GAZİ ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
EL SANATLARI EĞİTİMİ ANA BİLİM DALI
DEKORATİF ÜRÜNLER EĞİTİMİ BİLİM DALI
BEYPAZARI TELKARİ İŞLEMECİLİĞİ VE
TAKI ÖRNEKLERİNİN İNCELENMESİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Hazırlayan
Mehmet Fatih ÖZDEMİR
Ankara Haziran, 2010
GAZİ ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
EL SANATLARI EĞİTİMİ ANA BİLİM DALI
DEKORATİF ÜRÜNLER EĞİTİMİ BİLİM DALI
BEYPAZARI TELKARİ İŞLEMECİLİĞİ VE
TAKI ÖRNEKLERİNİN İNCELENMESİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Mehmet Fatih ÖZDEMİR
Danışman: Prof. Dr. Mediha GÜLER
Ankara Haziran, 2010
iii
JÜRİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI
Mehmet Fatih ÖZDEMİR’in “Beypazarı Telkari İşlemeciliği Ve Takı Örneklerinin İncelenmesi” başlıklı tezi 09.06.2010 tarihinde, jürimiz tarafından El Sanatları Eğitimi Ana Bilim Dalı, Dekoratif Ürünler Eğitimi Bilim Dalında Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir.
Adı Soyadı İmza
Başkan: ... ... Üye (Tez Danışmanı): Prof. Dr. Mediha GÜLER ... ... Üye: Yrd. Doç. Dr. İbrahim KISAÇ ... ... Üye: Yrd. Doç. Zeynep GÖKCESU ... ... Üye : ... ...
iv
ÖNSÖZ
Beypazarı; tarihi ipek yolu üzerinde etrafı sarp yamaçlarla çevrilmiş bir alan içerisinde kurulmuş, zengin tarihi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, antik mimari dokusu içinde yaşayanları ile açık hava müzesi görünümlü, tarihi ve kültürel zenginliklere, doğal güzelliklere sahip tipik bir Anadolu şehri, başkentimizin şirin bir ilçesidir.
Burcu burcu Anadolu, buram buram tarih ve sanat kokan, Osmanlıya has özellik ve kültürünü hala muhafaza eden bu şirin beldemiz, eski ve yeniyi bir arada yaşarken unutulmaya yüz tutmuş gelenekleri, göz okşayan sıcak ve estetik mimarisi, yöresel lezzetleri, misafirperverliği ile bizleri karşılayıp ağırlamaktadır.
Geçmişinde olduğu gibi günümüzde de ilgi odağı olan Beypazarı, Türk mimari-sinin eşsiz özelliklerini yansıtan tarihi evleri, konakları ve diğer kültürel varlıklarıyla, saray mutfağından tadına doyum olmayan yöresel yemekleriyle, kurusu ve havucuyla, geleneksel kıyafetleriyle, doğal güzelliklerinin yanı sıra yer altı zenginlikleriyle, tarihi çarşısı ve geleneksel el sanatlarımızın yaşatıcısı olan zanaatkarları ile tanınır.
El sanatları bakımından zengin olan yörede özellikle Telkari gümüş işlemeciliği, bakırcılık, bez ve kilim dokumacılığı, sim – sırma işlemeciliği, semercilik, saraçlık ve demircilik gibi zanaatlar yapılmaya devam edilmektedir. Günümüzde yok olmaya yüz tutmuş el sanatlarımızı yaşatmak için ayrıca da çaba gösterilmektedir.
Yapmış olduğum araştırmanın kaynağını tüm bu zenginliklere sahip Beypazarı oluşturmuş ve hayat vermiştir. Bu yüzden araştırmam Beypazarı’na, kuyumculuğa, bu alanda eğitim alanlara, konuya ilgi duyan ya da araştırma yapmak isteyenlere kaynak olarak katkıda bulunursa amacına ulaşmış olacaktır.
Araştırmamın yönlenmesinde tavsiyelerinden yararlandığım ve her aşamasında ilgi ve desteğini benden esirgemeyen çok değerli Prof. Dr. Mediha GÜLER hocama, yardımlarından dolayı Beypazarı kuyumcularına, her zaman yanımda olan sevgili eşime ve varlığıyla beni neşelendiren biricik yavrum M. Beşir’e teşekkürü bir borç bilirim.
v
ÖZET
BEYPAZARI TELKARİ İŞLEMECİLİĞİ VE TAKI ÖRNEKLERİNİN İNCELENMESİ
ÖZDEMİR, Mehmet Fatih
Yüksek Lisans, Dekoratif Ürünler Eğitimi Bilim Dalı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Mediha GÜLER
Haziran – 2010, 143 sayfa
Bu araştırmanın amacı; Beypazarı telkari işlemeciliği ve takı örneklerinin incelenmesidir.
Araştırma kapsamında 50 çalışan için anket formu uygulanmıştır. Belirlenen 10 üreticiden, telkari tekniği ile yapılmış ürünlerden seçilen 50 adet takı için bilgi formu düzenlenmiştir. Bilgi formları ve anket formları tablolaştırılarak açıklanmış, sonuçlar sayı ve yüzde olarak ortaya konulmuştur.
Ayrıca telkari tekniği ile yapılan bir ürünün yapım aşamaları; tel çekimi, model hazırlama, şekil verme, birleştirme, kaynak, ağartma ve parlatma, ayrıntılı olarak analiz edilip, fotoğraflarla sunulmuştur.
Bulgular, Telkari işlemeciliğinin usta – çırak ilişkisi içerisinde öğrenildiği ve bu şekilde de devam ettirilmeye çalışıldığını ancak günümüzde eğitimli yeni neslin bu alana ilgisiz kalmasından dolayı eleman sıkıntısının ortaya çıktığını göstermektedir. İşletmelerin ürün tasarımlarını takı katalogları ve internet aracılığıyla elde ettikleri, bu yüzden de farklı tasarımlara ihtiyaç duydukları, ürünlerini pazarlamakta zorlandıkları, emeklerinin değer karşılığını alamadıkları ve telkari ürünlerin seri üretimi için döküm tekniğini kullandıkları saptanmıştır. Bu bulgular ışığında çözüm önerileri sunulmuştur.
vi
ABSTRACT
FILIGREE EMBROIDERY IN BEYPAZARI AND THE STUDY OF JEWELRY SAMPLES
ÖZDEMİR, Mehmet Fatih
Master Program, Decorative Products Of Education Science Branch Thesis Advisor: Prof. Dr. Mediha GÜLER
June – 2009, 143 pages
The aim of this study is to examine embroidery of telkari and some samples of jewelry in Beypazarı
A questionnaire has been handed out to 50 workers. 10 manufacturers have been chosen and inquiry forms have been filled out for their 50 products made by the technique of Telkari. These inquiry forms and Questionnaire forms have been explained in tables and the results have been declared in numbers and percentages.
Moreover the stages in the making of a product made by telkari technique , wire drawing, preparing a model, appearance design, combining, welding, whitening and polishing all have been analysed in details and presented by photographs.
The findings reveal that embroidery of Telkari has been learned through apprenticeship and tried to be continued in this way however because of the new generation’s indifference there has been a problem of employment. It has been revealed that The manufacturers get their designs via jewelry cataloques and the internet and accordingly they need different samples, they have problems in marketing their products and cannot get the worth of their labour and that they use moulding technique for mass-production. Within the light of these findings some suggestions have been put forward to yield better results.
vii
İÇİNDEKİLER
Sayfa
JÜRİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI ... iii
ÖNSÖZ ... iv
ÖZET ... v
ABSTRACT ... vi
TABLOLAR LİSTESİ ... xii
ŞEKİLLER LİSTESİ ... xiv
BÖLÜM I GİRİŞ 1.1. Problem ... 1 1.2. Amaç ... 3 1.3. Önem ... 3 1.4. Varsayımlar ... 4 1.5. Sınırlılıklar ... 4 1.6. Tanımlar ... 4 BÖLÜM II KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR 2.1. El Sanatları ... 5
2.1.1. El sanatlarının tanımı ve özellikleri ... 5
2.1.2. El sanatlarının sınıflandırılması ... 6
2.2. Kuyumculuk Sanatı Ve Takı Kavramı ... 8
2.2.1. Kuyumculuğun tanımı ... 8
2.2.2. Takı’nın tanımı ve tarihsel süreç ... 9
2.2.3. Takılarda motiflerin kullanımı ... 11
2.2.3.1. Bitkisel Motifler ... 12
2.2.3.2. Geometrik Motifler ... 12
2.2.3.3. Hayvansal Motifler ... 12
2.2.3.4. Sembolik Motifler ... 13
2.2.4. Takılarda kullanılan malzemeler ... 13
viii 2.2.4.1.1. Altın ... 13 2.2.4.1.2. Gümüş ... 14 2.2.4.1.3. Platin ... 15 2.2.4.1.4. Paladyum ... 15 2.2.4.1.5. Rodyum ... 16 2.2.4.1.6. Bakır ... 16 2.2.4.1.7. Kalay ... 17 2.2.4.1.8. Nikel ... 17 2.2.4.1.9. Çinko ... 17 2.2.4.2. Süstaşları ... 18 2.2.4.2.1. Kuvars ... 18 2.2.4.2.2. Opal ... 18 2.2.4.2.3. Turkuvaz ... 18 2.2.4.2.4. LapisLazuli ... 18 2.2.4.2.5. Malakit ... 19 2.2.4.2.6. Akuvamarin ... 19 2.2.4.2.7. Ametist ... 19 2.2.4.2.8. Topaz ... 19
2.3. Beypazarı Hakkında Genel Bilgi ... 19
2.3.1. Coğrafi durumu ... 19 2.3.2. Tarihçesi ve adı ... 20 2.3.3. Ekonomik yapısı ... 21 2.3.4. Tarihi evleri ... 22 2.3.5. Tarihi eserleri ... 22 2.3.6. El sanatları ... 23 2.3.6.1. Telkari işlemeciliği ... 23 2.3.6.2. Dövme bakırcılık ... 23 2.3.6.3. Dokumacılık ... 23
2.3.6.4. El işlemeleri, çevre ve sırma işlemeleri ... 23
2.3.6.5. İpekli el dokumacılığı... 23
2.3.6.6. Demircilik ... 24
2.3.6.7. Saraçlık ... 24
2.3.6.8. Semercilik ... 24
ix 2.4.1. Telkari’nin tanımı ... 24 2.4.2. Telkari’nin tarihçesi ... 25 2.4.3. Telkari’nin çeşitleri ... 26 2.4.3.1. Hasır telkari ... 26 2.4.3.2. Kakma telkari ... 26 2.4.3.1. Kafes telkari ... 27
2.4.3.1. Astar üzeri telkari ... 27
2.4.4. Telkari’de kullanılan araçlar ... 28
2.4.4.1. Ergitme ocağı ... 28 2.4.4.2. Ergitme potaları ... 29 2.4.4.3. Dereceler ... 29 2.4.4.4. Silindir ... 30 2.4.4.5. Haddeler ... 30 2.4.4.6. Mengene ... 31 2.4.4.7. Mikrometre ... 31 2.4.4.8. El matkabı ... 32 2.4.4.9. Çiftler ... 32 2.4.4.10. Makas ... 32
2.4.4.11. Teneke kalıp ölçüleri ... 33
2.4.4.12. Tırtır makinesi ... 33 2.4.4.13. Örs ... 34 2.4.4.14. Şalümo ... 34 2.4.4.15. Amyant ... 34 2.4.4.16. Pres... 35 2.4.4.17. Heştek takımı ... 35 2.4.4.18. Tahta tokmak ... 36 2.4.4.19. Penseler ... 36 2.4.4.20. Eğeler ... 37 2.4.4.21. Kıl testere ... 37 2.4.4.22. Fırçalar ... 37
2.4.5. Telkari yapım aşamaları ile birlikte bir ürünün analizi ... 38
2.4.5.1. Tel çekme ... 38
2.4.5.2. Model hazırlama ve şekil verme ... 42
x
2.4.5.4. Ağartma ... 45
2.4.5.5. Son işlemler ... 47
2.4.6. Beypazarı’nda üretilen telkari ürünler ... 48
2.4.6.1. Kemerler ... 48 2.4.6.2. Kolyeler ... 49 2.4.6.3. Bilezikler ... 49 2.4.6.4. Küpeler ... 50 2.5. İlgili Araştırmalar ... 50 BÖLÜM III YÖNTEM 3.1. Araştırmanın Modeli ... 52 3.2. Evren Ve Örneklem ... 52 3.3. Verilerin Toplanması ... 52 3.4. Verilerin Analizi ... 53 BÖLÜM IV BULGULAR VE YORUM 4.1. Üreticilerin kişisel niteliklerine ilişkin bulgular ... 54
4.2. Üreticilerin mesleği tercih etme ve öğrenimlerine ilişkin bulgular ... 56
4.3. Üreticilerin çalışan sayısı ve işyeri donanımına ilişkin bulgular ... 57
4.4. Ürün tasarımı, motifsel özellik, tasarım ihtiyacı ve ürün kalitesine ilişkin bulgular ... 58
4.5. Yeni neslin telkari sanatına olan ilgisine ilişkin bulgular ... 61
4.6. Üreticilerin aylık gelir düzeyine ilişkin bulgular ... 61
4.7. Üreticilerin üretim sistemlerine ilişkin bulgular ... 62
4.8. Kuyumculuk sektörünün ilçedeki sorunlarına ilişkin bulgular ... 65
4.9. Üreticilerin ürünlerinin değer olarak karşılığını alma durumlarına ilişkin bulgular ... 65
4.10. Telkari takılarda kullanılan malzemelere ilişkin bulgular ... 66
4.11. Telkari takılarda kullanılan motiflere ilişkin bulgular ... 67
xi BÖLÜM V SONUÇ VE ÖNERİLER 5.1. Sonuç ... 68 5.2. Öneriler ... 69 KAYNAKÇA ... 71 EKLER ... 74
Ek-1. Anket Formu ... 74
xii
TABLOLAR LİSTESİ
Sayfa
Tablo 1. Ankete Katılan Bireylerin Cinsiyete Göre Dağılımı ... 54
Tablo 2. Ankete Katılan Bireylerin Medeni Duruma Göre Dağılımı ... 54
Tablo 3. Ankete Katılan Bireylerin Yaş Kategorisine Göre Dağılımı ... 55
Tablo 4. Ankete Katılan Bireylerin Eğitim Durumuna Göre Dağılımı ... 55
Tablo 5. Ankete Katılan Bireylerin İşyerindeki Pozisyonuna Göre Dağılımı ... 56
Tablo 6. Ankete Katılan Bireylerin Mesleği Tercih Etme Nedenine Göre Dağılımı ... 56
Tablo 7. Ankete Katılan Bireylerin Mesleği Kimden Öğrendiğine Göre Dağılımı ... 57
Tablo 8. Ankete Katılan Bireylerin Mesleği Kaç Yıldır Yaptıklarına Göre Dağılımı ... 57
Tablo 9. Ankete Katılan Bireylerin İşyerindeki Çalışan Sayısına Göre Dağılımı .... 58
Tablo 10. Ankete Katılan Bireylerin İşyeri Donanımı Yeterliliğine Göre Dağılımı 58 Tablo 11. Ankete Katılan Bireylerin Tasarımları Nasıl Elde Ettiklerine Göre Dağılımı ... 59
Tablo 12. Ankete Katılan Bireylerin Ürettikleri Takıların Ağırlıklı Olarak Taşıdığı Motifsel Özelliğe Göre Dağılımı ... 59
Tablo 13. Ankete Katılan Bireylerin Ürünlerinin Tasarım ve Kalite Bakımından Beklentilere Cevap Verebilirliğine Göre Dağılımı ... 60
Tablo 14. Ankete Katılan Bireylerin Kullandıkları Motiflerin Dışında Farklı Tasarımlara Olan İhtiyaç Durumuna Göre Dağılımı ... 60
Tablo 15. Ankete Katılan Bireylerin Telkari İşlemeciliğinde Yeni Neslin Bu Sanatı Öğrenmedeki İlgi Durumuna Göre Dağılımı ... 61
Tablo 16. Ankete Katılan Bireylerin Meslekten Elde Ettikleri Aylık Gelir Oranlarına Göre Dağılımı ... 61
Tablo 17. Ankete Katılan Bireylerin Üretim Sistemlerine Göre Dağılımı ... 62
Tablo 18. Ankete Katılan Bireylerin Ürünlerinin Hitap Ettiği Kesime Göre Dağılımı ... 62
Tablo 19. Ankete Katılan Bireylerin Ürünlerini Satın Alanların Öncelikli Olarak Dikkat Ettikleri Şeye Göre Dağılımı ... 63
Tablo 20. Ankete Katılan Bireylerin Telkari Dışında Kullandıkları Yapım Tekniklerine Göre Dağılımı ... 63
xiii
Tablo 21. Ankete Katılan Bireylerin Alanlarına Sunulacak Yeni Tasarımlara Olan Yaklaşımlarına Göre Dağılımı ... 64 Tablo 22. Ankete Katılan Bireylerin Ürettikleri Takı Türüne Göre Dağılımı ... 64 Tablo 23. Ankete Katılan Bireylerin Sektörlerinin İlçedeki Sorunlarına Göre
Dağılımı ... 65 Tablo 24. Ankete Katılan Bireylerin Sattıkları Ürünlerinin Değer Olarak Karşılığını Alma Durumuna Göre Dağılımı ... 65 Tablo 25. Bilgi Formlarındaki Telkari Takıların Kullanılan Malzemelere
Göre Dağılımı ... 66 Tablo 26. Bilgi Formlarındaki Telkari Takıların Kullanılan Motiflere
Göre Dağılımı ... 67 Tablo 27. Bilgi Formlarındaki Telkari Takıların Kullanılan Bezeme Türüne
xiv
ŞEKİLLER LİSTESİ
Sayfa
Şekil 1. Hasır Telkari ... 26
Şekil 2. Kakma Telkari ... 27
Şekil 3. Kafes Telkari ... 27
Şekil 4. Astar Üzeri Telkari ... 28
Şekil 5. Ergitme Ocağı ... 29
Şekil 6. Ergitme Potaları ... 29
Şekil 7. Tel Derecesi Ve Astar Şidesi ... 30
Şekil 8. Tel Ve Astar Silindiri ... 30
Şekil 9. Haddeler ... 31
Şekil 10. Mengene ... 31
Şekil 11. Manüel Ve Dijital Mikrometre ... 31
Şekil 12. El Matkabı ... 32
Şekil 13. Çiftler ... 32
Şekil 14. Makas Çeşitleri ... 33
Şekil 15. Teneke Kalıp Ölçüleri ... 33
Şekil 16. Tırtır Makinesi ... 33
Şekil 17. Örsler ... 34
Şekil 18. Şalümo Ve Başlıkları ... 34
Şekil 19. Amyant ... 35
Şekil 20. Kollu Pres ... 35
Şekil 21. Heştek ve Havşalar ... 36
Şekil 22. Tahta Tokmak ... 36
Şekil 23. Pense Çeşitleri ... 36
Şekil 24. İnce Dişli Eğe Çeşitleri ... 37
Şekil 25. Kıl Testere ... 37
Şekil 26. Fırça Çeşitleri ... 38
Şekil 27. Gümüşün Potaya Konulması Ve Eritilmesi ... 38
Şekil 28. Ergimiş Gümüşün Tel Derecesine Dökülerek Metal Çubuğun Elde Edilmesi ... 39
Şekil 29. Gümüş Çubuğun Tel Silindirinden Geçirilerek İnceltilmesi Ve Tavlanması ... 39
xv
Şekil 31. Haddelere Takılan Telin Tel Çekme Makinesinde İnceltilmesi ... 40
Şekil 32. Tel Çekme Makinesinde İstenilen Ölçüye Gelen Telin Makaraya Sarılması ... 40
Şekil 33. Tel Çekme Makinesinde İstenilen Ölçüye Getirilmiş Gümüş Tel ... 41
Şekil 34. Çatı Telinin Yassılatılması Ve Dolgu Telinin Dinamo İle Sarılması ... 41
Şekil 35. Hazır Hale Getirilmiş Çatı Teli Ve Dolgu Teli ... 41
Şekil 36. Çatı Telinin Teneke Kalıba Sarılması Ve Açılması ... 42
Şekil 37. Tarak Adı Verilen Formun Oluşturulması ... 42
Şekil 38. Metalin Tavlanması Ve Formun Biçimlendirilmesi ... 43
Şekil 39. Açık Uçların Kaynak İle Birleştirilmesi ... 43
Şekil 40. Dolgu Türleri ... 44
Şekil 41. Dolgu Formunun Oluşturulması ... 44
Şekil 42. Dolgu Formunun Muntaç İçine Yerleştirilmesi ... 44
Şekil 43. Modelin Islatılarak Üzerine Toz Kaynak Serpilmesi ... 45
Şekil 44. Toz Kaynak Serpilen Modelin Kaynaklanması ... 45
Şekil 45. Modelin Bakır Kap İçinde Asitle Ağartılması ... 46
Şekil 46. Modelin Şekillendirilmesi Ve Üzerine Yarım Kürenin Kaynatılması ... 46
Şekil 47. Modelin İğne Kısmının Hazırlanması ... 46
Şekil 48. Kaynaklanan Ürünün Tekrar Ağartılması ... 47
Şekil 49. Ağartılan Ürünün Tel Fırça İle Parlatılması ... 47
Şekil 50. İğne Ucunun Sivri Olacak Şekilde Kesilmesi ... 47
Şekil 51. Ürünün (Broş) Bitmiş Halinin Görünüşü ... 48
Şekil 52. Kemer ... 49 Şekil 53. Kolye ... 49 Şekil 54. Bilezik ... 50 Şekil 55. Küpe ... 50 Şekil 56. İnciliTılsım ... 77 Şekil 57. Armut Tılsım ... 78 Şekil 58. Tılsım ... 79
Şekil 59. Çarkı Felek Kolye Ucu ... 80
Şekil 60. Çiçek Kolye Ucu ... 81
Şekil 61. Taşlı Kolye Ucu ... 82
Şekil 62. Daire Kolye Ucu ... 83
xvi
Şekil 64. Altın Kolye Ucu ... 85
Şekil 65. Altın Dikdörtgen Kolye Ucu ... 86
Şekil 66. Altın Elips Kolye Ucu ... 87
Şekil 67. Altıgen Kolye Ucu ... 88
Şekil 68. Daire Kolye Ucu ... 89
Şekil 69. Bitkisel Kolye Ucu ... 90
Şekil 70. Semazen Kolye Ucu ... 91
Şekil 71. Baklava Dilimi Kolye Ucu ... 92
Şekil 72. Yelpaze Küpe ... 93
Şekil 73. Elips Küpe ... 94
Şekil 74. Sallantılı Ay Küpe ... 95
Şekil 75. Hilal Küpe ... 96
Şekil 76. İncili Küpe ... 97
Şekil 77. Küpe ... 98
Şekil 78. Çarkıfelek Küpe ... 99
Şekil 79. Altın Göz Küpe ... 100
Şekil 80. Pıt Pıt Altın Bilezik... 101
Şekil 81. Turkuvaz Bileklik ... 102
Şekil 82. Mekik Bilezik ... 103
Şekil 83. Astar Üzeri Bileklik ... 104
Şekil 84. Yeşil Akik Taşlı Bileklik ... 105
Şekil 85. Altı Gözlü Çiçek Bileklik ... 106
Şekil 86. Yonca Bileklik ... 107
Şekil 87. Sim Dolgulu Bileklik ... 108
Şekil 88. Göz Bileklik ... 109
Şekil 89. Kırmızı Akik Taşlı Bileklik ... 110
Şekil 90. Turkuvaz Bileklik ... 111
Şekil 91. Mekik Dolgulu Bileklik ... 112
Şekil 92. Yeşil Akikli Bileklik ... 113
Şekil 93. Dört Yaprak Yonca Bileklik ... 114
Şekil 94. Yonca Bileklik ... 115
Şekil 95. Sim Dolgulu Broş ... 116
Şekil 96. Sarma Dolgulu Broş ... 117
xvii
Şekil 98. Sedef Taşlı Broş ... 119
Şekil 99. Altı Yapraklı Çiçek Broş ... 120
Şekil 100. Altı Yapraklı Çiçek Set ... 121
Şekil 101. Pıt Pıt Motifli Elips Set ... 122
Şekil 102. Pıt Pıt Motifli Daire Set ... 123
Şekil 103. Sekiz Köşeli Yıldız Set ... 124
Şekil 104. Altı Köşeli Yıldız Set ... 125
BÖLÜM I GİRİŞ
1.1. Problem
Sanat, insanların duygu ve düşüncelerini, heyecanlarını ve ruhsal dengelerini başkalarına aktarabilmesi, duygu ve düşüncelerini biçimlendirmesidir (Züber, 1982, s. 13).
Sanat ve sanat ürünleri; çağdan çağa ve toplumdan topluma farklılık göstermiş, çok farklı biçimlerde değerlendirilmiş, buna karşın bütün insanlık tarihi boyunca insanoğlunun vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş ve bütün insanlık tarihi boyunca var olmuştur. İnsanoğlunun milyonlarca yıl öncesine varan uzun geçmişi içerisinde, taş yontma ve mağara resimleriyle başlayan sanat, günümüzün modern anlayışıyla birlikte değişip gelişmiş ve kültürümüzde önemli bir yer almıştır (Durgut, 1999, s.1).
Bireyin bilgi ve becerisine dayanan, genellikle doğal hammaddelerden yararlanarak yapılan, toplumun kültürüne, gelenek ve göreneklerini, folklorik özelliklerini taşıyan, yapan kişinin zevk ve becerisini yansıtan gelir sağlayıcı üretime dönük sanatsal etkinliklere el sanatları denilmektedir (Öz, 1998, s.42).
İnsanların günlük gereksinimlerini karşılamak için daha çok süsleme, dekorasyon ve fayda sağlama amacıyla yapılan el sanatları ürünleri, bireyin yaratıcı yeteneği ile toplumun karakterini yansıtarak milli sanat zevkini ortaya koymaktadır. Bu ürünleri tarihsel geçmişi içinde günlük kullanım eşyasından, hediyelik eşyaya pek çok ürünü içine alan tüketim malları olarak tanımlanabilmektedir (Öztürk,1998, s12).
Anadolu’nun eşsiz topraklarında yapılan arkeolojik ve bilimsel araştırmalara göre dünya tarihinde hem ilk altın takıların üretildiği, hem de ilk altın paraların basıldığı ve kullanıldığı yer olarak Anadolu bilinir. Altın, gümüş, bakır ve alaşımları gibi metaller kullanılarak yapılan takıların, dinsel amaçla tılsım, büyü ve uğur gibi
kavramlara, gücü simgelediğine, korunma özelliğinin bulunduğuna ve süslenmenin hayatın bir parçası olduğuna inandıklarını görürüz.
İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinde ortaya çıkan maden sanatı çerçevesinde yapılan eserler ilk zamanlar da ihtiyaçları karşılama amaçlı olurken daha sonraki dönemlerde estetik kaygıyla güzelliğe güzellik katmak amaçlı olmuştur. Gümüş ve altın işçiliği alanında da estetik kaygının ve emeğin ön planda olduğu çok değerli ürünler verilmiştir. Özellikle bir süsleme tekniği olan Telkari sanatında da bu olgu önemli bir yer tutmaktadır. Bu teknik günlük hayatta kullandığımız eşyaları eşsiz birer süs aracına dönüştürmektedir.
Anadolu’daki takı kültürüne bakıldığı zaman yöresel farklılıkların devreye girmesiyle zengin bir tasarım çeşitliliği ortaya çıkmaktadır. Mardin’den Beypazarı’na, Eskişehir’den Şanlıurfa’ya, Gaziantep’ten Erzurum’a, Trabzon’dan Adana’ya, Bursa’dan Diyarbakır’a, Konya’dan Kahramanmaraş’a, Antakya’dan Tokat’a ve Tarsus’tan Tosya’ya yapılan “Anadolu takıları” yolculuğu esnasında kendinizi Anadolu’nun o eşsiz güzelliği içerisinde buluyorsunuz. Anadolu’nun köylerine kadar uzanan takı kültürü içinde her biri ayrı sanat eseri ve el emeği göz nuru olan öyle takılarımız var ki; sesini yurt geneline ve hatta dünya çapında duyurmuş olanları var (Anonim, 2004).
Ancak 21. yüzyılın getirdiği teknolojinin ulaşılamayan baş döndürücü hızı, farklı ve yeni zevkler, tasarım, model, stil gibi kavramlar neredeyse her gün yenilenir oldu. Bununla beraber terk edilen gelenekler, hepsi birbirinden güzel ve Anadolu insanını anlatan nice sanatlarımız artık günün zevklerine hitap edemediği için veya farklılaşan ihtiyaçlara verecek bir cevap bulamadığı için unutuldu. Yıllardır sanatlarına hayat veren ve eserlerinden yaşam kazanan usta sanatkârların birçoğu, eserlerine olan ilginin azalmasıyla ya mesleği bırakmak zorunda kalmış ya da zamana uyarak farklılaşmış-lardır.
Araştırmada; Ankara ili Beypazarı ilçesi kuyumculuk atölyelerinde yapılan Telkari işlemeciliği konu edilmiştir. El sanatları kapsamına giren ve bugün kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya gelen, daha ziyade el emeği ve basit araçlar kullanarak turistik değeri olan mamuller üretmek amacıyla yapılan bu sanatın tanıtımının yapılarak varlığının devam ettirilmesi için bu konuya eğilmekte yarar görülmektedir.
1.2. Amaç
Bu araştırmanın amacı, "Ankara ili Beypazarı ilçesi telkari işlemeciliğinin ve kuyumculuk atölyelerinde üretilen takı örneklerinin incelenmesidir."
Bu genel amaç çerçevesinde aşağıda sıralanan alt amaçlara yer verilmiştir. 1. Telkari işlemeciliğini tanımlamak,
2. Kullanılan malzemeleri, araç gereçleri ve yapım tekniğini belirlemek, 3. Atölye ve çalışan durumlarını saptamak,
4. Telkari işlemeciliğinin ekonomik durumunu belirlemek, 5. Telkari işlemeciliğinin mevcut problemlerini saptamak,
6. Geleneksel telkari sanatında kullanılan motif ve bezeme türlerini belirlemektir.
1.3. Önem
El sanatlarının bir bölümünü oluşturan maden işleri toplumun doğal gereksi-nimlerini karşılamak için usta-çırak ve aile içi eğitim yöntemleri ile yapılmıştır. Bu konuda yapılan çalışmalar günümüzde dar ölçülerde kalmış, çalışmayı yürütecek elemanlar yetiştirilmemiş, yetiştirilenlerde çeşitli nedenlerle başka alanlara yönelmiş ya da yöneltilmiştir.
Telkari gümüş işlemeciliği birçok alanda uygulanabilecek özelliğe ve yapıya sahip bir sanat dalıdır. Bu sanatta kullanılan araçları ve teknikleri inceleyerek telkari gümüş işlemeciliğinin ihtiyacı olan yaratıcı ve üretici teknik elemanların yetişmesine olanak sağlamak, bölgesel özellik gösteren bu sanatın geliştirilmesine ve yaşatılmasına yardımcı olmak, bu konuda eğitim alan bireylere, ilgililere ve gelecek kuşaklara kaynak oluşturmak ve belgelemek açısından araştırma önem kazanmaktadır.
1.4. Varsayımlar
1. Araştırma için belirlenen yöntem ve teknikler ile hazırlanan anket ve tespit edilen ürünlerin bilgi formları, araştırmanın amacında belirlenen özellikleri ölçecek yeterliliktedir.
2. Seçilen 50 adet telkari ürün evreni temsil edecek niteliktedir.
1.5. Sınırlılıklar
1. Araştırma Ankara ili Beypazarı ilçesinde Telkari işlemeciliği yapan kuyumculuk atölyeleri ve bu atölyelerde çalışanların görüşleri ile sınırlıdır.
2. Araştırma Beypazarı ilçesinde bulunan kuyumculuk atölyelerinde üretilen telkari ürünler ile sınırlıdır.
1.6. Tanımlar
Gümüş: Beyazımsı gri renkte, parlak, kolay işlenebilen ve tel haline gelen
oksitlenmeyen değerli bir madendir ( Meydan Larousse,1973).
Kuyumculuk: Değerli-değersiz, metal-metal olmayan hammaddeleri işlemek
suretiyle sanat eseri yapamaya yönelik faaliyetlerin tümüne denir ( Vitiello,1995).
Motif: Bir figürün esasını teşkil eden şekil ve unsurlardır (Özbağı, 1989). Takı: İnsanların ayak bileği, bel, bilek, burun, boyun, kulak, parmak vb.
vücudun birçok yerine çıplak ya da giyecek üzerine taktıkları değerli maden ve taşlardan yapılmış süs eşyaları ( Kuşoğlu,1994).
BÖLÜM II
KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE İLGİLİ ARAŞTIRMALAR 2.1. El Sanatları
2.1.1. El sanatlarının tanımı ve özellikleri
El sanatları üretildikleri çağa damgasını vuran birer belge olarak geleceğe ışık tutmuş ve geçmiş ile bağlantı kurmamızı sağlayan değerler ürünü olmuşlardır.
El sanatlarına dayalı mal üretiminin yaklaşık dokuz – on bin yıllık bir geçmişi vardır. Tarihsel dönemlerde el sanatı ürünler; değişim ve ticarete konu olmuş, üretimi, tarımsal üretimin yanında gelişimini sürdürmüştür. El sanatları üretimi, toplumdaki iktisadi işlevin yanında toplumsal, dinsel vb. birçok işlevler görmüştür (Aktan, 1989, s.4).
El sanatları üretimi; kısaca belirli hammaddeleri el becerisi ve gerekirse basit el araçları ile işleyerek, işlenmiş (mamul) ve yarı işlenmiş ürünler elde etmektir (Aktan, 1989, s.4).
El sanatları; bireyin bilgi ve becerisine dayanan, özellikle doğal hammaddelerin kullanıldığı elle ve basit araçlarla yapılan ve toplumun kültürünü, gelenek ve görenek-lerini taşıyan, ayrıca üretimi yapan bireylerin duygu, düşünce ve becerigörenek-lerini yansıtan gelir sağlayıcı üretime yönelik etkinlikleridir (Onuk ve diğerleri, 1998, s.13).
Geleneksel bilgi ve görgüyle üretilen el sanatı her ürün, el emeğine dayalı olarak üretildiğinden birbirinin aynısı değil tektir. Var olan bilgi, tasarım veya çizim değil, geleneksel bilgidir. Aile içi eğitimle öğrenilmiş biçim ve formlardır. Bu özellikleri ile el sanatı ürünler, kuşaktan kuşağa aynı genel özellikleri yineleyerek üretilirler. El sanatı; ister kişinin gereksinim, ister pazara yönelik üretim amaçlı olsun, bu üretimin ortak özelliği yapım tekniklerinin ve ortaya çıkan ürünlerin çok benzer oluşudur.
Atölye içi üretimde usta önemlidir. El sanatı üretiminin sanatsal yönü olduğun-dan ortak becerileri gerektirir ve elle yapıldığı içinde üretim miktarı sınırlıdır. Bu üretimler seri üretim değildir (Öztürk, 1998, s.7).
El sanatı olarak nitelendirilen ürünler, gündelik yaşamda insanların kullanım-larında gerekli yer tutan araç ve gereçlerden, dinsel inançlar gereği yapılmış veya belirli günlerde kullanılan eşyalara kadar, işlevleri ve kullanım alanlarına göre oldukça çeşitlilik gösterirler. El sanatı her ürünün yapımının belirli bir amacı vardır. Dolayısıyla her ürün başka bir görevi üstlenir. El sanatlarındaki çok çeşitlilik nedeniyle ürünlerin işlev ve kullanım yerleri düşünülerek, el sanatlarını belirli gruplarda toplamak ve bu ürünleri daha anlaşılır biçime getirmek gereklidir. El sanatlarını, günlük kullanım eşyaları, kült eşyaları, günümüzde hobi olarak çalışılan el sanatları ve turistik-hediyelik eşyalar gibi işlev ve kullanım alanlarına göre konulara ayırmak olanaklıdır.
2.1.2. El sanatlarının sınıflandırılması
Geleneksel Türk el sanatları, ulusal kültürün en özgün ve verimli kaynakları arasında yer alır. Etnografik eşyalar, yüzyıllardır Anadolu’da toplumdan topluma değişerek, evrensel boyut kazanan değerler ortamında gelişen, değerlendirilen ve çeşitlilik gösteren kültürün maddi ürünleridir. El sanatlarındaki çok çeşitlilik nedeniyle tanımlarken veya incelerken bu sanatları belli gruplar altında toplamak gerektiğinde birden çok sınıflandırma yapılabilir.
El sanatlarının sınıflandırılmasında ortak özelliklerin en belirgini üretimin aslını oluşturan hammaddelerdir. Dolayısıyla kullanılan hammadde ürünün yapım amacını ve kullanım yerini de belirler. Bu nedenle buradaki sınıflamada el sanatlarının yapıldıkları hammaddeler esas alınmıştır. Bunlar; hammaddesi (hayvansal, bitkisel ve kimyasal) lif olanlar, hammaddesi ahşap (ağaç) olanlar, hammaddesi taş olanlar, hammaddesi toprak olanlar, hammaddesi maden (metal) olanlar, hammaddesi cam olanlar, hammaddesi deri ve hayvansal atıklar olanlar, hammaddesi kabuk, saz, ince dal ve sap olanlar, hammaddesi deniz canlılarından elde edilenlerdir (Öztürk, 1998, s.75).
Hammaddesi lif olanlar, yapım teknikleri esas alınarak sınıflandırıldığında, halı - kilim, el dokusu kumaşlar, çarpana (kolon) gibi dokumalar, dokuma türleri; çorap,
kazak, eldiven vb. örgülerle oya türleri, danteller, işlemeler, keçeler ve el baskıcılığı bu grupta yer alır (Öztürk, 1998, s.75–79).
Hammaddesi ahşap olanlarda, ürünün türü, kullanım alanı ve toplumdaki işlevi gibi ortak özellikler dikkat çekmektedir. Bir el sanatı ürünün yapımında kullanılan el baskı kalıpları, tezgahlar, ip eğirme araçları, tarım ve ulaşımda kullanılan araba, kağnı, döven, boyunduruk gibi araç ve parçaları, mutfak araç ve gereçleri, rahle, tespih, takunya, vazo, ağızlık, baston vb. günlük kullanım eşyaları ve aksesuarlar, mimaride kullanılan minber, kapı ve pencerelerle kimi müzik aletleri hammaddesi ahşap olan el sanatları arasındadır (Öztürk, 1998, s.75–79).
Hammaddesi taş olanları, yapımında kullanılan taşın türü, kullanım alanı ve yapım teknikleri gibi özellikler esas alınarak kümelemek olanaklıdır. Değersiz taşlar kullanılarak yapılan mimari öğeler, çeşmeler ve mezar taşları, süs taşları işlenerek yapılan takılar, tespihler, ağızlık, pipo, kimi günlük kullanım eşyaları, lüle taşı, Oltu taşı ve mermer işlenerek yapılan işler bu grupta yer alır (Öztürk, 1998, s.75–79).
Hammaddesi toprak olan el sanatı ürünler, ürün türüne bakılarak sınıflandırılırsa, mutfak eşyaları, günlük kullanım eşyaları, çini ve seramik eşyalar olarak sayılabilir.
Hammaddesi maden olanlar, eşyanın işlevi ve yapımında kullanılan madenin türü bir arada düşünülerek sınıflandırıldığında, kapı tokmakları, mutfak araçları, tarım araçları, hayvan koşumları, mimari öğeler, müzik aletleri gibi demirden yapılan işler, hamam takımları, ısınma araçları, çay – kahve takımları ve fincan zarfları, vazo, duvar tabakları gibi bakır – pirinç işleri, kuyumculuk, takılar, ve günlük kullanım eşyalarında kullanılan altın ve gümüş işleri sayılabilir (Öztürk, 1998, s.75–79).
Hammaddesi cam olanlar, ürün adından gidilerek sınıflandırıldığında, göz boncuğu (nazar boncuğu), çeşmi bülbüller, vitray türleri ve takılarda aksesuarlar bu grupta sıralanabilir (Öztürk, 1998, s.75–79).
Hammaddesi deri ve hayvansal atıklar olanlar grubunda eşyanın türü ve işlevi düşünülürse, saraçlık, deri giyim, deriden yapılan kemer, çanta, kese, sigaralık gibi günlük kullanım eşyaları, kürk giyim eşyaları ve post yapımı, cilt işleri, gölge oyunu tipleri, tarım ve mutfak araçları, kemik ve boynuzdan yapılan el sanatları, deniz hayvanı
atıklarından yapılan el sanatları ve aksesuarlar hammaddesi deri ve hayvansal atıklar olan el sanatları kapsamında yer alırlar (Öztürk, 1998, s.75-79).
Hammaddesi Kabuk, Saz, İnce Dal ve Sap Olanlar, kamış, ince dal, tahıl sapları gibi maddelerden yapılan el sanatı ürünler, yapım maddeleri yanında, yapım teknikleri ve türleri düşünülerek sınıflandırılabilir. Bu grup altında, sepet örgücülüğü, mobilya yapımı, hububat sapları ile yapılan örgü ve süs eşyaları, saz kullanılarak yapılan çanta, hasır, plaj yaygısı gibi eşyalar düşünülebilir (Öztürk, 1998, s.75–79).
Hammaddesi deniz canlılarından elde edilenler ise, denizde yaşayan yengeç, ıstakoz gibi canlıların kıskaçları, sırt kabukları, istiridye, denizatı, denizyıldızı gibi canlıların kurutulmuş kabukları, dekoratif amaçlı biblolardan çeşitli takılara ve süs eşyalarına kadar değişik alanlarda kullanılan özellikle deniz kabuklularıdır (Öztürk, 1998, s.75–79).
2.2. Kuyumculuk Sanatı Ve Takı Kavramı 2.2.1. Kuyumculuğun tanımı
Kuyumculuk; değerli – değersiz, metal - metal olmayan hammaddeleri işlemek suretiyle sanat eseri yapmaya yönelik faaliyetlerin tümüne denir (Vitiello, 1995, s.1).
Maden ve mücevherat sektörünün temel taşı kuyumculuk; Altın gümüş gibi kıymetli madenlerin ve alaşımlarının eritilerek dökülmesi, plaka veya tel haline getirildikten sonra işlenerek ziynet eşyasına dönüştürülmesi işlemlerinin yapıldığı meslek dalıdır.
Kendi başına ve belirli bir süre içerisinde, altın, gümüş ve benzeri kıymetli madenleri estetik bir anlayış ile şekillendirme ve kıymetli taşlarla işleme bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişiler ise ‘kuyumcu’ olarak tanımlanmaktadır.
Günümüzde kuyumculuk, gelişmiş teknolojiyi kullanan, insanlığın eski çağlardan bugüne taşıdığı bilgi birikimiyle ve estetik değerlerle oluşan bir meslektir. İnsanların kendilerini daha iyi ve estetik hissetmelerini sağlamalarına yardımcı olacak ürünler tasarlamak, üretmek ve onların beğenilerine sunmak kuyumculuk mesleğinin çalışma alanlarıdır.
2.2.2. Takı’nın tanımı ve tarihsel süreç
Takı; bir bedenle ya da giysilerle buluştuğunda anlamını bulan, kendini ifade edebilen bir süs eşyasıdır. Bedende var olamadığında sadece bir obje ya da heykelcik olarak algılanan mücevherin yegâne fonksiyonu bedeni süslemektir.
Takı, takmak kelimesinden gelmektedir. Mücevher veya ziynet eşyası olarak da adlandırılan takı, insanların süslenmek amacıyla taktıkları çeşitli taş, maden, doğa ürünleri ve buna benzer malzemelerden yapılmış olan kullanım eşyalarıdır (Özbağı, 1993, s.13).
İlk insandan günümüze kadar geçen zaman içinde insanoğlu, çeşitli amaçlarla maddeye biçim vermiş, maddeye hükmetmeye çalışmıştır. Değerli madenler ve taşlar, insanlık tarihi boyunca kimi zaman güzellik, kimi zaman zenginliğin ve asaletin simgesi olarak işlendi, kullanıldı. Takıların ilk kez ne zaman ve ne amaçla kullanıldığı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte, geçmişinin insanlık tarihi kadar eski olduğu ve doğa - inanç ilişkisi sonucu oluştuğu tahmin edilmektedir.
Toplumlara ait olan takılar, sadece o dönemin takı kullanma geleneği ile ilgili bilgi vermez. Takının oluşması, sosyo - kültürel ve psikolojik yaklaşımlar bir kenara bırakılıp, form, işçilik, teknolojik açıdan incelenirse o toplumun bütün teknik özellikleri, mimari yaklaşımları, ekonomik ölçütleri ve sanat tavırları ortaya çıkar. Yani takılar, toplumların yaşam düzeylerini, felsefelerini ve tekniklerini yalın bir biçimde açıklayan objelerdir (Demirtaş, 1996, s.41).
Takının tarihi, günümüzden 30.000 yıl öncesine, üst paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Ancak uzmanlar, gerçek anlamıyla kuyumculuğun, Mezopotamya’da, Mısır’da ve Anadolu’da, M.Ö. 4.bin yılın sonlarına doğru başladığını belirtiyorlar. Paleolitik döneme ait ilk takılar, Anadolu’da Antalya’nın Karain Mağarası ve Beldibi Kayasığınağı gibi yerleşim alanlarında yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkarılmıştır.
Kuyumculuk teknolojisi ile takıların biçim ve isimlerini; yazılı kaynaklardan, antik vazo resimlerinden, duvar resimlerinden, sikkeler ve heykeller üzerindeki takı betimlerinden öğreniyoruz. Kazılardan çıkan takılarla, arkeolojik belgeler ve yazılı kaynakların bilgileri birleşince birçok bilinmeyen, kuşkusuz daha kolay aydınlana-bilmektedir (Savaşçın, 1986, s.75).
Eski çağlarda insanlar takıları, süslenmek için değil inançlarını ifade ettiği, kötülük ve tehlikelerden koruduğu için takmışlardı. Takı ve aksesuarlara ait bulgulara günümüzden 30 bin yıl öncesinde üst paleolitik dönemde mağara duvar resimlerinde, küçük kadın heykellerinde rastlanılır (Sokullu, 2003, s.28).
Paleolitik Çağ’da, mağarada yaşayan insan, doğada bulunan kemik, hayvan dişleri, deniz ve kara hayvanlarının kabukları, çeşitli taşları toplayıp kolyeye dönüş-türerek ilk takıyı ortaya koymuşlardır (Demirtaş,1996, s.3).
Anadolu topraklarında Neolitik çağa ait, Diyarbakır yakınlarındaki Çayönü, Konya yakınlarında olan Çatalhöyük yerleşim alanlarında yapılan kazılarda, çeşitli eşyaların yanı sıra taş, kemik, diş ve yumuşakça kabuklarından yapılmış olan kolye, bilezik gibi takılar da çıkartılmıştır (Köroğlu, 2004, s.15).
İlk Tunç Çağında, takılar gerek malzeme, gerek form yönünden zenginlik kazanmıştır. Özellikle kolyelerde, altın ve küçük boncuklar son derece büyük bir uyum içinde sıralanmışlardır (Demirtaş,1996, s.4).
İlkçağda Anadolu’da kuyumcu ustaları altın, gümüş, bakır üzerine kabartma, kalıpla çakma, telkari, burma, som döküm, savat, kakma, kaplama, oyma, yaldızlama gibi teknikleri büyük ustalıkla uygulamışlardır (Sakaoğlu ve Akbayır, 2000, s.113).
Anadolu’daki ustalar, sanatkârlar bir yandan kendilerinden önceki kültür mirasına sahip çıkarken, aynı zamanda da yeni göçlerle Anadolu’ya gelen değişik uygarlıkların getirdikleri teknik ve üslupları da özümlemişlerdir, ancak Anadolu’nun özgün karakteri de korunmuştur (Savaşçın,1985, s.11).
Batı Anadolu’da kurulmuş olan Lidya uygarlığının kuyumculuğuna en güzel örnekler, Karun hazinelerine aittir. Günümüzde Uşak Müzesinde sergilenen bu eserler arasındaki bilezikler, gerdanlıklar, broşlardaki süsleme tekniklerinin mükemmellikleri etkileyicidir. Mineleme, telkari, granülasyon tekniklerinin dikkat çektiği eserlerde hayvan başları, güneş ve ay motifleri yaygın olarak kullanılmıştır (Atasay, 2004, s.12).
Doğu ve batı kültürünü kaynaştıran Helen Uygarlığı döneminde takılar da heykel gibi tasarlanmıştır. Bu dönemde Telkari, granülasyon, kabartma teknikleri üstün
beceriyle kullanılmıştır. Özellikle taçlar, altından yapılan defne ve meşe yapraklarıyla süslenmiştir (Atasay, 2004, s.12).
Roma dönemi kuyumculuğunda, taş kullanımı dikkat çekmektedir. Süsleme tekniklerine kakmacılığı da ekleyen Romalılar, Helenler gibi hayvan başı motiflerini de sıkça kullanmışlardır (Atasay, 2004, s.14).
Bizans sanatının en önemli öğesi Hıristiyanlık olduğundan dolayı kuyumculuğun en temel sembollerinden birisi haç motifiydi. Hz. İsa’yı ve Hıristiyanlığı simgeleyen semboller kuyumculuk üzerinde de belirleyici oldu. Balık, kuş, güvercin, tavus kuşu gibi hayvan figürleri ölümsüzlük, kutsal ruh, cennet gibi kavramları anlatmakta kullanıldı (Atasay, 2004, s.14).
2.2.3. Takılarda motiflerin kullanımı
Süslemenin ana teması desendir. Deseni oluşturan ise motiflerdir (Akar ve Keskiner, 1978, s.10).
Motifler, çoğu kez toplulukların gelenek ve göreneklerini yansıtan, onların zevk, görüş ve inançlarının ifadesi olarak, bu kavramlar içinde gelişip, üsluplanmış, o millet-lerin sanat simgesi ve temsilcisi olmuştur.
Motifler, toplumun örf ve adetlerini, töre ve geleneklerini, yaşamlarını, dinsel inançlarını, folklorunu, mitolojisini, estetik zevkini yansıtır (Efendi, 2000, s.381).
Anadolu kadınının kullandığı her takıda, süslenme ve fayda ayrılmaz birer unsurdur. Anadolu kadını, atalarının destanlaşan öykülerini motiflerle söyler. Anadolu kadınının başını, göğsünü, belini, elini süsleyen takılar, kiminde gözden sakınma, kiminde bereket, sabır ve uğur olur (Payzın, 1985, s.44).
Motif, sanat eserleriyle süsleme işlerinde tekrar eden veya kendi başlarına ayrı ayrı bir grup meydana getiren şekillerin her birine verilen addır.
Geleneksel gümüş kadın takılarında kullanılan süslemelerinde bitkisel motifler yoğunluktadır. Bunları, sembolik anlam taşıyan geometrik motifler, nadir olarak hayvansal motifler ve yazılar izlemektedir (Özbağı, 1989, s.28).
2.2.3.1. Bitkisel motifler: Türklerin yaptıkları bezeme çalışmalarında, Orta
Asya’dan Anadolu’ya kadar, bitkisel motifler sürekli işlenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında ise bitkisel bezeme çalışmaları zirveye ulaşmıştır (Kılıçkan, 2004, s.24).
Doğada bulunan unsurlar, gerek tamamen stilize edilerek gerekse görüldükleri halleriyle Türk süsleme sanatları içinde yerini almıştır (Kurfeyz, 2003, s.8).
Birbiri içine girerek ağ oluşturan dal ve yaprakların stilize edilmiş biçimleri Osmanlı bezemelerinin özgün yapısını sergiler ki bu bezeme tipi Arabesk ya da Girişik Bezeme diye adlandırılmaktadır (Kılıçkan, 2004, s.24).
2.2.3.2. Geometrik Motifler: Geometrik öğelerle yapılan bezemelerin
temelin-de simetrik düzenlemeler egemendir. Simetrik düzenlemeler, insan üzerintemelin-de monoton bir etki yaptığı için rahatlatıcı bir yönü bulunmaktadır (Kılıçkan, 2004, s.22).
Geometrik motifler, sonsuzluğun ifadesi olarak anlaşılır ki İslam felsefesinin sanata yansıması olarak da değerlendirilebilir. Kare, dikdörtgen ve eşkenar üçgenlerin bir arada, ağ görüntüsü vererek adeta ezelden ebede gidişi vurgular.
Geometrik motifli bezeme çalışmaları Selçuklular döneminde en üst seviyeye ulaşmıştır (Kılıçkan, 2004, s.24). Geometrik motiflerin sembolik anlamları, Osmanlılarda yavaş yavaş kaybolmuş zamanla salt bir süsleme unsuru haline dönüşmüştür (Akar ve Keskiner, 1978, s.20).
Takılarda üçgen, kare, daire, eşkenar veya baklava, yıldız motifleri yoğun olarak görülmektedir (Özbağı, 2002, s.797).
2.2.3.3. Hayvansal Motifler: Hayvan motifleri, hayal ürünü olan efsanevi
hayvan motifleri ve tabiat kaynaklı, üsluplandırılmış hayvan motifleri olarak iki grupta toplanır (Birol ve Derman, 1995, s.13).
Bozkır sanatının en eski eserlerinde, her hayvan kendisine has duruşuyla yalın ve tek biçimlendirilmiştir. Altayların doğusunda Pers ve Ortadoğu kültürleriyle
etkileşim sonucu, motifler vahşi hayvan mücadelesi sahnelerine dönüşmüştür (Türe, 2005, s.75).
Ayrıca Hun ve Uygur dönemlerinde uzak doğu uluslarından esinlenerek düzenlenen efsanevi ve mitolojik hayvan biçimlerini stilize ederek bezemelerinde kullanmışlardır. Anadolu’da kurulan Selçuklu devleti ve beylikleri döneminde yapılan eserlerde, kökeni Orta Asya’dan gelen bu hayvansal öğelerle ilgili biçimlere gerektiği kadar yer verilmediği ve bitkisel bezeme düzenlemelerin arasında yardımcı olarak kullanıldığı görülmektedir (Kılıçkan, 2004, s.29).
2.2.3.4. Sembolik Motifler: Sembolik motifler, bilinçli ya da bilinçsiz anlamı
alan motiflerdir. Bir şeyi simgelemek ya da bir fikir uyandırmak amacı taşıyan ve kökeni inançlara dayanan sembolik motifler geleneksel gümüş kadın takılarında yoğun biçimde görülür (Özbağı, 1989, s.38).
2.2.4. Takılarda kullanılan malzemeler
Takı yapımında kullanılan malzemeler; madenlerden-taşlara, deniz ürünlerinden-cama, toprak ürünlerinden-deriye vs. çok geniş ve zengin bir çeşitliliğe sahiptir. Bu yüzden burada takı yapımında kullanılan malzemelerden sadece metallere (değerli-değersiz) ve süs taşlarına (yarı değerli) yer verilecektir.
2.2.4.1. Madenler
2.2.4.1.1. Altın: Altın metali bakır, gümüş ve meteor demiri ile birlikte
cilalı taş devrinden bu yana bilinen metallerdendir. M.Ö. 4000 yılından itibaren Mısırlıların ve M.Ö. 3000 yıllarında Sümerlerin Mezopotamya’da altın üreterek kullandıklarına dair kesin bulgular vardır. Altının fiziksel, kimyasal ve metalik özelliklerinin işlenmeye, dış etkilere karşı dayanıklılığa çok elverişli olması onun ilk çağlardan günümüze kadar kuyumculukta kullanılan metaller arasında ilk sırada yerini almasını sağlamıştır.
Simgesi : Au Ergime Noktası : 1064 oC
Buharlaşma : 2807 oC Özgül Ağırlığı : 19,3 g/cm3
Sertlik : 2,5 Renk : Altın Sarısı
(Tezcan, 2007) Altın sudan, kuru ve yaş havadan, oksijen ve ozondan, kükürt ve hidrojen sülfürden, azottan ve hidrojenden hatta yüksek sıcaklıkta bile asitli ve bazik çözeltilerden etkilenmediğinden doğada metalik halde bulunan ender metallerden biridir. Sadece kral suyu (Aqua Regia ) olarak adlandırılan 3 kısım HCl ( Tuzruhu ) ve 1 kısım HNO3 ( Kezzap ) içerisinde çözünmektedir. Altının bu üstün özellikleri, kendine
özgü renk ve parlaklığını hiç kaybetmediğinden süs ve ziynet eşyaları yapımında, kralların ve zenginlerin özel eşyalarının yapımında, hatta zenginlik göstergesi olarak tarih boyunca kıymetli madde ve para olarak kabul görmüştür.
Altının çok yumuşak olması, mücevher yapımında tek başına kullanılması olanağını kısıtlar. Bu yüzden bir başka metalle karıştırılarak kullanılır. Sertliği ve dayanıklılığı arttırmak için Bakır, Gümüş, Paladyum, Nikel, Platin, Çinko ve Kalay’la alaşım yapılarak kullanılır. Bu katkı maddelerinin belli oranlarda karışımları ile değişik renklerde altın elde edilmektedir. %25 Ag yeşil altını, %12,5 Ag ve %12,5 Cu sarı altını, %0,6 Ag ve %19 Cu pembe altını, %25 Cu kırmızı altını, %41,5 kızıl altını oluşturur. Beyaz altın için; nikel, çinko, paladyum ya da platin kullanılır (Aras, 1996).
2.2.4.1.2. Gümüş: Doğada saf halde bulunmasının yanı sıra Pb, Zn, Cu
ve Ni bileşikleri şeklinde de bulunabilmektedir. Tüm metallerin en beyazıdır. Altından sonra kolayca yassılaştırılabilen en sünek metaldir. Saydam yapraklar haline getirile-bilir. Saf gümüş tırnakla çizilebilecek yumuşaklığa sahiptir (Yılmaz, 2004).
Simgesi : Ag Ergime Noktası : 961 oC
Buharlaşma : 2212 oC Özgül Ağırlığı : 10,5 g/cm3 Sertlik : 2,5 Renk : Temiz Beyaz
(Tezcan, 2007) Metaller içinde elektrik ve ısıyı en iyi iletenlerden biridir. Gümüşe %50 bakır ilave edildiğinde bile rengi değişmez. Kuyumculuk alanında oldukça yaygın olarak
kullanılmaktadır. Gümüşün 1000 milyemi optikte, 925 milyemi takıda, 800 milyemi çatal – kaşık gibi ev aletlerinde kullanılmaktadır.
2.2.4.1.3. Platin: Dünyanın en asil madeni olarak kabul edilir. En önemli
özellikleri arasında sertliği, iletkenliği ve diğer element ve asitlerden etkilenmemesi gelir. Kral suyu dışında hiçbir asit ve solüsyondan etkilenmez. Bu yüzden kullanım alanları oldukça çoktur.
Simgesi : Pt Ergime Noktası : 1772 oC
Buharlaşma : 3825 oC Özgül Ağırlığı : 21,45 g/cm3 Sertlik : 3,5 Renk : Gri beyaz
(Tezcan, 2007) Yıllık üretiminin 85 tonla sınırlı olması ve çıkarılmasının oldukça zor olmasından dolayı fiyatı yüksektir. Çıkarılan platinin %35’i kuyumculuk sektöründe kullanılmaktadır. Platin dövülerek yassılaştırılabilen, sünek, kopma dayanımı yüksek bir katıdır. Kaynak yapılabilir ve ısıtıldığı zaman parlaklığını kaybetmez. Platin, elektrikli fırınlarının yapımında, diş protezlerinde, laboratuar cihazlarının yapımında kullanılır.
2.2.4.1.4. Paladyum: Genellikle platinle beraber bulunur. Platin grubu
metalleri arasında erime noktası en düşük, uçuculuğu en fazla ve en ucuz olan elementtir. Platinin aksine derişik asitlerde özellikle de HNO3’te çözünür.
Simgesi : Pd Ergime Noktası : 1554 oC
Buharlaşma : 2963 oC Özgül Ağırlığı : 12.023 g/cm3 Renk : Gri beyaz Sertlik : 4,75
(Tezcan, 2007) Beyaz altın gibi altın alaşımlarını renksizleştirmek için kullanılır. Nikel alaşımlı diğer beyaz altınlara kıyasla daha yumuşak ve kolay işlenebilir olduğundan taş yuvaları yapımında kullanılır. Ayrıca saat ve ameliyat malzemeleri yapımında kullanılır.
2.2.4.1.5. Rodyum: Çoğunlukla Platin’in sertleştirilmesinde alaşım
malzemesi olarak kullanılır. Platine çok az miktarda Rodyum katılmasıyla platinden daha sert ve yüksek sıcaklıklara dayanıklı bir alaşım elde edilir.
Simgesi : Rh Ergime Noktası : 1964 oC
Buharlaşma : 3695 oC Özgül Ağırlığı : 12.450 g/cm3 Renk : Gümüş beyazı Sertlik : 6,0
Gümüş beyazlığında değerli bir metal olan Rodyumun ışığı yansıtma gücü çok yüksektir. Oda sıcaklığında havadan etkilenmediğinden başka metallerin üzerine elektrik ile kaplanır ve yüzeyi parlatılarak mücevher ve bezeme malzemesi olarak kullanılır. Mücevherlere yapılan bu kaplama işlemine Rodaj adı verilir (Yılmaz, 2004).
2.2.4.1.6. Bakır: Doğada ya serbest element halinde bulunur veya çeşitli
filizlerinden elde edilir. İlk bakır filizi Kıbrıs adasında bulunmuştur. Zaten bilimsel adı da Cuprum (Cyprium)’dan gelmektedir. Bakırın geçmişi M.Ö. 13.000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Ayrıca insanlar tarafından kullanılan ilk metal olarak kabul edilmektedir. M.Ö. 6000 yılında Mısırlılar, bakırı eriterek dökmüşler, soğuk şekillendirmeler ile savaş aletlerini yapmışlardır (Untracht, 1988).
Simgesi : Cu Ergime Noktası : 1083 oC
Buharlaşma : 2595 oC Özgül Ağırlığı : 8.94 g/cm3 Renk : Bakır kırmızısı Sertlik : 3,0
(Tezcan, 2007) Saf bakır çok yumuşak olduğu için kolay bir şekilde işlenir, dövme suretiyle kolaylıkla biçim verilebilir. İyi bir ısı ve elektrik iletkenidir. Kuyumculukta; altın ve gümüş alaşımlarında katkı maddesi olarak ayarın düşürülmesinde, kıymetli madenin sertliğinin arttırılmasın-da, yardımcı alet ve model yapımında kullanılmaktadır. En önemli bakır alaşımları pirinç (sarı) ve bronz’dur. Bakırın rengi ateş gördüğü zaman siyaha döner. Kaynak yapılabilir. Sülfürik asit ve tuzruhu karşısında yavaş nitrik asit karşısında ise süratli bir şekilde ve zehirli gaz çıkararak çözünür.
2.2.4.1.7. Kalay: Doğada saf olarak bulunmayan madenlerdendir.
Yumu-şak, elastiki ve genleşebilen bir yapıya sahiptir. Normal şartlarda yavaş okside olur. Bütün asitlerden etkilenir. Kalay genel olarak %50 – 60 kurşunla karıştırılarak lehim olarak kullanılır (Untracht, 1988).
Simgesi : Sn Ergime Noktası : 231,9 oC
Buharlaşma : 2270 oC Özgül Ağırlığı : 7.29 g/cm3 Renk : Beyaz Sertlik : 1,8
(Tezcan, 2007)
2.2.4.1.8. Nikel: Saf nikelin kullanım alanı az olmasına karşın çelik
alaşımlarında, beyaz altın ve alpaka alaşımlarında yaygın olarak kullanılır. Nikelaj yapımında temel metaldir.
Simgesi : Ni Ergime Noktası : 1453 oC
Buharlaşma : 2730 oC Özgül Ağırlığı : 8,9 g/cm3 Renk : Beyaz Sertlik : 3,5
(Tezcan, 2007) Nikel eritilmeden ve haddelemeden önce dikdörtgen veya kare şekilli, girintili ve çıkıntılı yüzeylere sahiptir. Mıknatıs tarafından çekilebilmektedir. Nemli havada yavaş yavaş, ateş altında ise çabuk bir şekilde okside olur. HCl ve H2SO4’te yavaş HNO3’te ise
hızlı bir şekilde çözünür (Untrcaht, 1988).
2.2.4.1.9. Çinko: Çinkoda nikel ve kalay gibi saf olarak bulunmaz.
Kalaya kıyasala daha çabuk okside olur. Hem asitler hem de bazlar çinkoya tesir ederler. Kolay kırılır, vurmaya ve darbelere karşı dayanıklı değildir.
Simgesi : Zn Ergime Noktası : 419 oC
Buharlaşma : 907 oC Özgül Ağırlığı : 7.131 g/cm3 Renk : Açık mavi – Gri Sertlik : 2,5
Kuyumculukta gümüş şarnellerin çekim ve bükümlerinde dolgu olarak, beyaz altın imalinde alaşım olarak, altın ve gümüş kaynaklarında erken ergime ve akışkanlığı sağlamak amacıyla katkı malzemesi olarak kullanılmaktadır (Yılmaz, 2004).
2.2.4.2. Süs taşları
2.2.4.2.1. Kuvars: Doğada yaygın olarak rastlanan minerallerin başında
gelir. Kuvars kristali dünya kabuğunun %12’den fazlasını oluşturmaktadır. Saydam veya mat, renksiz veya beyaz, kırmızı, pembe, mavi, mor gibi çeşitli renklerde kuvars vardır. Sertlik derecesi 7 olan ve en çok tanıdığımız Ametist, Dumanlı Kuvars, Sitrin, Gül Kuvars, Süt Kuvars, Kaplan Gözü, Kalsedon, Karneol, Akik (agat), Krizopraz ve Oniks taşlarını içerisine alan bir gruptur (Gürbüz, 2002).
2.2.4.2.2. Opal: Kuvarsın bir çeşididir ve bu yüzden kuvars gibi silisyum
dioksittir. Opal’in ağırlığının %6 - 10’unu su meydana getirir. Sertliği 5,5 – 6 arasında olan, içinde renk oyunları olan kırmızı, yeşil, sarı ve mavi parlayan bir taştır. Amorf bir yapıya sahiptir, yani kristal yapısı yoktur. Ateşe karşı dayanıklı değildir. Çok yaygın bir çeşitlilikte görülebilir. Adi Opal, Asil Opal, Ateş Opali, Süt Opali, Siyah Opal gibi türleri vardır (Ethem, 1990).
2.2.4.2.3. Turkuvaz: Firuze olarak ta adlandırılan turkuvaz çok eski
zamanlardan beri süs taşı olarak kullanılmaktadır. Saydam ve parlak olmadığı halde değerli sayılan nadir taşlardan biri olan turkuvazın çok eski çağlardan bu yana tılsımlı gücüne inanılır. İlk olarak M.Ö. 3000 yıllarında Mısır’da kullanılmıştır. Sertliği 6 olan turkuvazın en iyi ve değerli olan rengi açık mavidir. Ancak açık maviden yeşilimsi maviye ya da sarımsı griye kadar değişen renklere sahip olabilmektedir. Mücevher olarak kullanılanlar genellikle fasetasız olarak tıraşlanır. Yani kaboşon adı verilen kubbeli şekillerde kesilir. Taşın üzeri oyulabilir ya da üzerine kabartma yapılabilir.
2.2.4.2.4. Lapis Lazuli: Takı ve oymacılık ve tedavi taşı olarak sıkça
kullanılan bu taş 7000 yıldır tanınır. Dünyanın en değerli taşlarından biri olma özelliğine sahip olan bu taş her zaman mavidir. Gece mavisi ve açık mavi renklerinde bulunur, şeffaf olmayıp sertlik derecesi 6’dır.
2.2.4.2.5. Malakit: Bakır bileşimli 3.5 – 4 sertliğinde koyu yeşil ve açık
yeşil damarlı bir taştır. Çok yumuşak olduğu için öğütülerek de kullanılmıştır. Bakır olan her yerde malakitte olur. Malakit her zaman kadınların taşı olarak görülmüştür. Toz haline getirildiğinde makyaj malzemesi olarak kullanılır (Bozcan, 2000).
2.2.4.2.6. Akuvamarin: Dilimizde deniz suyu anlamına gelen bu taş
camgöbeği mavisi ve açık deniz yeşili rengindedir. Çok sert olmasına rağmen narindir ve bir çarpma sonucu kolayca yarılabilir.
2.2.4.2.7. Ametist: Kuvars ailesinden mor renkli bir taştır.
Kuyumculukta ametiste daha çekici bir görünüm kazandırmak ve mor rengi dağıtmak için taş yavaşça ısıtılır. Bu işlem çok dikkatlice yapılmalıdır. Çünkü yüksek derecede ısıtıldığında ametist mor rengini kaybederek rengi sarıya bazen de kahverengi ve yeşile döner. Sağlık taşı, huzur taşı ve aşk taşı olarak da bilinen ametist, asırlar boyunca değişik uygarlıklarca sevgi ve beğeniyle kullanılmıştır (Read, 1999).
2.2.4.2.8. Topaz: Sertlik derecesi 8 olan, doğal bir parlaklığa sahip,
saydam ve nadir bulunan bir taştır. En değerli rengi sarı olmasına karşın nadir olarak da kırmızı, pembe, mavi ve yeşil renkleri vardır. Sarı topaz ısıtıldığında pembemsi tonlara bürünür. Piyasada bulunan pembe topazların çoğu ısıtılmış sarı topazlardır (Ethem, 1990).
2.3. Beypazarı Hakkında Genel Bilgi 2.3.1. Coğrafi durumu
İç Anadolu Bölgesi sınırlarında, Ankara’nın 99 km. kuzeybatısında yer alan Beypazarı, Ankara iline bağlı ilçe merkezidir. Kuzeyinde Bolu ili, Kıbrısçık ve Seben ilçeleri, batısında Nallıhan ilçesi ve Eskişehir ili, güneyinde yine Eskişehir ili ve Polatlı ilçesi ile doğuda Ayaş, Güdül ve Çamlıdere ilçeleri yer almaktadır. Eski Ankara – İstanbul karayolu kent merkezinden geçer. Yüzölçümü 1.868 km2olan ilçenin rakımı
675 m.dir (Anonim, 1973, s.60).
Beypazarı ilçe toprakları, kuzeyde ve güneyde yer alan dağlardan, ortada da Kirmir suyunun açtığı çöküntü oluğunun tabanındaki Beypazarı ovasından oluşur. İlçenin kuzeyini Işık, Aladağ ve Köroğlu Dağları’nın uzantıları engebelendirir. Bu
dağlardan ayrılan kollar ilçe merkezine kadar girer, güneye doğru uzanarak birçok irili ufaklı dağ ve tepeleri meydana getirir. İlçe sınırları içindeki en önemli yükseltiler 2000 metreye yaklaşan Karlık ve Kavaklı dağlarıdır. İlçenin güney kesimlerini Sündiken dağlarının uzantıları kaplar. Beypazarı topraklarına batıdan giren Sündiken dağları, kuzeybatı-güneydoğu doğrultuludur. Yükseklikleri 1000 m.yi aşmaz (Şener, 1997, s.1).
2.3.2. Tarihçesi ve adı
Beypazarı ve çevresinde zaman zaman toprak altından çıkan buluntular, sikke ve kalıntılar üzerinde yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda, ilçe ve çevresinde sıra ile Hititler, Frigler, Galatlar, Romalılar, Bizanslılar, Anadolu Selçukluları ve Osmanlıların egemen oldukları anlaşılmaktadır (Şener, 1997, s.13).
Beypazarı ve çevresinde yaşadıkları bilinen en eski halk; orta batı Anadolu’da lokalize olan, Hint-Avrupa kökenli Luwi’lerdir. Bunların İ.Ö.3000 yılın ikinci yarısında Anadolu’ya girdikleri sanılmaktadır. Hitit metinlerinde Luwi ülkesi uzak bir memleket olarak belirtilir. Bunlardan sonra Kızılırmak kavisi içinde yaşamış olan Hatti ve Hurri’lerin Beypazarı ve çevresinin en eski sakinlerinden oldukları tarihi belgelerden anlaşılmaktadır. Hititler ile akraba olan Luwi’ler yeni gelenlerin etkisiyle güneye çekilmişler ve M.Ö. 1200 yıllarından sonra da etkinliklerini kaybetseler de varlıklarını koruyabilmişlerdir. Daha sonra Beypazarı ve çevresinde Hititler egemen olmuşlar ve Hitit imparatorluğundan sonra da Orta Anadolu’da ikinci büyük devlet Frig’lerdir. Friglerden sonra Beypazarı yöresinde Sakarya nehri civarında yaşayan, müstakil bir devlet kuramayan ancak yabancı ordularda ücretli asker olarak çalışan Galat’lar hâkimiyet sağlamışlardır. Galatlardan sonra bölgede yaşamış olan Romalılar zamanında Beypazarı civarında Dadastana adlı kentçiğin varlığı biliniyor (Torun, 2004, s.17,18).
Türklerin Sultan Alparslan komutasında Anadolu’ya girmesinden kısa bir süre sonra Marmara’ya ulaşmaları ile Beypazarı’da ilk Türk akıncıları ile karşılaşmıştır. Selçuklu yönetimindeki Beypazarı, konum itibariyle sık sık göç eden Türkmen boyları-nın yerleştiği yerlerden olmuştur. Bu boylardan en önemlisi Kayı boyudur. Orhan Bey’in Ankara’yı alması ile Hüdavendigar (Bursa) Sancağı’na bağlı bir nahiye, sonrada kaza merkezi olarak Osmanlı yönetimine geçmiştir. Tanzimat’ın ilanından sonra Ankara’ya bağlı bir kaza konumuna getirilmiştir.
Beypazarı ilçesine ilk ismi Luwi’ler “Lagania” olarak vermişlerdir. Luwice Lagania “Kaya Doruğu Ülkesi” anlamına gelmekte olup, Beypazarı’nın kurulduğu yerin
konumunu oldukça güzel bir şekilde anlatmaktadır. M.S. 6. yüzyıla kadar adı Lagania olan Beypazarı’nın adı bu tarihten sonra değişmiştir. M.S. 491-518 yılları arasında hüküm süren Bizans İmparatoru Anastasios o zamanlar Piskoposluk merkezi olan Lagania’yı ziyaret etmiş ve bu ziyaretin anısına burası Anastasiopolis olarak anılmaya başlanmıştır. Beypazarı’nı Rumlardan, Kütahya Beylerinden Germiyanoğlu Yakup Şah’ın veziri Dinar Hezar alarak Osmanlı topraklarına katmıştır. Bundan sonra Beypazarı’nın adı fethedenin hatırasını yaşatmak amacıyla “Beyhezarı” olmuştur. Sonradan bu bey buraya yerleşerek burada panayır şeklinde büyük alışveriş yerleri kurarak çevre şehir, kasaba ve köylerin muayyen günlerde toplandığı büyük bir pazar yeri hâline gelmesini sağlamıştır. Sonradan bu pazar oldukça meşhur olarak Bey’in “Hezar” olan adının unutulmasına sebep olmuş ve bugünkü bilinen “Beypazarı” şeklini almıştır (Umar, 1993).
2.3.3. Ekonomik yapısı
Beypazarı ilçesi ekonomisi; tarım, ticaret, hayvancılık, sanayi ve el sanatlarına dayanmaktadır. Geçmişte bütün çevre kasaba ve köylerin alışveriş için geldikleri ve Ankara esnafının mal alıp sattığı bir ticaret merkezi durumundayken, bu önemli ticaret merkezi; Ankara’nın başkent oluşu, Eskişehir bağlantı yolunun kullanılmaması ve Beypazarı’ndan geçen Ankara - İstanbul yolunun Kızılcahamam’a yönlendirilmesi sonucunda eski önemini yitirmiştir.
Son yıllarda ilçe nüfusunun artması, küçük esnaf ve sanayinin kalkınması, tavukçuluk, sebzecilik, arıcılık, sütçülük ve ticaretteki canlanma ve gelişimle birlikte gözle görülür bir ilerleme olmuştur. İlçe nüfusunun % 67’si tarımla uğraşmaktadır. Modern tarım araç ve teknikleri sayesinde daha fazla ürün alınmaya başlanmıştır. Küçük sanayi ve el sanatları da halkın geçim kaynağı haline gelmeye başlamıştır.
Genelde halkın gelir kaynağı tarım olup başta “havuç” gelir. Beypazarı, havuç üretiminde Türkiye genelinde söz sahibi olmuştur. Buğday köylünün en önemli gelir kapısıdır. Çeltik, ıspanak, turp ve soğan da ilçenin gözde tarım ürünlerindendir. Kırbaşı yöresinde de başta hububat olmak üzere ayçiçeği üretilmektedir. Tarım da Türkiye’de Adana Ovasından sonra ikinci sırada gelir.
Tarımın yanında sanayi sektörü de oldukça gelir getirmektedir. En büyük sanayi alanlarından birisi karasörcülük’tür. Bunun dışında dünyanın ikinci büyük maden