85
UZAKTA K ALAN SESLER
Süreyya Karacabey
86
Kişiler
Necla :52 yaşında
Sibel :31 yaşında, Necla’nın kızı. Gülizar :75 yaşlarında.
İsmet :35 yaşında, Sibel’in eski nişanlısı. Hayal 1 :Genç bir kadın
Hayal 2 :Genç bir erkek (İsmet olabilir)
İki kadın daha olabilir koral kadın sahnelerini güçlendirmek için.
süre yy a k ar acab ey
87
1.
Oyun 1990’lı yılların başında geçer.
Küçük bir oda. İşlemeli örtüler vs. eskiden kalma bir oda.
Necla ve Sibel girerler içeri. Bir an durup odaya bakarlar. Pencerenin
önündeki divana gider Necla ve yastığın üstündeki beyaz tülbenti alır ve
yığı-lır gibi oturur divana. Sibel odayı inceler. Dışarıdan ağıt sesleri geliyor.
Orta Anadolu sesleri. Kayseri yakınlarında bir köy.
Sibel Odanın kokusu hiç değişmemiş. Nemli patiska, günlük ve be-yaz sabun. Sahibi gitmiş ama kokusu kalmış. Kokular zamana ne kadar dayanır acaba?
Necla Sadece toz kokuyor burası, temizlik gerek.
Sibel Anneannemin yatağının kokusunu da hatırladım, küflü ama hafif küflü lavanta kokardı. Lavantaya burnumu gömerdim, içimde lavanta kokusu öyle uyurdum.
Necla (Sibel’e bakar) Daha şuncağızdın, bir komşuya gittiydik beraber. Ne hanımdı, unutmuşum adını. Yeni taşınmışlardı, artist gibi giyiniyor, evin balkonunu bile çiçeklerle süslüyor, hepimizden değişik bir kadın. Gösterişi seviyor, herkesle biraz tepeden konuşuyor. Herhalde çok zengin bir ailenin kızı diye düşünüyoruz, geleli bir ay olmamış herkes onu konuşuyor. Neyse bu hanıma işte hoşgeldine gitmeye karar verdik. Biz de git-tik, kapıyı açtı, hiç unutmam üzerinde abartılı bir kıyafet, düğüne gidecekmiş gibi. Evin salonu ıvır zıvır yığınla şeyle dolu. İçeri girdik ve sen bağırarak ne dedin biliyor musun?
Sibel Hayır.
Necla Bağırarak hem de, “Burası yaşlı dede kafası kokuyor,” “bir de çişli yatak kokuyor,” “Anne gidelim buradan.” dedin ve kadının bütün havası bir anlığına söndü.
Sibel Gerçekten mi? Hiç hatırlamadım.
Necla Kadının kocası, kardeşim olsun öyle yakışıklı öyle iyi bir adamdı ki. Bir mağazası varmış, iki de çocuğu. Bu kadın karısının ve çocuklarının üstüne gelmiş. Ama sonra kadın başkasına kaçmış biliyor musun? Adamı yıllar sonra gördüğümde pazarda sebze satıyordu. Beni görünce başını yere eğdi, meğerse neyi var nesi yok yemiş kadın.
uz akt a k al an s es ler
88
Sibel Fatura gene kadına kesildi değil mi, adamlar masum kadınlar fettan. Necla Günahı boynuna. Öyle dedilerdi. (sessizlik)
Sibel Burası hiç değişmemiş. (Etrafı inceler.) Ben her hafta koltukların yerini değiştiriyorum, bunlar bir ömrü aynı eşyalarla geçirebiliyor. Anne çok bağırıyor bu kadın-lar. Biz niye cenazeye gitmedik?
Necla Sonra gideceğiz. Dua etmeye. Burada kadınlar camiye gitmez. Sibel Neden?
Necla Adet böyle.
Sibel Doğru, adet. (sessizlik) Anneannem ü’lere u derdi ya çok gülerdim küçükken. Üzüm değil uzum, yüzüm değil yuzum. (sessizlik) Burası eskiden ne kalaba-lıktı, nereye gitmiş ki onca insan?
Necla Gitti işte herkes bir yerlere. (Dışarı bakar.) Karga duruyor dalda. Bek-leme karga, boşuna bekBek-leme.
Sibel Ne kargası?
Necla Annemin kargası işte. Ötünce sevinirdi, mektup gelecek derdi. Sibel Gelir miydi?
Necla En azından bir haber aldığını söylerdi. Annem… her şey onun için bir şeye işaret ederdi.
Sibel Kuşların mektuplar taşıdığı, rüyaların gerçekleri bildirdiği bir zaman. Hem bizim zamanımız, hem de geçmişin masal zamanı gibi. Hangi zamanda yaşayacağını seçebilir mi insan? (sessizlik) Demek kargası onu bekliyor. Bunun da bir açıklaması vardır elbette, artık bilemeyeceğiz. Anneanne zamanı da götürdü. Geriye sıkıcı bir şimdiki za-man bıraktı. (sessizlik) Bu sesler çok korkutucu.
Necla Ben yanlarına geçeyim. Sibel bana arkandaki Kur’an’ı verir misin? Bes-melesiz dokunma yalnız, hatırlıyorsan tabii.
Sibel Bazı şeyleri istese de unutamıyor insan. (Uzatır kitabı) Burada ne kadar kalırız?
Necla (alınmış) Yedisini bari beklersin herhalde. (sessizlik)
süre yy a k ar acab ey
89
Sibel Beklerim. Zor geldi de onsuz bu ev. Yedisinden sonra… Necla (ağlamasını bastırarak) İçeri geçeyim.
Necla çıkar, Sibel odayı inceler.
Sibel Hala burada mısın Anneanne?
İçerideki ağıt sesleri yükselir, odanın ışığı loşlaşır ve bir akordeon sesi ağıt seslerine karışır. Bir süre sonra sadece akordeon sesi duyulur.
Müzik yükselir.
2.
Avlu, dışarıya kapalı bir avluda otururlar.
Sibel
Eskiden bir köpek dururdu bu avluda, yüzümü yalayıp
du-rurdu. Bütün gece havlama sesi duydum. O köpek nerede?
Necla
Çocukluğundaki köpek bu zamana nasıl kalsın. Çoktan
öldü o. Köy burası, her yer köpek, onlardan biri havlamıştır. (sessizlik)
Sana kızıyorum ama benim içim de kaldırmıyor şu sesleri.
Sibel
Ne diyorlar, anlamıyorum sözlerini.
Necla
Ölenin bu dünyada yarım kalmış muradlarını sayıyorlar,
içine kendi kayıplarının acısını da katıyorlar. Sesleri bundan yanık.
Sibel
Hangi hayata bittiği yerden baksan, bulursun yarım kalmış
bir şey.
Avlunun kapısı açılır içeri yaşlı ama değişik görünen bir kadın girer. Kızgındır, kapıda dışarı bakıp bağırır.
Gülizar İtin dölleri, cehennem zebanileri.
Necla (kalkıp koluna girerek) Gülizar Ana, gir içeri çocuk onlar. Sinirlenme. Gülizar Çocukmuş, ne çocuğu. Şeytan ölse yerine şeytanlık yapar bunlar.
(Ses-leri duyar.) Kancıklar ağıda mı gelmişler, en iyi becerdik(Ses-leri ağıttır zaten. Biri ölse de
ba-ğırsak diye beklerler. (Necla’ya sarılır.) Necla, kurban olurum ben sana. (Yukarıdaki
sesle-uz akt a k al an s es ler
90
re doğru bağırır.) Alayınız birleşseniz Gülümser Abamın yarısı etmezsiniz. Size mi kalmış
ona ağlamak?
(Necla şaşkın, ne yapacağını bilmez, oturtur onu.)
Necla Sibel. Gülizar Ana hiç yalnız koymadı anneanneni. Allah ondan razı olsun.
Sibel kalkar Gülizar’a yaklaşır fakat ani bir saldırıya uğramış gibi irkilir, çünkü kadın
ona
pek güçlü biçimde sarılmıştır. Sibel bir çeşit katlanma halinde.
Gülizar Kadasını aldığım, sen mi gelmişsin. Hoş gelmişsin. Oyy ne se-vinecek nenen. Hep beklerdi seni, “bu yaz kesin gelir” derdi. Niye gelmedin kuzum, yoksa yolun mu kapalıydı?
Sibel (şaşkın) Yolum kapalıydı.
Gülizar Vah kuzum. Oy kadersizim. Yolu hep kapatıyorlar, kimse birbirine ka-vuşamıyor. Herkes başka bir yerde ağlıyor. Ben biliyorum kim onlar, biliyorum bilmesine de gücüm yetmiyor. (Mırıltı halinde söylenir.) Halbuki Allahın yolu, değil mi, bırakın iste-yen geçsin.
Necla Sibel, yukarı bir bak bana ihtiyaç var mı? Bir de bir bardak soğuk şurup getir Gülizar Ana’ya.
Sibel çıkar.
Gülizar Gözü yol çekerdi Abamın son günlerde. Kapı tık etse, “Sibel mi geldi Gülizar “ derdi. “Kapı bu” derdim, “dışarıya bakar bir yüzü, gelecek elbet gecikmişler.” Ecel evvel geldi. Kapı bu, açılır ve içeri girer işte gelen.
Necla Hasta değildi. Yine de anladı mı gideceğini?
Gülizar Yaklaşınca biliyor insan. İkimiz de anlamıştık, misafir gibi bekledik. Ben seni gördüm rüyamda, çok oluyor. Kuş gibi çırpınıyordun, Abama demedim bir şey gönlü bulanmasın diye. Sen de geciktin, bir şey olmuş, ama ne? Devamını görmedim.
Necla (usulca) Hastaydım. Bir ameliyat oldum, malum olmuş sana. Buna se-bep gecikmem, yoksa içimde bir sıkıntı duramıyordum yerimde. Evlere sığamıyordum.
süre yy a k ar acab ey
91
Ama gelemezdim. (sessizlik) Nasıl gitti, canı yandı mı? Yalnız mıydı?
Gülizar Yok kurban, o gece yanında kaldıydım zaten. Sabah ezanı okunurken helalleştik, yüzüme baktı, “Hakkını helal et.” dedi. “Helal hoş olsun, Gülizar sana kurban olsun.” dedim. “Esas sen et hakkını helal.” derken ben, uçtu gitti. Kuş gibi. Kendi gibi hafif. Necla (Ağlar.) Ne ben gelebildim, ne de onu yanıma gelmeye razı ettim. Bili-yorsun işte, benim de hastam vardı, bırakamadım. Tam artık bir arada oluruz derken gitti. Gelseydi ona da bakardım.
Gülizar Gelmezdi. Bilirsin gene de konuşursun. Yalnız komadım onu ben, hep oturdum yanında meraklanma. Sen olsan da gidecekti, olmasan da.
Necla Ne bu Gülizar Ana. Herkes birbirine hasret yaşıyor. İki adımlık yollar aşılamıyor.
Gülizar Yolların da sahibi var, ömrümüzün de. Neymiş senin derdin, demedin tam.
Necla Mememin birini aldılar işte. Acil dediler.
Gülizar Herkesin bir yerine çöküyor işte dert. Allah kocanın, ananın ömrünü sana versin. Dağ gibi adamı verdin toprağa, kolay mı?
Necla başını eğer.
Gülizar Çok yandıydı ablam ona, “Ben duruyorum gençler gidiyor.” diye üzü-lürdü. “Aman ablam,” derdim ona, “ömrün nerede biteceğine biz karar vermiyoruz ki, ver-sek ben çoktan öldüydüm”.
Necla Ah annem ah! Üç gün getiremedim yanıma, bakamadım doyasıya. Gülizar Sen de her sene aynı şeyi söyler durursun. Aman be Necla, hayat işte herkes bir yerde yaşıyor ve gidiyor. Yuva diye bir şey var mı yok mu anlamadım. İşte sığı-nıyoruz bir yere… Neyse ne. Allah sıralı ölüm versin.
Necla Amin. “Çok yaşadım der,” dururdu zaten.
Gülizar Sen anlamazsın, anlama da, hayat kimisi için pek uzar. Çek babam çek bitmez bir türlü. Gece ben pek dolaşırım bilirsin, evde bir gariplik çöker üstüme. Sanki dı-şarısı çağırır beni. Gece bir itler bir ben dolaşır dururuz köyü. Annen, rahmetli dedi ki bir gün, “Kız Gülizar korkmazsın gece gezmeye?” Dedim ki, “Amaaan abla, Allahın alacağı
uz akt a k al an s es ler
92
canım, kulunun alacağı—“ Aman demeyim şimdi ayıp olur. Ne korkacakmışım bir canım var o da bende değildir zaten. Götüren götürmüştür.
Necla İlahi Gülizar Ana, nereden bulursun bilmem bu lafları. Gülizar Kız temelli döndü mü, seninle mi yaşıyor artık?
Necla Dönmedi, anneannesi için geldi. Kısa kalacak gidecek yine. İstemez bu-raları artık.
Gülizar Onun kaderi de uzaklar demek. Sibel bir bardakla gelir.
Sibel Anne akşam yemeği için bir şeyler soruyorlar. Tepsiler gelmiş de. Necla Anam, sen otur burada, ben çıkayım bir. (Gülizar’a) Ha sana helva da getireyim. Seversin sen.
Necla çıkar.
Gülizar Kör Şeytan diyor ki çık yukarı, şu karılara ağzına geleni say. Nenen sev-mezdi ki bunları. Ama Allah için çok kibar kadındı. Kimsenin gönlünü kırdığını görme-dim. Eline bez, iplik alan gelirdi kapısına. Yok demez, dikerdi isteneni. Onun kadar mari-fetli kadın hiç görmedim. Kaç yaşına geldi hala ipliği iğneye takar ince ince dikerdi. Sana yaptığı çeyizler sandıkta, yatağın ucunda. Almadın diye içlenirdi. Götür onları giderken. Bak bak nasıl bağırıyor Köse’nin karısı. Yalancı ağıtı yapıyor yosma. (Üzgün) Ben burada el gibi duruyorum, bağrım yanıyor. Ağıtını onlar yapıyor. Ben hep el gibi durdum. El gibi. Nenen olmayaydı kurban, kimse yoktu. Hiç kimse. Gördün mü neneni?
Sibel Dün gömdüler, göremedim.
Gülizar Onu demiyorum. (Fısıltıyla) Sırlar var, çok sır. Onlar göndermiyor. Gü-nahlar var. Geceyi bekleyelim sonra sırları ateşe gönderelim, güGü-nahları suyla arıtalım. O da gitsin buradan.
Sibel Anneannemin günahları mı?
Gülizar Tövbe. Onun günahı yoktur, onun alacağı vardır dünyadan vereceği yoktur. Geceyi bekle. Hepsini gönderelim. Sırların kabuğunu kaldıracak bir şey lazım. Ben de bilmiyorum hepsini ama bileceğim. Aklıma bir şey geldi.
Gülizar kalkar ve gider; Sibel şaşkın bakar. Necla girer.
süre yy a k ar acab ey
93
Necla Nereye gitti?
Sibel Aniden kalktı ve gitti. Bu kadın gerçekten yemiş kafayı.
Necla Biraz değişiktir. Deli diyor köylüler ama deli falan değil. Çok öfkeli sa-dece. Eve mi gitti acaba mezara mı?
Sibel Birden kalkıp gitti işte. Sırlar günahlar diye sayıklayarak. Bu gece kabu-ğunu kaldıracakmış her şeyin. Anneannem rahatlayacakmış.
Necla Onun kendi törenleri falan vardır. Kendine göre yolculama adetleri. Ondan söz ediyordur.
Sibel Nereden gelmişti Gülizar?
Necla Doğudan bir köyden ama hiç söz etmez oradan. Sibel Nasıl gelmiş ki?
Necla Sonra anlatırım. Şimdi Hüseyin Amca geldi bekletmeyelim ayıp olur. Sen hemen çık bir merhaba de. (Sıkılmış) Ha Sibel… İsmet de burada.
Sibel (şaşırmış) İsmet mi?
Necla Çok severdi anneanneni, vefalı çocuk, kalkıp gelmiş işte. Sibel (şaşkın) Yukarıda mı? Anne… belki görmek istemez beni. Necla Öyle olsa kalkıp gelmezdi.
Sibel Anne ben çıkmayayım, lütfen bir şeyler uydur. Hazır değilim bu karşı-laşmaya.
Necla Bu çocuğa en azından bir selam borcun var. Kalkıp gelmiş. Çok ayıp edersin yanına gitmezsen. Gerçi işin ayıbı da kalmadı ya. Geçmiş kaç sene.
Sibel Tamam tamam da, niye gelir ki? Yani ben olsam benim yüzüme bak-mazdım ölene kadar. Tuhaf işte. Beni ezeceğini düşünüyor böyle davranarak. Olgun, her şeyi aşmış. Kahretsin.
Necla Oğlanı yarı yolda bırakan sensin, lanet okuyan da sen. Bir sen haklısın tüm dünya haksız zaten.
Sibel Ne ilgisi var şimdi, bir şey söyleyeceksen doğrudan söylesene Anne.
İs-uz akt a k al an s es ler
94
met üzerinden canımı yakmaya çalışma. Evet, terk ettim; kaçtım hatta. Ben dünyanın en berbat insanı en rezil evladıyım. Ben buyum işte.
Sibel sinirle çıkar.
3.
Avlu boş kalmıştır. Işık kararır, ayın ışığı düşer avluya. Genç bir kadın, beyazlar için-de. Bir şarkı gelir.
Kapın kapalı kalsın Hiç açılmasın
Keder dokusun ömrün Sensiz büyüsün bebeğin Kapın kapalı kalsın Hiç açılmasın
Keder dokusun ömrün Gülmesin bir daha yüzün Kapın kapalı kalsın Hiç açılmasın
Beyazlı Kadın yok olurken, Gülizar girer avluya. Küçük bir ateş yakar. İçine küçük
şeyler atar.
Gülizar Onu götürdüklerinde geceydi, rüzgarlar günlerce dinmediydi.
Ateşe o geceden de attım biraz. Senin suskunluğunu attım, Koca Ninemin sesini attım. Çocukluğumun evinden kalan sesleri. Babama kinimi, Memedi alanlara ettiğim bedduaları attım. Ateşe gölgeleri attım, yağmurun yıkadığı avlunun serinliğini, pencere önünde eskimiş ömrün esvabını, yalnız kocamış kadınların kederini, çocuk ellerimle top-ladığım pamuk kozalarını, kanamış avuçlarımı, senin memleketinin çiçeklerini, hepsini ateşe attım. Yolunu ne kapatıyorsa, açsın. Kapının kilidi açılsın. Ateş götürsün hepsini.
süre yy a k ar acab ey
95
Ateş götürsün.
Kürtçe yanık bir türkü söyler, Gülizar bir tören yapmakta. Gülümser’in ruhunu ser-best bırakacak bir tören. Bu yüzden bu sahne biraz büyücü sahnesi gibi düşünülmeli. At-mosfer ona göre olmalı. Sahnenin sonunda beyazlı kadın, uzağında genç bir adam haya-liyle yeniden belirmeli ve gidememeli.
4.
Anneannenin odası.Sibel, İsmet, Necla. Bu sahnede İsmet ile Sibel arasında hep bir
gerilim, huzursuzluk olacak.
Sibel İsmet’in yüzüne hiç bakmayacak.
Sibel Çok şükür sustular. Bir an hiç bitmeyecek sanmıştım. Bu kadar sözü nasıl bir araya getiriyorlar pes!
Necla Ben hiç aklımda tutamıyorum, zehir gibi hafızaları. Dün dediğimi bu-gün unutuyorum.
İsmet Yas kente doğru sessizleşiyor, orada ayıptır bağırarak ağlamak. Burada ise ses yoksa acı da yok.
Sibel Daha iyi değil mi öylesi? Halimize baksana, kayıp bize ait, onlar ağlıyor. Bize sıra gelmiyor. Ayrıca her duygunun ortada yaşanması gerekmez.
İsmet Ama diyorlar ki, ortada olmayan bir şey zaten yoktur. Yalın bir felsefe. Tartışılacak bir şey değil ki bu, her yerin bir sevinme ve acı çekme biçimi var. İki gün sonra Mıstı Emmi’nin oğlu evlenecek, git bak, aynı kadro orada nasıl sevinecek. Hayat bu işte.
Sibel Mıstı Emmi’mi?
Necla Büyükbabanın eski evinin yanında otururlardı. Az kaysısını çalmadınız ikiniz.
İsmet Yalnız bu şehirli kuzen ona Mıstı Emmi Amca derdi. Sibel Evet ya, Mıstı Emmi’yi isim sanırdım.
İsmet Sen zaten serçeleri de kuş yavruları sanırdın.
uz akt a k al an s es ler
96
Sibel Küçücüktüm o zaman.
İsmet Yapma Sibel, ne küçüğü liseye gidiyordun. Cahilim desen daha doğru olur.
Necla İsmet, alıştı mı annen köye? Geçen gün konuştum sesi biraz sıkkın geli-yordu.
İsmet Annemin uyum yeteneği yüksektir, e bilmediği yer değil, alışır yakında.
Necla Yılın yarısı kalacağız demişti.
İsmet Annemin niyeti öyle de babam kalalım hep diyor. Ama kışın kimse kal-mıyor köyde, çok ıssızlaşıyor. Dönerler o zaman şehre.
Necla Burası da öyle, kimse kalmıyor kışın. Sen İstanbul’dasın hala?
İsmet Evet yenge, benim işim biraz hareketli, sık yurt dışına gidiyorum ama ev İstanbul’da.
Necla Maşallah İsmet, bu genç yaşta işini çok geliştirdin. Sibel Almanlar’a bina yapacak İsmet.
Sibel Müteahhit değil Anne, mimar. Nasıl aldınız işi, gerçekten başarı. İsmet Yengem haklı, bina çıkıyor işte sonuçta. Ortağım yarı Alman, bir ya-rışmaya katıldık, eski bir kışlanın kültür merkezi olarak dönüştürülmesi için uluslar arası proje yarışması açılmıştı. Bizim proje birinci oldu. Tesadüf işte. Biz de aniden uluslar arası oluverdik.
Necla Siz oturun da ben mutfağa geçeyim ha? Akşam oldu, kadınlar sağ olsun yoruldu kaç gündür.
Necla çıkar, Sibel davranır ama bir şey yapamaz. Bir süre sessizlik. İsmet Biliyor musun bakışların değişmiş senin. Eskiden… Sibel Eskiden?
İsmet Daha kayıtsız bakardı.
Sibel Ben burundum, sen göz değil mi? Kulak vardı bir de.
süre yy a k ar acab ey
97
İsmet Fevzi, adam gerçekten kulaktı. Şimdi Kanada’da.
Sibel Haberim var, Paris’e konsere geldiğinde görüştük bile. Hiç değişmemiş. İsmet (şaşkın) Görüştünüz mü?
Sibel Niye şaşırdın ki, benim de çocukluk arkadaşım değil mi?
İsmet Ona değil, bana söylememesine şaşırdım. Görüşüyoruz biz Fevzi’yle. Sibel Biliyorsun sanmıştır. Bizim oyunlardan birine müzik yapacak hatta. Söz verdi.
İsmet Hangi oyuna?
Sibel Daha yazılmadı. Sadece konsept belli. Ümitsiz aşk hakkında.
(Kızarmış-tır.)
İsmet Kim yazacak?
Sibel Bana kaldı. Bir çeşit kolaj işte. Shakespeare falan. İsmet Yabancı hayatlar. Senin sevdiğin hayatlar.
Sibel (konuyu değiştirme telaşıyla) Sık geliyor musun köye?
İsmet Zaman buldukça.Yaşlılar kaldı, hatırlanmak istiyorlar, ee ölüler de. Bi-lirsin ben çocukluğundan kopamayan marazi bir adamım.
Sibel Ben mi söylemiştim? İsmet Sen söylemiştin. Sibel Bir şeye kızmışımdır. İsmet Hemen her şeye kızardın.
Sibel Yok artık. Annemle seni dinleyen de beni ruh hastası sanacak. İsmet Yengem ne diyor?
Sibel Ne demiyor ki, fırsat buldukça laf sokuşturuyor işte. İsmet Mutlu musun?
Sibel Biz artık onu aramıyoruz, o yaşı geçtik. İşimize yoğunlaşıyoruz,
elimiz-uz akt a k al an s es ler
98
dekilerle yetiniyor ve onları kaybetmemeye çalışıyoruz.
İsmet Bakışları değiştiren şey anlaşıldı. İçine büyük bir kızın ruhu girmiş, Si-bel büyümüş.
Sibel Hatırlıyor musun bana bir defasında şey demiştin, “partiye gelmedin burası dünya, eğlenceden çok keder var.”
İsmet Doğru. Eğlenceden çok keder var. Ama ben senin dünyayı parti mekanı gibi görmeni severdim. Sana bakardım ve hiç acı yokmuş gibi gelirdi. Bir sonraki adımı hiç düşünmemeni severdim. Burnunun götürdüğü yere git diye dalga geçerdik ya Fevzi ile seninle. (güler)
Sibel Peki sen?
İsmet Ben de büyüdüm canım, eskisi kadar melankolik değilim. Bina sayısını çoğaltarak oyalanıyorum işte. Oyalanıyorsan zaman geçiyor.
Uzun bir süre susarlar.
Sibel Seni bir daha hiç görmem sanmıştım. Sanki… Benimle bir daha hiç konuşmazsın… Ama mecburdum yani başka türlü davransam ölürüm gibi gelmişti. Özrü yok işte, birine hayal kırıklığı yaşatmanın bir açıklaması da yok. Bir şey söylemesem daha iyi olacak galiba.
İsmet Başka türlüsü elinden gelmezdi değil mi? Ne yapalım Sibel, hayat bu ya da hayat kırıkları. Olmayanı olduramıyoruz. “Boş geç!” derdi ya Fevzi, öyle yapalım. Çocukluk arkadaşı değil miyiz, o hattan bağlanalım. Kesilmediyse bütün hatlar tabii.
Sibel Sen buraya neden geldin İsmet?
İsmet Mazoşistim ya, geldim işte. “Belki son defadır,” dedim, unuttun mu veda etmemiştin. Veda edilmeyince bir şey yarım kalıyor bende. Anneannene de onun için geldim. Çok emeği vardır üzerimde. Geldim işte Sibel, burası benim annemin köyü, senin annen de benim yengem işte. “Bir de bakayım,” dedim şu kızın gözlerine, “değişmiş mi yoksa aynı mı bakıyor,” diye.
Sibel odadan çıkar, İsmet pencereden dışarı bakar.
5.
Anneannenin odası. Necla bir sandığı dökmüş içini yerleştiriyor. Bazılarını ayırıyor.
süre yy a k ar acab ey
99
Sibel
divanda oturmuş dışarıya bakıyor. Necla bir bebek patiği çıkarıyor, tek parça, onu in-celiyor.
Bu sırada içeri Gülizar girecek, rüzgar gibi.
Gülizar Sandık dökülmüş. Abamın sandığı, kimseye demediğini iğneyle bezlere demiş, bezler delinmiş. Bez deliniyor ya insan? İnsan delik deşik olmuyor mu? Abamı gölgeler almış, avludan çıkmıyor.
Necla Gülizar Ana, ne diyorsun, anlamıyorum bir şey.
Gülizar Yıkadılar, toprağa koydular, duasını okudular. Gitti sandılar. Rüya diyor ki, burada daha. Rüya diyor ki gidecek yanındaki oğlanla ama gidemez daha. Gülümser Abam öyle güzel ki, peri kızları gibi. Hiç olmadığı kadar mutlu hem hem de kederli. Onun kalbinde siyah bir gölge var, ona sebep huzursuzluğu. Gölge ise açıklamıyor kendini, geç-mişten mi şimdiden mi bilinmiyor. O gölge bu evde mi, onun yüreğinde mi?
Necla Annemi rüyanda görüyorsun demek. Çok düşünüyorsun ya, ondandır. Bırakalım huzur içinde uyusun, bildiğin şeyler işte. Yaşanmış bitmiş tatsız şeyler. Bıraka-lım onlar da uyusun, uyandırmayaBıraka-lım yeniden. Bilirsin annem sevmezdi bunlardan ko-nuşmayı. Ama sen yakındın ona, belki bana demediklerini sana demiştir.
Gülizar Benim Abam susmalardan yapılmıştı, ahlardan, iç çekmelerden. Ben ona bir gün bile bir şey sormadım, o da doğrudan bir şey anlatmadı. Elbet anladım ama sözlerle değil. İnsanın içini söz açmaz ki, kapatır. Abam içine kimseyi buyur etmedi, beni de. Sadece o gölge ne, onun cevabı gerek bana. Belki senin de bildiğin bir şey değildir. O zaman sezmek gerek.
Sibel Anne, silik şeyler kalmış hatırımda. Senin masal diye anlattığın şeylere benziyor. Biraz anlatsana.
Necla Hayırdır sen de mi ilgilenmeye başladın sırlarla falan. Sibel Adı üstünde sır, herkesin ilgisini çeker.
Gülizar Bir kapı kapalı kalınca ardında ne kalır? Geçmiş mi gelecek mi? Kimin bedduası bu zamana kalır? Ben bir kapıdan çıktım ya, hiç kapım olmadı. Kapıların içleri boğuyor gibi, hep kalacağım çıkamayacağım sanıyorum. Abam da dışarı çıkamazdı. Bir
uz akt a k al an s es ler
100
daha içeri girmem mi sanırdı bilmiyorum. Kapıyı kapatan kim ki?
Necla Rüyanda mı görürsün bunları, yoksa annem mi anlatmıştı? Gülizar Rüyadır hepsi. Abam bir rüyadır şimdi, sorsam da cevap veremez. Necla (Sandıktan eşyaları çıkarır, işlemelerine bakar uzun uzun.) Annemin gençliği mi görünüyor sana?
Gülizar Öyle. Benim bilmediğim zamanların içinde, ruhunun durduğu yerin içinde. Herkes başlangıcına dönecek, bıraktığı şeye. Buna inanırım ben, yüzümüz gülecek diye sevinirim. Sınavımız bitecek dünya ruhumuzdan elini çekecek.
Sibel (inançsız)Bir ruh neden huzursuz olur?
Gülizar (anlamış, kızgın) Ne bileyim ben ruh baytarı mıyım? Bir şey yarım kal-mıştır ya da yapacağı bir şeyi yapamakal-mıştır.
Necla O bedduayı anneme bir dilenci etmiş. Gülizar Niye ki?
Necla Annemin ilk gelin gittiği köyde. Orada, kapısı kale kapısı gibi bir evde yaşarmış. Bir gün kilitlemiş kapıyı dışarı çıkmış, evin horantası köyün dışındaki bahçe-deymiş, sokağı dönmeden bir dilenci çıkmış karşısına. Köyden tanıdığı biri değil, yabancı biriymiş. “Gelin” demiş, “Allah rızası için bir yardım et!” Annem de üşenmiş eve dönüp kapıyı açmaya. Kapı zor açılıyormuş çünkü. Dilenci ona, “Kapın hep kapalı kalsın, hiç açılmasın.” demiş ve bir ay geçmeden dedem gelip annemi götürmüş. Annem o bedduayı hiç unutmamıştı. Ondan sonra da hiçbir dilenciyi boş çevirmemiş.
Gülizar İlk evin kapısı. Yanında duran oğlan o evde bıraktığıdır, ölene kadar gizli gizli sevdiği. Bunu bilirdim işte.
Necla Zavallılar doğru dürüst görmemişler bile birbirlerini. Evlenmişler, çok genç ikisi de, oğlan okumaya gitmiş, arada gelirmiş ancak. Annem de kayınvalidesi ve görümceleriyle koskoca evde yaşarmış. Sevdiği kocası uzakta, evde dediğim dedik bir kay-nana.
Gülizar Babası niye bırakmamış kızı sevdiği kocasına?
Necla Dedem Aslan Bey, nüfuzlu bir adam. Ninem, annem küçükken ölmüş. Tek çocukmuş annem, dedem bir daha evlenmemiş. Annem prenses gibi el bebek gül bebek büyütülmüş, dadılarla falan. Kars’talar o zaman. Sonra on beşindeyken bir
düğün-süre yy a k ar acab ey
101
de görüp vuruluyorlar ilk kocasıyla birbirlerine. Annem Çerkez, onların düğünlerinde kaçgöç yok, hatta kızların delikanlılarla dans etmesinde de sakınca yok. Dans ediyorlar ve herkes birbirlerine pek yakıştırıyor bunları. Soyları da aynı, kabul ediyor dedem ama oğlan okuyor, okulunu bitirsin önce diyor. Oğlan Almanya’da mühendislik mi ne okuyor. İki senesi daha var okulun bitmesine. Oğlan korkuyor, giderim ve kızı başkasına verirler diye. Çok uğraşıyor evlenmek için. Neyse araya ortak büyükler giriyor ve dedem veriyor annemi. Ama gelinlik zordur Çerkezlerde, annemin ise dünyadan haberi yok, iş bilmez, öğlen saatlerine kadar uyur. Kayınvalide ise ceberrut bir kadın. Annemin görümcesi er-kenden kalkarmış, avluyu süpürür, ocağı yakar, sütü ateşe koyar sonra da annemi uyan-dırır dermiş ki, “Kalk da annem sen yaptın sansın”. Korurmuş yani annemi. Ama benim prenses annem hazır yapılmış işe bile kalkmayacak kadar tembel. Aradan zaman geçmiş ve kayınvalide demiş ki, “Şu gelini boşatacağım oğlumdan diye bir laf yayayım ortaya, kocasına düşkün, korkar da belki biraz gelinlik öğrenir”. Aslında böyle bir niyeti yok. Ama dedemin kulağına gittiği an atına atlamış ve “Vay” demiş, “kim benim kızımı boşayabilir, ben alıyorum kızımı”. Annem ağlamış, yalvarmış ama dedem onu attığı gibi atına götür-müş evine. Aynı köyde değiller tabii, oğlan duyar duymaz koşarak geliyor. Günlerce dede-min kapısında bekliyor. Ama dedem nuh demiş peygamber dememiş. Annemi gizlice çok uzakta oturan kızkardeşinin çiftliğine yolluyor, bir sene getirmiyor eve. Oğlana da haber gönderiyor, kızımı başkasıyla evlendirdim, sakın düşmesin peşine diye. Oğlan bir sene sonra, bıraktığı okuluna geri dönmüş, çaresiz ve bir daha hiç gelmemiş Türkiye’ye.
Gülizar Bu nasıl babadır kurban, hiç mi merhamet etmemiş?
Sibel Bence bu işin içinde patolojik bir şeyler var, kızından ayrılamayan baba. Peki nasıl vermiş ikinci kocasına?
Necla Dedem sağken evlendirmemiş ki. Şanssızlık başlamış bir defa, devam edecek. Dedem bir süre sonra ölecek, annem dul ve çok güzel bir kadın. Korkmuşlar ka-çırılacak diye. Ve başka biriyle evlendirmiş amcasının oğulları. E anne yok, baba da gitti, kaldı mı tek başına. İşin içinde biraz da mal davası var gibi, babasından kalan onca mal yok olup gitmiş. Günahları boyunlarına tabii.
Sibel Eski kocası duymamış mı baba’nın öldüğünü, kalkıp gelmemiş mi? Necla Bağ kopmuş herhalde. Sonra ikinci koca da attan düşüp ölmüş evliliğin birinci yılında.
Gülizar Bazılarına hayat haram işte. Bir de kader yok dersiniz. Bu ne o zaman? Sibel Oysa hayat masal gibi başlamış. Sonra bahtdönüşü pek ani. Canım
an-uz akt a k al an s es ler
102
neannem. (Ağlar.)
Necla En korkuncu ne biliyor musunuz? (Bir patik gösterir.) Dedemin kabul etmediği, onların da vermediği çocuk. Daha doğrusu bebek, annem asıl onu bırakıyor o evde. Yaşasaydı bir abim olacaktı. Ama daha bir yaşındayken ölmüş menenjitten. Geride sadece bu kalmış.
Sibel bebek sözünü duyunca sarsılmıştır. Gülizar’ın gözü ona takılır, sonra boşluğa
ba-kar uzun uzun. Herkes sarsılmıştır. Uzun bir sessizlik. Birden Necla’nın sandığa yığıldığını fark ederler. Bayılmıştır. Onun başına giderler ve bir akordeon sesi, çok uzaktan hüzünlü bir müzik.
.
6.
Sibel, İsmet. Avlu.
İsmet Nasıl şimdi, daha iyi değil mi?
Sibel İyi, yatırdık içeri. Fazla geldi her şey. Gülizar delisi başında. İsmet Deli deme ona, köyün en ilginç figürü.
Sibel Üzgünüm ama bildiğin deli. Tutturmuş anneannemin ruhu diye, anne-mi de o zorladı her şeyi anlatsın diye. Anneanneanne-min hikayesi öyle acıklı ki, daha öncede duymuştum ama biliyor musun dinlememişim doğru dürüst. Şimdi çok dokundu.
İsmet Kısmen biliyorum, annem anlatmıştı. Her şeyin bir zamanı var zaten, üzülmenin, anlamanın. Önceden masal gibi dinlemişsindir. Şimdi yaşananları tanıdığın birine iliştirdin ya, ondandır. Bir daha görmeyeceğin birine.
Sibel İstersen biraz daha ağırlaştır durumu ben de fenalık geçireyim. İsmet Ümitsiz aşk arıyordun ya, burnunun dibinde işte. Ne edeceksin Shakespeare’i falan.
Sibel Bu daha ziyade, ümitsiz hayat. Düşünsene hayatının hiçbir bölümü se-nin inisiyatifinde değil, her şeye başkaları karar veriyor. Sen sadece söyleneni yapıyorsun. Korkunç.
İsmet Biz kendimiz mi karar veriyoruz hayatımızın nasıl olacağına?
süre yy a k ar acab ey
103
Sibel Yapma İsmet, Gülizar gibi konuşma. Çaresizliği kader gibi yaşamış ka-dınların diliyle konuşma. Korkuyorum ben bu dilden. Kaçtığım her şey yanı başımda bitti.
İsmet Kaderden söz etmiyorum ki ben, sadece hayatımızın nasıl olacağına biz mi karar veriyoruz diye soruyorum. Masum bir soru işte.
Sibel Her şeyi belirlememiz imkansız olurdu. Yine de yönelimlerimiz var, seçimlerimiz. Anneannemin hayatı gibi bir hayatımız yok. Bizi zorla sevdiğimizden sö-küp alan masal babaları yok.
İsmet Ama hayat var, tesadüfler var, var işte bir şeyler.
Sibel Buraya geldiğimden beri her gece anneannem akordeon çalıyor bana. Çocukluğumdan hatırladığım bir şarkıyı. Rüya mı gerçek mi birbirine karıştırıyorum. Kars’ta bir köy anlatırdı annem, küçükken gittiği bir köy.
İsmet Biliyorum, bizimkiler orada şimdi.
Sibel O köy hiç aklımdan çıkmamış, o köyü bir masala iliştirmişim, bir ma-sal köyü yapmışım. Şöyle kalmış aklımda. Yol kayboluyor birden, başka bir uzama geçi-yorsun, karşına yemyeşil bir yer çıkıyor. Sanki arasan haritada bulamayacaksın gibi, bir çeşit olmayan bir yer gibi. Aklımda böyle kalmış. Sonra korktum gitmeye.
İsmet Şimdi çok ıssız. Gençler şehirlerde yaşıyor yazın uğruyorlar. Geride kalanların sayısı ölülerden az. Kışın gitsen hayalet köy sanırsın, senin dediğin gibi bir olmayan mekan. Karlar altında bir iki baca tütüyor, Doktor Jivago romanında anlatılan manzara gibi.
Sibel Güzelmiş.
İsmet Biz her şeye bir fotoğraf gibi bakıyoruz, bizi resmedilmiş bir gerçeklik etkiliyor. Ya bir müziğe ya da bir fotoğrafa içleniyoruz. Garip değil mi? Bu bir uzaklaşma aslında, içinde hakiki duygular yok gibi. Geçmişimizle, ülkemizle kurduğumuz bağlantı-da hikaye edilmiş zamanın dolayımı var. Bu sevmek mi?
Sibel İkinci el duygulanması, yaşayanlar yaşamışlar, bize de anlatıları kalmış. Kurgu efekti işte.
İsmet Ben bu mesafeden korktum biliyor musun? Çok yakınımda, etimde olan bir şeyin dışımda kalmasından korktum, her şeyi kaybedeceğim diye korktum.
Se-uz akt a k al an s es ler
104
nin yaptığını asla yapamazdım. Gidip kökümün olmadığı bir toprağa bir fidan dikip ye-şermesini beklemeyi.
Sibel Kökler kuruyor ama. Belki köksüzlük daha iyi. Kendine ait olmayan hayatların gölgesiyle yaşamanın neresi iyi? Bak geldim ve bütün dengem bozuldu. Sesler duyuyorum, başkalarının anılarına içleniyorum. Ne bu şimdi, neye yarıyor?
İsmet Bilmem, hiç böyle düşünmedim. O gölgeler olmasa ben de olmam san-dım. Bu kadar yalın.
Sibel Aradan bu kadar zaman geçti ve biz seninle dün ayrılmış gibi konuşu-yoruz. Hiç yabancılık çekmeden.
İsmet Çocukluğumuz bağlıyor bizi. Kurumuş köklerimiz.
İçeriden sesler gelir.
Sibel Annem, uyandı galiba. Sibel çıkar.
7.
Avluda Bir Gece. Rüya Sahnesi.
Sibel avluya inen merdivende durmakta. Sisli bir karanlık, yalnız ayın ışığı ve karanlıkta
gölgeler gibi kadınlar. Ellerinde bir çıkrık, ip eğiriyorlar.
Sibel Siz ne yapıyorsunuz gecenin karanlığında? Kadınlar İp eğiriyoruz gecenin karanlığında. Sibel Anneannemi gördünüz mü? Kadınlar Gitti, çok uzak bir ülkedeki dağlara. Sibel Ona bir şey söyleyecektim.
Kadınlar Gecikmişsin, artık duyamaz seni. Sen duyarsın ondan kalan sesleri.
süre yy a k ar acab ey
105
Sibel Ama söylemem gerek. Sadece ona. O ipleri neden eğiriyorsunuz? Kadınlar Ömrün iplikleri. Uzun ömrün kısa ömrün iplikleri.
Sibel Siz kimsiniz?
Kadınlar Adımız yok, yüzümüz yok. Sadece iplik eğirmesini biliriz.
Kadınların ip dansı. Renkli iplikleri birbirine bağlarlar. Bazıları kopar. Sibel onları sey-reder.
Kadınlar iplerden bir koza örerler içine Beyazlı Kadın girer. Uzaktan nal sesleri gelir. Köpek
havlaması ve bir çocuk sesi. Dipten gelen akordeon sesi hep olacak bu sahnede.
Sibel O çocuk niye ağlıyor? Ağlamasın.
Kadınlar Ay battı üç ibrişim iplikti ölüm düğümünü kim çözdü? Daldı serin sulara bebek, kimbilir neresinde yarası vardı. Ay battı üç ibrişim iplikti ölüm düğümünü kim çözdü?
Sibel (çığlık atarak) O çocuk ağlamasın, ne olur ağlamasın.
Kadınlar “Kapın kapalı kalsın” şarkısını söylerler, Beyazlı Kadın’a bakarak.
8.
Gülizar, Sibel. Avlu.
Gülizar Rüyanın kapıları sana açılmış. Senin kalp gözün açılmış. Sen gösterdi-ğinden daha fazla bağlısın buraya. Yabancı gibi dolaşıyorsun ama kalbin öyle değil. Kı-zım sen kopamamışsın buradan. Kaçmışsın ta uzaklara ama kopamamışsın. Seni nenene bağlayan iplik senin kaderin, onu bildirmiş rüya sana. Nenene söyleyeceğin lafı hatırla. Unuttuğun her şeyi hatırla, kalbi yaralı biri durur yamacında, onu da hatırla. Kendi sırrını aç nenene, onunkinin örtüsü de açılsın. Aranızda bir şey var, kopmayacak bir şey. Kadere benzer bir şey. Seziyorum ama bilemiyorum, bileceğim, bilmem lazım. Seninkine
benzi-uz akt a k al an s es ler
106
yor nenenin ki, ama ne? Demeyecek misin bana. Ölüler konuşmaz ama diriler konuşabi-lir.
Sibel ağlamaktadır ama kendini toparlamaya çalışır. O sırada Necla gelir yanlarına,
İkisine de bakar. Sonra Sibel’e sarılır.
Necla Sibel sen ağlayabildin, farkında mısın? Yıllar sonra, ağla kızım rahatlarsın. İyidir gözyaşı, içimizi yumuşatır. Ne dedin sen Gülizar Ana? Bu kız yıllardan beri ağlayamaz, bilir misin, hiç ağlayamaz.
Gülizar Bildimdi, kendimden bildimdi. Ben de hiç ağlayamam ama artık kor-karım da ağlasam hepten eririm diye. Ne varsa içimde hepsi katılaşmış gözyaşı. Onlar eriyince ben de eriyeceğim. Daha vakit var.
İsmet Sibel!
Sibel (Kendini toparlar, gözlerini siler ve alaycı bir biçimde) Eee taş erir ama hemen katılaşır yeniden.
İsmet Seni merak etmiştim Necla yenge. İyisin artık değil mi? Necla İyiyim kuzum. Gel otur şöyle. Gülizar Ana’yı tanıyorsun? Sibel Ben kendime çay yapacağım, başka bir şey isteyen var mı? İsmet Biz de içelim senin çayından. Verirsen tabii.
Sibel gülmeye çalışarak çıkar.
Gülizar (İsmet’e uzun uzun baktıktan sonra) Sen bu kızı niye almıyorsun? Necla Gülizar Ana!
Gülizar Ne varmış, baksana içi eriyor hala. Ölüm yok arada zulüm yok, alsın işte. Alsın da birileri de muradını almış diyelim.
İsmet (utanmış) Aman duymasın Sibel, canımıza okur vallahi. (Şakaya
vura-rak) Öyle isteyince olmuyor ki Gülizar Hanım.
Gülizar Sen durdurmamışsın ki onu, gitmesine göz yummuşsun. O kendini tu-tacak bir şey ararken hayatta, koy vermişsin gitmiş. Ne biçim sevdaymış seninkisi. İnsan
süre yy a k ar acab ey
107
sevdiğini ancak ölüme bırakır, ona da gücü yetmediğinden. Böyle sevda mı olurmuş. (Kalkar, söylenerek avlunun kapısına doğru ilerler.) Yıllarca beklemek marifet değildir, her vakit giden suçlu değildir.
Gülizar çıkar.
Necla (şaşkın, mahcup) Oğlum sen ona bakma, aklına geleni deyiveriyor işte. Bu yüzden adını deliye çıkardı ya köylüler. Dilinin kemiği yok.
İsmet Beni her gördüğünde bir şey söylüyor. Çoğunu anlamıyorum ama beni pek sevmiyor galiba. (Üzgündür, belli etmemeye çalışır.) Sibel neye ağladı, bir şey mi oldu?
Necla Bilmiyorum ama son zamanlarda bir tuhaf. Anneannesine üzüldü çok. İyi oldu ağlaması. Rahatlar biraz. Geceleri sesler duyuyor, uyuyamıyor. Sibel’in kalbi bana da kapalı İsmet, kızım değil sanki.
İsmet O Fransız adamdan sonra böyle oldu değil mi?
Necla Orada bir şey olmuş, bundan eminim. Ama ne, ben de bilmiyorum. O üç yılın içinde, ne yaşadı, ne gördü. Bir bilsem. İki yıldır gelip gidiyor yabancı gibi. Konuşuyor ama eski Sibel değil. Uzak, çok uzak. Aklı bir şeyde takılı.
İsmet Ne yaptı kim bilir o adam, nasıl incitti Sibel’i. (Acılı) Çok aşıktı değil mi ona?
Necla Anlamadım, aşk mı, başka şey mi? Ne olmuş olabilir diye düşündük yıllarca. Diyelim adam kötü çıktı, boşandılar. Başka bir iş var bunun içinde. İsmet in-san kocasından ayrılınca psikolojik tedavi görür mü? Normal mi böyle bir şey. İlaçlarını babası fark etmiş, bilirsin pek anlardı o işlerden. Sıkıştırdık, geçiştirdi, depresyon diye. Ama depresyondan daha ağırmış yaşadığı. Ruh gibiydi, bu sene işte sanki daha normal. Taş gibi hiç ses vermiyor. Aynı anneme benziyor.
İsmet Şimdi toparlamış görünüyor. Gözlerindeki fer gitmiş ama bildiğim Si-bel işte.
Necla Toparladı, işe verdi kendini. Durmadan çalışıyor ama bu kadar çalış-ması da normal değil.
İsmet İşi yoğundur, tiyatronun bütün işleri onun sırtındadır. İyidir çalışmak yenge, çalışsın. Hem—
uz akt a k al an s es ler
108
Sibel girer.
Sibel (Toparlanmış. Zoraki bir neşeyle) Çaylar geldi! Anne senin şu korkunç kadınların cevabını bilmediğim sorular sordular bana. Mutfak sunak taşına dönmüş, etler, yemekler. Midem kalktı. Bu yemek faslının bir sonu olacak mı?
Necla Bakayım hemen. İşte yedisine kadar her gün yemek gelecek dışarıdan. Hep sofra kurulacak. Sen hiç cenaze evinde bulunmadın mı burada? Turist soruları soru-yorsun.
Sibel Demek çok durmamışım evin içinde. Helvaları, mevlidi falan hatırlıyo-rum da… Ziyafet sofrasının bu kadar sürdüğünü değil.
Necla (çıkarken) Ben yardım edeyim kadınlara. İsmet sen gitme oğlum, ye-meğe kal. Amanın bugün Hoca gelecekti, Kur’an okumaya. İyice bunadım ben. Bugün üçüncü gün değil mi?
Necla söylenerek çıkar.
Sibel Anneannemin bütün eşyalarını dağıttık, evde kalmaması gerekiyormuş. Ya İsmet, biliyor musun, ne sağlam kadın şu benim annem. Hem ağlıyor hem iş yapıyor, gıkı çıkmıyor. Üstelik buraya gelmeden önce apandisit ameliyatı olmuş. Ben Paris’ten gel-diğim gün yeni çıkmıştı hastaneden.
İsmet (şaşırmış) Apandisit mi? Emin misin?
Sibel Niye şaşırdın bu kadar? Önemli bir şey değil sonuçta, ama ameliyat ameliyattır.
İsmet Bilmem, boş bulundum herhalde… Kim varmış hastanede yanında? Sibel Babam öldükten sonra bir kadın ayarladık yanına. Kimsesiz bir kadın, kalacak yeri, kimi kimsesi yokmuş. Annemi de ikna eden o oldu. Kadına acıdığı için kabul etti yanına. Yani annem ona bakıyor desek daha doğru olur, biz de üstüne para veriyoruz.
İsmet Sibel…Sen kaç sene gelmedin, gittikten sonra?
Sibel Annem naklen yayın yapmıştır nasılsa, bilmiyor musun sanki? İsmet Sen söyle istedim.
Sibel Üç sene. süre yy a k ar acab ey
109
İsmet Üç sene. Niye Sibel, niye gelmedin ki hiç?
Sibel Öyle gerekiyordu. Gelinemeyecek durumlar vardı. Niye soruyorsun bunları?
İsmet Çok merak ediyorum çünkü. Resmen karanlık yıllar. Gittin ve kaybol-dun. Niye, hiç anlamadım. Tamam, beni bırakmış olabilirsin de her şeyi niye bırakasın? Peşinden gelmemekle kötü mü yaptım diye düşünürüm bazen.
Sibel Sen. Seni bırakıp başka bir adama giden kadının arkasından asla gel-mezsin. Hatta gidiyorum diyene dur bile degel-mezsin. Ben tanıyorum seni, sen kendini tanı-mamışsın.
İsmet Sadece zorlamayı sevmem. Acaba o zaman zorlasaydım durum değişir miydi?
Sibel Sonsuz zaman geçmiş, olan olmuş. Bana verdiğin ilk tarih dersinde şöy-le demiştin: “Tarihe ‘keşke’ işöy-le bakılmaz Sibel”. Doğruymuş. Tarihe “keşke” işöy-le bakılmıyor.
İsmet Ve söz konusu gelecekse kehanette de bulunulmuyor.
Bir süre bakışırlar. Bozgun, kırgın. Yukardan hocanın sesi gelir. Susar ve onu dinlerler bir süre. Sahne kararır.
9.
Sibel, Necla. Anneannenin odası.
Sibel Gülizar’ın doğudan geldiğini söylemiştin ya, neden gelmiş?
Necla Gülizar çok fakir bir ailenin kızıymış. Mevsimlik işçiler var ya, onlar-dan. Evin sekizinci çocuğu. Daha on beşindeyken babası yaşlı bir adama vermiş, daha doğrusu satmış. Düğün dernek olmadan Gülizar bizim köyden bir delikanlıya tutulmuş, oğlan askermiş galiba. Ya da önceden mi anlaşmışlar bilmiyorum işte. Kızın sözü kesil-miş, ne yapacaklar, kaçacaklar mecburen. Oğlan askerliğini bitirdikten sonra köye gelip ana babasına danışmış, baba evet demiş ama ana izin vermemiş. Neyse işte gitmiş kaçır-mış kızı. Tam köye ulaştıklarında, kurtulduk dediklerinde peşlerine takıldığını bilmedik-leri adamlar vurmuş ikisini, öldü belleyip kaçmışlar. Artık nişanlının adamları mı yoksa Gülizar’ın kardeşleri mi bilmiyoruz.
uz akt a k al an s es ler
110
Sibel Ve sevgilisi ölmüş, Gülizar kalmış ha? Yıkılmıştır.
Necla Ya, üstelik oğlanın ailesi kin beslemiş kıza. Gidememiş bir yere, nereye gidecek garibim zaten. Oğlanı gömdükleri mezarlığa yerleşmiş. Bir yıl mezarlıkta yaşa-mış. Acıyan köylüler yemek taşımışlar, biraz da korkmuşlar çünkü delirmiş Gülizar. Dü-şün işte kaç senedir bir başına kalmış bu köyde.
Sibel Oturduğu ev?
Necla Yaşlı bir kadın acımış buna, evine almış. Ölene kadar hizmet etmiş ona. Kadın ölünce de o evde kalmış işte. Ev dediysem, biliyorsun işte, kümesten hallice bir yer.
Sibel Anne gençliğinde nasıl rahat bırakmışlar Gülizar’ı. Başına bir şey gel-memiş mi?
Necla Orasını Allah bilir ama sanmam. Annem derdi ki, “Öyle yabandı ki yü-züne bakmaya korkardı köylüler”. “Adını deliye çıkarmaları ondan,” derdi. Aslında kor-kuyorlar Gülizar’dan. Sen inanmazsın ama Gülizar’ın bir çeşit büyücü olduğuna inanılır. Bedduası çok güçlü diye kimse ilişmez ona.
Sibel Batıl inanç işe yaramış bu defa. En azından Gülizar’ı korumuş. Çok acıklıymış hayatı. Tabii buna hayat denirse.
Necla Ona biz karışamayız ki, neye hayat denir bilinmez. Zor ama hayat işte. Elinden çok iş gelir Gülizar’ın, yarı doktor gibidir. Otları tanır, merhemler yapar. Daha küçücük kızken Koca Nine dediği kadın el vermiş buna.
Sibel Anneanneme düşkünlüğü biraz aşırı değil mi?
Necla Öyle deme! Tek sevgi gördüğü kişi o. Annem öl dese ölürdü gözünü kırpmadan. Çok kayırdı annem onu, gerçekten ablalık yaptı hem de herkesi karşısına ala-rak. Başta da babamı.
Sibel Dedem sevmezdi doğru, şimdi hatırlıyorum. Ne zaman burada görse “Uğursuz!” diye homurdanırdı.
Necla O uysal annem, söz konusu Gülizar olunca panter kesilirdi. Onun yü-zünden komşularla bile kötü oldu. E sevmesin mi Gülizar onu. Tek yakınını kaybetti. Emi-nim beEmi-nim kadar yanıyordur içi.
Sibel En çok kimsesizliği dokundu. Nasıl sağlam kalmış yine de, kimseye ey-vallahı yok. Üç posta fırçalıyor herkesi. Boynunu bükmemiş. Çok ilginç aslında. Bu gücü
süre yy a k ar acab ey
111
nereden alıyor acaba?
Necla Çaresizlikten. Yok ki kaybedecek bir şeyi. Ne ölümden korkar ne başka şeyden. Ama içini nereden bileceksin.
10.
Gülizar bu sahnede yalnız ve Kürtçe bir ağıt söyleyecek. Ya da söylenen, sesi sahne dışından
gelen bir ağıda eşlik edecek. Bu sırada otlarla merhem yapıyor.
Gülizar Koca Nine, Gülümser Aba, Memet! Artık yetmiştir değil mi, bitmiştir değil mi? Beni de alın yanınıza.
11.
Sibel ve Necla ipliğe boncuk dizerler. Anneannenin odası. Sibel Köyün içinden dere mi akardı?
Necla Ben çocukken akardı, şimdi bilmem.
Sibel Pierre’in büyükannesini ziyarete gitmiştik bir defasında. Fransa’nın gü-neyinde üzüm bağları olan küçük bir kasabada oturuyordu, eski, taş bir evde. Orada da bir nehir akıyordu kasabanın kıyısından. Baharda deli gibi akan bir nehir. Oraya gittiğimizde nedense aklıma anneannemin köyü gelmişti.
Necla (çekinerek) Görüşüyor musunuz hala Pierre’le. Sibel Hiç görmedim.
Necla Nasıl biriydi Sibel? Hep merak ederdik onu, sadece fotoğrafını gördük. Sibel Bilmem, hatırlamıyorum artık. Nasıl biriydi Pierre? Biriydi işte, gelip geçmiş biri.
Necla Kısmet. Birbirinize uygun değildiniz demek ki? Peşine takıldığında di-lini bile bilmiyordun değil mi? Zor tabii. İnsan aynı memleketten hatta aynı sülaleden
uz akt a k al an s es ler
112
adamla zor anlaşıyor. Kaldı ki—
Sibel Boş ver Anne, yorma kendini. Ben senin gibi düşünmüyorum, insan her yerde aynı. İyi ya da kötü. Melek ya da şeytan. Bunun milliyeti yok.
Bir süre sessizlik. İpliğe boncuk dizerler.
Sibel Anneannemin tuhaflığının nedenini şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Eskiden onu soğuk değil de değişik bulurdum işte. Bağır çağır sevmez, fazla tepki vermez. Ne üzgün ne sevinçli. Anlamazdım da farklı olduğunu bilirdim.
Necla Benim şansım işte, kızım da annem gibi. Ben de yıllarca başkalarının annesine heveslenirdim. Onlar gibi candan bir annem olsun derdim. Seni doğurduğum-da, hiç unutmam geldi ve üç gün zor oturdu yanımızda. Çok gücendiydim.
Sibel Ben anlıyorum, o yaşamaktan vazgeçmiş, yaşar gibi yapmış. Bütün gö-revlerini zorlamayla yerine getirmiş. Küçücük bir kısmı bile kendisinin olmayan hayatı böyle protesto etmiş.
Necla Benim suçum neydi peki?
Sibel Ne suçu anne, suç yok. Kadını alıyorlar ve hiç bilmediği bir yere, bir adamın yanına gönderiyorlar. Üstelik gönlünde hala eski kocası. Ondan olan çocuğunu göstermiyorlar. Geldiği evde de kendinden çok büyük bir adam ve onun hanım ağa rolün-de ilk karısı var. Gene iyi dayanmış. Seni doğurmuş, bu yaşa kadar yaşamış.
Necla Yok babamın ilk karısı büyükannem gibiydi, çok farklı bir kadındı. An-nemi de beni de çok severdi. Nur içinde yatsın. Sabah kalkınca ilk işim onun avludaki evine gitmek olurdu.
Sibel Anneannemin aldırdığını sanmıyorum. İstemediği bir adamın eski karısını mı kıskanacak? Anneannemi de bundan sevmiştir, kayıtsız görünen, rekabete girmeyen, sessiz bir kadın. Elinde bir gergef, sadece ona bakan bir kadın. Sadece geçmişe bakan bir kadın.
Necla Sana uzaktan güzel gelen o manzara, yaşarken o kadar güzel değildi ama. Korkarak sevilen bir anne. Hiç kolay değildi.
Sibel Anne diye bakıyorsun da ondan. Bir kadın diye düşün, her şeyini çok uzaklarda bırakmış, yaralı bir kadın. Bu duygular bizi körleştiriyor, biliyor musun? En az yakınımızdakileri görmemiz bundan.
süre yy a k ar acab ey
113
Necla Aman, ona hak ver buna hak ver. Ömrüm böyle geçti benim. İyi de bana kim hak verecek?
Sibel Biz bu boncukları neden diziyoruz ipliğe? Necla Bilmem. Boş durmaktan iyidir.
12.
Avlu. Sibel, İsmet; birbirlerine hiç bakmazlar.
Sibel Avludan sesler geliyor geceleri. Sanki hep birileri ağlıyor orada, benim kafam karıştı iyice. Geçmiş gelecek her şey birbirine girdi. Geldiğimden beri küçük bir kızım sanki. Dedem cebime şeker koyuyor, anneannem tahta bir tarakla saçlarımı tarıyor. Ayva ve üzüm kokularının içindeyim. En sevdiğim kokuların içindeyim. İçimden ağla-mak geliyor sürekli. Bir yatağa yatıp çıkmasam diyorum. Sabah kalkınca hep beraber bağa gitsek, dedemin kulübesine. Sonra avludaki küçük evin içindeki sandığı deşsek gizlice. Yasak olduğunu bile bile. Damlara serilmiş kaysıların kokusunu duyuyorum. Gecenin karanlığında anneannemin anlattığı masalları hatırlıyorum. Geldiğimden beri her gece aynı müziği işitiyorum. Geçmişte bırakılmış bir memleketten kalan o çalgının sesini. An-lamadığım bir dilin şarkısını. Kaçtığım şey oluyorum. Kaçtığımın içinde kayboluyorum. Avlunun ortasında, dut ağacının altında sanki sonsuz bir zamanın içindeyim. Çıkamıyo-rum. Kötü gelmiyor sadece korkuyoÇıkamıyo-rum. Kalbimde derin bir keder. Başkalarının kederi sanki benim gibi. Annemin hatırladığı o köyü ben özlüyorum, bir masal gibi anlattığı o köyü. Gülizar’ın türküsü, o Kürtçe şarkı anlamadan ağlatıyor beni. Bir şey kaybetmişim gibi kederleniyorum. “Kabukları kalkacak sırların” demişti Gülizar, sırlar. Kalksa rahat-lar mıyım bilmiyorum. Kendime kendimi kapatmışım, her şeyi duymadan dinlemişim. Kimmişim ben, sen biliyor musun? Senin aşık olduğun o kız kimdi? Arkamı döndüğüm her şey niye içimi acıtıyor şimdi. Gülizar’ın yaşamadığı ömrü ona versem diyorum, ama bende de yok ki yaşanmış bir ömür. Kayıplar var sadece. Kökler uzaklaşmış benden. İçim acıyor ama kopmuş bağlarımın kurulmayacağını biliyorum. Yarım kalmış hiçbir hikayeyi tamamlayamayacağımı biliyorum. Hepsinin kokusunu biriktirdim sadece. Gülizar’ın ba-haratlı kokusunu, içinde ısırgan otu ve bir bıçağın metal kokusu var. Anneannemin koku-sunu, Aslan Beyin tütün kokukoku-sunu, annemin nane kokusunu. Senin İsmet, senin karanfil kokunu. Aldım hepsini içime karıştırdım. Ne olur beni artık sevme.
uz akt a k al an s es ler
114
İsmet O kadar hikaye dinledin, anlamıyor musun, bazı şeyler seçim değil ki, elimizde değil ki. Benim seni ümitsizce sevmem de öyle. Ama üzülme çünkü kederi bitti, çok zaman önce. Keder ümide eşlik eder. Ümit yoksa sadece koyu bir yeis. Bu tek kişilik bir şey Sibel, bir davet değil ki. Sana rağmen bir şey. Hastalık değil. Kimileri ömürleri boyunca sadece bir kez sevebiliyor işte. Yetenek meselesi. Ben yeteneksizim.
13.
Anneannenin odası. Necla, Sibel otururken Gülizar girer. Elindeki kavanozu Necla’ya
uzatır.
Necla Nedir bu?
Gülizar Merhem. İçine sadece ot katmadım, güçlü olsun diye Koca Nine’nin dualarını da katmışım. Senin hastalığına ilktir merhem hazırlamam. Geldiği gibi gide-cek inşallah. Bir de oraya bir şey yapacağız, sonra. Derdini hapsetmemiz lazım, çıkmasın diye.
Necla kıpkırmızı, Sibel şaşkınlık içinde, Gülizar anlamıştır olanı.
Gülizar Kıza demedin. Bir şey bilmez. Hep susarsınız, hepiniz. İyi değildir bu kadar susmak.
Sibel Sen apandisit ameliyatı olmadın.
Necla Atlattım, önemli bir şey değil. Dert etmene gerek yok.
Sibel Şimdi anladım İsmet’in apandisit deyince şaşkınlığını. Tabii ya. Ona bile söylüyorsun, bir ben bilmiyorum öyle mi?
Necla Annesinden duymuştur. Onunla konuşmuştum İsmet’le değil. Dedim ya geçti, bitti artık.
Sibel Biten ne Anne? Biten ne? Yoksa? Ben salağım, tam bir salak. Tebrik ederim Necla Hanım. Bunu benden başarıyla gizlediğiniz için size annelik madalyası ta-karlar artık.
Necla Sibel konuşmayayım diyorum, etimi büküyorum ağzımı açmamak için ama zorluyorsun beni. En son yanıma gel dediğimde ne yaptın, hatırlıyor musun, döv-mekten beter ettin beni. Sana ihtiyacım var dedim, sen bana bağırdın. Sen Sibel ne zaman
süre yy a k ar acab ey
115
kafanı kaldırıp da bana baktın. İsmet’i bıraktın, bizi bıraktın, hiç tanımadığımız adamın peşine takılıp gittin. Evlendiğini telefonla bildirdin. Tam üç yıl Sibel gelmedin. Kaçamak telefonlar dışında haber almadık senden, neredesin ne yapıyorsun bilmedik. Üç yıl Sibel. Sonra iki sene önce çıkıp geldin, bir hafta zor kaldın. Bir şey anlatmadın, bir şey konuş-madın. Yanına geldiğimizde ne yaptın? Yüzümüze bile bakmadın, kaçtın evden. Baban hastalandığında kaç defa geldin, iki mi, üç mü? Üçüncü gelişin cenazeyeydi. Şimdi de Anneannenin cenazesine gelip, ne zaman döneceğini soruyorsun. (Ağlamaya başlar, sesi
yükselir.) Sana niye haber verecekmişim hasta oldum diye, söylesene niye haber
verecek-mişim. Şimdi gelip her şey eskisi gibi olacak mı sanıyorsun. Nasıl olacakmış, bir söyle, ben de bileyim. Yeter artık. Sen bana o yanıma koyduğun kızdan daha yabancısın.
Necla çıkar.
Gülizar İyidir, yüreğindekileri döktü. Belki hastalığına da iyi gelir. En kötüsü sessizlik.
Sibel ağlar. Gülizar başını okşar.
Gülizar Ağla, için katılaşmasın ben gibi. Bir cevap beklemiş, sormadan. Ken-diliğinden, usulca dök istemiş derdini. Dememişsin. Gitmiş dönmemişsin. Belli döne-memişsin. Geride çok soru kalmış. Endişe kalmış. Yardım edemeyecekleri kadar uzak düşmüşsün onlara. Yüreğini uzakta tutmuşsun. Bilmiyorsun değil mi, nereden açılır ka-panmış bir yürek. Zordur. Anneannen gibi bir ömür kapatma. Neyse ne işte, geçer gider her şey. Olanın yanında durma, bırak aksın, senden uzakta kalsın.
Gülizar çıkar, bir süre sonra İsmet girer. İsmet Sibel.
Sibel (gülmeye çalışarak) Ara verdim ya, sık egzersiz yapıyorum.
İsmet Öyle miymiş, unutmamak için çalışmak mı gerekirmiş? Ben kendiliğin-den hatırlanır sanırdım.
Sibel Kimisi için öyleymiş. İsmet Duygu eğitimi. İyiymiş.
Sibel Duygusal dışavurum eğitimi, senin dediğin duygusuzlar için. Ben duy-gusuz değilim ki. (Ağlar.)
İsmet Şşşşşt elbette değilsin. (sessizlik) Sibel köyün dışındaki tepeye
kaçtığı-uz akt a k al an s es ler
116
mız günü hatırlıyor musun?
Sibel Hatırlıyorum. Kekikli tepe.
İsmet Keklikli tepeydi de sen yine kekik kokusu alıp adını değiştirmiştin. Sibel Çok küçük olmalıyız.
İsmet İlkokuldaydık. Tepeye uzaktan bakıyoruz ve bize hem çok büyük hem de olduğundan uzak geliyor. Sanki oraya gitsek Everest’e tırmanmayı başaracağız, o kadar önemsiyoruz yani.
Sibel Mesafe ve genişlik algısı ne kadar değişiyor. Çocukken geniş, bitimsiz bir dünyanın içindesin. Sonra küçülüp, daralıyor her şey.
İsmet O gün aniden karar verdik tepeye gitmeye. Birbirimizi cesaretlendir-dik. Mutfaktan gizlice yiyecek aşırdık. Akşamüstüne yakındı saat ve ramazan olduğu için evde kadınlar telaşla yemek hazırlıyor, erkekler ise pinekliyordu. Zaten köyün en sev-diğim yanı buydu, annem durmadan, “İsmet neredesin?” demiyordu evde olduğu gibi. Çıktık, bir süre koştuk sonra yavaşladık. Yollarda oyalandık, pınardan su içtik, meyve çaldık ve tepenin eteğine geldik.
Sibel Hatırladım, zor tırmanmıştım tepeye çünkü üzerimde etek vardı ve ayağımdaki terlikler kayıyordu. Sen elimi tutmuş çekiştirmiştin beni.
İsmet Ben olsam yardım ettin derdim. Tepeye ulaştığımızda hava kararma-ya yüz tutmuştu. Ama başardık diye öyle mutluyuz ki hiç aldırmıyoruz karanlığa falan. Oturduk ve uzaklara baktık. Birbirimize düşlerimizi anlattık . Düş dediğim de komik şeylerdi. Sen okul açıldığında bir sene boyunca sana eziyet eden o kıza gününü göstere-ceğini söylemiştin örneğin. Bir de bana düzenli mektup yazacağına yemin etmiştin.
Sibel Bence ilkokulda değildik İsmet, ortaokuldaydık.
İsmet Belki. Sen bana bir şey söylemiştin tepeden inerken, hiç unutmadım. Sibel Ne demiştim?
İsmet Demiştin ki, “Bu tepeyi, şu yıldızları ve bu günü hep hatırlayacağım”. Şaşırmıştım, öyle değişik gelmişti ki sözlerin, birden büyümüşüz, bir filmin içindeyiz gibi gelmişti. Sen zaten çocukken kocaman laflar ederdin. Birden büyürdüm ben de. Galiba beni büyüten sendin. Yoksa elinde sapanla kuş kovalayan bir salak oğlandım ben.
süre yy a k ar acab ey
117
Sibel Yani?
İsmet İşte Sibel. Yanisi falan yok, gelirken tepenin yanından geçtim ve dur-dum, güldüm. Tepe bile değil, küçük bir tümsek.
Sibel Ben en çok dönüş tantanasını hatırlıyorum. Dedem olmayaydı temiz bir sopa yemiştim. Herkes sokaklara dökülmüş bizi arıyor, felaket tellalı annem neredey-se cenazemizi hazırlıyor. Of aman ne korkunçtu yarabbi. Sonra da nereye gitneredey-sem haber vermem gerekmişti. Kekikli Tepe macerasına bak. Olay diye hatırladığımız şeye bak. Bu çocukluk var ya, sahiden budalalık. Arkadaşımın bir oğlu var, bebeklerden nefret ediyor ama daha kendisi çocuk. Diyor ki, “Ben kendi çocukluğuma bile katlanamıyorum”. Öyle gülüyorum ki, aynı ben. Kazlar cumhuriyetinin üyesi çocuklar. Ama sevimlilikleri de on-dan.
İsmet Ebedi Çocukluk Kulübü’nün kurucusu olarak teessüflerimi bildiriyo-rum ve “Çocuklar müthiştir!” diyobildiriyo-rum. O tepe o zaman Everest gibi görünüyordu ve biz ona cesaret etmiştik. Macera elbette.
Sibel Macera. Sonra hayat dedi ki, tepe sandıklarınız tümsek, pamuk sandığı-nız bulut sis, aştık sandığısandığı-nız yol ise hiç.
İsmet Bana karamsar diyen güzele bak, utanmasa “su insanı boğar ateş yakar-mış” felsefesine geçecek.
Sibel Ne o, Tarancı felsefesi mi?
İsmet Çizgi filmlerin bile felsefesi oluyor da Cahit Sıtkı’nın niye olmasın, değil mi ama? Sen niye ağladın, söylemeyecek misin? En azından yengem niye ağladı onu söyle.
Sibel Necla felsefesi. Kant’ı bile anlama şansın var, onu yok. Her şeyi gizler, hiçbir şeye itiraz etmez görünür sonra bir çıkarımda bulunur dudağın uçuklar. Boş ver.
İsmet Bak işte Fransız etkisi, her şey tikel. Oysa burada daha çoğul felsefelere ihtiyacımız var. O olmadan, şu sevdiğin türküleri bile anlayamazsın. Birini ve herkesi an-latan türküleri.
Sibel Anlamadım İsmet.
İsmet Şunu demeye çalışıyorum. (Güler.) Bana söze böyle başlamayı yasakla-mıştın. Pardon baştan alıyorum. Diyorum ki Madam, bütün bireysel kederlerde ortak bir kader var. Kaderi hangi anlamda kullandığımı biliyorsun. Senin anneannene bağladığın türkü de, Gülizar’ın hikayesinde de hepsinde…
uz akt a k al an s es ler
118
Sibel Sen biliyor muydun Gülizar’ın hikayesini.
İsmet Gülizar demek hikayesi demek, nasıl bilmem. Köyde herkes bilir. Sibel Ben unutmuşum demek.
İsmet Sen ilgilenmemişsin demek. Gülizar’ı sevmeyen demeyelim de korkan köylüler, türküsünü seviyor, aslında acısını anlıyor. Gerisi önemli değil. Biz sadece kendi-mize kapanıyoruz, dert varsa derman da var diyor ortak akıl, küçümsüyoruz. Senin kuru-muş dediğin kökler işte o duyguya bağlanan damar. Sen birinin kızısın. Bunu unuttuğun için mutsuzsun demiyorum ama daha çok acı çekiyorsun. Mesele bunu abartmak değil sadece kabul etmek. Ben kimdim diye sormuştun ya. Sen birinin kızısın Sibel.
Sibel Bunu inkar etmedim ki ben.
İsmet İyi o zaman, sorun yok. Nerede yaşarsan yaşa, bunu hatırladığın sürece içinde bir serinlik hissedersin. Kaybolmazsın yollarda.
Sibel Ya yol yoksa?
İsmet Bu nihilizme girer ve beni aşar gülüm. Sen en iyisi felsefeni değiştir. (Güler.) Ben hep olduğum yerde olacağım, ararsan cevap vereceğim.
Sibel Gidiyor musun?
İsmet Vakit tamamdır. Tepeyi fethettik unutma ve bal gibi tepeydi. Sibel İsmet…
İsmet Bir şey söyleme. Gerisi kederli şeyler. İsmet çıkar, Sibel arkasından bakar.
14.
Gece. Avlu. Çıkrıkçı Kadınlar.
Sibel Anneannemi gösterin bana. Kısacık bir an bile olsa. Ona onu çok sev-diğimi söyleyeyim. Niye gelemedim anlatayım. Affetsin beni, öyle gitsin. Ne olur anne-annemi gösterin bana. Onu hiç unutmadığımı söyleyeyim. Korktuğum gecelerde yanına kıvrıldığım gibi, her korktuğumda yatağının kokusunu duyduğumu söyleyeyim. Bana onu verin kısa bir süreliğine, benim ömrümün ipini kısaltın onunkine ekleyin. Anneanne!
An-süre yy a k ar acab ey
119
neanne!
Akordeon sesi başlar.
Kadınlar Fısılda gecenin esintisine. Anneannen onun içinde Fısılda gökteki yıldızlara. Anneannen onun içinde.
Ağla atın terkisinde kaybolmuş bir hayata Nal sesleri onun içinde
Fısılda dağlara, karanlık sulara Anneannen onun içinde Ağla kalbinin diliyle ağla Geçmişin onun içinde Sibel bağırarak ağlar.
Sibel Benim içimde ölmüş bir çocuk var. Hiç büyümeyecek anneanne. Senin geçmişte bıraktığın bebek gibi. Bir çift patik olarak kalacak zamanda. Benim içimde ölü bir çocuğun bedeni var. Onunla bakıyorum hayata, onunla nefes alıyorum. Ben ölmüştüm aslında, yoktum, kalmamıştım. Ondan gelmemiştim yanına. Gelememiştim. Hiç kimse-ye dönmeyişim bundandı. Kayboldum ben Anneanne. Kayboldum bul beni. Saçımı tara. Rüya yavrum geçecek de. Sabaha hiçbir şeyin kalmayacak de. Beni yatağına taşı, yanına al. Anneanne suç var, büyük bir günah var. Çocuğunu küvette boğan bir adam var. Gördün mü Anneanne. Bak ay kanlandı, rüzgar çoğaldı. Ben o adamı sevmiştim Anneanne, çok sevmiştim. Benden bebeğimi çaldı. Delirmişti, kendinde değildi. Kendinde değildi. Senin hiç bilmediğin bir dünyada kaldım ben Anneanne. Anneanne durdur, krize girdi, ne ya-pacağım bilmiyorum. Bebeğimi aldı, bebeğimi aldı. Bebeğimi aldı.
Kadınlar Gece işitti seni. Çocuk melek şimdi. Üzülme. Git Anneannenin yatağı-na yat. Kucaklasın seni.
Müzik çoğalır, sislenir sahne. Gülizar gelir, kucaklar Sibel’i, saçını okşar. Bir ninni söyler Kürtçe.
Beyazlı Kadın görünür, Sibel’e ve Gülizar’a bakar. Kapı açılır ve çıkar.
uz akt a k al an s es ler
120
15.
Avlu. Anneannenin yedisi okunuyor. Sibel ruh gibi ama dingin. Gülizar girer. Gülizar Vakit tamam. Sen gidiyorsun artık değil mi?
Sibel Gidiyorum Gülizar Nine. Annem gelmiyor ama. Burada kalmaya karar vermiş. Ben önce gidip evdeki kadını yollayacağım buraya. Önümüzdeki ay gelip şehirde-ki evi kapatacağım. Tekrar gelirim o zaman.
Gülizar En iyisi, otursun annesinin evinde işte. Ne yapacak şehirde. Ama yanı-na o kadını gönder, yalnız kalmasın.
Sibel Sen de varsın.
Gülizar Bana bakma. Benim işim belli olmaz. Bakarsın giderim. Sibel Nereye?
Gülizar Aha da şu dağların ötesine. Geldiğim yerden döneyim diyorum. Her şeyin başına ama sonrası yok gibi olacak. Sen dönecek misin artık, dürdün mü defterleri. Sibel Açtım ama düremedim. Benim kalbim de orada kaldı işte. Yaram, sevdam her şeyim. Dönemem. Dönersem bütün bağım kopacak. Ama geleceğim buraya. Anneannemin yanına.
Gülizar Senin adam orada ne yapıyor şimdi?
Sibel Tedavi görüyor. Hastaymış o, çok hastaymış hem de. Uyuşturucu nedir biliyor musun?
Gülizar Bilmem mi? Azı merhemdir her derde.
Sibel Onun kullandıkları seninkilerden değil, kimseye merhem olacak şeyler değil. Müptelaymış. Ben de bilmiyordum önceleri. Kötü biri değildi Gülizar Nine, dünya-nın en iyi adamıydı. Ama o illet yüzünden delirdi, çıldırdı, her şeyi yok etti.
Gülizar İyileşir mi peki?
Sibel Bilmiyorum. İyileşse de nasıl bakarım yüzüne onu da bilmiyorum. Ama ayrılamıyorum o var, (yutkunarak) küçücük bir mezar var. Gitmesem ağlıyor gibi geliyor. Dönemem. süre yy a k ar acab ey
121
Gülizar Ben gibi bir mezarı mı bekleyeceksin yavrum? Bekleme. Ölüleri rahat bırakmak lazım. Benim gidecek yerim yoktu. Senin var. Ölüleri ölmeye bırakmak lazım. Sonra ruhları huzursuz olur. Bırak oldu mu kızım, bırak ölüleri. Kavuşma gününe kadar bırak. Hadi yolun bahtın açık olsun. Bir daha görüşmezsek dediklerimi unutma. (Sarılır ağlaşırlar.)
Gülizar gider, Sibel arkasından bakar. Biraz sonra Necla görünür merdivende. Necla Biri mi geldi Sibel, çıkmadın yukarı.
Sibel Gülizar’la konuştuk biraz. Geliyorum Anne. Sibel çıkar.
16.
Bu sahne bir rüya sahnesi olacak. Gülizar’ın düğün sahnesi hem de ölüm sahnesi. Gülizar’ın gençliği. Bir Kürt gelini. Onun ağıtıyla başlayacak sahne ve bir hüzünlü düğüne dönüşecek. Damatla dans edecek ve onunla birlikte sislerin arasında kaybolacak. Yani stilize bir sahne.
Son
uz akt a k al an s es ler122
Tiyatro
Araştırmaları
Dergisi
Katkıda Bulunacaklar
için Yönerge
Tiyatro Araştırmaları Dergisi’ne (TAD) gönderilen yazıların başka bir yerde yayımlanmamış, ya da yayımlanması amacıyla başka bir yere iletil-memiş olması gereklidir. Yazılarda kullanılan her türlü materyalin izinli ve belgeli olması gerekmektedir. (izin mektubu/mail’i yeterlidir) Yazarlar, yazılarını öncelikle [email protected] e-mail adresine ve/ ya editörlerin mail adreslerine göndermeli, yanıt aldıktan ve varsa öneri-len teknik değişiklikleri yaptıktan sonra iki basılı kopyayı derginin yazış-ma adresine ve yazış-mail adresine postalayazış-malıdır. Yazıların aşağıda belirtilen teknik özellikleri yerine getirmesi zorunluluktur. Önerilen değişiklikler yapılmadan gönderilen yazılar dergiye kabul edilmez. Dergiye gönderilen yazılar iade edilmez. Dergide yayımlanan makalelerden yapılacak alıntıla-rın derginin e-mail adresine bildirilmesi indeksleme çalışmaları açısından son derece yararlı olacaktır. Tiyatro Araştırmaları Dergisi sadece bilimsel makalelere değil, kitap incelemelerine de yer vermektedir. Kitap incele-melerinin bilimsel bir nitelik taşıması ve tanıtımdan çok değerlendirme-nin hedeflenmesi temel koşuldur. Bu koşulu sağlayan incelemeler de ha-kem onayına sunulmaktadır. Ayrıca derginin Katkılar başlığı altında telif sorunu olmayan ve derginin çerçevesine uygun çeviri metinler ve bilimsel makale olarak kaleme alınmamış yazılar hakem değerlendirmesi olmak-sızın salt editoryal değerlendirme ile basılabilmektedir.