Derviş, Doğum Tarihi 290 Ölüm Tarihi : 6.3.1915 olarak kayıtlı şehit ile ilgili bilgiler

2 Nolu MVMVD 4. sayfada, 628 müteselsil numarada; Köy-mahalle : Kozluk Köyü, Lakap : Fuzuloğlu, baba adı Osman adı : Derviş Doğum tarihi : 298, ölüm tarihi : Mayıs 331 olarak kayıtlıdır.

Aynı şehitle ilgili her iki şehidi karşılaştırdığımızda, şehitlerimizde köy-mahalle, lakap ve annesi yok doğum tarihi ise yanlış yazılmıştır.

Bu örnekleri çoğaltmamız mümkündür. Görüleceği üzere, Vefayata Mahsus Vukuat Defeterleri Mahalinde tutulduğu için gerek lakaplar olsun gerekse ailesi ile ilgili bilgiler, köy ve mahallesi hususunda daha ayrıntılı ve daha doğru bilgiler sunmaktadır.

(12)

Şehitlerin isimleri konusunda değerlendirilmesi gereken bir diğer husus da babasıyla aynı adı taşıyan şehitlerin varlığıdır. Böyle bir durumun karşımıza çıkmasını Türk toplumunun aile yapısıyla açıklayabiliriz.

Bilindiği gibi Türk toplumunda doğan çocuğa babasıyla aynı ismi vermek çok az rastlanan bir durumdur. Çocuk doğmadan babası ölmüşse ancak o zaman babasına hürmeten çocuğa aynı isim verilebiliyordu. Çalışma yaptığımız yıllar Osmanlının sürekli savaş halinde bulunduğu yıllar olduğu düşünülürse şehitlerin babası olarak ifade edilen isimlerin de şehit olabileceği kuvvetle muhtemeldir.

c. Şehitlerin Medeni Durumları

“Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri”nde kişinin medeni durumuyla ilgili bilgiler de mevcuttur. İlgili sütun da şehit olanın bekar mı, evli mi, evli ise kiminle evli olduğu veya birden fazla eşi varsa eşlerinin adları belirtilmiştir. Bu bilgilerden hareketle inceleme yaptığımız dönemle ilgili olarak şehitlerimizin ne kadarının evli veya çok eşli olduğunu öğrenmemiz mümkündür.

d. Şehit Düşülen Yerler

Şehitlerin şehit düştüğü yerlere bakıldığında kimi zaman şehit düşülen tepeye kadar ayrıntılı kayıtların varlığına rastlamaktayız. Örneğin ileride belirteceğimiz Malatya Merkez’ den Hacı Mehmet oğlu Abdulgaffar 5 haziran 1921 tarihinde İstiklâl Savaşı’nda Sivritepe Taarruzunda şehit düşmüş idi. Böyle bir ayrıntı savaşın veya muharebenin hangi çarpışma alanında yoğunlaştığını göstermektedir.

e. Şehitlerin Yaş Durumları

Gerek “Vefâyâta Mahsus Vukuat Defterleri”nde gerekse “Şehitlerimiz” adlı yayında şehitlerin şehâdet tarihleri ilgili sütuna düşülmüştür. Doğum tarihleri dikkate alınarak şehidin şehâdet yaşı tespit edilebilmektedir. Bu da bizlere şehitlerin en fazla hangi yaşta yoğunlaştığını göstermesi açısından önemli bir ayrıntıdır.

Yukarıdan beri bahsettiğimiz, şehitlerin yerleşim birimleri, isimleri lakapları, baba adları, medeni durumları, şehit düşülen yerler, yaş durumları gibi bilgiler şehitler konusunda çeşitli değerlendirmeler yapmamıza yardım etmektedir. Bunlar şüphesiz sosyal tarih açısından önemli sayılabilecek değerlendirmelerdir.

Ancak şehitlerimize ve değerlendirmelere geçmeden önce araştırmamızın önemini daha iyi belirtmek için Malatya’nın Tarihi ve adı geçen dönemde gerçekleşen savaşlar hakkında kısa genel bilgiler vermek istiyoruz.

(13)

8

III. MALATYA’NIN KISA TARİHÇESİ

Malatya ve civarında yapılan arkeolojik inceleme ve araştırmalar sırasında gerek toprak üstünde gerekse toprak altında elde edilen kalıntılar Malatya’nın, Anadolu’nun en eski kültür merkezlerinden birisi olduğunu kanıtlamıştır. Eskiçağlardan beri askeri yolların kavşak noktasında bulunuşu, Mezopotamya’yı Anadolu’ya bağlayan yolların buradan geçişi, şehrin tarihi önemini ve birçok kavim tarafından istilalara maruz kalışının nedenini artırmıştır.

Siyasi tarihe geçmeden önce Malatya adının nereden geldiğine bakacak olursak; “Kayseri, Kültepe Höyüğünden elde edilen çivi yazılı belgelerde ilk kez “Melita” şeklinde görülen Malatya adının Hitit kaynaklarında ise “MALDİYA” olarak geçtiği tespit edilmiştir. Asur kayıtlarında “MELİDDU” Urartu kaynaklarında “MELİTEA” ve “MİLİDYA” Latin kaynaklarında ise “MELİTAM” şeklinde görülmüştür.7

Ünlü Türk Seyyahı Evliya Çelebi SEYAHATNAMESİNDE Malatya adına ilişkin, “Şehre Acemler Aspozam derler. Türkmenler ve Araplar Malatya derler. Yunancada Rakbe (Tarihçiler arasında Dar-ı Rakbedir. ) çünkü bu şehrin ilk kurucusu Yunus peygamber ümmetinden Rakbe adlı Kayser”8 bilgisini vermektedir.

Malatya’nın tarihi oldukça eski dönemlere kadar iner. “Bugünkü Malatya şehrinin yeri kendisinin üçüncü kuruluş alanıdır. Şehrin ilk alanı bugünkü Aslantepe adı verilen mevkide idi.”9

İlk olarak Hititlerin siyasi egemenliği altında olduğu sanılan Malatya, “Büyük Hitit Devletinin M.Ö. 1200 yılında Frigler tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, Hitit kültür ve uygarlığını bir süre sonra daha yaşatan şehir devletlerinden birisi olmuştur. Asurlular, Frigyalılar, Urartuların siyasi nüfuz alanları içinde bulunması nedeniyle eski çağlarda da çetin ve kanlı savaşlara sahne olmuştur. Romalılar döneminde ordugâh şehri görevi yapan Malatya İslam Bizans savaşları sırasında, Hz. Ömer’ den itibaren “AVASIM” şehri haline getirilmiştir.10

Hz. Osman döneminde ise Muaviye “Suriye ve Irak halkından da İslamı seçmiş olanları Malatya’ ya yerleştirerek şehrin İslamlaşmasını sağlaya çalışmıştır. 11

7 Mevlüt Oğuz, Malatya Tarihi, İstanbul 1985, s.7

8 Evliya Çelebi SEYAHATNAMESİ, C. III ( Sadeleştiren: Tevfik Temelkuran, NecatiAktaş ), Tasvir Matbaası, İst. 1986, s. 420

9

Nejat Göyünç, Malatya’dan Görüş, İstanbul 1985, s. 3 10

Mevlüt Oğuz, a.g.e. , s.2-3

(14)

Dört halife döneminin sonlanması ve beraberinde gelen Emeviler ve Abbasiler döneminde Malatya Müslüman Arap’ların ve Bizans’ın birbirine üstünlük kurma sahası haline gelmiştir.

11.yüzyılda “Selçuklular ile Anadolu’ya gelen Türkmenlerin Malatya’ya akınları12, bu şehri ele geçirmeleri 1058 senesine tesadüf eder. Lakin bu hâkimiyet devamlı olmamış ve Malatya tekrar Bizans’a geçmiştir.1101 senesinde ise Danişmentliler tarafından kontrol altına alınmasıyla birlikte artık bu tarihten sonra Malatya Türk devletleri elinde kalmıştır.

Danişmentlilerden Malatya’yı alan Anadolu Selçuklu hâkimiyeti boyunca Malatya en ihtişamlı dönemini yaşamıştır. Öyle ki Anadolu Selçukluları döneminde “Darürrif’a ( Üstünlük ve Asalet şehri ) unvanıyla anıldı.13

1243 yılında Selçuklu ordusunun Kösedağ Savaşı’nda büyük bir yenilgiye uğramasından hemen sonra14 Anadolu Moğol isyanına açık hale gelmiştir. Nitekim Malatya’da bu istiladan bir yıl sonra nasibini alacaktır. Yaklaşık elli yıl İlhanlı valileri tarafından yönetilen Malatya halkı Moğollardan kurtulabilmek için Memlüklülerden yardım istemişlerdir. Halkın da yardımıyla “Malatya 1316 ‘da Memlük Sultanı Melik Nasır’ın Şam Nâibi Seyfeddin Tonguz kumandasındaki kuvvetleri tarafından sulhen alınır. Bu hâkimiyet Osmanlılar tarafından Malatya kesin olarak 1516 ‘da alınıncaya kadar kısa kesintiler hariç iki yüz sene devam eder.”15

Memlüklüler ile Dulkadiroğluları arasında gidip gelen Malatya 1516 yılından itibaren Osmanlıya geçmiştir. Osmanlı Devletinin topraklarının iç kesimlerinde kalan Malatya, devletlerin sınırlarında siyasi öneme sahip bir şehir olma özelliğini yitirmiştir. Ancak stratejik önemini hiçbir zaman yitirmeyen bir şehir olarak varlığını sürdürmüştür.

Osmanlı Devleti’nin dağılma sürecinde cereyan eden I.Dünya savaşı sonrasında paylaşılan Osmanlı toprakları içerisinde Malatya Fransız nüfuz sahası içerisinde görülmüştür. Ancak bu paylaşıma rağmen Malatya düşman işgaline uğramayan şanslı şehirlerden biridir. İşgale uğramamış bile olsa Malatya gerek I. Dünya Savaşı ( Suriye, Yemen, Filistin, Çanakkale, Irak ) gerekse Milli Mücadele esnasında üzerine düşen vazifeyi fazlasıyla yapmıştır. Bizim bu çalışmamız esnasında Malatyalı şehitlerin sayısının oldukça fazla olması yukarıdaki iddiayı doğrular niteliktedir.

12

Nejat Göyünç, a.g.e., s.9 13

Göknur Göğebakan, İslam Ansiklopedisi Malatya Maddesi, c. 27, Ankara 2003, s.470 14

Mevlüt Oğuz, a.g.e.,s. 100 15 Nejat Göyünç, a.g.e., s. 12

(15)

10

BİRİNCİ BÖLÜM

BALKAN SAVAŞLARI’NDA ŞEHİT OLAN MALATYALILAR

1. ŞARK MESELESİ ÇERÇEVESİNDE BALKAN SAVAŞLARI’NIN YERİ VE ÖNEMİ

“Şark Meselesi” nedir? XIX. yüzyılda politik bir terim olarak kullanılmaya başlanan “Şark Meselesi” tarihi menşei oldukça eskiye dayanmaktadır. Zaman ve mekana bağlı olarak çeşitli görünümde ortaya çıkan ve değişik şekillerde tarif edilen “Şark Meselesi” nin geniş anlamdaki temelleri Türk’lerin Avrupa’ya ayak basmalarına bazılarına göre de Haçlı Seferlerine hatta Müslümanlığın doğuşuna kadar inen ancak Avrupalıların yakın zamanlarda, Osmanlıların Avrupa, Asya, Afrika ve Akdeniz çevresinde imparatorluk kurmalarından doğan yani Türkiye Avrupa siyasi ilişkilerinin bütününe verdikleri addır.16

Bununla beraber Enver Ziya Karal: “Tarih bakımından başlangıcı nereye kadar götürülürse götürülsün “Şark Meselesi”nin konu halinde ortaya atılması 18.yy ikinci yarısıdır. Bu mesele 1815 yılında isimlendirildikten sonra 19.yy boyunca devam ederek 20.yy ilk yarısı içinde kesin olarak Osmanlı imparatorluğunun tarihe gömülmesiyle ortadan kalktı.17” şeklinde konuya açıklık getirmektedir.

Bu konuya daha çok değer atfederek eğilmiş bir başka araştırmacımızda “Şark Meselesini” “Hıristiyan Avrupa milletlerinin Müslüman şark milletlerini iktisadi, siyasi, nüfuz ve hüküm altına almak maksadından gelen tarihi meselelerinin hepsidir.”18 şeklinde tanımlamıştır.

İlk kez 1815 Viyana Kongresi esnasında kullanılan bu terimin “Şark Meselesi”nin içinde 19. yüzyılda bütün büyük devletlerin olması bu konunun ne denli önemli olduğunu göstermektedir.

Önemini ortaya koyan diğer bir boyut ise olayın 11.yüzyıla kadar dayanan evveliyatının olmasıdır. Batının konuyu bir mesele olarak ele alması Türklerin Anadolu coğrafyasında görülmeye başlamasıyla birlikte başlamıştır. “İslâmiyetten evvel Anadolu’ ya münferit guruplar halinde gelen çeşitli Türk boyları Bizans’ın bilinçli iskân politikası ve kilisenin planlı uygulamaları sonucu Anadolu ve Trakya’da eriyip gitmişlerdir.19

16 Rifat Uçarol, Siyasi Tarih, Filiz Kitabevi, İst. 1985, s. 45 17

Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, s. 203-204 18

Raif Karadağ, Şark Meselesi, Nida Yayınevi, İstanbul 1971, s.16 19

Şükrü Nuri Eden, “Şark Meselesinin Dış Boyutu”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, s.4 Kayseri 1990, s.7

(16)

1071 tarihinden itibaren Anadolu’ ya yerleşmeye başlayan Türk’ler Avrupa’nın gündemini fazlasıyla meşgul eder hale gelmiştir.

“Şark Meselesi”ni iki kısımda değerlendirmek mümkündür. Birinci kısım 1071- 1683 arasıdır. Bu tarihte Türk’ler taarruzda, Avrupa ise savunma durumundadır. Belirtilen tarihler arasındaki “Şark Meselesi”nin esasını ve safhalarını Bayram Kodaman:

a)Türk’leri Anadolu’ya sokmamak b)Türk’leri Anadolu’da durdurmak c)Türk’lerin Rumeli’ye geçişini önlemek

d)Türk’lerin Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine doğru ilerleyişine mani olmak”20 şeklinde ifade etmiştir. Ancak bütün bu hedeflere rağmen Türkler Malazgirt Savaşı’yla birlikte kapısını açtıkları Anadolu’yu çok kısa bir süre içerisinde ele geçirmişlerdir.14.yüzyılın ortalarından itibaren Rumeli ve Balkanlarda da görülen Osmanlı Türklerinin ilerleyişi 1683 tarihli II. Viyana Kuşatması’na kadar devam edecektir.

Yaklaşık iki buçuk asır boyunca Avrupa devletlerini tir tir titreten Osmanlı ordularının Viyana önlerinde bozguna uğraması Avrupalıları 1448 II. Kosova Savaşı’ndan beri ilk kez Türk’lerin de yenilebileceği yönünde bir ümide ve heyecana sevk etmiştir. Bu ümit haçlı zihniyetinin yeniden canlanmasına yol açmıştır. Oluşturulan Kutsal Haçlı İttifakı ile Osmanlı orduları arasında yapılan 16 yıllık uzun savaşların ardından 1699 Karlofça Antlaşması imzalanmıştır. Türklerin 1683 tarihinde Viyana önlerinde mağlubiyete uğraması ve beraberinde Karlofça ile çok geniş toprak kayıplarına maruz kalmasıyla birlikte “Şark Meselesi”nin ikinci safhası da başlıyordu. 1683’ten 1920 yıllarına kadar devam eden safhada Türkler savunmada Avrupa ise taarruzdadır. Bu tarihler arasındaki“Şark Meselesinin” esasını ve safhalarını yine Bayram Kodaman;

a ) Balkanlardaki Hıristiyan milletleri, Osmanlı hâkimiyetinden kurtarmak. Bunun için Hıristiyan toplumları isyana teşvik ederek evvela onların muhtariyetini sonra istiklallerini temin etmek.

b ) Birinci maddede belirtilen hususlar gerçekleşmezse, Hıristiyanlar için reform istemek ve onların lehine Bâb-ı Âli nezdinde müdahalelerde bulunmak.

c ) Türkleri Balkanlar’dan tamamen atmak. d ) İstanbul’u Türklerin elinden geri almak

20

Bayram Kodaman, Şark Meselesi Işığı Altında II. Abdülhamid’in Doğu Anadolu Politikası, Orkun Yayınevi, İstanbul 1983, s.163

(17)

12

e ) Osmanlı Devleti’nin Asya toprakları üzerinde cemaatler ( Azınlıklar )lehine reformlar yaptırmak, muhtariyet elde etmek veya mümkün olursa istiklâllerine kavuşturmak.

f ) Anadolu’yu paylaşmak, Türkleri Anadolu’dan çıkarmak.21 şeklinde özetlemiştir. Yukarıdan beri ifade edildiği üzere “Şark Meselesi” Türk’ler batı da hissettirdikleri veya gösterdikleri veya var oldukları andan itibaren teşekkül etmiştir denilebilir.22

Karlofça’dan sonra 1774 Küçük Kaynarca ile “Şark Meselesi” ne yeni bir unsur daha katılmıştır. O da Osmanlı Devleti’nin iç işlerine yabancı müdahalesiydi. Bu tarihten itibaren “Şark Meselesi” bütün Avrupa devletleri için kendi çıkarları doğrultusunda çözümlenmesi gereken bir konu haline gelecektir. Bu konuyu çözümlemek için Osmanlı İmparatorluğu’na karşı izledikleri siyasetle ondan siyasi, ekonomik, ticari ve diğer alanlarda hak ve çıkarlar ile toprak elde etmenin çabası içerisinde olacaklardır. Avrupalı devletler tarafından “Şark Meselesi”nin biran önce hayata geçirilmesini ve Osmanlıların iç işlerine karışılmasını kolaylaştıran gelişme ise 1789 tarihli Fransız İhtilali’dir. İhtilalle birlikte ortaya çıkan milliyetçilik akımının Osmanlı içinde yaşayan azınlık unsurlar arasında yayılmaya başlamasıyla zaten amacı Osmanlıyı parçalamak olan Avrupalı devletler azınlıkların çıkardığı bağımsızlık isyanlarına alenen destek vermekten geri durmamışlardır. Sonuçta ise Anadolu’yu paylaşmak temel amaç olmuştur.

Azınlıkların kurduğu Balkan Devletleri ile yapılan Balkan Savaşları 1815’te adı konan “Şark Meselesi”nin basamak noktalarından birisidir. Balkan Savaşları, tarihimizde ibret alınması gereken olaylardan birisidir. Çünkü Balkan Savaşları sırasında Osmanlı Devlet idaresinin yaptıkları hataların bedelini Türk milleti çok ağır bir şekilde ödemiştir. Benzer hatalar I. Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında da yapılmıştır.

Balkan savaşlarının kaybedilmesinin sebeplerine geçmeden önce bu savaşların nedenlerini ifade etmekte fayda vardır.

Bilindiği üzere 1789 tarihli Fransız ihtilaliyle ortaya çıkan Milliyetçilik akımı, çok uluslu devletleri olumsuz yönde etkilemiştir. Bundan ilk nasibini alan devletlerden birisi de Osmanlı Devleti olmuştur. Osmanlı Devleti’nin, hızla çöküşe doğru gitmekte olduğu bu dönemde (19. Yüzyılda) merkezi otorite iyiden iyiye zayıflamış bu da sınırlar içerisinde yaşayan ulusları Avrupa devletlerinin desteklemesiyle Balkan uluslarından bağımsızlığını kazanan ilk azınlık Rum’lar olmuştur. Rum’ları; Sırplar, Romanyalılar ve Karadağlılar

21

Bayram Kodaman, a.g.e., s.164

(18)

1878 Berlin Antlaşması’yla birlikte takip etmiş ve en son Bulgarlar da II. Meşrutiyetin ilanı sonrasında yaşanan kargaşa ortamından yararlanarak bağımsız olmuşlardır.

Balkanlar’da çıkan ayaklanmaları, daha çok Rus’lar desteklemiştir. Bunda ise Rus’ların tarihi emeli olan sıcak denizlere inme ve Panslavizm Politikası rol oynamıştır. Panslavizm Politikasının temelinde özellikle Balkanlarda yaşayan tüm Slavlar, Rusya’nın çatısı altında toplanacak, böylece Rusya, Balkanlara egemen olacak ve Balkanlar üzerinden sıcak denizlere inecekti.

1900’lerin başına kadar Rusya’nın bu politikasına engel olmak isteyen devletlerin başını çeken İngiltere, Rusya’nın işini 1908’de kolaylaştıracaktır. 1878 Berlin Antlaşması’ndan sonra artık İngiltere ve Fransa’ya fazla güvenmeyen Osmanlı Devleti Almanya ile yakınlaşmaya başlayacaktır.

Osmanlı Devletini, bu tarihe kadar koruyan İngiltere, adeta Osmanlı’yı cezalandırırcasına 1908 tarihli Reval Gizli Görüşme’leri ile Rusya’yı Osmanlı üzerindeki politikasında serbest bırakacaktır. Rahat hareket etme imkânı elde eden Rusya, Balkanları ele geçirmek ve Osmanlıyı Balkanlardan atmak için bağımsızlıklarını elde etmelerine yardımcı olduğu Balkan Devletlerini bir araya getirmeye çalışacaktır.

Ancak Balkan devletlerinden Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan Osmanlının Makedonya topraklarını paylaşıma konusunda anlaşmasızlığa düşecektir. “Makedonya bu üç devleti bir noktada birleştireceği yerde her üçünün de bu toprağa bir bütün olarak göz koymaları sebebiyle bu devletleri birbiriyle çatışma durumuna sokmaktaydı. Bu sebeple bu üç devletin özelikle Osmanlı Devleti’ ne karşı işbirliğini ve ortak hareketini sağlamak için birisin çıkıp bu engeli yıkması gerekiyordu. Bu da Slavların genel koruyucusu Rusya oldu.23

Biz burada bu savaştaki cephelerdeki mücadeleyi ele alacak değiliz. Ancak Osmanlının bu savaş öncesinde ve sırasında durumuna bakıp bazı tespitlerde bulunacağız.

Osmanlı Devleti’nin bu savaşı kazanması mümkün değildi. Çünkü bu savaşa Trablusgarp Savaşı’nın içerisinde yakalandığı için hazır değildi. Hazır olmadığı gibi Balkan Savaşları’nın hemen öncesinde 65.000 civarında yetişmiş askerini de terhis etmişti. Hatta “Sırbistan’ın Avrupa’dan getirttiği gelişmiş ağır topların Selanik limanından demiryolu ile Belgrat’a nakline izin vermek gafletini gösterdi.24

23

Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi ( 1789- 1914 ),TTk Yay., 2. Baskı, Ankara 1999, s. 654 24

Nuri Köstüklü, Vatan Savunmasında Mevlevihaneler (Balkan Savaşlarından Milli Mücadeleye) Çizgi Kitabevi, Konya, 2005 s.26

(19)

14

Tam bir kaht-ı rical devri, yani adam yokluğunun yaşandığı dönemdi. Savaşın kaybedilmesinin nedenlerinden birisini de ordu içerisinde yaşanan siyasi çatışma oluşturmuştur. II. Meşrutiyetin getirdiği partileşme sürecinde subaylar “Türkler birbirlerine yabancılardan daha düşman partilere ayılmış, ordu siyasal bir alet olup subaylar ve dolayısıyla erler arasında yasav ve güven kalmamış25 askerler politika ile uğraşmanın doğuracağı tehlikeleri düşünmeden particilik yapıyordu.

Enver Ziya Karal, Osmanlı yöneticileri ve subaylarının bu davranışlarını “beyin kanaması geçiren bir hastanın hareketlerini andırmakta idi.26 şeklinde değerlendirmektedir.

Tüm bu yukarıda saymış olduğumuz sebepler, daha savaş başlamadan savaşın sonucunu tahmin ettiriyordu.

Balkan Savaşı “Bulgarlarla Trakya da Doğu Cephesi ve diğer bütün müttefiklerle Makedonya ve Arnavutluk’ta Batı cephesi olarak iki cephede sürdü.27 Ayrıca denizlerde Yunanlılarla savaşılmaktaydı.

Kendi aralarında ittifak anlaşmaları imzalayan Balkan Devletleri, Makedonya bölgesine sahip olmak için Makedonya’da Osmanlı Devleti’nin birtakım düzenlemeler yapmasını istemişlerdir. Bu isteği reddeden Osmanlıya karşı 8 Ekim 1912’de Karadağ, Savaşı ilan etti. Bunu diğer Balkan Devletleri de izledi.

Aynı anda tam dört devletle girilen savaşta Osmanlı orduları, hiç beklemediği yenilgiler alacak Bulgarlar bir anda kendilerini Çatalca önlerinde bulacaktır. Bulgarların, başkenti tehdit etmeleri, Yunanlıların ise Selanik ve Ege adalarını alması üzerine Osmanlı Devleti barış istemek zorunda kaldı.

30 Mayıs 1913’te imzalanan Londra Antlaşması’nda Osmanlı Devleti’nin sınırları Midye – Enez hattı olarak belirleniyordu. Bu neredeyse bütün Balkanlardan çekilmek anlamına geliyordu.

Londra Antlaşması’yla birlikte Avrupalı devletlerin deyimiyle “Hasta Adamın” neredeyse bütün Balkan toprakları elinden alınmıştı. Ancak bu savaş sonrasında “Balkan İttifakı Devletleri’nden her biri diğerinin daha çok kazanç sağlamış olduğu inancına saplanmıştı. Bu nedenle Balkanlarda barış davullarının sesi bittiği anda yeniden savaş havaları duyulmaya başladı. Fakat bu defa savaş Balkan ittifakı Devletleri arasında patlayacaktır.”28

25

Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, c.II, Kısım II, TTK, !983, s. 1-2 26

Enver Ziya Karal, a.g.e.,s.268,270 27

Nuri Köstüklü, Vatan Savunmasında Mevlevihaneler (Balkan Savaşlarından Milli Mücadeleye) s.27 28 Enver Ziya Karal, a.g.e.,s.332-338

(20)

Bulgaristan’ın diğer Balkan devletlerinden daha fazla toprak aldığı düşüncesi bu savaşı başlatan etken olacaktı.

II. Balkan Savaşı olarak nitelendirilen bu savaşta Balkan devletlerinin birbirine düştüğünü gören Osmanlı Devleti Londra Antlaşması’yla belirlenen Midye – Enez hattını geçerek Edirne ve Kırklareli‘ni Bulgarlar’ dan geri aldı. Büyük Devletlerin savaşa müdahalesiyle birlikte Balkan Devletleri arasında 1 Ağustos 1913’te Bükreş Antlaşması imzalandı. Bulgaristan ile Osmanlı Devleti arasında 29 Eylül’de İstanbul, Yunanistan ile 14 Kasım’da Atina Antlaşması imzalandı.

İmzalanan bu antlaşmalarla yeni sınır, Meriç Nehri kabul edildi. II. Balkan Savaşı’ndaki Osmanlı Devletinin kazancı yalnızca Edirne ve Kırklareli’nin geri kurtarılması olmuştur. Onun haricinde Makedonya bölgesi, Arnavutluk, Girit Adası, Batı Trakya kaybediliyor, Ege adalarının geleceği ise büyük devletlere bırakılıyordu. Balkanlardaki Türk toprakları ise Trakya’dan ibaret kalıyordu.

Balkan savaşlarıyla Osmanlının Balkan topraklarını büyük ölçüde kaybedişi Avrupalı devletler tarafından “Şark Meselesi”nin önemli ayaklarından birisinin halli olarak görülmüştü. Ve bu durum Osmanlı Devleti’nin topraklarına göz koyan devletlerin iştahını kabarttı. Bu kanı iledir ki I.Dünya Savaşı içinde Avrupalı İtilaf Devletler yaptıkları gizli anlaşmalarla daha savaşın içinde Osmanlı topraklarını paylaştılar.

Osmanlı, Türk toplumu üzerinde derin izler bırakan bu savaş sırasında görevini yapmaya çalıştı. Şimdi araştırmamızın asıl konusunu oluşturan Balkan Savaşları’nda şehit olan Malatyalılara bakmak istiyoruz

(21)

Gün Ay Yıl

1 Malatya 7 8 912 Balkan Savaşı Malatya Rasim Amadettin 278 27

2 2 196

Kesrikli Abdulgaff

ar 6 T, Evvel 328

Müce

rred Malatya 306 Sultan Ali İbrahim 22

3 1 215

İlyas

Malatya 2 T, Evvel 328 MuharebesiKaraağaç Aişe Elif Yusuf Seyyid Hacı

Vanlı Hasan Ağa

224

4 1 222

Kilayik

Malatya 1 Mart 328 Şarköyü Malatya 301 Zeyneb Müteveffa

Ahmed İbrahim 382 II. B A LK A N S A V A ŞL A R IN D A Ş E H İ T O LA N M A LA TY A LIL A R IN L İ S TE S İ İs m i M ah al le Vefat Tarihi E vl i İs e E şi D o ğ um Y er i V ef at Y er i S ır a N o M üt es el si l N um ar as ı Y a şı D o ğ um T ar ih i V al id es i K la r S ay fa B ab as ı La ka

(22)

III. Balkan Savaşlarında Şehit Olan Malatyalıların Değerlendirilmesi

Çalışmamızın başlangıç noktasını oluşturan Balkan Savaşları’nda şehit olanlardan 4 tane Malatyalı tespit edilmiştir. Bunlar;

a) Rasim oğlu Amadettin 7.8.1912’de

b ) Kesrikli Abdulgaffar Mahallesinden Ali ve Sultan oğlu İbrahim 6 Teşrin- i Evvel 328’ de,

c) İlyas Mahallesinden Hacı Seyyid Vanlıoğullarından Yusuf ve Elif oğlu Hasan Ağa 2 Teşrini Evvel 328’de

d) Kilayik Mahallesi’nden Ahmet ve Zeynep oğlu İbrahim 1 Mart 328’de Balkan Ş Savaşları’nda şehit düşen Malatyalılardır.

Balkan savaşlarında şehit olan Malatyalıların yanı sıra taramış olduğumuz Malatya “Vefâyâtâ Mahsus Vukuat Defterleri”nde yer alan 93 Harbi ve iç isyanlarda şehit olan Malatyalılar hakkında bilgi vermek istiyoruz.

93 Harbinde 4 tane şehide rastlanmıştır. Bu şehitlerimiz: a) İbrahim Bey

b) Keskin oğlu Mehmet, Vefat Tarihi 15.11.1877 c) Ali oğlu Mehmet Efendi, Vefat tarihi 28.5.1877 d) Halil oğlu Yusuf, Vefat tarihi 1.6.1877

iç isyanlarda 5 tane şehide rastlanmıştır. Bu şehitlerimiz;

a) Abdulgaffar Mahallesinden Küçük Mehmet oğullarından Hacı Ömeroğlu; 1298 Doğumlu Ahmet, 15 Şubat 320’de Yemen’de

b) Şirvelioğullarından Ali Osman oğlu, 1301 doğumlu Hasan, 11.2.1908’de Ladıy-Beytül Faka’da

c) Yüseroğullarından Ali Osman oğlu, 1301 doğumlu Hüseyin, 11 Şubat 324’te Yemen’de

d) Mustafa oğlu 1292 doğumlu Mehmet, 11.10.1905’te Yemen Cebeli Urban Muharebesinde

e) Abdulgaffar Mahallesinden Kadiroğullarından 1283 doğumlu İbrahim oğlu İbrahim, Yemen’de şehit düşmüştür.

(23)

18

İKİNCİ BÖLÜM

I. DÜNYA SAVAŞI’NDA ŞEHİT OLAN MALATYALILAR

I. I. DÜNYA SAVAŞINA KISA BİR BAKIŞ

Osmanlı Devleti’nin sonunu getiren zincirin son halkasını I. Dünya savaşı oluşturmuştur.

I. Dünya Savaşı’nın sebeplerine bakacak olursak bu sebepleri tüm devletleri doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen genel sebepler ve yalnızca iki devlet arasındaki problem veya bir devletin bu savaşa girmedeki hedeflerini özel sebepler olarak ifade edebiliriz.

Yakınçağ Avrupa’sında Sanayi İnkılâbını gerçekleştiren Avrupalı Devletler, hammadde ve pazar arayışına yöneldiler. Bu arayış, sömürgecilik yarışını ve ekonomik rekabeti beraberinde getirdi.

1870 ve 1871 yılında Fransız İhtilali’nin getirdiği milliyetçilik akımının etkisiyle İtalya ve Almanya siyasi birliğini kurdu. Bu iki yeni devletin 19. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa’da ortaya çıkışı Avrupa’nın eski devletlerini tedirgin etti. Tedirgin olmakta da hiç de haksız değillerdi. Çünkü İtalya ve Almanya büyümek, sanayisi için sömürge sahibi olmak istiyordu. İtalya ve Almanya aynı zamanda Balkan uluslarının ulusalcılık ve bağımsızlık hareketlerini kamçıladı.

Avrupa’daki politik, askerî, ve ekonomik gelişmeler Almanya- İtalya- Avusturya yakınlaşmasına ve berberinde üçlü ittifakın kurulmasına yol açtı. Buna karşılık ise İngiliz- Fransız ve Rus yakınlaşması da üçlü İtilafı oluşturuyordu. Bu blokların oluşması ve bunların birbiriyle çatışması bloklar arasında karşılıklı silahlanmaya neden olmuştu. Bu da “silahlı barış dönemini ortaya çıkarmıştı. Bu dönemde, bloklar ve devletlerarası ilişkilerde çok yönlü gelişen çatışmalar gerginliği daha da çoğaltmış ve devletleri bir savaşın eşiğine kadar getirmişti.”29

Sanayi İnkılâbı’nın getirdiği sonuçlar ve milliyetçilik akımı, savaşın genel sebeplerini oluştururken, Almanya ve Fransa arasındaki Alsas- Loren sorunu, Rusya’nın Panslavizm (Slav Birliği) politikasını gerçekleştirmek istemesi, Avusturya’nın Balkanlar’da, İtalya’nın Akdeniz’de güçlü bir devlet olmak istemesi, Osmanlı Devleti’nin ise kaybettiği yerleri geri almak istemesi bu savaşın özel sebeplerini oluşturmuştur.

1914 yılına gelindiğinde itilaf ve ittifak bloğu kurulmuş ve savaşın genel ve özel sebepleri hazırlanmıştır. Bu genel ve özel sebeplerin yanı sıra “I.Dünya Savaşı’nın ani

(24)

sebebini 28 Haziran 1914 günü, Avusturya- Macaristan veliahtı Arşidük François Ferdinad’ın Saraybosna’ da bir Sırplı tarafından öldürülmesi teşkil eder. Bu olay karşısında Avusturya’nın, Sırbistan’a savaş ilan etmesi ve Rusya’nın Sırbistan’ ın ve Almanya’nın da Avusturya’nın arkasında yer alması, Avrupa’yı bir hafta içinde dünya çapında bir savaşa sürüklemiştir.”30

Biz burada bu savaşı ayrıntılı olarak ele alacak değiliz. Türk milleti ve Osmanlı Devleti açısından bazı tespitler yapmakla yetinip asıl konumuz olan bu savaş esnasında Malatya’dan şehit düşenlere bakmak istiyoruz.

Osmanlı Devleti’nin bu savaşa giriş sürecine bakacak olursak; Osmanlının bu savaşa girişini, ittihatçı kadroların hatası olarak nitelendirsek de Osmanlı’nın bu savaşa girmemesi veya bu savaş esnasında ve sonrasında savaştan etkilenmemesini düşünmek imkansızdı.

İngiltere’nin Uzakdoğu yol güzergahının güvenliği ve Ortadoğu enerji kaynaklarına yönelik niyetleri, Rusya’nın tarihi hedefleri, İtalya’nın Akdeniz’e “Mare nostrum (bizim deniz)” diyecek kadar yayılmacılık hırsı; Fransa’nın Katolikleri himaye adı altında Ortadoğu’da nüfus kurma bütünlüğünü koruyabileceğini düşünmek, realiteyi bir tarafa iten aşırı iyimserlikten başka ne olabilirdi.31

Hal böyleyken gelişen şartlar içerisinde Osmanlı Devleti Goben ve Breslav isimli iki Alman gemisini boğazlardan geçirip Yavuz ve Midilli ismini vererek Karadeniz’de Rus limanlarını 29 Ekim 1914’te bombaladı. Bu durum karşısında İngiltere, Fransa ve Rusya Osmanlıya 3–5 Kasım’da savaş ilan etti.

Osmanlı’nın da 11 Kasım’da karşı savaş ilan etmesiyle devletin sonunu getirecek olan savaşa girilmiş oldu.

Osmanlı Devleti, Balkan Savaşlarından daha yeni çıkmış, yaralarını saramamışken yeni bir savaşın içinde kendisini bulmuştu, pek çok cephede savaşmak zorunda kalmıştır. Birçok cephede müttefikliğin yüklemiş olduğu sorumluluğu hakkıyla yerine getirmeye çalışmıştır. Ancak gerek sevk ve idareden kaynaklanan hatalar gerekse lojistik imkansızlıklar ve diğer sebeplerden dolayı pek çok cephede başarısız olmuştur. İlk girişilen Kafkas Cephesi ve Kanal Harekâtı başarısızlığımızın yanı sıra acı hatıralarımızın dolu olduğu cepheler olmuştur.

29

Rifat Uçarol, a.g.e., s.376 30

Fahir Armaoğlu, 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, ( 1914- !980 ), Türkiye İşbankası Kültür Yayınları, Ankara 1988, s.100

(25)

20

Bunun yanında dünya savaş tarihine altın harflerle yazdırdığımız Çanakkale Zaferi de bu savaş esnasında vuku bulmuştur. Müttefik Devletler, ilk önce 18 Mart 1915’te boğazlarda büyük bir bozguna uğramıştır. Ardından karadan Çanakkale’yi geçmeyi deneyen İtilaf orduları bu seferde karşılarında Mustafa Kemal komutasında “Muzaffer Türk” ordusunu bulacaktır. Topa tüfeğe karşı adeta etten bir duvar örülerek itilaflar çekilmeye mecbur bırakılırken Çanakkale, hakkıyla, “Çanakkale geçilmez!” ünvanına sahip olacaktır. Fakat bu cephede gösterilen büyük başarı, savaşın genel sonucu üzerinde etkili olmayacaktır.

Diğer cephelere baktığımızda ise Irak’ta Galiçya’da zaman zaman önemli başarılar kazanılmış olsa da başarıların sonu getirilememiştir.

Filistin Cephesinde ise İngilizlerin bağımsız devlet olma vaadine kanan Araplar İngilizlerle işbirliği yapmış ve Osmanlı’yı arkadan vurmuştur. Arapların bu şekilde bir tavır içine girmesiyle 27 Ekim 1917’de Halep kaybedilmiş ve Halep’in kuzeyinde yeni bir savunma hattı kurulmuştur.

Ekim 1917’de Çarlık Rusya’nın savaştan çekilmesiyle güç kaybeden İtilaflar ABD’yi yanlarında savaşa çekmişler ve savaşı, kazanan taraf olarak bitirmişlerdir.

Osmanlı Devleti ise bu savaşı kaybettiğini 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması’yla kabullenmiştir. Bu savaş sürecinde Türk insanı geçmişten beri inandığı “Vatan için kan dökmek kutsaldır,” inancı gereği, genci-ihtiyarı, kadını-erkeği, çoluğu-çocuğu cepheye koşacaktır.

Çalışmamız esnasında gördük ki Anadolu’da insan kaynağı neredeyse tükenme noktasına gelmiş ve 16- 17 yaşlarındaki insanlar cepheye gitmek zorunda kalmıştır. Bu yaş Milli Mücadele esnasında 12-13’e kadar inecektir.

Türk insanın bu savaş esnasında göstermiş olduğu fedakârlık kuşkusuz destanlara konu olacak cinstendir.Tarafların kuvvetlerine bakıldığında bu daha net anlaşılacaktır. “Sahip oldukları imparatorlukları enlem ve boylam daireleriyle ölçen birer imparatorluğa sahip İngiliz ve Fransızlar, savaş güçlerini ayakta tutabilecek çok sonsuz güce sahiptiler. Çanakkale savaşları sırasında Türk’ler ise o kadar fakirdiler ki, düşmandan aldıkları araç ve gereçlerle tatbikat yapmaktaydılar. Kendilerine gönderilen az sayıda kum torbalarını savunma için kullanacak yerde portal elbiselerini yamamak, ayakkabısız ayaklarını sarmak için kullanmakta idiler. Bu yoksulluk Türk insanın moral gücü ile karşılanmıştı.32 Türk

32 Enver Ziya Karal, a.g.e., s.475

(26)

insanın, moral gücü ile ilgili olarak Arı Burnu Cephesi’nde şehit düşen Boyabatlı Ömer oğlu Mustafa’nın üzerinde bulunan destandan şu kıtalar alınmıştır33:

Çanakkale’yi siz sandınız boştur. Davulun sesi de uzaktan hoştur. Saptığınız bu yol bir dik yokuştur. Bugün bizden vatan razı olacak Nefer şehit, ordu gazi olacak Çanakkale’yi hiç verir mi Türkler İstanbul’u alacak bir er

Var mıdır dünyada nerede o asker? Bugün bizden vatan razı olacak Nefer şehit, ordu gazi olacak.

Yukarıda da ifade edildiği üzere bu yokluklar içerisinde Türk insanının vatan uğrunda gerekirse canını verebileceği yönünde göstermiş olduğu bu fedakarlık gerçekten de takdire şayandır.

Şimdi I. Dünya Savaşı esnasında şehit düşen Malatyalı şehitlere bakmak istiyoruz.

33

1915 Çanakkale’ de Türk Harbi, Genel Kurmay Başkanlığı Yayınları, s. 48’ den naklen Enver Ziya Karal, a.g.e., s.475

(27)

Gün Ay Yıl

1 2 137 Değirmen Çarşıbaşı Malatya 10 K. Evvel 330 Erzurum Sultan Malatya 300 Ayşe Mehmed Abbas 330 30

2 2 48 Kozluk Köyü Malatya 21 Mayıs 331 Darulharb Hayriye Malatya 300 Elif Osman Abuzeroğlu Abbas 33O 31

3 2 51 Hamidiye Malatya 21 Mayıs 332 Hankaya Emine Malatya 299 Müteveffiye Zeyneb Ali Ahmed Ağa Oğl Abdullah 405 33

4 Malatya 1 12 1915 Çanakkale Malatya 1311 Ali Abdulaziz Efendi 20

5 2 200 Koyun Oğlu Malatya 330 Azab Ayşe Malatya 308 Zeliha Müteveffa Hüseyin Tuzu Kuru Oğl. Abdulgaffar 586 22

6 3 53 Çarmuzu Malatya M Ka T Sani 331 Silah Altı Evli Malatya 310 Fadime Hasan Yakup Oğullarından Abdulgaffar 426 21

7 Malatya 1 11 1914 Şark Cep. Malatya 1300 Osman Abuzeroğlu Abdulkadir 30

8 2 277 Hamidiye Malatya 3 T. Evvel 340 Şark Cep. Malatya 318 Fatma Rıza Çolak Yusuf oğl. Abdulkadir 464 22

9 3 24 Alacakapı Malatya 1 Mart 331 Silah Altı Zeyneb Malatya 310 Hatice İbrahim Halil Abdulkadir 311 21

10 3 34 Alacakapı Malatya M. Ka. K. Evvel 330 Silah Altı Malatya 307 Elif Halil Abdulkadir 570 23

11 1 287 Muharremzade Malatya İlyas 9 Mart 331 Dimyat Muh. Malatya 309 Ümmühan Mikdat Abdullah 452 22

12 2 25 Hasan Mandallı Hacı

Abdizade 28 M.Ka Myıs 331 Şark Cep. Mücerred Malatya 1308 Zeyneb Hacı Ali Semerci Oğlu Abdullah 1356 23

13 2 46 Sarıcıoğlu Malatya 31 331 Meydan- ı

Harb Malatya 299 Hava Ahmed Alagözoğlu Abdullah 284 32

14 2 82 Kündübek Malatya 30 K. Sani 331 Meydan- ı Harb Hatice Malatya 312 Fatma İbrahim Tatar oğl. Abdullah 434 29

15 Malatya 27 3 915 Meydan- ı Harb Malatya 1291 Veli Mahmut Dursun Oğ. Abdullah 40

16 Malatya 28 3 915 Şark Cep. Malatya 1295 Ömer Abdullah 36

17 Malatya 1 11 914 Şark Cep. Malatya 1303 Ahmet Lapa oğulları Abdullah 27

18 Çolaklı Erenli B. Malatya 23 3 1915 Şark Cep. Malatya 1292 İbrahim Abdullah 39

19 Malatya 1 4 916 Irak Malatya 1300 Ali Abdullah 32

S ır a N o D o ğ um T ar ih i V ef at Y er i E vl i İs e E ş i D o ğ um Y er i Vefat Tarihi K la r S ay fa M ah al le II. I. D Ü N Y A S A V A ŞIN D A Ş E H İ T O LA N M A LA TY A LIL A R IN L İ S TE S İ M üt es el si l N um ar as ı Y a ş ı V al id es i B ab as ı La ka İs m i

(28)

20 2 38 Kozluk Köyü Malatya 17 K. Evvel 331 Merkz Hat. Sıhhıye

Asmalı Dere Emine Malatya 303 Reyhan Okunamadı Puskiranlı Oğlu Abdullah 88 28

21 2 19 Malatya 12 T.Sani 331 Seddülbahirde Mücerred Malatya 1310 Zeyneb Ömer Resul Oğlu Abdullah 1211 21

22 Malatya 1 12 1915 Çanakkale Malatya 1311 Ali Abdullah 20

23 2 163 Hacı Halil Malatya 15 K. Evvel 330 Erzurumun

Pasin ovası Zeyneb Malatya Hatice Hacı Ahmed Hacı halil Oğul. Abdulvahhab 490

24 3 27 Barguzu Malatya M. Ka. Mart 331 Hasan KaleSilah Altı Adile Malatya 299 Sultan Mahmud Tariloğlu Abdulvahhab 386 32

25 3 28 Alacakapı Malatya M. Ka. 330 Silah Altı Hava Malatya 305 Emine Ahmed Molla Hasan Oğl. Abdulvahhab 404 25

26 Malatya 28 3 915 Şark Cep. Malatya 1292 Mehmet Haliku Oğullarından Abdulvahha

b 39

27 2 16 Mustafa Paşa

Malatya

Arı Burnu

Muh. Zeyneb Malatya 1297

Müteveffiye Hatice Ali Küçük Mehmed Oğlul. Abdulvahha b 1132 34

28 9 7 1915 Çanakkale Arıburnu Malatya 1297 Osman Abdulvahhab 34

29 3 Büyük Mustafa Paşa 1 K Evvel 332 Hasan Kale Evli Malatya 303 Meryem Müteveffa Mehmed Abdurrahman 94 29

30 3 186 Saray Malatya K Evvel 330 Tutak Ayşe Malatya 285 Müteveffiye Mümine Müteveffa Ali Arpacı Mama Torunu Abdurrezzak 226 45

31 Malatya 16 11 914 Şark Cep Aslamsur

Muh.. Malatya 308 Hüseyin Abuzer 22

(29)

33 Malatya 22 4 916 Ahmer HastIrak Hilal- i Malatya 302 Halit Abuzer 30 34 2 92 Molla Kasım M.

Malatya 13 K. Evvel 332

Vizirol M.

Romanya Malatya 314 Meryem Salih Ahmed 628 18

35 2 18 Çırmıkdı Hamidiye Malatya 23 M. Ka Mayıs 331 Malatya Hatice Malatya 1294 Müteveffiye Zeyneb İbrahim Topal veli oğlu Ahmed 1195 37

36 2 19

Çavuşoğlu Şifa

Malatya 1 M. Ka K.Evvel 331 Şark Cep. Emine Malatya 1297 Aişe Ahmed Ahmed 1213 34

37 2 19 Şeyh bayram Malatya 5 M.ka. K.Evvel 330 Şark Cep. Mücerred Malatya 1309 Fatma Mehmed Gür Bekir Oğlu Ahmed 1219 21

38 2 19 Kavaklıbağ Malatya 27 M.Ka Myıs 331 Şark Cep. Zöhre Malatya 1305 Adile Selim Arpacı Oğlu Ahmed 1223 26

39 2 25 Arslan Bey Malatya 3 M. Ka T.Sani 331 Şark Cep. Fatma Malatya 1293 Müteveffiye

Şehriban Hüseyin Çakmak Oğl. Ahmed 1355 38

40 2 43 Molla Kasım M. Malatya 8 Temmuz 331 Hatice Malatya 312 Hatice Mehmet Mahdum Oğlu Ahmed 225 19

41 2 46 Molla Kasım M. Malatya 29 K. Sani 331 Meydan- ı Harb Meryem Malatya 301 Hava Mehmed Ahmed 299 30

42 3 49 Toptaş Malatya M Ka 330 Silah Altı Ayşe Malatya 308 Fatma Osman Arpacı Oğlu Ahmed 304 22

43 Malatya 3 9 1914 CephesiŞark Malatya Hüseyin Ahmed

44 2 18 Arslan Bey Malatya 7 331 Çanakkale Mücerred Malatya 307 Hatice Mehmed Cemişli

Oğullarından Ahmed 1183 24

45 Malatya 5 3 1915 Çanakkale Malatya 1305 Mehmet Ahmed 26

46 2 196 Kilayik Malatya 330 Azab Hüsne Malatya 299 Fatma Osman Efendi Ahmed Hasan 481 31

47 Konak B. Malatya 29 4 1917 1. Dünya Malatya Bekir Ahmed

48 Malatya 9 4 916 Irak Beytül Şaül hast Malatya 301 Ömer Ahmed 31

49 2 47 Alacakapı Malatya 30 K. Sani 331 Meydan- ı Harb Mücerred Malatya 1312 Elif Hüseyin Taftalı Oğul. Ahmet 301 19

50 2 46 Kuşdoğan Malatya 30 K. Sani 330 Meydan- ı Harb Malatya 1294 İbrahim Ahmet 278 36

51 Malatya 27 3 915 AzaydaIrak C. Malatya 299 Selim Ahmed 32

(30)

53 Malatya 19

11 1915 I. Dünya Malatya Mustafa

Ahmet Hulusi

54 2 25 Çukurdere Malatya 28 M.Ka Myıs 331 Mücerred Malatya 1303 Emine Cafer Egri Büklü Oğl Ali 1361 28

55 2 68 3 Mayıs 332 Okunamadı Malatya 310 Emine Hasan Rızıklıoğlu Ali 38 22

56 3 31 Silinmiş M. Ka. 330 Malatya 296 Müteveffiye Emine Müteveffa Hüseyin Ali 486 34

57 2 194 Alacakapı Malatya T. Evvel 333 Gözene Malatya 315 Gür Mehmed oğul. Ali 433 18

58 1 272 Gündüzbey M.

Malatya 27 K. Sani 330 Hasan Kale Aişe 308 Malatya

Müteveffiye

Emine Ömer Hasan Kahya oğl. Ali 83 22

59 2 178 Değirmen Çarşıbaşı Malatya 331 MecruhenKöprüköy Zeyneb Malatya 295 İmmihan Müteveffa Mehmed Ali 63 36

60 3 71 Malatya 15 M.Ka Ağustos 330 Silah Altı Malatya 295 Zeyneb Mehmed Hamza Oğl. Ali 642 35

61 3 72 Kırçuval Malatya 15 M.Ka Nisan 331 Silah Altı Malatya 311 Hatice Ahmed Hamamcı Oğlu Ali 656 20

62 Malatya 30 10 1915 Cephesi Şark Malatya Ali

63 2 87 Çarmuzu Malatya 29 K. Sani 332 Irak Malatya 308 Elif Bekir Güllü Oğl. Ali 519 24

64 2 216 Alacakapı Malatya 7 şubat 333 Küt Malatya 310 Zeyneb İsmail Ali 292 23

65 Malatya 4 10 916 Irak Kütül Emare Malatya 308 Hüseyin Ali 24

66 Çamurlu Malatya 29 11 1916 Garraf Harb.Irak C. Malatya 1308 Bekir Ali 24

67 Malatya 21 2 915 Çanakkale Malatya Hüseyin Ali

68 Malatya 8 8 915 Anafartalar Malatya 1295 Osman Musa Oğullarından Ali 36

69 2 25 Kamin Malatya 28 M.Ka Mayıs 331 Şark Cep. Aişe Malatya 1302 Fatma Koca molla Mehmed oğlu Ali Bin Koca 285 29

70 2 18 Barguzu Malatya 27 M.Ka Mayıs 331 Şark Cep. Emine Malatya 1302 Gülü Ömer Hasan Nebi Oğl. Ali Efendi 1184 29

71 2 43 Zaviye Malatya 1 Mayıs 332 Şark Cep. Malatya 304 Fatma Esat Kadı Oğlu Ali Efendi 221 28

72 3 79 Barguzu Malatya 11 Nisan 330 Silah Altı Zehra Malatya 309 Fatma Abdulaziz Meyfe Ali Hüseyin 134 21

73 3 177 Silbistan Malatya Mart 332 Malatya Emine Malatya 272 İmmihan Müteveffa

Mehmed İmam Oğlu Ali Seydi 146 60

74 Tilek Malatya 27 Mayıs 915 Azap Muh.Şark C. Malatya 307 Kör İbrahim Bekir Oğullarından Ali Seydi 24

75 2 84 Okunamadı Malatya 3 K. Evvel 331 Üçüncü Ordu Mücerred Malatya 299 Zeyneb Mehmed Duman Oğl. Arif 373 32

(31)

77 2 19 Silbistan Malatya 27 M.Ka Myıs 331 Şark Cep. Evli Malatya 1289 1299 Aişe Hacı Mehmed Molla Oğullarından Aziz 1207 32

78 Malatya 30 10 915 Meşiki civarıŞark C. Malatya 312 İbrahim Tazmanoğullarında

n Aziz 19

79 Malatya 22 4 915 Çanakkale Tiryandafil

Çiftliği Malatya 302 İbrahim Bayram

29 80 Malatya 7 1 918 Şark Hısnı Mansur Eşkıya Takibi

Malatya Tahir Bedri Efendi

81 2 19 Tilek Malatya 27 M.Ka Myıs 331 Mücerred Malatya 1307 Emine Gür İbrahim Bekir Oğlu. Bekir 301 24

82 2 108 Malatya 4 Nisan 331 Köprüköy Malatya Hatice Malatya 309 Güzel Okunamadı Deli Ali Oğlu Bekir 281 22

83 2 48 Cevherzade Malatya 31 K. Evvel 330 Meydan- ı Harb Mücerred Malatya 309 Müteveffiye Hayriye Efendi Bekir 405 21

84 3 53 Reşadiye 7 M. Ka K Evvel 331 Silah Altı Evli Malatya 299 Hüma Cumali Ali Oğlu Bekir 423 32

85 Malatya 19 10 914 AzaydaŞark c. Malatya Abdullah Bekir

86 Malatya 26 8 914 Altınbulak Şark C

Muh. Malatya Yusuf Bekir

87 2 44 Gündüzbey M.

Malatya 9 Nisan 332

Irak

Felahiye Malatya 307 Fatma Ahmed Hasan köylü oğlu Bekir 250 25

88 2 12 Niyazi Malatya 22 Haziran 331 Arı Burnu Muh. Fatma Malatya 1300 Zeyneb Mehmed Purganlı Oğl Bekir 308 31

89 1 291 Hacı Halil Malatya 4 Haziran 331 Seddülbahirde Malatya 307 Emine Ali Bekir 570 24

90 Toygar Malatya 21 3 1915 Çanakkale kereviz

deresi Muh. Malatya 1300 Ömer Bekir 31

91 3 107 Çarmuzu Malatya 10 T Sani 331 Azap Köyü Fatma Malatya 290 Müteveffiye Emine Müteveffa İbrahim Alla Oğlu Bekir Sıddık 106 41

92 3 33 Cevherzade Malatya 11 M Ka. 330 Erzurum Malatya 306 Zeyneb İbrahim Bekiroğlu 532 24

93 Malatya 1 3 915

Şark C

Bayburt

Referanslar

Benzer Belgeler

“...Devlet Hastanesinde 24.10.2001 tarihinde yapılan ameliyat sonucunda, kist zannedilerek tiroit bezinin alınması nedeniyle, olayda davalı idarenin hizmet

[r]

PSIM/Thermal Module kullanarak Fuji Electric 4MBI300VG-120R-50 (RB-IGBT) tanımlanması... 3-fazlı 4-kollu 3-seviyeli AT-NPC evirici sistemi deneysel blok diyagramı. 3-fazlı

was confirmed by mixing bacterial suspensions with heat inactivated haemolymph plasma, which resulted in no anti- microbial activity (due to lack of any functional antimicro-

O, “eski Osmanlı Birliğinden gelen Balkan ulusları için, dinamik folklor anlayışı ve yönteminin sürekli oluşumları araştırmada nasıl zorunlu bir görüş

Bu raporda, Çankırı ilinden başvuran biri oküloglandüler formla birliktelik gösteren, diğeri yaygın cilt döküntüleri ile seyreden orofaringeal formda iki tularemi

Fizik muayenesi saçının ön kısmında beyaz perçem, iris heterokromisi, sağ gözde karakteristik parlak mavi iris, sol gözde kahverengi iris, geniş burun kökü,

Bu uygulamaların belki de en özgün olanlarından biri de Adalet Bakanlığı’nın hayata geçirdiği Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) oldu. Türk yargı sistemini elektronik