• Sonuç bulunamadı

Şükriye Dikmen kendi duyuşunu, bakış ve yeteneğini bir üsluba dönüştürdü:Yalın çizgilerin, saf renklerin ressamı

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Şükriye Dikmen kendi duyuşunu, bakış ve yeteneğini bir üsluba dönüştürdü:Yalın çizgilerin, saf renklerin ressamı"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

i.ıfc;

Şükriye Dikmen kendi duyuşunu, bakış ve yeteneğini bir üsluba dönüştürdü

Yaktı çizgilerin,

safrenklerin ressam

LEVENT ÇALIKOĞLU_____________ Şükriye Dikmen’in resimlerine nasıl gi­

riş yapmalı? Sağlıklı ve ayaklan yere ba­ san bir okuma için elimizde, anahtar va­ zifesi görebilecek birkaç m etin söz konu­ su. Akademide atölyesinden mezun oldu­ ğu hocası Cemal Tollu, henüz 1950’lerin başlannda, onun sentezci ve doğaya kar­ şıt bir dil peşinde olduğunu söylüyordu. Canlılan, nesneleri, insan yüzlerini ışık ve gölgeden anndırarak neredeyse satıhsal bir boyamayla uzama kondurması, Tol- lu’ya göre açık bir Gauguin ve Modigli-

ani tesirinin belirtisiydi. Yine de yo­

lun başındaki her ressamda görü­ lebilecek bir yakınlaşmaydı bu. Ka­ şını gözünü yarmadan, büyük us­ talara toslamadan kaç ressam yo­ lunun daha önceden tepilmiş ol­ duğunun farkına varabilir ki?

1960’larda, kendisi gibi Matis- se’in saf tonlarına, gereksiz her tür­ lü ayrıntıdan sıyrılan form bütün­ lüğüne ve üzerine resim yapılan yüzeyin kompozisyona dahil edil­ mesi prensiplerine bağlılık duyan Dikmen hakkında, Nurullah Berk, Tollu’ya yakın görüşler ileri sürmüş­ tü. Buna karşılık, B atı’dan gelen örneklere kapılıp, her yıl değişik bir karakterle piyasada dolanan, bir bukalemun gibi renk ve biçim fan­ tezilerini denemeyi marifet bilen ressamların yanında D ikmen’in ta­ viz vermez çeşniye kaçmayan, tek bir görüşe ve tekniğe bağlı tavrım sahici, hatırı sayılır bir özellik ola­ rak tanımlamıştı Berk. Yine Berk’e göre Dikmen, duygudaşlıkla bağ­ lı olduğu kanallardan sıyrılarak, önündekini kendisine mal etmiş ve bu sayede Türk resm inde tama- miyle kendine özgü bir desen, renk ve konu çeşitlemesine doğru iler­ lemişti. Ressamın, tekrara düşme­ den yüzey resm inin olanaklarını bu ölçüde zorlaması, kendi duyu­ şunu, bakış ve yeteneğini bir üsluba dö­ nüştürmesi, saygı duyulması gereken bir davranış biçimi olarak algılanmalıydı.

Çizgiyi yüzeyde ustaca dolaştırmış

D ikm en’in yapıtlarını etraflıca didik­ leyen, resminin çıkış kaynakları, işleyişi üzerine kafa yoran Sezer Tansuğ ise sanat­ çının stilizasyona ulaşmayı hesaplarken kuru bir şematizme yuvarlanmamasında, duyarlı ve sevecen bir geometri anlayışı­ na olan bağlılığının etkili olduğunu düşü­ nüyordu. Tansuğ’un gönülden yakınlık duyduğu, hem insan hem de sanatçı ola­ rak sevdiği üç beş kadın ressamdan biri­ siydi Şükriye Dikmen. Birkaç görüşme­ mizde adını ve yapıtlarını saygıyla andı­ ğını hatırlıyorum. Hatta bir seferinde, Dik­ m en’in etrafında dönüp dolaştığı konula­ rın Batı kaynaklı olm asına karşılık, b i­

çimlere, renklere, çizgiye D oğulu bir çe­ şitleme anlayışı içeerisinde yakınlaştığı­ nı, bir sentez yakalamaya yönelik niyeti olmasa da takip ettiği yolun kaçınılmaz ola­ rak onu bu noktaya ulaştırdığını söyle­ mişti.

Enis Batur ise kendisini gümrükçü Ro- usseau’ya yakın gören, fauvist ve primi­

tif bir bakış açısını düstur edinmiş Dik- m en’i bir başka noktadan görmemiz ge­ rektiği konusunda ısrarlı. Batur, bu resim­ lerin tüm ucu açık bağlantılarına, eklem­ lendiği ilişkiler ağına rağmen, yakalama­ ya çalıştıkça saptanılan tespitleri boşluğa

düşüren özellikleri olduğunu ileri sürü­ yor. Bu nedenle Şükriye D ikm en’e vardı­ ğı noktadan baktığımızda Modigliani ve­ ya M atisse’in esas itibarıyla ile birer ve­ sileye dönüştüğünü ve bu iki ustaya refe­ ranstı okumalarında bizi ister istemez ge­ çersiz sonuçlarla yüzleşmeye zorladığını düşünüyor. Batur, Şükriye Dikmen’in ya­ pıtlarının bir tür “no man’s land” niteliği taşıdığı görüşünde. Bu nitelik, sözlükle­ rin ilk kullandıkları anlamda “iki cephe ara­

sındaki sahipsiztoprak” olarak değil, onun

yerine ikincil anlam da yani “çok tehlike­

li bölge” açımlamasına daha yakın duru­

yor. Bu yönlü bir bakış açısı bizi, tüm ön­ yargılarımızdan sıyırarak, bu resimlerin ne­ reye ait olduğunu düşünmek yerine, yal­ nızca sanatçının kendi serüvenine bağla­ nan bir aidiyet duygusuna götürebilir.

Her ne kadar sanat tarihsel bir metot­

tan hareketle bu sonuca varmıyorsa da Enis Batur’un tespitlerine iki nedenle ka­ tılm ak mümkün. İlkini Batur dillendirmiş zaten. D ikm en’in el attığı konuyu başka­ laştıran, kendisinden kılan sihirli bir ye­ teneği var.

O da döneminin pek çok ressamı gibi, peyzaj 1ar, modelinin suretini arayan port­ reler, boylu boyunca uzanan çıplaklar re­ simlemiş. Görece olarak en somutundan en soyutuna kadar tüm işlerinde çizgiyi yü­ zeyde ustaca dolaştırmış. Rengi dokuya çe­ virm iş ya da sadece kendisini temsil et­ mesine müsaade etmiş. Yine diğer tüm

ressamlar gibi bedenini tuval karşı­ sında hareket ettirmiş. Bir noktadan sonra ise konu neredeyse ortadan kalkarak ortaya konulanlar açık bir imzaya, bir üsluba, haklı bir sahici­ liğe dönüşmüş. Tıpkı M atisse ve M odigliani gibi “insan yüzü, çıplak

ten, ağaç ya da tarla” usulca aradan

çekilivermiş.

Duygu yüklü ve tutadı

İkinci gerekçe ise ilkini hem doğ­ ruluyor hem de ayaklan yere basan bir okuma üzerine temelli: Şükriye Dikmen’in baştan sona gerçekleştir­ diği işler tutarlı bir göstergeler bü­ tünü oluşturur ki bu da modem iz- min biçem ve sahibiyet sorunsalına karşılık gelir. Buna göre elde edilen söylem, (bunun çiçek, portre veya nü olması hiçbir şeyi değiştirmez) oluşturduğu gelişim içerisinde mut­ lak bir doğruluk iddiasına sahiptir. İçinde yanlışı banndınyor olma ola­ sılığına rağmen bu tutarlılık, kendi hakikatini, düzenini, akışım izleyi­ ciye dayatır. Bu, gerçekçi estetik ge­ lenek içerisinde tam anlamıyla do­ ğanın taklit edilmesi değil, tam ter­ si içinde yaşanılan dünyanın bir ne­ vi antitezidir. Nesneleri, canlılan bu şekilde görmeye çalışmak da aslın­ da kendisine yandaş arayan ressamın izleyiciye sunduğu bir öneriden baş­ ka bir şey değildir.

Sonuç itibany la ile her ressamın son ker­ tede gösterm ek istediği bir şey vardır ve bunu görünür kılmak için imgelerle oynar, boşlukta uçuşanı maddileştirmek zorun­ da kalır. Daha önce söylenilmiş olana sa­ hip olmak ise ancak ve ancak onu kendi­ ne mal etmekle mümkün olur. Bu sahip­ lenm e süresi D ikm en’de neredeyse bir öm ür sürmüştür ve kanımca, D ikm en’in tutarlılığının kaynağı da burada gizlidir. Şimdi geriye dönüp baktığım ızda onun bir virtüöz veya her gördüğünü tuvaline kondurmada sınırsız yeteneğe sahip bir çizim ustası olduğunu söylemek güç. Gös­ terilmek istenileni aşan kavramsal gön­ derindi telaşeleri de yok D ikm en’in. Fa­ kat onu ve sanatını yerleştireceğimiz kom­ partıman fazlasıyla duygu yüklü ve her şey­ den önemlisi de tutarlı.

‘Portre’, Nisa Defçioğlu koleksiyonundan.

ısa bir süre önce yaşamını

yitiren Türk resminin

önemli isimlerinden Şükriye

Dikmen, Yapı Kredi Sanat

Galerisi’nin hazırladığı bir

sergide tekrar aramızda.

É

m

?•

M

1

f f'%

%

i

I : m

‘Çiçekler’, kontraplak üzerine yağlıboya, Nisa Defçioğlu kolek­ siyonundan.

f i

ı

t

t

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Using a phage display technology in a chicken system, high-affinity monoclonal antibody fragments against the SARS-CoV spike protein were characterized. Ten truncated spike

Sınıf uygulamalarının Fen ve Teknoloji Programında yer alan konulara yönelik öğretmen adaylarının sahip oldukları pedagoji bilgilerini öğretme ve öğrenme

In this study, we have focused our investigation of the facts whether co-administration of a NMDA antagonist dextromethorphan (DM) with morphine during pregnancy and

Şimdiye kadar verdiği muh­ telif resitallerde Virtiyozluk dehasını ispat etmiş bulunan sayın profesör, bu sefer karşı­.. mıza yepyeni bir hüviyetle çıkmış,

sergisi açtığını fakat bu sergilerde resim satın alan olmadığını söylüyor. 1967 yılında Güzel Sanatlar Akade misini bitiren Anık resim

Önce çok nâzik mektuplarını­ za cevap vermeği Döylesine ih­ mal ettiğim için candan özür dilerim, ilk mektubunuz geldiği vakit bu şehirde değildim..

Katılımcıların yaş, el uzunluğu, ayak uzunluğu, biacromial mesafe değerleri artıkça el kavrama kuvveti artmakta, bu sonuca göre el kavrama kuvveti üzerine

Adaoğlu (2006), 1994- 1999 yılları arasında İstanbul Hisse Senetleri Borsasında olumlu ve olumsuz duyuruların hisse senetleri piyasasına olan etkilerini araştırdığı