• Sonuç bulunamadı

Turgut Acar'dan bir öykü:Zaman sızıyor aynaya

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Turgut Acar'dan bir öykü:Zaman sızıyor aynaya"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

CUMHURİYET DERGİ

20

KISA ÖYKÜ

Turgut A c a r ’dan

bir öykü...

Zaman

sızıyor

aynaya

endi kendime konuşmama bir an­ lam veremedim doğrusu. Dahası r yakıştıramadım da. Geçtim ayna­

nın karşısına bir güzel oturdum. Hal işte böyle. İki kişi olunca konuşmanın ta­ dına doyum olmuyor. Birbirimizi dinleme­ sek, her kafadan bir ses çıksa bile, yine de ta­ dı başka oluyorkarşılıklı konuşmanın. Ara­ da bir iğneli sözleretm iyordeği! öteki, ama aldırmıyorum. Aldırmıyorum, çünkü ben de sözümü sakınmıyorum. Kızıyor, surat edi­ yor, küfür de ettiği oluyor hani. Ben yine alınmıyor, bildiğimi okuyorum. Neki birsöz etti arada. Hiç duymadığım. Algıladığım ka­ darıyla anlamlandırdım kendimce. Olmadı. Tadı buruk düştü, biryanı yavan kaldı sanki. Onun söylediği andaki gibi acıtıp sarsmadı beni. Ayni tadı duyumsamam için yinelet­ tim. Nazlandı ama kırmadı.

“Zaman sızıyor aramızdan, dedi, sızıyor da aynanın üzerine damlıyor. Görmüyor mu­ sun?”

Aynen böyleydi söylediği. Bu nasıl sözdü? Bakakaldım. Ne de olsa benden fazla oku­ muşluğu var. Gözleri yaşlıydı, pınarlarında biriken damlalar benim yanağımı sıyırarak aynaya düşüyordu. Dokundum yanağıma ıs­ laktı. Söylediği söze mi, benim anlamadan baktığıma mı ağlıyordu bilemiyorum. Sade­ ce:

“Ağlaşmaya mı oturduk böyle? Konuşa­ lım biraz.” deyince kendine geldi. Ak men­ dille gözyaşını kuruladı.

“Sürdürelim öyleyse.”

Sürdürmek için düşünüyorum. O kadar çok şey üşüşüyor ki, beynimin kıvrımların­ dan birtürlü yol bulup dilimin ucuna gelemi­ yorlar. Sıkıntımı, umarsızlığımı görüp acı­ yor olmalı:

“Bana bak.” diyor. İşaret parmağını kendi­ ne doğru kıvırıp açıyor. Yanaşıyorum. Seve­ cen sesiyle:

“O kadar incesine bakma, yık bir duvar sözgelimi, taşını toprağını ayıklayalım bir­ likte,olsun bitsin.”

“İstersen çocukluğumuzdan başlayalım.” “Sen de unutmamışsın bak.”

“Unutulurmu.Nekadargüzeldiherşey.O zamanlar gök bile yakın gelirdi bize. Uzan- sak yıldız toplayacağımızı sanırdık. Palan­ döken’den Dumlu’ya bağırmak gelirdi içi­

mizden. Bu iki dağ kolu dünyamızın sınırla­ rıydılar. Ondan ötesini bilmezdik. Ama düş dünyamız çok genişti.”

“Yollar vardı düşlere giden. H epbiryede- re gitmek gelirdi içimizden. Gelip giden her şeyin ardından koşardık, birşeyler umarak. At arabalarının, kamyonların, leyleklerin bi­ le. Coşkulu birsevinçleyaşardık hep. Toprak başka, çimen başka, yağmur başka kokardı. Karda kokardı sanki.”

“Çocuk kokulu günlerdi onlar.”

“Şimdi yok.”

“Yok, ya. Binleri karalayıpyok etti sanki. Bir karabasandı bizi saran.”

“ Bulutların alçalıp başımıza değdiği bir gün, duymadığımız, bi Imedigimiz bir uğul­ tu geldi kulağımıza, durduk dinledik. Ses so­ kaklara döktü herkesi. Çoğalarak yaklaşan, yaklaştıkça içimizi titreten sesten çok kork­ tuk ilkin. Çıt çıkmıyordu kimseden. Sonra biri bağırdı bulutlu göğe bakarak, görmeden ‘Ejderhageliyor!’ diye. Biryaşlıdüzeltti ‘Ne

TURGUTACAR

1927 yılında Erzurum’da doğdu. Öğreniminin büyük bölümünü de orada yaptı. Ailesinin İzmir’e göç edişiyle, son sınıfı İzmir’de okuyarak İnönü Lisesi’ni bitirdi. Uzun yıllar memurluk ve yöneticilik yaptı. Emekli olunca ticaretle ilgilenmeye başladı. Turgut Acar’ın ilk öykü çalışmaları 1948 yılında başlar. Çeşitli dergilerde öyküleri yayımlandı. Sonra uzun bir suskunluk dönemi oldu. Yakın dönemde ise peş peşe kitapları yayımlandı.

Kitapları: Kar Üstünde Kızıl Lâleler (Öykü) Mayıs 1992, Kimse Bilmez Bu Anıyı (Öykü) Kasım 1992, Yalnızlığın Çan Sesleri (Öykü) Aralık 1993, Gülbeyaz (Öykü) Mayıs 1995, Zaman Sızıyor Aynaya (Öykü) Çıkacak, Kalktı G ö ç Eyledi (Roman) Çıkacak

ejderhası yeğenim, ona teyyare derler, Der- sim ’den gelir.’ Dersim ’den gelen hoş gelir dermişçesine, leyleğin ardından kanatlanır gibi onu da uğurlamıştık taaa kaleye kadar koşarak. Gözden yitip D um lu’nun ardına devrilince, dil dışarda eve dönmüştük.”

“Eksiksiz öyleydi. Sonra toplaşıp teyya- reyle ilgili bir sürü uydurma düş üretmiştik yorulmadan.”

“Anımsar mısın? Bahçesinde toplaşıp ko­ nuştuğumuz evde bir bayan öğretmen otu­ rurdu. Deli tepek anlattıklarımızı bize görü- meden dinler, içten içe bizi severmiş. Nerde bilelim. Bilmem kaçıncı teyyarenin geçişini uğurladıktan sonra dönüp bahçede toplan­ mıştık. Birsöz geldi ortaya, kimdense ‘Kürt- lerayaklanmış.teyyareleronlaraymış.’ ‘Git ordan deli’ dedilerbunudiyene. Dediler de, yine de bu sözden incinmiş içimize göm­ müştük sızımızı. Suskunlaşmış o kısacık ya­ şamımızdaki Kürt dayımızı, Kürt ninemizi, Arabacı Kürt Emo’yu düşünmüş ağılı, ağıtlı bir bulamaca dalmıştık. Gövdemizden or­ ganların birerbirer kopup düştüğü sanısıyla acılar içindeydik. O sırada çıkmazımızı se­ ven öğretmen pencereye gelip uçağı, eşkıya­ yı anlatmıştı bize uzun uzun. Gözlerimiz yerde, ses etmeden, kirli tozlu ellerimize ba­ karak dinlemiş, bu iki sözcüğün derinini on­ dan öğrenmiştik. Daha başka şeyler de. Tey­ yare de demiyorduk uçağa artık. Uçak geç­ miyordu ama uğultusu hep vardı kulakları­ mızda. Çocuk yüreğimizin ivecen atışına inat gün lerin geçişi ağırlaşmıştı. O yazın kı­ şı olmuştu. Gökte uçak görmüyorduk artık. Son turna bölüğünü de yollamıştık Dum­ lu’ya doğru. Göğe bakmaz olmuştuk. Boz- bulanıktı her yöremiz. Bir toz yağmıştı o günlerde görmediğimiz, bilmediğimiz. Her­ kesin yüzünde kardeş acısı gibi duruyordu. Derin, ince, içe kanayan.”

“Şimdi aklıma düştü. Sen de bilirsin ya, bir sabah karlı bir uğultuyla uyanmıştık. Ne uçaktı bu, ne de başka bir şey. Palandöken ’ i, Dumlu’yu dolanıp, yapraksız kavak dalları arasında ağıt olup Karasu’yla birlikte gidi­ yordu. Sezinliyorduk, duıduramıyorduk, so- ramıyorduk, gidiyordu iz bırakmadan. Sade­ ce dinlenebilen, dinledikçe güçlenen bir ses vardı kulaklarımızda.”

“Dert yağmıştı yöremize iri iri, kara kara. Uğultu da kara renge bürünmüştü. Gördük. Gün ilerledikçe kar aklığında o daha çok ka­ rarıyordu. Kötü bir olacağı beklemenin öl­ dürücü girdabına düşmüştük. Uğultu her ya­ nımızı sarm ıştı. Biz mi uğuldayıp duruyor­ duk yoksa? Ses bizden mi çıkıyordu? Ben­ den, senden, ondan, Arabacı Kürt Emo ’dan.” “Neyi bekliyorduk gözlerim iz yolda? Kürt Emo’yu olmasın?”

“Hem de oydu. Emo sokağa girince uğultu ossaat bir araba ses olup döküldü ortalığa. Yayıldı dilden dile. (Cadde boyu direklere adam asmışlar. Boyunları bükük, dilleri dı- şarda. Eşkıya mıymış neymiş,)”

“Sanırım buydu beklenen sıkıntı. İçimiz darala darala dinlemiştik Kürt Em o’yu. Di­ rekten direğe uluyan ölümü görmüştü.

Kaç ölüydüler?

Kentteki direklerkadarmı? Belkim.

Belkimdeçok.

Kolsuz, kanatsız boşlukta uçuşan bu söz­ lerle yapraksız kavak dalları titreyerek bir­ birlerine sarılıp bekleştiler. Yapıların kapıla­ rı kara kara açı l ıp kapandılar.”

“Evet, böyle olmuştu.” dedi. Bakıştık.

“Senin tarafta yıkıntı kaldı mı?” dedi. “Hiç eksilmedi ki .’’ dedim.

“ Bende de öyle.” dedi. Gitti, ardına bak­ madan.

Ben de yürüdüm, ardıma bakmadan. Bir yüzde iki göz, biri kan ağlıyordu. Öteki?

Oda.

Ak mendili bulam adım .-^

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Ama yanıtlanmıyorsa onları kapatmak için bir final (filmin üçüncü bölümü olan sonuç bölümü) şarttır.. İki tür

• Videolar hazırlanmadan önce videonun nasıl çekileceği, hangi ortamda çekileceği, hangi açılarla çekileceği vb.. konularında

• Henriksen (2000), sözcük dağarcığının sözcüklerle ilgili, kısmi bilgi, sözcüklerle ilgili derinlemesine bilgi ve sözcük üretimi olmak üzere üç bileşeni

geniş anlamı ise geleneksel ya da modern, kurmaca ya da değil anlatma esasına dayalı tüm yapıtları kapsayan tümel bir adlandırma oluşudur.” (Yivli, 2019: 126) Burada

Bu bakımdan, sadece üniver- sitede ders veren biri olarak değil, sıkı bir öykü okuru ve öykü kitapla- rı üzerine eleştiriler yazan biri ola- rak da öykü/hikâye

Alınan anamnez bilgileri ve yapılan klinik muayeneler sonucu, evcil ve yabani hay- vanların saldırılarına bağlı olarak oluşmuş trav- ma tanısı konulan toplam

“Nail Çakırhan hem bu efsaneyi mimarlık se­ rüveninin belgelerini hem de Muğla ve Ula yö­ resinin geleneklerini ve sanat zenginliklerini gelecek kuşaklara

Sömürgeci güçler olan Fransızların ülkeye girmelerinden sonra eğitim ve kültür alanında Fransızcanın egemen olmasıyla birlikte Fransızca yazılan Cezayir