A K Ş A M
, 26 M art 1936M e c m u a v e kitap la rı te tk ik h e y e tle ri
k ita b b a s tırm a k ta k i g ü ç lü k le r
Cevdet paşanın verdiği malû mata göre Abdülâziz zamanında tranlılar Valide hanında ve diğer gizli yerlerde kur’anı basıp ale nen satıyorlardı. Babıâli nice se- nedenberi kur’ anm basılmasını arzu ediyor, fakat babı fetvadan muvafık cevab alamadığı cihetle tereddüt ediyordu.
Şeyhislâmlar tarafından kur’an sahifelerinin bakkallarda görül mesi hürmetsizlik sayılarak şikâ yet edildikçe sadrazamlar da bu mushafları men, bazan da müsa dere ettirirlerdi.
Bir ara Fransada hafız Osman yazısile bir mushaf litografya ile bastırılarak İstanbula getirilmiş, Babaıâlice de satılmasına müsaa de olunmuştu; lâkin yazıları lâyı- kile çıkmamıştı. Bunun üzerine mesele vükelâ meclisinde müza kereye konulmuş ve (matbaai âmirece lâzım gelen ihtiramat ye rine getirilmek şartile mushaf tab’ ı) tensib ile icrası Cevdet pa şaya havale olunmuştu.
Meşhur yazı üstadı şeyh Ham dullah Agâh yazdığı mushaflar içinde en beğendiğini Medinede ravdai Peygamberiye göndermiş ti. Üçüncü sultan Ahmed bunu taklid ile bir kelâmı kadim yaz mağa meşhur hattatlardan ve Ye- dikuleli Seyid Abdullah efendi şa kirtlerinden Şekerzade Mehmed efendiyi memur etmiş, Şekerzade dc bunu harfi harfine taklid ile yazdığı mushafı İstanbula getir miş, o zaman padişah olan birinci sultan Mahmuda takdim etmişti.
Cevdet paşa nüsüh ile yazılmış olan bu nüshayı İstanbulda hafız ların reisi Timur hafıza okuttur muş, görülen yanlışları ulema re isi ve hattatlar şeyhi İzzet Musta fa efendiye tashih ettirmişti.
Bu suretle mushaf erkânı harbi
ye fotoğrafhanesinde fotolitografi sanatinde mahir kolağası hafız A li efendi marifetile bastırılmıştı.
(H . 1291) Mushafların tetkiki ne maarif nezaretindeki teftiş ve muayene encümenine, ne de Şey- hislâm kapısındaki (tetkiki mü- ellefatl şer’iye) heyetine aitti. Bunun için Şeyhislâm kapısında ayrıca bir (tetkiki mesahif) heye ti teşkil olunmuştu.
Şemseddin Sami bey kur’anı türkçeye tercümeye kalkmıştı. Fakat Abdülhamid devrinde hiç buna imkân olabilir miydi? (Tet kiki mesahif) heyeti buna katiy- yen müsaade etmedi. Teftiş ve muayene encümeninde arabistan- Iı, Suriyeli, Hintli, Arnavut sarık lı âza ekseriyeti teşkil ederdi. Bun lar her ilmin mütehassısı idiler!
İlmî, tıbbî, hukukî, malî, İktisa dî, edebî, siyasî her risale ve kitab bunlar tarafından tetkik olunur du.
Bu âza reis tarafından kendile rine havale olunan kitab ve risale lerden basılmasında beis görme diklerinde istedikleri bahisleri ve satırları çizerlerdi. Sonra (bermu- cibi tay ve tashih tabında beis yoktur) diye raporunu verirlerdi. Çok defa bu çizikler eserin okun muş. olduğunu göstermek ve rapo ra şu (bermucibi tay ve tashih) cümlesi yazılabilmek için yapılır
dı.
Tiyatro sansürleri de her piyesi oynamadan evvel okur, bazı par çaları, hatta bazan tekmil bir rolü tay ve hazfederlerdi.
İkide bir de maarif nezaretine (eserlerin muayenesine ve tetkiki ne itina edilmesi) hakkında ira deler tebliğ edilirdi.
Nezaret te tetkikleri, muayene leri şiddetlendirdikçe şiddetlendi riyordu ; Bu şekil ile tetkik ve mu
ayene ne kadar faydalı olursa ol sun her yeniliğe bir sed ve engel konulmak diye tlaâkki ediliyordu. Zühdü paşanın maarif nezareti esnasında idi. Selânikte mekteb kitabları yazmak üzere yirmi bir muallim birleşerek (hazinei tedri sat) namile neşriyatta bulunuyor lardı. Bu muallimlerden Necib ve Medhi efendiler türkçe kelimele rin iştikakına dair yetmiş tablo tanzim eylemiş, bunları maarif nezaretine göndermişlerdi. Tak dir bekliyorlardı. Nezaretten katî bir emir şeklinde şu cevabı aldı lar:
(Şubbanı memlekete bu gibi beyhude iştigalât ile vakit geçir tilmesi telehhüf ve teessüfe şayan olmağla böyle şeylerle uğraşıl maktan ictinab edilmesi)
Zamanın münevverleri arasın da maarif nezaretine tevekkeli
(maarif türbesi) denilmiyordu! Nezaret binasının altında bir (tez veren dede) türbesi vardı ki ismi üstünde - takdim olunan adaklar mukabilinde - muradlan tez vermekle maruftu! Maarif ne zareti bu (tez veren dede) kadar bile olamıyordu!
Mekteb kitabları Ermeni kitab- cılarla anlaşmadan, maarif neza retinde yüksek memurların «g ö nülleri alınmadan» evvel basıla- mazdı. Zemin böyle hazırlandık tan sonra bunların da teftiş ve mu- yene encümeninden geçmesi za rurî idi.
Bu kadar tetkikten ve (tay ve tashihten) sonra bile çıkan ki taplardan jurnalcıların kalemle rinden kurtulamıyanlar olurdu!
Bu hallere göre encümende işle rin pek çok olduğu, âzanm başla rını kaşımağa vakitleri olamıya- cağı zannolunabilir. Hakikat hiç te öyle değildi. Bir defa âza «tet- kikatı» keyifleri istediği kadar uzatabilirlerdi.
Sonra basılan kitapların adedi o kadar azdı ki... Abdühamidin son senelerinde encümende haki kî sansürlük bir kaç kişinin elin de kalmıştı; encümenin işi de si gara kâğıdı, kibrit kutusu kapak larındaki resimleri tetkik etmeğe inhisar etmiş gibiydi!
1888 senesine kadar bütün mev kut mecmuaların muayenesi, tabı ve neşrine müsaade verilmesi tef tiş ve muayene encümenine aitti. O tarihte bu işlerin dahiliye neza retine bağlı matbuat idaresine geçmesi ve mecmuaların intişar larına irade ile ruhsat verilmesi kararlaştı. Adedi ona varan mec mualar hakkında maarifin vermiş olduğu ruhsatlar lâğvedildi; hepsi kapatıldı; sahipleri dahiliye neza retine müracaate mecbur bırakıl dı.
Gerek eskilerin sahipleri, gerek yeniden mecmua çıkarmak için müracaat edenler hakkında tah kikat ve tetkikat bıktıracak, usan dırıp vaz geçirtecek kadar uzatı lıyordu. Maarif işlerine de el ko yan! dahiliye müsteşarı Fuad bey Babıâlide sarayın emellerine hâ- dim oluyordu. Babıâliden terviç edildikten sonra bu mecmua imtir yazlarının «iradei seniye şerefsu- duru» için ne kadar bekliyecek- leri, hatta bu iradenin sudunum bir gün görüp görmiyecekleri ise hiç malûm değildi. (Arkası var)
Menemende Kubilây günü
Martın yirminci günü menemende Kubilây ihtifali yapıldığını yazmış tık. Yukarıdaki resim bu ihtifalden üç görünüşü tesbit ediyor. Solda İzmir parti reisi Avni Doğan nutuk söylerken, ortada Kubilâyın kız kardeşi ve annesi, sağda inkılâp abidesi çelenkler içinde görünüyor.
MinunıtmııııtımıiHiiiiıiHHinmmııııııuiHmHiıiHiıııunııııtııııımııa
lartmızdan en yaşlılarımıza kadar hepimizin yüzünde büyük mü cadeleleri başarmak, memleketi yükseltmek iradsi tecessüm edi yor. Bütün memleket havasında akis yapacak olan şey, yeni Tür kiye anlayışı için tsparta ovasmda verdiğimiz bu güzel örnektir. İş portaya her gelişimde bir evvel kinden daha ileri ve daha canlı gördüm. Bu sefer gördüğümüz canlılık zannederim ki benim gi bi bütün arkadaşların da dikkati ni celbetmiştir. İki üç sene sonra İşportaya geldiğimiz zaman bil miyorum daha iyi olması için ne lâzımdır. Yeni eserlerle daha
se-ııııiHiHiııımmuııııımmıııııııınııımınııımınııınııııııımıımıııuıuaı
vinçli bulacağımızı kuvvetle umu yorum.
Arkadaşlar, şimdi müsaadenizle güzel İşportayı gezelim. Bu açtı ğımız yeni demiryolu ümit ederim ki güzel İşportaya yeni faydalar getirecektir. İşin güzel tarafı bü tün memleketin ve Büyük M illet Meclisinin İşportayı sevindirmek için katlandığı bu tatlı külfettir. İspartalılart kendilerini B. M. Meclisine bu kadar sevindirdikle rinden dolayı kutlulamak isterim. Şimdi müsaade buyurursanız hep beraber şehri gezelim, tspartalı- lara muhabbet ve selâmlarımızı bir de şehirde ifade edelim.»
Taha Toros Arşivi